Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #71  
Alt 06-06-2006, 10:02
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: Zen hikayeleri ile adım adım Aydınlanma

silindi - neutrino
Alıntı ile Cevapla
  #72  
Alt 06-06-2006, 10:11
godtabikivar
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Zen hikayeleri ile adım adım Aydınlanma

silindi - neutrino
Alıntı ile Cevapla
  #73  
Alt 06-06-2006, 10:13
godtabikivar
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Zen hikayeleri ile adım adım Aydınlanma

ya bu üslubunu düzelt, ya da bu üslubuna uygun yerlerde yaz, burası(turandursun.com) uygun değil - silindi - neutrino.
Alıntı ile Cevapla
  #74  
Alt 06-06-2006, 10:24
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Zen hikayeleri ile adım adım Aydınlanma

Kişisel tartışmaları foruma taşımayalım, lütfen (godtabikivar, sodomo--) mesajlarınızı silin ya da düzeltin. İlginç bir konu ve bu şekilde bulanması hoş değil.
neutrino
Alıntı ile Cevapla
  #75  
Alt 06-06-2006, 10:31
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: Zen hikayeleri ile adım adım Aydınlanma

bak neutrino kardeş tam anlatamadım galiba .......

Burada kişisel bir tartışma yok......

Burada bir PİSLİK var .....

Yani bunu görmemek için özel bir çaba mı sarfediyorsun ?
Alıntı ile Cevapla
  #76  
Alt 06-06-2006, 12:03
K.C. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
K.C. K.C. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
Standart Re: Zen hikayeleri ile adım adım Aydınlanma

sodomo--";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kırda giden birisi bir kaplanla karşılaşır. O kaçar, kaplan kovalar. Bir uçurumun kenarına gelince, bir yabani asmanın köküne yapışıp kendini aşağı sarkıtıverir. Kaplan hala tepesinde koklayıp durmaktadır. Adamcağız tir tir titreyerek aşağı bakar. Orada bir başka kaplanı, onu yemek için beklerken görür. Onu tutan tek şey asmadır. Birden, biri ak, biri kara iki sıçan asmayı kemirmeye koyularlar, usul usul. Adamcağız az ötede iri bir çilek görür. Sarmaşığı tek elle kavrayıp, öbür eliyle çileği koparır. Öyle tatlı gelir ki çilek ona!…

Not : Buradaki "tatlı çilek" hikayenin orjinalinde "zehirli çilektir" ama Batılılar daha rahat anlasınlar diye Dr. Suzuki (Zen öğretilerini batıya tanıtan kişi) bu çileği "tatlı" olarak değiştirmiştir....
sn.sodomo,
bu hikayenin az değiştirilmiş hali de Said-i nursi'nin SÖZlerinde var.
Alıntı ile Cevapla
  #77  
Alt 06-06-2006, 12:18
soro soro isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Apr 2006
Mesajlar: 1.882
soro - MSN üzeri Mesaj gönder soro - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Zen hikayeleri ile adım adım Aydınlanma

maden sen söyledin bana da alıntılamak düştü.Sekizinci Sözdedir.sen anlarsın hocasın.sargon almancasından okusun.sodomo da meraklı anlayışı da iyi .O da anlar.diğerleride bi gayret göstersinler artık.

"ŞU DÜNYA ve dünya içindeki ruh-u insanî ve insanda dinin mahiyet ve kıymetlerini; ve eğer din-i hak olmazsa dünya bir zindan olması; ve dinsiz insan en bedbaht mahlûk olduğunu; ve şu âlemin tılsımını açan, ruh-u beşerîyi zulümattan kurtaran Yâ Allah ve Lâ ilâhe illâllah olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:

Eski zamanda, iki kardeş uzun bir seyahate beraber gidiyorlar. Git gide ta yol ikileşti. O iki yol başında ciddî bir adamı gördüler. Ondan sordular: "Hangi yol iyidir?" O dahi onlara dedi ki: "Sağ yolda kanun ve nizama tebaiyet mecburiyeti vardır. Fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vardır. Sol yolda ise serbestiyet ve hürriyet vardır. Fakat o serbestiyet içinde bir tehlike ve şekavet vardır. Şimdi intihaptaki ihtiyar sizdedir."

