Orijinalini görmek için tıklayınız : Ergenekon Dosyasi
(Sözde) "Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren "Ergenekon"un kontrolünde, sivil unsur olarak çalışması plânlanan Kemalist/sivil "Lobi"ye ve yapacağı çok yönlü yararlı faaliyetlere yeni yüzyılda gereksinim vardır. Geleceğin dünyasında "sanal ortam" büyük önem ifade edecek olmakla birlikte, katı gerçekler belirleyici ve sonuçlandmcı unsurlar olmaya devam edecektir. Bu nedenle (sözde) Türk silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'un Lobi adını verdiğimiz örgütsel organizasyonun faaliyetlerine önümüzdeki zaman dilimi içinde çok daha fazla gereksinimi olacağı görüşünde haddimizin sınırlarını zorlayan ısrarcılıktaki ifade ve işaretlerimizin amacı, konunun öneminden kaynaklanmaktadır."
Şeklinde ERGENEKON terör örgütünün sivil unsurlarının dahi yönlendirilmesinde bizzat örgütün üst düzey yöneticilerince yapılıp yazılı belge haline getirilen LOBİ dokümanında dahi kendilerini (sözde) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bünyesinde ve kontrolünde kurulmuş bir örgüt gibi tanımlamak suretiyle örgütün etki ve faaliyet alanını geniş tutulmasına ve Türk Milletinin Türk Ordusuna karşı duymuş olduğu sevgi, saygı ve bağımlılığını da kötüye kullanmak suretiyle amaçlarına ulaşmayı planladıkları anlaşılmaktadır.
Yine şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilen "PANZEHİR" isimli dokümanda: Türk Silahlı Kuvvetleri'nin genç ve yetenekli subaylarının PKK üst yönetim kademesine yerleştirilmesi şeklindeki ibarelerden de yine örgütün kendi ana prensiplerinden olan terör örgütü kurup yönetmek prensibine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin manevi şahsiyetini alet edip kullanmak suretiyle kendi ideolojik ve örgütsel faaliyetlerini gerçekleştirmeyi amaçlamışlardır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm yasadışı oluşum ve terör örgütlerine karşı verdiği kararlı mücadele tüm dünya tarafından bilinmektedir.
Sargon, Yukarıya aldıgım kısımdaki sözde cümlelerine dikkat et. Bu sözde kelimesi Türkiyede pek meşhurdur ve gerçek olmadıgını vurgulamak için kullanılıyor. İddianamenin çogu yerlerinde bu tarz ibareler geçiyor. Örgüt ile TSK baglantısı yok sayılıyor, daha açıkçası gözlerden gizleniyor. Şimdi TSK bu işin içinde yer almıyorsa nasıl darbe yapacak ya da darbeyi kim yapacak.
Ergenekon sıradan bir terör örgütü olarak gösteriliyor. Yargılananların içerisinde bir tane bile devlet görevlisi yok. Devlet bu işe karıştırılmıyor.
Bu ibarelerle diger iddalar açık bir çelişki arzediyor. Anlaşıldıgı kadarıyla savcıya sadece Veli Küçük'ün üzerine gitme izni verilmiş. Onunla da iş bitecek. Bakalım yargı aşamasında neler yaşanacak, bekleyip görecegiz.
saygılarımla
Iddianame'nin basinda soyle deniyor
ERGENEKON terör örgütünün devlet kurumlannda ciddi bir şekilde irtibatlannm olduğu da ortadadır. Bu nedenle ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ'ne yönelik başlatılan bir çalışmayı anında öğrendikleri gibi kendilerine yönelik çalışma yapan kişi ya da kurumlan yıpratmak, yıldırmak ve baskı altına almak için anında örgütün her türlü imkan ve taktiklerini seferber ettikleri görülmüştür.
Özellikle Susurluk kazası olarak bilinen olaydan sonra meydana çıkartılan illegal yapılanma üyelerinin bir kısmının devletin üst düzey birimlerinde görev yapmış görevli şahıslar olması ve bu şahıslann bir çoğunun "Susurluk Çetesi" olarak bilinen davada ceza alıp mahkum olmalan oldukça anlamlıdır. Ancak bu olayın aydınlatılması için toplumsal desteğe karşın örgütün deşifre edilememesi, yapılanmanın devlet kurumlan içindeki uzantılannm güçlü olması ile oluşumun derinliğinin ve etkinliğinin doğal bir sonucudur.
