Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Çalışma Alanı > Tercüme Çalışmaları

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 18-08-2007, 21:46
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart yeni üye olmayanların tercümeleri

Merhaba birkaç gündür hastane de kalmak zorunda olmamdan dolayı yazıyı hiç kontrol edemeden göndermek zorunda kalıyorum,dili de öğreneli çok fazla olmadığı için yanlışları düzeltmeyi size bırakıyorum.

Geçikme için özür dilerim.


Tanrılar neden var olamaz? – Jon Nelson

Tanrıya inanan kişilere inandıkları tanrıyı tarif etmesini veya tasvir etmesini istediğimizde karşımıza muazzam şaşırtıcı farklı cevaplar çıkıyor.Öyle gözüküyor ki aynı tanrının varlığına inandıkları halde ortaya birçok farklı tanımlama ve tasvir çıkıyor.Bu kadar çok çeşitlilikten sonra şu apaçık ortaya çıkıyor ki bu insanlar aynı şeyden bahsediyor olamazlar.Açık olan bir özellik daha var.İnananlar daima tanrıya biçim verirken kendi karakterlerine uygun bir tanımlama yapıyorlar.Eğer inanan somurtkan ise tanrısı da somurtkan oluyor,eğer kişi mutlu ve rahat ise tanrıları da mutlu ve rahat oluyor.Nesnel olarak analiz ettiğimizde,inanan bir kimse için tanrı kendi bireysel özelliklerinden daha fazla bir şey değil.

Böylece tanrı gibi bir şeyin varlığından söz edilemez , çünkü bir şeyin var olması asla bu kadar çeşitli cevaplar üretmez.Eğer tanrı veya tanrılar varsa bütün diğer varlıklar gibi sahip olduğu sıfatları gösterilebilmelidir.Peki inananlar tanrılarının ne gibi sıfatlara sahip olduğunu iddia ediyorlar?

Teistler bu soruya bir çok farklı cevap ve mantık yürütmeler sunuyorlar. Bunlardan bazıları tamamen saçmalık,mesela bir kısmı “tanrı aşktır” olgusunda ısrar edeceklerdir.Bu açıklamanın safsatalığı apaçık olmalıdır. çünkü biz zaten “aşk”ın manasını biliyoruz.Eğer “aşk” ve “tanrı” birbirinin yerine kullanılabilirse neden tanrı kelimesine bu kadar ihtiyaç duyuyoruz?Neden kolayca tanrı kelimesini elemiyoruz ve neden onsuz olunmuyor?

Asırlardır teologlar tanrının birtakım sözde tanımlamalarıyla karşımıza çıkıyorlar.Anlattıklarına göre tanrı her şeyi bilir,her şeye kadirdir ve tüm iyiliklerin mutlak sahibidir.Ancak fark edileceği gibi bu sıfatlar birbirleriyle çelişmektedir.Öncelikle,bir varlığın her şeyi bilmesi ve her şeye gücü yetmesi imkansızdır.Neden?Basitçe düşündüğümüzde eğer tanrı her şeyi biliyorsa ve her şeyi önceden kararlaştırıyorsa,gelecekte ne olacağını da bileceğinden dolayı bir avantaja sahip olacaktır.Bu ise hiçbir şeyin değiştirilemeyeceğini gösterir.Ne olacağı önceden takdir edilmiş bir kainatta tanrı dışında hiçbir şey olayları değiştiremez.Bununla birlikte her şeyi bilen bir tanrı her şeye gücü yeten bir varlık olamaz.

Daha sonra her şeyi bilen ve her şeye kadir olmak onun iyilikseverliğiyle de çelişir.Eğer tanrı çok güçlü ve çok iyiyse neden şeytanın evrende yaşamasına müsamaha gösteriyor?Eğer tanrının her şeye gücü yetiyorsa şeytanı ortadan kaldıracak gücü de vardır.Eğer her şeyi biliyorsa şeytanın nasıl ortaya çıktığını da biliyordur,gerçekten şeytanın ne yapacağını da o ortaya çıkmadan önceden biliyordur.Dolayısıyla eğer tanrı mutlak iyiyse gücünü kullanmalıydı.

