
01-05-2006, 00:16
|
|
|
Re: KURANDAN İNCİLER
KURANDAN İNCİLER(10)
MAİDE :
5.109. Allah'ın peygamberleri toplayıp da "Size ne cevap verildi" dediği gün, "Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin" diyeceklerdir.
5.110. Allah o zaman şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene (verdiğim) nimetimi hatırla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan, kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni öldürmekten) engellemiştim; kendilerine apaçık deliller (mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler, "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" demişlerdi.
* * * * * * * * *(Şu ayetlere bak ayetlere!Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...Kuranın allahı! son
* * * * * * * * * peygamberine bir de torpil geçiyor!Güya allah diğer peygamberlerine gizlilikleri
* * * * * * * * * söylemiyor.Allah o zaman şöyle diyecek diyerek ve kendini de allahın yerine koyarak
* * * * * * * * * gizlilikleri söylemeye başlıyor.Ne gizlilikler ama....Her kesin bildiği masallar...Aslı
* * * * * * * * * astarı olmayan masallar.Ve ne yazık ki kör gözler de bu masallara inanıyor.Bu ne
* * * * * * * * * mükemmel bir kitap !)
EN'AM *:
6.39. Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir.
ARAF:
7.179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır
* * * * * * * * *(Yüce allah!Sen hani dilediğini şaşırtıp dilediğini de doğru yola iletiyorsun ama sana
* * * * * * * * * sormazlar mı o zaman o savaşlar neyin nesi.Savaşlara ne gerek vardı?Dinin uğruna
* * * * * * * * * o kadar kan ve göz yaşına ne gerek vardı.Kullarını öldürmeden de bunu yapamaz-
* * * * * * * * * mıydın?Hani sen her şeye kadir değilmiydin.Bu nasıl kadirlik yüce allah!Hem diyorsun
* * * * * * * * * ki cinler ve insanların bir çoğunu cehennem için yarattım.Ondan sonra da onlar hay-
* * * * * * * * * vanlar gibidir diyorsun.Bunları söylemeye hakkın var mı şaşkın! pardon yüce allah!)
ARAF:
7.107. Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir ejderha oluverdi!
7.108. Ve elini (cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.
7.117. Biz de Musa'ya, "Asanı at!" diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
7.118. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti .
7.143. Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca "Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi. (Rabbi): "Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!" buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.
ŞUARA:26.32. Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
26.33. Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!
26.43. Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.
26.44. Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.
26.45. Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!
26.46. (Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
26.47. "Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler
26.62. Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.
26.63. Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu
* * * * * * * (Musanın asası neye kadirmiş böyle!!!...Araf'ta ejderha,şuara'da yılan oluyor.Bu meşhur
* * * * * * * *asa daha önce de yazdığım gibi çelişkili bir şekilde iki surede daha geçmişti.Peygamber
* * * * * * * *meydanı boş bulduğu için kafasına göre bu asayı bazen yılan bazen ejderha yapıyor.
* * * * * * * *İmanlı kulları mutlakka bu yılanı ejderhaya benzetmişlerdir.Niye yılana benzeyen
* * * * * * * *ejderha olamaz mı?Ha ejderha ha yılan ne fark eder !...Musanın nasıl tövbe ettiğini
* * * * * * * *gördünüz değil mi?Musa inanmasın da kim inansın!!!...Onda sonra Musa elbette asasını
* * * * * * * *denize vurunca deniz yarılacaktır.Bu insanlar bu masallara nasıl inanıyorlar hayret
* * * * * * * *ediyorum.Lütfen birazcık beyin ve mantık jimnastiği yapın.)
ENFAL:
8.39. Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.
8.65. Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.
* * * * * * * * (Dilediğini şaşırtıp dilediğini doğru yola iten kuranın allahı!bakın ayetlerinde kullarını
* * * * * * * * *savaşa teşvik ediyor.O imanlı kullara soruyorum şimdi.O savaştığınız kafirler aynı
* * * * * * * * *allahın kulları değil mi?Onlar da hak dinlerin kulları değil mi?Yoksa o dinler bu kuranın
* * * * * * * * *allahının dinleri değil mi?Onların allahı ayrı sizin allahınız ayrı mı?Bunlar birbirlerine
* * * * * * * * *saygılı ve mutlu bir şekilde yaşasalardı olmaz mıydı?Olmaz mıydı yüce allah!Bunu
* * * * * * * * *yapmak çok mu zordu?Ama ben senin olmadığını biliyorum.Seni sorgulayarak
* * * * * * * * *insanların aydınlanması için tüm bunları yazıyorum.)
SAFFAT:
37.43. Naîm cennetlerinde .
37.44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
37.45. Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
37.46. Berraktır, içenlere lezzet verir.
37.47. O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
37.48. Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
37.49. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
37.50. İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar
37.62. Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
37.63. Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
37.64. Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
37.65. Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
37.66. (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
37.67. Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
37.68. Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır
* * * * * * *(Cennet ve cehennem palavralarından manzaralar...Ne gariptir ki bu dünyada umduğunu
* * * * * * * bulamayan insanlar bu sahte cennete gitmek için can atıyorlar.Ne garip değil mi!)
YUNUS:
10.1. Elif. Lâm. Râ. İşte bunlar hikmet dolu Kitâb'ın âyetleridir.
HUD:11.1. Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır.
YUSUF:
12.l. Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
ŞUARA:
1. Tâ. Sîn. Mîm.
2. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir
RAD:
1. Elif. Lâm. Mîm. Râ. Bunlar, Kitab'ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.
KASAS:
1. Tâ. Sîn. Mîm.
2. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
DUHAN:
1. Hâ. Mîm.
2. Apaçık olan Kitab'a andolsun ki,
* * * * * * ( Bunlar da kutsal kitabın çözülemeyen ne olduğu belirsiz ayetleri.Hani doğrusunu söy-
* * * * * * *lemek gerekirse mükemmel bir kitaba da yakışır böyle muammalar!!!....) *
HUD:
11.44. (Nihayet) "Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!" denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: "O zalimler topluluğunun canı cehenneme!" denildi.
* * * * * * (Kuranın incisinden bir kesit.Yorumu sizlere ait.)
NUR:
24.45. Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yaratır; şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
* * * * * * *(Her şeye kadir olan allah bu canlılarını topraktan mı,çamurdan mı,nüfteden mi,yoksa * * * * * * * * * * * * burda olduğu gibi sudan mı?Hangisinden yüce allah!?)
NUR:
24.31. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.
24.60. Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, zinetleri (yabancı erkeklere) teşhir etmeksizin (bazı) elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
* * * * * * * *(Türbanlı,kara çarşaflı bayanlara ithaf olunur.Yorumsuz...)
|

01-05-2006, 02:50
|
|
|
Re: KURANDAN İNCİLER
KURANDAN İNCİLER(10)
AHZAP:
33.36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
33.37. (Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
33.38. Allah'ın, kendisine helâl kıldığı şeyde Peygamber'e herhangi bir vebâl yoktur. Önce gelip geçenler arasında da Allah'ın âdeti böyle idi. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir.
* * * (Kuranın bu incisini nasıl gözden kaçırmışım.Tümünü gözden geçirdiğimde
* * * *bu eksikliği gördüm.Kuran incisinde bu ayetlerin olmaması büyük eksik-
* * * *likti.Adam zeki.İşini nasıl sağlama alıyor.Görüyorsunuz.Sanki allahın
* * * *işi gücü yok da hep onun şeyini düşünüyor.Aşk sen neye kadirmişsin
* * * *böyle.Peygambere ayet bile indirtiyorsun.Bu sayede diğer müminlerin
* * * *yolu da açılmış oluyor.Ve tüm bunları yaparken dikkat ediyorsanız
* * * *allahı kullanıyor.Allah da kendisi,peygamber de kendisi.Çoğu yerlerde
* * * *hep bu açığını yakaladık.Ama sen gel de bunu imanlı kullarına anlata-
* * * *bilirsen anlat.Allah sözüdür diyor başka bir şey demiyorlar.Mantık bu
* * * *olunca geriye yorumlamak kalıyor.Adam dokuz yaşında Ayşeyle evleniyor.
