Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Turan Dursun > İlhan Arsel & Arif Tekin Makaleleri

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 07-01-2013, 06:05
ALKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALKA ALKA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2010
Bulunduğu yer: Berlin
Mesajlar: 5.990

Başarı Ödülü 

Standart Yaratılış Efsanesinin Tarihteki Kökeni



Bu bölümde, gerek kâinat ve insanın yaradılışıyla ilgili olsun, gerekse cennet ve cehennemle ilgili olsun Kur'an'da var olan bilgileri Sümer mitolojisiyle karşılaştıracağım. Amaç; (benzer efsanelerin hiç kimseye yarar getiremeyecekleri bir yana) bunların kutsal kitaplar öncesi mitolojik kökenli inançlar olduklarını ortaya koymak. Bu karşılaştırmayı yaparken de rivayetlere değil; 19. asırdan bu yana Mezopotamya'da yapılan kazı çalışmaları sonucu Sümerlerle ilgili ele geçen ve ilgili dallarda uzman olan bilim adamları tarafından okunup içerikleri dünya kamuoyuna sunulan tarihi tabletlere başvuracağım.

Sümerlerden kalma bu mitolojik inançları anlatan tabletlerin sayısı yarım milyonu geçmektedir; 74 bini sadece İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunuyor; bugüne kadar okunabileni çok azdır. Kim bilir geriye kalanlar da okunsa, daha neler ortaya çıkacak! Bunların çoğu Chicago Üniversitesi Doğu Enstitüsü, Pennsylvania Üniversitesi Babil Kanunları Bölümü, Philadelphia Üniversitesi Nippur koleksiyonu bölümü, İngiltere'nin British Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Berlin Müzesi, Yale Üniversitesi koleksiyonunda ve Fransa'nın Louvre Müzesi'nde bulunmaktadır. Bu tabletlerin çözümünde emeği geçen Sümeroloji uzmanlarının sayısı epey fazladır; ancak Pennsylvania Üniversitesi'nden Edward Chiera, Hugo Radau ve dünyaca ünlü araştırmacı Sümerolog Prof. Dr. Samuel Noah Kramer, Oxford Üniversitesi'nden Stephen Langdon, Philadelphia Üniversitesi Doğu Enstitüsü'nden Arno Poebel, Chicago Üniversitesi'nden yine ünlü Thorlkid Jacobsen ve Henri Frankfurt, Fransız Asurolog Vincent Scheil ve Henri de Genouillac, İngiltere'den British Müzesi eski konservatörü Cyril J. Gadd ve Tarihçi-Asurolog L.W. King; Almanya'nın -özellikle- Berlin Müzesi'nde bulunan tabletlerin çözümünde emeği geçen Heinrich Zimmern, ABD'den Doğu uzmanı William Albright gibilerin katkıları büyüktür.

Sümerlerden kalma tabletlerde anlatılan kâinat, insanın yaradılışı ve cennet-cehennem efsanelerine geçmeden kısa bazı bilgiler vermem, konunun aydınlatılması bakımından yararlı olur. İnsanın yaradılışından söz eden (Sümerlerden kalma) tablet sayısı ikidir. Biri dört parça olup Philadelphia Üniversitesi Müzesi Nippur koleksiyonunda bulunuyor; ancak dördüncü parçası henüz okunmuş değildir; bir diğeri de Fransa'nın Louvre Müzesi'ndedir. Bundan yaklaşık beş bin yıl önce kaleme alman bu tabletler, ilk önce Sümerce yazılmış, daha sonra Akadca'ya çevrilmiştir. Ayrıca "Gilgameş, Enkidu, Ölüler Diyarı" destanını anlatan tabletin giriş kısmı, yaradılış hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bu da Philadelphia Üniversitesi Müzesi Nippur koleksiyonu (Ni. 14068) ile İstanbul Arkeoloji Müzesi (Ni. 2270, Ni. 4429) ve İngiltere'nin British Müzesi'nde vardır. Bu destan 16 parça ve 250 dize civarındadır. Gilgameş tabletiyle ilgili ilk açıklama 1930'da R. Campbell yayını tarafından yapıldı; daha sonra Alexandre Hiedel tarafından The Gilgamish Epic and the old Tesnament'te İngilizce olarak yayınlandı. Bir de E.A. Speiser Ancient Near Eastern Texts' te yayınladı. Son olarak S.N. Kramer, bu bilgileri bir araya getirip yenilerini de ekleyerek The Sumerians adlı yapıtında (s. 197-205) yayınladı.

