
10-01-2007, 00:57
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: İzmir'i Kim Yaktı?
"
|
Sevgili Pante,
biraz sakin olmanı ve duygularınla hareket etmeyi bırakmanı rica ediyorum senden. Erencan68 rumuzlu arkadaş benim davetimle siteye üye oldu. Bu tarzla amacın onu uzaklaştırmaya çalışmak ve konuyu kapatmaksa yanlış birşey yapıyorsun. Erencan'ı 20 yıldan beri tanırım, kin ve nefretle dolu falan değildir, tersine sevgi dolu bir insandır. Ayrıca Türklere karşı düşmanlık beslemesi için de bir neden yok, kendisi de Türk'tür. Yazdıklarından dolayı bir tartışmayı engelleme çalıştığını görüyorum. Bu tavrınla bu konu nasıl sürdürülür? Sürdürülemez elbette. Yazında bir yığın hakeret olduğu gibi apaçık bir kin ve öfke var. Bu şekilde tartışamayız. Lütfen..
|
Sevgili Sargon;
Senin vesilenle Erencan'a hoşgeldin diyorum. Amacım ne onu ne başkasını uzaklaştırmak. Amacım kim olursa olsun herkesi objektif yazmaya, belgeli, ispatlı savlarda, iddialarda bulunmaya davet etmek. Hele böyle hassas konularda " O şunu demiş, bu bunu demiş" değil, somut deliller sunmak önemlidir. Belgesi, dellili olmayanın inancı vardır. Çıkar der ki "Ben İzmir yangınını Türklerin çıkardığına inanıyorum, nitekim Falih Rıfkı, İsmail Beşikçi de, Etyen Mahpuçyan da öyle inanıyor." Ama böyle yapılmıyor ve direk bir suçlama var.
Senin yazında bir hata görmüyorum. Objektif davranmış. İki tarafında linkini vermişsin.
Ama Erencan arkadaş direk olarak İsmail Beşikçi'nin zannını ortaya koyuyor. Kim bu İsmail Beşikçi? Aşırı bir Kürt milliyetçisi, bir şoven. Ne demiş? "Kemalistler yaktı" demiş..
Kemalist ne demek? 1922 de Kemalizm mi var ortada? Sadece bir paşa var. Emperyalizme karşı kurtuluş mücadelesi veren, fiili işgale karşı halk savaşı veren düzenli ordu kurarak işgalcileri yurttan atan bir önder var sadece. Hangi Kemalizm.
Ben mi duygusal yazıyorum yoksa böyle büyük hatalarla isnatta bulunanlar mı?
Falih Rıfkı Atay denen adamı bir araştırın. Ne derece güvenilir, değeri olan bir yazardır? Nesini takdir edebilirsiniz? Bir kitabında başka, diğer kitabında başka yazan tutarsız bir adamın yazdıkları ölçü olabilir mi?
Ben önemli bir tanığın ifadelerini yazarak temeli olmayan iftiraya karşı savunma yaparken, hiçbir incelemesi, araştırması olmayan şahısların zanlarıyla mı tartışacağız.
Ayrıca yazımda kimseye hakaret yok. Sadece ölçülü ve dikkatli yazmaya davet ediyorum. Kırıcı olanlara karşı kırıcı olabileceğimi söylüyorum. Objektif olmayan, belgesiz, ispatsız isnatta bulunanlar verilecek yanıtlara da hazırlıklı olsunlar. Bu tartışmayı engellemek değil. Bu sitede kimse Türkçülük propagandası yapmıyor ki bunun karşısında Türk karşıtı yazılar olsun. Ama birilerinin bunu kurcalamaya çabaladığını görmekteyiz. Başta Dersim olmak üzere sitede bu amaçta bulunanlar var. Tarzları ve amaçları siteye yakışmıyor. Üstelik dini forum ağırlıklı bir sitede ulusal konular zarar veriyor. Hele mesnetsiz iddialarla yazılıyorsa...
Madem Erencan'ı 20 yıldır tanıyorsun yazımda geçen onu ilgilendiren sert üslup için kusura bakmasın ama yazımdaki asıl taraf İsmail Beşikçi ve Falih Rıfkı'dır. Kızgınlığım onlaradır.Çünkü asıl mesnetsiz iddiada bulunanlar onlardır.
|

10-01-2007, 02:18
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: İzmir'i Kim Yaktı?