* * * *Bir sürü yorumlar.Baktılar tutmuyor.Yaşını 18'e çıkarmaya çalışıyorlar
* * * *Ama şunu iyi bilin ki tabunuz Turan Dursun'un dediği gibi can çekişi-
* * * *yor.Bunu engellemeye gücünüz yetmeyecektir.Bunu yaşayarak göreceğiz.
* * * *Kurandan incileri böylece noktalıyorum.Saygılarımla...)
|

02-05-2006, 01:25
|
|
|
Re: KURANDAN İNCİLER!
KURANDAN İNCİLER ÜSTÜNE
Asırlardır allahın sözleridir denilenerek bir tabu haline dönüştürülen bu
kutsal kitaptaki çelişkileri ortaya çıkarmaya çalıştım.Ben bir din adamı
değilim.Eğitimci ve aydın bir insan olarak kendi bilgim ve mantığım doğrul-
tusunda bu kitabı sorguladım.Elbete bu düşüncelerime katılıp katılmama
özgürlüğünüz vardır.Bu eleştirileri yanıtlama ve destekleme hakkınız vardır.
Olumlu ve olumsuz tüm eleştirilere açığım.Hata gözden kaçmış böyle benim
gibi inci olarak gördüğünüz ayetler varsa desteklerinizi bekliyorum.Eğer
dikkat ettiyseniz saygılı olmaya çalıştım.Aşağılama küfüt adına en ufak bir
şey bulamazsınız.Bu kitap kendilerinin tabusu olabilir.Onlara göre tartışıl-
maz.Bu kendilerini bağlar.Onlar nasıl bizlere bir takım ithamlarda bulunup
bizleri tartışıyorlarsa elbette biz de elimizi kolumuzu bağlayıp oturacak
değiliz.Hele bir de ülkeyi kalkıp bu kitapla yöneteceğiz diyorlarsa elbette
bu kitapla ülkelerin yönetilemeyeceğini ortaya koymak da bizim görevimiz.
İncilerde ortaya koyduğum gibi bu ilkel çağ dışı şeriat kanunlarıyla ülke
yönetilemez ki.Suç işleyenleri kırbaçlayan,ellerini,kollarını kesen,taş
yağmuruna tutan,faizi haram kılan,kadını ikinci sınıf gören,çağ dışı kıllık
kıyafete mahkum eden,erkeği kadından üstün görüp dört kadın vaad eden,dokuz yaşındaki bir çocukla evlenen,oğulluğun karısını sevip de onun için ayet indirten ,akla hayale mantığa uymayan masalları temel alan,bilim adına,çağdaş hukuk adına,sanat adına en ufak bir emare bulunmayam bu kutsal kitapla elbette ülkeler yönetilemez.Bununla ülke yönetenlerin ne durumda olduklarını görüyoruz.Çünkü bu kutsal kitap orta çağa ait bir kitaptır.Orta çağdan bu
yana asırlar geçti.Bu dinle yönetilip çağdaş,uygar olan bir ülke göstere
bilir misiniz?Elbette gösteremezler.Şunu önemle belirtmekte tekrar yarar görüyorum.İnançlı olup inancını kul ile allah arasında gören insanlarımıza saygılıyım.Onlarla en ufak bir sorunumuz olamaz.Dini siyasete,tarikatlara,
çıkarlarına,devlet işlerine alet edenlerle sorunumuz.Zaten bunlar bunu yap-
makla dinlerine en büyük kötülüğü yapıyorlar.Bunun farkında bile değiller.
Sonuç olarak diyorum ki bırakın din gönüllerde kalsın.İnsanlar özgürce dile-
dikleri gibi yaşasınlar.İsteyen inanır ibadetini inancını yerine getirir.
İsteyen de inanmaz istediği gibi yaşar.Bunun içinde demokrasi ve laiklik
gerekiyor.En güzeli de demokratik ve laik bir ülkede yaşamak değil midir?
Türkiye Cumhuriyeti de demokratik ve laik bir ülke değil midir?Çağdaş uygar
bir ülke olmanın olmazsa olmaz kıstasları bunlar değil midir?Saygılarımla...
|

02-05-2006, 01:53
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 May 2006
Mesajlar: 74
|
|
Re: KURANDAN İNCİLER
Fethullah";p="´isimli üyeden Alıntı
Osmanlı döneminde hristiyanlar *açlıktan ölüyordu.Yardım eden gene müslümanlar oluyordu.
|
Osmanlı döneminde hıristiyanlar açlıktan filan ölmüyordu.Belli bölgelerde sefalet olduysa da bu geneleme yapılacak boyutta değildir.Ayrıca osmanlı hıristiyan topraklarını işgal etmiş ve oraları yağmalamıştır.Bu mu yardım?
|

02-05-2006, 01:58
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 May 2006
Mesajlar: 74
|
|
Re: KURANDAN İNCİLER
ezkamo";p="´isimli üyeden Alıntı
Yunus:3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte O Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hâla düşünmüyor musunuz
* * * (Yeri göğü altı günde yaratmış ama nasıl yarattığı hakkında en ufak
* * * *bir şey yok.Ne yapalım akıllı tasarım dedikleri de bu olsa gerek.
* * * *Bir de Darwini eleştirirler.Darwin hiç olmazsa açıklama yapıyor.)
|
Yeri göğü yaratan allah ol deyince herşey olmaz mı?Altı günde mi ol demiş?Her ol dediğinde sınırsız yaratma gücü varsa neden altı gün uğraştı?Ol demek altı gün mü sürer?Yada altı günde ol diyerek kaç evren yaratılır.Bunu açıklayacak birisi varsa okumak isterim.
|

02-05-2006, 13:43
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: KURANDAN İNCİLER
Eline sağlık ezkamo,
sana da bir kurandan inciler blogu yapmanı öneriyorum hocam. Bunlar da burda unutulup gitmesinler. İnsanlar hayallerinde yarattıkları Kurana tapıyorlar. Ben kime iki satır ayet okusam şok oluyorlar, şaşırıyorlar. İnsanlara Kuran bile okutulmamış. Sadece kafalarına bir Kuran kutsallığı sokulmuş. Her arapça yazıyı kutsal sanacak kadar aptallaştırmışlar insanları. Bunları herkesin öğrenmesi lazım. Kuran'da ne yazıyor gerçekten, bilinmeli.
|

07-05-2006, 03:04
|
|
|
Re: KURANDAN İNCİLER
[quote="sargon";p="31859"]Eline sağlık ezkamo,
sana da bir kurandan inciler blogu yapmanı öneriyorum hocam. Bunlar da burda unutulup gitmesinler. İnsanlar hayallerinde yarattıkları Kurana tapıyorlar. Ben kime iki satır ayet okusam şok oluyorlar, şaşırıyorlar. İnsanlara Kuran bile okutulmamış. Sadece kafalarına bir Kuran kutsallığı sokulmuş. Her arapça yazıyı kutsal sanacak kadar *****ştırmışlar insanları. Bunları herkesin öğrenmesi lazım. Kuran'da ne yazıyor gerçekten, bilinmeli.
Sevgili Sargon,
Kurandan önce putlara tapılıyordu.O putlar kaldırılmış başka bir put getiril-
miş.Bu putun adı da allah.Ki bana göre kuranın allahı.Aralarındaki fark bu.
