Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #21  
Alt 09-12-2007, 12:27
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: Gri Propaganda..

"Türk'ün, Türk'ten başka dostu yoktur"

Gerçekten de durum bu mudur?
Uluslararası ilişkiler ve toplumsal yapılara baktığımızda, dünya coğrafyasında, dengenin ve çıkarların güç ve etkin eylemsellik ile devamlı bir şekilde değiştiğini görmekteyiz.
Daha açık anlatım ile bu gün faydalı bir edinim için riske edeceğimiz şeyleri, yarın faydasız bir hal alması ile riske etmeyebiliriz. Yani her daim bu dengelerde rasyonelli aranmaktadır.
Rasyonelliği biraz araştırır isek;
"Rasyonellik, akılcılık ya da usçuluk anlamında felsefi terim ve önerme. Duyusal deneyimi ikincil kılar ve dahası önemsizleştirir. Deneyciliğe ( amprisizm ) karşı, gerçek bilginin deney-dışı bir yapıya sahip olduğunu ve akla dayandığını ileri sürer. Tümdengelimli düşünce yöntemine dayanır."
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Rasyonellik

Gerçi, rasyonellik kavramının bilinmesi ve öğreti halini alması ancak birkaç yüz yıllık bir olay olmasına karşın, insanın var oluş gününden itibaren görüldüğü anlaşılmaktadır.

Uluslararası ilişkilerdeki bu kuramı göz önüne alırsak, üretmiş olduğumuz slogan;
"Türk'ün, Türk'ten başka dostu yoktur." doğrudur.

Ancak, bu slogan, bu gerçekliği ortaya koyma amacı taşımaz. Bu sloganın bireysel amacı korku, toplumsal amacı yanlızlaştırmak, genel amacı ise toplumu, baskıcı bir zümrenin eylemlerine mecbur kılmaktır.

Korkuya başvurma:Korkuya başvurma genel nüfusta korku yaratarak bir konuya destek sağlamayı amaçlar. Örneğin, Joseph Göbbels Teodore Kaufman'nın Almanya yok olmalı sözlerini kullanarak Müteffiklerin Alman halkını yok etmeyi amaçladığını iddia etmiştir

Kendi sloganımızı biraz daha açalım.
Bu slogan ne zaman ve kimlere karşı kullanılmaktadır.

Ülkenin, uluslararası toplumlara ve kurallara adaptasyon süreçlerinde (A.B., NATO v.s.)
Komşu ülkeler ile bağlaşık kurulma zamanlarında, (Türk Cumhuriyetleri, Rusya v.s.)
Her zaman sorunlu olan uluslararası sorunlarda değişik düzlemlerde yapılan yeniliklerde. (Kıbrıs, Ermeni sorunu v.s.) *
Uluslararası, büyük ekonomik projelerde (Petrol boru hatları, Doğalgaz hatları, enerji transferleri v.s.)
İç politikada yapılan büyük değişiklerde (Devletçi politikadan liberal politikalara geçişte, İthal ikamesinden, ithalat ağırlıklı alıma geçiş v.s.)
Gibi olayların eşiğinde toplum üzerinde, korku yaratmak ve yanlızlaştırmak amaçlı olarak bol bol kullanılmıştır.

Gün gelmiştir Milliyetçi taraf, milli duygular ile kullanmıştır. Gün gelmiştir Sosyalist taraf, yurtseverlik adına kullanmıştır. Lakin her iki taraf da bol bol bu sloganı, kendi izdüşümlerine uygun vasıflarda ve toplumu kendilerine çekme gayesi ile kullanmıştır.
Günün anlam ve önemine binaen bu sloganın türevleri de çıkmıştır.
"Domuzdan post, Almandan dost olmaz."
"Yunanla girme kola, sokarlar hançer sonra." v.s.

Sonuç olarak diyebiliriz ki;
Rasyonellik temelinde olan uluslararası ilişkilerde; dostluk, yarenlik, kardeşlik, ağabeylik olamayacağı gibi, ezeli düşmanlık, kin ve nefret gibi duygusal terimlere de yer verilmez.
Bu temelde, içerik olarak doğru olan "Türk'ün, Türk'ten başka dostu yoktur." sloganımızın üreticileri bunu, Gri propagandanın bir amacı için, korku üretmek, yalnızlaştırmak ve böylece baskıcı iç egemen kuvvetlerin yönetimine istekli topluluklar var etmek amacıyla kullanmışlardır.

Devam edecek...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 10-12-2007, 14:05
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: Gri Propaganda..

"Ya Sev, Ya Terket"

Üçüncü bir şık var mıdır?
Terketmeden, az sevebilir miyiz?
Hem sevip hem terketmek enayilik mi olur?
Sevmeden kalınmıyor mu?
.
.
Az pilav üstü döner gibi oldu ya neyse.

Cümlemizde, esas sorunun sevgi olduğu gibi bir izlenim verilerek, karşılığı belirlenmiş.
Kaldı ki; sevgi, subjektif bir kavram olmasına rağmen verilmiş. Özellikle verilmiş.

Dün akşam, "Bir Tutam Baharat" isimli bir film seyrettim. Seyretmemiş olan arkadaşlar için tavsiye ederim mutlaka seyredilmesi gereken bir film.
Satır aralarında pek çok propaganda gidip gelmekte. Ancak öz olarak bence güzel bir film.
İstanbullu Rum bir ailenin hayatını konu almışlar. Yıllar öncesinde başlayan acılar elemler ve göç. Gidilen yerde yabancılık duygusu ve memleket özlemi. İstanbul özlemi. İstanbul'da kalan ve orayı terketmeyen büyükbaba ve ailenin çocuğu arasındaki ilişkiler.
Lafı uzatmayayım.
Orda da aynı konu üzerinde durulmakta. Ve iki şıklı çok basit bir tercih yapılmakta.
"-Ya Müslüman ol, ya terket...."
Kıbrıs çıkarması yıllarında, göçmeye zorlanan bir gayrımüslüm aileye söylenen de aynı.
"-Ya bizdensin ya düşman..."

