Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 28-05-2015, 17:06
postalmarx postalmarx isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 28 Nov 2013
Mesajlar: 957
Standart Kapitalizm bir sömürü düzeni midir?

Diğer başlıktaki sosyalizm-kapitalizm konulu tartışma çok kaliteli bir hale geldi fakat başlık kilitlenmiş, zaten o başlığın konusuyla doğrudan bağlantılı değildi o yüzden kendi başlığını açıp devam edelim bence.

Barikat öyle enteresan ve teknik bir yazı yazmış ki açıkçası anlamadım. Aşağıda yazıyı tekrar veriyorum:

bir kere , ticaret fayda üretir. zaman ve mekan faydası ürettiği faydalardan ikisidir. o nedenle aristonun ticaretle faizi aynılaştırması (senin dediğini doğru/veri alıyorum) yanlış tespit olur.

sermaye ise yine hem senin hem de çoğunun finansla karıştırdığı bir kavram. kapitalist paradigmada sermaye dendiğinde hemen akla para gelir. ama para üretim aracı değildir. somutta o parayla aldığın makina-techizat üretim aracıdır.
çok açıktır ki, bu bağlamda sermaye de üretime katıldığı anda aslında birikmiş emekten başka bişey değildir.

sermayenin (somutta makinanın techizatın) üretim aşamasında girdi-çıktı analizi yaparken katma değerdeki payı amortismanı kadardır.
amortismanının üzerindeki fazlalık ise reel faizdir ve finansa gider.
bu paragraftaki reel faizle; faiz-enflasyon:reel faiz türünden bankacı tanımları karıştırma.
üretim üzerine konuşuyoruz.

peki nasıl olurda toplumsal birikmiş emek olan sermaye (burda sermaye finans ile aynı anlamda kullanıldı) bazı ellerde toplanır.
ve bu nasıl olurda bir mekanizmayla hırsızlığa dönüştürülür.
işte marks bunu incelemiştir.

sermaye (makina) zaten ordadır. ama onu üretim aşamasına sokabilmeniz için iki seçenek vardır, ya finans sağlarsınız ya toplumsallaştırırsınız.
finans kıttır ve fiyatı finans piyasasında belirlenir.
bu finansla alınacak sermayenin katma değerdeki payı olan amortismana bakılmadan belirlenir üstelik.
tıpkı işçinin ücretinin belirlenmesi gibi önceden belirlenir.
tüm bu önceden belirlemeler hırsızlığı oluşturacak mekanizmalardır ve hırsızlığın yükünü emekçi ve tüketici çeker kapitalizmde.
üstelik tüketicilerin çoğu yine emekçilerdir.

ricardo, emek-fayda değer ikilemi üzerinden piyasayı çözmeye çalışırken,
marks, mübadele değeri üzerinden sistemin aslı olan hırsızlığı çözmüştü.
onu klasik iktisatçılardan ayıran işte budur.

kapitalist sistem finansı belli ellerde biriktirip, finans arz ve talebi üzerinden finansa mübadele değeri oluşturur ve bu faiz olarak finansa akar.
iktisat okuyanlarsa faizi üretim aracı olan sermayeye gitti, sermaye=para zannederler.
çünkü iktisat ideolojik baskı altında bilimselliği şüpheli bir disiplindir.

çözüm şudur: finansı ve dolayısıyla sermayeyi toplumsallaştırdığınız anda,
finans mübadele değerini yitirir.
sermaye birikmiş toplumsal emek olarak üretime katılır.
müteşebbis de bir beyin emekçisi olarak üretime katılır.
emekçi işgücünü faktör piyasasında satmadığı için, emeğin gerçek rantabilitesi/katma değeri ortaya çıkar.

yani dostum, bir tane üretim faktörü vardır aslında; o da emek.
hammaddeyi doğada bulan çıkaran emek.
gereken makina ve techizatı üreten emek.
hepsini biraraya getiren ve ihtiyaçları karşılamak üzere (ataşları dizmek için değil)üretim sürecine sokan emek.
ve sonunda katma değeri üreten emek.

işte bu paradigmada temel insandır ve onun ayrılmaz parçası olan emeğidir.buna sosyalizm diyoruz.
kapitalizmde ise bu paradigma sahte kavramsallaştırmalarla, pseudo bilimle, DİA ile, gereğinde ise silahla ve savaşla ters çevrilmiş olarak durur.

