Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Konu-dışı

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 15-09-2017, 10:25
Nero Nero isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 24 May 2017
Mesajlar: 1.869
Standart

ang´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yeryüzünde 42 Türk Dili var, tümünde bastı denir, yaptı denir ve böyle yazılır, uyduruk ve Türkçeye aykırı Osmanlıcayı mı baz alacağız 1500 yıllık yazılı dilimizi ve 42 Türkî dili mi?

Şimdi de bastıya baktım; Azerbaycan Türkçesinde basdı olarak geçiyor.

Demek ki Azerbaycan Türkleri de Osmanlı'ya uymuş!

Belki Google Translate'i kusurlu bulursun, ben de buluyorum, o nedenle Azerbaycan Türkçesiyle yazılmış metin sunuyorum önüne:

"Çəvəl baldızım içəri girdi, məni süzdü, iri dişlərini nazik dodaqlarıyla güclə örtüb, başının işarəsiylə bibimi çölə cağırdı. Bibim sürgünə gedirmiş kimi ayaqlarını sürüyə-sürüyə onun dalınca bayıra çıxdı, bir az ləngiyəndən sonra otağa qayıtdı. Mən dözülməz həyəcanla Telli mamanın üzünə baxdım. Bibim birdən özünü üstümə atdı, məni ehmalca qucaqlayıb bağrına basdı"

http://kulis.lent.az/news/17589
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 20-09-2017, 00:28
ang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ang ang isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Feb 2016
Mesajlar: 155
Standart

Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Şimdi de bastıya baktım; Azerbaycan Türkçesinde basdı olarak geçiyor.

Demek ki Azerbaycan Türkleri de Osmanlı'ya uymuş!

Belki Google Translate'i kusurlu bulursun, ben de buluyorum, o nedenle Azerbaycan Türkçesiyle yazılmış metin sunuyorum önüne:

"Çəvəl baldızım içəri girdi, məni süzdü, iri dişlərini nazik dodaqlarıyla güclə örtüb, başının işarəsiylə bibimi çölə cağırdı. Bibim sürgünə gedirmiş kimi ayaqlarını sürüyə-sürüyə onun dalınca bayıra çıxdı, bir az ləngiyəndən sonra otağa qayıtdı. Mən dözülməz həyəcanla Telli mamanın üzünə baxdım. Bibim birdən özünü üstümə atdı, məni ehmalca qucaqlayıb bağrına basdı"

http://kulis.lent.az/news/17589
Yazdıkların ve verdiğin bağlantılar doğru. Açıkçası gerek zaman azlığından gerekse biraz üstünkörü yazdığımdan çok ayrıntıya girmeden yazmışım. Konuyu uzatmak istememiştim. Doğrudur, Azerbaycanca (dilin resmî adı budur), Özbekçe gibi diller, yoğun Fars etkisi altında kalmış olan dillerdir. Örneğin Özbekçe bir konuşma dinleyiniz, ardından bir de Farsça bir konuşma dinleyiniz, Özbekçenin tınısının Farsçaya benzediğini fark edeceksiniz. Özbekçe ile Uygurca (yani Karluklar) üzerindeki İranî etki o denli fazladır ki (Uygurcada bir miktar Çince etkisi de söz konusudur ayrıca) bu dillerdeki ünlü uyumu tümüyle ortadan kalkmıştır, hatta Türkçenin alâmet-i fârikası diyebileceğimiz /ı/ harfi dahi bu dillerde ortadan kalkmıştır. Yani bu denli bozulmuş dillerin (Uygurca ve Özbekçe) imlâlarını "doğru Türkçe imlâ" olarak baz alamayız. Uygurca ile Özbekçede de öz Türkçede olmayan x (kh) sesi, hayli yoğun kullanılır, bu etki İranîdir.

