Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #21  
Alt 27-08-2006, 03:38
K.C. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
K.C. K.C. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
Standart Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER

8- VASİYET YOKMUŞ :

Kuran: "Ey iman edenler!Herhangi birinize ölüm gelip çattığında vasiyet zamanı aranızda tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut, yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızda iki kişi”
5 Maide Suresi 106

Hadis: "Varis için vasiyet yoktur.”
Hanbel 14/238


Geçen yıl bu yazıyı Edip Yüksel'in sitesinde okumuştum. Onlara da mail atmıştım ancak düzeltmemişlerdi son gördüğümde.

Buradaki ayetle hadis arasında bir çelişki yok.
Hadiste varisten bahsediyor. Yani zaten kendisine Kur'an hükmü gereği miras kalacak olan kişiden.
Her iki hüküm de bizim hukukumuzda epeyce benzer şekilde var. Birinde mahfuz hisseli mirasçılar söz konusu. Yukarıdaki hadis de onlara yönelik. Yani çocuğuna birşey bırakmak için vasiyet yapmaya gerek yoktur, kanun gereği zaten ona hissesi oranda miras kalacaktır.

Ayette bahsedilen vasiyet ise kendisine miras düşmeyen kişiye bırakılması istenen mamelekle ilgili.

YILDIZLAR ATEŞ BÖCEĞİ SANILMAKTAN KORKMAZLAR

http://kadinislamadalet.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 27-08-2006, 04:14
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER

Aşağıda oldukça iyi bir tasnif yapılmış hadislerin türleri, niteliği, doğruluğu, zayıflığı vb. konularda çok faydalı olacağını düşünüyorum bunu mutlaka not ediniz.


Hadis Türleri ve Taksimatı İle İlgili Istılahlar

I- KABUL VEYA RED AÇISINDAN:
A- MAKBUL HADİS: Kendisiyle amel edilmesini gerektiren hadislerdir. ("Ma`mulun bih", "me`huzun bih" de denir.)
B- MERDUD HADİS: Râvîsinin doğruluğu kabul edilmeyen ve kendisiyle amel etmek gerekmeyen hadistir.Hükmüyle amel edilip edilmemesi konusunda karar verilemeyen ("tevakkuf edilen") hadisler de merdud gibidirler.


II- RÂVÎ SAYISI (VEYA DERECE-İ ŞUYU`) AÇISINDAN:
II-A- MÜTEVATİR HADİS: (1) Yalan üzerinde birleşmeleri âdeten mümkün olmayan râvîler topluluğunun ("cemm-i ğafir"), her nesilde, kendileri gibi bir topluluktan alıp naklettiği, (2) işitme veya görmeye ("mahsûsat") dayanan hadistir. Kesin bilgi ifade eder, amel vaciptir, reddi küfrü gerektirir, tetkik ve tenkid dışıdır.
II-A-1- Lafzen Mütevatir: Bütün rivayetlerinde lafızları aynı olan hadistir ki "yok denecek kadar" azdır. "Men kezebe aleyye..." misalidir. Kayıt konmadan "mütevatir hadis" denince "lafzen mütevatir" anlaşılır.
II-A-2- Ma`nen Mütevatir: Aralarında ortak bir nokta bulunan değişik lafızlı hükümlerin, tevatür şartlarını taşıyan râvîlerce rivayet edilmesiyle ortaya çıkan "ortak manaya" denir. Mesela, 100 kadar değişik lafızlı hadisten çıkan bir mütevatir mana Resûlullah Aleyhissalatü ves`selâm`ın "ellerini kaldırarak dua ettiğidir."
II-B- ÂHAD HADİS: Mütevatir hadis şartlarını taşımayan hadistir. (Mütevatir derecesine ulaşamamış hadistir.) (Kelime anlamı öyle olsa da, sadece bir kişinin rivayet ettiği hadis DEMEK DEĞİLDİR.) Hadislerin hemen hepsi bu anlamda âhaddır.
II-C- MEŞHÛR HADİS:1- Başlangıçta âhad iken Tabiin ve Etbaut-tabiîn devrinde tevatür derecesine ulaşan hadistir.2- Tevatür şartlarını taşımayan topluluğun naklettiği ve her nesilde râvîsi "ikiden aşağı olmayan" hadistir. (İbni Hacer "ikiden fazla olan" demiştir.)
II-C-1- Sened tetkiki sonuçlarına göre meşhur: - Sahih Meşhur, - Hasen Meşhur, - Zayıf Meşhur.
II-C-2- Şöhret buldukları yere göre meşhur: - Hadisçiler nezdinde; - Hadisçiler, Ulema ve Halk nezdinde; - Fakîhler nezdinde; - Usûlcüler nezdinde; - Halk nezdinde meşhur.


