
20-07-2010, 17:12
|
|
Denetimdeki Üye
|
|
Üyelik tarihi: 13 Jul 2010
Mesajlar: 44
|
|
Nihilist. Biliyor musun? Annem gibi konuşuyorsun. Zira Annem de bunları söylüyor. Dostum bak. Sana şunu diyeyim. Eğer bir misyoner tarafından ikna edilmek sureti ile İsa Mesih'e iman etmiş olsa idim, "kısmen haklı olabilirsin" diyebilirdim ama sana şunu diyim dostum. Ben İsa Mesih'e iman ettiğim de HİÇBİR HRİSTİYAN tanıdığım yoktu. Hemde hiç. Ben iman ettikten sonra kliseye başladım ve Hristiyan kardeşlerim oldu. Kaldı ki bulunduğum şehirde klise var olup olmadığından bile haberim yoktu. Annem de benim "kandırıldığımı" düşünmekte. Bunun geçici bir heves bir takıntı olduğunu hala dah düşünüyor. Hala daha kiliseye gitmeme karşı. Çevremin yapısı gereği zaten bir İsa Mesih inanlısı ile dialog kurmama imkan yoktu.
|

21-07-2010, 12:54
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
|
|
sayın çarmıh yolcusu
yasaklı olmanıza üzüldüm.
bu koşullarda szie cevap yazmam ne derece doğru pek emin değilim.
ben sizin bir misyoner tarafından ikna edilmeniz üzerinden fikir yürütmüyorum.
organize işler bunlar.
hem de 10000 yıllık işler.
insanın aklının nerde takılacağını, nasıl korkutulup nasıl kandırılacağını bilen işler.
din bir ihtiyacın sahte ilacıdır.
insan bu sahte ilaca ihtiyaç hissetmese zaten din de olmazdı.
sizin bu yalana hangi motiasyonla yakanızı kaptırdığınızı en iyi siz bilirsiniz.
kendinize sadece şunu sorun.
kendimi kandırıyormuyum.
bu soruya cevap verebilmek acayip zordur.
çünkü cevap verebilme süreci de aynı kandırmacanın etkisinden kurtulamaz çoğunlukla.
bir insan teki kendisini neye inandırırsa onun için gerçek o olur.
ama ister inandır ister inandırma senden bağımsız bir gerçek var.
senin gerçeğin, gerçeğin kendisimi, yoksa sen kendini inandırdığın şeyi mi gerçek zannediyorsun.
bu sorunun bende cevabı yok.
sende cevabı var.
hayat da senin .
ister eski mitolojilerin dayanılmaz hafifliğinde takılırsın,
istersen de herşeyi elinin tersiyle itersin ve gerçek ne diye önceden hiç bir şeye karar vermeden önyargısız olarak gerçeği ararsın.
|

21-07-2010, 15:04
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jul 2010
Mesajlar: 13
|
|
Sevgili Nihilist arkadaşım. Öncelikle, size şunu belirteyim. Din(ler) konusunda size sonuna kadar katılıyorum. Bu yüzden biz Mesih İnanlıları da bir din(ler)'e inanmıyoruz. İlk iman ettiğim zamanlarda bu ve benzeri soruları defalarca ve defalarca kendime sordum ama aldığım yanıt hep "gerçek, yol ve yaşam NEN'im" oldu. Haklısınız. Dinler birer afyondur. Bu çok doğru. Çünkü din(ler)'i yaratan insan'ın kendisidir. O yüzden bizler bir din'e inanmıyoruz. Bizler bir yaşam biçimine inanıyoruz. Hayatımızdaki her ama herşeyde Tanrı'nın bir numara olduğu bir yaşama inanıyoruz sevgili arkadaşım.
İçinde bulunmuş olduğumuz, yani şu yüzyıla baktığımızda, başdöndürücü bilimsel gelişmeler olmakta şüphesiz.Bu değişiklikler, her gün biraz daha geleneklerimizi, göreneklerimizi ve inançlarımızı çökertiyor. Bilimdeki gelişmeler ise, varolan bilgilerimizi her an değiştiriyor. Bütün bunlara karşın, değil sorularımıza cevap almak, daha bulunduğumuz yeri saptayacak sağlam bir nokta bulamadan herşey anlamsızlığın derin boşluğunda kayboluveriyor. Bu durum yaşantımızı anlamsız olayların ard arda sıralandığı bir rastlantılar zincirine çevirmiyor mu? Üstelik iş-aile-eğlence üçgeni arasına hapsedilen günlük yaşam savaşımızınyoğunluğu, kendimiz için yapabileceğimiz en ufak bir araştırmaya bile engel oluyor. Gerçi günümüzde çağdaş yaşam diye adlandırılan böylesine yoğun yaşamın iyi bir tarafı da var: çoğu zaman kapalı bir üçgene karşılık pratikte yukarıda söz ettiğimiz üçgenden öte genişlik sağlamayan bu hayatımızdan memnun, yaşayıp gidiyoruz. Ta ki, o derin boşluk duygusu, o başkalarının önünde rol yaptığımız hissi, amaçsızlık ve kocaman bir anlamsızlık yeni bir soruyla tekrar içimizi kaplayınca dek sürüp gidiyor. Evet, bu duygulara neden kapılıyoruz? Yoksa yaşam gerçekten mi anlamsız?
İnsanın içinde korku oluşturan bu soruya, bazıları hiç aldırmaz ama herkesin bir gün mutlaka kendi kendine sorduğu başka sorular da vardır:
1) Neden her yeni nesil, büyüklerinin kendilerine aktardıklarını eksik buluyor ve her şeyi yeni baştan araştırmaya başlıyor? Bu arayışların sonu hiç gelmeyecek mi?
2) İnsanı hayvandan ayıran bir özellik var mı? Yoksa yeryüzündeki diğer canlılar gibi, geçici arzularımızı tatmin edip, sürünüp gidiyor muyuz?
3) Acaba gerçekten yüce ve sonsuz bir varlık tarafından mı yaratıldık? Bizim varlığımız da sonsuz mu?
4) Örnek alınabilecek, dört dörtlük bir insan ve yaşam tarzı var mı?
Şimdi Nihilist arkadaşım. Sen bu soruların kaçına içten cevap verebilirsin? Ya da daha önce hiç bu ve buna benzer soruları kendine sordun mu? Skaince bir düşün ve bu soruların yanıtlarını vermeye çalış bana arkadaşım. Yaşamın anlamsızlığı veyukarıdaki türden sorular aklımıza takıldığında, ister istemez din kavramı ile karşı karşıya kalıveririz. Çünkü din, kültürümüzün bir parçası olarak, çocukluğumuzdan beri, yaşantımızın her anını işgal eder. Dinin ne olduğunu anlamadan, ona inanmaya, kurallarını uygulamaya başlarız. Aklımıza takılan sorular, gerçek cevaplarını asla bulmadan, dini öğreti ve yaptırımlarla ört pas edilip, kaybolup gider.
Bu nedenle sana şunu söylüyorum ki, İncil inancının "din" kavramıyla ifade edilmediğini ve KESİNLİKLE DE EDİLEMEYECEĞİNİ vurgulamak istiyorum.
Bizce bütün dinlerden ve felsefelerden, son derece farklı, sorularımızın gerçek cevaplarını bulabileceğimiz bir alternatif var: İnsanı gerçek ve sonsuz yaşama kavuşturabilecek bir Kurtarıcı, ve O'nunla aramızdaki ilişki. Kalıplaşmış, yüzeysel kurallarla dıştan değişime uğratılmak yerine, içimizde oluşan ve sonra dışa vurulan bir değişim. Bu Kurtarıcı'nın şimdiye kadar tüm kültürlerin ve dinlerin kendine mal ettiği, kendi çıkarlarına göre biçimlendirdiği din kavramları ve kurumları ile hiç ilgisi yoktur.
İncil'e göre Tanrı hakkında bilgiye sahip olmak başka, Tanrı'yı daha özel bir anlamda "tanımak" başkadır. Üstelik Tanrı'nın bize İsa Mesih aracılığla sağladığı en büyük ayrıcalık da O'nu ruhumuzla tanıyabilmemizdir.
