
24-08-2005, 17:04
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Aug 2005
Mesajlar: 52
|
|
Caner tamamen kalıplaşmış cümleler kullanıyorsun..Bu manada militan gibisin..İyide benim yaptığım da şu ana dogmalık bir şey var mı?Bu hikayenin neresi dogma..Hikayeye itirazın varmı tabi anlatmak istediğim konu husunda da..
Genelden nasıl lokale kaçıyorsun, cevabımı nasılda kurnazca lokale çeviriyorsun. Benim orada dediğimin ne olduğunu bildiğin halde kıvırıyorsun. Ama baştan anlatayım; Şimdi bir insan senin söylediğin "vaybee tanrı neler yapıyor" önyargısı ile yola çıkarsa ancak tanrısının ne kadarda yüce olduğu sonucuna ulaşır. Ancak eğer bu yargıyla yola çıkmazsa çok düşük bir ihtimalle bu yargıya ulaşır.
Burada diyorum ki şu kadar canlı var ve üzerlerindeki cihazlardan kendilerininde haberi yok..Bu cihazlar yok mu diyelim?görmezden mi gelelim?Buraya kadar anlatılan bu,bunlara itirazın var mı?Yoksa araştırmaya devamı edelim?
İşte bunun ne kadar saçma bir yaklaşım olduğunu söylüyorum. Onlar bilinçlimi ki, bilsinler. Biz biliyoruz, bunu göz önünde bulundurarak araştırmaya devam etmeni rica edicem.
|

24-08-2005, 17:28
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Aug 2005
Mesajlar: 52
|
|
|
River Diyor ki
İlginç ...!
Bunun bir yapanı yoktur ve bu tesadüfen oluşmuştur yargısına kesin inanarak yapılan araştırma daha mı adildir sence? Eğer bu tip bir değerlendirme yapmaya kalkarsan bu seni de kapsar Caner. Nitekim sözlerine bakacak olursak senin yapacağın araştırma da kendi görüşünü yüceltmek için olacaktır.
Bundan daha doğal ne olabilir ki? Elbetteki bir yaratan vardır, canlı ve cansız bütün varlıklar da indirgenemez kompleks yapılarıyla ısrarla bir yaratıcı olduğunu söylemektedirler.
Tek bir DNA molekülündeki bilgilerin ortalama 600 GB veri kapladığını hesaba katarak, otur bir klavyenin başına ve günler geceler boyu, ekrana bakmadan ve tuşlara rastgele dokunarak tesadüfen neler yazabildiğine bir bak. DNA molekülü içerisindeki bilgi bir yana tek bir cümle oluşuyor mu??? Üstelik sen bilinçli bir varlıksın ve bilinçli olarak yapıyorsun. Ama bilinçli eyleminde bile tesadüfi bir cümle dahi oluşturamıyorsun... Fakat nedendir bilinmez, tüm canlı hücrelerinin temel yapı taşını oluşturan bu inanılmaz tasarıma tesadüf diyorsun... "
Bizlere yargısız araştırmayı öneriyorsunuz ama sizler haşa Allah yoktur yargınızdan asla vazgeçmiyorsunuz. Birde siz deneyin bakalım... Kim bilir belkide aydınlanan sizler olursunuz...
|
Önce okuduğunu anlamaya özen göstermen dilekleriyle.
Bunun bir yapanı yoktur ve bu tesadüfen oluşmuştur yargısına kesin inanarak yapılan araştırma daha mı adildir sence?
Kesinlikle! Çünkü bugüne kadar empoze edilen tasarım saçmalığını ancak bu yolla alt edebilir.
Eğer bu tip bir değerlendirme yapmaya kalkarsan bu seni de kapsar Caner. Nitekim sözlerine bakacak olursak senin yapacağın araştırma da kendi görüşünü yüceltmek için olacaktır.
Mümkündür... Ancak bir farkla ben dogmalarımla değil rasyonel kanıtlarla yola çıkacağım, ayrıca öne süreceğim bulguları, dogmalara değil, rasyonel kanıtlara dayandıracağım. Eğer sizin gibiler bana ve benim gibilere yaratılış saçmalığını empoze etmeselerdi daha sağlıklı araştırmalar yapabilirdim.