III- SENEDİN MÜNTEHASI (HADİSİN SÖYLEYENİ) AÇISINDAN:
III-A- KUDSî HADİS: Ayet olmamak kaydıyla, Resûlullah`ın: "Allah Teâla şöyle buyurmuştur:" diyerek, Allah`a nisbet ve izafe ettiği hadistir. "İlâhî" ve "Rabbânî" hadis de denir. Konuları genelde Allah`ın sıfatlarıdır.
III-B- MERFU` HADİS: Söz, fiil, takrîr; fıtrî veya ahlâkî vasıf olarak -muttasıl veya munkatı` olsun- açıkça (sarâhaten) veya dolaylı bir şekilde (hükmen) Resûlullah`a izafe edilen hadistir. İttifakla huccet sayılmıştır, bağlayıcıdır.
III-B-1- Sarâhaten Merfû: İçinde açıkça Resûlullah`a ait bir söz, fiil, takrir veya vasıftan söz edilen hadistir.
- Kavlî hadis rivayet lafızları: "Resulullah şöyle buyurdu", "şunları haber verdi", "şöyle buyururken işittim", "şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir";
- Fiilî hadis rivayet lafızları: "şöyle yaptığını gördüm", "şöyle yapardı";
- Takrîrî hadis rivayet lafızları: "huzurunda şöyle yaptım, yaptı, yapıldı".
III-B-2- Hükmen Merfû`: Herhangi bir "sahabi"nin, geçmiş peygamberler veya gelecekte cereyan edecek olaylar ya da işlenmesi halinde işleyene sevap veya günah kazandıracak konular gibi şahsî görüş ve kanaata dayanması mümkün olmayan ("mahalli ictihad ve re`y olmayan") konulara ait verdiği haberlerdir. İsrailiyyattan nakil yapmayan bir sahabi olması önem arzeder.
- Kavlîye misal: İbni Mesud`un sihirbaz, arrâf, kâhin ve onlara gidenleri tekfir etmesi,
- Fiilîye misal: Hz. Ali`nin Kusuf Namazında ikiden fazla rükû yapması,
- Takrîrîye misal: "Resulullah zamanında şöyle yapardık, söylerdik", "şu sünnettendir" lafızları.
III-B-EKLER- Ayrıca "tabiundan bir râvî" senedi sahabiye ulaştırıp şu ifadeleri kullanırsa da merfû` hadis olur: -"yerfa`uh, veyerfa`ul`hadîs: hadisi ref ederek rivayet etti"; "yenmîhi: isnad ederek"; "yebluğu bihi: sözü Resulullah`a ulaştırarak"; "yervîhi: Resulullah`dan rivayet ederek"; "rivâyeten, ravâhu".
- Mürsel Merfû`: Sonraki nesilden bir râvî sözü "tabii"ye ulaştırıp üstteki ifadeleri kullanırsa.
- Muallak Merfû`: Bütün sened hazfedilerek Resulullah'a izafet edilen hadis.
III-C- MEVKÛF HADİS: Sahabilerin söz fiil ve takrirlerine dair -muttasıl veya munkatı`- haberlerdir. Sened sahabide kalıp Resulullah'a ulaşmaz. Sadece "sarahaten" mevkûf olur, hükmen olmaz. Misaller: "Hz. Ali şöyle dedi", "İbni Abbas şöyle yaptı", "İbni Ömer`den mevkûf olarak rivayet olundu ki", "hadis İbni Abbas`a varınca mevkûftur". (Dikkat: Vakkafahû tabiri geçen her hadis mevkûf olmayabilir.) Hanefilerden Râzî, Serahsî ve müteahhirûn ile birer görüşlerinde İmam Malik ve Ahmed Bin Hanbel mevkûf hadisi hüccet sayarlar. Bazı Hanefiler ve İmam Şafii huccet saymaz.
III-D- MAKTU` HADİS: Herhangi bir tabiiye izafe olunan söz, fiil ve takrirlerdir. Etbâu`t Tabiîn de tabiî gibi kabul edilir. (İlk devirlerde bunun için Munkatı` terimi de kullanılmış.) Huccet değildir.