Sevgili Pante, anlayışla yaklaştığın ve özür dileme büyüklüğünü gösterdiğin için öncelikle sana teşekkür ederim. Hemen söylemeyi unuttuğum bir şeyi ekleyeyim. Topic'i açarken aldığımı söylediğim mail Erencan'dan gelmişti. Benim tabu sayılan konulara meraklı olduğumu bildiği için göndermiş olsa gerek. Arkadaş entellektüel olarak sitedeki tartışmalara önemli katkılar yapabilecek biridir. Katılır mı bilmem.
İsmail Beşikçi'yi Turan Dursun'la aynı yıllarda okudum. Hatta bu iki yazarın kitapları aynı yıllarda (1990'ların başı) popüler oldu ve epeyce de okundu. Her birinin en az 5-6 kitabını okudum o yıllarda. Hatta geçenlerde de bu konuda birşey yazsam mı diye düşünüyordum. Bu iki yazar bence birbirlerine çok benzerler. Her ikisi de tabu kırıcıdır. Kendi alanlarında korkusuzca yazmayı tercih etmişler ve bu yüzden birçok baskıyla karşılaşmıştır. Turan Dursun şeriatçılar tarafından öldürülmüş, İsmail Beşikçi ise hapislerde süründürülmüş, kendisine her tür eziyet yapılmıştır. Ama her ikisi de inanılmaz bir inatçılıkla düşüncelerini yazılarıyla savunmayı sürdürmüşlerdir. Örnek olsun, İsmail Beşikçi sırf İsveç'teki bir aydına yazdığı mektup yüzünden 10 yıl hapis cezası almıştır.
Turan Dursun, din konusundaki tabuların üzerine gitmiş ve yazılamayanı yazıp bizlere ışık tutmuştur. İsmail Beşikçi de, kendisi Çorum'lu bir Türk olmasına karşın Kürt sorununun üzerine gitmiş ve Kürt tabusunu yırtmıştır. Bu yazarların her ikisi de demokrattır, hümanisttir. Asıl özellikleri budur. Turan Dursun dinciler tarafından İslam düşmanı, hain, din düşmanı olarak teşhir edilip karalanırken, İsmail Beşikçi de Türk milliyetçileri tarafından şovenist, Kürt milliyetçisi olarak nitelenmiştir.
Falih Rıfkı Atay'ın kitaplarını okumadım. Okullarda, ders kitaplarındaki okuma parçalarından falan hatırlıyorum adını en çok. Atatürkçü, milliyetçi bir yazar olarak biliyorum. Pante'nin isteği üzerine baktım ve internette de aynı şeyler yazıyor.
http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=162
Tutarsızlıklarını bilemiyorum ama bir Atatürkçü olması ve sadece bir anı yazarı değil, sevilen, tanınan, ünlü bir gazeteci olması nedeniyle de yazdıkları önemli olmalı diye düşünürüm.
Tartışmaya dönersek, ben açıkçası ideolojim çerçevesinde bir karar verip onu savunacak değilim. Türkler de yakmış olabilir, Yunan'lar da. Her ikisinin de nedenleri var anlaşılan. Ermeniler iddiasının gerekçesini pek anlayabilmiş değilim ama. Kendi evlerini yakıp, Türklerin ellerine geçmesin mi demişler yani? Pek mantıklı bir gerekçe gibi görünmüyor. Sonuç her ne olursa olsun, benim bakışımı değiştirmez. Savaşlarda yapılan o kadar çok şey biliyoruz ki, bunlara alıştık artık.
|

10-01-2007, 02:57
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: İzmir'i Kim Yaktı?
Sevgili dostlar
* *Bu konuya ben de tabuları yıkmak adına yaklaşıyorum. Türk'üm ve de komünistim. Bundan da onur duyuyorum. Ancak tartışarak, ama asla yasaklamayarak bölünmeden kurtulabilecegimizi düşünüyorum. Ama tabular baskıyı getirecekse onları nereden gelirse gelsin reddediyorum.
* *Bu tartışmaya dahil olmadım, sadece Sargonun verdigi linkteki alıntıyı detaylandırarak yazdım. Falih Rıfkı nın ben de önemli biri oldugunu düşünüyorum. Hemen her konuda alıntılar yaptıgımız birinden işimize gelmedi diye vazgeçemeyiz. Kaldı ki böyle bir konu açılmışsa bunun üzerine gitmemiz gerekir. En azından ben aslını bilmiyorum. İzmirin yanması önemlidir, yoksa kimin yaktıgı degil. Bu forumların amacı da bilgi paylaşımı.