Azerbaycanca üzerindeki Farsça etkisi de öylesine fazladır ki, yukarıdaki metin örneğinde de gördüğünüz gibi öz Türkçe fiilleri, sözcükleri bile, Türkçede olmayan x (kh) harfi ile yazmaktalar. Türkçedeki fiil çıkmak'tır /k/ ile, ancak bu öz Türkçe fiili bile sanki Farsçaymış gibi ve Farsçaya özgü bir ses olan x (kh) ile çıxmaq biçiminde, yine öz Türkçe olan ve bakmak biçiminde söylenmesi ve yazılması gereken fiili sanki Farsçaymış gibi baxmaq biçimlerinde yazan bir dilin de imlâsını "Doğru Türkçe imlâ" olarak baz alamayız. Yine Azerbaycandaki Fars etsikinden dolayı, bu dilde hiçbir sözcük öz Türkçede başlaması gerektiği gibi /ı/ ile başlamaz, örneğin Azerbaycanda ışık sözü işıq olarak /i/ ile yazılır ve söylenir, yıldırım ya da ıldırım olması gereken öz Türkçe söz ildirim, yıl olması gereken öz Türkçe söz il biçimlerinde yazılır. Tüm bu yazımlar (imlâ) açıkça Türkçe dışı yazımlardır.

Önceki iletimde uzamasın diye değinmediğim konular bunlar, yani özetle ben aslında, Türkçeyi yazılması gerektiği gibi yazan dilleri kast ettim ve bu nedenle 42 Türk dili dedim, yoksa iri ufaklı dil ve lehçelerle toplam Türkî dil sayısı 60'ı aşar, yabancı etkilerden dolayı yazımı bozuk olanları (Azerbaycanca, Uygurca, Özbekçe, Gagauzca) gibi dilleri kast etmemiştim alsında, ancak bunu belirtmediğim için bilmeniz mümkün değildi tabii şimdi belirtmiş oldum.

Üzerinde hiçbir yabancı etki olmayan, en pür Türk lehçesi Ege yörüklerinin şivesidir. Ben bunu dediğimde kimileri karşı çıkıyor, oysa bu ideolojik bir söylem değil, dilbilimsel bir gerçek. Söz gelimi, Anadolu'da bile doğuya gidildikçe ağızlar üzerinde Kürt ve Ermeni etkisi görülmeye başlanır. Örneğin İç Anadolu şivesinde, tıpkı Ermenice ve Kürtçede olduğu gibi, Türkçenin simge seslerinden olan /ö/ ile /ü/ yoktur. Söz gelimi bir İç Anadolulu gördüm değil hafif yumuşak bir "o" ve "u" ile > gôrdûm der. Yine Kürtçe ve Ermenice etkisinden dolayı Türkçede "olmayan" sesleri, öz Türkçe fiil ve sözcüklere bile katarlar. Örneğin bakmak yerine bahmah/bahmak derler, bakıyorum, ya da Yörük şivesiyle bakyorun demek yerine bahıyom ya da bağıyom derler. Tüm bu Türkçe dışı değişimler, yabancı etkiden dolayıdır. Şimdi birileri kalkıp da İç Anadolu şiveli bir imlâ ile bir yazı dili geliştirse, ona da itiraz ederim, "bu doğru Türkçe değil" derim.

Trakya'ya doğru çıkılınca, oralarda da hafif Balkan etkisi başlar ve yine Türkçedeki ses uyumu, telaffuz vb. bozulmaya başlar. Karadeniz'de Pontus Rum ve Laz/Gürcü etkisinden ötürü, Türkçe telaffuz yine bozuktur, celeyrum, cideyrum , pagayrum (bakıyorum), nereyesun? (neredesin? hem gramer açısından hem uyum açısından Türkçeye uygun değil) biçimindedir. Birileri bu şiveye dayalı bir imlâ gelitirse, ona da "doğru Türkçe bu değil" derim.

Dediğim gibi, en has Oğuz şivesi Ege Yörüklerindedir. Üzerinde en ufak bir Rum etkisi yoktur, olsaydı, Ege yörüklerinde de "ç"ler, "ş"ler, "ı"lar, "ö"ler, "ü"ler yiterdi, ancak yitmemiş, olduğu gibi duruyor. Çünkü Rumcada/Yunancada bu sesler yok, zaten Rumlar bu sesleri telaffuz da edemezler, yapacağım yerine yapacayim derler örneğin, ışıklı yerine isikli, saç yerine sas, çatı yerine tsati falan derler. Ege şivesi, en has Oğuzca olarak korunmuştur. İstanbul Türkçesi de genizden çıkan n (ñ) sesini yitirmesi dışında, yine korunmuş, doğrulukları fazla bir şivedir. Yani yazı dilimize bir geniz n'si (ñ), bir de belki kapalı e (é ya da ê) eklenirse sorun kalmaz. İstanbul şivesi de gayet iyi durumdadır, yalnızca bu iki sesi yitirmiş, bunları da eklersek eksiği kalmaz.