Yine insanın nasıl yaratıldığı konusuna açıklık getiren bilgiler, kazmanın yaradılışını anlatan 108 dizelik tabletlerde mevcuttur. (1) Aynı zamanda hayvancılık tanrısı Lahar ile kız kardeşi zirai ürünler tanrıçası Aşnan efsanesini içeren tabletlerin giriş kısmında insanın yaradılışından söz edilmiştir. Bunlarda var olan bilgiler, ayrıca insanın niçin yaratıldığı konusuyla Adem ve Havva'nın çocukları Kabil/Kain ile Habil'in Kur'an ve Tevrat'ta anlatılan efsanelerin kökenlerine açıklık getirmektedir. Sümerler tarafından yazılan ve başlangıçta yerle göklerin tek bir parça olup daha sonra birbirlerinden ayrılarak bugünkü duruma geldiklerini içeren tablet, yine Philadelphia Üniversitesi Müzesi Nippur koleksiyonu kısmında (no. 13887) bulunuyor. Adı geçen efsaneleri anlatan tabletlerden bugüne kadar ele geçenlerin sayısı, yaklaşık olarak altmıştır. Bunlarla ilgili ayrıca kırık parçalar da bulunmuştur.

Keza Sumerlerde iki kültürel tanrı olarak bilinen Emeş'le Enten kardeşler efsanesi, Lahar ve Aşnan efsanesi gibi kutsal kitaplardaki Habil-Kabil efsanesinin kökenine kaynak olabilecek bilgiler içerir. Emeş'le Enten efsanesini anlatan tabletler 3.000 dizeden fazladır; uzmanlar tarafından bugüne kadar ancak bunların yarısı çözülebilmiştir. Tıpkı Habil'le Kabil'in hayvancılık ve ziraatla uğraşmaları gibi, Emeş'le Enten'in görevi de bitki, hayvan ve zirai konularda verimi artırmak. Yine Habil-Kabil olayına benzer bir efsane; aşk ve bereket tanrıçası İnanna'ya aşık olan çoban tanrısı Dumuzi ile çiftçi tanrısı Enkidu (efsaneye göre Gilgameş'in hizmetkârıymış) arasında yaşanmıştır. İkisi de İnanna'ya aşık oluyorlar, kalbini çalmak için de kendi ürünlerinden çeşit çeşit sunuyorlar. Sonunda İnanna çoban tanrısı Dumuzi'yi seçip onunla evleniyor. (2)

Cennetle ilgili tabletlere gelince; bunlar 6 sütun ve 258 satır halinde yazılmış, Philadelphia Üniversitesi Müzesi Nippur koleksiyonu bölümünde (no, 4561) bulunuyor. Bir tanesi de Louvre Müzesi'ndedir. Bu tabletin adı; "Enki ve Ninhursag: Su tanrısının işleri." (3) Yine Cehennemle ilgili bilgiler "İnanna'nın Ölüler Diyarına İnişi" adlı miti anlatan tabletlerde vardır. Bunlar da Philadelphia Üniversitesi Müzesi'nde bulunan toplam 14 parçadır. Bunlardan 1 tanesi de İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunuyor (Ni. 2429). Yine cehennemden/yeraltı dünyasından söz eden ve kral Ur-Nammu'nun ölümünü konu alan bir tablet İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndedir (Ni. 4487). (4) Yaradılış ve cennet-cehennem hakkında yararlandığım tabletlerle ilgili bu özet bilgileri sunduktan sonra, ilkin yaradılış ve cennet-cehennem hakkında hem Sumerlerde, hem de Kur'an'da varolan bilgilerin bir tespitini yapacağım, daha sonra bunların ortak yanlarından bir kesit sunacağım.