Bunu dinledikten sonra, güzel huylu kardeş sağ yola "Tevekkeltü alâllah" deyip gitti ve nizam ve intizama tebaiyeti kabul etti. Ahlâksız ve serseri olan diğer kardeş, sırf serbestlik için sol yolu tercih etti. Zahiren hafif, mânen ağır vaziyette giden bu adamı hayalen takip ediyoruz:

İşte bu adam, dereden tepeden aşıp, git gide ta hâli bir sahrâya girdi. Birden müthiş bir sada işitti. Baktı ki, dehşetli bir arslan, meşelikten çıkıp ona hücum ediyor. O da kaçtı, ta altmış arşın derinliğinde susuz bir kuyuya rast geldi. Korkusundan kendini içine attı. Yarısına kadar düşüp elleri bir ağaca rast geldi, yapıştı. Kuyunun duvarında göğermiş olan o ağacın iki kökü var. İki fare, biri beyaz, biri siyah, o iki köke musallat olup kesiyorlar. Yukarıya baktı, gördü ki, arslan, nöbetçi gibi kuyunun başında bekliyor. Aşağıya baktı, gördü ki, dehşetli bir ejderha, içindedir. Başını kaldırmış, otuz arşın yukarıdaki ayağına takarrüp etmiş. Ağzı kuyu ağzı gibi geniştir. Kuyunun duvarına baktı, gördü ki, ısırıcı muzır haşarat, etrafını almışlar. Ağacın başına baktı, gördü ki,bir incir ağacıdır. Fakat, harika olarak, muhtelif çok ağaçların meyveleri, cevizden nara kadar, başında yemişleri var.

İşte, şu adam, sû-i fehminden, akılsızlığından anlamıyor ki, bu adi bir iş değildir. Bu işler tesadüfî olamaz. Bu acip işler içinde garip esrar var. Ve pek büyük bir işlettirici var olduğunu intikal etmedi. Şimdi bunun kalbi ve ruh ve aklı şu elîm vaziyetten gizli feryat ve figan ettikleri halde, nefs-i emmâresi, güya birşey yokmuş gibi tecahül edip, ruh ve kalbin ağlamasından kulağını kapayıp, kendi kendini aldatarak, bir bahçede bulunuyor gibi, o ağacın meyvelerini yemeye başladı. Halbuki o meyvelerin bir kısmı zehirli ve muzır idi.

Bir hadis-i kudsîde Cenâb-ı Hak buyurmuş: [1] Yani, "Kulum Beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim." İşte bu bedbaht adam, sûizan ve akılsızlığıyla, gördüğünü adi ve ayn-ı hakikat telâkki etti ve öyle de muamele gördü ve görüyor ve görecek. Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaşıyor; böylece azap çekiyor. Biz de şu meş'umu bu azapta bırakıp döneceğiz. Ta öteki kardeşin halini anlayacağız.

İşte şu mübarek akıllı zat gidiyor. Fakat biraderi gibi sıkıntı çekmiyor. Çünkü güzel ahlâklı olduğundan güzel şeyleri düşünür, güzel hülyalar eder, kendi kendine ünsiyet eder. Hem biraderi gibi zahmet ve meşakkat çekmiyor. Çünkü nizamı bilir, tebaiyet eder, teshilât görür. Asayiş ve emniyet içinde serbest gidiyor.

İşte, bir bahçeye rast geldi. İçinde hem güzel çiçek ve meyveler var; hem bakılmadığı için murdar şeyler de bulunuyor. Kardeşi dahi böyle birisine girmişti. Fakat murdar şeylere dikkat edip meşgul olmuş, midesini bulandırmış, hiç istirahat etmeden çıkıp gitmişti. Bu zat ise, "Herşeyin iyisine bak" kaidesiyle amel edip, murdar şeylere hiç bakmadı. İyi şeylerden iyi istifade etti. Güzelce istirahat ederek çıkıp gidiyor.