* * İsmail Beşikçi bana göre de çok önemli ve çok saygın bir isimdir. Bu kişi düşüncesi ugruna tek kişilik bir örgüt olarak tam 17 sene ceza yatmıştır, üstelik de en agır işkenceler görerek. Erencanın bahsettigi kitabı buldum fakat 2 cilt imiş bendeki birincisi. Her halde ben alamadan yasaklanmış olmalı. Ancak İsmail Beşikçi nin mesnetsiz sallamayacagından eminim. Olgulardan çıkaracagımız sonuçlar farklı olabilir fakat daha ne yazdıgını bilmiyoruz ki.
* * *Bu konuda bir yerlerde bir şeyler okudugumu hatırlıyorum, ama açıkçası hiç ilgimi çekmemişti. Kaldı ki bizim şu andaki cevap arayışımız entellektüel bir merak tan da öteye geçemez. Bunu sloganlaştırmanın da alemi yok bana kalırsa.
* * * Pante'nin bu konudaki hassasiyetini anlayamıyorum. Falih Rıfkı dan edindigim izlenim Nurettin Paşa'nın bu işin sorumlusu degil körükleyicisi oldugu yönünde. Oladabilir bunda korkulacak bir şey yok. Muglalı da 33 kişiyi kurşuna dizmişti.
* * * *Elbette bir iki kişiden alıntı yapmakla konuyu netleştirip net fikir sahibi olamayız, ancak en azından neler olup bittigi konusunda malumatımız olur. Eski forum arşivlerimizde adamın biri toplu mezarlar yok diye kurtuluş savaşının neredeyse olmadıgını yazmış. Şimdi bu adamı idam mı edelim. Yazmış sonra kendi kendine de yok olmuş.
* * * *Ancak bilgi nereden gelirse gelsin ciddiye alma durumumuz olması gerekir, ideolojilerimize uymuyor diye kestirip atamayız. Kaynak ya da bilgi kasıtlı ve çarpıtıcı ise onu da eleştirmek ve teşhir etmek en dogal hakkımız tabii ki. Ancak iş kemalizm ve kürt meselesine geldi mi tabulardan kurtulamıyoruz.
* * * *İçinizde hiç cezaevi yatmış olanınız var mı bilemiyorum. Ama Apo denilen adam cayır cayır cezaevinden talimatlar yagdırıyot, ve biz de buna veryansın ediyoruz. Cezaevi koşullarını yaşayan biri en ufak bir belgenin bile devlet denetiminden geçtigini bilirler. Devletin işbirlikçisi Apo devlet talimatıyla mesajlar iletiyor biz de hayali senaryolar yazıyoruz.
* * * * Bugün çekilmek istendigimiz bir nokta var, kürt ve türk çatışması. Dersimmm bir kürt olarak birleşmeyi savunacagına milliyetçiligi öne çıkarıyor ve bu anlayışa hizmet ediyor. Bizler ise Türkler olarak özgürlügü savunacagımıza aynı oyuna geliyoruz. Her şeyden evvel onların ulusal kimliklerini reddeder pozisyona giriyoruz. ( bu sözümü kimse üzerine alınmasın ) Halbuki birligin tek yolu özgürce tartışıp konuşabilmekten geçiyor. Sınırsız demokrasiden geçiyor.
* * * * *saygılarımla
|

10-01-2007, 09:08
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 Oct 2006
Mesajlar: 125
|
|
Re: İzmir'i Kim Yaktı?
Sıcacık *evimizde *ekran başında oturup binbir yokluk içinde *emperyalizme karşı verilmiş *ulusal *kurtuluş mücadelesinin öyle veya böyle belirli paragraflarını tartışıp eleştirmek ne denli hakkımız arkadaşlar.
Şükran duymamız gereken kişilerdir bu mücadelenin *asker ve sivilleri.
Kavgada yumruk sayılmayacağı gibi savaşında kendi kuralları vardır.Ancak hiç bir kural kişinin kendi ülkesinde işgalci konumuna gelecek derecede işbirlikçi ve uşak ruhlu olmasını gerektirmez.Günümüzde yaşadığı ülkenin yer altı kaynaklarının emperyalistlerce yağmalanmasının bekçiliğini yapan şerefsizlerin torunlarının *ulusal kurtuluş savaşımıza laf söyliyebilecek konumda olduklarını hiç sanmıyorum.
Üstad neyzen güzel cevap vermiş aslında böylelerine;
işgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.
sen anandan yine çıkardın ama,
baban kimdi bilemezdin şerefsiz.
|

10-01-2007, 09:39
|
|
|
Re: İzmir'i Kim Yaktı?