Ha o putlara tapmışsın ha bu puta.Üstelik o putların bir özelliği vardı.Madde
halindeydiler.Ama bu putun ne olduğu bile belli değil.İşte Kuran da güya
bu putun sözleri.Adam oturmuş o putu kullanarak bu kitabı yazmış.Asırlardır
insanlar bu kitabı kutsallaştırmış ve tabu haline getirmişler.Bu tabuya doku-
nulmamış.Böyle olunca da insanlar cehaletlerinden dolayı körü körüne inanmış-
lar.Ta ki ülkemizde Turan Dursun çıkana kadar.Bana göre Turan Dursun bu
tabunun tartışılmasında bir dönüm noktasıdır.İnsanlar Din Bu'ları okudukça
bu tabunun çan çekiştiğini görmeye başladılar.Bir de dikkat edersen dinin
bir ülkenin ekonomik refah seviyesiyle ilişkisi var.Ekonomik olarak gelişmiş
ülkelerde dinin pek etkin olmadığını görüyoruz.Yoksulluk insanları hep dine
yönlendiriyor.Çünkü işin özünde çaresizlik var.Bu çaresizlik insanları dine
yönlendiriyor.Genellikle bakıyorum yoksul insanların çocukları bu çevreler
tarafından dine kanalize ediliyorlar.Bir de bunların eğitim seviyeleri düşük
olunca bu daha da rahat bir şekilde oluyor.Örgütlenmelerinin temelinde korkunç
paralar dönüyor.Tüm bunlara rağmen bunlar yeterince güçlenemiyorlar.Çünkü
Türkiye diğer müslüman ülkelerinden farklı bir ülke.Bu farklılığı yaratan da
Atatürk olmuştur.Bu ülkede insanların büyük çoğunluğu Atatürk'e inanıyor.Böyle
olunca da onların çabaları bir şeyi değiştiremeyecektir.Onun için de bu ülkenin
geleceğinden en ufak bir kaygı duymuyorum.Yeter ki bu ülkenin aydınları Laik
Demokratik Cumhuriyete sahip çıksınlar.Atatürk'e sahip çıksınlar.Gün geçtikçe
Atatürk'ün ne kadar büyük bir insan olduğu ortaya çıkıyor.Bunu anlayamayan
insanlara şaşıyorum.Yaşadığı çağın en büyük devrimcisidir Atatürk.Hilafetle
yönetilen bir ülkeye cumhuriyeti getirmek kolay mı zanediyorlar.Hem de çok
zor şartlar altında.O devrimleri,yenilikleri uygulamak kolay mı zanediyorlar.
Ama üzülerek belirteyim ki onun çizdiği yoldan gidilmiş olsaydı ülke olarak
millet olarak bu günkü sıkıntıları çekmezdik.Ben buna inanıyorum.
İlerde elbette bende yazdıklarımı bloğa aktaracağım.Bir de hadisleri ele
almayı düşünüyorum.Onları da aktarayım ondan sonra ikisinden bir güzel blok
olur.Bir de tekrar belirtmekte yarar görüyorum.Olumlu olumsuz her türlü
eleştiriye açığım.Veya katkısı olacak arkadaşların katkılarını bekliyorum.
|

07-05-2006, 14:45
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: KURANDAN İNCİLER
sevgili ezkamo,
yazdıkların aklıma geçen gün yaşadığım bir diyaloğu getirdi. Bir Japon arkadaşım var. Onla bizim site üzerine biraz konuştuk. Turan Dursun'dan bahsettim. İslamcılar tarafından öldürüldüğünü anlattım. Bu arkadaş ateist ve Japonya'da aslında pek dine inanan olmadığını söylüyor. Ben şintoizm ve budizm'in Japonya'da etkili olduğunu sanıyordum dedim. Bana şunu anlattı. Bizde, eğer biri gelip benim bir dinim var, ben bir dine inanıyorum gibi birşey söylerse insanlar ona "acaba sapıttı mı", "kafayı mı yedi" gözüyle bakar, sağlığının bozulmuş olabileceğini düşünürler. Açıkçası Yoshiko'nun yalancısıyım. Ben şimdiye kadar Japonya'da da dinin güçlü olduğunu sanıyordum.
Ben de ona bizim Ortadoğu'da da tam tersidir, dedim. Gerçi Türkiye'de artık ateist, agnostik, deist falan bir sürü insan var ve toplum biraz biraz buna alışmaya başladı. Ama Arap ülkelerinde durum felaket. Irak Kürdistan'ından bir arkadaşım var. Benim Allah'a inanmadığımı söyledim. Nerdeyse bir yıldır arkadaşız. Yaşam biçimine bakarsan İslam'la en ufak bir ilgisi yok. İçkisi, uyuşturucusu, herşeyi var. Ne namaz kılar, ne oruç tutar. Ama benim ateist olduğumu duyunca inanamadı. Çocuk daha hayatında hiç Allah'a inanmayan biri görmemiş. İkide bir dönüyor, şimdi sen Kuran'a da inanmıyorsundur falan diyor. En sonunda öğrendim ki, başka bir arkadaşa benim Yehova şahidi olabileceğimi söylemiş. Bir sonraki sefere kan alıp almadığımı sordu. Hala benim nasıl olup da Allah'a inanamayacağımı anlayamıyor sanırım. Neyse ben de Yoshiko'ya bunu anlattım. Ve karşılıklı epey güldük halimize.
Bunu şunun için anlatıyorum. Hepimiz bu dünyada yaşıyoruz. Biri Türkiye'den, bir Irak'tan biri Japonya'dan üç insan. Ve ekonomik toplumsal tablo, ve ahlak düzeyleri farklı toplumlar. Ne bileyim işte, aklıma geldi anlattım. Gerisini siz düşünün. Varın siz yorumlayın.
|

14-05-2006, 03:27
|
|
|
Re: KURANDAN İNCİLER
ISLAMA GORE DIGER DINLER
ILHAN ARSEL
SERIAT'IN, ISLAM'DAN GAYRI DIN VE INANÇ'LARA BAKIS AÇISI
"Tanri katinda din, kuskusuz, yalnizca Islâm'dir. Kendilerine 'Kitab' verilmis olanlar (Yahudi'ler. Hiristiyan'lar,vs...), kendilerine 'bilgi' geldikten sonra ayriliga düstüler. Aralarindaki azginlik içeren tutku yüzünden...
(Kur'ân: 3, Imrân 19)
"...Islâm'dan baska dinlere ragbet edenler tam bir sapiklik ve ziyân içindedirler...
(Kur'ân: 3 Imrân, 85)
"Ey Muhammed! Hakka yönelerek kendini Allah'in insanlara yaratilista verdigi dîne ver. Zirâ Allah'in yaratisinda degisme yoktur, iste dosdogru dîn budur (Islâm'dir), fakat insanlarin çogu bilmezler"
(Kur'ân, 30, Rûm, 30)
"Her dogan çocuk muhakkak Islâm fitrati üzerine dogar; sonra anasiyle babasi onu yehûdî yâhud nâsranî, yâhud mecûsî yaparlar... Allah'in yarattigi bu Islâm ve tevhid seciyyesini sirk ile tebdil etmek muvâfik degildir. Bu Islâm ve tevhid dîni, en dogru bir dindir..."
(Muhammed)
"Bütün dîn'lerden üstün kilmak üzere peygamberini Kur'ân ve Hâk dîn (Islâm dini) ile gönderen O'dur..."
(Kur'ân: 48 Fetih, 28)
"O (Allah), müsrikler hoslanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kilmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din (Islâm) ile gönderendir"
(Kur'ân: 9 Tevbe, 33)
"Allah... onlar için begenip seçtigi dini (Islâm'i) onlarin iyiligine yerlestirip koruyacagini... onlara güven saglayacagini vâdetti..." (K. 24 Nûr 55)
"...Ibrahim ne Yahudi idi, ne de Hiristiyan. Dosdogru Müslümandi..."
(Kur'ân: 3 Al-i Imrân
"(Onlar)-Yahudi, yâhut Hiristiyan olun ki dogru yolu bulasiniz-' dediler. (Ey Muhammed) de ki: -'Hayir, küfürden, sirk'ten uzak ve temiz olan Ibrâhîm'i dinindeyiz (Islâm dînindeyiz)'..."
(Kur'ân: 2 Bakara 135
"...Ibrâhîm'e, Ismâil'e, Ishak'a, Ya'kub'a ve torunlarina... ve Musâ' ve Isâ'ya verilene (Islâm dînine)... inandik... deyin... Yoksa Ibrâhîm, Ismâil, Ishâk, Ya'kûb ve torunlarinin yahudi veyâ hiristiyan olduklarini mi söylüyorsunuz? Peki, siz mi yoksa Allah mi daha iyi bilir? de..."
(Kur'ân: 2, Bakara,136, 140)
"Ey Müslümanlar, Yahudileri ve Hiristiyanlari dost olarak benimsemeyin; onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlara dost olursa, o da onlardandir..."