üretimin merkezine insan değil PARA konur. oysa para sadece kağıttır.
o paranın alacağı hammadde makina emek olmasa zaten paranın da değeri düşer.
finansı elinde tutanların tek yaptığı tamamı emeğin ürünü olan üretim faktörlerini organize etmektir kapitalizmde.
yoksa finansın kendisi somutta üretim faktörü değildir ama kapitalizmin sağladığı sahte organizasyon gücüyle faktör piyasasına girer ve arz talep noktasında faiz oluşur.
bu üçkağıdı teşhis eden marksdır.
muhammedin yada aristonun faiz karşıtlığı ile bunu karıştırma.
onlarda faiz üretim faktörü bağlamında ele alınmaz. ihtiyacını karşılayacak olanın muhtaçlığının sömürülmesi olarak ele alınır. sistem analizi değildir, ahlaki tavırdır.
kapitalizmdeki faiz ise, aslında üretim faktörü olmayan bir şeyin üretim aşamasına girip katma-değerin çoğuna el koymasıdır faiz. mekanizmalarını da satıraralarında anlattık.

burda emek-değer teorisine dayalı sistem analizi var.
faizin insanlara yaptığı basit ahlaki çöküntü değil marksın dikkat çektiği.
tüm sistemin hırsızlıktan ibaret olduğunun göstergesi.
bu sistem kölecidir.
üstelik finansı elde tutanların çocukları/torunları yarın finansı elde tutacak,
emeğini işgücü olarak emek piyasasına sürenlerin çocukları/torunları yarın emeklerini emek piyasasına sürecek.
bu köleci sistemde birey bireyi değil, sınıf sınıfı üstelik nesillerce köleliğe mahkum etmiştir.

ben geçimimi pro-poker olarak sağlıyorum.
çok zikimde değil son tahlilde.
çünkü çoğunlukla parasını yediklerim kapitalist sınıftır,
hatta bazılarının karılarını da zikmişliğim var otel odalarında.

kapitalizm eko-politik tabanda sosyalizmden çok işime gelir.
bu yaşta; para kaldırdığım bir geceyi iki tane ukraynalı çıtırla zabaha kadar cannabis sativa çekip zikişerek geçirebilirim.
ama üretimin toplumsallaştırıldığı bir yaşama biçiminde buna pek şansım olmazdı.
yani sömürü benim de işime geliyor .
ama asıl üretici gücün emek olduğunu biliyor ve itiraf da ediyorum.

ha sen de benim gibi bu sistemden nemalanıyorsan ve o yüzden kapitalizme methiyeler düzüyorsan, senin çapın kapitalizmi temize çekmeye yetmez.
istanbul iktisat okumuşluğumuz, istatistik masterimiz var.
üstüne marksizmi de okumuşuz, hayatı da gözlemlemişiz.
üstüne üstlük anarşistiz, senelerce kuralsız yaşamışız yani.
biliyoruz kapitalizmi , masal okuma demek istiyorum.
Spartacus de şu şekilde bir cevap yazdı:

İşte kapitalizmde çelişki şurada doğuyor, aracı dediğmiz noktada. Aracı olmasın demiyoruz, ama kapitalizmde fiyatı aracı belirliyor! Oysaki sosyalizmde aracı dediğimizde o ürünün ÜRETİM sürecinin PARÇASIDIR. ürünün fiyatı ise aracıya gelmeden, hasatta belirleniyor ve bu hiç değişmemeli...

Kalem örneği gibi, üretici, aracı dediğimize 1 TL verecek... Yani nasıl bir ürünü üretirken hammadde ve enerji maaliyet ise, aracınınkini de kar değil, MAALİYET klasmanına dahil etmen gerekir, bu sayede de ürünün elde edilmesinin insana olan maaliyeti ortaya çıkar, bu da satış fiyatını belirler... Bu özünde ürünün satış değil dağıtım-ulaşım temelli tarafıdır. Yani ne zaman aracı dediğimiz, üretimin bir nesnesi, öznesi durumuna geir, o zaman anlamlı ve biz bu halde aracı demiyoruz, tüm üretim sürecinde emeğin bir parçası diyoruz.