Osmanlı yazı dilinin "bir tek" doğrusu varsa, o da geniz n'sini kullanmasıdır. Günümüzde de bu ses yazımda kullanılmalıdır, telaffuzda sesletilmese de yazıda olmalı, çünkü Türkçenin zengin anlam alanını daraltıyor. Söz gelimi "geldiğiñi gördüm" (ikinci tekil kişinin geldiği görülmüş, "seniñ geldiğiñi"), "geldiğini gördüm" (üçüncü tekil kişinin geldiği görülmüş, "onuñ geldiğini"), eviñi (seniñ), evini (onuñ) vb.

Ayrıca sözcüklerde de anlam ayrımı vardır, (abartı için kullanılan, "eñ büyük", "eñ çok" vb.), en (genişlik), (sağ, sâlim), on (sayı "10"), ben (birinci tekil kişi), beñ (vücuttaki kara noktalar), biñ (sayı "1000"), bin- (fiil, binmek) vb.

Eskiden bu duruma uygun yazıyordum, kimi üyeler okuma zorluğu çıkartıyor deyince bıraktım, mevcut olan eksik alfabemizle yazıyorum.

Ben dil konusuna ideolojik değil, dilbilim açısından bakıyorum. İdeolojik baksaydım Osmanlı yazı dilinin "doğrusu"nu, günümüz yazı dilinin "eksiklerini" söylemez, körü körüne militanlık yapardım, körü körüne Osmanlı ya da Cumhuriyet düşmanlığı yapanlar gibi. Eğriye eğri, doğruya doğru diyorum yalnızca ve bunu yaparken de kullandığım ölçüt dilbilim, Türkçenin en eski kaynakları vb. atmıyorum yani
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 20-09-2017, 09:38
Nero Nero isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 24 May 2017
Mesajlar: 1.869
Standart

Sevgili Ang, güzel bilgiler veriyorsun ve doğru sözler ediyorsun ama üzerinde tartıştığımız konuda ikna olmuş değilim. Bir kere senin dediğine göre etki altında kalmamış Türkçe olarak elimizde bir Kırgızca kalıyor, bir de belki Kazakça. Bunları belirtmediğin için tahminle ve yine Google translate yoluyla bakarak söylüyorum. Bu iki dilde çeviri yapıp ek olarak t sesini almasına bakarak söylüyorum.

Bu iki dil etki altında kalmamış ve bozulmamış diyorsun sanırım ama Google Translate ile çevirdiğim cümlelerin Kızgızcalarını ve Kazakçalarını hiç anlayamadım. Etki altında kalmış olanları anlayabiliyorum ama bunları anlayamıyorum. Neyse...

Ayrıca şu da kafama takıldı: Başka dillerden etkilenmekle ismin de hâlini de-da diye yazmanın ne gibi bir ilgisi olabilir? Bu zaten bizim dil kuralımız değil mi? Doğrusu o değil mi? "Baxtı" örneğinde haklısın, ama ismin de-da hâli olan d'nin d olarak kalmasını yabancı etkiye bağlaman yanlış.

Bütün diller etki altında kalır ve etki altında kalması kötü bir şey değildir. Dillerin gelişimi biraz da etki altında kalmasıyla olur. Özellikle kelime alışverişi bu açıdan iyidir. Alınan kelimenin dilin ses yapısına ve kurallarına uygun bir dönüşümden geçerek dile yerleşmesine dikkat edilmeli diyebiliriz ancak. Bizde de uzun zaman boyunca öyle oldu. Aldığımız kelimeleri ses rötuşundan geçirerek alıyorduk. Tabii bu doğal olarak ve kendiliğinden oluyordu; birisi gümrük kapısında bekleyip yapmıyordu.

Sen tabii ki dilbilim ve dil konusundaki bilgiler temelinde bakıyorsun ve anlatıyorsun. İdeolojik bakmaktan kastım, mesela bu d'lerin t'leşmesine dildeki Arap etkisini yok etme gerekçesini de sunarak onay vermendi. İdeolojik bakmamayı başarmış olsaydın böyle bir gerekçeyi söylemezdin. Dilbilim ölçütlerine göre "yabancı etki" denilebilir ama bunu Arap, Fars, Batı dilleri diye ayırıp seçici olmaya başlandığında bu ideolojinin alanına giriyor tabii ki.

