
13-04-2006, 15:37
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 115
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
Sodom sen bu mavalları geçde, Mevlana'nın dediklerine cevap ver.
Ben Kuraın kölesiyim.Muhammed'in *çiğnediği toprağım diyor.
ya sen nediyorsun buna..Buna cevap ver sonra başka konuya geç!
|

13-04-2006, 16:03
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 09 Oct 2005
Mesajlar: 46
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
Mevlana'nın Şems ile yaşadığı çarpık ilişki akla getirilince, yerlere serilmek, toprak gibi çiğnenmek, köle olmak, kul olmak gibi motiflerin ne tür noktalara temas ettiği konusunda bambaşka bir perspektif kazanılabiliyor. Dini değil de psikanalitik irdeleme bu bağlamda daha yerinde olacaktır.
|

13-04-2006, 16:34
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 115
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
Sen her söylenilene inanma Khazar. 
Çarpık ilişki imiş...
Sodomdan açıklama bekliyoruz.
|

13-04-2006, 16:36
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 115
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
Sen her söylenilene inanma Khazar. 
Çarpık ilişki imiş...
Sodomdan açıklama bekliyoruz.
|

13-04-2006, 17:58
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
AMD, artık Mevlana ile ilgili çok fazla şey söylemek istemiyorum çünkü yeteri kadar bahsettim ama nafile, herkes kendi fikrinin kulu kölesi olmuş hiçbirşey değişmiyor neticede.
Bak şöyle söyleyeyim ; Mevlana senin dinine ve peygamberine olan bağlılığını iyi bildiği için sana senin istediğin gibi seslenmiş, bana da başka türlü seslenmiş. Sonuçta ikimizi de kendi müridi yapmış baksana ikimizde ona toz kondurmuyoruz. Zaten bir eren'den de bu beklenirdi bir şeriatçı ile bir imansızı aynı tekke de buluşturmak.
Hazır söz ondan açılmışken,
Mevlana birgün bir papazın vaazın'ı dinler, papaz vaazında der ki; şükürler olsun Tanrımıza ki bizi imanlı insanlardan yaptı yoksa imansızlardan olsaydık ne yapardık ?
Vaazın bitiminde Mevlana papazın yanına gider ve der ki ; "kendini imansızlarla tartıya koyuyorsunda bir dirhem fazlam var diye övünüyorsun, eğer yiğit isen kendini peygamberler ile, erenler ile tartıya koy"
Yani kızım sana söylüyorum gelinim sen anla üslubu da çok açık.
Birde Niyazi Mısri den bir beyit koyalım da daha kolay anla konuyu.
Savmu salat u hacc ile sanma zahid biter işin
İnsan-ı kamil olmaya lazım olan irfan imiş.”
Sana tavsiyem nefsini tezkiye etmen olacaktır. O zaman kendi kibirine kılıf bulmak için imanım var diye üstünlük taslamaktan vazgeçersin.
|

13-04-2006, 21:52
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 09 Oct 2005
Mesajlar: 46
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
"İbdida - name de oğlu Sultan Veled;
"Şemsin yüzünü görünce aydın gibi sırlar ona açıldı, görülmemiş şeyleri gördü, kimsenin duymadıklarını duydu. Ona gönül verdi, elden çıktı. Yanında yücelik ile aşağılık bir oldu." diyor.
Abdülbaki Gölpınarlı ise buluşma ve sonrasını şöyle anlatır. "Mevlana Şems ile buluştuğu zaman adeta yıkanmış, arınmış suyu, zeytinyağı konmuş, fitili bükülüp yerleştirilmiş ve yeri neresi ise oraya asılmış bir kandildi. Yanarsa bütün dünyayı aydınlatacak ne ışığı azalacak, ne yağı tükenecek, nuru günden, güne parlayacak, ıssılığı andan, ana artacaktı. Fakat bir kibrit, bir alev, bir şule lazımdı kandili yakmağa. Ve işte Şems bu görevi yapmıştır. Ama o kandil yanınca kendisi de bir pervane kesilmiş varlığından geçip gitmişti."
Mevlana'daki bu değişiklik halk tarafından hoş karşılanmaz.
Bu hoşnutsuzluk nedeni ile Şems-i Tebrizi 1246'da Konya'dan ayrılır. Bu ayrılık Hz. Mevlana'yı, içine kapalı kimse ile görüşmez bir kişi yapar.
Bir süre sonra Şems'in Şam'da olduğunu öğrenir. Oğlunu Şam'a gönderir. Oğlu Şems-i yeniden Konya'ya dönmeye razı eder. Dönüşü müteakip Hz. Mevlana eski coşkulu yapısına kavuşur. Ancak halkın hoşnutsuzluğu yeniden şehri sarar. Bu sefer hoşnutsuzlar arasına Mevlana'nın küçük oğlu Alaaddin Çelebi de katılmıştır."
---
"Şems’in kayboluşundan sonra Mevlana, herkesten onun haberini soruyordu. Kim onun hakkında aslı esası olmayan bir haber bile verse ve Şems’i falan yerde gördüm dese, bu müjde için sarığını ve hırkasını vererek şükranelerde bulunuyordu.
Bir gün, bir adam, Şems-i Şam’da gördüm, diye haber verdi. Mevlana buna, tarif edilemeyecek şekilde sevindi ve o adama, üstünde nesi varsa bağışladı. Dostlarından birisi, bu adamın verdiği haber yalandır, o Şems’i hiç görmemiştir, dediğinde Mevlana şu cevabı vermiştir: “Evet, onun verdiği bu yalan haber için üstümde neyim varsa verdim. Eğer doğru haber verseydi, canımı verirdim.”"
Öyle ya... Her duyduğumuza, her okuduğumuza inanmamamız icap eder. Bunlar inanılacak gibi değil zaten. Esas inanmamız gereken şeyler bunlar değil de, mesela mağaraya melek inmiş, bilmem kime "oku" demiş... Buna inanmamız gerekiyor. Zaten inanılmayacak ne var bunda? O zaman her okuduğumuza değil, bir okuduğumuza inanmış oluyoruz hem, daha iyi.
Şaklabanlık dahi değil artık bu zırvalık silsilesi.
|

