Bu linkten bir kaç alıntı yapalım:
Tanrı Tarafından Kendisine Yüce Ad'lar Verildiğini Söyliyerek Övünürken, Başkalarına Küçültücü Nitelikteki Ad'ları Uygun Bulur.
"Şanım hakkı için size bir Resûl geldi ki: kendinizden, gayet izzetli, zorlanmanız ona ağır geliyor, üstünüze hırs ile titriyor, mü'minlere
raûf rahîm'dir..."
(K. Tevbe sûresi, âyet 128)
Görülüyor ki Muhammed, Kur'ân'a yerleştirdiği bu âyet ile Tanrı'nin: "Şanım hakkı için..." diye yeminler ederek, kendisine
"raûf" ve "
rahîm" ad'larını uygun bulduğunu bildirmekte ve bunu kendisi için övünme vesilesi edinmistir. Hemen belirtelim ki "
Raûf" deyimi "çok şefkâtli", "çok acıyan, çok incelik ve düşkünlük gösteren" anlamındadır; "
Rahîm" sözcüğü ise "Çok merhametli", ve özellikle "Ahirette müslümanlara acıyan" demektir. Ve yine Muhammed'in söylemesine göre bu iki ad, aslında Tanrı'nin doksan dokuz ad'indan ikisidir. Ve güyâ Tanri, daha önceki Peygamber'lerden hiçbirine "Râuf" ve "Rahîm" ad'larını birleştirerek vermemiş, bunu sadece sevgili elçisi Muhammed'e uygun görmüştür.
....
....
....
....
Müslümanların kendisini bu şekilde yüceltici deyimlerle çağırmaları gerektigini bildirirken, yine Kur'ân'a koydugu âyet'lerle, ya da Kur'ân olmıyarak yerleştirdiği hükümlerle Tanrı'nin bile kendisine "Ey şanlı Resûl..."
(Mâide sûresi, âyet 66), ya da "Nûr'lar saçan şavk..." (Nûr saçan kandil)
(Ahzâb sûresi, âyet 44) gibi yüceltici deyimlerle hitap ettiğini, söylemiş ve bunu bir övgü vesilesi edinmistir. Fakat muhtemelen bunu da yeterli bulmamış olmalı ki, Tanrı'nin kendisine salevât getirdigini belirterek Ahzâb sûresi'ne şu âyet'i eklemiştir: "
Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey mü'minler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin" (K. Ahzâb sûresi, âyet 56).
Peygamberlerin "İlk'i" ve "Sonuncusu" olmakla övünen Muhammed, hem Adem'in bir parçası, ve hem de Adem'den 14 bin yıl önce önce var kılınan kimse oldugunu söyliyerek "insan varlığı'nın" en mükemmeli oldugunu ekler.
"
Adem henüz su ile toprak arasında iken ben Nebî idim (peygamberdim)"
Ben Hz. Adem'in yaradılışindan on dört bin yıl önce Rabbimin huzurunda bir nûr idim" derdi. Böylece peygamberlik'le simgelendigi yolundaki haberin kendisine "Adem'in yaratılışı" ile "ilâhî ruhun üfürülmesi" arasındaki zaman içerisinde geldigini söylerdi
İslâm yazarları Muhammed'in bu övünmelerine kapılarak onu "evren"in ve "insanlığın" başlangıcı olarak tanımlarlar. Örnegin Muhyiddin-i Arabî, ünlü yapıtı olan Fusûs ül-Hikem' de şöyle der: "İş onunla başladi ve onunla sona erdi. Adem henüz su ile toprak arasında iken o Nebî idi. Sonra unsur haline çikmasiyle de Nebîlerin sonucusu oldu".
Bu tanıımlamadan etkilenen İslâm yazarlarına göre Muhammed: "Rabbına olan delil'in ilkidir!" ve bütün yaratıkların "özü ve hülâsasi" sayılmıştır.
http://www.ilhan-arsel.org/Muho/