(Kur'ân: 5, Mâide 51)
"Bunlar (Yahudiler), Allah'in lânetledigi kimselerdir. Allah'in rahmetinden uzaklastirdigi (lânetli) kimseye gerçek bir yardimci bulamazsin"
(Kur'ân: 4, Nisâ 51-52).
"Yahudiler: -Uzeyr Allah'in ogludur- dediler. Hiristiyanlar da: -Mesih (Isa) Allah'in ogludur- dediler. Bu onlarin agizlariyle geveledikleri sozlerdir... Allah onlari (Yahudileri ve Hiristiyanlari) kahretsin! Nsil da (hak'tan bâtila) döndürülüyorlar ..." (Kur'ân: 9, Tevbe 30)
"...Onlarin (Yahudilerin alinlarina) zillet ve meskenet (alçaklik ve düskünlük) damgasi basildi. Allah'in gazabina da ugradilar. Çünkü Allah'in âyet'lerine küfrederler, peygamberleri haksiz olarak öldürürlerdi..."
(K. Bakara 61)
"Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'in ahdine ve (mu'minlerin) himayesine siginmadikça kendilerine zillet (damgasi) vurulmustur; Allah'in hismina ugramislar ve miskinlige mahkum edilmislerdir. Çünkü onlar Allah'in âyet'lerini inkâr ediyorlar ve haksiz yere peygamberlerini öldürüyorlardi. Bu da onlarin isyan etmis ve haddi asmis bulunmalarindandir" (K. Imrân 112)
"Allah yehûd ve nasârayi (yahudileri ve hiristiyanlari) rahmetinden uzak kilsin" (Muhammed)
" Onlar (Yahudiler, Hiristiyanlar) Nerede bulunurlarsa bulunsunlar, alinlarina vurulan zillet damgasindan kurtulacaklari yoktur. Meger ki, Allah'in dinine ve müslümanlarin yoluna girmis olsunlar...
(Kur'ân, 3 Mâide 112)
"...Iste Allah, inkârlari yüzünden onlara (Yahudilere) lânet etmistir..."
(Kur'ân, 4 Nisâ 46)
"...Sebte (Cumartesi'ye) hürmet etmeyen Yahudileri tel'in ettigimiz gibi..."
(Kur'ân, 4 Nisâ 47)
"Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap tasiyan merkebin durumu gibidir..."
(Kur'ân: 62, el-Cum'a, 5)
"Ehl-i Kitap (Yahudiler, Hiristiyanlar, vs...) ve müsriklerden olan inkârcilar, içinde ebedî olarak kalacaklari cehennem atesindedirler. Iste halkin en serlileri onlardir".
(Kur'ân. 98 Beyyine 6)
"Kitap verilenlerden (Yahudi'lerden, Hiristiyan'lardan, vs...) (Islâm'i) din edinmeyenlerle, boyunlarini büküp kendi elleriyle cizye (Kafa parasi) verene kadar savasin..."
(Kur'ân, 9 Tevbe 29)
"Ey maymun evlâdi (Yahudiler) Tanri sizi zelîl edip size azâbini indirmedi mi?"
(Muhammed)
"...Yalniz Allah'in dini (Islâmiyet) kalana kadar onlarla savasin..."
(Kur'ân: 2 Bakara 193)
"Tanri'nin peygamber'i Muhammed ve onunla birlikte olanlar (müslümanlar), kâfirlere karsi çok kati-sert (esiddâ), birbirlerine karsi ise acimali-merhametlidirler (ruhamma) ..."
(K. Fetih, 29
"... bedevîlere de ki: -'Siz son derece satvetli, cengâver bir kavim ile (Romalilarla, Farslarla), (savasmaya) çagirilacaksiniz. Onlar Islâm oluncaya kadar vurusacaksiniz..."
(Kur'ân, 48 Fetih 16)
"Müsrikler istemeseler de dinini (Islâm'i) bütün dinlerden üstün kilmak için peygamberini hidayet ve hak (gerçek dinle) gönderen O'dur.
(Kur'ân, 61 Saff 9)
-------------------------------------------------------------------------------
Islâm Seriâti'nin, Islâm'dan Gayri Din ve Inançtakilere Karsi Hosgörülü Ve Saygili Oldugu Iddiâ'lari!
İlhan Arsel
Pek yanlis olarak Islâm seriâti'nin, Islâm'dan gayri din ve inanç'lari tanidigi, bunlara saygili olacak kadar "hosgörülü" bulundugu sanilir. Basta Yahudi'lik ve Hiristiyan'lik olmak üzere, baska dinlerin Kitab'larini (örnegin Tevrat'i ve Incil'i) kutsal saydigi, Peygamber'lerini (örnegin Ibrahim'i, Ishak'i, Musâ'yi, Davud'u, Süleyman'i, vb., ve Isâ'yi) ululastirdigi anlatilir; diger dinlerin saliklerine dinsel özgürlük ve ibâdet güvencesi sagladigi ve onlari kendi inançlarinda serbest biraktigi açiklanir. Hattâ Muhammed'in Kur'ân'a: "Din'de zorlama olmaz" seklinde âyet'ler koydugu, ya da "Dinimizde müsamaha ve cömerdlik oldugunu Yahudi ve Hiristiyanlarin bilmelerini isterdim! " diye konustugu öne sürülüri. Ya da Kur'ân'in: "(Söyle deyin) Biz Allah'a ve bize indirilene; Ibrahim, Ismail, Ishak, Ya'kub ve esbâta indirilene, Musa ve Isa'ya verilenlerle Rableri tarafindan diger peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasinda fark gözetmeksizin inandik ve biz sadece Allah'a teslim olduk" (K. Bakara 136) seklindeki âyet'leri örnek gösterilir.
Islâm seriâti'nin temel ilkelerinden ve öz'ünden habersiz bulunan müslümanlarin büyük bir çogunlugu, bütün bu söylenenlere inanirlar. Fakat her seye ragmen yine de baska din ve inançta olanlari (örnegin Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari) "gavur" ya da "kâfir" gözüyle görmekten, onlara karsi içten içe yabancilik, ve hattâ düsmanlik beslemekten geri kalmazlar. Daha iyi geçim ve yasam kosullarina kavusmak maksadiyle gittikleri (ve gerçekten de kavustuklari) Bati ülkelerinde, o ülkkelerin her seyine karsi yabanci kalmaktan kendilerini kurtaramazlar. Çünkü dogup büyüdükleri, havasini teneffüs ettikleri ortam onlari, bilinç alti yollarla, Islâm'in en son, en mükemmel, ve tek gerçek din oldugu, baska din ve inançta olanlarin ise "cehennemlik" sayildiklari dogrultusundaki duygularla yogurmustur. Bu ortam'i olusturanlar, basta din hoca'lari ve molla'lar olmak üzere, seriâtçi'lardir: bir yandan Islâm'in hosgörü dini oldugunu söylerlerken, diger yandan seriât'in bagnazliklarla dolu buyruklarini kurnaz usullerle sergilemekten, ve cahil halk yiginlarina belletmekten geri kalmazlar. Basta Kur'ân ve hadîs kaynagi olmak üzere seriât hükümlerine dayali olarak, Islâm'dan gayri bir dine yönelenlerin "sapik" olduklarindan tutunuz da, "müsrik"lerin öldürülmeleri gerektigine, "kâfir'lerin" Cehennem âtesinde pisirileceklerine, Yahudi'lerle ve Hiristiyan'larla dost olmanin yasaklandigina, Islâm olmalarina ya da cizye (kafa parasi) vermelerine kadar onlara karsi cihad açmak gerektigine, yakin akraba, ya da hattâ ana ve baba için, eger farkli din ve inançta iseler, magfiret dilenmemesine varincaya kadar, "hosgörüsüz'lük" yaratan ne varsa her seyi kisinin beynine sokustururlar. Böylesine bir beyin yapisina sahip toplumlarin, birakiniz "gavur" ülkelerini, ve fakat kendi içlerinde yasayan farkli din ve inançtaki "yurttas'lara" karsi dahi husûmet beslemeleri, onlari küçümsemeleri ve hor görmeleri kadar dogal ne vardir ki? Geçen yüzyil Osmanli döneminde, büyük devletlerin baskisi sonucu olarak "gayr-i müslim tebea'ya", bazi esit haklar taniyan, örnegin onlara mal ve can güvenligini saglayan, mezhep ve egitim özgürlüklerini memuriyet ve askerlik hizmetlerine alinmalarini, vergice esitliklerini öngören Islahat fermanlarina karsi seriâtçilarin "Müslüman olmayanlara, müslümanlarla esit haklar taninamaz, din elden gidiyor" seklindeki yaygaralarla ayaklanmalari, ve Padisah'i (Abdûlmecid'i) öldürmege kalkismalari, verilecek nice örneklerden sadece biridir1. Eger günümüzde bu tür olumsuzluklara pek rastlanamiyor ise bu, Islâm seriâti'nin uygulanmasindan degil fakat aksine uygulanmamasindan, ve daha dogrusu müslüman olmayan yurttaslara karsi basvurulacak olumsuzluga karsi, güçlü ve uygar ülkelerden büyük ve tehlikeli tepkiler gelebilecegindendir...
