Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 07-06-2015, 08:18
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

La Stampa: Hepimiz neden Cumhuriyet değiliz?

Italya'nın en eski gazetelerinden biri olan ve merkez-sol çizgide yayın yapan La Stampa'da, Antonella Rampino imzasıyla yayımlanan yorumda şu ifadeler yer aldı:
"Neden 'Je suis Charlie Hebdo' demiş olan bizler bugün 'Hepimiz Cumhuriyet'iz' demiyoruz? Neden her türden özgürlüğün aracı olan sosyal medyada sessizlik hakim ve öfke yükselmiyor?
Halife tarafından yönlendirilen kanlı terör saldırılarından sonra milyonlarca Avrupalıyı sokaklara döken ama Türk ajanların Suriyeli isyancılara silah gönderdiğini belgeledi diye bir gazetenin yayın yönetmenini iki kez ömür boyu hapis gerektiren suçlarla itham eden, tüm özgür basını tehdit eden bir cumhurbaşkanının karşısında susmamıza yol açan ne?"

"Elbette iki olay birbirinden çok farklı. Bir tarafta, Avrupa topraklarında, Paris'te, bir saldırı, diğer tarafta ise Avrupa'nın ucundaki bir ülkede, yakında anayasal olmaktan çıkabilecek özgürlükler konusunda gerileme söz konusu."
"Türkiye'ye verilen AB sözünün yerine getirilmemesinin bu ülkeyi gittikçe yalnızlaştırdığı belirtilen yazıda, "Bugün ülke neo-Osmanlı İslamcılığına sürükleniyor ve otokrasiden bir adım uzakta bulunuyor" denildi.


--------------
Peki Avrupalı gazeteciler nerede? Avrupa nerede? Ayın 7'sinde Erdoğan, Anayasayı değiştirmeye ve daha fazla gazetecinin tutuklanmasına yetecek bir çoğunluk kazanırsa ne olacak? Burada, Avrupa'da, ekonomik kriz hala ısırıyor, hatta orta sınıfı yutuyor, ama hala refah tarafından uyuşturulmuş durumdayız. Avrupa, kendisini bu refah olmaksızın hayal bile edemez, üstelik gerçeklerden kaçınmak pahasına bile olsa. O kadar uyuşmuşuz ki, yine kapımızın önünde yaşananları fark edemiyoruz. Geçmişte Balkanlarda, Mağrip'te ve Ortadoğu'da olduğu gibi başka kötülüklerin habercisi olduğunu fark edemiyoruz."


http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler...mpa_cumhuriyet
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 04-08-2015, 21:10
Nevandaar Nevandaar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Nov 2011
Mesajlar: 555
Standart

Mit yoluyla çeşitli islamcı gruplara gönderilen silahların bu kadar tartışma yaratması, bir türlü sonlanmayıp sürekli tekrar ve takrar ısıtılması biraz garip değil mi sizce?

Bizzat abd eliyle büyütülen peşmerge grupları, yine abd eliyle büyütülen korunan pyd'ye silah gönderdiler türkiye üzerinden herhangi bir gizlilik olmadan.
Işid, öso şu bu eyvallah vahşi, terörist vesair de silahlı kürt grupları terörist değil mi?
Onlar vahşi ve işgalci değil mi?
Neden pyd, ypg vesair silahlı kürt terör gruplarıyla alakalı tepki gösterilmiyor medyada, veyahut sizler tarafından?
Bu grupların yaralıları Türkiyede hastanelerde tedavi edilmiyor mu?
Peşmergenin geçiş sırasında yediği yemeğin parasını bile türk halkı ödemedi mi?