Özgür irade fikri genellikle tanrının şeytanı yaratmasını haklı çıkarmak için ortaya atılır.Ancak daha önce de söylediğimiz gibi her şeyi bilmek her şeyin önceden belirlendiğini gösterir.Bireyin yapacağı her hareket,söyleyeceği her söz tanrı tarafından biliniyorsa insan özgür iradeye sahip olamaz.İlaveten özgür irade gerçek durumu saklamak için uydurulmuş bir kavramdır.Özgür irade olsun ya da olmasın tanrı hala şeytanı yok etmek için herhangi bir şey yapmıyor.Sadece Nazi soykırımı bile yeterli bir kanıttır.Şeytanı ortadan kaldıracak gücü olduğu halde tanrının bunu yapmaması ne kadar doğrudur?

Bir insanın bir katilin önüne geçecek gücü olup ayrıca kendisine de hiçbir zarar gelmeyeceği kesin olduğu halde en ufak bir şey yapmıyorsa onu nasıl haklı çıkarabiliriz?Biz hata yapabilen varlıklarız fakat tanrının hata yapmadığı söyleniyor,dolayısıyla tanrının hiçbir şey yapmaması affedilemez.İnsanları ahlaksız olduğu için yargılayabiliyorsak,aynı şekilde tanrıyı da bir ahlaksız olduğu için yargılayabilmeliyiz.

İnananların bir kısmı da tanrının varlığını akla yatkın bir hale getirmek için bilimi referans göstermeye çalışıyor.Sözde bilimsel “açıklamalarla” kainatı ve kainattaki her şeyin varlığı için bir tanrıyı varsayıyorlar.İddia ettiklerine göre varolan her şey nedensel bir açıklama gerektiriyor.Bundan dolayı, evren de bir nedene sahip olmalıdır, şeklinde *düşünüyorlar.

Bu argümanın içinde birtakım temelsiz düşünceler barınmaktadır.Öncelikle tanrı varsayımından yola çıkarak tanrı evrenin yaratıcısı olarak kabul ediliyor ve her nasıl oluyorsa bu problem yapmacık bir tavırla nedenlerin sonsuz döngüsüyle *çözülüyor.Bu argümanı ileri süren inananlar varlığın ilk nedeni olan tanrının nedensiz olduğunu söylüyorlar.Ancak bu sorunu çözmüyor. İlkokul üçüncü sınıfı bitiren bir çocuğun bile şunu sorabileceği açıktır:Tanrıyı kim ya da ne yarattı?

Eğer inananlar tanrının bir sebebe ihtiyacı olmadığını ileri sürüp *“nedensiz” diyorlarsa onlara neden evrenin de “nedensiz” olduğu düşüncesini kabul etmediklerini sormamız gerekiyor.Nitekim,biz evrenin doğasında de birtakım kabullenmeler görürüz. Mantıkta bunlar Occam’ın Usturası veya Parsimoni İlkesi olarak bilinir.

Farkına varılacağı gibi diğer mantık hatası da döngüsel bir mantık zincirinde ilk sebep argümanıdır.İnananlar gerçekte şunu söylüyorlar:”Tanrı dışında her şey bir sebebe sahiptir,bu nedenle her şeyin sebebi tanrıdır.”İnananlar kendi kanısını getiriyorlar.Yani tanrı var ve bu öncüle göre de her şeyin bir sebebi var.Tanrıyı muaf tutarak ilk neden argümanını haklı çıkarmaya çalışıyorlar fakat tanrının niye bir neden gerektirmediği konusunda hiçbir mantıksal sebep göstermediklerine göre biz bu varsayımı niye doğru kabul edelim?İnananlar bu “sorunu”(evrenin varlığı) çözmeye çalışıyorlar.Daha sonra *ise çözümlerini sorunun esas öncüllerinden muaf tutuyorlar.Bu argümanı kullanmaya devam eden inananlar,içindeki mantık dışılıklar basit bir şekilde kanıtlanınca entellüktüel dürüstlük onların tavırlarına yön veriyor.

Bir nokta daha belirtilmeli ki nesnel olarak tanrının bilinmezliği göz önünde bulundurulmalıdır.Bilinmeyen bir şeyin(tanrı) bilinmeyen bir yerde(evrenin kökeni) bulunmasını varsayımlarla nasıl açıklarız?Ayrıca,eğer tanrı bilmediğim bir şey hakkında her zaman bir açıklama getirebiliyorsa neden sürekli bilime ihtiyaç duyuyoruz?Bu eski “boşlukların tanrısı” argümanıdır ve çok fazla hasara uğratılmıştıroğanın herhangi bir fenomeni için açıklama istediğinizde bunun meydana gelmesinde özellikle ne sebep oldu?Bu soruyu yanıtlarken doğaüstü güce sahip tanrıları referans göstermek soruyu cevaplamaya yetmeyecektir,çünkü bu açıklama bize tanrının ne ve nasıl yaptığını açıklamaktan uzaktır.

