Devrimci Ahlak ve Dinsel Ahlak
Aç olan adam çalacaktır. Evde iki çocuğu sefil durumda olan adam gasp edecektir. Bunu ahlak nutuklarıyla ya da koyu imanla önlemenin olanağı yoktur. Zaten bu haldeki bir adamı din ve ahlak kullanarak durdurmak evdeki çocukları sefalete sürüklemek, dolayısıyla da ahlaksızlık yapmak anlamına gelir. Din ahlakı koşulları ve güç ilişkilerini dikkate almayan genellemeci ve zaman-mekan üstü ''ilahi'' tutumu nedeniyle kolaylıkla afyon görevi görebilmekte ve ezilen sınıfların sefaletini egemenler için sürdürülebilir kılabilmektedir.
Açsanız, olanaklarınız yoksa, ölmemek için arkadaşınızı bile yersiniz. Çünkü ahlak koşullardan, bu dünyadan, insan ilişkilerinden doğar. Gökten inmez. Din ise ahlakın temelini tersine döndürerek saptar. Aslında kendisi dünyanın tersine dönmüş kavranışını yansıtmaktadır. Ahlakın koşullara ve dünyaya olan bağını yoksamak onu dogmalaştırır.
Açlığın olduğu yerde ''ahlak'' olmaz. Açlığı bitirmek, ayrımcılığı, baskıyı bitirmek ancak bunun maddi koşullarını bitirmekle mümkündür. Bu devrimci değişim insan ilişkilerini daha sağlıklı ve uyumlu bir hale getirerek en ileri ahlaksallığı yansıtır. Devrimci ahlak, ahlakın doruğudur. Ali'nin dediği gibi ''Aç adamın dini olmaz'' ise burada ahlak ve dinin maddi koşulların ürünü olduğunun beyanı yok mudur?
Din ahlakında bol bol soyut(gerçek yaşamı görmezden gelerek idealize edilmiş) bir ahlaksal sistem vaaz edilir. Fakat tarih dinlerden kaynaklanan zulümlerin, savaşların, yağma ve talanların, bağnazlıkların, ırk ve cinsiyet ayrımlarının tarihidir bir anlamıyla da. O halde o kadar ahlak nutku içinde bu kadar ahlak dışılık nasıl ortaya çıkmıştır? Buna neden olan temel düşünce kalıbı şudur: ''Hakikat bizdedir, ahlak ve kusursuzluk bizdedir. Bizim dışımızdakiler kafirdir, kötü insanlardır, mutlak bir cehalet içindedirler. Cehennemde de -kimseye zarar vermemiş insanlar olsa bile inanmadıkları, bizim gibi düşünmedikleri için- yanacaklar, işkence göreceklerdir.''
Kitaptan birkaç örnek de verelim: ''İnkâr edenler ve (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar var ya; işte Allah onların bütün amellerini boşa çıkarır.'' (Muhammed, 1)
''(Deki: Size en çok ziyana uğrayanları haber verelim mi? Onlar dünya hayatında iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve Ona kavuşmayı [dirilmeyi, hesabı, ceza ve mükâfatı] inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir. Onlar için, kıyamet günü, hiç bir terazi tutmayız. [İyilikleri ile kötülüklerini ölçmeyiz çünkü amelleri boşa gitmiştir, tartıya girecek makbul şeyleri kalmamıştır.]) [Kehf 103, 104, 105]''
''Kâfirlerin iyi işleri engin çöllerde görünen seraba benzer. Susayan kimse onu uzaktan su sanır; ama yanına varınca, umduğunu bulamaz.'' (Nur 39)
''Kâfir olarak ölenlerin işleri, dünyada da, ahirette de boşa gider.'' [Bekara 217]
''Kâfirlerin [iyi olarak] yaptığı bütün işler, kıyamette boşa gider.'' [Tevbe 17]
''İmansızın ameli boşa gider.'' [Maide 5]
''Kâfirlere ahirette yalnız Cehennem vardır. Emekleri boşa gider.'' [Hud 16]
Sanırım bu kadar örnek yeterlidir. Mesele bir kez bu şekilde ortaya konunca onca ahlak vaazına karşın nasıl olup da kötülüklerin ortaya çıkabildiği netleşir. Farklı görülen herkes, iyi ve ahlaklı insanlar olmalarına karşın sadece farklı düşündükleri için böyle cezalara layık kimseler olarak değerlendirildikten sonra dinsel ahlakın pek de eşitlikçi ve insani olduğunu söyleyemeyiz. Din, inanmayan iyi ve ahlaklı insanların da içine atılıp yakılacakları bir cehennem kurgusuna sahiptir.
