Re: İslam ve Laiklik
Laik gidişin tersine dönmesi 2. Dünya Savaşı sonrasında çok partili yaşama geçişle başlar. Önce 1948-49’da ilkokullara seçmeli din dersi konur. Önce veli isteği ile öğrenci katılımı olurken, katılmamak için veli dilekçesi gerekir hale getirilince, ders zorunlu olur.
Burada bir parantez açarak hep uygulanan ince bir taktiği aktarmak isterim. Birincisi dersin alınması değil de alınmaması için uğraşmak gerekmesi, dersin alınması lehinedir. Velilerin uğraşmak yerine tembelliği tercih etmeleri normaldir. İkincisi ise velilerin örtülü bir şekilde din dersi lehine tercih yapmaya zorlanmalarıdır. “Aaa! falancanın çocuğu din dersi almıyormuş” suçlamasını çoğu veli kaldıramayacaktır. Bu husus dincilerin yaygınlıkla kullandığı bir taktiktir.
Öte yandan artık DP iktidarına gelinmiştir. İktidarda olduğuna inanamayan ve CHP’ye her yönden alternatif olmak için her şeyi zorlayan ve değerlerden vazgeçmekte beis görmeyen bir iktidar. İlk icraat ezanın Arapça’da okunabilmesidir. Bu iktidar devletin kendisine devredilmesinden şaşkın bir vaziyette her şeyi değiştirmeye çalışır. Türkçe çalışmalarını yadsır. Yerine eski, anlaşılmayan Arapça sözcükleri geçirir. Örneğin “Anayasa” değil “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” denilecektir. Bu benim de şahit olduğum bir şey. Emekli dedemin kiradaki evi Ankara’da “Bakanlıklar” durağındaydı. Bir anda durak adı “Vekaletler”e çevrildi. Nerede kapalı, örtülü bir şey varsa, orada bilinmesi istenmeyen kötü bir şey vardır.1940 sonlarından itibaren DP dönemi Türkiye’de ilk Komünist avına çıkıldığı dönemdir. Bu arada tekkeler tarikatlar de gene başlamıştır. Marx’ın da söylediği gibi dinin afyon etkisi kullanılmakta ve halkın egemenliği yerine elitlerin egemenliği sağlanmaktadır. Bu arada politika “her mahallede bir milyoner yaratma” politikasıdır. Farkına vardığım başka bir olgu da dinin egemenliği arttıkça Türkiye'nin bağımsızlığının hep tehlikeye girmiş olmasıdır.
1949 Aynı zamanda İmam Hatip kurslarının başlama yılıdır. Bunlar daha sonra İ.H. Okulu daha sonra da *İHL haline çevrilmiş, Yüksek İslam Enstitüleri ve İlahiyat fakülteleri açılmasıyla sürdürülmüştür. İHL açılmasındaki amaç, okullara konan din derslerine öğretmen sağlamak ve “aydın” din adamı yetiştirmekti.
Burada “aydın” kelimesinin çağrışımından yararlanarak “Aydınlanma Çağı” diye adlandırılan bir kavram üzerinde durmak isterim. Aşağıdaki alıntı gene Vikipedi’dendir:
----------------------------------------------------------
Aydınlanma Çağı olarak adlandırılan tarihsel dönem, Aydınlanma felsefesi de denilen 18. yüzyıl felsefesinin genel adıdır…Aydınlanma felsefesi ya da 18. yüzyıl felsefeleri genel olarak insanın kendisin yaşamın düzenlenmesini yeniden gündeme almış, hem düşüncenin hem de toplumsal yaşamın köklü değişimlere uğrayacağı bir sürecin fikirsel/felsefi başlatıcısı olmuştur….Din ya da Tanrı merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzenlemeler arayışı alır. Geniş ve genel anlamıyla aydınlanma, ortaçağda hüküm süren dünya görüşüne karşı yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkması ve temelendirilmesi olarak belirtilir. Bu yüzyıl yeni bir ideal ile tarih sahnesinde yer alır; bu ideale göre, aklın aydınlattığı kesin doğrulara ve bilginin ilerlemesine dayanan entelektüel bir kültür egemen olmalıdır ve bu kültür sonsuz bir şekilde ilerlemelidir….Aydınlanma felsefesinin kaynağı Rönesans felsefesi ve özellikle de 17. yüzyıl felsefesinin ortaya koyduğu ilkelerdir. Rönesans’tan itibaren düşüncenin tarihsel otoritelerden kurtulması, bilgi ve yaşam hakkında akla ve deneyime dayanmaya başlaması söz konusudur. 17. yüzyıl da bu gelişmeler sistemleştirilip temel ilkelere dönüştürülmeye başlanmış, rasyonalizmin belirginleştiği bu yüzyılda aydınlanma felsefesinin düşünsel temelleri bir anlamda hazırlanmıştır. Sekülerleşme (Laiklik) aydınlanma felsefesinin ve genel anlamda aydınlanmacılığın her tür girişiminde temel olmuş olan bir yönelimdir….Aydınlanma Çağı, akıl'ı kurucu ilke olarak benimseyerek, tüm toplumsal yaşamın ve düşünüşün buna göre şekillendirilmesine yöneldiği dönemdir….Aydınlanma çağının ana fikri, akıl aracılığıyla doğru bilgilere ulaşılabileceği ve bu doğru bilgi ile de toplumsal yaşamın düzenlenebileceğidir. Öte yandan bilim alanındaki önemli gelişmeler de aydınlanma çağına öncülük eder ve bu çağda ayrıca çok yoğun yeni bilimsel gelişmeler kaydedilir. Daha 15.yüzyıldan itibaren meydana gelmeye başlayan yeni keşifler ve icatlar bu süreci hazırlamış, bunun sonunda da "karanlık çağ" olarak değerlendirilen Ortaçağ'ın sonuna gelinmiştir. Deney ve gözlem, aklın uygulama araçları olarak bu dönemde bilimsel yöntemim ilkeleri biçiminde ortaya çıkmış ve doğa bilimlerinde önemli gelişmelere kaynaklık etmiştir.
Dinde meydana gelen yenileşme hareketleri de, dinsel düşüncenin giderek geriletilmesi ve Aydınlanmacılıkla birlikte kuruculuk ve egemenlik gücünü kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Rönesans ve reformlarla başlayan bu gelişmeler, aydınlanmacılıkla doruğuna varmış ve buradan itibaren Modernite denilen sürecin oluşumunu hazırlamıştır. Bu sürec aydınlamacılıkta ifadesini bulan köklü bir zihin değişikliği anlamına gelmektedir.
----------------------------------------
(Türkiye ve Müslüman ülkeler bu aydınlanma çağını bir türlü yakalayamamışlardır.) Dolayısıyla aydın ve din yan yana gelemezken, aydın din adamı yetiştirmek gerekçesi abukluktur. Din okullarında her şeyin merkezinde din vardır. Ne var ki din ile bilim hiçbir zaman uyuşmaz. Bu forumlarımızda her zaman dile getirilmiştir. Çünkü Tanrı ve peygamber buyrukları sorgusuz yerine getirilir. Rasyonel akıl yürütmenin olmadığı bir kurguda aydın nasıl olur?
Esasen İHL ve diğer din okullarında esas amaç emekçi yığınların uyutulmasıdır. Komprador sermaye sınıfı ve iktidarları bunu gördükleri için İHL açmakla övünür olmuşlardır.
Henüz günümüze gelemedim, söylenecek çok şey var...
|