Sonra, git gide, bu dahi evvelki biraderi gibi bir sahrâ-i azîmeye girdi. Birden, hücum eden bir arslanın sesini işitti, korktu. Fakat biraderi kadar korkmadı. Çünkü, hüsn-ü zannıyla ve güzel fikriyle, "Şu sahrânın bir hâkimi var. Ve bu arslan o hâkimin taht-ı emrinde bir hizmetkâr olması ihtimali var" diye düşünüp tesellî buldu. Fakat yine kaçtı. Ta altmış arşın derinliğinde bir susuz kuyuya rast geldi, kendini içine attı. Biraderi gibi, ortasında bir ağaca eli yapıştı, havada muallâk kaldı. Baktı, iki hayvan, o ağacın iki kökünü kesiyorlar. Yukarıya baktı arslan, aşağıya baktı bir ejderha gördü. Aynı kardeşi gibi, bir acip vaziyet gördü. Bu dahi tedehhüş etti-fakat kardeşinin dehşetinden bin derece hafif. Çünkü güzel ahlâkı ona güzel fikir vermiş; ve güzel fikir ise, ona herşeyin güzel cihetini gösteriyor. İşte, bu sebepten şöyle düşündü ki:

"Bu acip işler birbiriyle alâkadardır. Hem bir emirle hareket ederler gibi görünüyor. Öyleyse bu işlerde bir tılsım vardır. Evet, bunlar bir gizli hâkimin emriyle dönerler. Öyleyse ben yalnız değilim. O gizli hâkim bana bakıyor, beni tecrübe ediyor, bir maksat için beni bir yere sevk edip davet ediyor."

Şu tatlı korku ve güzel fikirden bir merak neş'et eder ki: "Acaba beni tecrübe edip kendini bana tanıttırmak isteyen ve bu acip yolla bir maksada sevk eden kimdir?"

Sonra, tanımak merakından, tılsım sahibinin muhabbeti neş'et etti. Ve şu muhabbetten, tılsımı açmak arzusu neş'et etti. Ve o arzudan, tılsım sahibini razı edecek ve hoşuna gidecek bir güzel vaziyet almak iradesi neş'et etti.

Sonra, ağacın başına baktı, gördü ki, incir ağacıdır. Fakat başında binlerle ağacın meyveleri vardır. O vakit bütün bütün korkusu gitti. Çünkü kat'î anladı ki, bu incir ağacı bir listedir, bir fihristedir, bir sergidir. O mahfî hâkim, bağ ve bostanındaki meyvelerin nümunelerini, bir tılsım ve bir mucize ile o ağaca takmış ve kendi misafirlerine ihzar ettiği et'imeye birer işaret suretinde o ağacı tezyin etmiş olmalı. Yoksa, bir tek ağaç, binler ağaçların meyvelerini vermez.

Sonra niyaza başladı. Ta tılsımın anahtarı ona ilham oldu. Bağırdı ki:

"Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana dehalet ediyorum ve sana hizmetkârım ve senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum."

Ve bu niyazdan sonra, birden kuyunun duvarı yarılıp, şahane, nezih ve güzel bir bahçeye bir kapı açıldı. Belki, ejderha ağzı o kapıya inkılâb etti ve arslan ve ejderha iki hizmetkâr suretini giydiler ve onu içeriye davet ediyorlar. Hattâ o arslan, kendisine musahhar bir at şekline girdi.

İşte ey tenbel nefsim ve ey hayalî arkadaşım! Geliniz, bu iki kardeşin vaziyetlerini muvazene edelim. Ta, iyilik nasıl iyilik getirir ve fenalık nasıl fenalık getirir, görelim, bilelim.

