Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 24-11-2007, 02:15
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart İslam Devleti'nin Kuruluşu

.

* * * * * * *Miladi 610 yılında kendisine peygamberlik ihdas edildigini iddia eden Muhammed ilk önce iddialarını gizli olarak sürdürüyordu. 4 sene sonra açıktan propogandaya başladı. Ömer ile Hamza’nın da saflarına katılması onu moralman güçlendirmişti, ikisi de tanınmış kişilerdi ve Ömer’in Mekke’deki konumu oldukça önemliydi. Ancak gene de Müslümanlar Mekke’deki varlıklarını ancak aşiret ilişkilerine göre sürdürebiliyorlardı. Ebu Talib olmasa Mekke’liler onları barındırmayacaklardı. 617 yılından itibaren Mekke’liler Muhammed’e boykot uygulamaya başladılar. Bu boykot üç sene sürdü ve Muhammed’i koruyan tüm Haşimogulları kabilesini de kapsıyordu. Görüldügü gibi bu ilişkiler din, iman, inanç temeli üzerinde degil, kan bagı temelinde şekilleniyordu. Eski kabile soy yasasına göre kendi üyeleri olan birini korumak en temel hakları ve aşiret yasası idi. 620 senesinde bu boykot kaldırıldı ancak gene de Müslümanların sayısında kayda deger bir artış olmadıgı gibi Muhammed’i de ciddiye alan yoktu.

Boykotun kalkması bir şeyi degiştirmedi, aksine Muhammed için hayatı daha çekilmez kıldı. Üçer gün arayla koruyucusu Ebu Talip ve karısı Hatice öldü. Böylece Ebu Talib’in otoritesinin ve Hatice’nin servetinin verdigi prestijden yoksun kalan Muhammed için Mekke’yi terk etmekten başka çare kalmadı. Bir gece gizlice Taif’e gitti. Ve Taif’te de tebligatını sürdürmeye çalıştı. Ancak ummadıgı bir tepkiyle karşılaştı. Taif’liler onu ciddiye almadıkları gibi alay da etmişlerdi. Taif’in önde gelen reislerinden biri Muhammed’e şöyle demişti : "Allah, peygamber göndermek için, senden başka kimse bulamadı mı?" *Bir başkası, "Vallahi," dedi, "ben hiçbir zaman seninle konuşmayacağım! Çünkü, sen, şayet dediğin gibi Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber isen, senin sözünü reddetmekle kendimi büyük tehlikeye atmak istemem! Eğer, sen 'Allah'ın Peygamberiyim.'diye Allah adına hilâf-ı hakikat konuşuyorsan, o takdirde de ben seninle konuşmaya lüzum görmem!" (İbn-i Hişam, Sîre, c. 2, s. 61)

Bu sözlere karşı Muhammed *"Bari, konuştuklarımız aramızda kalsın; başka kimse duymasın." dedi. "Memleketimizden çık da, nereye gidersen git! Kavmin ve hemşehrilerin söylediklerini kabul etmeyince, çıkıp bize geldin! Vallahi biz de senden elimizden geldiğince uzak duracağız, isteklerini kabul etmeyeceğiz!" dediler. ( İbn-i Hişam, Sîre, c. 2, s. 61)

Ancak Muhammed’in bu istegi uygun görülmedi ve Taif’liler Muhammed’i kovdukları yetmiyormuş gibi bir de yolun iki tarafına dizilerek onu taşa tutarak kovaladılar. O derece de kovaladılar ki yere düştügü halde onu tekrar kaldırıp taşa tutarak kaçmak zorunda bıraktılar. Yaralandı ve ayakları kanadı. ( Aslında bu sahneler İsa’nın çarmıhını taşıma sahnesinden bize yabancı degil ) . Sonunda rivayete göre Muhammed kendisini uzaktan akrabası olan bir Taif’linin bagına atarak kurtardı. Utbe ve Şeybe b. Rabia adında iki kardeşti.
Bir süre burada dinlenen Muhammed Mekke’ye dogru yola çıktı. Ancak Mekke’ye emansız girmesi mümkün degildi. Eman Arap kabile geleneginde (ve tüm eski soy örgütlenmelerinde )
En önemli kardeşlik yasasıydı. Muhammed de Hira’ya vardıgında,Mekke’nin ileri gelenlerinden Mut'im b. Adiyy'in himayesini istedi. Mut'im, isteğini kabul etti ve oğullarını silâhlandırarak, kendisi de beraberinde olduğu hâlde, kendisini Hira'dan alarak Mekke'ye getirdiler. Mut’im ile ne pazarlık yaptılar, ne gibi tavizler verdi, ne vaat etti, bu konuda ciddi bir rivayet yok. Ancak kovulan ve iyi bir gözle bakılmayan birini korumak için silahlanan bir liderin oldukça geçerli sebepleri olması gerekmektedir.

Demek ki o sıralarda Mekke içerisinde Muhammed asla ciddiye alınmayan sıradan bir peygamberdir. Kendisi ile alay edilmektedir, meczup gözü ile görülmektedir. Kendi taraftarları haricinde hiçbir prestiji kalmamıştır. O sırada Habeşistan’a hicret edenlerin toplam sayısı 130 kişi civarındadır. Mekke de kalanların sayısının ise bundan daha az olabilecegini söylemek yanlış olmayacaktır. O sırada Mekke’nin nüfusu ise 25.000 kişidir. O halde yarısından çogu memleket dışında olan ve perişan bir durumda olan inanırları ile beraber Muhammed’in taraftar toplaması ve yeni dinin yaşaması bir mucizeye baglıydı.

Tarihte ve dogada mucizelere yer yoktur ama bazen tesadüfler tüm tarihin akışını degiştirebilirler. Dogru zamanda dogru yerde yer alabilen kişiler umulmadık fırsatlardan yararlanabilirler. Ve hiç umulmadık çelişkiler çok farklı mekanlarda başka olayların tetikçisi olabilirler. İşte Muhammed’in yaşamını unutulmaktan ve sıradan bir insan olmaktan alıkoyan *ve bu yüzden dünya tarihinin akışını degiştiren olaylar, Muhammed ile hiç alakalı olmayan bir yerde ve onunla hiçbir ilgisi olmayan bir biçimde vukuu bulmuş , onun ve İslamiyet’in kaderinin akışını degiştirmişti. Bu mekan Medine idi ve Muhammed’in Medine ile tek baglantısı annesinin Medine’ye mensup bir kabileden olmasıydı.


saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:20 .