IV- SIHHAT VEYA HÜKÜM AÇISINDAN:
IV-A- SAHİH HADİS: "Adalet ve zabt sahibi ravilerin", "muttasıl senedle rivayet ettikleri", "şâzz" ve "muallel" olmayan hadistir. Hüccettir ve onunla amel vaciptir. "Bu hadis sahihtir" demek, onun sıhhat şartlarını taşıdığı ve o hadisin sahih olabileceği konusunda oldukça kuvvetli bir zanna sahip olunduğunu gösterir. Yalnız "mütevatir hadiste" olduğu gibi kesinkes bir kanaatten söz edilemez. Bu yüzden çoğunluk, itikadî konuların ancak Kur`ân ve mütevatir hadis ile sabit olacağını kabul eder. Sahih hadisin dereceleri şunlardır:
-Buhari ve Müslim'in kitaplarına aldıkları hadisler. (Formülü: B+,M+),
-Buhari'nin yalnız başına rivayet ettiği hadisler. (B+),
-Müslim'in yalnız başına rivayet ettiği hadisler. (M+),
-Kitaplarına almamış da olsalar Buhari ve Müslim'in şartlarına uygun olan hadisler.(B/,M/),
-Yalnızca Buhari'nin şartlarına uygun olan hadisler.(B/),
-Yalnızca Müslim'in şartlarına uygun olan hadisler.(M/),
-Buhari ve Müslim dışındaki hadis mütahassılarının sahih dedikleri hadisler.(Diğerleri/).
IV-A-1- Sahih Li Zâtihî: Mutlak olarak sahih hadis denince bu anlaşılır.
IV-A-2- Sahih Li Ğayrihî: Sıhhat şartlarını en üst seviyede taşımamasına rağmen, kendisini sahih derecesine çıkaracak bir başka rivayet ("âdıd") bulunan hadistir. "Sahil lâ li zâtihî" de denir.
IV-B- HASEN HADİS: Zabtı biraz gevşek olan ravilerin muttasıl senedle rivayet ettikleri şâzz ve muallel olmayan hadistir. Sahihten farkı, râvîsinin zabtının mükemmel olmayışıdır. İttifakla ihticac ve amel bakımından makbuldür.
IV-B-1- Hasen Li Zâtihî: Mutlak olarak hasen hadis denince bu anlaşılır. Lafzı benzer bir başka hadis ("mütabi`") ile takviye olunursa, Sahih Li Ğayrihi derecesine yükselir.
IV-B-2- Hasen Li Ğayrihî: Yalancılıkla itham edilmemiş ve çok hata yapacak kadar dalgın olmayan "ve fakat ehliyeti açıkça anlaşılamayan ("mestûr") bir râvîsi bulunan hadis" lafız veya mana yönünden başka rivayetlerle desteklenirse bu adı alır. Kısaca: "Âdıd ile hasen mertebesine çıkan hadistir." Zayıf hadise çok yakındır, zayıftan farkı onu destekleyen bir veya birkaç rivayetin olmasıdır. Çoğunlukla başka hadisleri desteklemek ("i`tibar") için kullanılır.
IV-B-EK- Hasen-Sahih: 1- Birkaç senedi olan ve Sahihlik derecesine ulaşan hadis. 2- Bir tarikten Hasen bir tarikten Sahih hadis.
Hasen-Garîb: Gariblik hem sened hem de metinde olur da bir tek senedle rivayet edilmiş olursa ve manasını takviye eden başka deliller bulununca onu "hasen li zatihi" kabul ettiğini göstermek için Tirmîzi bu adı verir.
IV-C- ZAYIF HADİS: Sahih ve Hasen hadis şartlarını taşımayan hadistir. Sahih ve Hasen hadis şartlarından herhangi biri eksik olursa hadis zayıf demektir. Birden fazla şart noksan olursa zayıflık daha şiddetli olur. Böylece zayıf hadisin dereceleri de farklılık arzeder. Bu yüzden çeşitleri hakkında 49`dan 510`a kadar değişen rakamlar verilmiştir.
Tirmizî`ye gelinceye kadar hadisler "sahih" ve "sakîm (zayıf)" diye ikiye ayrılırdı. Zayıf hadisler de "metrûk" ve "ğayr-i metrûk" olarak ikiye ayrılıyordu. Tirmizî`den sonra sahih ile zayıf arasına bir de "hasen" çeşidi girdi. Böylece "Ğayri metrûk zayıf" hadisler "hasen" terimiyle zayıflar arasından ayrılmış oldu. O halde Tirmizî`den önce yaşamış bir muhaddisin dilindeki "zayıf hadis" teriminin "hasen hadisleri" de içine aldığı dikkatten uzak tutulmamalıdır.
Zayıf hadisle amel konusunda üç ayrı görüş vardır. -Asla amel olunmaz, - Mutlak olarak amel olunur, -Amellerin faziletleri konusunda özel şartlarına bağlı olarak amel olunur. Zayıf hadisi belli kısımlara ayırıp, belli şartlarla amel etmek görüşü orta ve doğru bir yoldur.

Hadiste zayıflık genelde iki sebepten kaynaklanır:

