Konuyu daha önce görmemişim. Açıklık getirelim. Sorularını tek tek cevaplıyorum.
Dark_Prince´isimli üyeden Alıntı
1.Eğer Nacaal Tabletleri dünyanın ilk yazılı metinleri ise bilim dünyası neden yazının Sümer'de icat edildiğini söylüyor?
Nacaal tabletleri ikiye ayrılır.
-Üzerlerinde resimler ve çizimler bulunanlar ile,
-Üzerlerinde alfabeye benzer şekiller çizimler bulunanlar.
Henüz deşifre edilemedikleri için yazılı tablet sayılmazlar, çünkü üstündekilerin bir gizli şekil mi yoksa bir ALFABE mi olduğu kesinlik kazanmış değildir.
Churchward ve arkadaşı olan rahip bunların gizli şifreler içeren, özel bir teknikle okunan, küçük bir rahipler kardeşliği topluluğuna öğretilen özel bir dil olduğunu iddia ederler. Daha kitabının 3-4'üncü sayfalarında "rahip arkadaşım bana bu tabletleri nasıl çözeceğimi öğretti" yazmış, fakat bu rahibin nereden öğrendiğini yazmamış.
Bunun yanı sıra churcward, kitaplarında alfabeden çok, resimler ve çizimler üzerinde durmuştur.
Googleye naacal tablets yazdığında ne yazık ki saçma sapan şeyler çıkıyor. Gerçek tabletlerden örnek görmek istiyorsan, churcward'ın torununun bir blog sitesi var ama oradaki tabletler hakkında ben şüphe duyuyorum.
şu linke girip sayfada biraz aşağıya inersen 3-5 örnek mevcut: http://blog.my-mu.com/?p=506
Dark_Prince´isimli üyeden Alıntı
2.Eğer Tek Tanrılıdılar ise bilim dünyası neden ilk başta çok tanrılı dinlerin olduğunu söylüyor?
James churcward dindar bir albaydır, soy isminin anlamı (kilise koğuşu) gibi birşey. CHURCH-WARD.
Yazdığı ilk kitap olan "kayıp kıta mu"yu okuduğunda, naacal tabletlerindeki şekilleri ve çizimleri ha bire hristiyanlık ile kıyaslayıp durduğunu görürsün. Mu'luların tek tanrılı olduğunu yazar ama bunu yazdığı cümlelerden sonra bu bilgiyi kanıtlayan bir açıklama yapmaz.
Oldukça taraflı anlatımı vardır, kendi inancını göz önünde bulundurarak yorumlar Benim yorumum göre tam tersi çok tanrılıydılar, 4 ana tanrısal güce inanıyorlardı bence, svastika işareti bile bunu başlı başına bir kanıtıdır.
Dark_Prince´isimli üyeden Alıntı
3.Tabletleri okumayı Churcward'a öğreten Tibet Rahipleri bu tabletlerdeki dili nereden öğrenmişlerdi?
Dediğim gibi bu tabletlerde yazı ve alfabe olduğu kesinleşmiş değildir. Dolayısı ile churcward ve rahipler tabletleri okumadılar, üstündeki şekillere ve çizimlere bakarak yorumladılar-anlam yüklediler. Misal atıyorum tabletin tekinde, bir ceylanın büyük T harfine benzer bir şekil üzerinde zıpladığı ve ceylanın üstünde de güneşin parıldadığı çizilmiş olsun.
James ve arkadaşı olan rahip bunu öyle bir yorumluyor ki, ceylan insanlık, T şeklinin ana yurt olan Mu kıtası, güneşide mu uygarlığı olarak yorumluyor ve bu çizimde insanoğlunun ilk yurdunun mu kıtası olduğunun anlatıldığını iddia ediyorlar. Ceylanın insanlığı, güneşin uygarlığı simlediği gibi kuralları ise rahipten öğreniyor ama yine rahibin bunları nereden bildiğini anlatmıyor.
[
Dark_Prince´isimli üyeden Alıntı
]4.Neden dilini sadece Churchward'ın bildiği ve belki de sadece Churcward'ın gördüğü tabletlere inanalım?Dilini bildiğini söyleyerek kendisi birşeyler uydurmuş olamaz mı?
Sanırım bu sorunu da cevaplamış oldum yukarıda.
Tüm bu sebeplerden dolayı james churcward ve kitapları akademik çevrelerde kabul görmez.