Değerli arkadaşlar ;
İzmir'i kim yaktı bilmem ama.bildiğim bir şey vardır o da sözleri ve davranışlarını birbiri ile uyumlu olmayanların izinde yürümekten sakınmaya çalışırım.
Sevgili dilaver Falih Rıfkı Atay'dan bir alıntı yapmış onun bir parçası üzerinde,sizlerinde dikkatini çekti mi bilmiyorum ama,konuşmak istiyorum.
" Gavur ? İzmir karanlıkta alev alev, gündüz tüte tüte bitti. Yangından sorumlu olanlar, o zaman bize söylendigine göre sadece Ermeni kundakçıları mı idi ? Bu işte ordu komutanı Nurettin Paşa'nın hayli marifetli oldugunu söyleyenler de çoktu. "
" Yağmacılar ateşin büyümesine yardım ettiler. En çok esef ettigim şeylerden biri, bir fotografçı dükkanını yağmaya giden subay, bütün taarruz harbleri boyunca çekmiş oldugu filmleri otelde bıraktıgı için, bu tarihi vesikaların da yanıp gitmesi olmuştur. İzmir'i niçin yakıyorduk? "
"bize söylendiğine göre" "Söyleyenler çoktu" bu sözler:
sizlerinde kabul edebileceği gibi birinci elden gören,şahid olunan bir durumun ifadesi midir ?
Peki "İzmir'i niçin YAKIYORDUK" ifadesi ise "Bize söylendiğine göre" ve "Söyleyenler çoktu" ya göre direk bir kabul ediş bir önyargı değil midir ?
Sevgili Sargon ve Sevgili Dilaver gazete ilanı verilirken sormuştum salt dinlerden özgürlük adına mı TABU lardan kurtulmak lazım yoksa TABU lardan kurtulmak mı önemli diye ?Bende TABU lardan kurtulunması gerektiğine inanıyorum.Bu hangi tabu olursa olsun.
İzmir yangını konusunda nedense aklıma:
Reichstag yangını, Hitler başa geçene kadar Alman parlementosunun toplandığı Reichstagda 27 Subat 1933 akşamı çıkmış olan yangındır." geldi.Çünkü bir mantığı vardı bunun Alman halkını (Bana göre 11 Eylülün yarattığı infialin Amerikan halkını yapılacak dış müdahalelere ikna edebileceği gibi)Nazi yönetimine ikna etmek.
Zaten 1919 dan itibaren "Ya İstiklal Ya ölüm " sloganı ile hasta adamın kalıntılarından oluşmuş bir millet Mustafa Kemal önderliğinde bir kavga vermiş ve kavganın bitiş noktası ise İZMİR.
Hani kavganın başlangıcında yerinden kımıldamayan savaşa katkı yapmayan insanları bir dürtmek,infial uyandırmak adına İzmir yakılsa mantığını biraz anlayabileceğimde savaşın son noktasında kendine ait bir yeri yakmanın mantığını benim aklım almıyor ?
Sevgili Pante'nin ise yazısındaki şu bölüm dikkat çekici benim için :
"Yenilerek çekilen Yunanlıların Uşak, Kütahya, Bursa, Eskişehir ve Aydın gibi yerlerdeki kanlı ve yangınlı eylemlerinin onlar tarafından İzmir'de de yinelenebileceğine ilişkin Amerikan ve İngiliz belgelerinde kaygılar vardır. Prentiss ve yanındakiler ''Türk askerlerinin kıyım ve ırza saldırılarını gözleriyle gördüklerini'' söyleyenlerin bildirimleri üstüne hiç vakit yitirmeden olay yerlerine ulaşmış, ancak ''tek bir kişi bile zarar görmemiş, bu yönde gözdağı bile verilmemiştir'' diye yazabilmişlerdir.
Dünya üzerindeki yaşayan bir çok milletin ve ulusun olmadığı gibi Türk milletide sütten çıkmış ak kaşık değildir mutlaka ama sanırım İzmir yangınında pekte bulaşık bir kaşık olmadığımızı düşünüyor ve bunlardan kaynaklı İzmir'i Türklerin yakmadığına inanıyorum.
Sevgilerimle hoş ve esen kalınız.
|

10-01-2007, 17:53
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Re: İzmir'i Kim Yaktı?
Ben de bilmiyotum Izmir'i kiminj yaktigini.