Bu bolumden anlasilan arastirma sirasinda sik sik devlet baglantilarinin ortaya ciktigi. Bunun uzerine savcilik MIT ve Genelkurmay Baskanligina birer yazi yazarak konuyu soruyor. Sizin icinizde teror orgutu baglantisi var mi diyor yani. Eh, onlar ne diyeceklerdi? Evet, bizim teror orgutuyle baglantimiz olabilir, biz de supheleniyoruz diyemeyeceklerine gore, tam da bu noktada iddianame ciddiyetini yitiriyor. Bakin MIT ve Genelkurmay'dan alinan cevaplardan sonra devlet baglantisi yoktur noktasina nasil geliniyor ve iddianeme'deki ifadelerde degisiklik ne kadar carpici.
D-DEVLETİN RESMİ KURUMLARINDAN ALINAN CEVAPLARA GÖRE YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE;
Kendilerini "derin devlet" olarak niteleyen ERGENEKON yapılanmasının devletin hiçbir resmi kurumuyla irtibat ve alakasının bulunmadığı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yürürlükteki kanunların gizli-kapaklı bir oluşuma müsaade etmediği gibi kanunlann genel yapısı irtibariyla da halihazırda devletin denetimi altında olmaksızın devletin yetkilerini kullanacak hiçbir kurum ve kuruluşun bulunmadığı, bulunmasının da mümkün olmadığı açıktır.
Buyrun, burdan yakin. Evet, Ergenekon'un cozulmesini ve ortaya cikarilmasini istiyoruz, ama bizi ilgilendiren asil olarak bu orgutun devlet icindeki gucu. Bu guce dokunulmaksizin Ergenekon cozulemeyecektir. ayni Susurluk gibi kalacaktir. Bu is resmi yazisma ile olmaz. MIT ve Genelkurmay icindeki orgutlemeler icin istihbarat yapabilecek ve bu konuda herhangi bir izin gerekmeksizin tutuklama yapma yetkisindeki bir mahkemenin olmasi gerekiyor. Ergenekon'un önü bizzat MIT ve Genelkurmay tarafindan kapatiliyor. Kamuoyunun bunu engellemesi gerekemz mi? Neden basin bu konuyu islemiyor. Inaniyorum ku, bu konu surekli islenirse MIT ve Genelkurmay taviz vermek durumunda kalacaktir.
Sevgili sargon,
Ergenekonun muhtemelen ordu içinde uzantıları vardır ancak yasalarımız gereği askerlerin yargılanmaları askeri mahkemelerde yapılabiliyor. Bu nedenle ergenekon savcılarının sanırım yapabilekleri hukuksal bir şey yoktu.
Kaldı ki ordunun siyaset dışında kalması yönündeki demokrat kamuoyunun istemi ancak evrimsel bir süreçle sağlanabilir ve öyle olmalıdır düşüncesindeyim. Ordunun ani ve köklü biçimde siyaset dışına çekilmesi şeriatçi cephenin pervasızlaşmasına neden olabilir-olabilirdi. Bugün hükümette Saadet Partisi gibi geleneksel bir İslami parti yerine görece daha liberal bir AKP görüyorsak bunda ordunun çok önemli bir payı vardır düşüncesindeyim. 28 şubat sonrası Milli Görüşçüler içinde "bu ordu var olduğu sürece Milli Görüşçülerin iktidarı mümkün değildir" diyen bir grubun daha liberal çizgiye kayarak AKP yi oluşturduğunu biliyoruz. Ordunun Cumhuriyetimiz üzerindeki vesayeti kalkacak ve kalkmalı. Demokrasi de bunu gerektirir. Ancak ani ve keskin bir devre dışı kalma değil evrimsel bir süreç sonunda devre dışı edilmeli. Ergenekon şu haliyle bile etkili.