"Nedeni aşırı basitleştirmek: Karmaşık sosyal, politik, ekonomik veya askerî sorunlara popüler genellemelerle cevap vermek."

Evet, ulaşılmak istenen sonuç için uygulanan çok basit bir propaganda örneğidir bu örnek.
Ve olguların temeline inilemez, sorgulanamaz, suçlu bulunamaz kılmak için ön kabul ile sonuca direkt varmanın bir tezahürüdür.

Niçin, terk etmemiz istenmektedir?
Sorun nedir?
Bu sorunun nedeni/nedenleri nelerdir?
Bu sorun nasıl çözülür?
.
.
Gibi mantıklı, objektif, adil, hakkaniyet ölçüsünde olan ve fakat belki biraz uzun süreli lakin çok uğraş verilen bir yol izlemek gerektirir.
Bu yola baş koyduğunuz zaman, sorumluları ve sorunları bulacak dürüstlük gerekir.
Hem kendimizin hem karşımızdakinin faydasını sağlayacak kadar akıllı olmak gerekir.
Gerekirse kendi lokmasından kopartıp karşındakine hakkını teslim edebilecek cesaret gerekir.
Velhasıl kelam gerekir de gerekir!
Sonuç.
Sonuç mükemmeldir.
Belki kayıplı, yaralı, biraz yoksulca ama başı dimdik ve kimseye ve hiçbir şeye karşı eyvallahı olmayan bir duruş.

Ama bizim bu kadar uğraş verecek zamanımız yoktur!
Biz haklıyız!
Biz harici herkes haksızdır!
Bu yüzden bizim dediğimiz gibi olacaktır.
Başkasının durumu bizi ilgilendirmez.
Kesin bir sonuç vardır bunda.
Diretmeye de lüzum yoktur.

"-Ey ulu yıldız." der Zerdüşt.
"-Aydınlattıkların olmasaydı! Ne olurdu senin mutluluğun?"
Kaynak, Böyle Buyurdu Zerdüşt, F. Nietzche, 3.s.

Aydınlattıkların olmasaydı?

Yönetici erk olarak, aydınlatılanlar ne derece önemliyse, davranışlar da o derece önemli olmalıdır.
Bu şu sonucu da kendiliğinden üretir.
Aydınlatılanlar olmadığı sürece ULU YILDIZın bir anlamı yoktur.

Nedenleri aşırı basitlerşirip sonuç almak, kısa dönemde çok kesin ve tatminkardır.
Hatta bu sonuçlar oldukça da parlaktır ilk zamanlar.
Ancak bu yöntemin en büyük düşmanı zamandır.
Zaman geçtikçe önce parlaklık söner, sonra kesin olan sonuçlar muğlaklaşır, işler karışır ve içinden çıkılamayacak duruma gelir.

Devam edecek...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 20-12-2007, 16:56
Vatan Vatan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Nov 2007
Mesajlar: 26
Standart Re: Gri Propaganda..

mhmmd";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Ya Sev, Ya Terket"

Üçüncü bir şık var mıdır?
Terketmeden, az sevebilir miyiz?
Hem sevip hem terketmek enayilik mi olur?
Sevmeden kalınmıyor mu?
Üçüncü bir şık var: Ya sev ya da efendi ol.

Efendi olmalarını istedik ama onlar "Cudi'yi arkamıza aldık" dediler, 30 vatandaşımızı intihar saldırısı ile şehit eden terörist kadına kahraman muamelesi yaptılar ve "Apo önderimizdir" dediler.

Şimdi soralım: Efendi olmak bu kadar zor muydu?

Hasan, Haso olmuşsa bu bir fark mıdır yani? (Ozan Arif)
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 20-12-2007, 17:49
Vatan Vatan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Nov 2007
Mesajlar: 26
Standart Re: Gri Propaganda..

Şimdi Kara propaganda'nın değerlerin istismarı veya değerlerin yok edilmesi sürecinde nasıl çalıştığına bir kaç örnek vermek isterim:

Bu konuda sorulacak ilk soru şudur:

Değer olanlar nedir?

Hiç konuyu soyutlaştırmadan çok net bir şekilde Türkiye üzerinden anlamaya çalışalım:

Bizim değerlerimiz nedir diye soralım:

Birincisi İslamiyet Türklerin tarihsel bir değeridir.

Bu çok yönlüdür. Siyasal islam'dan bahsetmiyorum. İslam'ın bizim toplumumuzdaki geleneksel yaşam biçimimize olan kültürel katkıları önemli.

Daha doğrusu geleneksel islam'ın siyasi islam tarafından baskı altına alınması tam anlamıyla değerlerimize yönelik bir saldırı olarak başlamıştır.

Siyasal islam'ın doğduğu yer tarikat/cemaat ortamları olmuştur.

Daha önce tarikat/cemaatlerin nasıl AB-D tarafından kullanıldıklarına değinmiştim.

Türkiye gerçeğinde FG cemaatinin bir CIA kurumu Nakşibendiliğin de İngilizler tarafından kontrol edildiğini ve ekseriyetle diğer cemaatlerin de başta Almanya (Kaplan grubu vb.) gibi batılı ülkeler *tarafından kontrol edildiğini ve bu cemaatlerin aynı zamanda Yahudi sermayesi ile içli dışlı olduklaırnı ve adeta herbirinin Judaize olduğunu söylemek tam anlamıyla doğru bir tespit olacaktır.