Fakat gel gör ki, naacal tabletlerindeki şekiller ile taaa başka bir kıtada, amerikanın orta yerindeki bir yerde bulunan tabletlerde aynı çizimler ve benzer şekillerin olması çok acayiptir. William Niven'in amerika kıtasında meksikada bulduğu 10 bin küsür yıllık tabletler ile, churcwardın asya kıtasında tibette bulduğu tabletlerde neredeyse birebir benzer şekiller olması kafa yorucu. Zaten churcward William Niven'in bulduğu tabletleride inceleyip kitabını yazıyor.
İşin garip tarafı, amerikada, sümerde, mısırda bulunan şekilleri veya çizimleri, james churcwardın yöntemleriyle okuduğumuzda naacal tabletleriyle uyumlu anlamlar çıkıyor.
Mesela gerçek bir örnek vermek gerekirse: naacal tabletlerinde yuvarlak veya daire veya disk şeklindeki çizimler genellikle ana kıtayı yani mu kıtasını simgeler. Gel gör ki, sümerde, mısırda, babilde ortak bir çizim vardır. Bir halka ve halkanın sağından solundan çıkmış olan kanatlar:
Bunu şöyle anlamlandırabiliriz, disk ana kıtadır, kanatlar büyük yelkenli gemilerdir, o halde kanatlı disk çizimi, bu çizimi kullanan uygarlıkların ana kıtadan göç ettiklerini simgeler. gibi gibi gibi...
Kayıp kıta MU: Büyük Okyanus'ta yer aldığı ve 14.000 yıl önce battığı iddia edilen efsanevi batık kıta.
MU dininin dört temel kavramı vardı:
1) Tanrı tektir. Her şey ondan var olmuştur ve ona dönecektir.
2) Ruh ile beden birbirinden ayrıdır. Beden ölür ve ayrışırken ruh ölmez.
3) Ruh, mükemmelliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar.
4) Mükemmelliğe ulaşan ruh Tanrı'ya döner ve onunla birleşir.
MU'da ayrıca, çok iyi yetişmiş bir üstatlar topluluğu vardı. Naakal denilen bu misyoner rahipler, MU'nun "vahyedilmiş kutsal dinini" kolonilere yaymakla görevlendirilmişlerdi. Bu nedenle antik çağ dinlerinin kökeni MU'ya dayanıyordu. Örneğin bir MU kolonisi olan eski Mısır'ın dini inancı da MU kökenliydi.(110)
Naakaller, gittikleri her ülkede rahiplik düzeyindeki din eğitimi ve diğer bilimlerin öğretilmesi için okullar kuruyorlardı. Bu okullarda oluşturulan rahiplik kurumu da halkı eğitiyordu. Babil'de 'Kaldi' denilen bu okullarla ilgili çok ilginç kadim bir yazıt vardır. Şöyle der: "İster prens isterse bir köle olsun, kapı herkese açıktır." Doğrudan mabede geçerlerdi, eşittiler, çünkü Göksel Baba'nın, hepsinin babasının huzurundaydılar ve burada gerçekten kardeştiler. Hiçbir ücret alınmazdı, her şey karşılıksızdı.(111)
Birçok sembol gibi, Ezoterik Sırlar Öğretisi'nin üyelerini kabul ettiği inisiasyon törenlerinin kökeni de MU Naakal okuluna dayalıydı. Değişik örgütlenmeler vasıtasıyla günümüze kadar ulaşmış olan bu inisiasyon töreninde aday, uzun bir hazırlık ve soruşturma döneminden sonra, layık görülmesi halinde kardeşliğe kabul edilirdi. Naakal Kardeşlik Örgütü'ne üyelerin seçilerek alındıkları dışında, kabul töreni ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.(112)
Naakal öğretisine göre Tanrı, sevginin ta kendisidir ve tüm evreni de sevgi üzerine kurmuştur. Ancak bu evrensel sevgiyi kavrayabilecek vasıfta olan ruhlar ona geri dönebilecek yeterliliktedir. Bu vasıflara sahip bir insan olabilmek ancak Naakal kardeşi olmakla ve kardeşlerin de öğretiyi derece derece sindirmeleri ile mümkündür. Naakaller, yalnızca üstat rahiplerin bu aşamaya ulaşabileceklerini kabul ederlerdi.
Naakal inancının bir diğer temel dayanağı, tanrısal nurdan çıkmış olan dört temel gücün kainatı kaostan düzene geçirmiş oldukları teorisiydi. Tanrı'nın kendi asli nitelikleri olarak kabul edilen bu dört temel güç, "dört büyük inşaatçı", "dört büyük mimar", "dört büyük geometri üstadı" olarak adlandırılır. Bu dört temel eleman, ateş, yel, su ve toprak'tır.