Bakınız, sol yolun bedbaht yolcusu, her vakit ejderhanın ağzına girmeye muntazırdır, titriyor.
Ve şu bahtiyar ise, meyvedar ve revnaktar bir bahçeye davet edilir.

Hem o bedbaht, elîm bir dehşette ve azîm bir korku içinde kalbi parçalanıyor. Ve şu bahtiyar ise, leziz bir ibret, tatlı bir havf, mahbub bir marifet içinde garip şeyleri seyir ve temâşâ ediyor.

Hem o bedbaht, vahşet ve meyusiyet ve kimsesizlik içinde azap çekiyor. Ve şu bahtiyar ise, ünsiyet ve ümit ve iştiyak içinde telezzüz ediyor.

Hem o bedbaht, kendini vahşî canavarların hücumuna maruz bir mahpus hükmünde görüyor. Ve şu bahtiyar ise, bir aziz misafirdir ki, misafiri olduğu mihmandar-ı kerîmin acip hizmetkârlarıyla ünsiyet edip eğleniyor.

Hem o bedbaht, zahiren leziz, mânen zehirli yemişleri yemekle azabını tacil ediyor. Zira o meyveler, nümunelerdir: Tatmaya izin var, ta asıllarına talip olup müşteri olsun. Yoksa hayvan gibi yutmaya izin yoktur. Ve şu bahtiyar ise, tadar, işi anlar, yemesini tehir eder ve intizar ile telezzüz eder.

Hem o bedbaht kendi kendine zulmetmiş. Gündüz gibi güzel bir hakikati ve parlak bir vaziyeti, basiretsizliğiyle kendisine muzlim ve zulümatlı bir evham, bir cehennem şekline getirmiş. Ne şefkate müstehaktır ve ne de kimseden şekvâya hakkı vardır. Meselâ, bir adam, güzel bir bahçede, ahbaplarının ortasında, yaz mevsiminde, hoş bir ziyafetteki keyfe kanaat etmeyip kendini pis müskirlerle sarhoş edip kendisini kış ortasında, canavarlar içinde, aç, çıplak tahayyül edip bağırmaya ve ağlamaya başlasa, nasıl şefkate lâyık değil, kendi kendine zulmediyor, dostlarını canavar görüp tahkir ediyor. İşte bu bedbaht dahi öyledir.

Ve şu bahtiyar ise, hakikati görür. Hakikat ise güzeldir. Hakikatin hüsnünü derk etmekle, hakikat sahibinin kemaline hürmet eder, rahmetine müstehak olur. İşte, "Fenalığı kendinden, iyiliği Allah'tan bil"[1] olan hükm-ü Kur'ânînin sırrı zâhir oluyor.

Daha bunlar gibi sair farkları muvazene etsen, anlayacaksın ki, evvelkisinin nefs-i emmâresi ona bir mânevî cehennem ihzar etmiş. Ve ötekisinin hüsn-ü niyeti ve hüsn-ü zannı ve hüsn-ü hasleti ve hüsn-ü fikri, onu büyük bir ihsan ve saadete ve parlak bir fazilete ve feyze mazhar etmiş.

Ey nefsim! Ve ey nefsimle beraber bu hikâyeyi dinleyen adam!

Eğer bedbaht kardeş olmak istemezsen ve bahtiyar kardeş olmak istersen, Kur'ân'ı dinle ve hükmüne mutî ol ve ona yapış ve ahkâmıyla amel et.

Şu hikâye-i temsiliyede olan hakikatleri eğer fehmettinse, hakikat-i dini ve dünyayı ve insanı ve imanı ona tatbik edebilirsin. Mühimlerini ben söyleyeceğim; incelerini sen kendin istihrac et.

İşte, bak: O iki kardeş ise, biri ruh-u mü'min ve kalb-i salihtir. Diğeri ruh-u kâfir ve kalb-i fâsıktır. Ve o iki tarikten sağ ise, tarik-i Kur'ân ve imandır. Sol ise, tarik-i isyan ve küfrandır.