Din ve ahlak arasındaki bir diğer gerilim de dinin özeleştiriye kapalı yapısından kaynaklanır. Kendini eleştiremeyen ve eleştiriye de kapalı olan, çünkü Tanrısal kaynağı gereği kusursuzluk iddia eden din, yapacağı olası yanlışları göremez. Bu durumda, günümüzde de sıkça karşılaştığımız üzere, onca acıya sebep olmuş dinin inananları gözünde hala kusursuz kalabilmesi durumu oluşur. Din, sahip olduğu mükemmeliyet iddiası ve eleştiriye kapalı tabiatı vesilesiyle, sebep olduğu ya da katkı koyduğu acılara inananlarını körleştirir.
Bir diğer mesele de ahlakın dinsel dünyada tasavvur edildiği gibi mutlak, zaman ve mekan üstü olmayıp maddeye-dünyaya bağımlı ve dolayısıyla da değişken olmasıdır. 1400 yıl önce kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir dönemde islamın kadınlara dönük ahkamı ahlaklı olabilir ama günümüzün eşitlikçi olanakları ve perspektifiyle kıyaslandığında oldukça geri ve yetersiz kaldığı da bir gerçektir. Din, zaman ve koşullar karşısında değişmesi ve gelişmesi gereken ahlakı dondurup kalıplaştırarak günümüz ahlakının karşısına 1400 yıl önceki bir ahlaksal dogma koyar ve bunu savunur.
Bu arada bir parantez açıp ahlak dışılığın illaki ahlaksal düşkünlük anlamına gelmediğini, daha ileri bir ahlakı savunanların da mevcut ahlak sistemince ahlak dışılıkla itham edildiklerini, bu açıdan devrimcilerin peygamberlerle ortak bir kaderi paylaştıklarını da belirtelim.
Son mesele, dinde ve dinsel ahlakta temel alınanın insan ve insan mutluluğu, özgürlüğü, rahatı değil Tanrı ve Tanrı'nın memnuniyetini sağlama olmasıdır. Tanrı, yapısı gereği ''düzen getirendir'' ve onu memnun etmenin insan mutluluğuyla çeliştiği her durumda din ahlakı insanı mağdur eder. Çünkü din ve dinsel ahlak insan için değil Tanrının olası öfkesini yatıştırmak için vardır.
Din, yapısı gereği dışlayıcı ve ötekileştiricidir. Cehennem kavramı bunu anlatır. Filinstinli müslümanlar için üzülen ve çaba gösteren devrimcileri dünyanın her yerinde görebilirsiniz ama işkencedeki bir devrimciyi aklına getiren dindar pek azdır. Aslında bu durum da kitabın mantığına uygundur. Örnekleyelim;
''Kâfirler öldürülmez ki ölsünler, Cehennemdeki azapları da hiç hafifletilmez.'' [Fatır 36]
''Onlar, Cehennemin bekçilerine, 'Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün, azabımızı hafifletsin' derler. Hâlbuki kâfirlerin yalvarması boşunadır.'' [Mümin 49, 50]
Devrimci ahlak, ahlaklı insan ilişkilerinin koşullarını oluşturarak dinde baş aşağı duran ahlakı ayakları üzerine oturtur. Devrimci ahlak bu dünyada ve insan içindir. Devrimci ahlak, cehennemden korktuğu için kötülükten uzak duran ve cennet umduğu için iyiliğe yönelen insan tipinin de üzerinde, herhangi bir ödül ya da cezaya gereksinim duymadan insanlık bilinciyle iyi olan insanı esas alır. Devrimci ahlak, insanlığın ahlaksal tarihinin doruğunu temsil etmektedir.
Sosyalizm söz konusu olunca bürokratik diktatörlükleri dikkate alıp diğer her söylenene kulaklarını tıkayarak onu canavarlaştıranlar ne hikmetse din söz konusu olunca, tarihte yaşanan ve gerçekleşenlere rağmen dini kitapta idealize edildiği gibi ''mükemmel'' kabul etmek yoluna gider ve bunda hiçbir çelişki görmezler. İdealize edilen dindar tipinden aykırı düzen her gerçek dindar bir sapma olarak değerlendirilir. Kitapta idealize edilenin gerçek dünyaya tekabül edemediği ve etmesinin de mümkün olmadığı görmezden gelinir. Ahlakın maddi koşullarla bağını gözardı eden din, koşulların değiştirilmesi gereğini de kaçınılmaz olarak ıskalayarak ahlakı gerçekleştirmekten çok ahlaksızlık düzeninin sürmesine harç görevi görür.
|