Re: Tanrı'nın Evrimi
İlkel bir dinin belirtileri şöyle sıralanabilir :
* * *1- Dini törenleri yapmak için özel bir sınıf ayrılmamıştır; diger bir deyişle rahipler yoktur. *Törenler duruma göre herhangi bir kimse tarafından yapılabilir.
* * * 2-Dini törenlerin yapılabilecegi her hangi bir yer ayrılmamıştır, diger bir deyişle tapınaklar yoktur. Törenler duruma göre herhangi bir yerde yapılabilir.
* * *3- Tanrılar degil ruhlar bilinir.
* * * * *a)Ruhlar tanrılardan farklı olarak işlevlerinde doganın belirli bölümleriyle sınırlandırılmıştır. Adları geneldir, özel degil. Sıfatları geneldir, bireysel degil. Diger bir deyişle her sınıftan sonsuz sayıda ruh vardır ve bir sınıfın bireyleri hep birbirine benzer, kesin belirlenmiş kişlikleri yoktur, kökenlerine , yaşamlarına , sürüvenlerine ve karakterlerine deggin herkesin kabul ettigi söylenceler yoktur.
* * * * * b)Öte yandan tanrılar, ruhlardan farklı olarak işlevlerinde doganın belirli bölümleriyle son derece sınırlıdır. Tümünün kendi özel ülkeleri olarak, üzerinde egemenlik sürdürdükleri tek tek ayrı bölümleri vardır; fakat katı bir biçimde onunla sınırlı degillerdir; iyilik ya da kötülük güçlerini yaşamın bir çok alanlarında gösterebilirler. Aynı zamanda Ceres, Prosperina, Bacchus gibi bireysel özel adlar taşırlar ve bireysel karakter ve tarihleri geçerli *söylenceler ve sanat temsilleriyle saptanmıştır.
* * * *4-Ayinler yatıştırıcı olmaktan çok büyüseldir. Diger bir deyişle, istenen amaçlara , kurban, dua ve övgü yoluyla kutsal varlıkların lutfunu kazanarak degil, doganın gidişini ayinle, ayinden elde edilmesi amaçlanan etki arasındaki fiziksel yakınlık ya da benzerlik yoluyla dogrudan etkiledigine inanılan törenlerle ulaşılır.
* * Atalarımızın ilk üretim biçimi toplayıcılık ve avcılık biçiminde şekillenmiş. Avcılık ve toplayıcılık şeklinde gelişen üretim ilişkisi zorunlu olarak ortaklaşmacılıgı getiriyor. Avlanmak kolektif bir faaliyet olarak ortaya çıkıyor ve avcılar bu *faaliyetin sonucunda elde ettiklerini ortaklaşa olarak paylaşıyorlar. Avcılık eylemi doganın acımasızlıgı karşısında degişik avcı grupları arasında paylaşımı da birlikte getiriyor. Birbirlerinden uzak yerlerde de olsa yarın aynı şeyin kendi başına da gelebilecegini düşünen avcı , zorda kalan herhangi bir avcı ya da avcı grubuna elinden gelen tüm destegi veriyor. Bu bazı Eskimo kabilelerinde oldugu gibi evinden uzak kalan bir avcı ile kadının paylaşma noktasına kadar gidebiliyor.
* * Tüm eyleminde doga ile baş başa olan ve dogadan alıp paylaşan avcı toplumları için doga tek güç. Doganın sonsuzdan gelip sonsuza devam eden ve süreklilik taşıyan üstün bir güç olarak *tasavvur edilmesi mana inancını ortaya koyuyor. Bu her varlıkta olan gizli güçtür ve nesiller boyu devam eder ve asla yok olmaz. Bunun dogal uzantısı atalar kültüdür. Bir ortak atadan varolageldigine inanç ve ölümden sonra bu atasal ruhun toruna geçebilecegi inancı. Çogu zaman bu ruh dogada en erişilmez görülen bir hayvanla ya da imkansız görülen sürekli görülen bir doga nesnesi ile bütünleşir. İlkeller bir kaplanın gücünü, ya da bir tilkinin zekasını, bir kartalın özgürlügünü kendilerine örnek alarak kendilerini onunla özdeşleştirirler. Bu hayvan artık kabilenin kutsalı ve tabusu olmuştur, totemi olmuştur. Totemin tanrıdan farkı tüm kabileyi temsil etmesi ve koruyuculuk halinde herhangi bir yaptırımının olmamasıdır. O kabilenin ortak ruhudur. Ancak henüz asla bir tanrı degildir.