Peki bunun sonuçları ne olmuştur?

Dikkatle gözlemlediğimiz sonucu bu tarikatlerin gelenekse islam'i kültür üzerinde çok ağır baskı oluşturduklarıdır.

Geleneksel islami kültürümüzde var olan ve bize manevi bir çok özellik kazandıran öğeler bu cemaatler kanalı ile aşındırılmıştır.

Bu da daha çok şekilci/kuralcı/kuralkoyucu/ tepeden inme bir islami anayışın Anadolu kültürü tarafından yumuşatılmış ve insan merkezli hale getirilerek bir çok insani özelliği de bünyesine katan ve temeli sevgiye dayalı islam kültürünü yok etme süreci ile kendini göstermiştir.

Yunusların, Hacı Bektaşların, Mevlana'ların sadece isimleri kalmış onlar bile amaçları dışında bu siyasi islamın çarpık yorumları ile dejenere edilmiş ve öze ilişkin değil de gelenksel sünnetçi anlayış ile bağlantılı şekilde ele alınmış ve sevgiye/hoşgürüye dayalı bir din anlayışı terkedilmiş ve sadece Kuran/sünnet merkezli kurallar bütünü gibi islam'ın algılanmasına yol açarak Türkiye'de İslam'ın mezhepsel bölünme yaratacak şekilde kullanılmasına neden olmuştur.

Şunu unutmayalım: Kara propaganda çabalarının hepsinin bir tek ortak amacı vardır:

Toplumu çeşitli farklılıkları öne çıkararak birbirine düşman hale getirmek ve bozulan bütünlüğün üzerinden toplumun bu farklılaştırılan parçalarına hâmilik rolü oynayarak onları kontrol altına almak ve uzun vaade de ülkeyi siyasi olarak bölmek.

Yani kara propaganda emperyalist ülkeler tarafından "ulus devlet ve onun çatısı altına yaşayan ulus" hedef alınarak uygulanır.

İşte temel çelişkinin emperyalizm ile ulus devletler arasında olduğunu görmek bu sorunu anlamaya yönelik doğru bir başlangıç olacaktır.

Evet bu amaçla da toplumu birarada tutan bütün değerler kara propagandacıların ana hedefidir.

Toplumu bir arada tutan değerler ya yok edilir ya da *toplumu birarada tutuyorsa o zaman o değer toplumu birbirine düşman haline getirecek şekilde kullanılır.

Sonuçta yapılan tam anlamıyla ya değerlere saldırıdır ya da değerlerin istismarıdır.

Söz konusu İslam olunca bu daha çok değerlerin istismarı olarak çıkar karşımıza.

Siyasi islam cemaat/tarikat ortamlarında yetişmiştir ve ilk hedefi de geleneksel islam olmuştur ama bununla da yetinmemiş siyasal olması sebebi ile de devleti ele geçirmeye çalışmaktadır.

Bu amaç doğrultusunda gösterilen çabaların bütünü zaten AB-D merkezli kontrol edilen cemaatlerin devleti ele geçirmesi olarak somutluk kazanır.

Bir cemaatin tek başına sadece lideri sana bağlıysa onun bütün üyelerini de yönetme kolaylığını kazanırsın. Tabii o cemaatin ikliminde yetişen üyelerin senin istediğin tarzda "milli kimlikten yoksun" ümmetçi bir *birikime sahip olması da işin kaymaklı kadayıf tarafıdır.

İşte ulus devlete ve bunun doğal sonucu olarak bir milletin bağımsızlığına yönelik saldırının
başladığı nokta da burasıdır sözkonusu olan İslam ve cemaatler olunca.

Türklük bilinci yerine ucu köşesi belirsiz bir "din kardeşliği" lafazanlığı ile yaratılan ümmetçilik milli bilincimize yönelik temel saldırılardan birisidir.

Halbuki tarihsel deneyimlerimiz aynı dine bağlı Arapların nasıl da bizi terkederek İngilizler ile işbirliğine girdiklerini gösterir bize. Yani ümmetçilik tek başına bir aldatmacadır siyasi alanlarda.
Lakin gelin görünki bir sunni Türk sadece aynı dine sahip olduğu için kendisine bir Arabı kendi milletinin bir üyesi olan bir Alevi Türk'ünden 'den daha yakın görüyorsa amaç başarıya ulaşmış demektir. Çünkü bir millet kendi içinde bölünmeye başlamıştır.

Sonraki yazımda yok edilmek istenen bir dğer olarak Atatürk ve onun devrimlerini anlatmak istiyorum.

Evet, artık bizi birleştiren temel değer olarak *Atatürk'ün de yok edilmek istendiğini görmemiz gerekmektedir. Bu konuda daha somut örnekler vereceğim sonraki yazımda.

Şimdili özetle "Kara propaganda" hakkında söyleyeceğim şunlardır:

a-Bir merkezden yönlendirilir: Başta ABD olmak üzere bütün emperyalsit mahfiller

b-Belirli araçları kullanır: Cemaatler, sivil toplum örgütleri, medya, siyasi partiler vb.

c-Ve belirlenmiş hedeflere doğru gider: Türkiye'nin bölünmesi veya istikrarsızlaştırılması.

Hasan, Haso olmuşsa bu bir fark mıdır yani? (Ozan Arif)
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 21-12-2007, 02:54
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: Gri Propaganda..

Ya sev ya da efendi ol.


Sn. vatan,

Bu sloganınızı en kısa sürede değerlendirmeye çalışacağım.
Yazınız yine çok güzel.
Pek çok yerine imzamızı rahatlıkla atabiliriz.
Katkılarınız için teşekkür.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 21-12-2007, 03:09
Vatan Vatan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Nov 2007
Mesajlar: 26
Standart Re: Gri Propaganda..