Neden silahlı kürt gruplarına karşı sessiz olunurken diğer gruplara karşı ortalık velveleye veriliyor?
Pkk ve türevlerine, tüm ortadoğu coğrafyasına baktığımızda kürtlerin hatrı sayılır bir kısmı destek veriyor da ışide vermiyor mu?
Işid için savaşa gelenler marstan mı geliyor?
Büyük çoğunluğu direkt olarak suriye ve ırakın yerlisi araplar.
Neden ışid ve türevleri yok edilmesi gereken caniler iken en ufak bir saklama olmadan abd ve batı tarafından kollanan yardım edilen kürt gruplar şeker çocuk?
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 27-03-2016, 12:35
Dialectics - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Dialectics Dialectics isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
Standart

http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber...ik_davasi.html

Bir ülke düşünün:

İstihbarat teşkilatının silah taşıdığı TIR’lar, 150 jandarma tarafından durdurulsun.
Jandarma İstihbarat subayları ile milli istihbaratın elemanları birbirlerine silah çeksin.
Jandarmalar, istihbaratçıları kelepçelesin.

Devletin valisi, “TIR’ları bırakın” diye jandarmaya talimat versin.

Jandarma dinlemesin. TIR’ların önünü kesen istihbaratçılar anahtarları alıp kaçsın; yumruklaşmalar sonunda anahtarları geri alan jandarma TIR’ları parka çeksin.

Bütün bunlardan MİT bölge başkanının haberi olmasın.

Vali gelip TIR’ların kasasının açılışına ve silahların görüntülenişine nezaret etsin.

O kasalardan, ilaç kutularının altına gizlenmiş halde, 2 bin havan ve top mermisi, 80 bin makineli tüfek mermisi çıksın.

O sırada Emniyet Müdürü gelip polislere TIR’ların etrafını çevirme emri versin.

Ve TIR’lar yeniden MİT’e teslim edilip silah yüklü şekilde sınırı geçsin.

Bir devletin polis, jandarma ve istihbaratçıları, silah dolu bir TIR önünde güpegündüz, ortalık yerde, birbirine silah çeker ve çatışmanın eşiğine gelirse, kusura bakmayın, bu, dünya çapında bir skandaldır ve çok büyük bir haberdir. Dünyanın her yerinde gazetecilere sorabilirsiniz. Bu haberi yapmayana gazeteci denmez.

Nitekim biz bu tablonun vahametini “Devletin bittiği an” manşetiyle verdik.

ASIL SUÇLULAR YALAN SÖYLEDİ


İşin bir başka boyutu da yetkililerin her birinden ayrı bir açıklama gelmesiydi.

İstanbul Başsavcı vekili, “Görüntüler kurgu” diyerek erişim yasağı getirdi ve soruşturma başlattı.

Adana savcılığı da “Gerçeği yansıtmayan, sahte görüntüler yayınladığımız” gerekçesiyle soruşturma açtı.

Görüntüler gerçek değilse niye sır kabul ediliyordu ki?

Sahte görüntülerle nasıl casusluk yapılırdı ki?

Sonra komik olduğunu anladıkları bu iddiadan vazgeçtiler.

Bu sefer de “Silah yoktu, insani yardım malzemesi taşınıyordu” yalanına sığındılar.

Oysa o zamana kadar gönderilen insani yardımlar, propaganda amacıyla hep teşhir edilmişti. Bu sefer gizlenmesinin nedeni silah naklediyor olmasıydı.

MİT, yurtdışına silah sevkinin yasadışı olduğunu bildiği için, savcılığa, bunun Türkiye’deki birimler arası nakil işlemi olduğunu söyledi.–ki aslında buna da yetkisi yoktu, ama söylenen yine yalandı.

Başbakanı Davutoğlu, 29 Mayıs’ta Fransız Haber Ajansı’na “Yardım Özgür Suriye Ordusu’na gidiyordu” dedi. Ertesi gün Ankara’da fikir değiştirdi, “”O yardımlar Suriye’de Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu” diye düzeltti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı görüşü tekrarladı; “Türkmenlere insani yardım yolluyorduk” dedi.
Oysa silahlar Türkmenlere gitse, onlara yakın bir sınır kapısı tercih edilmeliydi; Reyhanlı kapısı, Nusra Cephesi’ne yakındı.

