dilaver´isimli üyeden Alıntı
* * * * *Bu isim ya da sıfatların 98 i aynı özellikleri taşıyor. Hepsini buraya almak isterdim ama inceledigim kadarıyla bunlarda 98 inin ortak özelligi şu. Hepsi bir şekilde Allah’ı niteliyor, Allah ibaresi ile birlikte yer alıyorlar ya da bir türlü onun özellilklerini açıklayacak şekilde Kur’an da geçiyorlar. Allah Azizdir, diridir gibi. Okudugumuz zaman ya direkt olarak yazılış biçiminden ya da dolaylı olarak ifade biçiminde bunların Allah’a atfedildiklerini kavrayabiliyoruz.
|
Muhterem dilaver başlangıç yanlış olunca varış yeride doğru gerçek olmuyor, sahili selamete vuslat gerçekleşmiyor!
Evvela rahman ismi başka bazı isimleri gibi yüce yaratanın sıfatlarındandır ecnebilerin attribute dedikleri gibi!
Bundan ötürü aziz ismi hay ismi nasıl Allah Azizdir Allah Haydır yani diridir gibi kullanılıyorsa Allah Rahmandır da denir çünkü rahman ismi O'nun sıfatlarından bir kısmını ifade etmektedir!
dilaver´isimli üyeden Alıntı
* * * *Ancak söylenene göre Allah’ın bir ismi daha var. O da Rahman ve Rahim olması. Bunun rahim kısmını bir kenara bırakıyoruz ve Rahman üzerinde yogunlaşmaya çalışıyoruz.
|
Efendim bu ifadeler konuyu yanlış ele aldığınızın esasen asgari temel düzeyde malumat eksiğiniz olduğunu göstermekte! Rahman ve Rahim ayrı iki isimdir ve yaradanın sıfatlarından bir kısmını ifade etmektedirler diğer isimler gibi!
Esmaü'l Hüsna ya topluca nazar edebilmeniz için şuraya bakınız
http://www.biriz.biz/esma/index.htm
dilaver´isimli üyeden Alıntı
Vikipedi bu sözcügün tanımlanamaz oldugunu söylüyor. Ekşi sözlükten, *Bir de kulların bu ismi alamayacagını ögreniyoruz.. Vikipedi şöyle yazıyor
|
Efendim bu konuların tetkik adresleri wiki ekşi değildir sarf nahiv tefsir fıkıh kelam konusudur, bunların herbiri kendi sahalarında yaradanın isimlerini mevzu edinmiştir!
Çok kolay ulaşabileceğiniz bir kaynak elmalılı merhumun türkçe tefsiridir, bu tefsir dirayet ve rivayet yönünden muteber pek kıymetli bir kaynaktır.
|
er-Rahmân"; Bu da yüce Allah'a mahsus bir isimdir. Bunun özel bir mânâsı vardır. Fakat zat ismi değil, sıfat ismidir. Hem vasıflanarak hem vasıflanmadan kullanılır. Bundan dolayı katıksız isim ile katıksız sıfat arasında bir kelimedir. Bunun için cer edatı ile geçişli olmaz, fiil gibi amel yapmaz. "Buna rahmandır." denilmez. Fakat izafetle (tamlama ile) "Dünya Rahmânı" gibi amel eder. Böyle olması bu kelimenin fiil sıfatı değil, zat sıfatı olduğunu gösterir. Ve böyle sıfatlara sıfat-ı galibe (üstün sıfat) ismi verilir. Aslında içerdiği niteliğe sahip olan her şahsı nitelemek uygun olduğu halde o sıfatla seçkin olan özel bir kişi için kullanılması çokça görüldüğünden yalnız onun sıfatı olarak kullanılmış demektir. Üstünlük bir derece daha kuvvet bulunca isim olarak da kullanılır ki, Rahmân böyledir. Ve bu üstün gelme ya gerçekten veya varsayım şeklinde olur. Eğer önce genel olarak kullanılmışsa ve daha sonra bir şeye tahsis edilmesi gerekmişse "gerçek anlamıyla"; eğer önce genel olarak kullanılması bizzat meydana gelmemiş de dil ile ilgili bir kural gereğince ise "varsayım anlamıyla" denilir.