Ve o yoldaki bahçe ise, cemiyet-i beşeriye ve medeniyet-i insaniye içinde muvakkat hayat-ı içtimaiyedir ki, hayır ve şer, iyi ve fena, temiz ve pis şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki, "Huz mâ safâ, da' mâ keder" kaidesiyle amel eder, selâmet-i kalble gider.

Ve o sahrâ ise, şu arz ve dünyadır. Ve o arslan ise, ölüm ve eceldir. Ve o kuyu ise, beden-i insan ve zaman-ı hayattır. Ve o altmış arşın derinlik ise, ömr-ü vasatî ve ömr-ü galibî olan altmış seneye işarettir. Ve o ağaç ise, müddet-i ömür ve madde-i hayattır. Ve o siyah ve beyaz iki hayvan ise gece ve gündüzdür.

Ve o ejderha ise, ağzı kabir olan tarik-i berzahiye ve revâk-ı uhrevîdir. Fakat o ağız, mü'min için, zindandan bir bahçeye açılan bir kapıdır. Ve o haşerat-ı muzırra ise, musibât-ı dünyeviyedir. Fakat, mü'min için, gaflet uykusuna dalmamak için tatlı ikazât-ı İlâhiye ve iltifatât-ı Rahmâniye hükmündedir.

Ve o ağaçtaki yemişler ise, dünyevî nimetlerdir ki, Cenâb-ı Kerîm-i Mutlak, onları âhiret nimetlerine bir liste, hem ihtar edici, hem müşabihleri, hem Cennet meyvelerine müşterileri davet eden nümuneler suretinde yapmış.

Ve o ağacın, birliğiyle beraber muhtelif başka başka meyveler vermesi ise, kudret-i Samedâniyenin sikkesine ve rubûbiyet-i İlâhiyenin hâtemine ve saltanat-ı Ulûhiyetin turrasına işarettir. Çünkü birtek şeyden herşeyi yapmak, yani, bir topraktan bütün nebatat ve meyveleri yapmak, hem bir sudan bütün hayvanâtı halk etmek, hem basit bir yemekten bütün cihazât-ı hayvaniyeyi icad etmek; bununla beraber herşeyi birtek şey yapmak, yani, zîhayatın yediği gayet muhtelifü'l-cins taamlardan o zîhayata bir lâhm-ı mahsus yapmak, bir cild-i basit dokumak gibi san'atlar, Zat-ı Ehad-i Samed olan Sultan-ı Ezel ve Ebedin sikke-i hassasıdır, hâtem-i mahsusudur, taklit edilmez bir turrasıdır. Evet, birşeyi herşey ve herşeyi birşey yapmak, herşeyin Hâlıkına has ve Kadîr-i Külli Şeye mahsus bir nişandır, bir âyettir.

Ve o tılsım ise, sırr-ı imanla açılan sırr-ı hikmet-i hilkattir. Ve o miftah ise, Yâ Allah, Lâ ilâhe illâllah
[2] dur.

Ve o ejderha ağzı bahçe kapısına inkılâb etmesi ise işarettir ki, kabir, ehl-i dalâlet ve tuğyan için vahşet ve nisyan içinde zindan gibi sıkıntılı ve bir ejderha batnı gibi dar bir mezara açılan bir

