hemeros´isimli üyeden Alıntı
okumuştum 15 yıl önce tam ergenlik dönemimdi ozamanlar sorularım başlamıştı en çok ruh halimi bozan kabir azabı hadisleriydi halen bozmakta   allah var diye düşünüyorum acaba kuran mı dejenere oldu diye araştırma yapıyorum
|
Hoşgeldin
Kur'an bir dönemin yasa kitabı. Allah terimi, yasayı uygulatmak yönünde yani özünde bir yaptırım gücü olarak çıkar karşımıza. Aslen tüm hikayelerdeki tanrıların -ki ortadoğu- görevi, yasa yapanları tasdik edip, uygulatmak çerçevesindedir.
Kısaca Kur'an 9-11. yüzyıl arası yazılmış, çizilmiş bir yasalar toplamı(Muhammed dönemine dair hiç bir somut veri yok, muhtemel -ki bana göre daha eskilere dayalı, dilden dile aktarılmış, bir hayli el değişmiş bir ya da bir kaç efsane var ortada).
Zaten Kur'an demek özünde derlenen, toplanan demek. yani kabile toplumlarından merkezi iktidara, devlet yapısına geçen bölgenin yerleşik kabileleri için devlet kadar yazılı bir anayasada yakıcı sorundur. haliyle evveliyatı dilde, sözde, ilahilerde, imamların kafasında tutulan geçmiş dönem iktidar yasaları derlenip, toplanıp, elekten geçirilip, bir çok hikaye ve argümanla beslenip yasa kitabı haline getirilmiş görünüyor...
Peki inanç bunun neresinde? Hiç bir yerinde. İnanç ile bağımlılığı aslında saplantıyı karıştırmamak gerekir. İslamiyet inanca değil, onun siyasi olarak kullanımına dayalı bir dindir. Kısaca istismar üzerine kurulu siyasi örgüt-oluşumlardır. Din budur.
- Din size emreder.
- nasıl düşüneceğinize karar verir.
- Nasıl inanacağınıza karar verir.
- Kime-kimlere tabi olacağınıza ve biat edeceğinize sırasıyla karar verir.
Bu böyle çevreden, merkeze doğru işleyen sistematik bir örgütlenme modeli, sürecidir.
Merkezde ise kimler oturur?
Dönemin tanrıları. yani işin aslı, astarı hakim, egemen olan iktidarın en merkezindekiler. Böylelikle koskoca topluluklar çorabından, saçının teline, cebindekinden, aklının mührüne kadar bu hakim merkeze TABİ hale gelirler... ne demişler, minareyi çalan kılıfı hazırlar
İnançda zorlama olmaz. Hiç kimse bir başkasının nasıl inanması gerektiğine karar veremez zira adı üstünde inanç. İnsanlar emin olmadıkları şeylere inanç beslerler, emin olunan şeyin inanca gereksinimi yoktur. İnancın dinsel çerçevede ele alınışı bu ne yazık ki.
Bir diğer ve asıl sorun ise, inanmak aldanmanın diğer yarısı. Birisi olmadan diğeri olmuyor. Kısaca aldanmak için gereksinim olan tek şey inanmaktır, inanmak içinde aslında bir yerde aldanmak. Zira inandığınız sürece şahit değilsiniz demektir.
İslama nasıl girilir,
şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir denir. Nasıl şehadet ediyorsun, bu koca bir yalan, resmen insanlara yalan söyletiliyor, zira şahit değiller ki şehadet edebilsinler!!!!
Bunu bir örnekle verirsem; siz herhangi bir arkadaşınızın bir başka arkadaşınız hakkında söylediklerine İNANABİLİRSİNİZ. Neye dayandınız, algılarınıza, duyularınıza değil, inandığınızı düşündüğünüz bir insanın sözel aktarımına. Peki ya yalan söylüyorsa?! İnandığınız sürece bunun bir önemi yok
Neyse, kabir azabından korkmaya gerek yok, zira o azabı yaşatacağını iddia edenler 1200 yıl önce gibi bir zaman evvel hayata gözlerini yumdular, elbette o tür korkularla ait oldukları dönemde toplumu, insanları, insanlığı bir hayli sağdılar, iktidarlar kurdular ama bu gün yaşamıyorlar, bu gün yaşayanlar onların insanlığın başına ördüğü çorapla ihya olmaya, iktidarların tepesinde oturmaya devam ediyorlar
Kısaca Allah, tanrı ne dersek diyelim ortadoğu dinleri açısından sadece bir ARAÇ, yaptırım gücüdür.
Allah'a gereksiniminiz olduğu sürece, Allah'ın da Allah'ına gereksinimi vardır ve bu böyle sonsuza kadar gider. yaratan, yaratılmak zorundadır, bu mantığa göre. Sonuç neden illa bir yaratan olsun? Böyle bir şart mı var? varsa O'nu kim yarattı?.. Neyse insan zihninin yani bizlerin coğrafyalara göre değişen düşünce ve hayal gücünün metafizik(fizik ötesi, somut değil soyut) ürünleri...