er-Rahmân) ismi de varsayım tarafı ağır basan ve yalnızca Allah için kullanılan bir özel isimdir. Çünkü dil açısından (rahm) ve (rahmet)ten türemiş ve sürekli ve pek fazla acıma mânâsına gelen bir sıfat-ı müşebbehe kipidir ki çok merhametli, çok rahmet sahibi mânâsına bir sıfattır. Böyle olunca da bu sıfat kimde bulunursa ona (er-Rahmân) demenin kıyas yoluyla mümkün olması lazım gelir. Halbuki hiç böyle kullanılmamış, rahmeti sonsuz, ezelî ve gerçek anlamda nimet veren bir mânâya tahsis edilmiş olduğundan dolayı başlangıçtan itibaren yüce Allah'tan başkasına Rahmân denilmemiştir. Ancak yalancı peygamber Müseylimetü'l-Kezzâb'a bir defa haddini aşan yağcı bir şair lâmsız olarak "Sen rahmân olmaya devam ediyorsun." tabirini kullanmış ve buna rağmen (er-Rahmân) dememiştir. Böyle olduğu halde İslâm dini açısından değil, dil açısından bile bu şairin hata ettiği belirtilmiştir. Din açısından ise şairin yanlış bir ifade kullandığı haydi haydi sabittir. Öyle ise mutlak surette "Rahmân" yüce Allah'a ait bir sıfat ismidir. Bundan dolayı aslında sıfat olması itibariyle çok rahmet sahibi, pek merhametli, çok merhametli, gayet merhametli veya sonsuz rahmet sahibi diye tefsir edilebilse de özelliğinden, isim olmasından dolayı tercemesi mümkün olmaz. Çünkü özel isim terceme edilmez. Özel isimlerin terceme edilmesi onların değiştirilmesi demektir ve dilimizde böyle bir isim yoktur. Bazılarının Rahmân'ı "esirgeyici" diye terceme ettiklerini görüyoruz. Halbuki "esirgemek" aslında kıskanmak, yazık etmek mânâsınadır. "Benden onu esirgedin." denilir. Sonra kıskanılanın korunması, saklanması tabiî olduğundan esirgemek, onun gereği olan korumak mânâsına da kullanılır. "Beni esirgemiyorsun." deriz ki, "Beni korumuyorsun." demektir. Fakat "Bana merhamet etmiyorsun." gibi, "bana esirgemiyorsun" denilmez. Bundan dolayı esirgeyici aslında "kıskanç" demek olacağından Rahmân'ın gelişigüzel bir tefsiri de olmamış olur. Elemlenmek, acı duymak demek olan acımaktan "acıyıcı" da tatsız ve kusurludur, kuru bir acımak merhamet değildir. Merhamet, acı felaketini ortadan kaldırmak ve onun yerine sevinç ve iyiliği koymaya yönelik olan bir iyilik duygusudur ki dilimizde tamamen bilinen bir kelimedir. Biz merhametli sıfatından anladığımız tatlı mânâyı öbürlerinden tam olarak anlayamayız ve hele pek merhametli yerinde "acıyıcı, esirgeyici" demeyiz. Bunun için eskilerimiz burada "yarlığamak" fiilinden "yarlığayıcı" sıfatını kullanırlardı. "Rabbim rahmeti ile yarlığasın", "rahmetinle yarlığa ya Rabbi!", "Rahmetinle yarlığa kıl ya gani (zengin)" gibi ki, bu kelimeyi hafifleterek "yarlamak" ve "yarlayıcı" denildiği de olmuştur. Ve aslında "yar (dost) muamelesi yapmak" demektir ki, merhametin sonucudur. Fakat "yarlığayıcı" da isim değil sıfattır. Özetle Rahmân "pek merhametli" diye noksan bir şekilde tefsir olunabilirse de terceme olunamaz. Çünkü "pek merhametli", ne yalnız Allah için kullanılan bir sıfattır, ne özel isimdir, "Rahim" demek de olabilir. Sonra yüce Allah'ın rahmeti, merhameti; bir kalb duygusu, psikolojik bir meyil mânâsına gelen bir iyilik duygusu değildir. Fâtiha sûresi tefsirinde açıklanacağı üzere iyiliği kasdetmek veya sonsuz nimet verme mânâsınadır. Dilimizde de rahmet bu mânâ ile bilinir, fakat bu ilgiden dolayı "Rahmân" ismini "Vehhâb = çok bağışlayan" ismi ile karıştırmak da uygun olmaz. Vehhâb, Rahmân gibi özel isim değildir. Bundan dolayı Rahmân, Vehhâb veya Afüvv (çok affeden) mânâlarına gelen "bağışlayıcı" sıfatı ile de terceme edilemez. Bu ismi ezberleriz ve tercemesi ile değil, tefsiri ile rahmet mânâsından anlamağa çalışırız.
|
Efendim görüyor musunuz! Esasen sual ettiğiniz herşeyin, kelimenin kökü neye delalet ettiği niçün tercüme edilemediği gibi hususların kamil yanıtına havi bir pasajdır bu ve türkçedir ve pek bilinen maruf bir kaynaktır!