|

14-05-2006, 04:01
|
|
|
Re: KURANDAN İNCİLER
Kur'ân'in elestirilemez, “Tartisma Kabul etmez”, “Içerigi Degistirilemez, ve hiçbir sekilde degismez bir kitap olarak benimsenmesi, ve bundan dogma sakincalar
İLHAN ARSEL
1784 yilinda yayinladigi, “The Age of Reason”1 adli yapitinda Thomas Paine, “Ahd-i Atiyk” (Tevrat) ile “Ahd-i Cedid”in (Incil'in) elestirisine girisirken: “Tek bir Tanri'ya inaniyorum... Yeryüzü yasami ötesinde ki mutluluga inaniyorum; insanlar arasi esitlige (ve sevgiye) inaniyorum, ve suna da inaniyorum ki dinsel görevler adil olmayi, (tüm insanlar arasi sevgi duygusunu), ve hemcinslerimizi mutlu kilma cabalarini kapsar...” diyerek sözlerine baslar; ve hemen arkasindan “Kutsal” diye bilinen bu Kitap'larin Tanri yapisi degil, insan yapisi seyler oldugunu söyledikten sonra yaylim atesine geçer. Örnegin bu kitap'larla ilgili degerlemesini yaparken her seyden önce belirttigi sudur: “Ahd-i Atiyk'in (Tevrat'in) müstehcen hikâye'lerle, sehevîliklerle, gaddarliklarla, intikamciliklarla dolu sayfalarini okudugumuzda bu kitabin Tanri sözleri olmaktan ziyade seytan sözleri oldugunu söylemenin daha uygun oldugunu anlariz” . Fakat bunu da yeterli bulmaz ve ekler: “... Bu kitab(lari) Tanri kitabi olarak benimsemeyi Yaratan'a (Tanri'ya) karsi saygisizlik sayarim” . Bati dünyâsi'nin dogmatizm'den kurtulup akil çagi'na erismesinde etkinligi hissedilen ve bugün hâlâ uygar ülkelerin her bir Kitapligi'nda bas köseyi isgal eden bu kitabin yazari için Napolyon Bonapart, vaktiyle söyle demisti: “Yeryüzünün her bir kentine Thomas Paine'in saf altindan yapilmis haykelinin dikilmesi gerekir”2.
Simdi geliniz iki yüz yillik bir atlama yapalim ve çagdas yazarlardan gelisi güzel birinin, örnegin Lloyd M. Graham'in, 1979 tarihinde yayinladigi “Deceptions and Myths of the Bible” (Incil'in3 Aldatici ve Efsanevî yönleri) adli kitabinin daha ilk baslangiç sayfasinda yer alan su satirlari okuyalim: “ ... ‘Kutsal Kitap' gerçekten kutsal midir? Gerçekten Tanri'nin sözleri midir? (Hayir) Incil'de kutsal olan bir sey olmadigi gibi bu kitap Tanri sözleri de degildir. Bu kitap Tanri'dan esinlenmis azizler tarafindan degil fakat iktidara susamis (muhteris) papazlar tarafindan yazilmistir... Incil Tanri sözleri degil fakat putperestlik dönemine ait kaynaklardan asirilmis (seylerle dolu bir kitap'tir)...” 4.
Bu yukarida belirttigim örnekler, Bati dünyasinin iki yüz yillik bir tarih süreci içerisinde dinsel elestiri yolu ile asama yapmasina vesile olan düsünce tarzi konusunda verilebilecek nice sayisiz örneklerden sadece ikisidir. Kusku edilemez ki Bati uygarliginin fikirsel gelismesini saglayan sey, “Kutsal” bilinen kitaplarin (örnegin “Tevrat” ve “Incil”in) en insafsiz denebilecek sekilde elestrilebilmesi ve bu sayede aklin özgürlüge erisebilmesidir. Çünkü “Elestiri” dedigimiz sey, her türlü gelismenin iksiri'dir. Elestiri'den yoksun kalan, tartisilamayan her sey, gerilikler içinde yok olmaya, ve yok olana dek kendisiyle ilgili her seyi ilkel'likler içinde tutmaga mahkumdur. Bu olusum, gökten indigi sanilan, ve “Kutsal” diye adlandirilan Kitap'lar için de böyledir. Yahudi'lik, Hiristiyan'lik ve Müslüman'lik gibi “Semavî” dinlerin Kitap'lari (yani Tevrat, Incil, ve Kur'ân) içerisinde elestirel akil süzgecinden geçirilmeyen tek Kitap Kur'ân'dir. “Tevrat”, ve “Incil”, bu dinlerin kendi salikleri tarafindan, yüzyillar boyunca tartisilabildigi, hallaç pamugu atilir sekilde elestirilebildigi, ve hattâ “uydurma'dir”, “yalan'dir” diye inkâr ya da alay konusu edilebildigi halde, Kur'ân böyle bir sinava, böyle bir denemeye, böyle bir elemeye muhatap kilinmamistir. Bunun baslica nedenlerinden biri, Muhammed'in Kur'ân konusunda hiçbir elestiriye olanak tanimamasi, ve bu yasaklamayi Tanri'dan geldigini söyledigi korkutucu hükümlere dayatmasidir. Her ne kadar henüz güçsüz bulundugu Mekke döneminde de, aleyhte konusanlara karsi sert çikislar yapmakla beraber, asil Medîne'ye geçtikten sonra, oradaki Yahudi'lerin ya da “müsrik” Arap'larin kendisini bir takim sorularla güç durumda birakmalari, ve kendi taraftarlarindan bazi kimselerin dahi soru sormaga kalkismalari üzerine soru sorulmasini kendisi bakimindan çok sakincali bulmus ve yasaklamistir; soru sormak ve din verilerini tartismak gibi davranislari kâfir'lik” saymistir. Yahudi'lerin vaktiyle kendi peygamberlerine (örnegin Musa'ya) sorular sorduklarini hatirlatarak: “Hayir...Siz, ona benzer, öyle bos, kâfirane, anudane taleblerde bulunmazsiniz...” seklinde konusmus, ve bu konuda Tanri'dan vahiy geldi diyerek Bakara sûresi'ne su âyet'i koymustur: “(Ey Müslümanlar!) Yoksa siz de, daha önce Musa'ya soruldugu gibi peygamberinize sorular sormak mi istiyorsunuz? Kim imani küfre degistirirse, süphesiz dosdogru yoldan çikmistir” (K. Bakara sûresi, âyet 108)5. Soru sormanin ve peygamberlerle tartismanin kötü bir sey oldugunu, ve Tanri'nin insan denilen yaratigi bu bakimdan hor gördügünü anlatmak maksadiyle Kur'ân'a su tür âyet'ler eklemistir: “Andolsun ki, biz bu Kur'ân'da, insanlar için her türlü misali sayip dökmüsüzdür. Fakat tartismaya en çok düskün varlik insan olmustur (Insan'in en çok yaptigi sey, tartismasidir)...” (K. Kehf, sûresi, âyet 54-56). Kur'ân'a koydugu hikâye ve masallarin pek çogu, soru sormanin kötülügünü, ve peygamberlere soru sormadan bas egmek gerektigini dile getirir nitelikte seylerdir. Bunlardan biri, Mûsâ ile Hizir hikâyesidir ki, Kur'ân'in Kehf sûresi'nde anlatilmis olup, kitabimizin diger bölümlerinde baska vesilelerle ele alinmistir. Burada, konumuzla ilgili olarak kisaca özetlenmege deger: Bir vakit Mûsâ, gençten birisine: “Durup dinlenmeyecegim, tâ iki denizin birlestigi yere kadar varacagim” der, ve onunla birlikte iki denizin birlestigi yere gider (K. 18, Kehf sûresi, âyet 60-61). Ve oralarda birine rastlar ki Tanri bu kisiye vahiy ve peygamberlik vermistir. Hizir peygamber oldugu anlasilan bu kisiye Mûsâ: “Sana ögretilenden, bana dogruyu bulmama yardim edecek bir bilgi ögretmen için sana tâbi olayim mi?” diye sorar (K. Kehf, 66). Mûsâ'nin bu sorusuna Hizir, soru sorulmaktan hoslanmadigini anlatmak üzere söyle yanit verir: “Eger bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir sey hakkinda