14-04-2006, 00:42
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
Daha önce yazmıştım.Tekrar yazma gereği hissediyorum.
İnsanlar ünlü bir kişiyi hangi özellikleriyle tanıyor , biliyor ve değerlendiriyorsa ;
o ünlüleri o yönleriyle ele almak , irdelemek ve yorumlamak gerekir.
Ahlak timsali olarak tanınan bir ünlü , gerçekte ahlaksız ise ve kanıtlarımız varsa ,
bunu ortaya koyar , insanları aydınlatmaya çalışırız.Barış timsali bir insan aslında
savaş yanlısıysa , dürüstlük timsali bir insan gerçekte hırsız ise , toplumcu bilinen bir
ünlü aslında çıkarcı ise doğruları ispatlamaya çalışırız.
Örneğin ; ben kalkıp Yavuz Selim'in çok merhametli , çok insancıl olduğunu yazarsam
muhakkak ki böyle olmadığını düşünenler itiraz edip , örnekleriyle doğrusunu yazacaktır.
YAVUZ SELİM'İN (VE KÜRTLERİN) ALEVİLERİ (TÜRKLERİ) KATLİ :
1514’deki Şah İsmail ile Yavuz Selim arasıda geçen Çaldıran Savaşı öncesi ve sonrası Anadolu’da ; tarihi kaynaklar 40 ilâ 100 bin civarında Türk'ün katledildiğini yazmaktadırlar.
Şafi mezhebinden Nakşibendi tarikatından Kürt mollası Şeyh İdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasıyla Doğu ve Güney Anadolu’dan Türkmenler sürülerek ya da katledilmişlerdir.Türkmenlerin hakim oldukları idari beylikler ve toprakları ;
“yurtluk ve ocaklık” adı altında Yavuz’un imzaladığı boş fermanları, İdris Bitlisi doldurarak 400 Kürt Aşiret reisine, ağasına vermiştir.
Yavuz Selim tarafından Erzincan Valiliğine atanan Bıyıklı Mehmet Paşa ve danışmanı İdris Bitlisi bölgede terör estirirler. Kurban Bayramında Osmanlı muhafızları Kızılbaş Türk ve Zazalara saldırarak binlercesinin kafasını keserek Erzincan’a getirerek şehirde , Kızılbaş kafataslarından minare yaparlar.
Bıyıklı Mehmet Paşa Osmanlı Ordusu ile İdris Bitlisi de topladığı 10 bin Kürt gönüllüsüyle ; Munzur dağlarına çekilen Şah İsmail’in Erzincan Valisi Nur Ali Halife ve Kızılbaşları , Haziran 1515’de Ovacık yöresinde ki Tekir Yaylağı’nda bularak bir bölümünü kılıçtan geçirirler , diğerleri kaçarlar. Dersim yöresinde Osmanlı Ordusu ile Palu Beyi Çemşid ve İdris Bitlisi komutasındaki Şafi Kürt gönüllüler ; on binlerce Zaza ve Türk Aleviyi katlederler. Artık Yavuz’un adı Aleviler arasında Yezit ile birlikte anılmaya başlanır ve lanet okunur olur. Yavuz Selim’in Mısır’ı alması ve 74.ncü İslâm Halifesi olması ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve İslâm Devlet kimliği oluşur .
Kanuni Sultan Süleyman döneminde yine Türklere zülüm ,şiddet ve katliamlar devam eder.
Kürt kökenli Ebussu’ûd Efendi’in Şeyhülislâm olmasıyla ve verdiği fetvalarla Kızılbaş Katliamı , “İslâm Şeriatı”na göre meşruluk kazanır. Yedi Kızılbaş öldürene “Cennetin Anahtarı” verilir. Bugün sünni ilim adamları tarafından “huşu ile anılarak evliya mertebesi”ne çıkarılan Ebussud Efendi , Türk katliamcısıdan başka bir şey değildir. Aslında lanet okunacak bir zalim , İslamiyeti çıkarlarına göre yorumlayan cellat bir din ûlamasıdır.
Hırvat kökenli ve nakşibendi tarikatından Kuyucu Murat Paşa l606’da sadrazam olduktan hemen sonra Anadolu’da geniş çaplı Alevi katliamı harekatı başlatır. 70 bin Alevi Türkmeni diri diri kazdırdığı kuyulara gömdürür.
O dönemler Türk düşmanlığının azgınlaştığı en acı dönemlerdendir.
Osmanlı Vak’a-Nüvisleri ( tarihçileri) Naima ve Hoca Sadettin Efendi gibileri; kitaplarında katliamları ballandıra ballandıra anlatmaktalar ve Türkler için; “nadan” yani “kaba Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk” ifadesini kullanmaktadır. Başka kitaplarda ise; ‘Türk iti şehre gelince farisice ürür.’ yazmaktadır. Osmanlının ünlü şairi Nef’i ise “Tanrı, Türk’e irfan çeşmesini yasaklamıştır.” Demektedir. Divan-ı Hümayun yazarlarından Hafız Ahmet Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde;
“Sakın Türk’ü insan sanma
Bin an bile olsa Türk’le birlikte olma
Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur.
Türk’ün başını kesenken sakın gam yeme
Baban da olsa Türk’ü öldür.”
|