Sümerlerde Kâinatın Yaradılış Efsanesi

Az önce kendilerinden söz edilen tabletlerden özellikle, "Gilgameş, Enkidu ve Ölüler Diyarı" adlı şiirsel biçimindeki mitin giriş bölümünde özetle şu bilgiler geçiyor: Kâinat henüz yok iken, Nammu adında bir tanrıça varmış. Onlar, bu tanrıçanın nereden geldiği, nasıl ortaya çıktığı konusunda herhangi bir yorum yapmış değiller; sadece kâinatta ilk önce böyle bir yaratıcının var olduğuna inanıyorlardı. Bu tanrıça günün birinde gök ve yerin hammaddesini oluşturan kozmik bir dağ yaratır, bundan da gök tanrısı An ile yer tanrıçası Ki'yi meydana getirir. Sümerler, tanrıları insan şeklinde kişileştirdikleri için eril ve dişil olarak düşünmüşler. Mitolojilerine göre tanrıça Ki, daha sonra Ninhursag (dağ kraliçesi) ki Sümerlerde bunun sembolü yıldızdı, Nintu (doğurgan kraliçe) ve Ninmah (yüce kraliçe) gibi isimlerle isimlendirilir. (5) Bu iki tanrının birleşmelerinden hava tanrısı Enlil doğar. İlginçtir ki Enlil, bu tanrılar tarafından yaratıldığı halde her nedense Sümerlerde birinci tanrı durumuna yükselir. Bu tanrılardan da zaman içinde birçok tanrı ve tanrıçaların meydana geldiklerine inanırlardı. Tanrıların sayıları binlerle ifade edilebilecek kadar fazla. İnançlarına göre bu tanrılardan An, Enlil, Enki ve Ninhursag yaratıcı; kalanlarsa yönetici idi.

Burada yaradılış konusuna biraz ara verip farklı bir şeye değinmek istiyorum. Neden acaba bazı zamanlarda tanrılara dişil, bazı zamanlarda da eril olarak inanılmış ve Kur'an'da da (her ne kadar Allah hiçbir şeye benzemiyor denilmişse de) tanrıya atıfta bulunurken hep erkeklerin zamir, fiil ve sıfatları kullanılmış, kadınlarınki hiç kullanılmamıştır! Kısa da olsa buna yanıt vermekte yarar var. Eskiden başlamak üzere ta zamanımıza kadar dinlerin ve tanrıların varlıklarıyla ilgili gerçek bir çözümlemeye (dönemlerin sosyal, ekonomik, teolojik, mitolojik, kültürel vb. toplumun şekillenmesinde etkili olan diğer faktörlere) gidilmeden, hakikat ortaya konamaz.

Gerçek şudur ki, kadınların etkili oldukları dönemlerde anaerkil bir yapı oluşmakla birlikte, tanrı/tanrılar da buna göre oluşmuştur. Bunun tersi durumlarda ise, toplumda ataerkil bir yapı oluşmuş, buna bağlı olarak da erkek tanrılara inanılmıştır. Burada, "tavuk mu yumurtadandır, yoksa yumurta mı tavuktan" misali, acaba tanrı mı bir zamanlar kendi varlığını insanlara bildirmiş, yoksa insanlar mı (çeşitli nedenlerden/ihtiyaçlardan dolayı) gerek duyarak hayali tanrı/tanrılara inanıp onları istedikleri sıfatlarla vasıflandırmışlar gibi yararsız tartışmalara girmeyeceğim; burada başka bir şey söylemek istiyorum. Tanrıların eril ve dişil olması konusunda toplumlarda dönem dönem oluşan farklı inançlar, kadın-erkek cinsi arasındaki kuvvet dengesine göre şekillenmiş; bu iki cins arasındaki güç aynı zamanda hem tanrıların varlıkları (elbette ki başka nedenler de var; sadece kadın erkek ilişkisine mahsus ele almak yanlıştır), hem de cinsleri üzerinde etkili olmuştur.

