ulpian´isimli üyeden Alıntı
sevgili DreiMalAli,
doğru: bugün elimizde bulunan eski Yunan ve Roma eserleri (Arapça üzerinden değil) doğrudan Yunanca ve Latinceden günümüzdeki dillere tercüme edilmiş çevirilerdir. Çünkü artık bu eserlerin orijinalleri var elimizde.
Ama iddia da zaten bugünkü çevirilerin Arapça üzerinden geldiği değil. Tarihsel olarak Batı'nın Eski Yunan ve Roma ile yeniden buluşmasının kısmen Arapça üzerinden olduğudur. Rönesans döneminde Eski Yunan ve Roma'ya olan dönüş birçok farklı yerde birbirinden bağımsız olarak cereyan etti. Hemen hemen birbirine paralel olarak, bazı batılı aydınlar Bizans kütüphanelerinde buldukları orijinal dildeki eserleri kendi dillerine çevirirken, başka Batılı aydınlar da Arap medeniyetinin kütüphanelerinde buldukları Arapça tercümelerini Batı dillerine çevirmekteydi. Yani Rönesans'ı başlatan akımın bir dalı gerçekten de Eski Yunan ve Roma eserleri ile Arapça çevirileri üzerinden tanıştı. Fakat benim de bildiğim kadarı ile bugün hiçbir eser yok ki, doğrudan orijinali değil, sadece Arapça çevirisinden tercüme edilmiş halleri bulunuyor olsun.
Ama mesele de zaten sadece ''tercüme'' meselesi değil. Örneğin İbn Rüşd (Averroes) kaleme aldığı kapsamlı Aristo şerhleri ile Rönesans'dan çok önceleri Batı'da müthiş bir etkiye sahipti. Yazmış olduğu Arapça eserler henüz 1200'lü yıllarda iken, kilise aydınları tarafından Latince'ye çevrildi ve yüz yıllar boyunca Batı, Aristo'yu İbn Rüşd'ün tefsirleriyle anlamaya çalıştı. Aynı şekilde matematik ve tıp dallarında da Batı, Arapça eserlerden büyük oranda istifade etti.
Bütün bunlardan Müslümanlarda sıkça görülen o yersiz ve abartılı övünmelerin haklı olduğu sonucu çıkmaz elbette. Netice itibariyle medeniyetler arası bilgi alış-verişi her zaman olmuş, kimse sıfır'dan başlamamış. Ayrıca Batı'nın katkısı karşısında İslam Medeniyetinin katkısı toplamda çok ufak kalmakta. Hem zaten İslam Medeniyeti'nin o altın çağları İslam'ın kendisinden kaynaklı değil. Hepsi bir tarafa bugün hiçbir şey üretemeyen, insanlığa doğru düzgün hiçbir katkıda bulunamayan bir toplumun geçmişleriyle övünmesi başlıbaşına bir komedi.
Ama yine de din eleştirisi yapacağız diye, var olan gerçeklerin üstünü örtemeyiz ki. Düşünsenize şu anki tartışmayı bile ''İslam! Mimarı olmayan tek medeniyet'' gibi gülünç bir başlık altında yürütmekteyiz.
saygılarımla
|
Sevgili ulpian.
Başlığın konusu beni ilgilendirmedi. Müslüman icatları başlığı da ilgilendirmemişti zamanında. Antenlerim kulaktan dolma müslüman masallarına hassas olduğu için, sık duyduğumuz beylik laflara ara sıra ayağım takılır.
Benim için olay, gayet kolay.
Eğer birisi bir eser vermişse, bu, sadece o şahsın kendi başarısıdır. Bu kişinin eserinden/başarısından müslümanların İslama, komunistlerin Komunizme, faşistlerin Faşizme pay çıkarmaya çalışmaları, ya züğürt tesellisidir ya da benzeri bir şey.
Bahsettiğin İbn Rüşt ve Aristo için almanca Wikipediadan baktım. Senin de belirttiğin gibi bu bir tercüme meselesi değil. Yani Avrupa Aristoyu İbn Rüştün tercümesi ile tanımış değil.
İbn Rüşd İspanyada doğup büyüyor. Aristonun eserleri ise zaten mevcut ve biliniyor. Zamanın İspanyasında bir halife tarafından Aristonun eserlerini yorumllaması ve İslam alemine kazanndırması için görevlendiriliyor. Ve en iyi Aristo yorumcusu olarak ün salıyor. Akıl ve mantık kullanmasından dolayı da hacı-hoca takımı ile devamlı başı belaya giriyor ve halife tarafından sürgün ediliyor. Eh kolay değil: Çünkü İbn Rüşt onlara da akıllarını kullanmasını tavsiye ediyor.
Kısacası Aristo İslam sayesinde tanınmış falan değil. Muhtemelen İbn Rüşt yorumları sayesinde daha anlaşılır olmuştur.
Sevgiler