Boyle bir sory sorulabilmesi icin ,kasitli olarak yakildiginin once ispati lazim. Elimizde bir ispat olmayinca, bir evde veya binada baslayan bir yanginin, butun Izmire yayildigi dusunulemez mi? Ancak evlerin tumunde ayni anda baslayan bir yanginda kasit aranir. Bu konuda bilgisi olan var mi?
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

11-01-2007, 01:13
|
|
Aday Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Jan 2007
Mesajlar: 7
|
|
Re: İzmir'i Kim Yaktı?
Bugün sevgili sargon’un haklı uyarısı üzerine konu ile ilgili İpek Çalışlar’ın Latife Hanım kitabından bazı bölümleri aktarmak istiyorum.
* * *
Sayfa 55
* * *“İsmet Paşa yangın “nereden başladı, kim başlattı” bilmiyorum ifadesini kullanıyor.
* *“İzmir e girdiğimizde günlerin bende kalan en acı hatırası yangındır.Bu yangınların sebepleri büyük tarih hadiseleri içindeki sebeplerdir.Küçükler emir aldıklarını söylerler büyükler disiplin kalmadığını söylerler”.127
* * *Teoman Özalp,Kazım Özalp *Atatürk’ten Anılar,İş Bankası kültür Yayınları s.300
*
* * * *İsmet Paşa bu konuda açık konuşmaktan kaçınıyor.
Sayfa56
* *“ Mustafa Kemal, yangınla ilgili olarak Hariciye Vekili Yusuf Kemal e şu telgrafı yollamıştı:
* “ İzmir yangını hakkındaki atideki[aşağıdaki]tarzda beyanatta bulunmak lazımdır.Ordumuz İzmir e her türlü kazadan muhafaza etmek için şehre girmeden evvel tedabir[tedbirler]almıştır.Ancak Yunanlılar ve Ermeniler daha evvel vücuda getirdikleri teşkilatla İzmir i kamilen ihrak etmeyi[yakmayı] tasmim[niyet] etmişlerdi.Kiliselerde Hristosmos un vermiş olduğu nutuklar ki İslamlar tarafından işitilmişti,İzmir i yakmak bir vazife i diniye olarak tebliğ edilmiş bulunuyordu.Harik[yangın] bir teşkilat tarafından vücuda getirilmiştir.Hariki askerlerimizeatıf[yükleyen] ve isnat[iftira] edenler bizzat gelip İzmir e vaziyeti görebilirler.Yalnız böyle bir iş için resmi tahkikat mevzubahis olamaz.Elyevm[hala] burada bulunan her milletten gazeteciler zaten bu zaviyeyi ifa etmektedirler”.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Başkumandan Mustafa Kemal,17 Eylül 1922
Bilal *Şimşir,Atatürk ile Yazışmalar, Kültür Bakanlığı,Ankara,s.274
* * Bu telgraftan anlaşıldığı kadarıyla resmi tarihin İzmir yangını ile ilgili bölümünün sınırları bizzat Atatürk tarafından çiziliyor.
Sayfa .62
* *“ Bu konuyla ilgili Fevzi paşanın değerlendirmesi şöyledir:”Mustafa Kemal,Nurettin Paşayı bu hoyrat *hareketinden dolayı hiçbir zaman affetmemiş ve Latife Hanım ın evinde misafirleri ve müstakbel zevcesi önünde Rumeli türküleri söylemiş ve zeybek oyunu oynamıştı.”diyor Kendisinin de Mustafa Kemal gibi büyük İzmir yangınından esef duyduğunu belirterek bu olaydan Nurettin Paşayı sorumlu gördüklerini söylüyor”.
Süleyman Külçe, Mareşal Fevzi Çakmak,Askeri Hususi Hayatı,s.236
|

11-01-2007, 08:16
|
|
|
Re: İzmir'i Kim Yaktı?
Sevgili erencan68 ;
Latife hanım kitabının 56.sayfasındaki:
"“ Mustafa Kemal, yangınla ilgili olarak Hariciye Vekili Yusuf Kemal e şu telgrafı yollamıştı:
“ İzmir yangını hakkındaki atideki[aşağıdaki]tarzda beyanatta bulunmak lazımdır.Ordumuz İzmir e her türlü kazadan muhafaza etmek için şehre girmeden evvel tedabir[tedbirler]almıştır.Ancak Yunanlılar ve Ermeniler daha evvel vücuda getirdikleri teşkilatla İzmir i kamilen ihrak etmeyi[yakmayı] tasmim[niyet] etmişlerdi.Kiliselerde Hristosmos un vermiş olduğu nutuklar ki İslamlar tarafından işitilmişti,İzmir i yakmak bir vazife i diniye olarak tebliğ edilmiş bulunuyordu.Harik[yangın] bir teşkilat tarafından vücuda getirilmiştir.Hariki askerlerimize atıf[yükleyen] ve isnat[iftira] edenler bizzat gelip İzmir e vaziyeti görebilirler.Yalnız böyle bir iş için resmi tahkikat mevzubahis olamaz.Elyevm[hala] burada bulunan her milletten gazeteciler zaten bu zaviyeyi ifa etmektedirler”.
