Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 04-11-2007, 22:24
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Araplar'ın Devlet Gereksinimi olarak ortaya çıkan İslamiyet

İslam dininin nedenlerini araştırırken sonuçlardan yola çıkmak en mantıklısı olarak görünür hep bana. Neden diye sorulacak olunursa o döneme ait bize kadar gelmiş olan eserlerin son derece azlıgı, hatta neredeyse hiç olmamasıdır. Elimizde veri olarak aldıgımız eserlerin çogu da İslam dininin ortaya çıkmasından 150 sene sonra rivayete dayalı olarak toparlanmış belgelerden oluşmaktadır. İslamiyetin en önemli sonucuna baktıgımız zaman bunun Kuzey Arabistanda dagınık olarak yaşamını sürdüregelen Arap Kabilelerini bir devlet çatısı altında birleştirmek oldugunu görebilmemiz pek fazla zor degildir. Bu yazıda bir devlet gereksinmesi olarak , bir devletin kurucu ideolojisi olarak İslamiyetin oynadıgı rolü incelemeye çalışacagım. Bu incelemeye başlarken öncelikle Cahiliye denilen dönemde ve bundan evvelinde Arap toplumunun, özellikle de Kuzey Arabistandaki kabilelerin yapılarına bir bakmak gerekiyor.

* * * * * A- Nesnel Şartlar :

* * * * * * *1-Arap Kabileleri arasında kan bagına dayalı sistemin zayıflaması ve kabileler arası çatışmaların yaygınlık kazanması :

Muhammed zamanına gelindiginde yani 6. yy da Arabistan iki farklı kültürel ve ekonomik yapıyı içinde barındırıyordu. Güneyde görülen istikrar, coğrafî özellikler ve verimli topraklar yanında buralarda sosyal, siyasî, iktisadî ve medeniyet yönünden gelişmiş Ma'în, Sebe', ve Hımyer gibi eski devletlerin bıraktıkları kalıntılara dayanmaktaydı. Güney*deki bu özelikler yanında kuzeyde de istikrarsızlık hakimdi. Buralarda bedevîlik hayatının derin izleri bulunmaktaydı. Bunun yanında kuzeyde de Mekke, Medine ve Tâif gibi istikrara sahip pek, çok yerleşim merkezleri mevcuttu.Güneyde çeşitli krallıklar kurulmuş olmasına ragmen kuzeyde hala bir soy örgütlenmesi ve buna baglı sosyal yapılar vardı.

* Tüm Arap yarımadasında yaşıyanlar iki ana soydan türemişti. Adnaniler ve Kahtaniler. Adnânîlerin en meşhur kolları, Mekke'de Kureyş, Tâif;te Sakîf, Bahreynde Abdulkays, Yemende Benû Hanîfe, Dehnâ çölünde Temîm ile Dabbe; Yarımadanın Kuzeydoğusunda Yemâme, Bahreyne doğru uza¬nan bir çizgide Benû Bekr ile diğer kolları gelmektedir. Ayrıca Kinâne, Mekke yollarındaki Huzeyl, Neciddeki Kaysu Aylân kabileleri de Adnânîlerdendir. En önemli kabileleri ise Hevezân, Süleym, Amir ve alt kolları olan Kilâb, Akîl, Müzeyne ve Benû Sa'd kabileleridir.

* * *Mekkeliler, Muhammed'den yaklaşık beş nesil önce İbrahim'in soyundan geldigi iddia edilen Kusayy'ın önderliğinde civardaki kabilelerin desteğini de alarak, Kureyş adı altında birleşmişlerdi. Mekke, Kusay'dan önce, genellikle, şu boylardan oluşmaktaydı :

1.Harisoğulları
2.Muhariboğulları
3.Âmiroğulları
4.Adiyyoğulları
5.Sehmoğulları
6.Cumahoğulları
7.Teymoğulları
8.Mahzumoğulları
9.Zühreoğulları
10.Esedoğulları.
Daha sonraları bunlara Abduddar ve Abdumenafoğulları eklenerek sayıları onikiye çıkmıştır. Abdüşşems, Haşimiler, Ümeyyeoğulları gibi oymaklar ise, sonraki soylardan oluşmuştur.

O halde Arap soy örgütlenmesinde ana egilim birleşme yolunda degil ayrılma yönündeydi. Nitekim tüm soy örgütlenmelerinde klan belli bir büyüklüge ulaştıgı zaman ayrılır ve yeni bir klan olarak başka bir yerde, ekonomik olarak kendi kendini idame ettirebilecekleri bir yerde yaşamını devam ettirmeye çalışır. Kabile konfederasyonları bu dagınıklıgı askeri olarak toparlayabilmek için bulunmuş bir yoldur.

