Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 21-06-2010, 18:16
irsArtvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
irsArtvin irsArtvin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Dec 2009
Bulunduğu yer: Hiçbir yerden…
Mesajlar: 327
Standart

saroz´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Devletler nasıl sınıflar üstü değil de bir sınıfa hizmet eden aygıtların toplamı ise, bu aygıtlardan birisi olan yargı da sınıflardan bağımsız olamaz.

Milliyetçilik, ümmetçilik (din) aslında emeği sömürülerek berbat bir hayata mahkum edilenleri birarada tutmaya yarayan çimentolardır.

Kemalist milliyetçilik, dinci ümmetçilik veya kafatasçı faşizm, sonuç itibariyle aynı amaca hizmet ediyor.

Hangi amaca?

Devlet aygıtını elinde bulunduran hakim egemen sınıfların çıkarına, sistemi ayakta tutma amacına.

Ergenekon davasında yaşanan şey bence, dinci gericilik vasıtası ile kemalist despotluğunun tasfiye edilmesi.

ABD bu tasfiyenin azmettiricisi olmalı.


Sevgili saroz; "Kemalist milliyetçilik, dinci ümmetçilik veya kafatasçı faşizm" zaten insanların; gelir adaletsizliğini, burjuvaziyle işçi sınıfı arasındaki dağlar kadar fark olan yaşam kalitesini, emek/sömürü ilintisini yani tam anlamıyla telaffuz etmek gerekirse, kapitalistlerin etrafını koca çitlerle çevirmiş oldukları sınıf farkını görememeleri, kavrayamamaları için vardır. Biraz tarih bilgisi olan birisinin kolayca anlayabileceği üzere, milliyetçilik akımının ortaya çıkışı sanayi devriminin tarihi ile orantılıdır. Tam bu noktada sorulması gereken ince bir soru vardır. O da acaba "neden" sorusu olması gereklidir. Bu tamamen tesadüf müdür? Tabii ki de değildir. Çünkü sınıf mücadelelerinin yoğunlaştığı, kapitalizmin kendine yeni sömürge pazarlar aradığı bir tarihi dönemeçte; ortaya ülkeleri rahat bir şekilde bölebilen, insanları sırf aynı etnik köken olduğu için yaşamını idame ettirebilmek adına satacak başka bir şeyi olmayan emeğini, insafsızca sömüren burjuvaziye bile ses çıkarttırmayan bir ideoloji çıkmıştır. Bir sömürgeci, emperyalist burjuva bundan başka daha ne isteyebilir ki? Eğer bu ideoloji; “din ile soslanıp, pembeleşene kadar bir güzel kavrulursa” değmeyin burjuvazinin keyfine.

İnsanlık, tarih boyunca sömüren ve de sömürülen iki farklı grup arasındaki yoğun çelişki ile ilerleyip durmuştur. Kimi zaman bu çelişki tarihi ilerletmiş kimi zaman ise tarihe gerileyici bir nitelik kazandırmıştır. Tabii ki şu anda da tarih; her ne kadar egemen güç olan burjuvazi, kendi menfaati adına aydınlık ilerici rolünü kaybedip çürümüş, gerici olsa da bir ilerleme içerisindedir. Bu taa ki işçi sınıfı; tarihi rolünü fark edip, kendi egemen gücünü ortaya koyana dek devam edecektir. Bu gün devletin sahibi burjuvazidir. Bunun içindir ki yasalar da burjuvazinin menfaati doğrultusunda yapılır. Anayasayı elinize alıp bir inceleme fırsatınız olursa eğer, göreceksiniz ki sermayenin menfaatlerine ters düşen bir yasa göremeyeceksiniz. Yani halkçı, işçi ve emekçiden yana olan bir yasa bulamazsınız. Bunu; özel mülkiyet, çalışma saatleri, salt emek ücreti vb. konular üzerinden görme imkanınız daha da fazladır. TC’nin kuruluşunda kurtuluş savaşı, emperyalist devletlere karşı yapıldığı için burjuvazi, yasaları yine kendi menfaatine olsa da günümüze kıyasla oldukça ileri olan ve tabii ki daha sosyal demokrat olan bir anayasa tertip etmişlerdir. Fakat Atatürk’ün ölümünden sonra görüldüğü üzere kapitalizm tekelleşme evresinde olduğu için Türk burjuvazisiyle anlaşıp, tekrardan iğrenç, sömürgeci yüzünü hemen göstermiş, halklar yani işçi sınıfı tekrar ezilmeye başlanmış ve doğal olarak bu doğrultuda yasalar, egemen güçleri yüceltircesine halkların zararına değiştirilmiştir. Ve bu vahim tablo ne yazık ki bugün de devam etmektedir.