Alfabemize geniz n'si ve açık ve kapalı e harflerinin girmesi iyi olurdu. Bir de q harfinin girmesi iyi olabilirdi sanırım. Bu harf alınacakmış ama son anda çıkarılmış alfabenin oluşturulması çalışmalarında.

Aslında olan olmuş, bitmiş. Burada teorik tartışma yapıyoruz. Pratiğe dönme ihtimali ve şansı zayıf, neredeyse imkansız. Üstelik kim, hangi bilgi ve birikimle yapacak? Dil kurumu elimizdekileri koruyacak ve geliştirecek adımlar atsa yine iyi. Oysa çok yetersizler.

D'lerin t'leşmesi olgusu bir realite. Buradan geriye dönüş imkansıza yakın. Dahi anlamındaki de-da'lar düzgün yazılsa ona da râzıyım. Ama onu da te-ta şeklinde yazanlar çok var. Neden böyle? Çünki söylenirken te-ta diye çıkıyor da ondan. "Mesela Ahmet de geliyor" derken aslında "Ahmet te geliyor" diyoruz. Evet, konuşma dili daha hızlı değişiyor ve artık d harfini özellikle sert ünsüzlerin ardından t diye seslendiriyoruz. Ama bu durumda yazıyı da ona mı uyduracağız? Sizin dedikleriniz buraya gelip çatıyor. Artık "yaptık da ne oldu?" diye yazılan cümleyi "yaptık ta ne oldu?" şeklinde söylüyoruz. Bu durumda dahi anlamındaki de-da'ları da te-ta diye mi yazmalıyız?! Tabii ki hayır!..

"İmlâ kolay kolay değişmemelidir" derken işte bundan dolayı diyoruz. Aksi halde her gün değişen konuşma dilinin peşinden sürüklenen bir kuru yaprak misali savrulur gider.
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 22-09-2017, 01:14
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"İmlâ kolay kolay değişmemelidir" derken işte bundan dolayı diyoruz. Aksi halde her gün değişen konuşma dilinin peşinden sürüklenen bir kuru yaprak misali savrulur gider.
Konuşma dilini küçümsüyorsun

Yazı dili, konuşma dilini değiştiremez ama konuşma dili, yazım dilini pekâlâ değiştirir, zaten değiştirmişte.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 22-09-2017, 09:19
Nero Nero isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 24 May 2017
Mesajlar: 1.869
Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Konuşma dilini küçümsüyorsun

Yazı dili, konuşma dilini değiştiremez ama konuşma dili, yazım dilini pekâlâ değiştirir, zaten değiştirmişte.
Evet ama işte bu kötüdür, iyi bir şey değildir, dildeki problemlerimizin bir kısmı bundan dolayıdır.

Konuşma dili bazan günden güne, aydan aya değişir; yazı dili yüzyıllardan yüzyıla. Böyle olmalıdır. Doğrusu budur. Aksi hâlde dilin iskeleti çöker. Dilin kimliği ciddi yaralar alır.

Neden? Tüm dillerde çok sayıda şive farkı vardır. Bizde de öyle. Yine tüm dillerde bu şive farkları içinden ülkenin en gelişmiş, en medenî, en elit kesimin konuştuğu şiveyi seçip ulusal dil yapma anlayışı vardır. Bu bizde İstanbul şivesi idi. En güzel Türkçe eskiden İstanbul'lu varlıklı hanımların konuştuğu Türkçe idi.

Mesela "sola dön" demeyi basitlik sayar, "sol tarafa dönünüz" derlermiş.

Dile özen, bilince özenin ürünü ve gereğidir.

Yazı dili konuşma dilinin peşinden sürüklenirse düşünebiliyor musun ne olacağını? Her şiveye göre ülkenin her yerinde ayrı bir yazı dili çıkar. Şive dili çıkar daha doğrusu. Askerliğimi yaparken eğitim düzeyi düşük gençlerin konuştuğu gibi yazmalarına şahit olmuştum. Bir "celeyrum" diyordu, öbürü "gelirem", vb...

