Dünyaya gelmesi istenmeyen,somürülen,oldügünde cehennemlere layık bir yaratık; kadın
Bundan önceki bölümlerde belirttiğimiz gibi, her ne kadar İslam'ın kadınü'ı yücelttiği ve kadın haklarını "ulaşılmaz" noktalara eriştirdiği ve ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda eşitlik getirdiği iddia edilirse de, ne yazık ki bu iddialar gerçeği yansıtmaktan çok uzaktır.
Hiç kuşkusuz diğer semavi dinlerde de kadın'ın zavallı durumlara indirildiği, hak ve özgürlükten yoksun edildiği görülmekle beraber, denilebilir ki şeriat dininin bu konularda getirdiği aşırılıklara başka hiçbir sistemde rastlanmaz. Hiçbir toplumda kadın, şeriat dünyasında olduğu ölçüde erkeğin hizmetine ve sömürüsüne terk edilmemiş ve "kötülük ve uğursuzluk" kıstası yapılmamış, "kara köpek, eşek, domuz, at, vs." gibi yaratıklarla eş kerteye itilmemiştir. Ve kadın'ın bu içler acısı kaderi daha dünyaya gözlerini açtığı andan ölüm döşeğinde kapayacağı ana kadar sürüp gidecek şekilde ayarlanmıştır.
Çünkü o, kız çocuğu olarak doğduğu an ye's ile karşılanan, çocuk yaşlarda eve kapatılan ve sonra bilmediği ve muhtemelen istemediği bir kocaya aktarılan, kocasının hizmetlerini ve şehvetini karşılamaktan ileri bir değere layık kılınmayan ana olarak (gerçek anlamda) saygıya muhatap tutulmayan, ömür boyunca ya kocasının ya babasının ya erkek kardeşinin ya da velisinin iradesine bağlı olarak yaşayan ve yaşantılarıyla ilgili her şeyi onlardan birinin aracılığıyla yapmaya mahkum olan, yaşlandığında arzu duyulmayan ve nihayet bu çileli ve (çoğu zaman) mutsuz yaşamı sona erince üç günden fazla yas tutulmaya layık kılınmayan(1) ve bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de cehennemdekilerin çoğunluğunu oluşturan ya da kocasının izni ile cennetlere girse bile, orada kocasını cennet hurileri ile sarmaş dolaş bulan ve üstelik Kur'an'ın tarifine göre bu "ceylan gözlü ve memeleri yeni sertleşmiş" dilberlerle rekabet edecek olanaktan yoksun bırakılan bir yaratıktır.
Gerçekten de Müslüman ülkelerde kız çocuk, birazdan göreceğimiz gibi, dünyaya gelmesi istenmeyen ve geldiğinde de "evlat" gözü ile görülmeyen bir biçaredir. "Evlat" sözcüğünü biz, her ne kadar günlük konuşmalarımızda, kız ve erkek çocuklar karşılığı olarak kullanmakta isek de, bu sözcük özü itibariyle kız çocukları kapsamaz; sadece "erkek çocuklar" anlamındadır. Zira evlat sözcüğü aslında velet sözcüğünün çoğuludur. "Velet" ise "erkek çocuk" demektir; bu itibarla "evladımız" ya da "evlatlarımız" dediğimiz zaman "erkek çocuklarımız" demiş oluruz. Ne var ki, toplum bilinci, zamanla bu sözcüğü, kız ve erkek çocuklar karşılığı olarak benimsemiştir. İşte aslında evlattan sayılmayan kız çocuk, daha küçücük yaşlardan itibaren ailenin "itaatli", "terbiyeli", "iffetli" kızı olarak görünmek, evlenme çağına geldiğinde kime verilirse ona gitmek çaresizliğindedir. Kocasını kendi seçmediği gibi, evlilik sözleşmesini de kendi yapamaz; bunu onun adına velisi kim ise o yapar ki; genellikle baba ya da erkek kardeşlerdir. Mehri'nin ne olacağını kendisi değil velisi saptar. Evlenme akdi, onun bakımından, kocasının hizmetlerini görmek, şehvetini gidermek ve onu cennetteki hurilere hazır etmek ve çocuk doğurup yetiştirmek demektir. Çocuklar hukuken ona değil kocasına ait olup, boşanma halinde kendisine değil kocaya ya da kocasının yakınlarına verilir. Evlilik boyunca kaderi, kocasının iki dudağı arasından çıkacak birkaç söze bağlıdır; zira boşama hakkı ona tanınmamıştır, kocaya tanınmıştır. Ve koca bu hakkı, hiçbir şart ve kayıtla bağlı olmaksızın, dilediği gibi kullanmakta serbesttir.
Bütün bunlar bir yana fakat İslam'a göre kadın bir de "aklen ve dinen dun (eksik)" yaratık olarak damgalanmış; mirasta erkeğin payının yarısına ve tanıklığı erkeğin tanıklığının yarı değerine layık sayılmıştır. Her ne kadar kadına hak ve özgürlük tanır görünen bazı hükümler var ise de bu hükümlerin aldatıcı ve hatta kadını daha da acınacak durumlara sokucu olmaktan ileri bir değeri bulunmadığı ilerdeki sayfalarda sergilenecektir.
"Şeriat ve Kadın", İlhan Arsel, Kaynak Yayınları:232, 19.Basım, Mart-2012, ISBN: 978-975-343-200-9, sayfa:223-225
(1) Ümmü Atiyye'nin söylemesine göre, Muhammed, ölen bir kadın için üç günden fazla yas tutmayı yasaklamıştır. Fakat ölen erkek ise, bu takdirde karısının dört ay 10 gün yas tutmasını ve yas içinde iken gözlerine sürme çekmemesini, süs için boyanmış kumaştan elbise giymemesini emretmiştir.
*Baslik, sayin Erdem Alaca tarafindan bolume kazandirilmistir.
|