MU uzmanlarının yorumuna göre semavi dinlerin doğuşu ile bu dört temel eleman, "dört baş melek" olarak adlandırılmaktadır. Naakallar bu dört temel gücü "gamalı haç" ile sembolize etmişlerdir. Jeolog Niven'in bulduğu tabletler üzerinde rastlanan bu haçlardan, kollarının dördü de aynı uzunlukta olanının dört gücün eşitliğini, uçları kıvrık gamalı haçlardan oluşan; ağızları sola dönük olanların iyiliği, sağa dönüklerin ise kötülüğü simgeledikleri söylenmiştir.
Bu konular üzerinde derin araştırmalar yapmış olan Hitler'in, imparatorluğuna sembol olarak ucu sağa dönük gamalı haçı seçmiş olması bir tesadüf değildir. İsa'nın da öğretisinde kullandığı haç sembolü aynı kaynaktan, MU'dan gelmektedir.(113)
Sinan Meydan, Atatürk ve kayıp kıta MU, İnkılap Kitabevi, 15.basım, 2008, ISBN: 978-975-10-2800-6, s.66-67
____________________ (110) Eski Mısır tarihinde MU'nun Tanrı sembolü olan Güneş için kullanılan "Ra" adı, Eski Mısır'da "Amon-Ra" olarak geçmektedir. Yine pek çok Eski Mısır tanrısının MU kökenli olduğunu James Churchward, kanıtlamıştır. Bkz. J. Churchward, MU'nun Kutsal Sembolleri, s.229-251 (111) Churchward, MU'nun Kutsal Sembolleri, s.32 (112) www.dunyadinleri.com (113) www.dunyadinleri.com
----------------------------
Yazar Sinan Meydan, MU kıtasının genel tanıtımını yaptığı bu bölümünde, ağırlıklı olarak James Churchward'dan yararlanmış. Yine Sinan Meydan'ın anlatımına göre James Churchward; maceraperest ve çok meraklı bir İngiliz albayı... 1883 yılında Hindistan'a gider, Batı Tibet'te sıkı dostluk kurduğu Başrahip Rishi sayesinde, mabedin gizli arşivlerinde bulunan "MU tabletleri"yle tanıştırılır. Ancak tabletler eksikti, yarım kalan yazılar vardı; James Churchward bunun üzerine düşer. Bu araştırmaları için dünyanın birbirinden çok uzak bölgelerine gitmesi ve oralarda aylarca konaklaması gerekiyordu; tüm bunlar için çok paraya ihtiyacı vardı.
"On parmağında on marifet" albay James, I. Dünya Savaşı sırasında Amerikan askerlerinin miğferlerinde kullanacakları, delinmesi neredeyse imkansız bir alaşım olan NCV çeliğini bulur/keşfeder. Bu icadından kazanacağı para onu bu araştırmaları için gereken ekonomik rahatlığa kavuşturur.
Yaklaşık yirmi yıllık mücadelesinden sonra, aradığı diğer Nakaal Tabletleri'ne, jeolog W. Niven'in yardımıyla ulaşır. Bu arada konuyla ilgili ayrıca pek çok kitap, elyazması, belge, Lhasa kayıtları, vb. edinir.
James Churcward, Nakaal Tabletleri'ndeki bilgilerin doğruluğu hakkında kendi ağzından şunu söyler:
"Bu tabletlerde ortaya konulan bilgilerin doğruluğunu kanıtlayabilmek için pek çok yıl harcadım. Elli yıldan fazla bir zamanı bu Naakal Tabletleri'nde bulduklarımı kanıtlayabilmek için yaptığım inceleme, araştırma ve buluşlarla geçirdim ve onların yanlış olduğuna dair tek bir bulguya dahi rastlamadım."
Albay Churchward, semavi dinlerin özünün "MU"dan ve "MU dini"nden geldiğini ileri sürer. Örneğin, Churchward'a göre Tevrat'ta adı geçen "Aden Bahçeleri", aslında adeta bir yeryüzü cenneti kadar güzel olan MU kıtasının ta kendisiydi.
James Churchward (1851-1936)
1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı:
1) Tanrı tektir. Her şey ondan var olmuştur ve ona dönecektir.
2) Ruh ile beden birbirinden ayrıdır. Beden ölür ve ayrışırken ruh ölmez.
3) Ruh, mükemmelliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar.
4) Mükemmelliğe ulaşan ruh Tanrı'ya döner ve onunla birleşir.
1 ve 2 uc ibrahimi dine uygun.
3) reincarnasyon
4) Bir cesit tasavvuf, yalniz burda "bedene ne oldugundan" bahsetmemis. Burada herhalde "peygamber ruhlarindan" bahsediyor.