bana soru sorma” (K. Kehf, 70). Sonra birlikte yürümege baslarlar ve bir gemiye binerler. Fakat biner binmez Hizir gemiyi deler; Bunu gören Mûsâ dayanamaz: “Halki bogmak için mi gemiyi deldin?” diye sorar. Hizir kizar ve: “Ben sana benimle beraberlige sabredemezsin, demedim mi?” der. Mûsâ özür diler ve Unuttugum seyden dolayi beni azarlama...” diye cevap verir (K. Kehf, 71-73). Sonra yürümege devam ederler, ve bir erkek çocugu görürler. Hizir hemen çocugu öldürür. Mûsâ yine dayanamaz ve söyle konusur: “Tertemiz bir cani, bir can karsiligi olmaksizin (yâni o kimseyi öldürmedigi halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir sey yaptin” (K. Kehf, 74). Hizir yine Mûsâ'ya kizar ve: “Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin demedim mi?” der (K. Kehf, 75). Mûsâ özür diler ve: “Eger bundan sonra sana bir sey sorarsam artik bana arkadaslik etme. Hakikaten benim terafimdan (ileri sürülebilecek) mazeretin sonuna ulastin” der (K. Kehf 76). Yine yürürler ve bu kez bir köye varirlar. Köy halkindan yiyecek isterler, fakat köy halki onlari misafir etmekten kaçinir. Fakat orada yikilmak üzere bir duvar bulunmaktadir. Hizir hemen bu duvari dogrultur. Bunu gören Mûsâ, soru sormayacagina dâir vermis oldugu sözü yine unutup Hizir'a: “Dileseydin, elbet buna karsi bir ücret alirdin” der (K. Kehf 77-78). Hizir artik anlar ki Mûsâ sabredenlerden degildir. Ve iste ona, soru sormanin ve sabirsiz kalmanin dogru bir sey olmadigini belletmek için, bütün bu yaptiklarinin nedenlerini bildirir. Söylemesine göre gemi, denizde çalisan yoksul kimselerin mali olup onu bir kral gasbetmek niyetinde oldugu içindir ki gemiyi delip yaralamistir; böylece yoksullara hizmette bulunmustur! Erkek çocugu öldürmüstur, çünkü öldürmemis olsa bu çocuk kendi ana ve babasini dinden çikaracaktir. Köydeki duvari, yikilmak üzere iken dogrultmustur, çünkü bu duvarin altinda, iki yetim çocugun hazineleri vardir. Babalari bu hazineyi onlara birakmistir. Ve Tanri istemistir ki o iki çocuk ergin çaga gelsinler ve Tanri'dan bir rahmet olarak hazinelerini çikarsinlar! Bunlari anlattiktan sonra Hizir, Mûsâ'ya sunu anlatir ki, bütün yaptigi bu isler kendinden degil fakat Tanri'dandir. Sonuç olarak Mûsâ sunu söyler: “Iste, hakkinda sabredemedigin (ve soru sordugun) seylerin iç yüzü budur” (K. Kehf, 79-82). Yâni ona sunu ögretmek ister ki Tanri'ya, hiç soru sormadan ve sabir göstererek bas egmek gerekir.
Her ne kadar Muhammed, zaman zaman kendisine soru sorulmasini istermis gibi görünerek: “Her kim bana bir sey sorarsa behemehâl haber verecegim. Babasinin kim oldugunu sorsa bile” demekle beraber6, din konularinda (özellikle Kur'ân üzerinde) tartisma olasiligina firsat birakmamistir. Örnegin “ceza günü”nün ne zaman gelecegini, “kiyamet'in” ne zaman kopacagini soranlara, bu sorulari yüzünden atese atilacaklarini söylerdi. Tabarânî'deki rivâyete göre de bir gün halka söyle demistir: “...Sizden evvel gelenler hep pek çok sormalari ve netîcede Peygamberlerine muhâlefet etmeleri yüzünden helâk olmuslardir...” 7. Hele kisilerin soru sormalarini, ve özellikle Tanri hakkinda, ya da yaradilis konularinda bilgi edinmeye çalismalarini, seytan'in tahrikine (dürtmesi nedenine) baglar ve söyle derdi: “Sizden her hangi birinize seytan gelir de: -(Sunu) böyle kim yaratti? (Sunu) böyle kim yaratti? En sonu: -Rabb'ini kim yaratti?- diye vesvese verir. Imdi seytaninin vesvesesi Rabb'iniza kadar erisince o vesveseli kisi hemen -Eûzü bi'llâi mine-s-seytânî'r-racîm- diyerek Allah'a siginsin. Ve vesveseye son versin” 8.
Yine bunun gibi kendisine, Tevrat'in tüm olarak indirildigini söyleyen ve: “Neden sana Kur'ân tümü itibariyle indirilmez de parça parça indirilir” seklinde soru soranlara çok içerlerdi. Neden dolayi Kur'ân'in tüm olarak indirilmedigini açiklamak üzere gerekçe bulamadigi için, tartismaya girismezdi; sadece Tanri'nin, soru soranlari “inkârcilar”, ve “kâfir'ler” olarak tanimladigini söylerdi. Bununla ilgili olarak Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: “(Ey Muhammed!): -'Kur'ân ona bir defada topluca indirilmeli degil miydi?-' dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerlestirmek için böyle yaptik (parça parça indirdik), ve onu tane tane (ayirarak) okurduk” (K. 25 Furkân sûresi, 32). Dikkat edilecegi gibi burada, Kur'ân'in neden dolayi peydere pey indirildiginin mantikî bir nedeni belirtilmiyor. Her ne kadar yorumcular, Kur'ân'in parça parça indirilmesinde yarar bulundugunu söylerlerse de9 bu iddiâ'larinin tutarli olan bir yönü yoktur. Çünkü Kur'ân'in tüm olarak indirilmemis olmasi yararli degil sakincali olmustur; bu yüzden nice olumsuz durumlar ortaya çikmistir.
Öte yandan “elestiri” denen seyin bir bakima Kur'ân'i tartismak ve muhtemelen degisiklige sokmak, ya da yalanlayip inkâr'lamak gibi sonuçlar dogurabilecegini bildigi için, kendisiyle tartismaya kalkisanlari yildirmak maksadiyle “lânetlesme” yolunu seçmis, ve Tanri'dan su tür vahy'lerin geldigini söylemistir: “(Ey Muhammed!) Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekisenlere de ki: -'Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarinizi, biz de kendi çocuklarimizi, siz kendi kadinlarinizi, biz de kendi kadinlarimizi çagiralim, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancilar üzerine lânet dileyelim'- ...” (K. Al-i Imrân sûresi, âyet 61). Yorumcularin bildirmelerine göre Kur'ân'in bu âyeti'nin adi mübâhele âyeti”dir, ki Muhammed ile tartismaya kalkisacak olanlarin “lânetlesme'yi” göze almalarini öngörür. Daha baska bir deyimle: “Bir meselede hakli olanin ortaya çikmasi için karsilikli lânetlesmek” anlamindadir. Anlasilan o ki “lânetlesme” isi, her hangi bir hususta Muhammed ile tartismaya girismek isteyenleri korkutmus, ve bu isten vazgeçirtmistir. Çünkü güyâ Tanri Muhammed'ten yana oldugu için, Muhammed ile lânetlesmek korkulu bir sey olarak görülmüstür. Söylendigine göre Necrân Hiristiyan'larindan bir heyet, Isa'nin babasiz dogduguna dâir Kur'ân'da yer alan âyet'lerle ilgili olarak bazi iddiâlarda bulunmuslar, bunun üzerine Muammed onlari lânetlesmeye çagirmistir. Fakat güyâ Necrân'lilar, bunu göze alamayip Muhammed'in korumasi altina girmeyi tercih etmislerdir10.