Bu bize ilk neden argümanının en esas hatasını göstermektedir.Yanlış bir şekilde argüman evrenin bir sebep açıklaması olduğunu iddia etmektedir.Bu fikir düştüğü anda evrenin varlığının nedensel değişimlerle açıklanamayacak bir indirgenemezlik temelinde olduğu fark edilir.Evren hakkında konuştuğumuz zaman tüm varlıklar hakkında konuşuruz.Eğer bir tanrı varsa,tüm varlıklar gibi bunun bir parçası olmalıdır eğer değilse varlığın ilk sebebi olması açıkçası imkansızdır.Hiçbir şey varoluşun dışında değildir.İstenilseydi çeşitli sebepsiz ilk sebepler olacaktı.Bu durum doğaüstü tanrısal güçlere temel olduğu iddia edilebilir mi?Doğal bir ilk sebep fikri hiçbir zaman inananların aklına girmiş gözükmüyor.Bizim algılayamadığımız doğaüstü bir faktörün aksine eğer ortada bizim algılayabileceğimiz birincil bir sebep varsa,bu varlığının yani kendisinin sebebi olabilir.

Evren özdeşlik ve sebep ilkelerine göre devam eder.Özdeşlik ilkesi Aristo tarafından 2000 yıldan fazla bir süre önce formüle edildi.Ona göre her şey ne ise odur yani A ise A’dır,başka bir şey değil ayrıca A aynı zamanda A olup aynı zamanda da A’dan farklı olamaz.Sebep İlkesi özdeşlik ilkesinin bir uzantısıdır.Bu ilkeye göre ise bir şey sadece kendi doğasıyla uyum taşır.Örneğin bir insan asla at doğurmaz.Evren bu iki ana ilke etrafında işler.Neden görünmez,somut olmayan tanrısal özelliklere evrenin başlangıcı için ihtiyacımız var?Daha esasen,hiçbir şekilde fiziksel bir özelliği olmayan bir şey ne yapabilir?Nasıl hiçbir fiziksel varlığı olmamasına rağmen her şeye kadir olabilir?Herhangi bir fiziksel varlığı olmamasına rağmen nasıl her şeyi bilme yetisine sahip olabilir?Hiçbir fiziksel özelliği olmamasına rağmen nasıl iyilikler ihsan edebilir?
Evrenin ilk materyalinin olup olmaması sorun mudur,değil midir ya da henüz enerjinin keşfedilememiş metafiziksel bir formu evrenin varlığı mıdır?Sebebin varlığın içinde olması veya sebebin varlık olması bir çelişki yaratır,”ilk neden” de olduğu gibi.Evren varlığın birincil özelliğidir daha fazlasına indirgenemez.

“Tasarım” argümanı da tanrının varlığını “kanıtlamak” için başka bir çürük mantık yürütmedir.Bu argüman evrenin çok kompleks bir yapıya sahip olduğu fikrinden yola çıkarak bunun ancak bir tasarım sonucu olabileceği fikrine inanırlar bu tasarımcı da ancak tanrı olabilir.Bu argüman da diğerleri gibi doğal olarak mantık dışıdır.Sadece “graduted complexity” bile bu argümanı ortadan kaldırmaya yetecektir.Bu ilke bir yaratıcının yarattığı her şeyden kompleks olması gerektiğini ifade eder.Örneğin insanın düşünme yetisi şu ana kadar oluşturduğumuz her şeyden daha üstündür.Buna göre tanrı da evrenden daha kompleks olmak zorundadır ve sonuç olarak ondan daha da kompleks bir dizayncı bulunmak zorundadır?Bundan dolayı acaba tanrıyı kim tasarladı?

Tasarım düşüncesi her şeyin amaç için yaratıldığı düşüncesinden yola çıkar.Her şey bilinçli olarak,bir amaç için yaratılmıştır.Bu durumda geleneksel saatçi argümani inananın kendisine döner.Elbette,saatin dizaynında saatin çalışmasıyla alakası olmayan hiçbir parça yoktur.Saatin her parçası bir amaç içindir ve tek tek her parçanın mekanizması bu amaç ile birlikte açıklanabilir.Bu nedenle,eğer inananlar evrende bir tasarımın olduğunu düşünüyorlarsa tek tek her parçanın amacını göstermek zorundalar.Ancak bundan sonra,aynı saatte olduğu gibi, evrenin içinde de belli bir amacı olmayan hiçbir parçanın bulunmadığı iddia edilebilir.İnanan bize tanrının yarattığı her şeyin amacını bize göstermek zorundadır,yaşayan her şeyin,çok uzaklardaki yıldızın,her atomun,her kum tanesinin ve evrenin içinde her türlü materyalin,bu başa çıkılamaz ödev tüm tasarım argümanını bir anda ortadan kaldırmaya yetecektir.