IV-C-1- Seneddeki İnkita Sebebiyle Zayıf Hadis ve Çeşitleri: Senedden en azından bir ravinin düşmesi demektir. Böyle bir inkita` varsa, seneddeki bütün raviler sika olsalar bile, sırf bu inkıta` metnin reddini gerektirir.
IV-C-1-a- MÜRSEL HADİS: Tabiî`nin sahabiyi atlayarak Resulullah'a izafe ettiği hadistir. Muhaddis, fakîh ve usulcülerin çoğuna göre delil olmaz, ihticac yapılmaz, zayıftır. Ebu Hânife ve İmam Malik sikanın mürselini sahih ve hüccet sayar. Bir de sahabenin bir başka sahabiden duyduğu hadisi Resulullah`dan rivayet etmesi vardır ki buna "sahabi mürseli" denir. "Sahabi mürseli sahihtir" hükmünde ittifak vardır. Senedde atlanan kişi her zaman kolayca anlaşılmayabilir. İşin ehli olanların farkedebileceği bu tür irsâle, "irsâl-i hafî", böylesi hadise de "mürselü-l-hafiy" denir.
IV-C-1-b- MUNKATI` HADİS: 1- Senedi muttasıl olmayan hadistir. 2- Senedin herhangi bir yerinden bir râvînin veya "farklı yerlerinden" "peşpeşe olmamak şartıyla" birden fazla râvînin düştüğü hadistir. 3- Müteahhirun, "etbâ`ut tâbiîn"in "tabiî"yi atlayarak sahabiden naklettiği hadise munkatı` demiştir. 4- Senedinde müphem bir kişinin zikredildiği hadise de munkatı` diyenler olmuştur. Munkatı`, mürsel`den daha zayıftır.
IV-C-1-c- MU`DAL HADİS: Senedin herhangi bir yerinden "peşpeşe" "iki veya daha çok" râvînin düştüğü hadistir. Merfu hadisi, sahabi ve Resulullah`ı zikretmeyerek tabiîn`den birinin sözüymüş gibi nakletmek de hadisi mu`dal kılar. Mu`dal, munkatı` dan daha zayıftır.
IV-C-1-d- MUALLAK HADİS: Senedin baş tarafından bir veya birkaç râvî ya da müntehasına kadar senedin bütünüyle hazfolunduğu hadistir. Ta`lik aslında bir rivayet kusurudur. Sahihayn`daki 1300 küsür ta`likin Buhari`ye göre sahih oldukları kabul edilmektedir.
IV-C-1-e- MÜDELLES HADİS: Tedlis, senede dahil bir râvînin ismini atlayarak, orada öyle biri yokmuş izlenimini verecek şekilde senedi söylemek demektir. (Lugatte malın ayıbını müşteriden gizlemek demektir.) Tedlis yapan râvîye "müdellis", senedden düşürülen râvîye "müdellesün anh", tedlis ile rivayet edilen hadise de "müdelles hadis" denir. Tedlis üç çeşittir:
1- İsnad Tedlisi: Râvînin görüşmediği veya görüştüğü halde hadis almadığı çağdaşı bir kişiden işitmiş gibi "kâle fülân" veya "an fülân" diyerek hadisi rivayet etmesidir. (Râvînin görüşmediği çağdaşından yaptığı rivayete "mürsel-i hafî" de denir.)
2- Şuyûh Tedlisi: Râvînin hocasını bilinmeyen bir isim, sıfat veya künye ile zikretmesidir.
3- Tesviye Tedlisi: Sika râvîler arasındaki zayıf bir râvîyi atlayarak, hep sikadan gelmiş intibaını verecek şekilde hadisin rivayet edilmesidir.
IV-C-2- Râvîdeki Cerhi Gerektiren Hallere Göre Zayıf Hadis ve Çeşitleri: "Metain-i `Aşere" denilen râvîleri tenkid noktalarından birinin veya birkaçının râvîsinde bulunması sebebiyle zayıf kabul edilen hadisler bu türe girer ki on çeşittir:
IV-C-2-a- MEVZU` HADİS: Resûlullah`ın adına yalan uydurmak (kizb) ile cerhedilmiş râvînin rivayetine denir. Buna "hadis diye uydurulmuş söz" demek daha doğru olur.
IV-C-2-b- METRÛK HADİS: Yalancılıkla itham edilmiş ("ittihamur`ravî bilkizb", "töhmet-i kizb") bir râvînin rivayetinde yalnız kaldığı ("teferrüd ettiği") hadistir ki "matrûh hadis" de denilir. Şöyle de tarif edilmiştir: Hiçbir sikanın rivayetine muhalif olmaksızın kizb, kesret-i galat, fısk ve gaflet gibi cerh noktalarından biri ile itham edilen râvînin "yalnız başına rivayet ettiği" hadistir.
IV-C-2-c- MÜNKER HADİS: Çeşitli tanımları vardır: 1- Zayıf bir râvînin sika bir râvîye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. 2- Sika olsun olmasın râvîsi tek kalan hadistir. 3- Sikanın hadisin tamamında teferrüdü. 4- Sikanın hadisin bir kısmında teferrüdü. 5- Bir hadisin senedinde iki zayıf râvînin bulunması ve başka senedinin de bulunmaması. 6- Senedinde tanınmayan (lâ yu`raf) bir râvînin bulunduğu hadis. 7- Kesretü`l ğalat, fartu`l ğafle ve fısk gibi tan noktalarıyla tenkid edilmiş râvîlerin rivayetlerine de münker denilir.
IV-C-2-d- MU`ALLEL HADİS: Görünürde sahih olmakla beraber, bu sıhhati yok edebilecek gizli bir illet taşıyan hadisdir ki "ma`lûl" de denir. Hadisin illetini bulan muhaddise mu`allil denir. "Mürsel veya munkatı` hadisi mevsûl olarak", "bir hadisi başka bir hadisin içine katarak", "mevsûl olanı mürsel olarak", "merfû`u mevkûf olarak", "sika yerine zayıf râvî zikrederek" rivayet gibi cerhe sebep olan hatalara "vehim" denilmektedir. Bu tür hatalarla rivayet edilmiş olan hadise de muallel denir.
IV-C-2-e- MÜDREC HADİS: Hadisten olmayan bir sözün, hadise bitişik olarak zikredilmesine "idrac", bu durumdaki hadise de müdrec denir. Bu, Resulullah`ın sözüne herhangi bir râvînin sözünün karışması demektir. Şu durum da bir çeşit idrac sayılmıştır: Muhalefetü`s-Sikât, yani zayıfın sikaya, sikanın da daha sika olana muhalif rivayette bulunması. Müdrec vaki olduğu yere göre iki kısma ayrılır:
1- Müdrecü`l İsnad: Sika ravilere muhalefetin senedin akışını bozmak suretiyle gerçekleşmiş olması. Dört şekilde olur.
2- Hadise ait olmayan bir sözün hadisin metnine katılmış olmasıdır. Metnin baş, orta veya sonunda olabilir.
IV-C-2-f- MAKLÛB HADİS: Senedindeki bazı râvî isimleri ya da metnindeki bazı kelimeler takdîm veya te`hire uğramış hadistir. Hadisdeki takdim veya te`hîr hükmü de etkileyecek derecede ise maklûb`un bu türüne "ma`kus" denmiştir. Bir râvînin rivayeti olarak meşhur olmuş bir hadisi, hem ğarib hem de merğûb göstermek için o râvî yerine aynı tabakadan bir başka râvî ikame ederek yapılan rivayete de "mesruk" denir. İki metnin senedlerini değiştirme şeklindeki kalb`e "kalb-i mürekkeb" denmiştir. Sikat`ın zikretmediği bir râvînin sened arasında yanlışlıkla zikredilmesine "mezîd fî muttasılı`l-esânîd" denir.
IV-C-2-g- MUZTARİB HADİS: Birden çok rivayeti bulunduğu halde rivayetlerinin birini diğerine tercih edecek sebep bulunmayan hadislerdir. Kısaca: "İki muhtelif surette rivayet edilen hadis" diye de tarif edilir. Iztırab daha çok isnadda, bazen de metinde olur. İsnadda olan, senedlerin mütehalif olmasından; metindeki ise yine o metin hakkıdaki rivayetlerin mütehalif olmasından ve bunların cem` ve te`lifinin mümkün olmamasından doğar. Tercih sebebi bulunursa ıztırab kalmaz. Tercih edilene "mahfuz" ve "ma`ruf" mercûh`a da "şâz" ve "münker" denir.
IV-C-2-h- ŞÂZ HADİS: İnfirâd ve muhalefetü`s-sikât noktalarından tanımları yapılmıştır: 1- Sika bir râvînin mütabiî olmaksızın tek başına (münferiden) rivayet ettiği hadistir. 2- Sika bir râvînin diğer sika râvîlere muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. 3- Sika bir râvînin daha sika ravilere muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Daha sika olan râvînin rivayetine "mahfuz" denir. Demek ki bu tarifte şâz ile mahfuz birbirinin zıddıdır. 4- Sika bir ravinin diğer sika ravilere -sened veya metinde ziyade veya noksanlıkta bulunmak suretiyle- muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Bu tarifte şâz, münker hadisin bir türü ile birleşmektedir. Buradan hareketle şâz hadise münker ve merdûd da denilmiştir. Şu nokta unutulmamalıdır: Hadisin şâz kabul edilmesi için infirad ve muhalefetin ikisinin birden bulunması gerekir.
IV-C-2-ı- MUSAHHAF HADİS: Kelimesi nokta değişikliğine uğramış hadistir. Bu duruma da tashîf denir. (Sitten kelimesi yerine şey`en denmesi gibi.)
IV-C-2-i- MUHARREF HADİS: Kelimesi hareke değişikliğine uğramış hadistir. Bu duruma da tahrîf denir. (Remâ ebî yerine Remâ Übey denmesi gibi.) (Beşîr kelimesinin Büseyr diye rivayet edilmesi hem tashîf hem tahrîftir.)