Davanın ordudaki muvazzaflara kadar uzatılması toplumda çok daha keskin bir kamplaşmaya yol açar. Şu anki haliyle bile gerek CHP nin gerekse ulusalcı cephenin tepkilerine bakın ve davanın muvazzaf subaylara örneğin Büyükanıta uzandığını düşünün ve Türkiyede olabilecek tepkiyi tasavvur etmeye çalışın. Ben tasavvur ediyorum ve dehşete düşüyorum. Bir kısım devrimciler ve şeriatçiler haricindeki toplum kesimlerinin bundan hoşnut olacağını sanmıyorum. Böyle bir yükü bugünün Türkiyesi kaldıramaz. Aynı anda 10 tane büyük program çalıştırdığınızda bilgisayarınızın kilitlenmesi ve işlev yapamaz hale gelmesi gibi birşeydir bu.
Devlet bir sınıfın diger sınıflar üzerine baskı ve tahakküm aygıtıdır ve bu her gün yeniden dogrulanmaktadır.
Bu teori 19. yy. ve 20. yy başlarındaki avrupa koşullarına göre Lenin'in iddia ettiği bir teoridir ve günümüzde genel geçerliliği kalmamıştır. Demokrasinin ve sivil toplumun gelişmediği ülkeler için Leninin teorisi geçerlidir ancak demokrasini geliştiği, sivil toplumun etkin olduğu ülkelerde devleti bir sınıfın baskı aracı olarak tanımlamak doğru olmaz. Kautsky daha o dönemde bile Lenin'in bu hatalı tahlilini görmüş ve ortaya dökmüştür.
Ergenekon olayınının Marksist tahlillerle uyuştuğunu sanmıyorum. Büyük burjuvazinin bu olayda darbeci/faşizan güçlerle birlikte olması beklenir Marksist teoriye göre. Çünkü bu şekilde demokrasi rafa kalkacak, grevler ve işçi hakları biçilebilecek, büyük burjuvazi de daha fazla kar elde edebilecektir. Oysa görüyoruz ki patronlar kulübü TÜSİAD demokrasiden yana net bir tavır alıyor. Demek ki olaylar marksist öngörüye aykırı şekilde ilerlemektedir.
oncugenc
28-07-2008, 17:12
Ergenekon....
Aslında 600 yıllık bir teşkilat diyorlar ama yanılıyorlar. Bu örgütün tarihi daha eski. Kimi tarihçi 4 bin yıl, kimisi 10 bin yıl öncesine dayandığını söylüyor. Adı da Agarta değil bu örgütün. Benim ve dünyanın bildiği tek bir adı var: TÜRK DEVLETİ...
İddianameyi hemen hemen okudum sayılır. Sanık avukatlarını dinliyorum. Aramalardan sonra hazırlanan tutanakları gördüm. Oradaki tutanakların dışında bir sürü şey bulmuşlar. Nasıl buldular? Gizlice mi girip aradılar sonradan bilinmez ama yeni yeni belgeler (!) konulmuş oraya. Tutuklulardan bazılarını seversiniz sevmezsiniz, o beni ilgilendirmez. Ama artık ortaya çıkmıştır ki, bazı provokatörlerin, tetikçilerin dışında (ki onlar da bilinçli olarak yerleştirilmiştir o listeye) hepsi bu ülkeye gönülden bağlı insanlar. Vatanı sevmek, Hükümete muhalefet etmek ne zamandan beri suç oldu?!... Yok Uğur Mumcu'yu öldürmüşler, Danıştay'ı basmışlar, Cumhuriyet'e bomba atmışlar vs. Çocuklar güler buna...
Hrant Dink ve Malatya misyoner cinayetlerinde gösterilmeyenler
Mesela Hrant Dink olayının şemasına bakalım:
- Haber elemanı (Büyük Abi) Trabzon eski Emniyet Müdürü, şimdinin de Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in adamı (Akyürek hakkında 2001 yılında dönemin istanbul Valisi'nin hazırladığı ve "fethullahçıdır" dediği bir bilgi notu da mevcut).
- Bu abi bir hücre oluşturuyor. Bu hücrenin içinde Yasin Hayaller de var.
- Hrant Dink'e yönelik bir eylem yapılması kararlaştırılıyor.
- Sanıkların ifadelerinde, nur cemaatiyle de bağlantıda oldukları yer alıyor ama nedense bunlar önemsenmiyor.
- Bu adamlar resmen eğitiliyor ve Dink suikastı gerçekleşiyor.
- F Tipi örgütlenmenin bu işte zanlı durumuna düşmesi gerekiyor ama yok böyle olmuyor: Suçlu Ulusalcılar, Milliyetçiler.
