|
Bilimsel yöntemle bu duruma bakacak olduğumuzda ne görürüz ?
-Her ne kadar bir önceki inanç sistemi bir sonrakini tanımıyor/kabul etmiyor olsa da,bir sonraki inanç sistemi "Amentü" der.Yani Bir Yahudi İsa'yı ve öğretilerini tanımıyor/kabul etmiyor olsa da,bir Hristiyan hem İsa'ya hem de Musaya inanır.Bir Hristiyan Muhammed'i ve öğretilerini tanımıyor/kabul etmiyor olsa da,bir Müslüman hem İsa'yı hem Musayı hem de onlardan önce gelmiş tüm İlahi mazharları tanır/kabul eder.-
Bu bağlamda/minvalde olaya bakacak olur isek,
Amentüden kaynaklı,
Musanın geldiğini ve Tanrı adına hareket ettiğini,
İsanın geldiğini ve Tanrı adına hareket ettiğini,
Muhammedin geldiğini ve Tanrı adına hareket ettiğini,
Ve tümünün de Tanrı adına toplum/ümmet oluşturduğunu gözlemlememiz/müşahade etmemiz çok zor mudur ?
Bunların birbiri ardına gelip,
iddialarının da toplum/ümmet oluşturduğunu tekrarlanabilirlik olarak ele alma şansımız var mıdır ?
Buradaki tarif bir inanç mıdır yoksa bilinen bir durum mudur ?
|
|
Elbetteki bilgiyi üretip deklare eden bilimdir.
Bilimdir de bilim ile uğraşan,
bilimi ortaya koyan kimdir ?
İnsanoğlu değil mi ?
Bilim dediğimiz kurumun da temelinde,maddenin yanısıra maddenin gerçekliğini bilme adına hareket eden insanoğlu yatmakta değil mi ?
|
sevgili psiko..
"bilgiyi üretmek, bilmek insanoğlunun değil bilimin işidir" derken anlatmak sitediğim kavramı tekrar ifade etmeye çalışayım.. topiğin başından bir alıntı yapıcam
|
sevgili dostlar..
zaman zaman forumda
-"ben tanrının varlığını biliyorum" gibi teizm
-"ben tanrının yokluğuna inanmıyorum, olmadığını biliyorum" gibi ateizm bilinçdüzeyi ifadeler görüyorum..
bilmek ve inanmak kavramlarının nasıl karıştığı ve nekadar önemli olduğu ortaya çıkıyor..
|
bu ifadeleri zaman zaman siz de görüyorsunuzdur.. bakın burdaki insanlar "bilme" işini bilimin elinden alıp kendi kişisel bilinçleriyle deklare ediyorlar..
işte burda bilmek ve inanmak kavramları birbirine giriyor, kişinin farkındalığı buharlaşıp gitmiş..
bu farkındalık öylesine buharlaşıp gitmiş ki bu kişiler biribirlerinden tanrının varlığı/yokluğunu kanıtlanmasını isteyecek kadar bilinçsizce bir tutum ve davranışa giriyorlar.. ve bunun sonunda biribiriyle çok anlamsız, insani olmayan, kördöğüşü bir kavgaya dalaşmaya, bölünmeye gidiyorlar..
bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığına varan bir insan diğer bir insanın inancını tartışmaz, yanlışlamaya doğrulamaya çalışmaz.. bu onun inancıdır, bu kişi o inancıyla mutlu ve huzurludur der ve kişiyi kesinlikle rahatsız edip irrite etmez..
ve işin ilginç yanı bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığına varan birinin zaten hiç bir inancı kalmaz, kendisine yansıyan varlığı bilmediğinin farkına varır..
ve artık o kişi için diğer tüm idealist ve materyalist insanlar
"bildiğini zanneden/inançlı" insanlar grubuna girer.. ve o yüzden bu insanlarla olan tüm kavgası bitmiştir..
bildiğini zanneden insan uyuyordur, uyku mahmurluğundadır..
bilginin/bilmenin; insan bilincinden bağımsız, tartışılmaz, kendini tüm insanlığa dayatan bir gerçeklik olduğunun farkına varmıştır artık..
bir şey/veri; insanoğlu tarafından tartışılıyorsa, evrensel onayı yoksa bilgi değil nonbilgidir yani inançtır..
bilgiyle inanç arasındaki en önemli devasa fark
"insanlaşmadır"..
bilgi/bilmek insanlığı bölmez, biribirine düşürmez, tek çatı altında toplar..
inanç/inanmak insanlığı böler, biribirine düşürür, bilinçsizce bir yaşam sürmesine neden olur..
şimdi sizin yukarıda semavi dinler için verdiğiniz örneği doğu dünyası (hindistan, japonya, kore, çin vs) insanına anlatın, hiç bir şey ifade etmeyecektir..
ne musa ne isa ne muhammed ne kutsal kitaplar ne de tanrı/allah onların gündelik yaşamlarında zerre kadar önemi yoktur.. sizin için doğu dinleri bilincinizde ve günlük yaşamaınızda ne kadar önem taşıyorsa onlar için de batı dünyasının semavi dinleri o kadar önem taşır..
sen çinde budist tapınağını gezerken, budha heykelini gördüğünde nasıl sadece turistik amaçlı fotoğraf çekersen, o insan da batıya gelip bizim camimizi, kilisemizi sinagogumuzu gezerken aynı turistik zihniyetle bakar ve sadece fotoğrafını çeker.. onun için hiç bir önemi yoktur caminin isanın muhammedin allahın varlığı ve kavramları.. senin içinde aynı şey budizm ve hinduzim gibi dinlerin önemli kişileri, kutsal metinleri, çoklu tanrıları, ölüm sonrası çoklu yaşamları bir o kadar önemsizdir ve yaşamında ve bilincinde hiç bir anlam ve önem taşımaz..
ya da sen evinde belgesel seyrederken bir budist, hindu tapınağı yada budhanın heykelini, hinduların tanrı figürlerini gördüğünde sen ne hissediyorsan o insanlar da belgesel seyrederken gördükleri cami muhammed kuran isa kilise incil için aynı şeyleri hissediyorlar..
ve bu durum için ne batı dünyası ne doğu dünyasının insanını suçlayıp eleştiremezsin..
batıya elçi gönderip haber gönderen, ölüm sonrası cennet/cehhennem vaadeden herşeye gücü yeten bir tanrı doğu dünyasını başıboş bırakmış ordaki insanların izledikleri ruhani liderler bu batı dünyasının semavi dinlerinden çok aykırı bir öğreti ile insanları yönlendirmişlerdir
tüm dünya insanlığına kendi zaman ve coğrafyasının zihni yüklenir.. ve zihin yüklenirken temel öğe şudur..
"bizim inandığımız din hakikat, diğer tüm dünya dinleri batıl bozulmuş veya hurafedir"..
tüm dünya insanlığı bu zihinde çok derin bir uykuda yaşar..