Gerçekte özgür iradeye sahip insanın önünde yalnızca iki yol vardır: "Tanrısal" ve "insani" yol. Dinlerin, Tanrı'nın öğretilerinin kurumsallaştırılmasıyla oluştuğunu, bu nedenle insani yol'un ürünü olduklarını anlamak hiç de güç değildir. O halde Tanrısal olmayan bir yolun, insanı Tanrı'ya yakınlaştırması, varoluş sorununa cevap bulması nasıl düşünülebilir?
Madem ki insan özgür iradeye sahiptır. O halde ister kendini kurtarır, isterse o derin boşluğa bırakır. Bunu somut bir örnekle açıklamam gerekirse, sigarayı bırakıp bırakmamaya kar vermeye benzetebiliriz. Verilecek karar, seçilecek yolu da o anda belirler. Ya sigaradan oluşabilecek bir sürü hastalığa davetiye ya da sağlıklı bir yaşam...
|

21-07-2010, 16:05
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jul 2010
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 97
|
|
Evangelist_Human´isimli üyeden Alıntı
1) Neden her yeni nesil, büyüklerinin kendilerine aktardıklarını eksik buluyor ve her şeyi yeni baştan araştırmaya başlıyor? Bu arayışların sonu hiç gelmeyecek mi?
2) İnsanı hayvandan ayıran bir özellik var mı? Yoksa yeryüzündeki diğer canlılar gibi, geçici arzularımızı tatmin edip, sürünüp gidiyor muyuz?
3) Acaba gerçekten yüce ve sonsuz bir varlık tarafından mı yaratıldık? Bizim varlığımız da sonsuz mu?
4) Örnek alınabilecek, dört dörtlük bir insan ve yaşam tarzı var mı?
...
|
Cevaplar ;
1- Çünkü evrim böyle çalışıyor, doğa böyle iş görüyor. İnsanoğlu geleneklerden bağlarını koparabildiği ölçüde ilerliyor ve yenileri katıyor. Bilim çalışıyor, bilim iş görüyor boş oturmuyor ve her gün doğruluyor bir adım öne atlıyor.
Bu arayışın sonu gelmeyecek ve zaten gelmemelide. Eğer düşünmezsek merak etmezsek şüphelenmezsek arayış son bulur. Oysa merak ediyor ve düşünüyoruz.
2- İnsan hayvan farkına nasıl cevap vermeli bilemiyorum. Bilimsel olarak bir çok farklar bulunabilir. Arzu arzudur geçicisi kalıcısı olmaz. İnsanda her canlı gibi arzularını tatmin etmek için yaşar. Arzular hayatta kalma sebepleridir zaten. Hayatta kalmak için yer içer çiftleşir vs. Amaç hayatta kalmaktır ve bunun için insan önündeki her engeli aşmak için programlanmıştır. Bu program genetik kodlarında uzun zaman içinde oluşmuştur. Çağın insanı bu sebeple tekneloji hatta süper teknelojiler peşindedir ve böylede olmalıdır.
Çünkü varlığını tehdit eden bir çok etken mevcut olup bunlarla mücadele etmelidir. Hayatta kalmak için dua etmeye değil çalışmaya ihtiyacı vardır.
3-Yüce ilahi bir varlık tarafından yaratılıp yaratılmadığı sorunu insanın asıl meselesi değildir. Buna kafa bile yormamalıdır. Yüce ve ilahi varlık zaten algı sınırları dışında olarak insan için yok farzedilebilir. Fakat sozsuzluk kavramı insan ilgisini hep çekmiş olup buna ilgisi devam edecektir. Bilinci bu işlerle meşgul edip rahatlama sağlasada varlığının sonsuz olmadığını kendisi açıkça bilir ve kabul eder. Yada etmelidir. Yok oluş yeni var oluşlar için şarttır. Doğa böyle çalışıyor. Bireyin önemi yoktur. Türün genetik mirası önemli olandır. Ayrıca yüce ve ilahi varlık tanım ve kavramları insana bağlıdır. Yani insan sınırları içindedir. Anlamını insan bile bilmiyor. Daha ortaya tanım ve anlam olarak ne koyduğumuzu bile bilemediğimiz bir şeyi ve varlığını nasıl tartışacağız.
4- İnsanın örnek alması gereken bir insan (Örnek İsa) fikri anlamsızdır. Buna gerekte yoktur. Aynı şekilde yaşam tarzıda.
Sorular belli ön kabullerle soruluyor oysa ben benim gibi inanmayanlar zaten bu ön kabülleri kabul etmiyoruz.
Siz önce günahın tanımını yapın ve benim günahlı olduğumu ispat edin.
Bir Hristiyan beni bu sorularlamı imana getirtecek?
Bakın Sevgi ve merhamet dolu bir Tanrının yarattığı insana sevgisi uğruna insan bedeninde gelip acı çekip onun günahları için canını vermesi gerçek olamayacak kadar güzel bir hikaye. Hem ölümsüzlük hemde sonsuzluk nevrozlarınada iyi bir ilaç gibi görünüyor. Kocaman bir PLASEBO.
|

21-07-2010, 16:22
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jul 2010
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 97
|
|
Evangelist_Human´isimli üyeden Alıntı
İçinde bulunmuş olduğumuz, yani şu yüzyıla baktığımızda, başdöndürücü bilimsel gelişmeler olmakta şüphesiz.Bu değişiklikler, her gün biraz daha geleneklerimizi, göreneklerimizi ve inançlarımızı çökertiyor. Bilimdeki gelişmeler ise, varolan bilgilerimizi her an değiştiriyor. Bütün bunlara karşın, değil sorularımıza cevap almak, daha bulunduğumuz yeri saptayacak sağlam bir nokta bulamadan herşey anlamsızlığın derin boşluğunda kayboluveriyor. Bu durum yaşantımızı anlamsız olayların ard arda sıralandığı bir rastlantılar zincirine çevirmiyor mu? Üstelik iş-aile-eğlence üçgeni arasına hapsedilen günlük yaşam savaşımızınyoğunluğu, kendimiz için yapabileceğimiz en ufak bir araştırmaya bile engel oluyor. Gerçi günümüzde çağdaş yaşam diye adlandırılan böylesine yoğun yaşamın iyi bir tarafı da var: çoğu zaman kapalı bir üçgene karşılık pratikte yukarıda söz ettiğimiz üçgenden öte genişlik sağlamayan bu hayatımızdan memnun, yaşayıp gidiyoruz. Ta ki, o derin boşluk duygusu, o başkalarının önünde rol yaptığımız hissi, amaçsızlık ve kocaman bir anlamsızlık yeni bir soruyla tekrar içimizi kaplayınca dek sürüp gidiyor. Evet, bu duygulara neden kapılıyoruz? Yoksa yaşam gerçekten mi anlamsız?
...
|
Siz kendi psişik sorunlarınızı ve durumunu izah eder gibisiniz. Bu sebeplerle yani bir türlü varlık sebebini bulamamış yaşamı ve içindeki yerini anlamlandıramamış insanların fizik ötesine mistizme yönelmesini ibretle izliyoruz. ( benim gibi inanmayanlar)
Şimdi bir inanca yada İsa Mesih denen kişiliğe tutundunuz ve mutlusunuz diyelim. Asıl siz kendinizi sorgulayın tek başınıza kaldığınızda. düşüncede şüphesizmisiniz?
Tanrının sizin için acı çekip can verdiğine gerçekten iman ediyormusunuz?
Sizce bunlar gerçek olabilirmi?
Mesihe iman ettiniz ve bedel ödendi, peki şimdi rahatmısınız, mutlumusunuz?
Günah bilincinden tamamen sıyrıldınızmı? Çünkü Mesih sevinin diyor.
Yoksa hala psişik sorunlar öylece yerlerinde duruyorda sadece mesih'in kanı üzerlerinimi örttü?
Ne kadar daha aklınıza karşı duracaksınız ve dayanacaksınız. Öğrendikleriniz ne kadar sizi oyalayacak?
Bir kaç ay bir iki sene? ( beni bir iki sene idare etti)
Siz önce içinizdeki fırtınayı tam bir dindirinde sonra bize tebliğ edin.
|

21-07-2010, 17:23
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jul 2010
Mesajlar: 13
|
|
agnostikim´isimli üyeden Alıntı
Cevaplar ;
1- Çünkü evrim böyle çalışıyor, doğa böyle iş görüyor. İnsanoğlu geleneklerden bağlarını koparabildiği ölçüde ilerliyor ve yenileri katıyor. Bilim çalışıyor, bilim iş görüyor boş oturmuyor ve her gün doğruluyor bir adım öne atlıyor.
