Re: biz kaderin programlanmis robotumuyuz?
kader nedir diye sorulmuş kimse yanıt vermemiş, sonra konu başka yerlere yönelmiş.
Biz kaderin programlanmış robotumuyuz? diye sorulmuş, altına hayır denmiş.
Peki neye göre bu hayır.Tanımlama nerede. Kader dediğimiz şey nedir? Ne yazmışsa alnına o çıkar bahtına mıdır bu kader yoksa insanın kendi iradesi ile yaşadıklarının toplamıdır.
Neye karşılık geliyor?
Kader eğer, deforme edilen anlamı ile ele alıncak ise, konuya bir başka çelişki giriyor demektir. Yaratıcı kişiyi yaratmazdan önce onun tüm hayatı boyunca ne yapacağını biliyormuydu? Biliyor ise vay geldi haline, bilmiyor ise yine geldi vay haline.
Kişi kaderinde yazanı takip etmiyor diyelim, kabul edelim, o halde ne olabilir, kişi yaptıkları ile kaderini belirlemiş, ancak o bunları yapmazdan önce onu yaratan neler yapacağını bildiği için önceden bilinmektedir. Bu anlamıyla kader önceden bilinen ama önceden gelen değildir sonucu çıkıyor.
Bu durumda, kişiyi imtihan etmenin anlamı nerededir? Bu anlam ise oyunun kuralında var. Yani ne yapacağımızın bilindiği halde, an ve an kayıt tutulması, imtihan olmak ve ceza çekmeye yada ödüle doğru gitmek, bir oyun değil mi? Sanki küçücük bir çocuk var ortada ve bizlerle oyun oynuyor, imtihan, mimtihan ise oyunun bir parçası. Kader bir senaryo değilse, oyunda ki rollerin kendisidir.
Sümerler sami değillerdi, ama o coğrafyanın kuzeyinde ve zamanla güneyde etkili oldular. M.Ö 4000 ler ile ifade edilen bu dönemlerde, bir sürü efsane, Tanrılar, adlandırmalar, gerekçeler bıraktılar. Sami kökenli olan başka uygarlıkların egemenliği altına girdiklerinde, onları ileri derece de etkilediler. Akad lar ve devamla M.Ö 2000 li yıllarda yaşanan parçalanmalar, esaretler vs, toplumların acze düşmesinin kaynağı olduğu ilahi kurtuluşlar ve güç sembolü olan fizik ötesi varlıklara doğru olan yönelme daha da arttı. Sümerler'in son bin yılları esaret altında geçmiş ve kurtuluşu tanrılarından beklemişlerdir. O dönemde ise, aynı coğrafik ve kültürel etki içerisinde olan bir yığın lider, kurtarıcı, önder çeşitli Tanrısal donanımla ortaya çıkmış, kurtuluş için yol gösterici olduğunu ilan etmiş yada toplumların beklentilerinin bu yönde olması bu kişileri ön plana çıkartmıştır. Esaretten kurtulacaklardır ama bu ancak bir tanrının gücü ile olması mümkündür. Bu kültür o dönemde, bu gün açısından yazıtlarda olan kültür, o zaman yaşayan kültürdü. İbrahim, Nuh, Musa vs bunların toplumsal duruşarına baktığımızda, hepside dönemin kültürüne uygun olarak kurtarıcılar olarak şekillenmiştir. Kısaca kurtarıcıdırlar, ancak yaşayan kültür değişmekte, yüzlerce yıl tapılan tanrıların tapınakları yerle bir olmakta, tanrılar hiç bir şey yapamamakta, insanların güveni yokolmaktadır. Yok olan ve yıkılan onca *Tanrı'dan sonra nihayet, yok olması için bir varlığının az çok betimlenir olması gereken tanrıdan, yok olması ancak insanın zihninde sağlanabilecek olan, Sümer, Mısır tanrılarının tüm özelliklerini tek bir elde toplamış olan, Sümer tanrıları gibi insanları ibadet yada hizmet için yaratmış olan, insanlardan sadece kendisine inanması ve kulluk etmesini bekleyen Tanrı ya ulaşılmıştır. Artık kurtarıcı o'dur ve o insanları doğru yola çağıracak, aracılar ile bunu insanlara iletecek, onların kurtuluşunda VEKİL tayin ettiği kişilere biat edilmesini sağlayacaktır.