Kabileler arası ilişkilere bakıldığında, göze çarpan ilk husus, kabileler arası savaşların oldukça fazla olmasıdır. Bu mücadele ve düşmanlık Adnânîler ile Kahtanîler zamanından beri süregelmiştir. İki kabile arasında müthiş mücadeleler olmuştur. Hatta savaşlarda dahi farklı işaretler, örneğin biri kırmızı bayrak kullanırken diğeri sarı renkli sarık veya bayrak kullanmıştır. Su, hayvanlarının yemi, yiyecek veya herhangi bir haksızlık yüzünden çıkan tartışmalar büyümüş, kanlı savaşlara dönüşmüş, her hangi bir katl veya ihanetten dolayı patlak veren bu savaşların kırk yıl sürdüğü dahi olmuştur. Kan dökmek normal bir şey olup buna gösterilen tepki, yine kılıçlar çekmek ve yine kan dökmekle olmuştur. Bu savaşlar o kadar fazla ve o kadar meşhur hale gelmiştir ki, Araplar arasında bunlarla ilgili olarak Eyyâmu'1- Arab adıyla bilinen bir ilim dalının doğmasına neden olmuş ve bu savaşlar ya çıkış sebepleri veya yapılan yerlere göre isim almışlardır. Dâhis, Ğabrâ, Besûs, Zî-kâr, Şi'b vs. gibi.

Örneğin Muallaka şâirlerinden Zuheyr b. Ebî Sülmâ *"Savaşlardan doğan pişmanlıkla avuçlarını ovalandığını ve bunu zihinlerde bir sarsıntının takip ettiğini görürsün"; *beyitini yazarak bu duruma dikkat çekmiştir.

Aralarındaki savaşlara son vermek veya barış içerisinde yaşamak için *bir takım anlaşmalar yapmışlardır. Kinâne kabilesinin bir kolunu oluşturan Hâşimoğulları, Huzâ‘a’nın kolu olan Lihyân ve Mustalak kabileleri ile diğer bazı kabilelerin oluşturdukları bu tür bir pakta el-Ehâbiş denmiştir. Bu anlaşmalarını Mekke’nin aşağısında Hubeyş denen bir dağın eteğinde toplanarak yaptıklarından bu ismi almışlardır.i Bunlar Kureyş’in hâl’ifleri (müttefikleri) olarak da bilinirler. Farklı gurupların oluşturduğu topluluk anlamında olan bu paktın başkanlığına Huleys adında biri seçilmiştir.ii İlk bakıldığında Bekroğul*larına karşı oluşturulmuş olan Ehâbiş gurubu ile Kureyş kabilesi de Kinâneoğullarına karşı bir anlaşma yapmıştır. Bu ikili ittifaka daha snra Huzeyl kabilesi de katılmıştır.iii Bu anlaşmaların belki de en önemlilerinden birisi, Abduddâr ve taraftarlarına karşı, Abdumenâf, Zühre, Teym ve Esedoğul*larının kurmuş oldukları pakttır. Büyük bir kaba zemzem suyu koyup kendileri bundan yıkandıktan ve Kâbe’*nin rükünlerini de yıkadıktan sonra bu sudan içip Kâbe’ye el sürerek yemin ettiklerinden Mutayyebîn (temizlenmişler) adını alınışlardır. Diğer bir rivayete göre yapılan güzel bir kokuya ellerini batırdıklarından (buna göre güzel koku sürünenler anlamım alır) veya kestikleri bir devenin kanını bir kaba koyarak ellerini bunda yıkadıklarından bu ismi almışlardır.

Bu anlaşmanın maddesi ise, “Biz, geceler karanlık ve gündüzler aydınlık olduğu sürece, bi*zim dışımızdakilere karşı tek yumruk alacağız.”i Görüldüğü gibi bir güç oluşturma amacını taşıyan bu anlaşmanın uzun vadeli ve güvenilir olmasına dikkat edilmiştir. Yapılan anlaşmanın bozulması kabile için bir ayıp sayılırdı. Kabile şairleri yaptıkları anlaşmaları bozmamakla ve karşı tarafa haksızlık etmemekle, yani vefakârlıkla övünmüşlerdir.ii Zaten yapılan anlaşmayı bozmak savaş sebebi sayılırdı. Arap Edebiyatı Tarihinde Besus ismiyle biline meşhur savaşın çıkış sebebi de budur.

Bu anlaşmalar el-Ahlâf, el-Erâkım ve el-Berâcim gibi daha değişik isimler altında yapılmıştır.i Ayrıca aralarında anlaşma yapan kabilelere “el-Ahrabân” denirdi. Örneğin Necid'li olan ‘Abs kabilesi Zübyân kabilesinin ahrabânı, yani bir birlerinin müttefikleri idiler.



* * * saygılarımla

not : çok uzun bir yazı oldu. tamamını getirebileceklere Allah kolaylık versin. *
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:19 .