Bir milli değeri ya kendi amacı doğrultusunda kullanırsın ya da onu yok etmeye çalışırsın.

İşte söz konusu Mustafa Kemal olunca bunun ikisini de görmek mümkündür.

Mustafa Kemal İngilizler'den genel valilik mi istedi?

http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=142583

Ya da Atatürk Amerikan mandasından yana mıydı?

türünden tamamen gerçek dışı şüphe uyandırmaya yönelik çabaların haddi hesabı yoktur.

Tabii burada bilimsel anlamda sorgulayıcı bir tarih anlayışından bahsetmiyoruz.
Burada bahsettiğimiz yaygın medyanın kullanılarak ve hiç *bu tip iddiaları çürüten bilgi ve belgeye dayalı cevapların yayınlanmadığı, tek taraflı olarak ve "şüphe uyandırma" amacıyla yapılan karalama faaliyetlerini bashediyoruz.

Eğer bu tip aslı astarı olmayan*iddialar tek taraflı olarak *Hürriyet, Vatan gibi gazetelerde yayınlanıyorsa o zaman karşımızda bir "kara propaganda" faaliyeti var demektir.

Birleştirici bir milli kimlik, bir ulusu ulus yapan ve onun kalbinde en seçkin yerini alan bir değer olarak Atatürk son dönemde olağanüstü kara propaganda saldırılarının ana hedeflerinden birisi olmuştur.

Bir birleştirici değer, bir ulusal lider ve bu ülkede yaşayan herkesin bir çok şeyini ona borçlu olduğu isim maalesef hedef altındadır.

Özellikle Rıza Nur'un iftiraları bugüne kadar çok önemli kaynak olarak kullanılmıştır Atatürk düşmanları tarafından.

Bu patolojik vâka Turgut Özakman tarafından incelenmiş ve kitaplaştırılmıştır.

http://www.tulumba.com/storeItem.asp?ic=zBK983305ZK752



Aşağıdaki yazı alıntıdır:

------
"Hayatım ve Hatıralarım" adlı 2005 sayfalık baştan sona iftira ve uydurma ile dolu kitabında, "İhtiyar Teselyaların rivayeti şudur." diye başlar ve Mustafa Kemal'in annesinin genelevde çalıştığına ilişkin iğrenç iftirayı atar. Rıza Nur tipindekiler de, yani yeni Rıza Nurlar, bu iftiraya sarılırlar.

Bu iftiranın ortaya çıkış nedenini anlayabilmek için Rıza Nur'u biraz tanıtmamız gerekecek. Ayrıca uydurma ve iftiraların %90'nın kaynağı da bu kişidir, belirttiğimiz kitabıdır. Saldırganların pek çok kaynak dediği de bu kitaptır.

Rıza Nur, tıp doktorudur. Birinci ve İkinci Meclis'lerde iki dönem milletvekilliği yapmış, iki kez hükümette görev almış, Lozan Konferansı'na İsmet İnönü'nün maiyetinde katılmış bir kişidir. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra 14 ciltlik Türk Tarihi adlı bir eser yazarak burada Kurtuluş Savaşı'nı överek anlatır.

Eylül 1926'da Türkiye'den ayrılarak ve Fransa'ya yerleşir. Buna karşın milletvekilliği maaşının ödenmesi sürdürülür. Gidişi de kendisinden, hastalığından kaynaklanır. 1927 yılında Atatürk, Nutuk'u okur ve yayımlar. Nutuk'ta bu kişinin Balkan Savaşı sırasında yurda ihanet etmiş olduğu, herkes yurdu kurtarma çabası içindeyken bunun Arnavutları isyan ettirme çalışmalarında bulunduğu açıklanır.

Rıza Nur 1928 yılında, Nutku okur ve "Hayatım ve Hatıralarım" isimli anılarını yazmaya başlar. Yazarken kullandığı kaynak Nutuk'tur. Nutuk'u ters yüz ederek ve hiçbir belge kullanmadan yazar. Yazdıkça da kalemi iyice kayganlaşır, hayallerini, kafasından geçenleri, fütursuzca kağıda döker. Böylece hainliğinin ortaya dökülmesinin karşılığını verir.

Anılarını, 1935 yılında, Biritsh Museum'a "1960 yılına kadar okuyuculara sunulmamak" koşuluyla gönderir. Yani olay tanıklarının ölmesini bekler. Anılar, 1967/1968 yılında 4 cilt olarak Türkiye'de yayımlanır. (Bu iftiraların yayımlanmasına göz yumanlar da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir hainliktir.) İşte bundan sonra Atatürk düşmanları, Türk ve Türkiye düşmanları, kendilerince bir kaynağa kavuşurlar. Atatürk dönemi tarihini belgelere, gerçeklere dayalı değil, Rıza Nur'a dayalı işlemeye başlarlar.

Rıza Nur’un anılara göre Atatürk, her türlü kötü özelliğe sahip bir kimsedir. Kurtuluş Savaşı Rıza Nur sayesinde zafere ulaşmıştır. Lozan'ı yapan, saltanat'ı kaldıran, Cumhuriyet'i kuran, halifeliği kaldıran devrimlerin düşünce babası sözde hep Rıza Nur'dur.

Peki bu Rıza Nur nasıl bir kişidir? Anılarında kendini tanıtıcı çok bilgi verir ve kendi kendine hekim olarak koyduğu tanı "Kuşkusuz ki ben nevrastenik idim". Evet hasta bir kişidir.