Eğer bir ürünü, dağıtım ağı çetrefillecekse, o halde belirli bir maaliyet hesabında-değerinde tutuluyor. Atıyorum 60 km kare! Bu halde 61 km kare, ek maaliyettir, o halde 61 km kre dışında yeni bir üretim alanı gerekir... istisnalar da ise elbette ürünün fiyatı artar çünkü maaliyet artar... Mesela dağıtım ağı 1 km ile 1.000 km arası ise bu halde ürünün fiyatı toplam dağıtım ağı ve talep oranıyla dengelenmelidir. Yani adalet.. Örneğin KDV dünyanın en adaletsiz vergi sistemidir(bu ve benzerlerinin de kaldırılması gerekir, mesela kapitalizmde artı-değer kısmına devlette dahil olur. Ürünü alandan vergi alır, üretenden de vergi alır, aracıdan da vergi alır, ürün bir kaç kez vergilenir ve ağır vergisi olan ülkeler özünde kapitalizmin bu açığından yararlanan bürokratlardır, para kaynak olarak bürokrasinin çeşitli kademelerindekilere de rant(emeksiz, zahmetsiz gelir) haline gelir. Resmiyete dökebildikleri kadar dökerler, bürokratların hayatları gibi, makam aracından evdeki hizmetçilerine, gizli saklı villaları ve villa arazilerine değin. tek dertleri kalır parayı aklamak ve bir dönem ayakkabı kutuları olmak zorunda... İşte tepedekiler böyle bir hayat yaşadıkları için, gün geçtikçe kaygı ve korkuya kapılırlar, iki yönüyle, bir bu dümen suyunu kaybetmek iki toplumun farkına varması, her yandan basın yayın ve eğitim alanıyla (ki imam hatipler toplumun talebi değildi, zira zaten arz fazlası var) bu kesim toplumu sürekli aldatmaya ve sistemde bulundukları konumalrını da manipüle etmeye odaklanır, ve bunu kimse kimseye özellikle şöyle yap demesi gerekmez, organizmayı birleştiren temel çıkarlar ve tabi sermaye gücüdür(örneğin gazetelerin satın alınması gibi) otomatikman bağlar... AKP neden 2 dönemdir HUKUKU hallaç pamuğuna çevirdi? Ben diyorum ki postalmarx, AKP şu haliyle , senin de ifadelerinden yola çıkarak tercih edilesi durmuyor ve sen sanıyorsun ki AKP istikrar örgütlüyor, aksine bu şekliyle sistemin de sonunu hazırlıyorlar, oluşturdukları gediklerin, kontrolsüzlüğün, kendilerine dokunulmazlık zırhlarının, oluşturdukalrı bürokrasinin acısı önümüzdeki yıllarda kendini gösterecek... Yani Avrupalı bir burjuva AKP gibi bir gidişatı, kıyamet olarak değerlendirirdi(Avrupa da AKP gibi bir parti değil oy almak, her yönden-yapıdan insanın kavrayışıyla kitle bile bulamaz), 3-5 kuruş daha fazla kazanmasını ise çöpe atardı, çünkü bu gidişat derdi, 3-5 kuruş + olara değil, yakında 100-200 (-) olarak bana yansıyacak. Türkiye de az çok burjuva kültür ve analiz yeteneğine sahip olan bir kaç burjuva kesim vardır, Koç, Sabancı, Boyner gibi, onlar başından beri kaygılı, kaygıları düşündüğün gibi laiklik şu ya da bu etiketi değil, durumu görüyorlar(Ki Sabancı ailesine geçmişte devlet bir suikastle ayar verdi, yine bu gerici sermaye ve bürokrasi kara paralarını aklamak için Kıbrıs'ı mesken tuttu ve hayli suikastleride orada gerçekleştirdi, gerici sermayenin ve bürokrasinin ne kadar tehlikeli olduğunu var sen düşün)...