"İzmir yangını hakkındaki atideki[aşağıdaki]tarzda beyanatta bulunmak lazımdır" bu cümle nasıl bir sınır çizilmesi gerektiğinin dikte edildiğinin açık bir göstergesi ancak cümlenin tamamına bakıldığında Mustafa Kemal'in dikte edemeyeceği bir durum olduğu da açık değil mi ?
"Hariki askerlerimize atıf[yükleyen] ve isnat[iftira] edenler bizzat gelip İzmir e vaziyeti görebilirler.Yalnız böyle bir iş için resmi tahkikat mevzubahis olamaz.Elyevm[hala] burada bulunan her milletten gazeteciler zaten bu zaviyeyi ifa etmektedirler””.
Bu satırlar aklıma;sevgili Nasreddin hoca'nın yemek yerken yaptığı bir işi saklamak için oturduğu tabureden ses çıkarttığında karşısındaki kişinin "Hoca efendi sesini uydurdun uydurmasına da kokusu ne olacak" fıkrasını getiriyor.
Dış işleri bakanınıza,ordu komutanınıza istediklerinizi dikte edebilirsinizde demokrasi kültürünü sindirmiş gazetecilere hele de yabancı gazetecilere öyle her istediğinizi dikte edebilir misiniz ?
Sizcede bu anlamda kokunun duyulmasına araç olacak her milletten gazetecinin söylediklerine,yazdıklarına kulak vermek gerekmez mi ?
Ayrıca burada İzmirli arkadaşlarımız var.Onlar yangının çıktığı bölgelerdeki eski(1922 ve sonrasındaki ilk tapu kayıtlarına) tapu kayıtlarına ulaşabilirler mi acaba ?
Sevgilerimle hoş ve esen kalınız.
|

12-01-2007, 00:19
|
|
Aday Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Jan 2007
Mesajlar: 7
|
|
Re: İzmir'i Kim Yaktı?
Merhaba,
* * * * * *sevgili psikokemoterapi'nin sorduğu "burada İzmirli arkadaşlarımız var.Onlar yangının çıktığı bölgelerdeki eski(1922 ve sonrasındaki ilk tapu kayıtlarına) tapu kayıtlarına ulaşabilirler mi acaba ?"
sorusu üzerine biraz düşündüm.Bence bütün izmirliler oturdukları yerin tapu kayıtlarını araştırsalar iyi olur. *Avrupa İnsan Hakları mahkemesine izmirdeki mülklerinin yada arsalarının geri verilmesi için dava açan *rumların davayı kazanmış olduğunu varsayın . Bir sabah vakti bizim sevgili izmirlilerimizin kapısına ellerinde tapuları ve mahkeme kararlarıyla rumların dayandığını bir düşünün. Bu durumda bizimkilerin durumlarını düşünüyorum da muhtemelen ikinci izmir yangınını çıkarır , bizler de ikinci izmir yangınını *kim çıkardı diye tartışırız.
* * * * * * * *sevgilerimle hoşça kalın
not:yanan yer İzmir fuar alanıdır.
|

13-11-2007, 05:28
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 30 Jul 2007
Mesajlar: 1.165
|
|
Re: İzmir'i Kim Yaktı?
Benim de ilgimi ceken bir konuydu , katkim olsun;
Izmir yangini bahsinde baska bir gorgu taniginin yazdiklarina bakalim:
Halide Edip Adivar: Ikinci esi Dr. Adnan ile , iki oglunu Robert kolejinde tanidiklari amerikalilara birakip 1920'de isgal altindaki Istanbul'dan kacip kurtulus savasina bizzat M. Kemal'in yaninda katilmis (yanilmiyorsam) onbasi unvanini almis ilk *kadin askerimiz. M.Kemal'e suikast olayinda *esinin isminin bu olaya karismasindan sonra ulkeyi terkedip 1939 yilina kadar yurt disinda yasamis.
