farketmez´isimli üyeden Alıntı
Kuranı baştan sona onlarca kez okumuştum. hiçbir şekilde beni etkilemiyor,çarpmıyor, hayranlığımı kazanmıyordu.. vay be ne söz söylemiş tanrı helal olsun. demiyordum  ayetler arası çelişkileri tespit ediyordum ama üzerine gidemiyordum çoğu zaman.. üzerine gittiğimde ise kafamdan bahaneler ve savunmalar üretip kuranı haklı çıkarmaya çalışıyordum. ama çoğunlukla haklı çıkaramıyordum. çünkü vicdan ve mantıkla çelişen sözler o kadar fazlaydı ki, başa çıkmak mümkün değildi.
|
Bunları birebir ben de yaşadım.
Kur'an âyetlerini okuyup feyz almam gerekirken, kimi çelişkileri hazmetmek ve inancıma uydurmak için çaba sarf etmekteydim. Bu çabanın temel kaynağı da Kur'an İlah'ının sürekli tehditleri idi. Ebedi olarak Cehennem'e gitme korkusu, okuduğum her şeyi kabûle zorlamaktaydı beni.
farketmez´isimli üyeden Alıntı
Sonra tevrat ve incile taktım kafayı. belki onlar tanrı sözü olabilirdi, düştüğüm bu boşluktan beni çekip çıkartabilirlerdi.
uzun uzun onları da inceledim. fakat sonuç gene hayal kırklığı oldu.
Peki bir tanrının var olmasını ister miydim? tahmin edemeyeceğiniz kadar çok isterdim... 
|
İslâm ile ilgili inancımı yitirdikten sonra İncil okumaya karar verdim.
Doğrusu; İncil'i - Matta/Markos/Luka/Yuhanna - okuduğumda ayaklarım yerden kesildi âdetâ. Ben, Tanrı inancı olmadan yaşayamam. Zihnimde oluşturduğum Tanrı algısı, MESİH'in öğretişlerindeki Tanrı idi. Ama; o zamana kadar İncil okumadığım için - Müslümanlarca 'muharref' kabul edilir ya - bunun farkında değilmişim.
Tevrat ve Kur'an biribirine daha çok benizyor sanki.
Yasalar, şeriat, katı kurallar vs.
Fakat İncil çok farklı.
İncilde daha ziyade bir ilkesellik gözlemledim ben.