- Hrant Dink'in yakın arkadaşı (!) Etyen Mahçupyan Agos'un başına geçiyor. Ama Mahçupyan öncesinde nerde yazıyor: Fethullahçı Zaman Gazetesi'nde. Mahçupyan şimdi de Taraf yazarı.
Malatya'daki misyoner suikastına bakalım:
- Dönemin Malatya Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya. Kahya ile ilgili "Fethullah'ın Copları" adlı kitapta çok ciddi bilgiler yer alıyor. Fethullahçı örgütlenmede çok ciddi rol aldığı ve bu örgütlenmenin en önemli adamlarından biri olduğu söyleniyor.
- ABD Adana Konsolosu Eric Green cinayetten çok kısa bir süre önce bu kitabevini ziyaret ediyor ama basına yansımıyor.
- Cinayetin kilit ismi Emre Günaydın Nur Cemaati evlerine gittiklerini açıklıyor (10 Haziran 2008, Akşam Gazetesi)
- Bu olaydan sonra suçlu yine belli: Ulusalcılar, Milliyetçiler...
Türk tarihine saldırıların satırbaşları
Danıştay saldırısı ve diğer olaylarla ilgili yine bağlantılar kurabiliriz. Ama uzatmayalım. Taraf Gazetesi'nin 26 Temmuz 2008 tarihli manşeti nasıldı hatırlayın: 1923'te kuruldu 2008'de arınıyor.
Amaç bu sözlerde çok iyi açıklanıyor: Cumhuriyet'le hesaplaşmak.
Yine alt alta şunları yazarsak operasyonu çok iyi özetlemiş oluruz sanırım:
- "Her gün çok değişiyor (AGSP, Kıbrıs), ama bazı temel problemler duruyor (devlet, İslam korkusu...) Ne AB, ne de ABD, T (Türkiye)'ye kendi tarihinin hakkından gelmektenasıl yardım edebilecekleri konusunda ipucuna sahip." - 2001 yılı AB Türkiye Temsilcisi Karen Fogg'un Adriaan van der Meer'e 3 Aralık 2001 tarihinde gönderdiği e-posta.
- Bin yılın meydan okuması - ABD'nin tarifi tamamen Türkiye'ye uyan bir ülkeyi işgal tatbikatın adı. Tatbikatın başlangıç tarihi Lozan'ın yıldönümü olan 24 Temmuz 2002. Yani yine Türk tarihiyle hesaplaşma. Türklerin Anadolu hakimiyetinin gerçekleşmesinin tescili olan bin yıl öncesine yapılan vurgu da bunun önemli bir göstergesi.
- İktidarla elele 80 yıllık karanlığıa son - AKP Ulukışla Teşkilatı'nın 2004 yılında seçim minibüsüne astığı slogan.
- Ergenekon - Türklerin tarih sahnesine yeniden ve daha güçlü çıktığı büyük destanın adı.( gerçek olduğunu söylemiyorum ama Türk edebiyat tarihin bihenk taşlarındandır ) Ancak şimdi bir terör ismi olarak yansıtılıyor.
-1923'te kuruldu 2008'de arınıyor - Kaynağı belli olmayan paralarla, bir nifak grubu olarak çıkan ve CIA ajanlarıyla evli olan Yasemin Çongar ve Amberin Zaman'ın yazdığı, "Vatanı bir kiraz ağacı ve bir kadın memesine satarım" diyen Ahmet Altan'ın yönetimindeki gazetenin Ergenekon İddianamesi'nin ortaya çıkmasından sonraki gün attığı manşet.
Yorum sizin...
Demokrasi diyerek kendinizi kandırıyorsunuz. 1 Mayıs'ta demokrasi olup olmadıgı ortaya çıktı. Tuzla ölümleri peşine gelen grev ve direnişlere karşı tavır, belediye işçilerinin grev kararını asmalarına karşı geliştirilen tavır demokrasimizin ne menem bir şey oldugunu ortaya çıkardı. Nedir demokrasi dediginiz. Devlet içerisindeki bir kesimin digerini tasfiye çabası.