Bundan daha doğal ne olabilir ki? Elbetteki bir yaratan vardır, canlı ve cansız bütün varlıklar da indirgenemez kompleks yapılarıyla ısrarla bir yaratıcı olduğunu söylemektedirler.
Bu dogmadır, hatta dayanaklarında dogmadır.
Tek bir DNA molekülündeki bilgilerin ortalama 600 GB veri kapladığını hesaba katarak, otur bir klavyenin başına ve günler geceler boyu, ekrana bakmadan ve tuşlara rastgele dokunarak tesadüfen neler yazabildiğine bir bak. DNA molekülü içerisindeki bilgi bir yana tek bir cümle oluşuyor mu??? Üstelik sen bilinçli bir varlıksın ve bilinçli olarak yapıyorsun. Ama bilinçli eyleminde bile tesadüfi bir cümle dahi oluşturamıyorsun... Fakat nedendir bilinmez, tüm canlı hücrelerinin temel yapı taşını oluşturan bu inanılmaz tasarıma tesadüf diyorsun... "
Buna önyargıyla ve yaratıcı şartlanmasıyla yaklaştığın için, "rastgele" kavramı üzerinde takılıp kalıyorsun. Halbuki evrimdeki ana unsur rastgele değişimler değil, doğal ayıklanma sürecidir.
Bizlere yargısız araştırmayı öneriyorsunuz ama sizler haşa Allah yoktur yargınızdan asla vazgeçmiyorsunuz. Birde siz deneyin bakalım... Kim bilir belkide aydınlanan sizler olursunuz...
Çoğumuz, en azından ben bu yargıya daha sonra, 15-16 yaşlarımda ulaştım. Belli araştırmalar yaptım, demekki her zaman yüceltmeyle sonuçlanmıyorrmuş. Önyargılarını kıran ve rasyonel düşünceye kendini zorlayan insanlar ancak inandıklarını yüceltmeyle sonuçlanmayan sonuçlara ulaşabilirler. Bunada ateistler sizlerden çok daha yatkındır, çünkü daha önce önyargılarını yıkmışlardır.
|

24-08-2005, 19:53
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 24 Apr 2005
Mesajlar: 611
|
|
Ama baştan anlatayım; Şimdi bir insan senin söylediğin "vaybee tanrı neler yapıyor" önyargısı ile yola çıkarsa ancak tanrısının ne kadarda yüce olduğu sonucuna ulaşır. Ancak eğer bu yargıyla yola çıkmazsa çok düşük bir ihtimalle bu yargıya ulaşır.
Caner hikayeye bakacak olursan daha yargıya ulaşmadık..Nerede böyle bir yargı gördün anlamadım..Bir canlıdan başladık ve üzerindeki cihazların harikalığına doğal olarak hayran olmuş biri insan olarak araştırıyorum.. Daha yargıya varmadık..Buraya kadar olan birşeye itirazın var mı?Yani bu cihazların o canlıların kendilerinin yapmadığını anladık..Sonrasına devam edelim mi?Yoksa itirazın var mı?Varsa neye itirazın var onu açıklarmısın?
Burada diyorum ki şu kadar canlı var ve üzerlerindeki cihazlardan kendilerininde haberi yok..Bu cihazlar yok mu diyelim?görmezden mi gelelim?Buraya kadar anlatılan bu,bunlara itirazın var mı?Yoksa araştırmaya devamı edelim?
İşte bunun ne kadar saçma bir yaklaşım olduğunu söylüyorum. Onlar bilinçlimi ki, bilsinler. Biz biliyoruz, bunu göz önünde bulundurarak araştırmaya devam etmeni rica edicem
Tamam sonuç 1:Bu canlılar bilinçsizdir..Üzerindeki cihazlarıda kendileri yapmamışlardır..
Biz biliyoruz derken,elbette gerçek manada bilmiyoruz caner.Mesela ben biliyorum,sen biliyorsun;peki sarı çizmeli mehmet ağa biliyor mu?Hayır.Biz ancak bir bilgiyle,bu bilgiye ulaştık..Yoksa bu hayvancıkla bizde aynı konumdayız;çünkü bizimde üzerimizdeki cihazlardan haberimiz yok..Öyle değil mi?
