KÖRLER KÖYÜ
turan dursun isimi ne zaman aklıma gelse körler köyü hikayesi gelir aklıma.
zamanın birinde bir köy varmış, kuş uçmaz kervan geçmez bu köyün özelliği
sakinlerinin tamamının kör olmasıymış, tabi köydeki hayat kör düzene göre
işlermiş, herkes ebedi bir karanlıkta olduğu için alışmışlardır böyle yaşamaya,
ve tüm körler yaşamın bu şekilde olduğunu sanırmış, ağacın hışıltısı gelir ama
rengi bilinmez, gülün kokusu gelir ama göz alıcı güzelliğini bilmezler, elmanın
tadını bilir ama hangi ağaçta yetiştiğini bilmezler. vs vs..
gel zamn git zaman köyde kadının bir nur topu gibi bir çocuk dünyaya getirir,
ve çocuk büyür, büyüdükçe sorunlar başlar, bu çocuk çok tuhaftır, alışılagelmişin
dışında şeyler sorar, hiç inek görmemiş anne'sine *bu ne diye sorar, hiç
bulut görmeyen babasına bu ne diye sorar, hiç kuş görmeyen amacasına bu ne diye
sorar, tabi hiç bir cevap veremez. *çocuk delirdi diye şüpheye düşerler, hiç
rastlamadıkları bir durumdur bu, köyde böyle bir olay hiç olmamıştır çünkü.
ve aile karar verir çocuğu köyün bilge yaşlısına götürmeye, anne babası ve
bu tahaf çocuğun söylediklerini merak eden herkes, kısa bir yolculuktan sonra
tepedeki evinde dinlenmekte olan yaşlı körün yanına götürüp anlatırlar dertlerini.
yaşlı kör çocuğu getirin bana der, *eliyle iyice muayene ettikten sonra *'''buldum''
der elleriyle çocuğun açık gözlerini farkettiğinde '' buldum buldum, işte bunun bizden
farkı bu , bu yüzden böyle tuhaf sorular soruyor'' çözüm bilge efendi der anne baba
yaşlı kör '' sıkıca tutun çocuğu '' der , köylüler tuttuktan sonra iki baş parmağıyla
çocuğun gözlerini yerinden çıkarıncaya kadar bastırır yaşlı kör'' işte tamam artık
tuahf şeyler soramayacak, artık bizden farkı kalmadı, der.
|