İşte kapitalizmde sorun burada ve benzer örneklerle doğuyor, atılması güç bir posaya dönüyor. Mesela hem evveliyatta bir artı değer var hem de pazarlama da hem de ürünü alanda(vergi örneği)... Şöyle bakıyoruz;
1 Kalem kaç lira idi? 3 TL, ve insan ihtiyacını kaç kalemlik üretimle karşılıyordu? 30 TL'lik. Kaç saat emek sarfetmesi yetiyordu? 4 Saat... Bu halde üreten 4 saat çalışırken de piyasaya, hamamdde için, 10 TL, Enerji için 10 TL bırakır ve 10 TL de kendisine kalır... Toplamda piyasaya 30 TL'lik 10 kalem sürülmüş olur... Kalem bazlı ise 3 TL, alıcı ise ürünü 3 TL ye mal eder(buda ihtiyacın MAALİYETİ kısmınıtamamlar)..

Yani bu üretimde tüm hesaplar maaliyet bazlıdır çünkü ürünlerin kaynağı doğa ve bir ürünün fiyatını toplam emek zamanı belirler ve emek zamanı, tüm maaliyetleri de kapsıyor. Çünkü aracı dediğimizde bunu yapabilmek için emek sarfedecek, enerji dediğimizde de enerjinin üretimi için emek sarfedilecek, yani kalem üretim süreci üretimin her alanında geçerli. Neden emek, çünkü insanın maddeyi işleyip, değiştirmesinin temeli, kafa, kol gücü ve bunun sarfiyatına ise emek dendiği için...

Sosyalizmin üretim sürecinde karılaştığı çelişkilerden birisi üretim motivasyonu sağlamaktır. Özünde motivasyon da aykırı bir kavram, bir yol, alternatif bulmak sorunu yaşanır, çözülmesi gereken de bu kısımdır ve bu kısıma değin ciddi toplumsal olgunlukta gerekli hale gelir. Sal kooperatif tarzlı örgütlenmeler, dağıtım ağının üretimle birleştirilmesi yetmiyor.. Günümüzde liberal eleştiriler(ki gerçek liberal) artık bu noktadan yapılyor, çünkü blimsel-objektif yaklaşımla kapitalizmin analizinde onlarda Marx'ın ulaştığı sonuçlara varıyorlar... Nasıl olur, ne yapmalı gibi kısımlar elbette tartışmaya açık olandır, aslında bizim açımızdan mesele de burası...

Şunu ise anlıyorum, mesela bu yazıda sosyalizmden bahsediyoruz - ki aslında bizi buraya sen çektin, seçim ölçeğini aşmamıştık-, ama oturup, alçaklar, pis emperyalistler, geberin ulan edebiyatı yapmıyoruz, çünkü sosyalizm de en nihayetinde ekonomik bir sistem, sosyalizmi bilen ve neden sosyalizm dediğini kavrayan insan bulmak, sahilde kumlar arasında kaybolmuş iğneyi bulmak kadar zor ne yazık ki. Çünkü lanet olası 19-20.yüzyıl kapitalizminin sert ikliminin yarattığı kitle psikolojisi ile soğuk savaş döneminin yarattığı subjektif sembol siyaseti, birde sosyalizmin kitleselleştiği dönemlerde, bazılarının RANT biççimiyle(rüzgar ne yandan eserse!), sujektif sembolizm, inanç ölçeğinde kullanıp, kitlelerde etkin olması-karakter sapıtma- 100 yıllık bir körelme, geriye dönüş süreci oldu, aynen insanlığın çağlarındki Ortaçağ gibi... Herkes bundan etkilendi, istisnasız hepimiz..
İki arkadaşa da teşekkür ediyorum. Benim şahsen bu yazıların üzerine biraz daha düşünmem lazım, çünkü zor yazılar. Bu esnada bu konularda birşey eklemek isteyen arkadaşlar katılabilirler. Veya Barikat veya Spartacus konuyu daha açmak isterlerse o da makbule geçer.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Türklük Toplumsal/Kişisel Bir Kimlik midir, Yoksa Milli Bir Köken midir? evrensel-insan Politika 21 21-04-2017 21:09
İslamiyet ve Sömürü Onur Çağlar İslam 3 26-09-2010 13:37
Patent-Sömürü-Tekel karinca Bilgisayar 2 08-08-2010 13:45
Dinsizler Dini Sömürü Aracı Olarak Kullananlardır... balkan Yeni Üyeler 15 25-03-2010 05:35
Neden Dünyada Sömürü Düzeni Hakimdir ? bayraktaro1 İslam 5 12-08-2009 00:41

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:39 .