Bu arayışın sonu gelmeyecek ve zaten gelmemelide. Eğer düşünmezsek merak etmezsek şüphelenmezsek arayış son bulur. Oysa merak ediyor ve düşünüyoruz.
2- İnsan hayvan farkına nasıl cevap vermeli bilemiyorum. Bilimsel olarak bir çok farklar bulunabilir. Arzu arzudur geçicisi kalıcısı olmaz. İnsanda her canlı gibi arzularını tatmin etmek için yaşar. Arzular hayatta kalma sebepleridir zaten. Hayatta kalmak için yer içer çiftleşir vs. Amaç hayatta kalmaktır ve bunun için insan önündeki her engeli aşmak için programlanmıştır. Bu program genetik kodlarında uzun zaman içinde oluşmuştur. Çağın insanı bu sebeple tekneloji hatta süper teknelojiler peşindedir ve böylede olmalıdır.
Çünkü varlığını tehdit eden bir çok etken mevcut olup bunlarla mücadele etmelidir. Hayatta kalmak için dua etmeye değil çalışmaya ihtiyacı vardır.
3-Yüce ilahi bir varlık tarafından yaratılıp yaratılmadığı sorunu insanın asıl meselesi değildir. Buna kafa bile yormamalıdır. Yüce ve ilahi varlık zaten algı sınırları dışında olarak insan için yok farzedilebilir. Fakat sozsuzluk kavramı insan ilgisini hep çekmiş olup buna ilgisi devam edecektir. Bilinci bu işlerle meşgul edip rahatlama sağlasada varlığının sonsuz olmadığını kendisi açıkça bilir ve kabul eder. Yada etmelidir. Yok oluş yeni var oluşlar için şarttır. Doğa böyle çalışıyor. Bireyin önemi yoktur. Türün genetik mirası önemli olandır. Ayrıca yüce ve ilahi varlık tanım ve kavramları insana bağlıdır. Yani insan sınırları içindedir. Anlamını insan bile bilmiyor. Daha ortaya tanım ve anlam olarak ne koyduğumuzu bile bilemediğimiz bir şeyi ve varlığını nasıl tartışacağız.
4- İnsanın örnek alması gereken bir insan (Örnek İsa) fikri anlamsızdır. Buna gerekte yoktur. Aynı şekilde yaşam tarzıda.
Sorular belli ön kabullerle soruluyor oysa ben benim gibi inanmayanlar zaten bu ön kabülleri kabul etmiyoruz.
Siz önce günahın tanımını yapın ve benim günahlı olduğumu ispat edin.
Bir Hristiyan beni bu sorularlamı imana getirtecek?
Bakın Sevgi ve merhamet dolu bir Tanrının yarattığı insana sevgisi uğruna insan bedeninde gelip acı çekip onun günahları için canını vermesi gerçek olamayacak kadar güzel bir hikaye. Hem ölümsüzlük hemde sonsuzluk nevrozlarınada iyi bir ilaç gibi görünüyor. Kocaman bir PLASEBO.
|
1- Çünkü evrim böyle çalışıyor, doğa böyle iş görüyor. İnsanoğlu geleneklerden bağlarını koparabildiği ölçüde ilerliyor ve yenileri katıyor. Bilim çalışıyor, bilim iş görüyor boş oturmuyor ve her gün doğruluyor bir adım öne atlıyor.
Bu arayışın sonu gelmeyecek ve zaten gelmemelide. Eğer düşünmezsek merak etmezsek şüphelenmezsek arayış son bulur. Oysa merak ediyor ve düşünüyoruz.
AÇIKLAMA: Hayır! Evrim böyle çalışmıyor. Bu yanlızca, sizin gibi insanların uydurduğu bir kılıftan ibaret hepsi bu. Zira evrim denilen şey gerçek olmuş olsa idi, sürekliliği olurdu. Ama malesef yok. Bakın, size BBC Londra da çıkan bir haberi yazıyorum. Darwin'in hayatın oluşumu ile ilgili ortaya attığı 140 yıllık 'su birikintisi' teorisi sarsılıyor. Kaliforniya Üniversitesi kimya profesörü David Deamer, Londra'da hayatın başlangıcı ile ilgili uluslararası konferans öncesinde yaptığı açıklamada, teoriyi test eden araştırmada şaşırtıcı ve bir o kadar da üzüntü verici sonuçlar elde ettiklerini açıkladı.
Deamer, Rusya'daki Kamçatka ve ABD'deki Mount Lassen'in volkanik arazilerindeki su birikintilerinde yaptıkları deneylerde sıcak, çamurlu ve asitli suların 'öncü organizma' için gerekli şartları yaratmadığını gördüklerini belirtti. Bulunan sonuçlar, hayatın nasıl oluştuğuna dair teorilerin elenmesine de yardımcı olacak.
Darwin, 140 yıl önce canlı hayatının ılık bir su birikintisinde oluşan organizmalarla başlayıp daha sonra evrimleştiğini öne sürmüştü. Ancak Deamer, bulguların Darwin'i tamamen yalanlamadığını da belirtirken "Belki de hayat gerçekten 'ılık bir su birikintisi'nde başlamıştır, ancak bu volkanik kaynaklarda veya hidrotermal deliklerde değildir" diye ekledi.
Londra Royal Society'de 200 ulustan bilim adamının katılacağı konferansta, hayatın başlangıcı ile ilgili farklı teoriler de tartışılacak. Ayrıca, daha yeni bu günlerde olan, zenci ailenin sarışın, beyaz tenli ve KESİNLİKLE albino olmayan bebeğine ne diyecksiniz. O ailenin hiçbir üyesinde beyaz insan ytok iken nasıl olur da, bu şekilde bir bebek dünyaya gelebilir? Siz evrimciler, bunları neden görmezden gelmektesiniz!?
Haklısınız. Düşüneceksiniz ki, gerçeği bulacaksınız. Bu bize dayatılan dinlewr dahi olsa da. Ama malum, bazı yerde bilimin dahi yetersiz kaldığı ve cevap veremediği soru öbeklerini de göz ardı edemeyiz.
2- İnsan hayvan farkına nasıl cevap vermeli bilemiyorum. Bilimsel olarak bir çok farklar bulunabilir. Arzu arzudur geçicisi kalıcısı olmaz. İnsanda her canlı gibi arzularını tatmin etmek için yaşar. Arzular hayatta kalma sebepleridir zaten. Hayatta kalmak için yer içer çiftleşir vs. Amaç hayatta kalmaktır ve bunun için insan önündeki her engeli aşmak için programlanmıştır. Bu program genetik kodlarında uzun zaman içinde oluşmuştur. Çağın insanı bu sebeple tekneloji hatta süper teknelojiler peşindedir ve böylede olmalıdır.
Çünkü varlığını tehdit eden bir çok etken mevcut olup bunlarla mücadele etmelidir. Hayatta kalmak için dua etmeye değil çalışmaya ihtiyacı vardır.
AÇIKLAMA: İnsan ve hayfan farkına cevap verememenizde bir sorun teşkil etmektedir. Zira bunun cevabı, insanın hayvanlar gibi içgüdüsel olarak değil, tamamen Tanrı'nın vermiş olduğu akıl ile hayatını idame ettirmesidir. Senin açıklaman, hayvan ile insan'ı aynı kategoriye indirgemektedir. Oysak ki, Yaratıcı, hayvanı insanoğlu'nun emrine vermiştir. Arzular hayatta kalma sebebi değildir. İnsan da benlik (ego emi) bulunmaktadır. Bir de, her ne kadar materyalistler inkar etse de, insanda ruh mevcuttur. Ruh yerine benliğinin dürtüleri ile, benliksel olarak hayatını idame etiren insan, hayvandan bir farkı kalmaz çünkü güdüler ile hayatını sürdürür. Hayvanlar çiftleşir ama bu tammen iç güdüsel bir şekilde sadece soy ve türlerinin devamı içindir. İnsanlar cinsel ilişkide bulunur ama bu sadece bir içgüdüsel tatmin değil, diğer önlerini de doyurmak için yaptıkları bir fiziki eylemdir. Yanlızca tür ve soylarını devam ettirmek olsa idi, bu bizi insan yapmaz, tıpkı doğan görünümlü şahin araçlar misali, insan görünümlü hayvanlar yapardı. Bu nedenle ki, İncil "benliğinizin tutkularına kapılmayın" diyor. Haklısın bir bakıma. Haytta kalmak için çalışmaya da ihtiyaç vardır. Bak İncil de "çalışmayan ekmek de yemesin" demektedir. Ama sadece dünyasal kaygılar ile insanoğlu hayatını bir dakikabile uzatabilir mi? Hayır uzatamz. Çok para, şan şöhret v.b. gibi dünyasal şeyler insanoğluna ne kadar mutluluk getirir? Önemli olan mutlu olmak mı? Yoksa sevinç içinde olmak mı? Evvela bunun ayrımına varmak lazım gelir.