Toplumlar ne kadar çıkmaza ve acze düşmektedir, ne kadar zor koşullarda olmaktalar ve ne kadar tüm kurtuluş denemelerinde başarısız olmuşlardır, hiç bir zaman nesnel ve gerçek koşullardan yola çıkmadıkları, işi ruhani, insan emeği ve gücünü hiçe sayan tanrısal yollara bırakmışlar, kendi gerçeklerini kabullenmek yerine, dünyanın fani olduğu, yaşananların takdiri ilahi, olduğu, kötü durumdayız ama bunun nedeni deneniyor olmaaız, sınanan bir sabrımızın olması vs yönlü olarak kaderciliğe dayandırmışlardır.
Gerçek şudur, ister doğa olayları ister insani etki ile esaret altındasınız ve bir yığın denemeleriniz oluyor ve başarısız olduğunuz her dönemde sizi kurtaracak olan tanrının neden kurtarmadığını düşünmek yerine, bir yerlerde ona ibadetde hata yaptığınızı düşünüyorsunuz. Bir türlü kendi gerçeğinizi kabul etmek istemiyor ve sürekli olumsuzlukları nedenleri ile çözümlemek yerine durumu idare eden olumlamaya gidiyorsunuz. İbadetinizde hata yapmadığınızı göstermek için, gösterişli tapınaklar yapıyor, kurbanlar kesiyor, ayinler düzenliyorsunuz. Bunlar İbrahim ve Musa döneminin olağan halleridir. Her kral ister kent devleti isterse imparatorluk ölçüsünde olsun, iktidara geçer geçmez, haşmetli tapınaklar yapmakta, tanrılara biatını sunmakta bunu göstermektedir. Aynı çok tanrılı dinlerin gelenekleri kendilerinden sonra gelenlere geçmiş, hangi dinden olursa olsun, her kral, padişah vsler tahta geçtiklerinde kendi adları ile anılan tapınakları yapmaya devam etmiştir. Ancak görürüz ki ne doğal afetler nede savaşlar sona ermemiştir. Bu ise toplumların kendi gerçeği iken, sürekli nedenleri bir yerde hata yapmak olarak betimlemiş yada kader ve buna bağlı imtihan olguları ile kendini kandırmayı, kendi olumsuzluğunu olumlamayı, Polyannacılığı seçmiştir, çünkü Tabular toz kabul etmedikleri için, toz insanın kendi tabiatına kondurulmuştur.
Sümer tanrıları insanları kendilerine hizmet ve biat için yaratmışlardır. Bu inançta olan mezopotamya ve ortadoğu inancı, temelden sarsılamamış, temsiller değişirken(tanrılar) inancın özü aynı kalmıştır. İnsanın görevi hizmet ve Allah'a ibadet olarak devam edip gelmiştir. Toplumların inancı ise iktidar ve hükmetmenin diğer tarafını temsil etmiş, sürekli güdüleme psikolojisi içerisinde liderlerin liderliğinin onaylanması (meşrulanması) ve biat olgusu işlenmiştir. İnsanın bir yaratıcısının olması, her şeyi onun yaratması, insanın yaratanına kulluk-kölelik ile bağlanması, kaderin diğer adıdır. Çünkü insan bu noktada seçme hakkına sahip değildir, bilinen ve dayatılan tek gerçek, onu yaratanın ondan kulluk etmesini istemesidir, reddettiği zaman da bedelini hiç bir zaman ödeyemeyeceği korkulara, sonsuz sürecek olan acılara havale edilmiştir. *İnanca göre bu gerçeği kişi ancak kendi adına değiştirebilir iken, genel anlamda ise değişmesi mümkün olmayan bir adalet sözkonusudur. Yani cehennemin ve cennetin varlığı boş yere değilse, Tanrısına kulluk ve hizmet etmeyenin kaderi, kulluk ve hizmette kusur etmeyenin kaderi karşılığını ödemek yada almaktır. Bu ise insan tarafından değiştirilemeyecek bir düzendir, buda kaderin diğer bir adıdır. Ya tanrılara kulluk eder, haşmetli tapınaklar, ayinler, kurbanlar düzenleyerek bunu gösterirsin, yada görevlerinde eksikler ve gedikler olduğu anlarda bunun cezasını tufanlar, savaşlar, esaret, ölüm ve sonrası olarak sonsuza kadar acı çekersin. İbadetinde dahi, içinde olandan önce dilinle dişin arasından bunu ayrıca ifade etmen istenir, niyet ettim Allah rızası için oruç tutmaya demeden de oruç tutulabilir iken, niyet etmesen zaten tutmazsın, ama Miladi dönem tabu anlayışı, sözlere, temsillere(haşmetli tapınaklar) o kadar önem vermiştir ki, ibadet ettiğin halde dahi, bunu söz ile, işaret ile belirtmen istenmiştir. Buda senin kaderindir, ve ne isteniyor ise onu yapacaksın, sana ne yapacağını, kime nasıl uyacağını kimin peşinden ve ne maksatla gideceğini, elçi bildirecek ve sen elçinin tanrı sözlerini kayıtsız şartsız yerine getireceksin. Kendini meşrulaştıran elçi, artık güdülemek ve hükmetmek için gücü arkasına almıştır. Sorsanız buda elçinin kaderidir, elinde değildir, ondan istenen budur.