En nihayetinde, daha önce de belirttiğim gibi, devlet kimin egemenliği altında ise ona hizmet eder. Bugün iktidarda AKP, yani yeşil sermaye vardır ve doğal olarak da devleti kendi amaçlarına uygun olacak biçimde şekillendirmeye, yapılandırmaya çalışmaktadır. Bu amaç; her ne kadar salt dini duyguları baskın gelen bir insan gözünde İslami, dinci yani din egemenliğinin TC’ye hakim olması gibi görünse de tabii ki durum bundan ibaret değildir. Her tarihsel olayın altında yattığı gibi bu olayın altında da ekonomi yatar. Yani yeşil sermayenin; Kemalist, Ulusalcı sermayenin yerine kendisinin geçmek istemesi, kendini koymak istemesidir. Bunun içindir ki tüm devlet kurumlarındaki Kemalist, Ulusalcı kadroların tasfiye edilmesi gerekmektedir. Gerekmektedir ki kendi ideolojisi yani sermayesi adına alınabilecek tüm kararlar rahat bir şekilde, diledikleri gibi lehlerine alınabilsin Bunu nasıl yaparlar diye sorarsanız, tabloda göreceğiniz üzere gerek “Cihaner” davası gerekse de “Ergenekon” davası olsun resmin gerçek yüzünü göstermektedir. Eğer iki güç arasında bir değerlendirme yapacak olursak, yeşil sermayenin üstün geleceğini görebiliriz. Çünkü ABD Kapitalizmi, cereyan eden olaylara düzgün bir çerçeveden bakmayı becerebilen her insanın, “aydın”ın anlayacağı üzere, kendi sermayesini ve emperyalizmini daha da yayabilmek adına yeşil kuşak projesi yaratmıştır. Nedir bu proje? Bu, İslami normlar üzerine oturtulmuş bir Ortadoğu düzeni ve her istediğini rahatça yapabileceği bir siyasal yapı yaratma projesidir. Aynı şekilde bugün TC’ye, yeni Osmanlı rolü biçiliyorsa bunun sebebi de budur. Ortadoğu’da yeni Osmanlı ile sahte bir İslami birlik kurup, daha rahat bir şekilde müdahale etmek, amiyane tabirle söylemek gerekirse, daha rahat bir şekilde “at oynatmak” tır.

Peki, “Ne Yapmalı?”. Yapılacak şey gayet net ve de açıktır. O da; savaşım halinde olan bu iki güce , “siz kendiniz için, kendi menfaatleriniz için, sömürgelerinizi daha rahat sömürmek, karınızı daha da arttırabilmek için çatışma halindesiniz ama sizin bu çatışmanızdan ezilen ve sömürülen işçi, emekçi yani halk olacaktır. Bu kavgada, bu savaşta bize yer yok çünkü bizim savaşımız, kendi öz mücadelemiz olan, kendi haklarımızı aradığımız, emeğimizin karşılığını aradığımız, kavgasını, mücadelesini verdiğimiz sınıf mücadelesi yani sosyalist/komünist mücadeledir.” Deyip halkı uyandırmalıyız. Bir sosyalist/komünist’in, “aydın”ın söyleyeceği tek ve yegane söz bu olmalıdır.

Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette; bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidir.

Din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu ve aynı zamanda akılsız bir çağın aklıdır. Din halkın afyonudur.


Karl Marx
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 21-06-2010, 19:38
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

irsArtvin Diyor ki
TC’nin kuruluşunda kurtuluş savaşı, emperyalist devletlere karşı yapıldığı için burjuvazi, yasaları yine kendi menfaatine olsa da günümüze kıyasla oldukça ileri olan ve tabii ki daha sosyal demokrat olan bir anayasa tertip etmişlerdir. Fakat Atatürk’ün ölümünden sonra görüldüğü üzere kapitalizm tekelleşme evresinde olduğu için Türk burjuvazisiyle anlaşıp, tekrardan iğrenç, sömürgeci yüzünü hemen göstermiş, halklar yani işçi sınıfı tekrar ezilmeye başlanmış ve doğal olarak bu doğrultuda yasalar, egemen güçleri yüceltircesine halkların zararına değiştirilmiştir. Ve bu vahim tablo ne yazık ki bugün de devam etmektedir.
Bu iddianin hicbir dayangi oldugunu sanmiyorum. Milliyetci hissiyatlar dayanak sayilmaz.