Bütün argümanların dikkat çekici noktası sözde tanrının geçmişte yaptıklarının kanıt olarak gösterilmesidir.İnananlar cilalı laflarla tanrının ne yaptığını göstermeye çalışıyorlar fakat dikkat çekici bir şekilde tanrının ne olduğu konusunda derin bir sessizlik içindeler.Bu nokta çok çetrefillidir ve öneminden dolayı üstünden geçemeyiz.Çoğumuzun ilkokulda öğrendiği gibi her fiil bir isimden türetilir.”Koşmak” diye bir varlık yoktur ama bu var olan şeylerin koşabileceğini gösterir.“Giffles koşar” ifadesi aynı “tanrı evreni yarattı” gibi idrak edilecek bir anlamsızlığa sahiptir.Şeyler koşabilir,bu yüzden tanımlanabilir ve bu varlığına bir kanıt teşkil edebilir.Aynı şekilde ele alınıp tanrının varlığı onun yaptıklarıyla tanımlanıyorsa(yaratan olması) esas sorun olan tanrının ne olduğu ile ilgili durumdan kaçınmaktır.Birşey yapmadan önce tanrı bir şey olmalı bu da onun tanımlanabilmesini gerektirir.Tüm inananlar sebeplerin meydana gelmesinin varoluşu açıkladığını düşünür.Tanrıyı dışarıda tutarak katıksız bir savunmaya geçmek insan duyularına aykırıdır.

Tanrı var olmak amacıyla kesin olarak tanımlanabilir fiziksel bir karaktere sahip olmalıdır.Bir varoluş hiçbir özelliği olmazsa içinde çelişki barındırır.

Bu mantıksal fukaralıktan kaçmak için,inananlar genelde son çare olarak negatif teolojiye kaçarlar.Tanrı bizim gibi değildir,tanrı materyal değildir,tanrı sınırlı,ölçülebilir değildir.Birçok tanımlanamayan kişisel özellikler(şefkat gösteren,güçlü,yardımsever,zeki,adil ve bunun gibi) bahane bulma taktikleridir.Fakat şöyle bir sorun çıkıyor ki bu şefkat gösteren,güçlü,yardımsever,zeki ve adil olan şeyin kendisinin tam olarak ne olduğu anlatılmıyor.Bu “varlık” tanımlanabilir diğer varlıklardan farklı hiçbir pozitif sıfata sahip değilken nasıl tüm diğer varlıklardan farklı oluyor?

Son olarak,İnananların tanrıyı tanımlamaya çalıştıkları zaman ne gibi kelimeler kullandığına dikkat edersek , doğru kullandıklarında “varoluş” “varlık” ve “yaratmak” gibi önvarsayımlara dayanan fiziksel gerçeklikleri görürüz. Fakat ,teistler tarafından kullandıldığında, fiziksel gerçekliklerle bağlantısı koparılıyor ve sözcükleri inananın hayalindeki tanrısal özelliklere uyum sağlaması için yeniden tanımlamak zorunda kalıyoruz.Fakat bu da tüm bağlantıları gerçekte yok ediyor.Örneğin tanrıyı tanımlamak için,bir çok inanan “fiziksel olmayan bir oluşumdan” bahsederken kullandığı kelimeler fiziksel “varlıklardan” bahsediyor.Bu çeşit bir saptırmayı kabul etmek için normal tanımları ve onunla birlikte gelen tanımlamaları reddetmemiz ve onun yerine yeni tanımlamaları koymalıyız ki bunlar kendi haksızlıklarını haklı çıkarmak için ortaya sundukları bir şeydir.Bu adamlar insan bilincini köreltmekten başka hiçbir işe yaramıyorlar.Tutarlı bir şekilde baktığımızda bu akıl dışı yaklaşım insanı diz çökertiyor,doğanın varlığına karşı kör ediyor,tanrısal özelliklere kabus gibi yalvarmasına sebep oluyor asla tanımlanamayan özelliklere…

Dünyanın kuralları hakkında düşünmeye hala vaktimiz var.Fakat bizler Karanlık çağlardan hala kurtulmuş değiliz.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:00 .