3-Yüce ilahi bir varlık tarafından yaratılıp yaratılmadığı sorunu insanın asıl meselesi değildir. Buna kafa bile yormamalıdır. Yüce ve ilahi varlık zaten algı sınırları dışında olarak insan için yok farzedilebilir. Fakat sozsuzluk kavramı insan ilgisini hep çekmiş olup buna ilgisi devam edecektir. Bilinci bu işlerle meşgul edip rahatlama sağlasada varlığının sonsuz olmadığını kendisi açıkça bilir ve kabul eder. Yada etmelidir. Yok oluş yeni var oluşlar için şarttır. Doğa böyle çalışıyor. Bireyin önemi yoktur. Türün genetik mirası önemli olandır. Ayrıca yüce ve ilahi varlık tanım ve kavramları insana bağlıdır. Yani insan sınırları içindedir. Anlamını insan bile bilmiyor. Daha ortaya tanım ve anlam olarak ne koyduğumuzu bile bilemediğimiz bir şeyi ve varlığını nasıl tartışacağız.
AÇIKLAMA: Asıl sorun da zaten budur. İnsan aramdığı için, sorgulamadığı için gerçekle belki de yüzleşmekten korktuğu için, bir Yüce Varlığın var olup olmadığına inanmak istemiyor. Zaten başta yazdığım soruları kendine sormuş olsa cevabı kendiliğinden gelecektir. Çünkü insan doğal benliğinin kölesidir her zaman. Algı sınırları dışında değildir Tanrı. Bu senin bakış açına göre, insanların duyabileceği sesler vardır, duyamayacağı sesler vardır. Buna "ses eşiği" denilmektedir. Bir insan bu sesi duyamaz belki ama, bir hayvan rahatlıkla duyabilmektedir. Bazı hayvanların gözleri son derece keskindir. Bizim göremediğimiz şeyleri gayet net görebilirler. Bu da yani senin mantığına göre insan algısı dışında ise yok mu demektir? Senin duyamadığın ses yoktur, göremediğin şey de aslında yok mudur demek oluyor? Peki neden o halde hala dha uzay boşluğun un sonu bulunamadı? Madem "sonsuzluk" denilen kavram yok ise, neden halen daha, bunca teknolojiye karşın, sonsuzluğun sonu yok. Uzay'ın sonunu neden bulamıyorlar? Evet asıl bireyin önemi mevcuttur. Biey olmadan zaten toplumlar oluşmazdı. Yaşam döngüsü olmazdı. Madem genetik mirasımız var ise neden o halde her insanın parmak izi farklı oluyor? Neden gözlerimizin rengini ailemizin herhangi bir bireyinden alıyor olabiliriz lakin neden retina tabakası her insanın farklıdır acaba? Hayır. İnsan araştırsa bilecek ama araştırmıyor. Tanrı konum itibari ile heryerdedir. İnsan algılayışının çok üstündedir. İnsan algılayışının üstünde oluşu yok olduğu manasına gelmez.Tanımını siz "materyalistler yapamıyorsunuz, daha doğrusu yapılan tanıma sizler kulak tıkıyorsunuz. Çünkü Tanrı'yı el ile tutulur, göz ile görülür somut bir şey olarak algılama çabasındasınız.
4- İnsanın örnek alması gereken bir insan (Örnek İsa) fikri anlamsızdır. Buna gerekte yoktur. Aynı şekilde yaşam tarzıda.
Sorular belli ön kabullerle soruluyor oysa ben benim gibi inanmayanlar zaten bu ön kabülleri kabul etmiyoruz.
Siz önce günahın tanımını yapın ve benim günahlı olduğumu ispat edin.
Bir Hristiyan beni bu sorularlamı imana getirtecek?
AÇIKLAMA: Arkadaşım ben "örnek alınabilecek dört dört'lük bir insan" dedim ama İsa'yı örnek vermedim. Bu senin İsa'nın varlığını kabul ettiğinin anlamına gelmiş olmuyor mu? Zira sru da İsa ile ilgili en küçük bir ima bile söz konusu değilken, senin aslında İsa'nın varlığını bilinç altında kabul ettiğin, ama kendine bile itiraf edemediğin manasına gelir. Aksi takdirde neden İsa örneğini veresin ki. Haklısın bir bakıma. Şöyle ki, zaten dört dört'lük insan YOKTUR. İnsan doğası geneyi günahlıdır. İnsan'ın atalarından aldığı tek miras "günah"dır. O senin bahsettiğin, genlerimizdeki miras, gözümüzün, saçımızın rengi v.s.'nin yanında, miras olarak aldığı şey günahtır da aynı zamanda. Şöyle ki: Kutsal Kitaba baktığımız da, kıskançlık bir günahtır. Birisine karşı kin beslmek günahtır. Bencillik günahtır. Şöyle bir bak küçüçük bir çocuğa bile, diğer arkadaşından bencilce oyuncağını kıskanır, paylaşmak istemez. Annesi, bir başka çocuğu sevmeye kalktığında, annesini kıskanır. Annesini başka bir çocukla paylaşmak istemez asla. Şimdi peki bana cevap ver. Bu küçücük bir bebeğe bu kıskançlık, bencilik v.b. gibi kavramlar öğretildide mi bu bebek böyle davranışlar sergiliyor acaba? Bu genetiğimizde günah olgusununda var olduğunu gkösterir. Geçmişimizdensadece senin tanımınla "genetik miras" almadık.
Sorular belli önkabuller ile sorulmadı. Bu düşünen her insanın, derin düşünen her insanın aklından geçen, zihninden geçen sorulardır. Bir çok insan halen daha bu ve buna benzer soruları kendine sormaktadır. Madem insanoğlu düşünebilen bir varlık ise, neden ilahi bir varlığa kafa yormasın ki? Bu kaçmak olmaz mı? İnsan düşüncelerinden kaçıp kurtulabilir mi?
|

21-07-2010, 17:46
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jul 2010
Mesajlar: 13
|
|
agnostikim´isimli üyeden Alıntı
Siz kendi psişik sorunlarınızı ve durumunu izah eder gibisiniz. Bu sebeplerle yani bir türlü varlık sebebini bulamamış yaşamı ve içindeki yerini anlamlandıramamış insanların fizik ötesine mistizme yönelmesini ibretle izliyoruz. ( benim gibi inanmayanlar)
Şimdi bir inanca yada İsa Mesih denen kişiliğe tutundunuz ve mutlusunuz diyelim. Asıl siz kendinizi sorgulayın tek başınıza kaldığınızda. düşüncede şüphesizmisiniz?
Tanrının sizin için acı çekip can verdiğine gerçekten iman ediyormusunuz?
Sizce bunlar gerçek olabilirmi?
Mesihe iman ettiniz ve bedel ödendi, peki şimdi rahatmısınız, mutlumusunuz?
Günah bilincinden tamamen sıyrıldınızmı? Çünkü Mesih sevinin diyor.
Yoksa hala psişik sorunlar öylece yerlerinde duruyorda sadece mesih'in kanı üzerlerinimi örttü?
Ne kadar daha aklınıza karşı duracaksınız ve dayanacaksınız. Öğrendikleriniz ne kadar sizi oyalayacak?