1928 yurt disinda yayinladigi ikinci ani kitabindan ( The Turkish Ordeal ) *ingilizce bir alinti:
THE TURKISH ORDEAL
CHAPTER XIII
IN SMYRNA
SEPTEMBER 9 :
"Soldiers, your goal is the Mediterranean," was the opening line of Mustafa Kemal Pasha's order of the day
at the beginning of the campaign. It was a dramatic proclamation with a Napoleonic touch in it, although it was written in the effective but simple style of Ismet Pasha. I thought of it as I caught sight of the blue waters when our procession reached the quay of Smyrna. It was a goal to die for-but the goal of the Turkish soldier was far deeper and more significant than that-it had nothing to do with particular lands and sea. It was an assertion of a people's will to live.
The stately mirrors of the hall of the konak reflected a dusty, khaki-clad group of individuals sitting in the arm-chairs in a silent mood. From a smaller room which opened on the hall one heard the loud voices of Mustafa Kemal Pasha and Noureddine Pasha discussing military matters. There was skirmishing still at Kadife Kale between the Greeks and the Turks, and street fighting in the Armenian quarter, where the Turkish army had been bombed from the windows. Among the crowds in the streets there were queer-looking individuals who made patriotic speeches. They were the usual mushroom heroes who rise up immediately after the success of any cause and show an excess of zeal that seems to leave the other workers quite in the shade.
On the table lay a sword sent by an Eastern country to be given to whoever should first enter Smyrna. Several units had entered the city simultaneously from different parts, so there were several claimants. But there was the commander of a cavalry unit, Lieutenant Sheraffedine, who had reached the quay first. He was standing in the middle of the hall, a little dapper figure: legs of a cowboy, head and one arm in bandages,
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * 383
but tingling allover with adventure, and telling his story with a boyish lisp.
"The quay was deserted as we rode," he began. "The first person who came in view was a French admiral. He began making a speech, advising me to be good to the Christian population-it was rather a long speech. I told his Excellency that the quay was not a safe place for him. My remark was prophetic, for before the words were out of my mouth a bomb fell from one of the windows and some one started rifle-firing. The next moment we were busy protecting the admiral from fire and getting him away from the scene. My bandages are souvenirs of that scene."
An English officer was standing by the door. He had brought a message from the English admiral, who asked for appointment with Noureddine Pasha. "You speak to him, Corporal j none of us speak English," said some one.
We drove away to Karshi Yaka. Two houses were picked out for headquarters. The two hostesses, elderly Turkish women, had charming manners. They dined with us and took care of Mustafa Kemal Pasha in their motherly way. I went to bed early. I had a great longing for home.
September 10:
I feasted my eyes on the sea and constructed a plan for my life in the future: a rustic house not far away from Angora, a fireside where immense logs would constantly burn, a gray goatskin in front of it, where I would lie and dream.
Mustafa Kemal Pasha was in a joyous mood in the evening. He had met a young woman called Latife Hanum. "The Kutchuk Hanum knows you and speaks of you as 'Hojam.' " It might have been a title of courtesy she wished to give me, I thought. I found out later that she had been at the prepara- tory department of the college for a year and that we had met there. There was a general discussion over the young person. She had come back recently from France, where she had at- tended lectures on law.
Mustafa Kemal Pasha whispered to me: "She carried a locket around her neck with my picture in it. She came near me and showing the locket said to me, 'Do you mind?' Why should I
........ (omission)
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *384
Near East without their express desire? Of course we were at war with them, not with the Greeks-a thousand times so."
The frank outburst of Mustafa Kemal Pasha as an indi- vidual was natural, but as the head of the state it would not do. He had already sent for the commissary of foreign affairs.
Fire had broken out in the Armenian quarter. People with bundles and household goods were crowding the quay. The fire was spreading, and the ruddy glow over the city lit the anxious and frightened faces of the people on the quay. In Ismet Pasha's headquarters the commander in charge of the city was telling how he found all the rubber pipes of the fire brigade completely cut to pieces, obviously by intention. He said the Greeks had made every preparation to burn the city.
As the night advanced, the crowd on the quay increased; the fire approached the headquarters. The faces of the people on the quay became more and more tragic as the glow became ruddier, and the disorder increased. When our headquarters caught fire we drove to Karshi Yaka. After finding conveyance for the press representatives, I left with Yoldash. Something in the expression of his eyes made me feel more akin to him than to any human person I spoke to at this moment.