Turgut Özakman, bu kişinin kişilik yapısını "Dr. Rıza Nur Dosyası (Bilgi Yayınevi)" adlı yapıtında ayrıntılarıyla ortaya koyar. Ve bir doktordan, yazdıklarının incelenmesiyle bir tanıya ulaşmasını ister. Ruh ve Sinir hastalıkları uzmanı Dr. Hasan Behçet Tokol'un, Rıza Nur'a ilişkin tanısı şöyledir:

"Bu kişide bir koğuş hastaya yetecek kadar hastalık var. Teşhisim; psikopatik bir zemin üzerinde paranoit reaksiyon, yani çok ağır bir ruhsal bozukluk tablosu. Bu tür hastalar, zeka fakülteleri tamamen bozulmadığından kısa süreli de olsa olumlu işler yapabilirler. Anılarını; son duygu, düşünce ve yargılarına göre değiştirerek, geriye dönüp yeniden kurgulayarak, sanki gerçekmiş gibi aktarmış ki, bu tutum, bu tür hastalara özgü bir telafi ve tatmin yoludur. Böyle bir hastanın anılarını ve tanıklığını ciddiye almak tıbben olanaklı değildir.

"Doktorun, Rıza Nur'da belirlediği hastalık adları da şöyle: İzolasyon (kendini çevreden soyutlama), depresyon (ruhsal yavaşlama, içe kapanma, çöküntü), homoseksüel eğilimli, Obsesif- kompülsiv sendrom (toz, mikrop korkusu), depersonelizasyon (aşağılık duygusu), agresif ve hostil (saldırgan ve kızgın), psikopat (kişilik bozukluğu), mitomani (yalan söyleme), fabulasyon (masal uydurma, hayali hikayeci), fanteziler (hayal ettiği olayları gerçek sanma), megalomani (büyüklük fikirleri), narsisizm (kendine hayran olma), paranoid reaksiyon (takip edildiğini sanma duygusu, öldürülme korkusu), egosantirizm (kıskançlık, herkesi karalama, güvensizlik, devamlı övünme, sahte gurur). Gerçekten bir koğuş hastaya yetecek kadar hastalığa sahipmiş.

İşte yeni Rıza Nurların peşinden gittiği, hep kaynak gösterdikleri kişi bu. Turgut Özakman'ın eserinden Rıza Nur'u biraz daha tanıtalım : Rıza Nur, bir uçtan bir uca sürekli gidip gelen bir kişidir. Balkan Savaşı'nda Arnavutları ayaklandırır, Kurtuluş Savaşı'nda milliyetçidir, anılarını yazarken ırkçıdır. Anılarında hem sultanlık ile halifeliği kaldırmış olmakla övünür; hem de hazırladığı parti programında halifeliği yeniden kurmak ister. "Türk Tarihi" adlı kitabında Mustafa Kemal'in hakkını teslim eder, onsuz zaferin olamayacağını belirtir. Anılarındaysa Mustafa Kemal'e olmadık iftiralar atar.

Rıza Nur cinsel yönden de sağlıklı değildir. Kendi anlatımıyla gençliğinde bir kez cinsel tacize, bir kez de tecavüze uğramıştır. Sonrasında bir Harbiyeliye aşık olur. Kadın olmak ister. Husyelerini aldırtmayı düşünür.

Rıza Nur'un "Hayatım ve Hatıralarım" adlı kitabının bazı cümlelerini aynen şöyledir :

"Karımdan şu mektubu aldım: 'Ben burada kendime bir hayat arkadaşı buldum. Bunu başkasından duyarak üzülmene imkan bırakmıyorum.' Namussuz karı! Sonunda bana boynuz da taktı (s.1785). Galiba bu işte (M. Kemal'in) ve İsmet'in (İnönü) de parmağı var (s.1786)."

"(Karımın) ahlakı da bozuldu. Evdeki kızları benden gizli çırılçıplak soyuyor, dans ettiriyor (s.1346)"

"Bir Rus doktor, zampara mı zampara. Karının sözüne göre de bizim karıya da sataşmış (1410)."

"Yataktan fırladım. Adam da derhal kaçtı. Baktım ki donum kesilmiş. Artık uyuyamadım (s.7."

"Yaşlı adam tabancasını çekti ve bana, 'Çöz! Yoksa öldürürüm!' dedi... Boğuşma başladı... Nihayet bayılıp kalmışım... Gözümü açtığım vakit yanımda kimse yoktu (s.84)."

"Bu çocuğu (Harbiyeli) herkesten ziyade sevmeye başladım... Görmesem aklımdan hiç çıkmıyor, görsem yüzüne bakamıyor, içimde heyecan duyuyordum... Anladım ki bu çocuğa aşık olmuştum... Böyle bir aşkın sonu livata (sapık cinsel ilişki) demektir. (s.22)"

"Kadın, erkekten aşağı bir mahluktur. (s.1530)"

"Ne hayvan, ne de insan sevmem. Hele insanlar, iğrendiğim şeylerdir. (s.1531)".

"Arnavutları isyana teşvik ettiğimi ben kendi elimle yazdım. Bu kusur değil, iftiharım sebebidir (s.37. Bugün de bununla iftihar ederim. Bana büyük şereftir. (s.1305)".

"Ahlak ve temiz adetler ve faziletlerin bir kısmı kendiliğinden gitti, bir kısmını da bilerek ben terke mecbur oldum. Yalanda söyledim (s.105)."