Bir kaç ay bir iki sene? ( beni bir iki sene idare etti)
Siz önce içinizdeki fırtınayı tam bir dindirinde sonra bize tebliğ edin.
|
Birincisi, dediğim gibi, mutluluk ve sevinç farklı kavramlardır. Zira mutluluk gelip geçicidir. Mutluluk nedir? Sabancı bile son derece çok parasıolmasına rağmen, özürlü oğlunu sağlılı yapamöadığından şikayet etmiyor muydu? Demek ki mutluluk gerçekten var olan bir şey değil geçicidir. Evet. YÜCELER YÜCESİ RAB MESİH İSA'NIN BENİM YERİME ÇARMIHTA ÖLDÜĞÜNE, BENİM GÜNAHLARIM YÜZÜNDEN, BEDENİNİN DEŞİLDİĞİNE, ÇARMIHTA CAN VERDİĞİNE VE ÇARMIHTA CANB VERİP ÜÇÜNCÜ GÜN DİRİLDİĞİNE İMAN EDİYORUM VE İNANIYORUM AMİN. Evet Mesih de seviniyorum. Çünkü o benim hata ve günahlarım için öldü. Ama şu da bir gerçektir ki, insanoğlu doğası gereği günahlıdır. Her an günaha meğil edebilir. Mesih bizim benliğimizdeki günahlarımızı bilmektedir. Biz Mesih'e iman etmek ile BÜTÜN GÜNAHLARIMIZDAN KURTULDUK. Ama bu dmek değildir ki, Tanrı gibi olduk asla. Çünkü ne kadar istemesek de, günah, sinsi bir düşman misali. Her an bizi kendine çekmek için fırsat kolluyor. Evet sevinçliyim. Çünkü Mesih benim gibi aciz ve zavallı bir inssanın günahlarını üstüne aldı ve bunun için acı çekip çarmıhda öldü. YANİ MESİH BENİM İÇİN ÖLDÜ. Bundan büyük sevinç kaynağı olamaz bir inanan için. İslam yaşantım döneminde evet o bahsettiğin "psişik sorunlar" hala daha devam ediyordu. Çünkü, dinsel kurallar v.s.ler beni yeterli şekilde tatmin edemiyordu. Ama şimdi Mesih de yeni bir yaratık oldum. Biliyorum ki MESİH İSA'YA İMAN EDEN ÖLSE DE YAŞAYACAKTIR. Çünkü hiçbir din insana "sonsuz yaşam" vermez. Bak arkadaşım. Aklıma değiL Sdece yüreğime de değil. Ben yapı gereği akla da mantığa da önem veren bir insanım. Benim için sadece akıl değil mantık değil terazinin iki kefesi de dengede olması lazım. yani akıl-mantık kefesi ile yürek kefesi ikisininde dengede olması lazım gelir inanmam için ve İsa Mesih'e imanımla bu iki kefe de dengede. Ama şu da bir gerçek. Biz İseviler asla "mükemmeliz" demiyoruz. Hayatımız, kalp aritmi çizgileri misali. Ama bu Tanrıdan kaynaklanan bir şey değil, insanın yapısından kaynaklanan bir şey. Çünkü Tanrı asmadır ve bizlerde dallarız. Dallar nasıl ki, gövdeye tutunur gövdeden beslenir ve ürün verir ise, bizlerde böyleyiz. Tüm işi aslında asmanın gövdesi yapar ama üründallardadır. Eğer o dala bir zarar gelirse hali ile beslenemez ve kurur. Evet seni iki yıl idare etmiş. Daha önce hangi inançta idin bilemiyorum. Müslüman idiysen geçmişinde tutması imkansız. Eğer bir İsevi imanlısı isen, sorun sen de dediğim gibi asmanın gövdesine iyi tutunamadığın için kuruyup ölmüşsündür.
|

21-07-2010, 17:58
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jul 2010
Mesajlar: 13
|
|
Cansız madde yaşayan bir organizmaya dönüşebilir mi?
Organik ve inorganik kimya arasındaki keskin ayırım sağlam temellere dayanmaktaydı: Organik bileşiklerin sadece yaşayan organizmalar aracılığıyla doğada oluştukları bilinmekteydi. Bir organizma öldüğünde, süreç tersine döner ve organik maddeler çürüyerek inorganik bileşenlere ayrılırlar. 1828 yılında Alman kimyacı F.Wöhler (1800-1882) inorganik amonyum siyanatı, organik bileşik üreye (karbamite) dönüştürdüğünde, bu temel ayırım ortadan kalktı. Günümüzde istenildiği takdirde pek çok organik bileşikler yapay olarak elde edilebilmektedir. Ancak bunu yapmak için süreç mühendisliği ve kimya bilgisine sahip olmak şarttır. Kısacası bilgiye gereksinim vardır. Canlı türlerine baktığımızda, fiziko-kimyasal düzeyde, bitkilerde, hayvanlarda ya da insanlarda, onların dışında çalışan fiziksel ve kimyasal süreçlerle çelişen süreçler bulunmadığını görüyoruz - yani bilinen doğa kanunları tümüyle uygulanmakta. Böylece, kimya ve fizik açısından, cansız madde ile canlılardaki madde arasında ilke olarak bir fark yoktur. Günümüzde ilk canlıların oluşması üzerine yapılan neo-Darwinci spekülasyonlar cansız maddenin yaşayan organizmaya dönüştüğü düzgün işleyen ve karmaşık olmayan bir süreci iddia etmeye dek varmıştır. Ancak, canlı bir organizma ile canlılardaki madde birbiriyle karıştırılmaması gereken iki farklı unsurdur. Bir organizmaya dair yeterli bilgiyi onun bileşenlerini kimyasal olarak ayırmakla edinemeyiz. Organizmaların karışımında çok önemli bir girdi vardır “bilgi” – bu maddenin kendi başına üretme imkanı olmayan zihinsel bir niceliktir. Bilgi, her canlının kendine özgü son biçimini alması ve üreme yeteneğine sahip olmasından sorumlu olan unsurdur. Cansız doğada, örneğin, kendi doğasındaki bilgiye göre, üreme ilkesi yoktur. Böylelikle, bilgi, canlı organizmayı cansız maddeden ayıran belirleyici bir özellik olmaktadır. Benzeri şekilde – bir canlı türünün oluşmasının – kristallerin oluşmasına tezatla – fiziko-kimyasal kanunun gerekleri uyarınca önceden belirlenen bir yapıyla ilişkisi yoktur. Yaşam (canlı) olgusunu ele alırken fi zik ve kimyanın ötesine uzanan bir nitelikle uğraşmak durumundayız. Evrim deneyleri adı verilen ve yaşamın oluşmasını tümüyle fiziksel-kimyasal bir süreç olarak belirlemeye yönelik olması gereken bu deneyler aslında bu iddiamızı onaylamaktadır: Bilgi hiçbir zaman fiziksel-kimyasal bir deneyden kaynaklanamaz!
• Sıklıkla baş vurulan Millers deneylerinde proteinlerin yapı taşları olan bazı amino asitler yapay olarak elde edilebilmiş, ama bilgi üretilememiştir. Yani bu girişim “evrim deneyi” adı verilecek hiçbir nitelik taşımamaktadır.
• Manfred Eigen tarafından tasarlanan hiper-döngü tümüyle bir varsayımdır ve deneysel doğrulamadan yoksundur. Eigen, sözde “evrim makinesi” olarak adlandırdığı bu aygıtı kullanarak evrimi deneysel boyuta taşımayı amaçlamıştır. “Bild der Wisenschaft” dergisindeki (No.8- 1988, s.72) makalesinde şöyle yazar: “Makinelerimizden birinde bakteriyel virüs geliştirmeyi (evrimleştirmeyi) başardık… Proje başarılı oldu bile. Üç gün içinde uygun direnç gösteren mutasyona uğramış bir türü (oluşumu) ayırmayı başardık. Bu, örnek evrim sürecinin laboratuar ortamında tekrarlanmasının mümkün olduğunu kanıtlamıştır.” Gerçek olan ise, çıkış noktası zaten yaşamakta olan bir canlı türüydü. Yeni bir bilgi üretilmemişti. Bunun yerine, mevcut bilgiler üzerinde deneyler yapılmıştı ve sonuç olarak bilginin kaynağı konusunda hiçbir şey söylenmesi mümkün değildi.