V- TEÂRUZ AÇISINDAN:
V-A- MUHKEM HADİS: Muârazadan sâlim olan makbul hadistir. Hükmüyle amel gerekir.
V-B- MUHTELİF HADİS: Makbul bir hadisin muâraza ettiği makbul hadistir.

EK:
BAZI ISTILAHLAR:

- "Ceyyid", "Kavî": Sahih ile denk.
- "Sâlih": Sahih ve Hasen için ortak.
- "Mücevved" ve "Sabit": Sahih ve Hasen`e şümûllü.
- "Müşbih": Hasen veya Hasen`e yakın.
- "Müstahsen": Sahih olmaya da Hasen olmaya da ihtimalli.

http://www.artislamic.com/ibrahim/mustalahulhadis.html
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 20-09-2007, 00:13
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER

İslam düşmanı hadislerden bir örnek daha verelim:

Peygamberin bilime, tıbba karşı gerici, bağnaz biri olduğunu hiçbir müslüman kabul etmez.
Ama aşağıdaki hadis peygamberi bu duruma düşürüyor.
Peygamber ilaç kullanmaya karşı. Kur'an'da da hiç ilaçtan bahis olmaması ilginç.
hadis sahih kabul edilen Buhari'ye ait. Hadisçiler açısından kuvvetli hadis yani.