Fakat Muhammed, sadece “lânetlesme” hükmünü yerlestirmekle yetinmemistir; bir de Kur'ân üzerinde tartisanlarin, Kur'ân'i elestirenlerin “kâfir” sayilip cehennemi boylayacaklarini da bildirmistir. Nice örnekten biri olarak Kur'ân'a koydugu su âyet'i okuyalim: “Allah'in âyet'leri hakkinda tartisanlara bakmadin mi? Nasil döndürülüyorlar (onu tasdike yanasmiyorlar). Onlar, Kitab'i ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardir. Onlar yakinda (gerçegi) anlayacaklar! Boyunlarinda demir halkalar ve zincirler oldugu halde, sicak suya sürüklenecekler, sonra da ateste yakilacaklardir” (K. 40, Mü'min, 69-72). Yine bu dogrultuda olmak üzere Kur'ân'in “essiz” bir kitap oldugunu ve onu, su veya bu sekilde inkâra yönelecek olanlarin, “bunun sonucuna katlanmak zorunda kalacaklarini” bildirmistir (Örnegin bkz. K. Fussilet sûresi, âyet 41). Yine bunun gibi, Kur'ân ile is göirmeyen ya da hükmetmeyen'lerin “kâfir” ve “zalim” olduklarini bildirmistir (K Mâide 44-45). Bununla da kalmamis, bir de, Kur'ân'i kisimlara bölmenin ve kisim'lardan bir kismini benimseyip bir kismini red etmenin, ya da hattâ Kur'ân'a “siir kitabi”, ya da “kehânet” ya da “masal'dir” demenin Tanri azabina ugrayacaklarini söylemistir (K. Hicr sûresi, âyet 90-91).
Yine bunun gibi, Kur'ân'in Tanri sözleri olup ebediyetler boyunca insanlar tarafindan hiçbir sekilde elestirilemeyecegini, ve degistirilemeyecegini anlatmak maksatla Tanri'nin söyle konustugunu bildirmistir: “... Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladim ve sizin için din olarak Islâm'i begendim...” (K. Mâide sûresi, âyet 3). Yorumcularin açiklamalarina göre Muhammed bu âyet'i, ölümünden seksen bir gün önce yerlestirmistir; yerlestirirken de “peygamberlik” görevinin sona ermek üzere oldugunu, ve artik Tanri'nin vahy indirmeyecegini, Müslüman'larin Tanri'dan baskaca “tebligat” beklememeleri gerektigini, ve Tanri'dan gelmis olan vahy'lerin degistirilemeyecegini, “nesh edilemeyecegini” (kaldirilamayacagini) bildirmistir.
Her ne kadar Islâmcilar, Tanri'nin “... hiçbir (tezat ve) egrilik bulunmayan dosdogru bir kitap” (K. el-Kehf 1) olarak indirdigi Kur'ân'in elestirilmege ihtiyaci bulunmadigini, ve esasen elestiri yolu ile hiçbir sekilde “yikilamaz” bir kitap oldugunu söylerlerse de, Kur'ân konusunda akilci” bir tartismaya girisilmesine yanasmazlar; Kur'ân üzerinde tartisma yapmayi, Tanri'ya ve Muhammed'e hakâret sayarlar ve tartismaya girisenleri dinsizlikle suçlarlar. Çünkü tartisma ve elestiri yoluna girildigi an bu kitabin sarsintiya ugrayacagini ve muhtemelen temel'den yikilacagini herkesten iyi bilirler. Bu yüzden her türlü elestiri ve tartismaya karsi olup bu yola gidenleri Tanrisiz'likla suçlamaktan, dehset verici usûllerle korkutmaktan geri kalmazlar. Bu konuda öne sürdükleri gerekçeleri, Kur'ân'a ve Muhammed'in tutum ve davranislarina dayatirlar; söyleki:
Kur'ân âyet'lerinin “uydurma”, “yalan”, ya da “baska kitaplardan aktarma” seyler oldugunu söyliyenlere karsi Muhammed'in tutumu, daha ilk anlardan itibaren çok sert ve yildirici olmustur. Her ne kadar henüz güçsüz bulundugu ve kendi aleyhinde konusanlari kiliçla susturma olasiligina sahib olmadigi dönemlerde (özellikle Mekke dönemi'nde) kendisine: “Sen sadece uyduruyorsun” ya da “.... bu (Kur'ân) uydurulmus bir yalandan baska bir sey degildir...” (K. Sebe 43), ya da: “... (Bu âyet'ler Muhammed'in), baskasina yazdirip da kendisine sabah-aksam okunmakta olan, öncekilere âid masallardir” (K. Furkan 5), ya da: “...Bu (Kur'ân) insan sözünden baska bir sey degil(dir)...” (K. Muddessir, 21-25) seklinde konusanlara karsi Tanri'nin: “Ben onlari cehenneme sokacagim”11 seklinde tehditlerde bulundugunu bildirerek12 nispeten yumusak bir tutum takinmis ise de13, giderek güçlendikten (özellikle Medîne'ye geçtikten) sonra, bu tutumunu degistirip dehset saçici bir siyâset izler olmustur; o kadar ki kendisini, ya da Kur'ân'i elestiren ya da inkâr edenleri“inkârcilar” olarak suçlayip, taraftarlarini onlara karsi saldirtmak üzere Kur'ân'a: “Ey inananlar! Yakininizda bulunan inkârcilarla savasin! Sizi kendilerine karsi sert bulsunlar. Bilin ki Allah, kendisine karsi gelmekten sakinanlarla beraberdir...” (K. Tevbe 123-125) seklinde, ya da: “Ey Muhammed! Allah'in âyetleri üzerinde tartisanlari görmez misin? Nasil da döndürülüyorlar (onu tasdike yanasmiyorlar)! Kitâbi ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar elbette bileceklerdir (ki), boyunlarinda dâimi halkalar ve zincilerle olarak kaynar suya sürülür, sonra ateste yakilirlar...” (K. 40, Mü'min sûresi, âyet 69-72) gibi (ve daha nice) âyet'ler koymustur. Daha baska bir deyimle, Kur'ân'i elestirmenin “Tanri sözlerini inkâr” anlamina geldigi inancini yerlestirmekle, bu konularda tartisma olasiligini kökünden yok etmistir. O tarihten bu yana Islâmcilar, “elestiri” islemini, bir bakima Kur'ân'i “inkâr” ya da yalanlama”, ya da “tahrif” (degistirme) anlaminda kabul ettikleri için, elestiricilerin karsisina Muhammed'in bu korkutucu ve yasaklayici hükümleriyle çikmislardir ki bunlardan bazilari söyle: “O gün, her ümmet içinden âyetlerimizi yalan sayanlardan bir cemaat toplariz da onlar toplu olarak (hesap yerine) sevkedilirler. Nihayet (hesap yerine) geldikleri zaman Allah buyurur: -Siz benim âyetlerimi, ne oldugunu kavramadan yalan saydiniz öyle mi? Degilse yaptiginiz neydi?, Yaptiklari haksizliktan ötürü (azaba ugrayacaklarini bildiren) o söz gerçeklesmistir; artik onlar konusamazlar” (K. 27 Neml sûresi, âyet: 83-85).
Yine bunun gibi Tanri'nin kendisine verdigini söyledigi ilmi (vahiy”leri) ve hidâyeti” kabul etmeyenleri, yagmur suyunu üstünde tutmayan kaypak topraga benzetmistir14.