Önemli bir gerçeğin altını çizmemiz gerekir: dünya üzerindeki hiçbir laboratuarda cansız organik maddeden yaşayan bir organizma henüz üretebilmiş değildir. Bu gerçek, biyoteknolojinin canlı türlerini değiştirmek uğruna birçok yöntemler geliştirdiği göz önüne alındığında ayrı bir önem kazanmaktadır. Biyoteknolojik araştırmalar ve deneylerde daima bir canlıdan yola çıkılır ve değiştirmeye çalışır. Biyoteknoloji ile kemo-teknolojik süreçlerin arasındaki derin ayrılık kapatılamaz boyuttadır.Aslında bir gün, dünyadaki tüm bilginin uygulanmasıyla ve zorlu araştırmalar sonucunda bu ayrılık kapatılacak olsa bile, bu sadece yaşamı yaratmak için bir akıl ve yaratıcılığın var olması gerektiği gerçeğini kanıtlar.
Prof. Dr. Werner Gitt’in “Sorular“ adlı kitabından alınmıştır
|

22-07-2010, 13:59
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
|
|
Evangelist_Human´isimli üyeden Alıntı
Sevgili Nihilist arkadaşım. Öncelikle, size şunu belirteyim. Din(ler) konusunda size sonuna kadar katılıyorum. Bu yüzden biz Mesih İnanlıları da bir din(ler)'e inanmıyoruz. İlk iman ettiğim zamanlarda bu ve benzeri soruları defalarca ve defalarca kendime sordum ama aldığım yanıt hep "gerçek, yol ve yaşam NEN'im" oldu. Haklısınız. Dinler birer afyondur. Bu çok doğru. Çünkü din(ler)'i yaratan insan'ın kendisidir. O yüzden bizler bir din'e inanmıyoruz. Bizler bir yaşam biçimine inanıyoruz. Hayatımızdaki her ama herşeyde Tanrı'nın bir numara olduğu bir yaşama inanıyoruz sevgili arkadaşım.
İçinde bulunmuş olduğumuz, yani şu yüzyıla baktığımızda, başdöndürücü bilimsel gelişmeler olmakta şüphesiz.Bu değişiklikler, her gün biraz daha geleneklerimizi, göreneklerimizi ve inançlarımızı çökertiyor. Bilimdeki gelişmeler ise, varolan bilgilerimizi her an değiştiriyor. Bütün bunlara karşın, değil sorularımıza cevap almak, daha bulunduğumuz yeri saptayacak sağlam bir nokta bulamadan herşey anlamsızlığın derin boşluğunda kayboluveriyor. Bu durum yaşantımızı anlamsız olayların ard arda sıralandığı bir rastlantılar zincirine çevirmiyor mu? Üstelik iş-aile-eğlence üçgeni arasına hapsedilen günlük yaşam savaşımızınyoğunluğu, kendimiz için yapabileceğimiz en ufak bir araştırmaya bile engel oluyor. Gerçi günümüzde çağdaş yaşam diye adlandırılan böylesine yoğun yaşamın iyi bir tarafı da var: çoğu zaman kapalı bir üçgene karşılık pratikte yukarıda söz ettiğimiz üçgenden öte genişlik sağlamayan bu hayatımızdan memnun, yaşayıp gidiyoruz. Ta ki, o derin boşluk duygusu, o başkalarının önünde rol yaptığımız hissi, amaçsızlık ve kocaman bir anlamsızlık yeni bir soruyla tekrar içimizi kaplayınca dek sürüp gidiyor. Evet, bu duygulara neden kapılıyoruz? Yoksa yaşam gerçekten mi anlamsız?
İnsanın içinde korku oluşturan bu soruya, bazıları hiç aldırmaz ama herkesin bir gün mutlaka kendi kendine sorduğu başka sorular da vardır:
1) Neden her yeni nesil, büyüklerinin kendilerine aktardıklarını eksik buluyor ve her şeyi yeni baştan araştırmaya başlıyor? Bu arayışların sonu hiç gelmeyecek mi?
2) İnsanı hayvandan ayıran bir özellik var mı? Yoksa yeryüzündeki diğer canlılar gibi, geçici arzularımızı tatmin edip, sürünüp gidiyor muyuz?
3) Acaba gerçekten yüce ve sonsuz bir varlık tarafından mı yaratıldık? Bizim varlığımız da sonsuz mu?
4) Örnek alınabilecek, dört dörtlük bir insan ve yaşam tarzı var mı?
Şimdi Nihilist arkadaşım. Sen bu soruların kaçına içten cevap verebilirsin? Ya da daha önce hiç bu ve buna benzer soruları kendine sordun mu? Skaince bir düşün ve bu soruların yanıtlarını vermeye çalış bana arkadaşım. Yaşamın anlamsızlığı veyukarıdaki türden sorular aklımıza takıldığında, ister istemez din kavramı ile karşı karşıya kalıveririz. Çünkü din, kültürümüzün bir parçası olarak, çocukluğumuzdan beri, yaşantımızın her anını işgal eder. Dinin ne olduğunu anlamadan, ona inanmaya, kurallarını uygulamaya başlarız. Aklımıza takılan sorular, gerçek cevaplarını asla bulmadan, dini öğreti ve yaptırımlarla ört pas edilip, kaybolup gider.
Bu nedenle sana şunu söylüyorum ki, İncil inancının "din" kavramıyla ifade edilmediğini ve KESİNLİKLE DE EDİLEMEYECEĞİNİ vurgulamak istiyorum.
Bizce bütün dinlerden ve felsefelerden, son derece farklı, sorularımızın gerçek cevaplarını bulabileceğimiz bir alternatif var: İnsanı gerçek ve sonsuz yaşama kavuşturabilecek bir Kurtarıcı, ve O'nunla aramızdaki ilişki. Kalıplaşmış, yüzeysel kurallarla dıştan değişime uğratılmak yerine, içimizde oluşan ve sonra dışa vurulan bir değişim. Bu Kurtarıcı'nın şimdiye kadar tüm kültürlerin ve dinlerin kendine mal ettiği, kendi çıkarlarına göre biçimlendirdiği din kavramları ve kurumları ile hiç ilgisi yoktur.
İncil'e göre Tanrı hakkında bilgiye sahip olmak başka, Tanrı'yı daha özel bir anlamda "tanımak" başkadır. Üstelik Tanrı'nın bize İsa Mesih aracılığla sağladığı en büyük ayrıcalık da O'nu ruhumuzla tanıyabilmemizdir.
Gerçekte özgür iradeye sahip insanın önünde yalnızca iki yol vardır: "Tanrısal" ve "insani" yol. Dinlerin, Tanrı'nın öğretilerinin kurumsallaştırılmasıyla oluştuğunu, bu nedenle insani yol'un ürünü olduklarını anlamak hiç de güç değildir. O halde Tanrısal olmayan bir yolun, insanı Tanrı'ya yakınlaştırması, varoluş sorununa cevap bulması nasıl düşünülebilir?
Madem ki insan özgür iradeye sahiptır. O halde ister kendini kurtarır, isterse o derin boşluğa bırakır. Bunu somut bir örnekle açıklamam gerekirse, sigarayı bırakıp bırakmamaya kar vermeye benzetebiliriz. Verilecek karar, seçilecek yolu da o anda belirler. Ya sigaradan oluşabilecek bir sürü hastalığa davetiye ya da sağlıklı bir yaşam...
|
sayın evangelist
yazınız bir bütünlükten çok, birden fazla bağlama ait varsayımların biraya getirilmesinden oluşuyor.
kısca bu bağlamları tek tek ele almaya çalışayım.
1) sizin inancınızı din olmaktan çıkarıp özel kılan nedir.
müslümanlar da diğer inançları batıl ilan editor ve allah katında kabul edilecek tek din islamdır diyor.
yahudilerin iddialerı var.bizim ki ebedi akittir diyor.
siz de benzeri bir iddiada bulunmakla dinlerle yeni bir ortak payda daha koymuş oluyorsunuz.biz onlardan farklıyız demekle aslında en azından bu noktada bile onlarla ortak olduğunuzu kendi ağzınızla deklere etmiş olursunuz.bütün dinler biz farklıyız diyor.alın size bir ortak noktanız daha.
eğer becerebiliyorsanız bizim ki din değil inanç iddianızın somut karşılığı varsa ortaya koyun.tabi mümkün olamayacağını düşünüyorum ancak bu şansı size veriyorum.