Nitekim Bayırbucak Türkmen cephesi komutanları kendilerine böyle bir silah yardımı ulaşmadığını açıkladı.

O dönem MHP’de Genel Başkan Yardımcısı olan, halen Başbakan Yardımcısı koltuğunda oturan Tuğrul Türkeş, “Bizim o bölgeyle irtibatımız var. Huzurunuzda yemin ediyorum: Vallahi de billahi de o silahlar Türkmenlere gitmiyordu” dedi.

Kaldı ki Türkmenlere gidiyor olması, devletin illegal silah taşımasını meşru kılmıyordu.

TIR’larda silah olduğu görüntülerle ortaya konunca Erdoğan, “Silahsa silah, ne olmuş yani” deme noktasına geldi.

Devletin, istihbarat teşkilatı eliyle, illegal yoldan komşu ülkeye silah sevk ettiği apaçık ortaya çıktı.

TIR’lardan çıkan mühimmat, orada tespit edilmiş ve jandarma kriminoloji laboratuvarınca belgelenmiş, rapora dökülmüştü.

O raporlar da gazetemizde yayımlandı.

Şimdi bu raporlardan dolayı da yargılanıyoruz.

Yapılan, hem ulusal ölçekte, hem uluslararası ölçekte suçtu.

Ama suçlular değil, suçu ortaya çıkaranlar suçlandı.

Çevirme kararını veren savcı, emri uygulayan jandarma komutanları, hâkimler, hatta silahları koklayan polis köpeğinin görevden alındığı açıklandı.

Ancak bu illegal operasyonda görev alan, yasalara aykırı olarak silah nakli yapan hiçbir hükümet veya istihbarat yöneticisi sorgulanmadı.

Hükümet işlediği suçun, istihbarat teşkilatı beceriksizliğinin hesabını vereceği yerde, suçu ortaya çıkaranlara saldırmayı tercih etti. Suçlular değil, biz karşınıza geldik.
"

Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 27-03-2016, 12:35
Dialectics - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Dialectics Dialectics isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Jul 2014
Mesajlar: 1.765
Standart

http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber...ik_davasi.html

Bir ülke düşünün:

İstihbarat teşkilatının silah taşıdığı TIR'lar, 150 jandarma tarafından durdurulsun.
Jandarma İstihbarat subayları ile milli istihbaratın elemanları birbirlerine silah çeksin.
Jandarmalar, istihbaratçıları kelepçelesin.

Devletin valisi, "TIR'ları bırakın" diye jandarmaya talimat versin.

Jandarma dinlemesin. TIR'ların önünü kesen istihbaratçılar anahtarları alıp kaçsın; yumruklaşmalar sonunda anahtarları geri alan jandarma TIR'ları parka çeksin.

Bütün bunlardan MİT bölge başkanının haberi olmasın.

Vali gelip TIR'ların kasasının açılışına ve silahların görüntülenişine nezaret etsin.

O kasalardan, ilaç kutularının altına gizlenmiş halde, 2 bin havan ve top mermisi, 80 bin makineli tüfek mermisi çıksın.

O sırada Emniyet Müdürü gelip polislere TIR'ların etrafını çevirme emri versin.

Ve TIR'lar yeniden MİT'e teslim edilip silah yüklü şekilde sınırı geçsin.

Bir devletin polis, jandarma ve istihbaratçıları, silah dolu bir TIR önünde güpegündüz, ortalık yerde, birbirine silah çeker ve çatışmanın eşiğine gelirse, kusura bakmayın, bu, dünya çapında bir skandaldır ve çok büyük bir haberdir. Dünyanın her yerinde gazetecilere sorabilirsiniz. Bu haberi yapmayana gazeteci denmez.