Bunlara bakmak yerine wikiye ekşiye bakmak meseleyi ciddiyetle ele almamaktır!
dilaver´isimli üyeden Alıntı
* * * * *Bu ayetlere dikkatli bir şekilde baktıgımızda burada yaratıcı görevinin Rahman’a yüklendigini görebiliyoruz. Allah Rahman a eşitlenmiştir. Hatta Allah’ın ismi neredeyse hiç geçmemektedir . Hiçbir şey bilmeyen bir kişiye bu ayetleri okudugunuz zaman tepkisinin, Rahman diye bir yaratıcının oldugu ve peygamberi aracılıgıyla yeni bir din teblig ettigi *sonucuna rahatlıkla varabilirsiniz.
|
Efendim pek bi yanlış eksik yorumlama olmuş! Evvela yaratıcı görevinin rahmana yüklendiğini görmek ne demektir! Evvela yukarıda gördüğümüz üzre rahman yaratıcının sıfatıdır sıfat zata işaret eder ALLAH ismi ise zat ismi alem ismidir yani nasıl diyebiliriz marka isimdir efendim! ALLAH ismi celaleli yüce yaratıcının bütün zati ve subuti sıfatlarını ihtiva etmektedir esmaü'l hüsna isimlerinin her biri ALLAH ismi ile bilinen zatın sıfatlarına O'nun icraat ve faaliyetlerinin kullarınca anlaşılması açısından izahını ifade etmektedir! Adl gibi afüvv gibi hay ve kayyum gibi sabur cebbar kahhar rezzak gibi!
Kuranda bu isimlerle de yaratıcının alemdeki tasarrufları anlatılır yaratıcı bu isimlerle tanıtılır!
|
Allah'tan başka tanrı yoktur. Sonsuz hayat sahibi, bütün varlıkları ayakta tutan ve gözeten odur.
lahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyum
Ali İmran 2
Bütün yüzler, o diri ve herşeyi gözetip durana baş eğmiş ve bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır.
Ve anetil vücuhü lil hayyil kayyum ve kad habe men hamele zulma
Taha 111
Sen ölmeyecek olan diriye güven de O'nu hamd ile tesbih et! Kullarının günahlarına O'nun haberdar olması yeter.
Ve tevekkel alel hayyillezı la yemutü ve sebbıh bi hamdih ve kefa bihı bi zünubi ıbadihı habıra
Furkan 58
|
İmdi bu ayetlere bakıp hay ve kayyum adlı başkaca yaratıcılar mı var denilir mi!
Doğru söz yaratıcının hay ve kayyum olduğu kuranın da bunları anlattığıdır!
Bu meselede başkaca çok örnek verebilirim amma gereği yoktur!
dilaver´isimli üyeden Alıntı
* * * * *Bu örnekler çok açık bir şekilde İslamiyetten ve Muhammed den önce Rahman adında bir tanrının tapı gördügünü ve bu tanrıya inanılan yerlerde egilimin tek tanrıcılık oldugu açıga çıkmaktadır.
* * * * *Şimdi Kur'an da geçen Rahman sözcüklerini bu bilgiler ışıgında okumaya çalışırsak, Muhammed peygamberin önceleri Rahman isimli bir tanrıya inandıgını, bu tanrı düşüncesini sık sık gittigi Güney Arabistan'dan aldıgını düşünmememiz için hiç bir sebep yoktur.
|
Efendim evvela naklettiğiniz kitapların işaret ettiği tabletlerde gerçekte kuranın zikrettiği rahman ismi geçmekte midir bu birinci bahistir çünkü bilmelisinizki bu tip kitaplarda araştırmalar mukayeseler üzerinden gittiğinden benzer mana ve kavramlar daima eşitlenir ve falan toplumda filan inanışın izlerini filan toplumda görmekteyiz denir!
Bu görülme kimi noktalarda benzeşme olduğu halde bu eşitleme anlayışından hareketle insan algısı birebir bir eşleşme zehabına kapılır oysa konuya vakıf olanlar bilirki bazen maksadı farklı ritüellerde parça parça bir benzeşme vardır bazen farklı ritüellerde maksad inanış benzerdir vb!