14-04-2006, 07:29
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 29 Jan 2006
Mesajlar: 106
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
soyu sopu ne olduğu belirsiz devşirmelerin yönetimde olmasının sonucu zaten bu vahşet. sen kendi soydaşını dışla, hor gör, elin devşirmesini başına tac et, olcak iş mi bu. birde adalet varmış osmanlıda, ne adaleti, kendi öz soydaşlarını sömür sefil bırak git fethettiğin ülkelere yatırım yap, çok yazık.
HER İNSAN TANRIDIR!
|

14-04-2006, 12:48
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
İbretlik olaylar bunlar pante. Sağol, eline sağlık.
|

14-04-2006, 22:24
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dini Vahşet ve Katliamlar
Sargon senin de eline sağlık.Son topiclerin mükemmel..
KERBELA KATLİAMI :
Muaviye 660 yılında Ali'nin öldürülmesiyle İslam dünyasının tartışılmasız hakimi durumuna gelmişti. Ali'nin büyük oğlu Hasan'ın kimine göre dünya işlerine önem vermemesi , kimine göre de iktidarı eline geçirecek gücünün bulunmaması nedeniyle halifelik iddiasını sürdürmemesi ile Emevi sülalesi iktidarı her şeyiyle kucaklamıştı. Muaviye daha sonra Hasan'ı da zehirleterek öldürdü.
680 yılında Muaviye'nin ölümüyle oğlu Yezid halife oldu. Böylelikle halifelik ilk kez babadan oğula geçiyordu. Yezid halifeliği ele aldığında ilk iş kendisine muhalefet olabilecek , halkın tepkisini örgütleyebilecek kesimlere saldırmak oldu. Bu nedenle Ali'nin küçük oğlu Hüseyin'den kendisine biat etmesini ister. Hüseyin bunu kabul etmez. Kufe halkından çağrılar alan ve destek verileceğini haber alan Hüseyin , Yezid'e karşı tepkileri örgütleyebileceğini düşünerek yanındaki 72 kişi ile birlikte Kufe'ye gider. Ama Yezid'in baskıları nedeniyle şehirde kimse Hüseyin'le birlikte hareket etmez. Hüseyin şehri terk etmesi yönünde baskıların artmasıyla geri dönmek üzere yola çıkar. Daha sonra Kerbela Çölü'nde yolu kesilen Hüseyin ve kafilesi çölde üç gün susuz bırakılır. Yezid'in Ordusu'na karşı korkusuzca direnmelerine karşın oğlu Zeynel Abidin'in dışında kadın-erkek tümü katledilir.
İslam Peygamberinin en sevdiği torunu Hasan İslam halifesinin talimatıyla zehirlenerek öldürülmüş , diğer torunu da tüm ailesi ve yakınlarıyla birlikte halifenin ordusu tarafından katledilmişti.Peygamberin torununun kafası kesilerek Yezid'e sunulmuş , İslam halifesi Yezid peygamberin "ciğerparem" dediği torununun kesik kafasını iteleyip kakalayarak aşağılamıştı..
Kerbela Katliamı Alevi ve Şia tarafından *her yıl "Aşure günü" olarak anılmaktadır...
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:11 .
|