Ayrica benim bildigim MU kitasi ile ilgili bilimsel verilerin olmadigi ve MU ya benzer daha bir cok kitanin gecmiste varliginin insanoglu tarafindan ortaya akilci algilama ile koydugudur.
Pages in category "Theoretical continents"
The following 7 pages are in this category, out of 7 total. This list may not reflect recent changes
"Teoritik kitalar" adi altinda Mu da dahil 7 kita var.
Ortalama derinliği 7.000 metre olan ve büyüklüğü dünyadaki tüm kara parçalarından daha büyük olan bir okyanusta öylesine kocaman bir batık kıtanın olması için, buzulların ebatlarının ne olması ve hangi kıtaları kaplaması gerektiğini düşünmemiz gerekmiyor mu?
İkincisi ise bu MU kıtası okyanus'un 7.000 küsür metre derinliklerinde mi kalmış? 100 yıldır yapılan dip tarama işlemlerinde, onca alet, edevat, uydu desteği, sonar sistemler vs değilde, koskoca kıtayı James Churchward'mı bulmuş?
Pasifik Okyanusu 1 metre yükselmesi demek kaç metre küp suyun erimesi demektir düşünmek gerekir. -ki kaldı ki 7000 metre derinlerde bir kıtadan söz ediyor olalım. Bu da şu demektir, böylesi bir kıtanın yüzeyde olması için Pasifik Okyanusunda sular ortalama 7.000 metre çekilecek demektir!
MU bir efsanedir, elbette eski çağlardan kalan bir çok belge, tablet olabilir, lakin bu belgeler öyle okyanusun ortasında kocaman bir kıta olduğu anlamına gelmez.
Amerika ile Asya arasındaki kültürel benzerlik, insan göçüyle ilgili olabilir, Mu ile değil diye düşünüyorum.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Bu "Nacaal tabletleri" tam olarak nerdedir? Neden bilim insanlarının ya da araştırmacıların ellerine hiç ulaşmıyor? Madem Churchward bu tabletleri çözmüş, ya da büyük oranda çözmüş, hala neden saklanıyor bunlar? Çünkü bu tabletler tamamen hayal ürünü... Şehir efsanesi.
Tibetli çeşitli rahiplerin anlamını bildiği bu tabletler nedense Tibet inancıyla yani Bön ve Tibet Buddhizm'i ile de hiç uyumlu değil. Churchward resmen Baba Oğul Ve kutsal ruhu eklemeyi unutmuş bir tek (Belki onu da eklemiştir) onun dışında hristiyanlıkla tamamen aynı. "Tanrı ile birleşme"...vs gibi sözler de "metafor" "tamamen sembolik" diye açıklanıyor zaten. (Aynı görüş Ortodoks hristiyanlığında da vardır. Tanrı ile "birleşme"ye "Theosis" derler) Dolayısıyla bu tabletlerde judeo-Christian Tanrı inancı öğretilmiş Churchward'a göre. Öyleyse Tibet'teki Hindistan'daki...vs bu rahiplerin dinlerini terk ederek topluca hristiyan ya da müslüman olmasını beklemek mantıklı olurdu. Hatta bu konuda piyasada "ex rahip, ex putperest hak dini nasıl buldu" gibi bir sürü kitap olmasını beklerdik. Ama yok.
Tıpkı medyumluk, ruhlardan ya da uzaylılardan bilgi alıp kitap yazmalar..vs gibi Churchward'ın Nacaal tabletleri olayı da ilgi çekmek için farklı bir perspektifle kurgulanmış, uydurulmuş ve zamanında başarılı olmuş bir ruhçu mumbo jumbosu, zımbırtısından ibaret.
Yaklaşık yirmi yıllık mücadelesinden sonra, aradığı diğer Nakaal Tabletleri'ne, jeolog W. Niven'in yardımıyla ulaşır.
Yukarıdaki şu cümlem, aceleden dolayı anlamca biraz dar olmuş. Kitaptan aynen alıntılayım:
(...) Gariptir! Churchward'ın, MU'nun izlerini bulmasında, kurduğu sıkı dostlukların büyük etkisi olmuştur. Hindistan'da tanıdığı Başrahip ve onunla kurduğu dostluk sayesinde Hindistan'daki Naakal Tabletleri'ne ulaşmıştı. Şimdi ise Augustus Le Plagenon ve William Niven ile kuracağı sıkı dostluk sayesinde belki de MU'nun sırrını çözecek olan Meksika'daki tabletlere ulaşacaktı.
