“Allahu Ekber” ---- “Güneş Ekber”
Tekbir olarak söylenen “Allahu ekber” ifadesindeki “ekber” sözcüğü k-b-r köklerinden gelmekte olup, “büyük daha büyük” anlamına gelmektedir.
“Ekber” sözcüğünün sadece bir büyüklük kıyaslaması anlamında kullanılmadığını Allah’tan daha çok “Güneş” ile yakından bağlantılı bir kavram olduğunu düşünüyorum.
Bu konuya girmeden önce ilkin şunu belirtmem gerekiyor, bence Kurandaki anlatımlarda insanın yeniden diriltilmesi ve kafirlerin cezalandırılması ile “Güneş”in çok yakın bir ilişkisi var, sanki kafirler onun içerisine atılacakmış gibi veya da o dünyaya inip kafirleri ceza günü cezalandıracakmış gibi bir durum söz konusu. Örneğin “cennet” ile ilgili ayetlerde Güneş’in cennette olmayacağının söylenmesi buradan kaynaklanıyordu.
"Orada ne susuzluk çekeceksin, ne de güneş sıcaklığında yanacaksın." (Taha -119)
“Orada tahtlar üzerinde yaslanırlar. Orada güneş (şiddetli sıcak) ve şiddetli dondurucu soğuk görmezler.” (İnsan -13)
Şimdi “ekber” sözcüğüne geri dönelim. Bilindiği gibi tekbir, Arapça “Allahu ekber” şeklinde ifade edilen bir kavram. Tekbir’in İslam dinindeki ezan, namaz, kurban gibi temel ibadetlerdeki yerini herkes biliyordur. “Allahu ekber” sözcüğü 5 vakit günde 30 kez ezan içerisinde tekrar edilir ve namazlara “Allahu ekber” başlangıç tekbiri ile başlanır.
Kuran’a göre namazdan önce ezanın ve dolayısıyla tekbirin okunması temelde Güneş’in konumuna göre belirlenmektedir.
(Namaz; Diğer bazı dini kavramlarda olduğu gibi Sanskritçeden Farsçaya oradan da Türkçeye geçmiş bir sözcüktür ve İran'da ateşe tapanların "ateş önünde eğilmesi" için kullanılır. Namaz'ın Hint kültüründeki yoga veya "güneş kültü" ile, beş vakit namaz konusunun ise Sabiilik ile bağlantılı bir tapınma şekli olduğu iddiaları bulunmaktadır.)
İslam’da bir de “teşrik tekbir”i bulunmaktadır. Kurban Bayramı Arefe günü sabah namazından, dördüncü günün ikindi namazının sonuna kadar farz namazların ardından sesli olarak söylenir. Teşrik kelimesi peki ne anlama geliyor?
“Bu günlere teşrik günleri denmesi ile ilgili olarak iki izah vardır. Birincisine göre, bu günlerde hacıların Mina’da evleri ya da çadırları yoktur, hep güneş altındadırlar; o yüzden de “Güneşte yanma günleri” anlamında “teşrîk günleri” denmiştir. Çünkü ş-r-k maddesi güneşin doğuşunu ve kızışını ifade eden bir fiil köküdür. İkinci izaha göre ise bu isimlendirmenin, hacıların kurban etlerini kızgın güneşe serip kurutmaları sebebiyle olduğu söyleniyor”
Görüldüğü gibi burada da yine karşımıza Ezan’da olduğu gibi “Güneş” çıktı. “Ekber” sözcüğü her ne kadar Allah’ın büyüklüğünü kastetmek için onunla birlikte söyleniyor olsa da onun adının geçtiği yerlerde aslında karşımıza hep “Güneş” çıkmakta.
Sanki söylenen tekbirler ve onun akabinde yapılan ibadetler aslında Allah’ın kendisinden çok “ekberi” olan “güneş”in ateşinden korunmak için söylenmekte.
Şimdi Kurandaki anlatımlara bakalım.
Kuran’da “ekber” sözcüğü Enam Suresi 78. ayetinde açıkça Güneş’e ilişkin olarak geçer.
“(İbrahim) güneşi doğarken görünce de, "İşte benim Rabbim! Bu daha büyük (ekber)" dedi. O da batınca, "Ey kavmim!" Ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım" dedi. “
Yıldızı ve Ay’ı deneyen İbrahim peygamber en sonunda Güneş’i denemekte ve onun “ekber” olduğunu söylemektedir. Bir başka deyişle, nasıl tekbirlerde Allah “ekber”dir deniliyor, Kuran’da da bir ayette de olsa Allah’ın peygamberi Güneş’e “ekber” demektedir. Tek bir ayet ölçü olarak kabul edilemezdi belki ama bu söylem “ekber” ve “Güneş” söylemleri arasındaki bağlantıyı destekler mahiyette.
Söz konusu ayetin devamında İbrahim “muhakkak ki ben döndüm yüzümü ona” diyor. Yüzünü döndüğü şey –ki muhtemelen Allah’ın bir tecellisi olarak- bir önceki ayette bahsettiği “ekber” olan Güneş neden olmasın.
Kısacası “ekber” sözcüğü sadece adının anıldığı ibadetler üzerinden değil Kuran’da geçtiği ayetler üzerinden de bize Güneş’i işaret etmektedir.
Şimdi bir de Kuran’da geçen “ekber” sözcüklerine bakalım. “Ekber” sözcüğünün geçtiği ayetler “kıyamet-ateş-azap-yeniden dirilme-şahit” kavramları etrafında dönüp durmaktadır.