Araştırmaya devam edeceğim bir itiraz yoksa..
|

24-08-2005, 20:43
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Aug 2005
Mesajlar: 52
|
|
Çok yanlış yere varmaya çalıştığınızı seziyorum. "Madem kendileri evrimleşiyorlar, niçin organlarından bi' haberler" diyeceksiniz, gibi hisse kapıldım. Sakın bunu sormayın, evrim hakkında hiçbir şey bilmediğiniz izlenimine kapılırım.
|

24-08-2005, 22:46
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 24 Apr 2005
Mesajlar: 611
|
|
Ya dur bir caner,şu çıkarımlarınızdan vazgeçin de sadece sorduğumuza bir cevap verseniz..Veya ekleyeceğiniz veya kabul etmediğiniz şeyler var mı?Sadece konu üzerinde varsayımda bulunmadan lütfen..Dur bakalım soralım nereye varacağız o zaman görürüz?
|

24-08-2005, 23:26
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Aug 2005
Mesajlar: 52
|
|
|
ensareo Diyor ki
Ya dur bir caner,şu çıkarımlarınızdan vazgeçin de sadece sorduğumuza bir cevap verseniz..Veya ekleyeceğiniz veya kabul etmediğiniz şeyler var mı?Sadece konu üzerinde varsayımda bulunmadan lütfen..Dur bakalım soralım nereye varacağız o zaman görürüz?
|
Sadece tartışmadan kaçıyormuş gibi görünmemek ve bunun nereye varayacağını merak ettiğim için; Evet ne hayvanlar, ne insanlar üzerindeki "aletlerden" içgüdüsel olarak haberleri( haberleri yok derken, çalışma prensiplerinden bahsediyorum, yoksa köpeğin bacağından bi' haber olması düşünülcek şey değildir.) yok. Eğer kastettiğin buysa.
|

25-08-2005, 00:25
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 24 Apr 2005
Mesajlar: 611
|
|
Caner sanki seni tongaya düşürmek isteyen biri varda, onun için mi bu kadar dikkatli olmaya çalışıyorsun..Arkadaşım kimseyi tongaya düşürmek gibi basit bir davranışın içinde olamam bunu belirteyim..
prensip olarakta yok ayrıca köpeğin-insanın da böbreğinden, karaciğerinden haberi olduğunu düşünmekte yanlış herhalde..Şu manada insan ve bir doktor böbreğin nasıl çalıştığını bilebilir(-bugüne kadar bilinen bilgiler kadar-) ama bu bir nevi böbreğin kullanım klavuzunu okumak gibidir.Asla ve asla kendi böbreğine dahi "böbreğimin sahibi benim" diyemez..Şunu demek istiyorum,canlılar ve biz kendi sahip olduğumuz göz ,böbrek gibi şeylere sahip değiliz..Nasıl çalıştıklarından haberimiz yok..demek istediğim bu..
|

25-08-2005, 10:45
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
|
|
''CEM-site yöneticisi'' ve Heindenberg
''Aslında sanırım heindenberg yasasına göre tüm varlıklar belirsizlikten kurtulma eğilimindedir. Bu nedenle insan, "ben nasıl varoldum?" veya "yaşamın amacı nedir?" gibi sorularına belirli yanıtlar bulmak ister. Oysa bu soruların belirli yanıtları yoktur.''
Heindenberg'in benim bildiğim Werner Heisenberg (1901-1976) olma olasılığı var mı diye google de arattırırken;'belirsizlik' bağlamında böyle bir şahısla bir korelasyona rastlamadım. Eğer 'Heindenberg-belirsizlik' minvalinde kaynağa ulaşanlar varsa bilmek isterim.