Nitekim biz bu tablonun vahametini "Devletin bittiği an" manşetiyle verdik.

ASIL SUÇLULAR YALAN SÖYLEDİ


İşin bir başka boyutu da yetkililerin her birinden ayrı bir açıklama gelmesiydi.

İstanbul Başsavcı vekili, "Görüntüler kurgu" diyerek erişim yasağı getirdi ve soruşturma başlattı.

Adana savcılığı da "Gerçeği yansıtmayan, sahte görüntüler yayınladığımız" gerekçesiyle soruşturma açtı.

Görüntüler gerçek değilse niye sır kabul ediliyordu ki?

Sahte görüntülerle nasıl casusluk yapılırdı ki?

Sonra komik olduğunu anladıkları bu iddiadan vazgeçtiler.

Bu sefer de "Silah yoktu, insani yardım malzemesi taşınıyordu" yalanına sığındılar.

Oysa o zamana kadar gönderilen insani yardımlar, propaganda amacıyla hep teşhir edilmişti. Bu sefer gizlenmesinin nedeni silah naklediyor olmasıydı.

MİT, yurtdışına silah sevkinin yasadışı olduğunu bildiği için, savcılığa, bunun Türkiye'deki birimler arası nakil işlemi olduğunu söyledi.–ki aslında buna da yetkisi yoktu, ama söylenen yine yalandı.

Başbakanı Davutoğlu, 29 Mayıs'ta Fransız Haber Ajansı'na "Yardım Özgür Suriye Ordusu'na gidiyordu" dedi. Ertesi gün Ankara'da fikir değiştirdi, ""O yardımlar Suriye'de Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu" diye düzeltti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı görüşü tekrarladı; "Türkmenlere insani yardım yolluyorduk" dedi.
Oysa silahlar Türkmenlere gitse, onlara yakın bir sınır kapısı tercih edilmeliydi; Reyhanlı kapısı, Nusra Cephesi'ne yakındı.

Nitekim Bayırbucak Türkmen cephesi komutanları kendilerine böyle bir silah yardımı ulaşmadığını açıkladı.

O dönem MHP'de Genel Başkan Yardımcısı olan, halen Başbakan Yardımcısı koltuğunda oturan Tuğrul Türkeş, "Bizim o bölgeyle irtibatımız var. Huzurunuzda yemin ediyorum: Vallahi de billahi de o silahlar Türkmenlere gitmiyordu" dedi.

Kaldı ki Türkmenlere gidiyor olması, devletin illegal silah taşımasını meşru kılmıyordu.

TIR'larda silah olduğu görüntülerle ortaya konunca Erdoğan, "Silahsa silah, ne olmuş yani" deme noktasına geldi.

Devletin, istihbarat teşkilatı eliyle, illegal yoldan komşu ülkeye silah sevk ettiği apaçık ortaya çıktı.

TIR'lardan çıkan mühimmat, orada tespit edilmiş ve jandarma kriminoloji laboratuvarınca belgelenmiş, rapora dökülmüştü.

O raporlar da gazetemizde yayımlandı.

Şimdi bu raporlardan dolayı da yargılanıyoruz.

Yapılan, hem ulusal ölçekte, hem uluslararası ölçekte suçtu.

Ama suçlular değil, suçu ortaya çıkaranlar suçlandı.

Çevirme kararını veren savcı, emri uygulayan jandarma komutanları, hâkimler, hatta silahları koklayan polis köpeğinin görevden alındığı açıklandı.

Ancak bu illegal operasyonda görev alan, yasalara aykırı olarak silah nakli yapan hiçbir hükümet veya istihbarat yöneticisi sorgulanmadı.

Hükümet işlediği suçun, istihbarat teşkilatı beceriksizliğinin hesabını vereceği yerde, suçu ortaya çıkaranlara saldırmayı tercih etti. Suçlular değil, biz karşınıza geldik.
"

Bizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden çöpleriyiz.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:59 .