Fasıl
Tıbb Ve Rukye Bölümü


Konu
Tedavinin Mekruhluğu

Râvi
Aişe

Hadis
Resulullah (sav)'a hastalığı sırasında ağzından ilaç içirdik. Bize içirmememizi işaret etti. Ancak biz (itirazını) hastalarda ilaca karşı görülen nefret (diye) değerlendirmiş (ve içirmiştik). Kendine gelince: "Bana ilaç vermeyin demedim mi?" diye bizi payladı. Biz, davranışımızın sebebini: "(Herhalde) hastaların ilaca gösterdikleri nefret olarak değerlendirdik" diye açıkladık. (Resulullah, buna rağmen öfke izhar edip, herkesi cezalandırmak üzere): "İlaçtan içmedik kimse kalmayacak!" emretti ve: "Abbas hariç hepinizi göreceğim, zira o (bana zorla ilaç içirirken) yanınızda değildi" buyurdu.

Kaynak
Buhari, Tıbb 21, Meğazi 83; Müslim, Selam 83, (2213)
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 20-09-2007, 01:01
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER

Hayvan katliamcısı peygamber


298- Fâkih İbn’i-Muğire’nin azadlı cariyesi Saibe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın yanına girmiştim. Odasında, yere konulmuş bir mızrak gördüm. “Ey müminlerin annesi! Bununla ne yapıyorsun?” diye sordum. Şu cevabı verdi:
“Biz bununla şu kelerleri öldürüyoruz. Çünkü Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize bildirdi ki, Hz. İbrahim aleyhisselâm ateşe atıldığı zaman yerdeki bütün hayvanlar ateşin sönmesine katıldı, sadece keler katılmadı. Dahası o, ateşi (yanması için) üflüyordu. Bu sebeple Aleyhissalâtu vesselâm bunun öldürülmesini emir buyurdu. (K.S. 6949 C.17 S. 405 Akçağ alıntısı, İbn-i Mace 3231. )



299- Resûlullah der ki: “Her kim kertenkeleyi ilk vuruşta öldürürse ona şu ve şu kadar sevaba vardır, ve her kim onu ikinci vuruşta öldürürse, birinciden aşağı olmamak üzere ona şu kadar sevap vardır. Ve her kim onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da ikincisinden aşağı olmamak üzere şu ve şu kadar sevaba vardır.” buyurdular. (Müslim 146/695 C.9



300- İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm av veya koyun veya çoban köpeği hariç diğer bütün köpeklerin öldürülmesini emretti.”
İbnu Ömer radıyallahu anh’a: “Ebu Hüreyre, “veya ekin köpeğini de diyor!” denilmişti, bunun üzerine: “Onun ekini var da ondan!” cevabını verdi ve ilave etti:
“Biz Medine ve civarına gider, tek köpek bırakmaz hepsini öldürdük. Hatta biz, çölden gelmiş kadına refakat eden arkadaş köpeği bile öldürdük.” (K.S. 4949 C.14 S.159 Akçağ, alıntıları. Buhari, Bed’ül-Halk 14; Müslim, Musâkât 45,(1570); Muvatta, İstizân 14,(2,969) Tirmizi,Sayd 4,(148;



302- Resûlullah’a atfen: Resûlullah bize köpekleri öldürmeyi, emir buyurdu. Hatta kadın köpeği ile çölden gelirdi de biz o köpeği bile bile öldürdük . Sonra peygamber köpekleri öldürmeyi yasak etti ve:
- Halis siyahını, iki noktalısını öldürmeye bakın, çünkü o şeytandır; buyurdu. (Müslim 47/25 C.8 Sönmez Neşriyat A.Ş. )
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 20-09-2007, 01:49
SEYFULLAH_ SEYFULLAH_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 16 Sep 2007
Mesajlar: 11
Standart Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER

sn.pante,
islamın bir düşmanıda hadislerdir.uydurma hadisler...
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 20-09-2007, 02:04
InVitatio
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER

Kurani Kerimin düsmani Hadislerdir.....
konuya böyle bakmak lazim....
Allah ögütü kabul edilen ayetler ile kul anekdotlari hadisler nasil es degerde tutulabilinir ?
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 20-09-2007, 04:45
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER

sn.pante,
islamın bir düşmanıda hadislerdir.uydurma hadisler... AHFA.