Neden bu kadar uzun bir yazı, içinde olduğumuz çocuk akıllı gerilim oyunu sürmekte olduğu ve bunun bir çırpıda ifade edilmesi mümkün olmayan bir paranoya olduğu için. Arenadayız ve senaryosu önceden (4-5000 yıllar öncesi) yazılmış bir oyunu oynuyoruz, bir robot değiliz ama birer artistiz. İyi artist-kötü artist olmak ise, senaryoda önceden yerli yerine konmuş iyi ve kötünün neresinde dünyaya geldiğimiz ile sabittir. Buda kaderdir ve insan bu noktada önsel olarak seçim yapamayacaktır. Küzey Avrupada domuzun günah sayılmasından bi haber olan küçük bir çocuk o domuzu yemeye devam edecektir çünkü kötünün içine doğmuştur. Edinimleri, dili, küşltürü, inançları ise, o kötünün belirleyiciliğinde şekillenecektir. Bir çuuval çürük domatesten bir tane sağlam domatesin çıkması ise bir çuval çürük domates adına hiç bir şeyi değiştirmeyecek ve onlar cezasını, kötünün içine bizzat yaratanı tarafından atılmış olmakla, kötü artistler olarak kadere boyun bükecek, eşleride boyunlarında bir ip olduğu halde onların kazanlarına, o küfür bataklığındaki o maymun ve hayvanların kazanlarına odun taşıyacaklardır. Her tarafın ateş olduğu bir yerde kazanın işi nedir derseniz, ipin, odunun işi nedir derseniz, bununda bir uydurmaca olduğunu, hayalde dahi, dünyevi maddelerin kullanıldığını görmüş oluruz derim, buda güdülenmiş insanın, sürünün mantıksal kaderidir.
Kader insanı iyi bir robot yapmaz ama iyi bir ahmak artist yapar. Çünkü senaryoyu okuma ve önceden seçim yapma şansı yoktur, nerede ve hangi toplumsal çevre ve inancın içinde doğacığını seçemeyecektir, bu seçememek kişinin kaderidir ve bu noktada dahi kader denen *belanın, suçu hafifletilememektedir.
Demek Avrupa bile Muhammedin dediği gibi yaşar olmaya başlıyor. Koku ilemi, o kokuların tarihi Muhammedden kaç bin yıl öncedir, hangi mantıkla insanların yaşamsal noktalarda söyledikleri ile dine yakınlaşılmış oluyor. Bu gün ortadoğuda bıtırak gibi gezen nedir, Toyota, Nissan araçarı değilmi, şimdi müslümanlar japonların inancına mı yaklaşıyor, deveden inin toyotaya binin mi diyor muhammed. Saçmalığın bu kadarı çok fazla, dur ki neredeyse, her şey muhammed'in ürünü olacak.
Muhammed daha güneşi, bir yerlere saklanan ve vakti geldiğinde yaratanın emri ile batıp, çıkan bir şey gibi görürken, ondan 2500 yıl önceleri aynı topraklar üzerinde sümerler, dünyanın güneş etrafındaki turunu hesaplamışlardır, o ise, evrenin erkezi saydığı yeryüzünün etrafında tavaf yapan ay a göre yıl hesabı yapmıştır. O da ona ait değildir, ay ve güneş tapımının bir sonucu olarak almış uygulamıştır. Temiz ol, güzel giyin kardeşim, küçüklere şefkat göster, aklın var her şeyi sorgula, irdele, mantığınla davaranamadığın her olguda onu anlamaya ve çözmeye yönel.... bunları yaparsan bilki bir ateist yaşama hızla yol alıyorsun demektir. Ve hadinden fazla gülünç bir halden bir başka hale doğru gidişdesindir.
|