İmdi bu böyle iken farzedelimki islam öncesi bazı toplumlarda ibadet edilen yaratıcıya rahman diye nida edilmiş! Bu hiç bir zaviyeden söylediğiniz manada yorumlanamaz çünkü islam vahyi süreci anlatırken bunun ademle başladığını ve her ümmete bir uyarıcı gönderildiğini söylemektedir! Bundan mütevellid zatında bir değişme olmayan yüce yaratıcının rahman ismi ile işaret edilen özelliklerini ihtiva eden isimlerin uyarıcıların gönderildiği toplumlara bildirilmiş olması pek tabiidir! Sizin alıntıladığınız meryem suresinde de geçiyorki meryem rahmana sığınıyor, kuran burada bize bunu arapça naklediyor bu meryem konuştuğu lisanla rahman dedi anlamına da gelmiyor! Bunun anlamı rahman ile anlatılan ne ise meryem dilinde onu söyledidir!
Bir diğer husus muhterem dilaver sizin besmeleyi şerife hiç nazar etmemiş olduğunuz! Diyorsunuzki "muhammed peygamberin önceleri Rahman isimli bir tanrıya inandıgını" bununla diyorsunuzki evvela bir rahmandan söz etmiş sonraları bunu bırakmış veyahut ALLAH a dönmüş demek istiyorsunuz!
Efendim evvela belirteyimki bu nazariye de eskimiş ve çürütülmüş orientalist nazariyeleridir!
Mesnetsizliğini anlamak için besmeleye bakmak yeterlidir!
Bismillahirrahmanirrahim!
Bu besmele kuranda bir sure hariç her surenin başındadır! Besmeleyi çözümlersek
Bismi llahi rrahman irrahim!
Gördüğünüz mü efendim! Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla!
Belirttiğim gibi besmele kuranda bir sure hariç her surenin başındadır! Bu vahyin başlangıcından beri böyledir!
Buda zaten hiç bir tereddüt olmadığı vechile rahmanın yüce yaradanın sıfatlarından bir sıfata ait ismi olduğunu bunun en başından islamca tebliğ edildiğini göstermektedir!
Af merhamet rahmet yüce yaradanın öncelediği özellikleridir ve esmaü'l hüsnada ALLAH alem isminden sonra rahman ve rahim isimleri gelir!
Kuranda
|
De ki: "Göklerde ve yerde ne varsa kimindir?" "Allah'ındır!" de. O, merhametli olmayı kendine yazdı. Muhakkak sizi varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacak. Kendilerine yazık edenler iman etmezler.
Enam 12
|
buyrulur. Ayette merhametli olmayı kendine yazdı tercümesi şu kısma aittir!
|
ketebe ala nefsihir rahmeh
|
Nefsine rahmeti yazdı buyruluyor faili muhtar olduğu halde yüce yaradan rahmet ile muameleyi öncelediğini bunu ahlak edindiğini açıkça ayette ifade ediyor! Bu manaya delalet edecek daha pek çok ayet ve hadis zikredilebilir ancak iki hususla yetinelim!
|
Ve bize bu dünyada da, ahirette de bir iyilik yaz! Biz gerçekten tevbe edip sana yöneldik!" Buyurdu ki: "Azabıma, kimi dilersem onu uğratırım; rahmetim ise herşeyi kapsamıştır. İleride onu özellikle, kötülükten sakınanlara, zekatını verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.
Vektüb lena fı hazihid dünya hazenetev ve fil ahırati inna hüdna ileyk kale azabı üsıybü bihı men eşa' ve rahmetı vesiat külle şey' fe seektübüha lillezıne yettekune ve yü'tunez zekate vellezıne hüm bi ayatina yü'minun
Araf 156
"Rahmetim gazabımı geçti" hadis-i kutsi
|
Görüldüğü üzre yaradanın rahmaniyet ve rahimiyetine dair çokça örnek vardır!
dilaver´isimli üyeden Alıntı
sık sık gittigi Güney Arabistan'dan
|
Efendim Hz. Muhammedin sık sık güney arabistana gittiği bilgisini nereden çıkarmaktasınız!
Çocuk yaşta amcası ebu talip ile yaptığı seyehat vardırki ebu talip uyarılınca şama kadar dahi gitmez ve erkenden geri döner yiğenine bir kötülük gelmememesi içün busradan! Diğer iki amcasıyla onyedi yaşlarında yemene ticaret kervanıyla gittiği zikredilir birde busra'ya tekrar gitmesi vardır sonradan evleneceği haticenin kervanıyla ticaret içün!