Ahfa , bu sitede ne zaman , *müslümanların işine gelmeyen bir hadis yazılsa ''uydurma'' *olduğunu söylüyorlar.
Ama bu uydurma hadislerin,(hangileriyse) kütübi -sitteden ayıklanması için, hiç bir kesimden bir gayret yok.
Ama , itiraz çok (işlerine gelmediği zaman). Ama camisi çok ,okulu az bu ülkede ,tüm camilerde ,bu hadislerin tamamı ''peygamber sözü'' diye anlatılıyor. Bu nasıl ikilem ,işine geldimi ''sahih'' işine gelmedimi uydurma.
Bunun önüne kim çıkacak, bizmi ? *İnançlı müslümanlar mı?

sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 20-09-2007, 09:36
hiramusta hiramusta isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
Standart Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER

K.C.";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
8- VASİYET YOKMUŞ :

Kuran: "Ey iman edenler!Herhangi birinize ölüm gelip çattığında vasiyet zamanı aranızda tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut, yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızda iki kişi”
5 Maide Suresi 106

Hadis: "Varis için vasiyet yoktur.”
Hanbel 14/238


Geçen yıl bu yazıyı Edip Yüksel'in sitesinde okumuştum. Onlara da mail atmıştım ancak düzeltmemişlerdi son gördüğümde.

Buradaki ayetle hadis arasında bir çelişki yok.
Hadiste varisten bahsediyor. Yani zaten kendisine Kur'an hükmü gereği miras kalacak olan kişiden.
Her iki hüküm de bizim hukukumuzda epeyce benzer şekilde var. Birinde mahfuz hisseli mirasçılar söz konusu. Yukarıdaki hadis de onlara yönelik. Yani çocuğuna birşey bırakmak için vasiyet yapmaya gerek yoktur, kanun gereği zaten ona hissesi oranda miras kalacaktır.

Ayette bahsedilen vasiyet ise kendisine miras düşmeyen kişiye bırakılması istenen mamelekle ilgili.
Sevgili KC,varise vasiyet vardır;

... (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. 4/11

Dolayısıyla o rivayet uydurmadır.
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 20-09-2007, 11:08
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

pante";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ensareo Diyor ki
"Panteidar;pirinç çuvalında taş var diye çuval imha edilmez..Bahsettiğin çoğu şey uydurma hadistir..cerh ve tadil diye bir ilim var biliyormusun?Hadislerin kabul edilme şartları var bunlar içinde bir madde de bildiğim kadarıyla yanlış hatırlamıyorsam Kur'an'a uygunluktur..zekatın ne kadar verileceği,namazın nasıl kılınacağı hep sünnetle bilinir.."
Ensareo ;
O pirinç çuvalının yarısından çoğu yalan! Önceki yazılarımda ispatladım bunu..Hz. Muhammed'e günlük 70 hadis düşüyor..Mümkün mü bu??
İçindeki taşlar da az buz değil - binlerce..
Ve hepside ateşten..Yakıyor , kuşkulandırıyor , inkar ettiriyor , bölüyor..
Cerh ve tadil ilmini geç bir kalem!! Şimdiye kadar ne yapmışlar ki , şimdiden sonra yapacaklarından fayda gelsin..Akıntıya kürek çekmek bu..
Külliyen reddetmekten başka yol yoktur..Ama yapamazlar ayrı konu..

Hadislerden rahatsız olan Mehmet Akif Ersoy bakın şiirleriyle bu durumu nasıl yeriyor:

Hani vaiz diye geçinen maskara şeyler var ya ;

Der ki bir tanesi peştahtayı yumruklayarak:
Dinle, dünya neyin üstünde duruyor hey avanak!
Yerin altında öküz var, onun altında balık;
Onun altında da bir zorlu deniz var kayalık,

öteden Kürd atılır: Doğru mu dersin be hoca?
Ne demek doğru mu dersin? Gidi cahil amuca!
Sözlerim basma değil yazma kitaptan tekmil
Kim inanmazsa kızıl kafir olur böylece bil.


(Safahat)

Başka bir şiirinde Mehmet Akif maskara diye nitelendirdiği tipe şöyle çatar:

Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun..

Mehmet Akif bu din adamı tipini yererken hiçbir zaman ümitsiz değildir. Aşağıdaki mısralarda ise uydurmalara karşı çözümünü şöyle dile getirir:

Doğrudan doğruya Kuran'dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı..
http://www.tesbitler.com/iha/akifin.htm
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 20-09-2007, 11:21
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER

pante";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hayvan katliamcısı peygamber


298- Fâkih İbn’i-Muğire’nin azadlı cariyesi Saibe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın yanına girmiştim. Odasında, yere konulmuş bir mızrak gördüm. “Ey müminlerin annesi! Bununla ne yapıyorsun?” diye sordum. Şu cevabı verdi:
“Biz bununla şu kelerleri öldürüyoruz. Çünkü Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize bildirdi ki, Hz. İbrahim aleyhisselâm ateşe atıldığı zaman yerdeki bütün hayvanlar ateşin sönmesine katıldı, sadece keler katılmadı. Dahası o, ateşi (yanması için) üflüyordu. Bu sebeple Aleyhissalâtu vesselâm bunun öldürülmesini emir buyurdu. (K.S. 6949 C.17 S. 405 Akçağ alıntısı, İbn-i Mace 3231. )