Dilimde tüy bitti ama anlatamıyorum. Bu davanın da geliştirilen patırtının da darbecilerle, darbeyle alaksı yoktur. Darbeye karşı olan, bir daha darbe yolunu açtırmamak isteyen işe Kenan Evren'le başlar. Onu yargılar. 12 Eylül anayasasını çöpe atar. Bak o zaman bir daha kimse darbeye kalkışabiliyor mu. Darbecilerin hukuk koruması altında , devlet koruması altında oldugu bir ülkede hangi anlayışla darbecilere karşı mücadeleyi savunursunuz anlamak mümkün degil.
43 senesinde Genaral Mustafa Muglalı 33 Kürt köylüsünü kurşuna dizdirdi. 50 den sonra DP iktidarı bunu gündeme getirdi. Muglalı tutuklandı ve hücceten öldü. Bu olay askerler arasında Mustafa Muglalı sendromunu getirmişti. Üst rütbedekiler var olan hukuka uymaya özen gösterip Mustafa Muglalı nın akibetini örnek alıyorlardır. 79 senesinin basınında bu açıkça gözlenebilir. 12 Eylül bu sendromu yıktı ve darbecilere, işkencecilere, hukusuzluklara gene dokunulmazlık tanıdı.
Davanın ordudaki muvazzaflara kadar uzatılması toplumda çok daha keskin bir kamplaşmaya yol açar
Şayet şimdiki gibi sudan bahanelerle degil de gerçek delillerle bu kişilere ulaşabiliyorsa buna kimse bir şey diyemez. Ama böyle bir niyet yok ki ve asla olmadı. Veli Küçük çizmeyi aştı ve tasfiye ediliyor. Olay bundan ibaret. Araya nüans olarak da İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroglu vs sokuşturuldu ki millete oyalanacak konu olsun. O sırada SSGSS yasası çıktı, kıdem tazminatı kaldırılıyor ve pek çok saldırı peşinden geliyor.
Egemen partinin, devlet partisinin istedigi de bu idi. Görünen krizin yükünü emekçilerin üzerine yüklemek ve bu ortamdan karla çıkmak. Sessiz sedasız elektrik zammını yüklediler, gıkımız bile çıkmadı. Neden Ergenekon yakalandı ya, her şey düzeldi. :)
Egemenler arasında her zaman çelişki olacaktır. Bu zaten sistemin dogasındadır. Sonuçta sadece kişisel kar amaçlanmaktadır ve bu temelde bu kara ulaşmak için rekabet içerisinde olacaklardır. Birbirlerinin dayandıkları güç odaklarını tasfiye edeceklerdir, etmeye çalışacaklardır. Toplumun da baskısıyla bu bazen Ergenekon'da oldugu gibi arap saçına dönebilir ve üzerine kısmen de olsa gidilmesi zorunluluk olabilir. Ama kısmen, hepsi o kadar.
Baktılar ki bu işin uzaması sistemi tehlikeye sokacak o zaman hemen demokrasi anlayışı rafa kalkar ve olay orada kesilir. Hani darbeleri önleyecek idik.
Demokrasi ordunun yönetememesidir, yönetim üzerinde hak iddia edememesidir. Elbette bu hakkı kıstlamak da son kertesine kadar mümkün degil. Ama burjuva demokrasisinin limitleri bu kısıtlamaya baglı. Hem MGK diye bir kuruma gık demeyeceksiniz, hem de demokrasiden bahsedeceksiniz. Çatlı olayı ile, Çakıcı vs davaları ile Veli Küçük davasının arasında öz itibarıyla hiç bir fark görmüyorum. Onlar ne kadar darbe davaları ise bu da o kadar darbe davasıdır.
Zaten ismi de belli. Terör Örgütü. Meclisin de Ufuk Uras'ın önerisini hasıraltı etmesi de Akp ve diger "demokratlarımızın" ne ölçüde darbe karşıtı oldugunu gösteriyor zaten.
saygılarımla
kandahar
28-07-2008, 21:51
Şiddeti övmek veya teşvik etmek en demokratik ülkelerde bile suçtur. Düşünce Özgürlüğü'nün de belli sınırları vardır. Düşünce özgürlüğüne özünde karşı olanların bahsettiği "sınır" dan farklı bir durumdur bu. Mesela Almanya demokrasi ve özgürlüklerin en gelişmiş olduğu ülkelerdendir ancak orada Hitler'i övmek suçtur, yargılanırsınız. Gene özgürlüklerin en gelişmiş olduğu ülkelerden Fransa ve İsviçre'de soykırımları inkar etmeniz suçtur, cezası vardır.