Öte yandan; Dünyaca ünlü Fizik adamı Werner heisenberg'in 24 yaşında iken oluşturduğu 'matris mekanik' ve BELİRSİZLİK teoremi ona hem Nobeli; hemde De Broglie,Pauli, Schrödinger ve Dirac gibi fizik devlerinin arasında sağlam bir yeri temin etmiştir. Yukarıda adı geçen alıntı yazıda öne sürüldüğü gibi 'tüm varlıklar belirsizlikten kurtulma eğiliminde' değildir
Zira Heisenberg'in Belirsizlik teoremi (ya da artık İlkesi denebilir) sub-atomar sistemler için öne sürülmüştür. Ve insanlar yada kuşların, koyun yada sürüngenlerin epistemolojik-ontoljik sorularına bir cevap mahiyeti taşımamaktadır. Heisenberg'in Kuramı uyarınca:'' Bir elementer parçacıklar sisteminde; örneğin atom kapsamındaki elektron topluluğunda;
iki parçacık hiç bir zaman aynı biçimde devinmez ya da aynı enerji durumunda olmaz''
Stephen Hawking'de daha anlaşılır şekilde okuyoruz:''Momenti ölçülebilen bir elektronu net olarak lokalize edemeyiz; Yeri belirlenen bir elektronun hızını -kesin olarak ölçmemiz mümkün değildir.'' Dolayısıyla belirsizlikten kaçma gibi bir durum mevzu bahsi değildir.
Hobisi kozmoloji ve kuantum mekaniği olan biri olarak bu eklentiyi yapma ihtiyacı duydum
Site Yöneten Cem bey'in Heindenberg ve tüm varlıkların belirsizlikten kaçma eğilimi cihetindeki sözlerini açımlayan bir ek yazısı; yada HEİNDENBERG'i daha yakından tanıtan bir linki çok aydınlatıcı olurdu.
|

25-08-2005, 13:17
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 14 Jul 2005
Mesajlar: 661
|
|
"Dinler belirgin "çözümler" sunar. Ve bu iç gerilimi çok aza indirger. Bu nedenle dinler sıkça insanlara huzur verir. Bu doğrudur. Ancak bu huzur, gerçeklerden yüz çevirme pahasına oluşmuştur. "
Harbiden öyle mi? Hakikaten din, sizin iddia ettiğiniz gibi sonradan mı uydurulmuş,altından kalkılamayan olaylara açıklık getirmek için icat edilmiş bir avunma, teselli mekanizması mı?
DİN: Akıl sahiplerini, bizzat hayırlara sevkeden İlahi kanunların bütünüdür.
Dinin tarifini Müslüman akaidciler bu şekilde yaparlar. Din, herşeyden önce AKIL sahiplerine hitap eder. Böylece insanlar ittatlerini kendi iradeleriyle yerine getirirler. Din, iradenin hakkını verir, iradeyi felçetmez.
Şunun bunun HAYIR düşüncesine göre değil HAYR ın bizzat kendisine yöneltir. Bu yönelme öncelikle İTİKAT(inanma) açısındandır. İnsan, kendisine hiçbir peygamber, hiçbir haberci, hiçbir kutsal kitap gelmese bile kendi aklı ve sezgileriyle yaşadığı dünyayı, gökyüzünü, yopyekün bir evreni yaratan, çekip çeviren, olayları, hadiseleri bir düzen ve amaç içinde hareket ettiren ve evrene aşkın, yani evrenin kendisinden bağımsız bir varlığın varlığını hisseder ve düşünerek böyle bir sonuca ulaşabilir. Ancak böyle bir sonuca ulaşması yeterli değildir. Sırf akılla Allahın varlığını ve evrene aşkın en yetkin varlık olduğunu kavrayan insan eğer kendisine Allah tarafından gönderildiğini iddia eden bir peygamberle karşılaşırsa, o peygamberin iddiasını ve tebliğini duyarsa (maddi beklentiler, insani hevesler, şu veya bu nefsani sebeplerişin içine karışmazsa) o Peygambere bağlandığı anda asıl iman etmesi gerektiği şekilde iman eder ve imanını artık tabiri caizse sistematik hale getirmiştir.
Böyle bir imanın gerçek manasına bürünebilmesi ve kalıcı olup içsel bir aşama kaydetmesi için ibadetlere ihtiyaç vardır. İmanlı bir insan ibadet etmeye muhtaçtır.