299- Resûlullah der ki: “Her kim kertenkeleyi ilk vuruşta öldürürse ona şu ve şu kadar sevaba vardır, ve her kim onu ikinci vuruşta öldürürse, birinciden aşağı olmamak üzere ona şu kadar sevap vardır. Ve her kim onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da ikincisinden aşağı olmamak üzere şu ve şu kadar sevaba vardır.” buyurdular. (Müslim 146/695 C.9



300- İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm av veya koyun veya çoban köpeği hariç diğer bütün köpeklerin öldürülmesini emretti.”
İbnu Ömer radıyallahu anh’a: “Ebu Hüreyre, “veya ekin köpeğini de diyor!” denilmişti, bunun üzerine: “Onun ekini var da ondan!” cevabını verdi ve ilave etti:
“Biz Medine ve civarına gider, tek köpek bırakmaz hepsini öldürdük. Hatta biz, çölden gelmiş kadına refakat eden arkadaş köpeği bile öldürdük.” (K.S. 4949 C.14 S.159 Akçağ, alıntıları. Buhari, Bed’ül-Halk 14; Müslim, Musâkât 45,(1570); Muvatta, İstizân 14,(2,969) Tirmizi,Sayd 4,(148;



302- Resûlullah’a atfen: Resûlullah bize köpekleri öldürmeyi, emir buyurdu. Hatta kadın köpeği ile çölden gelirdi de biz o köpeği bile bile öldürdük . Sonra peygamber köpekleri öldürmeyi yasak etti ve:
- Halis siyahını, iki noktalısını öldürmeye bakın, çünkü o şeytandır; buyurdu. (Müslim 47/25 C.8 Sönmez Neşriyat A.Ş. )
1868. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Zehirli iri keleri ilk vuruşta kim öldürürse ona şu kadar iyilik sevabı vardır. Onu ikinci vuruşta kim öldürürse, birincisinden daha az olmak üzere ona da şu kadar iyilik sevabı vardır. Eğer bir kimse onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da şu kadar iyilik sevabı vardır.”

Müslim, Selâm 146. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 162-163; Tirmizî, Sayd 14; İbni Mâce, Sayd 12

Bir başka rivayete göre de şöyle buyurdu:

“Kim zehirli iri keleri ilk vuruşta öldürürse ona yüz iyilik sevabı yazılır. İkinci vuruşta öldürene bundan daha az sevap verilir. Üçüncü vuruşta öldürene de daha az sevap verilir.”

Müslim, Selâm 147 * *

Açıklamalar

Keler, kertenkeleye benzeyen bir sürüngen olup faydalı, zararlı, eti yenen ve yenmeyen çeşitleri vardır. Araplar iri kelere “sâmmü abras” adını verirler. Hadislerde öldürülmesi istenen kelerin işte bu iri, siyah benekli zehirli türleri olduğu anlaşılmaktadır. Arap dili âlimleri bunların çok pis ve zararlı olduğunu, kanı bir insanın bedenine sıçradığı takdirde orada alaca hastalığının meydana geleceğini ifade ederler.

Birinci hadiste *Resûlullah Efendimiz’in zehirli kelerin öldürülmesine gerekçe olarak “O, İbrâhim aleyhisselâm’a ateş üflerdi” buyurduğu belirtilmektedir. Bir başka rivayette, Hz. İbrâhim ateşe atıldığı zaman bütün hayvanların o ateşi söndürmeye gayret ettikleri, yalnız zehirli iri kelerin ateşe üfleyerek onu yakmaya çalıştığı (İbni Mâce, Sayd 12), yani şeytanın oyununa geldiği belirtilmektedir. Zehirli keleri ilk vuruşta öldürene yüz sevap, bazı rivayetlerde yetmiş sevap (Müslim, Selâm 147), ikinci ve üçüncü vuruşta öldürene daha az sevap verilmesi onu öldürmeye, elden kaçırmamaya teşvik etmek için söylenmiş, bu zararlıyı ortadan kaldırmak suretiyle insanlara hizmet eden kimsenin daha çok sevap kazanacağı belirtilmiştir. Hz. Âişe’nin odasında keler öldürmek için bir mızrak bulundurduğu da bilinmektedir (İbni Mâce, Sayd 12). Bu zararlı hayvanın Arabistan gibi sıcak bölgelerde çok bulunduğu, evlere girip yiyeceklere zarar verdiği ve tuza çok meraklı olduğu anlaşılmaktadır.

Hadislerden Öğrendiklerimiz

1. “Her zararlı öldürülür” kaidesi gereğince zehirli iri kelerin öldürülmesi uygun görülmüştür.

2. Peygamber *Efendimiz’in bu zararlı hayvanı ilk vuruşta öldürmenin daha sevap olduğunu belirtmesi, onu elden kaçırmayıp görüldüğü yerde öldürmeye teşvik etmek içindir.

3. Kelerin İbrâhim aleyhisselâm’ı yakan ateşe üflemesi bir gerçeğin ifadesi olabileceği gibi, onun insan oğluna verdiği zararın mecâzî bir anlatımı da olabilir
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:35 .