Rıza Nur'un hazırladığı bir parti programından saçmalıklar :

* İdare sistemi laik ve sosyaldir. Fakat devletin resmi dini vardır.
* Eski yazıya dönülecek ve Latin harfi ile ikisi beraber yürüyecek.
* M. Kemal'in Nutuk'u toplattırılıp, imha edilecek .
* Partiye mistik bir şekil verilip, üyeleri Türkçülük hususunda tarikat ve dervişlik gibi ilahi bir ideal ve gayrete sahip olacaktır.
* Halveti tarikatına müsaade etmeli.
* Hilafetin yeniden tesisi hayati bir ihtiyaçtır.
* Başbakanlığa bağlı bir ırk müdürlüğü kurulacak, Türk olmayanlar memurluktan çıkarılacak.
* Kadını erkekle eşit saymak, ona memuriyet vermekten büyük hata olamaz. Kadın çocuk makinesidir. Dans yasaklanacak. Kalıtsal hastalığı olanlar kısırlaştırılacak.


------------------------

Rıza Nur artık yalnız değildir. Ve dahası Rıza Nur'a da gerek kalmamıştır çünkü günümüzde "tabuları yıkalım" sloganı ile işe girişen bir tarihçi, sosyolog, araştırmacı, siyaset bilimci yoktur ki Rıza Nur'dan aşağı kalmış olsun.

Adeta Atatürk'e saldırılar otomatiğe bağlanmış durumdadır.
Kimi zaman bu "O da bir insandı, onunda aşkları vardı..." gibi girişlerle başlayan cümlelerde bir "sıradanlaştırma" faaliyeti olarak ortaya çıkar kimi zaman topyekün imha propagandasına dönüşür.

Asıl amaç her daim bellidir:

Emperyalizmin ulusun direnç noktalarını ve onun "bağımsızlıkçı" duruşunu yok etme çabasına denk düşer bu.

Unutmayalım ki, asıl mücadele emperyalizm ile ulus devlet arasındadır.

Tabii hedefte sadece Atatürk değil onun ilke ve devrimleri de vardır.

"Statükoculuk" suçlamaları ise bu hedefe uygun propagandanın sonucudur.

Düşünebiliyor musunuz ki, tamamen batıda oluşan bir evrensel değer olan "laiklik" *ve "laik olmak" bile batılılar tarafından statükoculuk olarak değerlendirilmektedir.

Çünkü onlar laik, çağdaş bir Türkiye yerine S.arabistan benzeri batı güdümlü bir islami rejimi tercih etmekteler.

Asıl önemli olan "bağımsız" olmamasıdır onlar için ve "bağımsızlığımızın" temel felsefesi olan Kemalizm hedeftedir.

Asıl amaç ulusun bağımsızlığını yok etmek ve onu köleleştirmektir.

Devam edecek...

Hasan, Haso olmuşsa bu bir fark mıdır yani? (Ozan Arif)
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 19-01-2008, 12:37
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: Gri Propaganda..

"Türban, Siyasi Simgedir."

Sn. Vatan'ın uzun süredir sitede olmadığını düşünüyorum. Nick inin üzerinde bir kısıtlama geldiğini okumuştum. Yazdıklarıma cevabı olamayacağı için gri propaganda başlığımdaki milliyetçi sloganları, farklılaştırmak istiyorum. *
Güncel sloganlarımıza devam ediyorum.
Yazımın başında verdiğim sloganı açmadan önce bu slogan için başvurulan teknik şekli bir kez daha görelim.

Damgalama: Bu teknik propagandanın hedefini nefret edilen veya istenmeyen bir şeyle damgalayarak onun hakkında bir önyargı oluşmasını sağlamayı içerir.

Siyasi simge ne demektir?
Türban gerçekten de siyasi simge midir?
Siyasi simgeler yasak mıdır ya da nasıl yasak olur?

"Siyaset, Arapça kökenli bir kelimedir; at eğitimi, at talimi anlamına gelmektedir."
http://tr.wikipedia.org/wiki/Siyaset (18.01.2008)

“Siyaset (Politics): Bir ülkeyi veya şehri yönetmekle ilgili iş ve fikirler. Bu kavram niyetler ve inançları da içerir.
Politika (Policy): Bir ülkeyi, şehri veya organizasyonu yönetme konusunda amaç ve fikirlerin açıklanması veya bunlara yönelik eylemler planı.”

KISA A. (2006). Sağlık Politikası, A. Yesevi Ünv. TÜRTEP

Yapmış olduğumuz alıntılardan, siyasi kavram için; Tüm amaç, fikir, davranışların gerek eylemsel gerek görsel gerekse düşünsel ifade tarzlarının, yönetim konusundaki düşüncemiz ile benzerlikleri, eşitlikleri diyebiliriz.
Simgesi ise bu benzerlik ve eşitliklerin göstergeleridir.
Yani?

Taktığım yüzüğün şekli, giydiğim pantolon, saç şeklim, giysim, sakalımın şekli, esasen kafamdaki dünyanın göstergeleri olan siyasi simgelerdir. Bu simgelere, renkleri, yazıları, şekilleri, resimleri de çok rahatlıkla ekleyebiliriz.
O halde, günlük, basit, rutin eylem ve göstergelerimizin dışındaki her şey, siyasi simgedir.
Bir zamanlar, Sn. Deniz GEZMİŞ’in üzerindeki parka, sol görüşün siyasi simgesi konumundaydı. 90 lı yıllarda okuduğum üniversitede dahi (İklim ılıman olmasına rağmen) belirli görüşlerdeki arkadaşlarım bu parkaları övünçle giyerlerdi.

Türbanı, ister, “Dini inanç” adı altında ister “Simgesel” amaçlar uğruna taktığını söyleyen herkes bilmelidir ki, Türban siyasi bir simgedir.

Bunu kabul ettikten sonra işin ikinci basamağına geçmeliyiz.
Siyasi simgeler yasak mıdır?
Ya da nasıl yasak olur?