DİN in diğer bir yönü de insan-insan ilişkilerine bakar. Toplumsal hayatımızda işlediğimiz eylemleri de DİN e göre eylemek zorundayızdır ki Din in toplumsal manadaki en büyük meyvesi de budur. Hiçbir din kötülük yapmayı, fesat çıkarmayı,ahlaksızlık etmeyi, yalan söylemeyi, zulmetmeyi emretmez. İnsanları gerek kişisel gerek toplumsal ilişkilerde İYİ olana yönlendirir. İnsanların kendi yapıp ettikleri zulümler, haksızlıklar şunlar bunlar DİN den kaynaklanmaz, o insan DİN e uymuş olsaydı zaten böyle birşey yapmayacaktı. O halde o tür pislikler insanın kendinden kaynaklanmaktadır. Dini de buna alet ettiyse suç gene kendisinindir DİN in değildir.
Bütün bunlardan anlaşılan şey şudur: DİN bir bütündür, parçalanma, ayrılık kabul etmez. Parçalanma ve ayrılık kabul eden şeye DİN denmez.
DİN denilen şey İSLAM dır. Evvela bizim anlayışımız bu. DİN denilince HAK DİN olarak İSLAM ı anlıyoruz ki Hristiyanlıkla, Yahudilikle, Budacılıkla şununla bununla bir arada değerlendirmemiz mümkün değildir. Çünkü tamamen farklıdır. İSLAM ise hayatında bir kere bile yalan söylediği mevzubahis olmayan, düşmanlarının kendilerini YALANCI olarak suçlayamadıkları SON PEYGAMBERDEN ve o peygamberin dizleri dibinde yetişmiş güzide sahabelerinden, o sahabilerden de PEYGAMBERİN VARİSLERİ olanhayatlarını incelediğimizde kendilerine mutlak manada hiçbir yalancılık, zalimlik, aptallık gibi unsurları yamayamayacağımız ALİMLERDEN intikal ederek bugüne kadar gelmiştir. Zaman zaman saldırılara uğramıştır, fikri ve vicdani cephesi bozulmaya çalışılmıştır. Böylelikle müslüman insanların bazılarında akıl ve kalp yönünden bozulmalar görülmüş olabilir ama bu kendi başına değerlendirilmesi gereken bir mevzudur ve İSLAM ın bizzat kendisiyle bir tutulup da "Madem Müslümanlar böyle kesin İslam da böyledir" denilemez.
Herşeyden müstağni olan Allahın hiçbirşeye ihtiyacı yoktur. Bir Dine de ihtiyacı yoktur. Dine ihtiyacı olanlar, Mutlak Hakikati, Mutlak Gerçekliği, Mutlak ve Değişmez İyiyi, Mutlak ve Değişmez Doğruyu bulmak için Külli bir Akıl olan Dinin aklına ihtiyacı olan biz insanlarız. Kendi akıllarımızın değişken, duruma göre yalpalayan yönleriyle ve her olaya karşı farklı mekanizmalar üreten sistematiğiyle yani kısaca YETERSZLİĞİYLE Mutlak ve Değişmez doğru ve Mutlak ve Değişmez İyiyi bulmamız mümkün olmayacaktır.
Dünyadaki değilik medeniyetlere yön veren, medeniyetleri etkileyen En akıllı filozoflar dahi düşe kalka yürümüş, bir yere gelmiş tıkanmışlar, mutlak olana ait daha sonradan eleştirilerin her türlüsüne açık kişisel doğru ve kişisel iyilerden daha fazlasını yani KÜLLİ olanı bulup kavrayamamışlar ve insanlığın önüne "İşte Mutlak İyi budur, Mutlak ve Değişmez Doğru budur" gibi evrensel yasalar getirememişlerdir.
DİN yani İSLAM insan hayatını bütün yönleriyle kucaklayıcı, en doğru ve en iyi prensiplerle gelmiştir. Onu yetersiz bulma idrak yetersizliğinin apaçık bir ifadesidir. Onu rafa koymaya çalışanlar, tarihi yanlışlıklarını bir gün bütün dehşetiyle anlayacak ve ettiklerine bin pişman olacaklardır.
Dünyanın dört bir yanında yapılan bütün zulümler, toplumsal karmaşalar, kişisel veya umumi işkence ve ve haksızlıklar artık bu iddiamızı daha bir geçerli hale getirmiştir ki Din hayatın Hayatıdır, bu insanlığın ihyası, yeniden dirilişi de HAK DİN olan İSLAM a dönmesiyle mümkün olabilecektir.