Three long days the fire lasted. After the first few hours it became impossible to approach it. The dynamite and the explosives hoarded by the Greeks under the churches of Aya Triada and Foti, as well as in a number of private houses, were exploding. The sight and noise of it all was ominous. The crimson days in Smyrna evoked other crimson scenes over other fair cities. When would the ordeal by fire and sword of every people cease ? When will the peoples prevent their politicians from gambling with their lives and homes ?
September 16:
Headquarters moved on to Bornova. Mustafa Kemal Pasha was Latife Hanum's guest now. Her house was the most sheltered and remote from the fire.
I asked Ismet Pasha leave to take the journalists over the devastated area at their request and to write my last report.
He consented and gave orders to facilitate our apparently difficult trip.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *386
Halide Edip Adivar'in tanikligindan cikardigim sonuclari ozetlemeye calisacagim:
Yukarida altini cizdigim cumleler, bence bu konuya aciklik getiriyor:
From a smaller room which opened on the hall one heard the loud voices of Mustafa Kemal Pasha and Noureddine Pasha discussing military matters. There was skirmishing still at Kadife Kale between the Greeks and the Turks, and street fighting in the Armenian quarter, where the Turkish army had been bombed from the windows.
Turkcesi: "Koridere acilan kucuk odadan Nurettin Pasa ve Mustafa Kemal'in askeri konulari yuksek sesle tartismalari duyulabiliyordu. Rumlar ve Turkler arasindaki catismalar Kadife Kale'de hala surmekteydi ve hala Turk ordusunun pencerelerden bombalandigi ermeni mahallerinde sokak catismalari vardi."
Sonuc: Demekki Yunan ordusu Izmir'i terkettikten sonra bile hala direnis vardi. Bu direniste bulunanlar Rumlar ve Ermenilerdi.
Fire had broken out in the Armenian quarter. People with bundles and household goods were crowding the quay. The fire was spreading, and the ruddy glow over the city lit the anxious and frightened faces of the people on the quay. In Ismet Pasha's headquarters the commander in charge of the city was telling how he found all the rubber pipes of the fire brigade completely cut to pieces, obviously by intention. He said the Greeks had made every preparation to burn the city.
Turkcesi: "Yangin ermeni mahallelerinde basladi. Insanlar cikinlari ve ev esyalari ile birlikte limana hucum ediyorlardi. Yangin yayilirken insanlarin heyecanli ve korkulu yuzlerini aydinlatiyordu. Ismet Pasa'nin karargahindaki kumandan itfaiyenin su hortumlarinin nasil kasten parcalanmis olarak buldugunu anlatiyordu. Rumlarin sehri yakmak icin nasil her turlu hazirligi *yaptiklarini anlatti."
Sonuca gerek yok gayet acik bu bolum.
Three long days the fire lasted. After the first few hours it became impossible to approach it. The dynamite and the explosives hoarded by the Greeks under the churches of Aya Triada and Foti, as well as in a number of private houses, were exploding. The sight and noise of it all was ominous. The crimson days in Smyrna evoked other crimson scenes over other fair cities. When would the ordeal by fire and sword of every people cease ? When will the peoples prevent their politicians from gambling with their lives and homes ?
Turkcesi: "Yangin uc gun surdu. Baslangicindan bir kac saat icinde mudahele edilemez hale geldi. Bazi ozel mulk evlerde oldugu gibi Rumlarin Aya Triada ve Foti kiliselerinde sakladiklari dinamit ve patlayicilar infilak ediyordu.....Insanlarin ates ve kilicla olan imtihani ne zaman sona erecek ? Insanlar siyasetcilerin onlarin hayati ve evleri ile kumar oynamalarina ne zaman son verecekler ?"
Sonuc: Ermeni isyanlarinda gorulen durum burada da tekerrur etmis. Rumlar ve Ermeniler yine terore basvurmuslar. Halide Edip'in su sorusu can alicidir:
*Insanlar siyasetcilerin onlarin hayati ve evleri ile kumar oynamalarina ne zaman son verecekler ?
Rumlar ve Ermeni politikacilari/teroristleri son bir kumar oynamislardir. Amaclari itilaf devletleri ile ABD'nin mudahalesidir. Hatta bu konu da propaganda yapmaktan da kacinmamislardir. Ama bu propagandalari tutmamistir. *Ayrica sehirde bir yigin yabanci gazeteci ve gorgu taniklari da vardir. M.Kemal herseyin farkindadir. Yine siyasi dehasi ile bu durumun ustesinden gelmeyi basarmistir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:27 .
|