Ve iste bütün bunlardan dolayidir ki Kur'ân, su ya da bu sekilde elestirilemez, ve akil süzgecinden geçirilemez bir Kitap olmustur; elestirilemedigi içindir ki “Kur'ân egitimi”, 1400 yil boyunca, düsünme gücü'nü baltalayici ve fikirsel gelismeyi yok kilici bir nitelik tasimistir. Her ne kadar bin dörtyüz yillik Islâm tarihi içerisinde iki yüz yillik “Islâm uygarligi” diye bir seyden söz edilir ve bu uygarligin “Kur'ân” sayesinde, ya da Kur'ân'a dayali olarak ortaya çiktigi sanilirsa da tamamen yanlistir. Çünkü “Islâm uygarligi” denen sey, Kur'ân'dan kaynaklanmis olarak ortaya çikmis degildir; Kur'ân disi (ve özellikle eski Yunan'dan kaynaklanmis) olarak ortaya çikmistir ve bunun böyle oldugunu bizzat Islâm yazar ve düsünürleri ortaya vurmuslardir.
Yine her ne kadar Islâm düyâsinin büyük düsünürler ve bilim adamlari yetistirdigi, ve bunlar arasinda ar-Râzi, Farabî, Ibn Sina, Ibn Rüst, Ibn Haldun, al-Kindi vs... gibi nice örneklerin Bati dünyasi'ni etkiledikleri dogru olmakla beraber, bu simalardan hiçbirisi Kur'ân'i kaynak edinip ilim yapmis degildir; çünkü Kur'ân ile gerçek anlamda ilim yapilamayacagini en iyi onlar bilmislerdir. Bundan dolayidir ki Kur'ân'a bagli imis gibi görünmekle beraber (çünkü aksi takdirde dinsizlikle suçlanip yok edilebilirlerdi), gerçekte Kur'ân'dan yararlanarak degil, fakat eski Yunan kaynaklarindan feyz alarak ilim yapabilmislerdir. Yaparken de çogu kez, belli etmeden, Kur'ân'a aykiri ve Kur'ân verilerine ters düser sekilde is görmüslerdir. Diger yayinlarimizda (özellikle Aydin ve "Aydin" adli kitabimizda) degindigimiz gibi, eger Kur'ân'i dislamamis ve sadece Kur'ân'a dayali olarak ilim yapmaga kalkmis olsalardi, o ünlü yapitlarindan hiç birini sergileyemezler, "müneccim basiliktan" öteye geçemezlerdi. Nitekim Farabî ve Ibn Sina gibi nice ünlüler, eski Yunan'in fikir zirvelerini, örnegin Aristo'yu yüzlerce kez okuduklarini söylemekle övünmüslerdir. "Faylasuf al Arab" diye ün salan al-Kindi (ölümü MS 819), Aristo'yu, basina taç yapmistir. Arab dilinde yazilmis en büyük Tib Ansiklopedisi olarak kabul edilen Hâvi adli yapitin yazari al-Razi (MS 865-932): "Kutsal sayilan kitaplar (ilim açisindan) degersiz kitaplardir. Eflatun, Aristo, Euclid, Hippocrates gibi eski (bilginlerin) yazilari insanliga çok daha yararli olmustur" diyebilmistir. Ibn Sina (MS.980-1037), tib alaninda söhret yapan al-Sifâ adli kitabinin hemen her satirini, eski Yunan'in tib bilginlerinin (örnegin Galen'in, Hipokrat'in) görüslerine atiflarla pekistirmistir. al-Cahiz (M.S 776-869), Kitab al-Hayavan adli ünlü yapitinda, Islâm uygarligi'nin eski Yunanin bilim kay*naklarina dayali olarak ortaya çiktigini anlatmak üzere vak*tiyle söyle konusmustur: "Eger ebedî hikmetlerle dolu eski Yunan kaynaklarina sahib olmasaydik ve eger bu yapitlarla korunan ve bize aktarilan, geçmisi önümüze koyan ve baskaca hiç bir sekilde bilmemize imkân bulunmayan bilim dünyasindan habersiz kalsaydik, simdi erismistigimiz her bilgi'den yoksun olurduk. Eger eski Yunan bilimleriyle zenginlesmemis ve bu kaynaklari temel edinmemis olsaydik, bilgi hamulemiz son derece zavalli kertede kalir ve sinirsiz güçlüklere ugrardik. Ve eger sadece kendi kaynaklarimizin ve kendi caba'larimizin sonuçlariyle yetinme zorunlugunda kalsaydik, bilgi dagarcigimiz gerçekten kisir kalir ve bu yüz*den bilimsel uygarlik girisimini yitirmis olurduk...".
Yine tekrar edelim ki, Islâm uygarligi diye bilinen dönemin yaraticilarindan hiç biri Kur'ân'i kaynak edinerek ilim yapmis degildir; hepsi de eski Yunan'in akilci bilim yapitlarindan yararlanarak is görmüslerdir. Kur'ân'a bagli olarak is görenler dahi, Kur'ân disi kaynaklardan (ki genellikle eski Yunan kaynaklaridir) beslenerek olumlu denebilecek bir düsünce yoluna girebilmislerdi: Ibn-i al- Arabî'nin ve benzerlerinin yaptiklari gibi. (Bu konuda daha fazla bilgi için benim Aydin ve "Aydin!", ve Seriât Devleti'nden Laik Cumhuriyet'e adli kitablarima bakiniz)
Kuskusuz ki Yahudi'lik ve Hiristiyan'lik gibi diger dinlerin Kitaplari da, insan aklini zincire vurmak ve özgür düsünce sistemine engel yaratmak gibi olumsuz sonuçlar yaratmaktan geri kalmamislardir. Ancak ne var ki Bati dünyasi, elestiri yolu ile bu kitaplarin egemenligine son verip akilciligi üstün kilmis, akli vahy'in önüne almis, ve bu sûretle sinirsiz gelismelere yönelebilmistir. Eger Islâm dünyâsi da buna benzer bir seyler yapip Tanri ve “Peygamber” sözleridir diye ortaya vurulan seyleri akil süzgecinden geçirebilseydi, yâni elestirel akli rehber edinseydi, ve bu sayede Akil Çagi'na erisebilseydi, bugün her alanda yer yüzünün en geri kalmis “ülkeler yigini” olmazdi. Bu sonuç, hiç kusku edilmemelidir ki, seriât verileriyle (örnegin Kur'ân ile) ne bilimsel, ne fikirsel, ne sosyal, ne demokratik ve ne de ekenomik gelisme saglanamayacaginin en kesin kanitidir. Nitekim ilerdeki bölümlerde görecegiz ki Kur'ân, her seyden önce Muhammed'in günlük siyâsetinin ve gereksinimlerinin ürünü niteligini tasiyan bir kitaptir. Öte yandan biçim ve içerilik bakimindan elestirildigi takdirde bilimsellige ters düsen verilerle, çelismelerle, tertipsizliklerle, uyumsuzluklarla (insicamsizliklarla), tutarsizliklarla ve hattâ yanlislarla doludur. Bu nitelikteki bir kitabin, hiç yanilmaz ve her seyin en mükemmelini bilir diye tanimlanan bir kaynaktan gelmis oldugunu kabvl etmek kolay degildir. Bundan dolayidir ki Kur'ân'i elestiriden geçirmenin, toplumu akilci düsünce ve fikirsel gelisme gelisme rayina sokmak demek olacagindan hiç kimsenin kuskusu bulunmamalidir.
Ve iste bu amaçladir ki “Kur'ân'in Elstirisi” adli bu kitabi hazirlamis bulunmaktayiz. Pek muhtemeldir ki seriâtçilar, Kur'ân ile ilgili her türlü elestiriyi “hakâret” niteligine sokmak hususundaki o seytânî ustaliklariyle, ve küfürleriyle bu kitabin yazarina saldirmak için yeni firsatlar yaratmakta kusur etmeyeceklerdir. Onlara derim ki, bu tür saldirganliklari terketmedikçe, ve bu tür ilkelliklerden vazgeçmedikçe, ne kendileri ve ne de bu toplum için geriliklerden, sefilliklerden, rezilliklerden, ve haysiyet yitirici yenilgilerden siyrilmak mümkün olamayacaktir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:22 .
|