Bu sence iyi bir şey mi?
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 23-09-2017, 00:07
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Evet ama işte bu kötüdür, iyi bir şey değildir, dildeki problemlerimizin bir kısmı bundan dolayıdır.
Buna problem diyen sensin, fazla bir problem yok ortada, sanırım bu aralar Arapça da çalışıyorsun, haliyle t lerin d olmasına takıldın, zaten biraz Arapça çalışanın bu noktada kafasının karışmaması elde değildir. Sonunu t yapamazsın müennes olur Türkçede ise oluyor işte, d kullanımı zaten asalak bir kullanımmış, yoksa Anadolu halkı Osmanlı zamanında imlâ bilmezdi, şimdide bilmez aslında, sonuç Murat'a Murad demez, Mehmet'e Mehmed demez, yazmazda. Yazıyorsa da Arapça yüzündendir, kırsal kesimde din eğitimi vardır, elanda vardır.
TDK bu konuda doğrusunu yapmıştır bencede, halkın doğru kullanımı ise imlâ hatası da olabiliyormuş ki bu da çok ilginçmiş.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 26-09-2017, 22:15
ang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ang ang isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Feb 2016
Mesajlar: 155
Standart

Sevgili Ang, güzel bilgiler veriyorsun ve doğru sözler ediyorsun ama üzerinde tartıştığımız konuda ikna olmuş değilim. Bir kere senin dediğine göre etki altında kalmamış Türkçe olarak elimizde bir Kırgızca kalıyor, bir de belki Kazakça. Bunları belirtmediğin için tahminle ve yine Google translate yoluyla bakarak söylüyorum. Bu iki dilde çeviri yapıp ek olarak t sesini almasına bakarak söylüyorum.

Bu iki dil etki altında kalmamış ve bozulmamış diyorsun sanırım ama Google Translate ile çevirdiğim cümlelerin Kızgızcalarını ve Kazakçalarını hiç anlayamadım. Etki altında kalmış olanları anlayabiliyorum ama bunları anlayamıyorum. Neyse...
Kazakça ile Kırgızcada da etki vardır, Moğol ve Rus etkisi ancak bu etki dildeki sesleri değiştirecek kadar değildir. Dildeki sesler açısından hiç etki görmemiş tek Türkî dil Türkçedir. Yani dilimizde olan sesler yitmemiş (Özbekçe ve Uygurcada /ı/ların yitmesi gibi), ya da dilimizde olmayan sesler, dilimize eklenmemiş (Azerbaycan dilindeki /x/ler gibi) vb.

Ayrıca şu da kafama takıldı: Başka dillerden etkilenmekle ismin de hâlini de-da diye yazmanın ne gibi bir ilgisi olabilir? Bu zaten bizim dil kuralımız değil mi? Doğrusu o değil mi? "Baxtı" örneğinde haklısın, ama ismin de-da hâli olan d'nin d olarak kalmasını yabancı etkiye bağlaman yanlış.
Yer eki (lokatif ek) olan -de/-da'lar ses uyumu durumuna göre -te/-ta olabilmektedir, bunu Türkçenin günümüze ulaşabilmiş en eski yazılı örnekleri olan Orhun Yazıtlarında da görmekteyiz.

Örnek: Bilge Kağan Yazıtı - Doğu Yüzü (2. satır)

𐰇𐰕𐰀:𐰴𐰍𐰣: 𐰆𐰞𐰺𐱃𐰢: 𐰆𐰞𐰺𐱃𐰸𐰢𐰀: 𐰇𐰠𐱅𐰲𐰃𐰲𐰀: 𐰽𐰴𐰣𐰍𐰢𐰀: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰋𐰏𐰠𐰼: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰏𐰼𐰯: 𐰾𐰋𐰤𐰯: 𐱃𐰆𐰭𐱃𐰢𐱁: 𐰚𐰇𐰕𐰃: 𐰘𐰇𐰏𐰼𐰚𐰇𐰼𐱅𐰃: 𐰋𐰇𐰓𐰚𐰀: 𐰇𐰕𐰢: 𐰆𐰞𐰺𐰯: 𐰉𐰆𐰨𐰀: 𐰍𐰺: 𐱅𐰇𐰼𐰏: 𐱅𐰇𐰼𐱅: 𐰉𐰆𐰞𐰭𐰑𐰴𐰃: 𐰃𐱅𐰓𐰢: 𐰇𐰕𐰀: 𐰚𐰇𐰚: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰽𐰺𐰀: 𐰖𐰍𐰕: 𐰘𐰺: 𐰴𐰃𐰞𐰦𐰸𐰑𐰀: 𐰚𐰃𐰤: 𐰺𐰀: 𐰚𐰃𐰾𐰃: 𐰆𐰍𐰞𐰃: 𐰴𐰃𐰞𐰣𐰢𐰾:
...üze kağan olurtum. Olurtukuma ölteçiçe sakınığma Türk begler budun ögirip sebinip torigtamış közi yügerü körti. Bödke özüm olurup bunca ağır törüg tört bulungdakı...
Olurtum "oturdum" ile körti "gördü" sözlerinde, gördüğünüz gibi yer ekleri /t/li biçimlerde yazılmış.