Bunu kısa bir örnekle açayım: Kadının ailede çocuk yetiştirip eğittiğine bakılarak (bir zamanlar) varlığına inanılan eğitim ilahı Nidaba dişil olarak kabul edilmiş. Yine kadın ev işlerinde aktif olduğu için, giysi ilahı Uttu'nun dişi olduğuna inanılmış. Aynı zamanda kadın çocuk yetiştirdiğinden (doğası gereği) genelde erkeklerden daha merhametli olur inancından yola çıkılarak, varlığına inanılan adalet ilahı Nanşe dişil olarak kabul edilmiştir. Kadınlar eskiden tarım ürünlerini yiyecek hale getirme konusunda, (örneğin; el değirmeni bulma ve kullanma gibi) erkeklerden önde olduklarından, tarım ilahı Aşnan dişi olarak düşünülmüştür. Eskiden aşk tanrıçasının dişi olduğuna inanmak da erkeklerin kadınlara karşı aşklarından kaynaklanmaktadır. Yine başlangıçta yer ilahının bir tanrıça (Ki) olarak düşünülmesi de dünyanın, bir annenin çocuğuna bakması gibi insanları beslemesinden kaynaklanmaktadır. Kadın cinsi merhametlidir, fazla eziyet çektirmez düşüncesiyle cehennemdeki görevli tanrı Ereşkigal dişil olarak hayal edilmiştir.

Örnekler çoğaltılabilir. Bu durum eril tanrılar için de geçerlidir. Burada çoğunlukla inançlar üzerinde etki yapan maddi koşullardır. Erkeklerin zaman içinde yaşam üzerinde etki yapan saban gibi şeyleri icat etmeleri ve buna kendi fizik güçlerini de eklemeleri sonucu, toplumda ataerkil bir yapı hakimiyeti oluşmuş, buna bağlı olarak da eril tanrılar öne çıkıp zamanla değil tanrıça olarak inanılmak, nerdeyse kadın, insandan bile sayılmama derecesine düşürülmüştür. Bu durum, Muhammed Peygamber döneminde zirveye (Hz. Hatice gibi istisnalar hariç) ulaşmıştı denilebilir.

Muhammed Peygamber ataerkil bir dönemin çocuğu olduğundan, kadını ikinci sınıf insan olarak ele aldığı gibi (bu konuda Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları adlı kitabımda geniş bilgi vardır); Allah hakkında Kur'an'da kullanılan ifadeler de hep erkeklere ait fiil, sıfat ve zamirlerdir. Kutsal dinlerin ortaya çıktıkları dönemlerde artık ataerkil bir yapı hakim olduğundan, kadın cinsinden peygamber çıkmak şöyle dursun; neredeyse insan bile sayılmama derecesine gelmiştir.

Sümerlerde İnsanın Yaradılışı

Tabletlerde anlatıldığına göre, tanrılara hizmet etsin diye insanın yaradılışı konusunda bilgelik tanrısı Enki'ye teklif götürülüyor. Bunun sonucu olarak o da insanı şöyle yaratıyor: Deniz/ırmak altındaki kilden (hatta hangi ırmağın kilinden yaratıldığı bile tabletlerde geçiyor) insan şeklini yapıyor ve tanrıça Nammu'ya; "Ben senin dediğin yaratığı meydana getirdim sen de onun üzerine tanrıların görüntüsünü koy" diyor. Böylece insan, tanrı şeklinde yaratılmış oluyor. (6)

Enki insanı altı değişik tipte yaratıyor. Bu altı tipin ikisi tabletlerde okunabiliyor: Biri kısır kadın, bir diğeri de erkeklik ve kadınlığı belli olmayan insan tipi. Tabletler kırık olduğundan diğer dördü hakkındaki yazılar okunamamış.

İlginçtir ki bu yaratma konusunun anlatıldığı tabletlerde İslamiyet'teki gibi insanın kaderinden de söz ediliyor. Sümer inançlarında tanrı, kâinatı altı günde yarattı şeklinde bir bilgiye rastlanamadı; ancak onlara göre yaratılan ilk insanlar pek uygun çıkmamış; normal insan tipi birkaç denemeden sonra ancak ortaya çıkabilmiştir. (7)
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler

Etiket
arif tekin, arif tekin makaleleri


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yaratılış Atlası emirbey Evrim 9 25-06-2016 00:42
Tarihteki İlk Feminist Lilith Sayokan Hristiyanlık 0 20-07-2012 17:49
Tarihteki yüz büyük insan, 1. Hz. Muhammed LionOfAllah Konu-dışı 59 24-10-2011 19:50
Sudan Yaratılış Evren34 İslam 19 21-06-2011 19:22
tarihteki Türk devletleri ve başkanları- sistamatik çalışma Natan Tarih 0 26-01-2007 03:31

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:57 .