AKP, devlet tiyatrolarının yönetimini tiyatroculardan alıp belediyelere veriyor. Sanatçılardan yoğun tepki geldi. Kimisi istifa etti.
Hükümet, sanata da el attı. ''Devlet karışmasın'' lafı sadece serbest piyasa ekonomisi söz konusu olunca akıllarına geliyor. Onun dışında her şeye devlet fazlasıyla karışıyor! Yeter ki emekten yana olmasın!
Dindar ve kindar nesil açıklamalarından sonra sanata da musallat oldular.
Bir hükümet sanatı bile neden kontrolüne almak ister?
Eğer toplum mühendisliği yapacaksa, insanları kendi istediği biçimde şekillendirebileceğine, kendi suretinde yaratabileceğine inanıyorsa sanat dahil herşeye el atar elbet. Bu, bunun göstergesidir.
Oysa tiyatro hakkında tiyatrocuların, yani çalışanlarının söz hakkı olmalıydı. Demokratik olan buydu. Özyönetime kapı açan buydu. Bunun daha da geliştirileceği yerde sanat bürokratik mekanizmanın denetimine veriliyor.
Aslında kemalizmin zihniyetinin aynısı bu.
Ne yapıldıysa kendi cephelerinden tekrarlıyorlar sanki.
Ama bu kez sağlam kayaya çarptılar. Bu kez toplumdaki esas 'zinde güçlerinin' (yani sanatçılarının ve aydınlarının) buharı, halkın pistonlarını harekete geçirebilir. Bu bir olanak. Artık kültürel ayrılık yavaş yavaş çatışma boyutunu almaya başlayacak. Zira hükümet(muhafazakar kültürün temsilcisi olarak) sınırını aşalı çok oldu.
Muhafazakarlığın tabuları var. İnanç ve ahlak konusunda kutsalları, konuşulamazları var. Ama sanatın yok! Olamaz da! Batı'nın yüzlerce yıl önce yaşadığı ve rönesansın zaferiyle biten kültür çatışması yavaş yavaş bizim de gündemimize giriyor.
1923'te kemalizm sağlıklı bir kulturkampf'dan kaçtı. Çünkü toplumun bölünmesini, halkın aktifleşmesini kendi tekçi ve otoriter anlayışına tehdit olarak görüyordu. Bu yüzden kendince dini kontrol altına alıp tüm seküler kesimleri korkutarak gizlenmeye ve kendine destek olmaya yönlendirdi.
Ama artık kemalizm çöktü. Hem fikren çöktü hem ordusu, yargısı çöktü. Artık iş başa düştü. Artık toplum kültürel olarak bölünecek. Daha doğrusu, zaten varolan derin yarık gün yüzüne çıkacak ve gizlenenler kendini açık etmek zorunda kalacak. Çünkü sessiz durmak yetmiyor artık. Üzerimize geliyorlar. Ortaya çıkmak zorundayız.
Biz devrimciler olarak fikir ve görüşlerimizi hiç saklamadık. Biraz da bu yüzden kaybettik. Çünkü devlet bizi kolayca hedef gösterip görüşlerimizi çarpıtabildi. Ama zaman ve koşullar değişiyor. Bir kültür çatışması yaklaşıyor. Akıl, bilim ve sanat bizden yana. Muhafazakar-otoriter kültür ile hümanist-seküler kültür; kutsalcı-tabucu zihniyet ile hür düşünce karşı karşıya geliyor. Aradaki gerilim artıyor. Zaten politik tercihler dahil herşeyin esas belirleyeni bu kültürel ayrım değil miydi?
Tarihsel bir yanlışı düzeltme fırsatı doğuyor. Pısıp herşeyi devletten beklemek hiçbir şey getirmedi. İnsanlar bunu gördü, görmeyenlerin de kendilerini koruyacak bir devletleri kalmadı zaten. Dedim ya, artık iş başa düştü. Artık gizlenmek ve sinmek 'yok olmak' demektir. Bu yüzden meydana çıkıp kendi değerlerini savunacaklar. Bunun üzerinden politikleşecek, aktifleşecekler. Başka olanak yok. Gerçek bir aydınlanma, bu toprakların geç kalmış rönesansı -ve bunun sonucunda gelecek geç kalmış bir reform belki-, ancak böyle gerçekleşebilecek. En azından farklılıkların ve azınlıkta olan herşeyin nefes alabilmesi için muhafazakarlar sanata ve ifade hürriyetine, ''müstehcenliğe'' ve ''seküler düşüncelere'' tahammül etmeyi öğrenene kadar çok 'dayak' yiyecekler. Sosyalistler bu aktivasyonu desteklemeli ve entelektüel liderliğini almalıdır. Zaten sekülarizm denince akla ilk biz geliyoruz. Önümüzde bir çeşit kulturkampf var. Ve devletin onlarda olması aslında iyi. Aksi halde kemalizmin yarattığı karanlık ışıkla kitlelerin gözleri körelmeye devam ederdi.
Aydınlanma, özgürleşme tabandan gelecek. Sanatıyla, bilimiyle, yazar-çizeriyle... Bu mücadelede hem bu toprakların isyancı sanat ürünlerini yeniden keşfedeceğiz; Kaygusuz Abdal'ı, Pir Sultan'ı, Ömer Hayyam'ı, Nazım Hikmet'i hem de Batı'nın zafer kazanmış birikiminden faydalanacağız; Diderot'tan, D'Alembert'ten, Montaigne'den, Voltaire'den... Bu topraklardan yeni Hayyamlar, yeni Diderotlar çıkacak. Sosyalist sol bu kültürel ayrım ve mücadelede kitleselleşebilir. Buna kendi rengini verebilir. Bu mücadelede kazandıkça her yeni gün bir öncekine göre daha aydınlık, daha özgür olacak. Özgür sanat demek özgür düşünce ve ifade demektir aynı zamanda.
Yazacağız, çizeceğiz, üreteceğiz, eleştireceğiz, sorgulayacağız, sınırları aşacağız.
Her zamankinden daha fazla, görünür ve kitlesel olarak yapacağız tüm bunları.
''Sınıfa karşı sınıf!'' gereklidir ama yetmez.
Onların kültürüne karşı bizim kültürümüz..
Onların tevekkülüne karşı bizim isyanımız...
Onların tutucluğuna karşı bizim özgürlük çığlığımız.
Kulturkampf budur.
''Gazamız mübarek olsun!''