Sangre´isimli üyeden Alıntı
Dostum, senin açtığın başlığı okudum.. Yazdıklarına da yüzde yüz katılıyorum.. Freddie'ye de orada yanıt yazacaktım, fakat daha sonra 2. iletisinde gördüm ki yeni bir başlık açmış.. Ben de yeni başlıkta yanıt vereyim diye düşündüm.
Yazının çıkmamasına da üzüldüm.. Uzun uzun yazılan bir iletinin kaybolmasını da iyi bilirim.. En çok da verilen bir emeğin boşa gitmesi insanı üzüyor.. Bu yüzden ilk iletimdeki yazıyla yüzde yüz mutabık olmana sevindim.
Evet, tek bir Neo-Liberalizm elbette yok.. Bu akımın gelişmesine katkı sağlayan, Hayek/Mises gibi, Friedman gibi ekonomistler var.. Ama Neocon diye tabir edilen muhafazakarların ekonomik sistemleri de bu Neo-Klasik geleneğe dayanıyor.. Yani muhafazakar kesim bireysel özgürlük alanında kısıtlayıcı, ekonomik özgürlük konusunda ise mümkün olduğu kadar Friedman, Ayn Rand gibi isimlerle benzeşiyorlar.
Mesela hem bireysel, hem de ekonomik özgürlük alanında en esnek akım Libertarianizm'dir.. Onların savunduğu özgürlüğü hiçbir akım savunmuyordur sanırım.. Ama onların muhafazakarlarla benzeştiği tek nokta ekonomidir.. İkisi de devletin mümkün olduğu kadar küçülmesini savunurlar.. Ben de bu yüzden Neo-Liberalizm derken, hem Friedman'ın temsil ettiği Chicago okulunu, hem de 'Burkeian' çizgide devam eden Muhafazakarları bir tuttum.. Bunda da amacım sadece ekonomik olarak benzeştiklerini göstermek yönündeydi.
Ben bu aralar ekonomide 'sosyal adalet, sosyal seçim teorisi' gibi konuları okuyorum.. Friedman'ın temsil ettiği Chicago okuluna nazaran, 'Kamu tercihi okulu'nu temsil eden ekonomistleri biraz daha doğru buluyorum.. (Ekonomi yönünden) Neo-Liberalizm'e yönelik bazı eleştirilerim de, bendeki bu değişimin (Sosyal Liberalizm'e yönelmemin) yansımasıdır zaten 
|
Dostum sanırım daha önce söylemiştim, Ben zaten kendimi daha çok Liberteryenizme yakın görüyorum, Devletin Güvenlik ve ticarî mahkemeler dışında büyük ölçüde bireyin hayatına müdahale etmemesi taraftarıyım, Ayn rand'ın fikirlerini beğeniyorum, Mesela, Thomas Jefferson'ın yaklaşımları da bana gayet mantıklı geliyor.
vatandaşlarımıza devlete bağımlı olmadan da kendi ayakları üzerinde durabileceklerine dair bilgi ve teoremleri, Pratik hayattaki uygulamalarını eğitim-öğretim hayatında yapılandırılamıyor.
Yüzyıllardan beri süre gelen devletçi-merkeziyetçi anlayıştan da bir türlü kurtulamadığımız için, devlet babamızın evlatları olmaktan öteye geçemiyoruz.
Mesela, düşünün ki, Valilerimiz bile atanarak göreve geliyor, Yani halka diyorlar4 ki, Sen valini seçemezsin ama biz senin yerine birtane atarız.
Vatandaş kendini devlete bağımlı hissedince de, 3-5 sözüm ona fayda sağlamak uğruna ipleri devletin eline veriyor, Ama bilmiyor ki devlet ona getirdiği yarım-yamalak hizmetin bedelini yine ondan fazlasıyla almak bir yana sorumsuzluğu yüzünden aldığı vergileri çarçur ediyor.
Konuyu açan arkadaşın çizdiği mükemmel kamusal tablonun olması mümkün değildir, olmayacaktır da, çünkü kişinin özel mülkiyetine gösterdiği özeni tüzel kişi ve kurumlar hiçbir zaman göstermeyecektir.