Ne zaman ve hangi sıklıkla gidermiş efendim güney arabistana! Yapmayınız!
dilaver´isimli üyeden Alıntı
* * * * *O halde Muhammed'in baştan Rahman adında bir tanrıya ibadet ederken bir müddet sonra , bu ismi tamamen terketmeksizin onun yerine Allah ismini ikame etmek için çok çabaladıgını rahatlıkla söyleyebiliriz. Nitekim bir hadiste “Rahman'a secde edin” dediginde “Rahman da ne biz senin emrettigine mi secde edecegiz” *dendigi belirtilir.
|
Efendim besmeleyi şerifi birde surelerin nuzul sıralarını bilmezseniz böyle dersiniz amma konuya vukufiyeti olanlar nezdinde pek hoş bir konuma düşmezsiniz! Kurandan ilk inzal edilen surelerden hemen aklıma geliveren müzzemmil müddessir tekvir surelerine ve diğerlerine bir nazar ediniz
ALLAH adını göreceksiniz ancak rahman isminin bu surelerde zikredilmediğini göreceksiniz! Amma her surenin besmeleyi şerifle başladığınıda unutmayarak
Düzeltmemiz gereken bir diğer husus hadis diye zikrettiğinizin bir ayet olduğudur!
|
Ama onlara "Rahma'na secde edin!" denildigi zaman, "Rahman da neymis?" Bize emrediyorsun diye secde mi ederiz?" dediler; ve bu daha ziyade vahsetlerini artirdi.
Furkan 60
60- O Rahmân'a secde edin denildigi vakit de onlara, o kâfirlere: "Rahmân nedir?" -Rahmân nedir sorusu, bu ismin anlamini, kime isim olarak verildigini, niçin verildigini sormak olabilecegi gibi, inkâr için de olabilir. Süphe yok ki, Araplar Rahmân kelimesinin mânâsini anlamaz degildir. O halde ya Allah'in ismi oldugunu bilmiyorlardi veya Allah'i inkâr ediyorlardi; daha dogrusu Allah'in rahmet sifatini inkâr ediyorlardi. Bu ismin ifade ettigi rahmet ve merhamet sifatini bilmiyorlardi. Onun için- Sen bize emrediyorsun diye secde mi edecegiz?" dediler. Yani bilmedigimiz bir seye yalniz senin emrinle secde eder miyiz? dediler. Ve bu emir onlarin daha fazla nefretlerini (vahsetlerini) artirdi. Dahhak'tan rivayet edildigine göre, Peygamber (s.a.v) Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Osman b. Maz'un, Amr b. Uneyse secde ettiler. Müsrikler bunlarin secde ettiklerini görünce alay ederek mescidin öbür tarafina dogru uzaklasip gittiler.
Elmalılı
|
Görüldüğü üzre rahman ismine tepki veren kureyşli müşrikler, imdi buradan da açıkça anlaşılacağı üzre bu hal yaradanın rahman sıfatından gafletlerini izhar etmektedir! O devirde Rahman ismi ile maruf yakarılan bir ilah ismi biliniyor olsaydı müşrikler böyle bir tepki vermezdi!
dilaver´isimli üyeden Alıntı
* * * * * Yukarıdaki alıntıda Rahman ile kastedilenin Museylime oldugu söylenir. Acaba Museylime'nin de tanrısı Rahman mı dır.Bu da ayrı bir araştırma konusudur.
|
En başda elmalılıdan yaptığım alıntıda görüleceği üzere müseylimeyi böyle tesmiye etmeye kalkan bir şairdir! Müseylime kuranı okuyup iman etmek yerine kendince kuranda gördüklerini taklide yeltenen bir kezzaptır zaten!
Son olarak muhterem dilaver belirtmek istediğim bir husus varki başlık içinde rahman isminin etimolojisine dair hint mısır kökenleri üzerinde durulması böyle iddiaların esin kaynakları noktai nazarından manidardır!
Zira buda orientalistlerin bir armağanıdırki benjamin constantin hindistanı sömürgeleştiren ingilizler ile hint kültürünü araştıran almanların bu kültürü her şeyin fons et origosu yani temeli kaynağı yapma heveslerini vede benzer şekilde fransızların da napolyon ile champolliondan sonra her şeyin menşei olarak mısırı gösterme tutumlarını pek veciz bir şekilde ifade etmiştir!
Sonradan gelenlerde bunun takipçisi olmuş ve herbir şeyin menşei olarak hinti mısırı aramaya yetlenmişlerdir! Bu öyle bir yaygınlık kesbetmiştirki çok sıklıkla sanskritçe ile arapça karıştırılır olmuştur!
Bunu balzac la peau de chagrinde yapmışken ilhamlarını bunlardan alan inanır olmayan dostların benzer yanlışlara düşmelerine şaşmamak gerek!