Merak ediyorum, Din olmasa, Cennet, Cehennem, Ahiret, ceza veya mükafat olmasa insanların İYİ ve DOĞRU yu yapmalarını nasıl temin edeceksiniz.
Tolstoy çok güzel şöylemiş "Eğer Tanrı olmayacaksa herşeyi yapmak serbesttir."
Din; sel felaketlerin, yıldırım düşmelerinin, depremlerin, yanardağ patlamalarının insanları zorladığı bir sistem olmadığı gibi insanların salt toplumsal ilişkilerini düzenlemek, cemiyette adaleti ve huzuru hakim kılmak adına ortaya atılmış bir beşerî sistem de değildir.
Doğal afetlerden kaçmak için DİN e sığınılmaz ki. Olsa olsa korunma yöntemleri geliştirilir.
Yine DİN, Rönan'ların, Russo'ların dediği gibi, insanın tabiatından doğmuş olmaktan da fersah fersah uzaktır. O ilâhî bir kanunlar mecmuası, ilâhî bir buyruktur.insanların dünyevî ve uhrevî saâdetini vaadetmektedir.
Buradaki huzûr ve mutluluğumuz ona bağlıdır. Hukuk kavramına bağlı kalmak ancak onunla mümkündür. Âhirette de yine,Cennete ve Cemâlullah'a erme onun sâyesinde olacaktır.
Medeniyet ne kadar ilerlerse ilerlesin, bilim ne kadar aşama kaydederse etsin insanın sadece dünyâ hayatını dahi mutlu ve mes'ud kılmaya yeterli olmayacaktır. Nerede kaldı ki, dinin yerine geçsin.
|

25-08-2005, 16:16
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
|
|
CEM Site Yöneticisi & Heindenberg
''Aslında sanırım heindenberg yasasına göre tüm varlıklar belirsizlikten kurtulma eğilimindedir. Bu nedenle insan, "ben nasıl varoldum?" veya "yaşamın amacı nedir?" gibi sorularına belirli yanıtlar bulmak ister. Oysa bu soruların belirli yanıtları yoktur.''
Heindenberg'in benim bildiğim Werner Heisenberg (1901-1976) olma olasılığı var mı diye google de arattırırken;'belirsizlik' bağlamında böyle bir şahısla bir korelasyona rastlamadım. Eğer 'Heindenberg-belirsizlik' minvalinde kaynağa ulaşanlar varsa bilmek isterim.
Öte yandan; Dünyaca ünlü Fizik adamı Werner heisenberg'in 24 yaşında iken oluşturduğu 'matris mekanik' ve BELİRSİZLİK teoremi ona hem Nobeli; hemde De Broglie,Pauli, Schrödinger ve Dirac gibi fizik devlerinin arasında sağlam bir yeri temin etmiştir. Yukarıda adı geçen alıntı yazıda öne sürüldüğü gibi 'tüm varlıklar belirsizlikten kurtulma eğiliminde' değildir
Zira Heisenberg'in Belirsizlik teoremi (ya da artık İlkesi denebilir) sub-atomar sistemler için öne sürülmüştür. Ve insanlar yada kuşların, koyun yada sürüngenlerin epistemolojik-ontoljik sorularına bir cevap mahiyeti taşımamaktadır. Heisenberg'in Kuramı uyarınca:'' Bir elementer parçacıklar sisteminde; örneğin atom kapsamındaki elektron topluluğunda;
iki parçacık hiç bir zaman aynı biçimde devinmez ya da aynı enerji durumunda olmaz''
Stephen Hawking'de daha anlaşılır şekilde okuyoruz:''Momenti ölçülebilen bir elektronu net olarak lokalize edemeyiz; Yeri belirlenen bir elektronun hızını -kesin olarak ölçmemiz mümkün değildir.'' Dolayısıyla belirsizlikten kaçma gibi bir durum mevzu bahsi değildir.
Hobisi kozmoloji ve kuantum mekaniği olan biri olarak bu eklentiyi yapma ihtiyacı duydum
Site Yöneten Cem bey'in Heindenberg ve tüm varlıkların belirsizlikten kaçma eğilimi cihetindeki sözlerini açımlayan bir ek yazısı; yada HEİNDENBERG'i daha yakından tanıtan bir linki çok aydınlatıcı olurdu
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:20 .
|