2) hayata ilişkin bir çok soru sormuşsunuz.
ama bu soruların cevaplarını gerçekten merak mı ediyorsunuz yoksa aslında cevaplarınız var da cevaplarınıza uygun sorular mı arıyorsunuz işte burası net değil.
eğer gerçekten sorularınız varsa önce doğru sorular nelerdir diye bunu ortaya koymalıyız.
daha sonra da soruların cevaplarını bulmalıyız.
oysa siz hiç bir soruya cevap bulmadınız.
sadece OLMALI dediniz.
hiç bir sorunun cevabının öyle olduğunu gösteremediniz.
sizin OLMALI larınız inancınızdır işte.
siz olmalılarınızı gerçek zannedersiniz.
oysa gerçek sizden bağımsızdır ve ne ise odur.
tanrı var mı yokmu.
siz tanrının varlığını yada yokluğunu gösteremezsiniz.
kendi olmalınızdan yola çıkıp var dersiniz.
işte bu yarı-şizofrenidir.
hayallerini gerçek zannetme yanılgısıdır.
3) insan hayatının bir anlamı ve amacı olup olmadığını bilemeyiz ki.
önce bir amaç yaratıyorsunuz.sonra da o amaç için bir üst otorite icad ediyorsunuz.
tamamen kurgusal bunlar.
gerçek ise böyle bulunmaz.
gerçeğe peşin hüküm olmadan sadece nasıl sorusuyla yaklaşılır.
sizin ise sorulardan önce cevaplarınız var.
siz o cevapların doğruluğuna zaten iman etmişsinz.
şimdide peşin imanınıza dayanak arıyorsunuz.
sizin ve benim zihinimizin işleyiş biçimi 180 derece zıt.
4) bana sorduğun sorulara cevap verip veremeyeceğimi soruyorsun.
elbette herbiri için cevaplarım var.
bu soruları kendime sorup sormadığımı soruyorsun.
sanırım ben o sorularla cedelleşirken sen daldaki meyvede vitamindin.
ancak benim cevpalrımla ilgilendiğini hiç mi hiç sanmam.
sen sorulara cevap değil peşin cevaplarına soru arıyoresun.
çünkü sadece ölümsüz olmak istiyorsun.
senin için hayat sonlu ise anlamsızdır.
sen anlam demekle ölümsüzlüğünü arıyorsun.
sonrada çok istediğin ölümsüzlüğe kendini inandırıyorsun.
siz dindarlar egosantriksiniz.
hayatınızı o kadar çok seviyorsunuz ki ölümü rededip yalana sığınıyorsunuz.
ortada bir tanrı olmalıdır ki, ona giden yolun nasıl olması gerektiğini konuşalım.
bir tanrı yok.siz ölümsüz olmak adına kendiniz varettiniz.
hayalindeki tanrıya sen zaten ulaşmışsın.
daha hangi yolu soruyorsun ki.
zaten bir insan teki neden allaha inanır diye sorduğumda hangi cevabı buluyorsam sen de aynen onları altalta yazmışsın.
tanrıyı yarattığını alıntıladığım yazıda defalarca itiraf ediyorsun.
|

22-07-2010, 14:57
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jul 2010
Mesajlar: 13
|
|
nihilist´isimli üyeden Alıntı
sayın evangelist
yazınız bir bütünlükten çok, birden fazla bağlama ait varsayımların biraya getirilmesinden oluşuyor.
kısca bu bağlamları tek tek ele almaya çalışayım.
1) sizin inancınızı din olmaktan çıkarıp özel kılan nedir.
müslümanlar da diğer inançları batıl ilan editor ve allah katında kabul edilecek tek din islamdır diyor.
yahudilerin iddialerı var.bizim ki ebedi akittir diyor.
siz de benzeri bir iddiada bulunmakla dinlerle yeni bir ortak payda daha koymuş oluyorsunuz.biz onlardan farklıyız demekle aslında en azından bu noktada bile onlarla ortak olduğunuzu kendi ağzınızla deklere etmiş olursunuz.bütün dinler biz farklıyız diyor.alın size bir ortak noktanız daha.
eğer becerebiliyorsanız bizim ki din değil inanç iddianızın somut karşılığı varsa ortaya koyun.tabi mümkün olamayacağını düşünüyorum ancak bu şansı size veriyorum.
2) hayata ilişkin bir çok soru sormuşsunuz.
ama bu soruların cevaplarını gerçekten merak mı ediyorsunuz yoksa aslında cevaplarınız var da cevaplarınıza uygun sorular mı arıyorsunuz işte burası net değil.
eğer gerçekten sorularınız varsa önce doğru sorular nelerdir diye bunu ortaya koymalıyız.
daha sonra da soruların cevaplarını bulmalıyız.
oysa siz hiç bir soruya cevap bulmadınız.
sadece OLMALI dediniz.
hiç bir sorunun cevabının öyle olduğunu gösteremediniz.
sizin OLMALI larınız inancınızdır işte.
siz olmalılarınızı gerçek zannedersiniz.
oysa gerçek sizden bağımsızdır ve ne ise odur.
tanrı var mı yokmu.
siz tanrının varlığını yada yokluğunu gösteremezsiniz.
kendi olmalınızdan yola çıkıp var dersiniz.
işte bu yarı-şizofrenidir.
hayallerini gerçek zannetme yanılgısıdır.
3) insan hayatının bir anlamı ve amacı olup olmadığını bilemeyiz ki.
önce bir amaç yaratıyorsunuz.sonra da o amaç için bir üst otorite icad ediyorsunuz.
tamamen kurgusal bunlar.
gerçek ise böyle bulunmaz.
gerçeğe peşin hüküm olmadan sadece nasıl sorusuyla yaklaşılır.
sizin ise sorulardan önce cevaplarınız var.
siz o cevapların doğruluğuna zaten iman etmişsinz.
şimdide peşin imanınıza dayanak arıyorsunuz.
sizin ve benim zihinimizin işleyiş biçimi 180 derece zıt.
4) bana sorduğun sorulara cevap verip veremeyeceğimi soruyorsun.
elbette herbiri için cevaplarım var.
bu soruları kendime sorup sormadığımı soruyorsun.
sanırım ben o sorularla cedelleşirken sen daldaki meyvede vitamindin.
ancak benim cevpalrımla ilgilendiğini hiç mi hiç sanmam.
sen sorulara cevap değil peşin cevaplarına soru arıyoresun.
çünkü sadece ölümsüz olmak istiyorsun.
senin için hayat sonlu ise anlamsızdır.
sen anlam demekle ölümsüzlüğünü arıyorsun.
sonrada çok istediğin ölümsüzlüğe kendini inandırıyorsun.
siz dindarlar egosantriksiniz.
hayatınızı o kadar çok seviyorsunuz ki ölümü rededip yalana sığınıyorsunuz.
ortada bir tanrı olmalıdır ki, ona giden yolun nasıl olması gerektiğini konuşalım.
bir tanrı yok.siz ölümsüz olmak adına kendiniz varettiniz.
hayalindeki tanrıya sen zaten ulaşmışsın.
daha hangi yolu soruyorsun ki.
zaten bir insan teki neden allaha inanır diye sorduğumda hangi cevabı buluyorsam sen de aynen onları altalta yazmışsın.
tanrıyı yarattığını alıntıladığım yazıda defalarca itiraf ediyorsun.
|
1) sizin inancınızı din olmaktan çıkarıp özel kılan nedir.
müslümanlar da diğer inançları batıl ilan editor ve allah katında kabul edilecek tek din islamdır diyor.
yahudilerin iddialerı var.bizim ki ebedi akittir diyor.
siz de benzeri bir iddiada bulunmakla dinlerle yeni bir ortak payda daha koymuş oluyorsunuz.biz onlardan farklıyız demekle aslında en azından bu noktada bile onlarla ortak olduğunuzu kendi ağzınızla deklere etmiş olursunuz.bütün dinler biz farklıyız diyor.alın size bir ortak noktanız daha.
eğer becerebiliyorsanız bizim ki din değil inanç iddianızın somut karşılığı varsa ortaya koyun.tabi mümkün olamayacağını düşünüyorum ancak bu şansı size veriyorum.
