Erken Seçim Olur mu? Olursa Ne zaman olur?
Eğer, İmamoğlu'nun içeri atılamsı ve devam eden kumpaslarla CHP'li belediye başkanlarının "Kent Uzlaşısı" ittifakı üzerinden "terörle iltisaklı(ilişkili)" gösterilerek tutuklandığı hukuksuz süreçlerin, kumpasların ardından başlayan halk direnişi, yoğunlaşır ve ülke genelinde hükümete odaklı ve yayılarak etkili bir sonuç doğurur da mümkün olursa -ki olmaz- dengeler değişebilir, erken seçim takvimini kestirmesi güç olur.
Bu seyir üzre, Kasım 2027'den önce bir erken seçim olacağını düşünmüyorum. Hatta bir seçim olacak mı? Muamma... Totaliter kleptokratik faşist rejimin, DEM üzerine oynadığı oyunların ardından "sıkı yönetim" ilan edip, seçimi de imkansızlaştıracak yollara başvurur mu? Ciddiyetle düşünülmesi gerekir.
DEM yasal bir parti olup mecliste vekilleri hatta meclis oturumlarını da yer yer yöneten bir partidir. Bu şartlarda dahi, çeşitli yerellikelrde CHP'nin, DEM'li seçmenle ittifak oluşturduğu Kent Uzlaşısı projelerini terörle ilişkilendirmek, İmamoğlu'nu basit komplo ile tutuklamak, faşist kleptokratik rejimin hak, hukuk tanımaz faşizmi kadar, yasa, seçim de, seçmen de tanımayacağının göstergelerindendir.
Bana öyle geliyor ki, hırsız faşist rejim bir kaç yıl içinde bir iç savaş planlamakta ve bunu da Kürtler ve Aleviler üzerinden, ötekileştirici soykırım ve direniş esaslı olarak kurgulamakta, Suriye üzerinden de Aleviler ve Kürtler üzerinden çeşitli porovokasyonlar ve katliamlarla çeşitli denemeler yapmaktadır. Elde belge var mı(Suriye açısından durum ortada)? Yok, ancak bulgular mevcut, hiç bir kleptokratik, totaliter rejimler seçimle gitmeyi göze almamıştır. Daha önceki Barış Görüşmeleri sürecinde AKP seçimi kaybetmiş, masayı yıkmış ve akabinde Kürtleri hedef alarak ve terör estirerek milliyetçi, ırkçı kesimi yedeklemeyi başarmış, doğuda oy çalmayı da kendisi namına meşru ve kolay hale getirmiş, Haziran'da kaybettiği seçimi, Kasım'da tekrarlatarak Kasım seçimini kazanmıştı...
DEM'in bu süreci sürdürmesi, bu koşullarda siyasi körlük, meze, malzeme olmaktan öte bir anlam taşımıyor. Bu kadar art niyeti, bu kadar basit faşizmi görmemek ve muhtap olmak, Apo'nun kişisel durumundan, istihbarat örgütlerinin ve faşist rejimin kendi bekasını sağlama namına kullandığı aparat olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor. Kent Uzlaşısına terör diyen bir iktidarla masaya oturmak, ölüm fermanını izmalamak, faşist sultanın ileriye dönük planlarına kurban olmaktır... Yapmaları gereken, biz DEM'iz, barışı, süreci, eşit yurttaşlığı, sosyal devleti destekleriz, ancak muhatabınız değiliz, madem Apo ve PKK üzerinden yapacaksınız, siz de hükümetsiniz, buyrun yapın, siz hükümet, Apo Silivri'de, PKK ise Kandil'de demekti...
Bununla birlikte Türkiye'de aşılamayan faşist Irkçı, ittihatçı Kemalist damar da, çözümsüzlüğü, halk düşmanlığı, anti-laikliği dayatmaktadır. Bundan en iyi faydalanan ise AKP olmaktadır. Tabiri caizse kuzu, her durumda kurda teslim edilmektedir. Türkiye'de ırkçı ve dinci faşizm tasviye edilmedikçe, ülkenin kaderinin değişmesi, demokratikleşme, sosyal ve hukuk devleti hayali mümkün görünmemektedir.
AKP kendisini ne kadar devlet görüyorsa, seçmen kitlesinin diğer yarısındaki etkin ırkçı kesimde o kadar görmektedir, AKP için devlet ne kadar kutsal ise, ırkçı faşist kitleler için de o kadar kutsaldır. Yani halk, hem homojen(herkesin aynı görüş, millet, mezhep, inanç olduğu) olmaya zorlanmakta, halk üzerinde subjektif mühendislik, kamplaştırarak eritme, mobbing, tüketme, zorla biat ve mecburi kabullenme ve istismar, baskı yapılmakta, hem de bir bütün halinde halk devletin kulu olarak görülmekte ve bu ve bu ve din istismarının oluşturduğu sürü psikolojisi, cehalet, fedacılık(kendinden, insani, hak, hukuki taleplerinden vagzeçmeye, istismara dönüşen) aşılamadığı ve AKP'nin din, ezan, bayrak, cami, ırk istismarının da kırılamaması üzerinden, AKP'nin güç kaybetmesi de pek mümkün olmamaktadır. AKP devlettir, büyüklerimiz düşünür anlayışı topluma hakimdir, devleti büyüğü olarak görmekte,i kendisi ise küçük ve bu devlete hizmetçi olarak algılamaktadır. Yani cehalet hakimdir ve devlet ve toplum ilişkisi, tersine, tepe-taklaktır. Hal böyle olunca bağımsız bir yargı da, hukuk da, demokrasi de düşünülemez... neyse detaylar uzun, kabaca yansıyan ise bu...
Eğer Türkiye'de ırkçı faşizm, ittihatçı Kemalizm ve hem buradan hem de dinden nemalanan sağ olmasa, vatan, milelt, bayrak istismarı bu kadar etkili olmasaydı AKP'de olmazdı, ya da madem oldu bu kadar uzun ömürlü olmaz, AKP'nin eline de bu kadar rahat malzeme ve kamplaştırma, operasyon(ileride olası sıkı yönetim namına da) şansı tanımazdı.
Sonuç: Mevcut direniş başaramazsa ve olursa(!) Kasım 2027'de, guguğa dönmüş hukuksuzluk üzerinden Erdoğan tekrar seçilebilsin diye, meclis kararıyla, Erdoğan'ın 2. dönemi bitmeden erken seçim olur...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|