22. satır ise şöyle

𐰲𐰢𐰕: 𐰴𐰕𐰍𐰣𐰢𐰾: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐱃𐰃: 𐰚𐰇𐰾𐰃: 𐰖𐰸: 𐰉𐰆𐰞𐰢𐰕𐰆𐰤: 𐱅𐰃𐰘𐰤: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰇𐰲𐰇𐰤: 𐱅𐰇𐰤: 𐰆𐰑𐰢𐰑𐰢: 𐰚𐰇𐰤𐱅𐰕: 𐰆𐰞𐰺𐰢𐰑𐰢: 𐰃𐰤𐰢: 𐰚𐰇𐰠𐱅𐰃𐰏𐰤: 𐰋𐰃𐰼𐰠𐰀: 𐰚𐰃: 𐱁𐰑: 𐰋𐰃𐰼𐰠𐰀: 𐰇𐰠𐰇: 𐰘𐰃𐱅𐰇: 𐰴𐰕𐰍𐰦𐰢: 𐰨𐰀: 𐰴𐰕𐰍𐰣𐰯: 𐰋𐰃𐰼𐰚𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰍: 𐰆𐱃: 𐰽𐰆𐰉: 𐰴𐰃𐰞𐰢𐰑𐰢: 𐰢𐰤: 𐰇𐰕𐰢: 𐰴𐰍𐰣: 𐰆𐰞𐰺𐱃𐰸𐰢𐰀: 𐰘𐰃𐰼: 𐰽𐰖𐰆: 𐰉𐰺𐰢𐱁: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰇𐰠𐰇: 𐰘𐰃𐱅𐰇: 𐰖𐰑𐰍𐰣: 𐰖𐰞𐰭𐰣: 𐰖𐰣𐰀:
...eçimiz kazğanmış budun atı küsi yok bolmazun tiyin, Türk budun üçün tün udımadım. Küntüz olurmadım. İnim birle ölü yitü kazğandım. Anca kazğanıp biriki budunuğ ot sub kılmadım...
Burada da udımadım "uyumadım", olurmadım "oturmadım" ve kazğandım "kazandım" sözlerinde yer ekleri /d/li biçimlerde geçmekte.

Yani, yerine göre, ses uyumu gereği yer ekleri t-d olarak değişebilmekte.

Sen tabii ki dilbilim ve dil konusundaki bilgiler temelinde bakıyorsun ve anlatıyorsun. İdeolojik bakmaktan kastım, mesela bu d'lerin t'leşmesine dildeki Arap etkisini yok etme gerekçesini de sunarak onay vermendi. İdeolojik bakmamayı başarmış olsaydın böyle bir gerekçeyi söylemezdin. Dilbilim ölçütlerine göre "yabancı etki" denilebilir ama bunu Arap, Fars, Batı dilleri diye ayırıp seçici olmaya başlandığında bu ideolojinin alanına giriyor tabii ki.
Yer eklerinin d-t olabilmesinin yabancı etkisiyle ilgisi yok, Türkçe içi bir durum. Senin söz ettiğin, özellikle Arapça adlardaki sonda bulunan d'lerin t'leştirilmesi olayı. Örneğin Ahmed adının > Ahmet yazılması, Yâkub adının > Yakup yazılması gibi. Bu konuda senin dediğin olabilir, yani Ahmed, Yâkub yazılabilir, özel ad çünkü. Ancak daha önce de söz ettiğim gibi, yabancı kökenli adları da Türkçeleşmiş biçimleriyle yazsak yanlış yapmış olmayız, tüm dillerde yabancı kökenli adlar ilgili dildeki dönüşmüş biçimleriyle yazılırlar. Arapçadaki Ya'akub biçimi de Arapçalaşmış hâli zaten, adın aslı İbranca Ya'akov.

