Manastır ve Keşişlik
Hıristiyanlığın gelişiminde en derin dinsel, kültürel ve toplumsal sonuçlara yol açan şey ne papalık ne de konsüllerdir. Dünyadan el etek çekme ve katı bir çilecilikle ayırt edilen manastır yaşantısı ve keşişlik kurumudur. Aslında çok eski zamanlara kadar giden bir geçmişi vardır keşişliğin. Hinduizm ve Budizm'deki keşişlik bildiğimiz en ünlü keşişlik. Bu keşişler dua ederek, mediatsyon yaparak, oruç tutarak dünyadan uzak bir yaşam sürer, karınlarını doyurmak için köylerde dilenir ve sonra yine dualarına, meditasyonlarına ve oruçlarına dönüp, ormanlarda, dağlarda gezip dururlardı. Bu kişiler paradan, dünyevi zevklerden, hırslardan kendilerini korumaya çalışır ve halk tarafından da kutsal kabul edilip, uğradıkları yerlerde saygı görür, para ve yiyecek verilirdi.
Bütün bir doğu dünyasında yaygın olan bu keşişliği ilk Hıristiyanlar da da görürüz. İsa'nın kendisi de bir tür keşiş olarak karşımıza çıkar. Matta İncil'inde şöyle karşımıza çıkar keşişlik:
Annesini ya da babasını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Oğlunu ya da kızını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir. Canını kurtaran onu yitirecek. Canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır.
(Matta 10:37-39)
Luka'da ise şöyle der İsa
Kalabalık halk toplulukları İsa`yla birlikte yol alıyordu. İsa dönüp onlara şöyle dedi: “Biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini, hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz. Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen, öğrencim olamaz.
(Luka 14:25-27)
İsa'nın havarilerinin de sürekli gezip çeşitli yerlerde insanları dinlerine katmaya çalıştıklarını görürüz. Luka'nın yazdığı düşünülen ve Pavlus'un gezilerini anlatan Elçilerin İşleri metni tamamen bir keşişlik öyküsüdür.
|