Mesela buna benzer bir seyi din tartismalarinda da goruyoruz. Ornegin Muslumanlara Islamdaki bazi olumsuz uygulamalar gosterildiginde cok sik ayni cevap verilir. Denir ki gercek Islam bu degil. Kuranda senin dinin sana benim dinim bana denir, demek ki Islam ozgurlukcu ve demokratik bir dindir. Kagit uzerinde bakildiginda bu yorum yapilabilir. Ama mesele sadece teorik metinler degil. Asil bakilmasi gereken sey insanlarin gercekte nasil yasadigidir. Bugun bircok Islam ulkesine baktiginda ifade ozgurlugu ciddi sekilde sinirlidir. Hukumeti acikca elestirmek tehlikelidir. Bazi yerlerde din degistirmek neredeyse imkansizdir ya da ciddi toplumsal ve hukuki baskilar vardir. Gazeteciler, akademisyenler ya da sanatcilar yazdiklari ve soyledikleri seyler yuzunden cezalandiriliyorlar. Insanlar interneti bile serbestce kullanamiyor, sosyal medya paylasimlari nedeniyle sorusturmaya ugruyorlar. Hatta bazi ulkelerde kadinlarin nasil giyinecegine, nereye gidip gidemeyecegine kadar kurallar vardir. Yani insanlarin deneyimledigi gercek hayat ile teoride anlatilan ideal arasinda buyuk farklar olabiliyor. Ayni durum sosyalizm tartismalarinda da ortaya cikiyor. Teoride anlatilan sistem kagit uzerinde cok adil ve ozgurlukcu gorunebilir. Ama insanlarin gercekte yasadigi deneyim farkliysa, o zaman tartismayi sadece tanimlar ve ideal tarifler uzerinden yapmak yeterli olmaz. Onemli olan insanlarin gercekte ne kadar ozgur olduklari, ne kadar konusabildikleri, yazabildikleri ve hayatlarini ne kadar kendi secimleriyle yonlendirebildikleridir.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|