kapı olduğu halde, ehl-i Kur'ân ve iman için, zindan-ı dünyadan bostan-ı bekaya ve meydan-ı imtihandan ravza-i cinâna ve zahmet-i hayattan rahmet-i Rahmân'a açılan bir kapıdır. Ve o vahşî arslanın dahi munis bir hizmetkâra dönmesi ve musahhar bir at olması ise, işarettir ki, mevt, ehl-i dalâlet için, bütün mahbubâtından elîm bir firak-ı ebedîdir. Hem kendi cennet-i kâzibe-i dünyeviyesinden ihraç ve vahşet ve yalnızlık içinde zindan-ı mezara ithal ve hapis olduğu halde, ehl-i hidayet ve ehl-i Kur'ân için, öteki âleme gitmiş eski dost ve ahbaplarına kavuşmaya vesiledir. Hem hakikî vatanlarına ve ebedî makam-ı saadetlerine girmeye vasıtadır. Hem zindan-ı dünyadan bostan-ı cinâna bir davettir. Hem Rahmân-ı Rahîmin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Hem vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem ubudiyet ve imtihanın talim ve talimâtından bir paydostur."
Alıntı ile Cevapla
  #78  
Alt 06-06-2006, 12:43
AYATA AYATA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 10 May 2006
Mesajlar: 1.416
Standart Re: Zen hikayeleri ile adım adım Aydınlanma

Aslında bu zen hikayeleri,insan oğluna sınırsız bir sonuç olmadan düşünmeyi öğretiyor,bu tür düşünme yeteneğide insana binlerce sonuç çıkarma yetisi kazandırıyor...inşallah demek istediğimi diyebilmişimdir çünkü bu bence insan için çok büyük bir yarar...
Alıntı ile Cevapla
  #79  
Alt 06-06-2006, 13:49
K.C. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
K.C. K.C. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
Standart Re: Zen hikayeleri ile adım adım Aydınlanma

Mahiyetini tam olarak hatırlayamadığım bir hikaye var. Şeriat, tasavvufla ilgili. Hatırladığım kısmını yazacağım ancak sadece hatırlatmak maksadıyla. İnşallah bu hikayeyi bilen (ki müslüman arkadaşlardan bilen vardır diye düşünüyorum) tamamını bize yazabilir.

Bir adam, caminin avlusunda şeyhiyle sohbet halindeyken şeriatın, (?)'in ve (?)'in ne olduğunu sorar. Şeyhi der ki: 'bak çeşme başında abdest alan adamlar var ya, git onlara sırayla sebepsiz yere vur.' adam şeyhin dediğini yapar, ve abdest alan ilk kişinin ensesine bir tane patlatır. Saniye sekmez enseye tokadı yiyen döner ve atana aynı şekilde karşılık verir. Bizimki fena halde afallar yine de eğlemine devam eder, ikincisine aynı şekilde bir sille atar, ikincisi hışımla döner, sadece kötü kötü bakar ve yine abdestini almaya devam eder. Üçünsüne aynı şeyi yapınca o kişide en ufak bir değişim bile olmaz. Sanki enseye tokadı yiyen kendisi değilmiş gibi abdestini almaya aynen devam eder. Sonra bizim adamımız yine şeyhinin yanına döner ve onun açıklamasını dinler.
"ilki şeriattı" der şeyhi. Kısasa kısas.
ikincisi, yahu bu adam durup dururken bana niçin vurdu, acaba ben bir kusur işledim de Rabbim bana bunu mu reva gördü, diye düşünüp önce sana kötü kötü baktı, sonra kusuru kendisinde arayıp abdest alırken onu düşündü, senin tokadının hikmetini düşündü.
Üçüncüsü ise, Allah'la öylesine birdi ki, vurduğunu bile hissetmedi, o kendi alemindeydi.

burada ikinci ve üçüncünün mahiyetlerinin ne olduğunu unuttum, yazabilecek hikayeyi tamamlayacak arkadaş varsa çok sevinirim.

YILDIZLAR ATEŞ BÖCEĞİ SANILMAKTAN KORKMAZLAR...

bu sözün (aslında uzunca bir şiirdir) kime ait olduğunu hatırlamıyorum ancak Uzak doğu dinlerinden birinin mensubu olduğunu hatırlıyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #80  
Alt 06-06-2006, 23:04
anthemoessa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
anthemoessa anthemoessa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jan 2005
Mesajlar: 357
Standart Re: Zen hikayeleri ile adım adım Aydınlanma

Bu hoş tadı olan konuyu *severek takip ediyorum zamanım olsa da ben de uzun uzun katılsam keşke

Şimdilik *Buddhist kutsal metinlerinde de bolca bulunan sözleri, başka bir forumda sevgili Nibbana'nın(bilgili bir Türk Buddhist) yazdığı bazı yazıları aktarıyorum ilginizi çekebilir ve konuya renk katabilir:

"Uyandiginda (aydınlandığında) artik bir Budist, Hindu, Hiristiyan, Yahudi veya Müslüman degilsindir.