Bu sorunun cevabı, ülkeden ülkeye, toplumdan topluma değişiklik gösterir. Yönetim erkinin, yönetimi elinde bulundurduğu güce karşı koyan ve dahası bu gücü tehdit eden her türlü simgeye, hemen hemen her türlü yönetim şeklinde rastlanır. Ancak güçlü yönetimlerde bu tip simgelerin varlığı yönetim erki üzerinde bir anlam ifade etmediği için, ya çok azdır ya da yoktur.

Liberal-Demokratik sistemin öncülerinden ABD’de kişisel simgelerden öte ticari yasaklamalar vardır.
Egalitaryan-Otoriter sistemlerdeki kapalı devre yönetim aleyhine oluşabilecek tüm düşünsel simgeler yasaktır. Küba ve Çin Halk Cumhuriyetinde yönetim aleyhine yazılara, eleştirilere izin verilmez. Devrim öncesinden kalan kişisel uygulamalar (bebek ayak v.b.) yasaktır.
Geleneksel-İnegalitaryan sistemlerde bu baskılar en şiddetli şekliyle ve kişisel olarak hissedilir. Suudi Arabistan gibi ülkelerde kılık kıyafet tarzlarına getirilen yasaklar kadar, bazı işlerin bazı cinslerce yapılmasına kadar yasaklar vardır.
Popülist sistemlerde ise tek kişinin düşüncelerine karşıt her türlü simge yasaklanabilir. Bu sistemlerdeki yasaklar genelde çok ama sürelilik gösterir. Güney Amerika ve Afrika yönetimlerini bunlara örnek olarak verebiliriz.
Otoriter-İnegalitaryan sistemlerde ise ordunun karşısındaki tüm güçler için baskı söz konusudur. Pakistan’daki dikta rejimde bulunan yasaklar buna örnektir.

Tüm bu sistemlerin incelenmesi ile de, siyasi simgelerin yasaklanmasındaki esas etmenin bu simgelerin kendilerinden kaynaklı olmadığı, yönetimin güçsüzlüğü ve halktan kopukluğundan kaynaklı olarak karşımıza çıkar.

Sonuç olarak diyebiliriz ki.

Evet, Tüban siyasi bir simgedir. Ülkemiz yönetimince yasaklı görülmesinin sebebi de bu simgenin gücü değil yönetim erkinin güçsüzlüğünden kaynaklanmaktadır.
Yönetim bu güçsüzlüğünü kamufle etmek için halkına, “TÜRBAN SİYASİ BİR SİMGEDİR” sloganı ile damgalama yapmakta ve anlamın aslının doğruluğuna rağmen içeriğindeki negatifliği gri propaganda aracı olarak kullanmaktadır.

Devam edecek...

Hatalarım, cehaletimdendir
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 13-03-2008, 13:05
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: Gri Propaganda..

"Türban da türban..."

Esasında tüm taraflarca başkaca olgulara kurbandır türban.
Saçları örtmekten öte bir işlem de görür türban.
Günah örter, suç örter, kabahati de örter türban
Velhasıl kelam kendisi harici her bir şeyi örter türban.

Güzel bir atasözü ile de süsleyelim yazımızı.
"Bir şey yapmak isteyen yolunu bulur bir şey yapmak istemeyen nedenini bulur." Demiş bir Arap atasözü.

Durumumuza uygun teknik tabiri bir kez daha hatırlayalım.

Günah keçisi: Suçu aslında suçlu olmayan bir kişiye veya gruba atmak. Böylece gerçekten suçlu olanlar korunur veya sorunun çözümüne harcanacak çabalardan dikkat başka yere çekilir.

Gerçekten de türban, günah keçisidir her bir taraf için.

Muhalefet için günah keçisidir.
Aslında umurlarında bile değildir türban. Ha var, ha yok onlar için çok önemli değildir. Ancak büyük bir kurtarıcıdır muhalefet için türban. Türban olmaz ise;
Seçmenlerine son iki seçimin hezimetini anlatmak zorunda kalır.
Yönetimde geçirilen bunca yıla rağmen iktidarı hala hırpalayamadığını açıklayamaz.
Kendisine oy veren topluluğun git gide küçüldüğünü, kalıplaştığını, yeni oy kitlesinin olmadığını anlatamaz.
Halkın önüne çıkıp da yeni bir vizyon öne süremediğinin korkusuyla yaşar.
İyi ki vardır türban ve takanlar.
Ya olmasa?.....

İktidar için günah keçisidir.
Gerçekten de önemsediğini düşünmeyin sakın. Onlar için de türbanın varlığı ya da yokluğu pek önemsenmez. Onlar içinde kurtarıcıdır. Türban olmaz ise;
Bunca yıldır kaldıkları iktidarın hesabını vermek zordur.
İşsizliğin hesabını vermek gerekir.
Suç oranlarının kabarmasının hesabını vermek lazımdır.
Akraba ve dostlara sağlananlar ortaya çıkar Maazallah..
Verilen ihaleler nasıl açıklanır sonra.
Dış siyasetteki başarısızlıklar nasıl izah edilir.
Bunca yıl hükümet ol da hala iktidar olama! Bunun izahı var mıdır?
Çocuklara sağlanan imkanlar!
Şahsi hesapların matematiksel olarak değil de aritmetiksel olarak artması!!!
Yok yok, iyiki var şu türban.
Ya olmasa?...