Alfabemize geniz n'si ve açık ve kapalı e harflerinin girmesi iyi olurdu. Bir de q harfinin girmesi iyi olabilirdi sanırım. Bu harf alınacakmış ama son anda çıkarılmış alfabenin oluşturulması çalışmalarında.
Anlam ayrımı bakımından açık-kapalı e'ler ve ñ önemlidir, ancak q için böyle bir durum söz konusu değil. Örneğin ét- İnglizcesiyle "to make", demek iken, et "meat" demektir, él "diyar, memleket 2. devlet" demek iken, el İngilizce "hand" demektir, yani aslında önemli, ñ için yukarıda örnekler vermişim zaten yinelemeye gerek yok. Ancak bizim Batı Oğuzcasında yani Türkçe dediğimi dilde q-k ayrımı yok. Söz gelimi Kazakçada q vardır, çünkü bu ses gırtlaktan çıkarılır, k ise daha yumuşak söylenir, bu nedenle alfabede ayırmışlar. Azerbaycan dilinde de q'lar bizdeki "ga" gibi kalın söylenirken, k'ler daha ince söylenir. Biz, alfabeye q'yı alsak da yine "k" gibi okuyacağız, bir katkısı olmayacak yani.

Aslında olan olmuş, bitmiş. Burada teorik tartışma yapıyoruz. Pratiğe dönme ihtimali ve şansı zayıf, neredeyse imkansız. Üstelik kim, hangi bilgi ve birikimle yapacak? Dil kurumu elimizdekileri koruyacak ve geliştirecek adımlar atsa yine iyi. Oysa çok yetersizler.
Doğru, ancak halk olarak da kimi şeyleri yapabiliriz, her şeyi devletten beklememek gerekiyor meselâ Romencede de bizdeki /ı/ sesi var, ancak eskiden (80'lere değin) î biçiminde yazılıyordu, nedense halk bunu bir türlü benimsemedi, bu harf yerine â tercih ediliyordu, halkın zorlamasıyla 80'leren sonra î ortadan kalktı > â oldu. Bunun gibi nice örnek var, mesela Azerbaycancada da illkin açık e sesi için /ä/ harfi kullanılıyordu, ancak dilde zaten ö ile ü olduğu için, bu kadar çok çift noktalı harfi halk istemedi, halk eski Kiril alfabesindeki harfleri olan ters e'leri kullanmayı sürdürdü, devlet de mecburen direnmedi ve Azerbaycancada bugün açık e'ler ters e

Tabii bu işler kültür işi, bizim gibi insanların geçim derdinde olduğu ve birçok sorunun olduğu bir ülkede sıra bu konulara gelmez. İzlanda gibi, olmadı Polonya gibi bir ülke olursak ilerde, sıra o zaman bu işlere gelebilir belki ancak bizler umudumuzu yitirmeyelim, senin gibi benim gibi birileri bu işlere kafa yorsun ki günü geldiğinde trak diye harekete geçebilelim boşa zaman yitirmeyelim o günler gelince...

D'lerin t'leşmesi olgusu bir realite. Buradan geriye dönüş imkansıza yakın. Dahi anlamındaki de-da'lar düzgün yazılsa ona da râzıyım. Ama onu da te-ta şeklinde yazanlar çok var. Neden böyle? Çünki söylenirken te-ta diye çıkıyor da ondan. "Mesela Ahmet de geliyor" derken aslında "Ahmet te geliyor" diyoruz. Evet, konuşma dili daha hızlı değişiyor ve artık d harfini özellikle sert ünsüzlerin ardından t diye seslendiriyoruz. Ama bu durumda yazıyı da ona mı uyduracağız? Sizin dedikleriniz buraya gelip çatıyor. Artık "yaptık da ne oldu?" diye yazılan cümleyi "yaptık ta ne oldu?" şeklinde söylüyoruz. Bu durumda dahi anlamındaki de-da'ları da te-ta diye mi yazmalıyız?! Tabii ki hayır!..

"İmlâ kolay kolay değişmemelidir" derken işte bundan dolayı diyoruz. Aksi halde her gün değişen konuşma dilinin peşinden sürüklenen bir kuru yaprak misali savrulur gider.
Bağlaç olanlar de ve da'dır, orada sorun yok, te-ta biçiminde yazanlar değil yerine deyil, herkes yerine herkez yazanlar gibidir, bireysel hatadır, imlâda yeri yok zaten bu gibi yazımların.