Sevgisin ve gerçeksin.

Ve sevgiyle gerçegin formu olmaz.

Formlara dolarlar

Ama kelime asla kelimenin ifade ettigi ile ayni degildir
'Tanri' kelimesi tanri degildir

'Anne' kelimesi anne degildir.

'Ben' kelimesi ben degildir.

Tüm bu sözler bostur.

Bunlar, zihin seviyesinde oynadigimiz oyunlardir.
Içimizde anlamak isteyen seyi besleyisimizdir.
Ve iste söylenen onca sözün ardindan buradayiz.
Nereye gittiler?
Hepsini hatirliyor musun?
Bos, bos ...
Onlari duyduysan su anda burada bombossun.
Sonraki söz için hazirsin.
Ama söz içinden geçip gidecek.
Hiç bir seyi bilmene gerek yok, isin komik olan yani da bu.
O kadar basitlesirsin ki,
Bosalirsin, hiç bir sey bilmezsin.
Sadece bilgelik olursun.
Hiç bir seye dönüsmeden
Her sey olursun
."

"“Saf Gerçeklik okyanusu.
Maddesi, idraksiz devinisizligin içinde ebedidir
.”
Fo-kuang Ju-man"


"Maku mozo'nun ögrencilerine verdigi "aldanma" cevabi tek basina Zen ögretisinin özetidir. Ifade edilebilir her gerçekligin daha derin bir gerçekligi vardir. Ve anlamlarin, ifadelerin ardindaki gerçeklerini görebilmek için tüm ifadeler asilmalidir. Bir bakima arayis kesfedecek hiç bir sey kalmayinca biter, o noktaya kadar kesfedilen her topragin ötesinde bir ada daha vardir. Ve ötedeki bu ada kesfedildiginde tüm mevcut yapiyi degistirir. Kendinden önceki birikimi en bastan yeni bir kural düzenine göre kurar. Her kesifte tüm iskelet bastan yapilanir.
Bu nedenle ögrencinin sordugu sey asla dogru veya yanlis olamaz. O, sadece ögrencinin, kendi gerçekligi içinde, o an bilinç üzerindeki farkindaligidir. Ve her yeni kesifle yikilip bastan kurulacagi için herseyi aldanma olarak kabul edip farkedilen hiç bir seyin üzerinde durmamak. Onlara baglilik kurmamaktir
."

"Tüm Budalar ve insanlar tek bir zihinden baska sey degil. Onun disinda hiç bir sey yok. Bu zihnin baslangici yok, dogumu yok, ölümü yok. Ne yesil ne sari, biçim ve görünümden uzak, ne varlik nede yokluk denebilir. Tam burada, oldugu gibi - ama daldan dala atlayan düsünceler üretildiginde hataya düsersin. Sinirsiz bir bosluk gibi, ölçünün ve hesabin ötesinde. Bu tek zihin bizzat Buda'dir. Ve Buda ile insanlar arasinda bir fark yoktur. Ancak insanlar harici biçimlere bagimlidir ve kendilerini disarida ararlar. Ne kadar kovalarsan, o kadar elden kaçirirsin. Sen umutsuzca bir "Buda"yi arayan bir Buda'sin. Zihin, zihne tutunmaya çalisiyor. Tüm çabanla sonsuza dek dene, asla kavusamayacaksin. Birbiri ardina açilan düsüncelerini biraz dinlendir ve bos kaygilarini bir kenara birak, iste Buda karsinda apaçik duruyor. Buda oldugu gibi ustur, us oldugu gibi Buda'dir."
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:13 .