Üniversiteler için günah keçisidir.
Hangi rektör ya da dekan için önemlidir ki? Hiçbiri için beş paralık değeri ya da değersizliği yoktur türbanın. Kız öğrencilerin değil tamamı erkek öğrenciler dahi türban taksa sizce sesleri çıkar mıydı? Bakmayın külhanbeyliklerine onların şimdiki en büyük kurtarıcıları türbandır onların da. Türban olmasa;
Bilimde, dünyada Patagonyadan bile geri olduğumuzu izah edebilirler miydi?
Dünya eğitim camiasında tek adımızın aşırmalar olduğunu nasıl anlatırlardı?
Hele hele, seçmece araştırma görevlisi olaylarına hiç giremezlerdi.
Ha bi de sorarlardı o zaman üç kuşak akademisyen nasıl olunur diye, değil mi ya.
Hemi de aynı üniversitede!!!
Sen dekan oldun, hele bilimsel çalışmalarını bir dök bakiiim ortaya derlerdi. Kim cevaplardı onları.
Rektörüm, hangi bilim dalında dünyaya sunum yaptınız, sorusu ne olacak.
Ya Rektörlük döneminizde, üniversitenizin dünya üniversiteleri arasındaki yeri nedir, deseler.
Üniversite harcamalarını didikleseler!
Ya.
Ya.
Ya özel gelir durumunu didikleseler!!!
Yok yok.
İyi ki var şu türban.
Ya olmasa...

Din bezirganları için günah keçisidir.
Zannetmeyin ki bu bezirganlar bu denli içten ve takva ile sahip çıkar türbana. Onların da kurtarıcısı türbandır esasen.
Her yönü ile dünyadan kopmuşluğun açıklamasını veremezler çocuklarına.
Ceplerine koyamadıkları harçlıkların, sorularına veremedikleri cevapların.
Niçin dünyanın her yerinde ölmekteler dindaşlar ve niçin bunların kılları kıpırdamaz diye ya sorarlarsa.
Ya derlerse "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." olgusuna niçin uymayız diye!
Bir tarafta Grand Cherokilere binenlerin vaaz ettiklerinin ağız kokusunu nasıl duymaz diye.
Jet Ski lere binen pos sakallıların cemaatleri, giyecek ayakkabı bulamaz diye ya sorarlarsa!!!
-Rabbim ile arama girme, diye ya diklenirse körpe beyinler.
Ya derse, - Şanı yüce, sonsuz kudret ve kerem sahibi ALLAH'ımızın türbandan başka bir emri yok mudur? Diye..
Olur mu olur.
İyi ki var şu türban.
Ya olmasa...

Devam edecek...
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 15-03-2008, 22:57
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Gri Propaganda..

Saygideger mhmmd;

Aciklayici yazini okudum ve tam da amerikan idealizmi butununun bunun icine cuk diye oturdugunu gordum.Ayrica kendi dusuncelerimi de degerlendirdim.dusunce yapima gore(ben negatif ve ters-alisilagelmise-dusunen ve evrensel sorunu kendimden baslayarak cozmek icin 1994'ten beri yola cikmis olan ve bir birey olarak bireyci akilciliga karsi cikan biriyim.

Senin bu yazindan algiladigima gore,benim kendime ve iliskide oldugum cevreme verdigim ters ve negatif propaganda,zaten 1994'ten beri yaptigim,yapmaya calistigim dusunsel ve davranissal-uclem ve em kokenli positif dahil-calismaya bir isim veremedim-cesitli dallar temelinde cesitli ama ayni paralellikteki isimler fakat propagandayi hic mi hic sevmeyen bir birey olarak bu konuda hic dusunce uretmemistim.

1994'ten beri her turlu akademik ve mesleki dalda sosyal iliskim oldu.Hicbiri benim dusunce temeline birak katkiyi algilama bile cogu zaman gosteremediler,hatta profesyonel filozoflar bile benim bu uretmek istedigim dusunce ve davranisa dunyanin hazir olmadigini ve en az bir 300 yil gecmesi gerektigini soyleyip,beni bu dusunce ve davranis yapisindan vazgecirmeye calistilar,,ben de" benim vucudum bana yeter bende onu kullanirim",dedim.

SENIN BU SON YAZIN -PROPAGANDA UZERINE- 1994'TEN BERI BENIM DISIMDA BENIM DUSUNCE VE DAVRANISIMA ILK KATKI,BUNUN SU ANDA BANA VERDIGI DUYGUYU ANLATAMAM.

yALNIZ BENI UZEN GRI RENGI NIN BU PROPAGANDAYA UYUMU OLDU,CUNKU GRI(SIYAH-BEYAZ KARSITLILIGININ KOKENI) BENIM DUSUNCE TARZIMIN TEMELINI TESKIL EDEN OGELERDEN BIRI,BUNU AYRICA TEKRAR DEGERLENDIRECEGIM.

Kusura bakma sahsina bu kadar uzun yazi yazmak amacinda degildim,aslinda ben bir yerde bu yaziyi kendi dusunceme bir katki olarakta yazdim,benim icin bugun tarihi birgun.Kendim disinda ilk defa disaridan dusunceme katki aldigim gun

Dusuncene,bilgine,ellerine ve emegine saglik.
Tekrar senden bu yaziyi bu kadar uzun tuttugum icin ve belkide senin acindan yazina bir katkisi olamayacagi icin-umarim oyle dusunmezsin-ozur diliyorum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 17-03-2008, 00:02
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: Gri Propaganda..

Sn. evrensel-insan,

Yazımıza yazmış olduğunuz tüm içten ve güzel duygulara teşekkür ediyorum.
Ancak bizim düşüncemiz, bu kadar orijinal düşünceler değil.
Uzun süredir yurt dışında olmanız nedeni ile ülkemiz düşünce seyrini takipte zorlanmış olabilirsiniz.
Yazdıklarımızın çok daha derinlemesine denkleri mevcuttur.
Bizim yaptığımız birleştirip yazıya dökmek.
Hepsi bu.

Ancak başlığa uygun düşüncelerinizle yapacağınız katkılarınız ile çok daha renkli bir dizi olacağını umuyorum.
Katkılarınız için de şimdiden teşekkür ediyorum.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:56 .