Burda gerekcemi kisaca aciklayayim. Cumhuriyet döneminin 1947'lere kadar olan sosyal ve ekonomik politikalari iki dönemden olusur. 1923-29 arasi liberal dönem olarak gecer. Bu dönemde, daha önce Ittihat Terakki'nin uyguladigi milliyetci ekonomik politikalar terkedilmis ve liberal bir ekonomik politikaya gecilmistir. ITC'nin kapattigi Osmanli Bankasi (Osmanli Bankasi bir Ingiliz-Fransiz sermayesi ortakligi idi) tekrar acildi. Uluslararasi sermayeye kolayliklar saglandi. Bati ülkelerinden yasalar alindi ve cesitli reformlar yapildi. TC, acik sekilde bati yanlisi bir ülke olarak kendisini ifade ediyordu.

1929 krizi ile Avrupa'da nasyonalist partiler güclenince, Türkiye de politikasini degistirmeye basladi. 29'dan sonraki dönem giderek artan ölcüde milliyetci ekonomik politikalar uygulanmaya baslandi. Ayni zamanda sert bir politik despotizm gelistirildi. Kelimenin tam anlaminda milli bir din yaratildi. Korporatif örgütlenmeler gelistirildi, sendikalar kapatildi, Isci ve isverenler ayni milli örgütlerde örgütlenmeli ve hepsi milli cikarlar icin calismaliydi. Devlet disi örgütlenmeler kapatildi yada devlete baglandi. Bu dönemde Kemalizmin ilkeleri denilen seyler olusturuldu. Bu dönemin sosyal demokrasi ile hicbir iliskisi yoktur. Bu dönemin uygulamalari daha cok nasyonal sosyalist uygulamalar benzer. Zaten bazi kanunlar fasist Italya'dan alinmistir.

Atatürk'ün ölümü ile Türkiye'nin sosyal ve ekonomik politikalari degismemistir. Atatürk'ten önce ve sonra diye ayrimlar yapmaya calismak gerceklikle uyusmaz. Sadece lider kültü yaratmanin bir parcasi olabilir. Zaten Kemalistler bile böyle bir iddiada bulunmazlar.

Son olarak ulusal sermaye ile sosyal demokrasi, uluslararasi sermaye ile fasizm yada baski dönemleri arasinda sandiginiz gibi bir iliski yoktur. Italya ve Almanya'nin ulusal sermayelerinin emperyalist güc olma cabasi ile fasizm arasinda bir iliski oldugu söylenebilir.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/

Konu sargon tarafından (21-06-2010 Saat 22:37 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 21-06-2010, 22:20
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

irsArtvin Diyor ki
Çünkü ABD Kapitalizmi, cereyan eden olaylara düzgün bir çerçeveden bakmayı becerebilen her insanın, “aydın”ın anlayacağı üzere, kendi sermayesini ve emperyalizmini daha da yayabilmek adına yeşil kuşak projesi yaratmıştır. Nedir bu proje? Bu, İslami normlar üzerine oturtulmuş bir Ortadoğu düzeni ve her istediğini rahatça yapabileceği bir siyasal yapı yaratma projesidir. Aynı şekilde bugün TC’ye, yeni Osmanlı rolü biçiliyorsa bunun sebebi de budur. Ortadoğu’da yeni Osmanlı ile sahte bir İslami birlik kurup, daha rahat bir şekilde müdahale etmek, amiyane tabirle söylemek gerekirse, daha rahat bir şekilde “at oynatmak” tır.
Burdaki iddia da su anda gercekligi olmayan, hayali bir iddia. ABD'nin Sovyetler Birligine karsi böyle bir stratejisi vardi. Ancak bu strateji 20-30 yil önce idi. Sovyetler yikildigindan beri böyle bir kusak projesinden sözetmek mümkün degil. Sovyetlerin ve dogu blokunun yikilmasindan sonra ABD stratejistleri yeni bir düsman yaratmak gerektigi düsünerek, bunun terörizm oldugunu söylediler. Buna göre "özgür dünya"nin düsmani olan Dogu bloku yikilmis ama terörist devlet ve örgütler hala varligini sürdürüyordu. O zamandar beri de hedef tahtasina Afganistan, Irak, Kuzey Kore, Iran gibi ülkeler konulmustur.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Sonunda bu da oldu! GODİSLOVE Konu-dışı 3 19-05-2017 17:51
ayışığı söylemişti bir ben eksikmişim , geldim sonunda one Yeni Üyeler 15 10-04-2009 01:37
Sonunda biri yazdı azınlık Politika 13 06-03-2009 13:40
Sonunda Merhaba purple_angel Yeni Üyeler 19 08-04-2008 17:10
En Sonunda Kuran Sayesinde Bir Soruma Yanıt Bulabildim dmxads İslam 60 25-12-2006 13:47

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:00 .