Bir yanda katil devlet, bu katil devletin yol verdiği katiller. Diğer yanda öldürülen halk.
Cinayetlerin üstü örtülüyor. Nerede okuduğumu hatırlamıyorum, "bir cinayetin faili meçhul ise, cinayeti devletin işlediğini gösterir" diyordu. Polisin, askerin, adli kurumların sahibi olan devlet elbette cinayete istediği süsü verir, medyayı manipüle eder, baskı kurar.
Bu mesajda sevgili Olimpiyat "kendi savunmamı kendim yapacağım" dedi. Devlete güveni yok, tıpkı benim gibi, tıpkı bir çoğumuz gibi.
Kendi adıma hayatım boyunca şiddetten uzak durmaya çalıştım. Ben şiddet uygulamadım, zaman zaman şiddet beni buldu. Şunu da iyi biliyorum ki, bana uygulanan şiddet çoğu Anadolu halkına uygulananın yanında kaz tüyüyle okşanmak gibi kalır.
Günümüzde, kafam biraz karışık. Bir kaç yıldır Anadolu'da bazı bölgelerde Alevilere karşı büyük bir katliam yapılacağına ilişkin duyumlar alıyorum. Duyum aldığım yer "sağlam" bana göre. Bu olası katliama karşın bazı Aleviler silahlanmaktaymışlar. Bana da bu telkinler yapıldı, hala yapılıyor. Ne var ki, elim gitmiyor.
Kendimi iki yüzlüler, aptallar gibi hissediyorum. Öyle ya, onbinlerce infaz, binlerce faili meçhul, yüzlerce katliam olmuş bir coğrafyada yaşadım, hep şiddete karşı çıktım, barış-insanlık-kardeşlik-iş-emek dedim, bıdı bıdı ettim. Peki ne elde ettim? Daha çok katliam, daha çok cinayet, daha çok baskı, daha çok zulüm.
Kafam karışık.
Nefsi müdafa evrensel bir haktır. Bunda şüphe yok. Problem, bunun zamanını, dayanağını belirlemede.
Bu, bir yerde komünist devrimci veya
reformist olmanın, hatta
konformist olmanın ayrımıdır.
Anladım, şiddeti reddediyorum aferin bana, ne var ki gözümün önünde insanlar öldürülüyor, artan bir şekilde öldürülmeye de devam edecek.
Nefsi müdafa, ne zaman, neye dayanarak?
Sevgiler