Bu kavramlar içerisindeki “şahit” olma olayı Güneş’in her tarafı aydınlatarak olup bitenlerin görünür kılıp onlara şahit olması ile alakalıdır. Ezan’da tekbir’den sonra söylenen “Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim” ifadesindeki şahitlik vurgusu da buradan geliyor.
“Halbuki, gecede ve gündüzde barınan şey (şeyler) O'nundur ve hakkıyla işiten, bilen de ancak O'dur.” (Enam -13)
Gecede ve gündüzde barınan şey Güneş ve Ay’dı. Bunlar adeta Allah’ın bir çift gözü gibi dünyada olup biten her şeye tanıklık etmekteydi. Aslında yapılan tekbirler o gün gelip çattığında ateşinden ve azabından korkulan ve “ekber” olan Güneş’e şahit olması için söylenen yakarışlardı.
Aşağıda “büyük” manasında olmak üzere“ekber” kelimesinin geçtiği ayetler yer almakta. Doğrudan Diyanetin eksiklikleri örten çevirilerini vermektense ayetin içeriklerinin nelerden bahsettiğini belirttim :
2:217 = “ekber” sözcüğü geçen bu ayette Ateş ehli’nden bahsedilmektedir.
3:118 = Bir önceki ayette, bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgâr, toplumun helak olmasından bahsedildikten sonra bu ayette “ekber” tabiri geçiyor.
4:153 = Musa’dan istenen “büyük şey” den “ekber” olarak bahsediliyor, ayrıca aynı ayette yıldırım (sâikatu) çarpması ve helak olmadanbahsediliyor. (saikatu=gök gürültüsü, Semud kavminin helak oluşu, kuru ot gibi olması)
6:19 = Bu ayette “ekber” “daha büyük şahit, Allah’ın şahit olması” anlamlarında geçiyor. Ayetin öncesinde izin gününden bahsedilirken ayetin devamında da zalimlerin kurtuluşa eremeyeceği, o gün insanların toplanacağı söyleniyor.
6:123 = “ekber” kelimesi “her kasabada “en büyük” kıldık, hile yapanlar sadece kendilerini aldatırlar” cümlesi içinde geçmektedir. Bir önceki ayette, ölü kişinin diriltilmesi, nurla yürümesi, karanlıklar içinden çıkamamaktan bahsedilirken, bir sonraki ayette yine şiddetli azaptan bahsediliyor.
10:61 = “ekber” kelimesi “daha büyüğü yoktur, biz olduk sizin üzerinize şahit, gizli kalmaz.” İfadeleri içerisinde geçiyor. Bir önceki ayette ise kıyamet gününden bahsediliyor.
34:3 = “ekber” kelimesi “daha büyüğü kitaptadır” şeklinde geçiyor, ayette kıyametin ya da azabın geleceği “o saatten” bahsediliyor. Ayetin öncesinde adeta Güneşi tarif edercesine “yere girip çıkan göğe yükselenden” bahsediliyor. Bir sonraki ayette ise ise elem verici azaptan söz ediliyor.
43:48 = “ekber” kelimesi Musa ve Firavunun karşılaşmasının konu edildiği bu ayette “göstermedik ayet, benzerinden “daha büyük”, yakaladık azap ile” tabirleri içerisinde geçmektedir.
68:33 = “ekber” sözcüğü “ahiret azabı daha büyük” ifadesi içinde geçmektedir. Ayetin öncesinde Ahiret azabının benzetildiği ateş’in kasıp kavurduğu bahçeden bahsediliyor.
9:3 = “ekber” sözcüğü “en büyük hacc gününde” ifadesinde geçiyor. Ayetin sonunda yine elem verici azaptan bahsediliyor.
21:103 = “ekber” sözcüğü “en büyük dehşet” anlamında verilmiş. Ayetin devamında yazılı kağıtların tomarı gibi göğün dürülüp toplanacağı söyleniyor. (Tekvir Suresi 1. ayetinde ise açıkça “güneş” in dürülmesinden bahsedilir.)
29:45 = “ekber” sözcüğü “Allah’ı anmak en büyüğüdür, Allah ne yaptığınızı bilir” ifadesi içinde geçiyor. Ayetin öncesinde geçmiş kavimlerin nasıl azaba uğratıldığından bahsediliyor.
32:21 = “ekber” sözcüğü “en büyük azap” olarak geçiyor. Bir önceki ayette cehennem ateşi ve azabından bahsediliyor. Benzer anlatımlar 39:26’da da geçmektedir.
Bu ayetlerin sayısını artırmak mümkün, eğer “ekber” sözcüğü bildiğimiz manada sadece “daha büyük” anlamına geliyorsa bu kelimenin geçtiği ayetlerde sürekli “kıyamet-ateş-azap” gibi konular neden bahsediliyor, bu bir tesadüf mü?
Bence sürekli “kıyamet-ateş-azap” gibi şeylerden bahsediliyor olmasının sebebi “ekber” sözcüğünün aslında Güneş’le ilgili olmasından kaynaklanıyor. Azabı getirip ateşle etrafı kavuracak olan, doğada ekinlere, otlara hayat verdiği gibi insanları yeniden diriltecek olan Güneş.
Artık her duyduğum "Allahu Ekber" sözünden sonra aklıma ilk "Güneş" geliyor.
|