Dediğini anlıyorum ve katılıyorum. İmlâ bir kere sabitlenir ve bir daha da oynanmaz. Daha önce de dediğim gibi, biz Latin alfabesine çok geç geçtik, bu nedenle imlânın oturması uzun sürdü, ancak bu tür oturma süreçleri diğer dillerde de oldu, önceki iletilerimde İngilizceden örnekler vermiştim.

Şu noktada bir video paylaşmak istiyorum, videodaki kişi Mustafa Çalık, Ülkücü bir ağabeyimiz ve dolayısıyla Türk-İslamcı (İslamcı kısmı daha önemlidir Ülkücülerde) bakınız ne diyor



Mustafa Bey, tipik bir İslamcı gibi abartılı ve bilgi eksikliği olan biçimde konuşuyor. Robespierre her şeye dokundu ama Académie Française'e dokunmadı diyor. Harf İnkılâbı çok zararlı oldu diyor vb.

Birinci soru, Académie Française hangi yılda kuruldu? Yanıt, 1635. Peki neden Osmanlı, aynı devirde bir Türk Dil Kurulgası (ya da kurumu, kurultayı) vb. kurmadı? Demek ki Türkçeye, Fransızların dillerine önem verdikleri kadar önem vermedi, zaten bu nedenle alfabe değiştirmek zorunda kaldık ya, sanki keyfimizden alfabe değiştirdik. Osmanlı bir dil kurumu kursa dahi adı bile Türkçe olmazdı muhtemelen, Cemiyet-i Lisâniyat falan der, Arapçayı, Farsçası yüceltirdi. Ancak Fransızlar öyle yapmadılar, bu nedenle Mustafa Bey'in verdiği örnek bizle örtüşmüyor. Ayrıca Fransızlar, dillerini yazmakta eksiklik gösteren, Fransızcaya uygun olmayan bir yazı kullanmıyorlardı ki, neden dokunsun Robespierre Fransız Dil Kurumu'na? Senin kullandığın yazıda Türk bile trk olarak yazılıyor, Türkçe dahi trkch biçiminde yazılıyordu, oldu mu öldü mü, unlu mu onlu mu belli değil, böylesine Türkçeye uygun olmayan bir alfabe elbette değiştirilecekti, Robespierre zamanında Fransızca için kullanılan alfabe de böylesine yetersiz olsaydı, emin olun Robespierre ilkin alfabeye dokunurdu.
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 26-09-2017, 22:31
Nero Nero isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 24 May 2017
Mesajlar: 1.869
Standart

Sevgili Ang, buradayken sana x harfinin farklı okunuşunu sormak istiyorum. Mesela sözünü ettiğin "baxtı"da "bahtı" diye, kalın h sesi olarak çıkıyor, ama harfin ingilizce okunusu iks.

Bu farklılığın sebebi ne olabilir? Hangi dillerde iks, hangi dillerde hı sesini karşılıyor?
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 26-09-2017, 23:14
ang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ang ang isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Feb 2016
Mesajlar: 155
Standart

Nero´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili Ang, buradayken sana x harfinin farklı okunuşunu sormak istiyorum. Mesela sözünü ettiğin "baxtı"da "bahtı" diye, kalın h sesi olarak çıkıyor, ama harfin ingilizce okunusu iks.

Bu farklılığın sebebi ne olabilir? Hangi dillerde iks, hangi dillerde hı sesini karşılıyor?
Bu harfin okunuşu hırıltılı h (kh). Bu sesin kökeni eski Yunanca, bugün Yunancada hâlâ x harfi "kh" okunur. Buradan esinle Rusçada, Azerbaycancada, Kürtçede, Zazacada, Lazcada da bu harf aynı sesi verir. Latincede "ks" okunuyor yalnızca, İngilizceye de Latince etkisiyle alınmış.
Alıntı ile Cevapla
  #40  
Alt 26-09-2017, 23:31
Nero Nero isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 24 May 2017
Mesajlar: 1.869
Standart

ang´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu harfin okunuşu hırıltılı h (kh). Bu sesin kökeni eski Yunanca, bugün Yunancada hâlâ x harfi "kh" okunur. Buradan esinle Rusçada, Azerbaycancada, Kürtçede, Zazacada, Lazcada da bu harf aynı sesi verir. Latincede "ks" okunuyor yalnızca, İngilizceye de Latince etkisiyle alınmış.
Teşekkürler...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:19 .