* * *Bu inanış biçimi zorunlu olarak mülkiyetsiz bir toplum biçimini ve ortaklaşa bir paylaşımı zorunlu kılar. Daha dogrusu mülkiyetsiz bir toplum biçimi böyle bir inanışı şekillendirir. Bu ortaklaşmacılık yenilmesi yasak olan şeylerle tabu olarak korunur. Aslında tabu olan yalnız yemeyeceksin anlamına gelir, yalnız yemek yasaktır. Totem olan hayvan senenin belirli günlerinde ortaklaşa olarak ve toplu olarak yenilerek aynı zamanda bir törenle , şenlikle ve kutsallıkla pekiştirilir. Ancak süreç içerisinde kabilelerin yaşlılarına bazı istisnalar tanındıgını görüyoruz. Avcılık ekonomisinde bu ayrıcalıklar yenilmesi yasak olan şeyler konusunda bagışıklık tanınması ve avdan pay ayrılması şekline bürünmüştü.Çagların gelişimi içerisinde bu yaşlılar büyücülere, şeflere, rahip ve rahibelere , kral ve kraliçelere dönüştükçe , toplumda yükselen konumları da durmadan geleneksel biçimlere uygun kılındı. Bu konumlarının ideolojik olarak haklı bir zemine oturması ve toplum içerinde kesin kabul görmesi gerekiyordu..
* * *Şimdi toplum içerisinde üretmeden, üretim faaliyetine katılmadan pay alabilen bir azınlık oluşmaya başlamıştır. Bu azınlık şefler ve rahipler olarak toplumdan farklılaştıkça bu farklılıgı destekleyecek temeller yaratmak zorundadır. İlk başta kabile şefinin yaptıgı sadece paylaştırmak ve yeniden paylaştırmaktı. Ciddi bir av fazlası kabile şefinin diger bir kabileyi şölene davet etmek için yeterli bir nedendi. Bu aynı zamanda kabileler arasındaki farklılıgın ve aynı zamanda degişimin de temelini atıyordu. Şölen verilen kabile bir dahaki iyi ava kadar bu şölenin karşılıgını verip onurunu tazelemesi gerekiyordu.. Bu da hem ticaretin temelini oluşturan hem de kabileler arasındaki ayrımın nüvelerini taşıyan bir olguydu.
* * *Şimdiye kadar anlattıklarımda henüz toprak sahipligi kavramı gelişmemiştir. Tarım yapılsa bile ilkel ve bahçe tarımı şeklindedir ve henüz bireysel mülkiyet olmadıgı gibi üretim araçlarının bireysel mülkiyeti de bilinmez.
* * * Avrupalıların toprak sahipligi kavramını bütün Kızılderililer çok acayip buldugundan onlara göre bu kavram sözcügün tam anlamıyla anlaşılmazdı. Toprak işte orada diyorlardı, önemli olan da buydu. Her kabile ya da köy kendi mısır tarlalarının ve avlanma bölgelerinin sınırlarını biliyordu. Ama Kızılderililer sınırları, kendi kullandıkları alanları, komşularının gereksinimi olan yerlerden ayırtederek biliyorlardı. Kızılderili toplulukları arasındaki sınırlar, birbirlerinden kıskanarak etrafına çitler çekilmiş özel topraklar degildi.
* * * Morgan şöyle yazar “ Moqui’lerde oldugu gibi birçok soylarda bugün de soylarının ilk kurucularının hayvanlardan ya da cansızlardan dönüştürülmüş insanlar olduguna dair geleneksel inançlar devam etmektedir. İnsana dönüştürülüp kendi atalarını oluşturan bu hayvan ya da canlılar ise soyların simgesi sayılmaktadır. Ojibwaların leylek soyunda bugün de yaşayan bir efsaneye göre Körfez’den Büyük Göllere kadar ki geniş toprakları uçup aşmış bir çift leylek yiyecegin bol oldugu bir yer aramak için Missisipi düzlüklerinden de geçerek Atlantik’e varmış ve Superior Gölü’nün denize döküldügü yerde Rapidleri begenmiştir. O zamandan beri buranın balıgı bolmuş. Nehrin kenarına konduklarında Büyük Ruh, bu iki leylegin kanatlarını almış ve birisini kadın, birini de erkek haline getirmiş. Bunlar Ojibwa’ların leylek soyunun kurucuları olmuş. Diger birçok kabilelerde de kabilenin adını aldıgı hayvana dokunmama, etini yememe adeti vardır. *( Eski Toplum cilt 1 sf 327 )
* * *Şimdiye kadar örneklemeye çalıştıgım tüm toplumların ortak noktası avcı ve toplayıcı toplumlar olmalarıdır. Bahçe tarımı bazılarında yeni yeni gelişmeye başlamıştır ve özel mülkiyeti tanımazlar. Toprak ekimi varsa da toprak mülkiyeti kolektiftir ve Tanrı düşüncesine henüz yabancıdırlar. Herkesde ve her şeyde ortak olan yaptırım istemeyen bir Ruh kavramı vardır ve totem inancı hakimdir.
* * * saygılarımla
devam edecek
|