AÇIKLAMA: Diğer bir çok insan gibi, sizde bunun ayrımına varamamışsınız. Üstelik yukarıda açıklamasını yaptığım halde. Dinler belli kurallar bütünüdür. Yasalar bütünüdür. Ayrıca ibadet adı altında, belli ritüelleri yapmakla mükelleftir o dine mensup olan kişi. Biraz olsun, internette araştırma yapmış olsanız, bizim inancımızın herhangi bir din ile bağdaşmadığını anlardınız. Zira, İsa Mesih, kişilerin yapmak zoruna olduğu (İslamiyetteki namaz, oruç v.b. gibi ritüeller), belli yasa ve kanunlar getirmemiştir. Yahudilik bir dindir çünkü o dönemde, Tanrı peygamberler aracılığı ile insanlara kanunlar getirmiştir. Yasalar getirmiştir. Ama Yeni Ahitte bu yasalardan insanlar özgür kılınmıştır. Evet. Yahudilerin dediği doğru. Eski ahit ebedidir fakat eksik söyledikleri şey, eski ahit ancak yeni ahit ile ebedidir çünkü eski ahit ile yeni ahit birbirini tammlar. Eski Ahit, Tanrı'nın planının giriş, gelişme bölümü iken, İncil ise sonuç bölümüdür. Çünkü Mesih der ki: "Ben yasayı ortadan kaldırmaya değil, tamamlamaya geldim" demektedir. BİZİMKİSİ EVET DİN DEĞİLDİR. DİNLER DE BELLİ BİR İBADET KÜRALLARI VARKEN, BİZ İBADETİMİZİ HER YERDE HER ŞEKİLDE İSTEDİĞİMİZ GİBİ YAPARIZ.
2) hayata ilişkin bir çok soru sormuşsunuz.
ama bu soruların cevaplarını gerçekten merak mı ediyorsunuz yoksa aslında cevaplarınız var da cevaplarınıza uygun sorular mı arıyorsunuz işte burası net değil.
eğer gerçekten sorularınız varsa önce doğru sorular nelerdir diye bunu ortaya koymalıyız.
daha sonra da soruların cevaplarını bulmalıyız.
oysa siz hiç bir soruya cevap bulmadınız.
sadece OLMALI dediniz.
hiç bir sorunun cevabının öyle olduğunu gösteremediniz.
sizin OLMALI larınız inancınızdır işte.
siz olmalılarınızı gerçek zannedersiniz.
oysa gerçek sizden bağımsızdır ve ne ise odur.
tanrı var mı yokmu.
siz tanrının varlığını yada yokluğunu gösteremezsiniz.
kendi olmalınızdan yola çıkıp var dersiniz.
işte bu yarı-şizofrenidir.
hayallerini gerçek zannetme yanılgısıdır.
AÇIKLAMA: Siz verdiğim yanıtlar karşısında ve sorduğum sorular neticesinde köşeye sıkıştığınızdan, olayı hakaret boyutuna vardırıyorsunuz. Sorularımı cevaplamak yerine, basit demogojilerle kıvırma pozisyonuna geçmişsiniz. Ama normaldi. Çünkü inandığınız temelleri çökermem işinize gelmiyor. Ben doğru soruları sordum. Siz bu soruların yanıtlarını bilmiyorsanız ben ne yapabilirim? "Genetik miras" dediğiniz zırvalığa karşılık verdiğim cevap ve sorduğum sorulara gayet nazik bir şekilde "bilmiyorum" dahi deseniz, merak etmeyin eksilmezdiniz. Ama siz olayı hakarete dökmüşsünüz. Bu son derece normal. Zira insan benliğindeki "gurur" denilen olgu devreye girmiş. Ben hiçbir zaman, "olmalı" demedim. Gerekli cevapları size verdim. Hatta yetinmeyerek, alta bilimsel bir makaleyi bile koydum. Fakat benliğinizin körlüğü o kadar fazla ki, o bilimsel makaleyi bile görmezden geliyorsunuz. Tanrı'yı idrak edemiyor olmanız, sizin imansızlığınızdan ve insan olarak ne kadar aciz (her insan gibi) olduğunuzun kanıtıdır. Ben ne dedim? "Tanrı insani duyuların, algılayışının çok üstündedir" dedim. Eğer zahmet edip, o son yazdığım, bilimsel makaleyi de okumuş olsa idiniz, ne demek istediğimi anlardınız.
3) insan hayatının bir anlamı ve amacı olup olmadığını bilemeyiz ki.
önce bir amaç yaratıyorsunuz.sonra da o amaç için bir üst otorite icad ediyorsunuz.
tamamen kurgusal bunlar.
gerçek ise böyle bulunmaz.
gerçeğe peşin hüküm olmadan sadece nasıl sorusuyla yaklaşılır.
sizin ise sorulardan önce cevaplarınız var.
siz o cevapların doğruluğuna zaten iman etmişsinz.
şimdide peşin imanınıza dayanak arıyorsunuz.
sizin ve benim zihinimizin işleyiş biçimi 180 derece zıt.
AÇIKLAMA: İnsan'ın bir amacı olmasa o insan ne işe yarar ki? Her insan'ın belli bir amacı vardır. Hayatta bir amacı olmayan insan, adeta kurumuş bir dalın akan suya düştüğü gibi düşer ve akıntının götürdüğü yere öteye beriye çarparak gider. Akıllı ve düşünen bir insan, "ben neden varım?, bu dünyaya neden geldim, amacım ne?" v.b. gibi soruları kendine sorandır. Siz sormuyorsanız o sizin sorununuz bizibağlamaz. Siz demek ki şarkı da diyor ya Müzeyyen Senar "apıldım gidiyorum / bahtımın rüzgarına/" diye sizinkisi de o hesap. Evet 180 derece zıt neden mi? Çünkü sen düşünmüyorsun , sadece yargılıyorsun, ben ise düşünüp soru soruyorum ve yargılıyorum. Yani senin tezlerine karşılık anti-tez üretebiliyorum lakin cevaplarına bakıyorum da senin, benim senin tezlerine karşı ortaya koyduğum anti-tezlerew adamgibi bir yanıtın yok malesef.
4) bana sorduğun sorulara cevap verip veremeyeceğimi soruyorsun.
elbette herbiri için cevaplarım var.
bu soruları kendime sorup sormadığımı soruyorsun.
sanırım ben o sorularla cedelleşirken sen daldaki meyvede vitamindin.
ancak benim cevpalrımla ilgilendiğini hiç mi hiç sanmam.
sen sorulara cevap değil peşin cevaplarına soru arıyoresun.
çünkü sadece ölümsüz olmak istiyorsun.
senin için hayat sonlu ise anlamsızdır.
sen anlam demekle ölümsüzlüğünü arıyorsun.
sonrada çok istediğin ölümsüzlüğe kendini inandırıyorsun.
siz dindarlar egosantriksiniz.
hayatınızı o kadar çok seviyorsunuz ki ölümü rededip yalana sığınıyorsunuz.
ortada bir tanrı olmalıdır ki, ona giden yolun nasıl olması gerektiğini konuşalım.
bir tanrı yok.siz ölümsüz olmak adına kendiniz varettiniz.
hayalindeki tanrıya sen zaten ulaşmışsın.
daha hangi yolu soruyorsun ki.
AÇIKLAMA: Konuşma üslubundan yani "insanın teki" gibi tanımlamalarından, beyin yapının senişn ne kadar düzgün(!) çalıştığı ortaya çıkıyor. Belki, bir kısım insanın vermiş olduğu cevaplara benzer cevaplar vermiş olabilirim o da kısmen. Ama sen, yanlızca soru soruyorsun, cevabını anlamak ve düşünmek dahi istemiyorsun. "Ben o sorularla cedelleşirken sen daldaki meyvede vitamindin" bu senin ne kadar kültür düzeyi yüksek (!) bir karaktere sahip olduğunun bir göstergesi daha. Ama ben seninle dahafazla eyleşemeyeceğim zira seninle aynı seviyeye düşmek istemiyorum. Çünkü her ateist'in yaptığı gibi maymunsal tepkime gösterip saldırganlaşıyorsunuz. Sende İDRAK YOLLARI ENFEKSİYONU VAR ise bu Tanrı'nın olmadığı anlamına gelmez. Sen sadece görmek istediğini görürsün. Tıpkı gözlerine at gözlüğü takılmış atlar misali. Buradan da anlaşılıyor ki, Boş bir teneke gibi ses çıkartıyorsun.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:40 .
|