Amerikalı jeolog W. Niven, 1921-1923 yılları arasında Mexico City'nin 45km kadar kuzeyindeki bir bölgede yaptığı kazılarda, deniz seviyesinden 2000m yükseklikte, gömülü şehir kalıntılarına ulaşmıştı. Niven, bu şehir kalıntılarında MU'nun varlığına ışık tutacak 2500'ün üzerinde tablete ve değişik formlarda bulgulara rastlamıştı.
(...) Bu tabletlerdeki yazılar ne Niven tarafından ne de tabletler üzerinde uzun bir inceleme yapan Carnegie Enstitüsü uzmanlarından Dr. Morley tarafından okunabildi. Tabletlerin varlığını duyan Churchward, Meksika'ya gitti ve Tibet'te öğrenmiş olduğu Nakaal dilini kullanarak Meksika Tabletleri'ni çözmeyi başardı. Churchward, Hindistan'da üzerinde çalıştığı Naakaller ile Niven'in bulduğu bu Meksika Tabletleri'nin aynı kaynaktan, MU'dan çıktığını belirlemişti. (Sinan Meydan, a.g.e., s.47)
Konuyla ilgili bir diğer bahsetmek istediğim nokta;
Atatürk, 1930'lu yıllarda ileri sürdüğü Türk Tarih Tezi kapsamında "Mayalar" ve "Kayıp kıta MU" konularında araştırmalar yaptırtır. Bu amaçla Tahsin Bey'i Meksika'ya gönderir. Tahsin bey, araştırmalarının sonuçlarını raporlar halinde Atatürk'e sunar. Atatürk'ün "kayıp kıta MU" ile ilgili çalışmaları 1938'den sonra unutulur.
Peki ya Tahsin beyin Meksika'dan Atatürk'e gönderdiği raporlar?
Türkiye'de ilk kez bu konuyu işleyen Turan Dursun'du. Dursun, 1990'da yayınlanan "Din Bu II" adlı kitabında Tahsin beyin, Atatürk'e gönderdiği 14. Rapor'u yayınlamıştı... (Sinan Meydan, a.g.e., s.11-12, 14)
Bu vesileyle, sayın Turan Dursun'u bir kez daha anmış olalım...
1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Konu Erdem Alaca tarafından (27-01-2014 Saat 13:29 ) değiştirilmiştir.
Sebep: Bir yazım yanlışı giderildi.
Bende Nacaal tabletlerin var olsada, doğru okunduğuna pek ihtimal veremiyorum, zira Kazım Mirşân ; "MISIR ÖLÜLER KİTABI’nı dikkatle gözden geçirdim... Ve gördüm ki okuyucu (esas metni okuyup tercüme eden) mânâlandırabileceği şekiller aramakta, ve bu mânâlara göre cümleler kurarak metni tercüme ettiğini iddia etmektedir!.. Bazı metinlerde okuyucunun (tercümanın) bulabildiği mânâlı harfler o kadar azdır ki, insan 'Bu koca yazıda sadece bunlar mı yazılmış?' demekten kendini alamıyor!" 30.000 YILLIK PİKTOGRAMLARDA PROTO-TÜRKÇE
Bunlardan çok önce var olan MU yu çözmek kolay olmasa gerek.
Ama tabii işin için de Tibet olunca insanın aklına şüphede düşmüyor değil.
Okuyan oldu mu bilmem ama Üçüncü Göz ve İkinci Beden 'ni okuyunca özel olarak yetiştirilmiş bir lama nın inanılmaz yolculuğunda öyle şeyler anlatıyor ki bir burgu ile üçüncü gözünün açılmasınından, bir zamanlar insanların telepati ile anlaşmasına, oradan bir çeşit atom bombası ile dünyanın dengesini nasıl değiştirdiklerine, Tibet o zamanlar deniz kenarındaymış mesela, astral bendenle başka gezegene gitmesine, ruh göçü vs. inanasınız gelmiyor, fakat Rampa nın kalemi o kadar güçlü ki bir yazarın hayallerinden ziyade adeta onun bu deneyimleri yaşadığını hissediyorsunuz.
Lobsang Rampa kadim zamanlara ait tabletlerden orada bahsediyor, anlaşılan Tibet liler kayıt tutmayı bilen ve önemseyen bir millet.
Zaten Rampa'nın özel olarak yetiştirilmesinde ki amaçta rahiplerin Çin'in Tibet'i işgal edeceğini görmeleri sonucu hızlandırılmış bir eğitimle Rampa'ya tüm Tibet bilgilerini sırlarını yüklüyorlar ve Tibetten uzaklaştırıyorlar.
Tabii başına gelmeyende kalmıyor.