Verdiğiniz kıyas yine bu duruma uygun değil sayın Cem. Soykırım, Hitler'in yaptıkları vb. zaten olmuş şeylerdir, işlenmiş suçlardır ve bunların övgüsü insanlık suçunu övmek olacağı için adı geçen ülkelerde yasaktır. Fakat burada siz olmamış bir şeyden bahsediyorsunuz, düşünce polisliği yapıyorsunuz. "Darbe yapmayı düşünmekle" insanlar suçlanıyor, bunun bir suç olduğunu varsaysak bile bunu düşünmekle itham edilenler kim? Doçentler, gazeteciler, emekli askerler. Bana dünya tarihinde emekli askerlerin yaptığı bir tek darbe örneği verebilir misiniz? Veremezsiniz, çünkü yok.
Bu arada Hitler'in övülmesi de, soykırımların inkar edilmesi de bana göre suç olmamalıdır. Çünkü bu yolla insanlara dayatmalar yapılıyor, mesela "soykırım olmuştur" diyenlere karşı en ufak bir itirazda bile hemen tehdit altında bırakılıyorsunuz, soykırımı reddetme değil, kısmen yadsısanız gene tehdit altında kalıyorsunuz. Kaldı ki bu kavramlar da politik olarak göreli; birileri işlerine geleni soykırım diye kabul ederken işlerine gelmeyeni reddedebiliyor. Her neyse bu ayrı bir konu. Fakat dediğim gibi verdiğiniz kıyas yanlış. Bu davada yapılan düşünce polisliği, bir insanı yaptıklarıyla yargılabilirsiniz, yapacağını iddia ettiğiniz şeyle değil. Eğer bunun önü açılırsa her iktidar muhalifleri hakkında sudan sebeplerle davalar açıp önüne geleni hapse atabilir.
Marksizmi savunmak suç değildir. Ancak Bolşevik tarzı silahlı bir devrimi günümüz koşullarında açıkça teşvik etmek, seçimle gelip seçimle gitmeyi kabul etmeyip tek partili proleterya diktatörlüğü için propaganda yapmak suçtur.
Hayır. Bir kere Marksizm'i savunup şiddeti savunmamak ne demektir? Marksizm'in özü çatışma üzerine kurulmuştur. Marks bunun kaçınılmaz olduğunu söyler. Suç olması gereken "devrimler kanlı olur", "silahsız devrim olmaz" gibi şeyler değildir; ancak pratiğe dönüşmüş düşüncelerdir. Yahu siz nasıl bir demokratmışsınız böyle, benim gibi aydın despotizminden yana bir insandan daha tutucu çıktınız. İnsanları pratiğe dönüştürmedikleri düşüncelerden ötürü yargılamak istiyorsunuz, demek ki 2020 yılında geçen Türkiye'de başarılı bir darbenin nasıl olduğunu anlatan bir roman yazsam bu yüzden yargılanmamı isteyeceksiniz. Şu halde siz ne hakla 301. madde gibi maddelerin kalkmasını savunuyorsunuz?
Danıstay saldırısının, Hablemitoğlu cinayetinin ve Gazi mahallesi saldırısının Ergenekon tarafından yaptırıldığı iddia ediliyor. Ve "eylem varmı?" diye soruyorsun.
Ben Ergenekon diye bir şeyin olmadığını söylüyorum. Tutuklananlar arasında birbirinden tamamen alakasız insanlar var, muhalefet olmaktan başka bir eyleme bulaşmamış kişiler var, suçlar işlenmiş olabilir ancak ortada bir örgüt yok diyorum hala nelerden bahsediyorsunuz. Hablemitoğlu cinayeti istihbarattaki bir grup tarafından çıkar amaçlı işlenmiş bir suçtur, bu grup Veli Küçük'le aynı etnik kökene dayalı, MİT içinde çok güçlü bir grup. Bağlantı çıkarsa şaşırmam, fakat bunun gözaltına alınan kişilerin hemen hepsiyle hiçbir alakası yok. Ortada bireysel suçlar var ancak, kaldı ki doğrusunu Allah bilir ya, Hablemitoğlu yaşasa eminim %100 gözaltına alınırdı Ergenekoncu diye.
Darbe iddiası iddianemede yok ama biz nihai amacın bu olduğunu sanıyoruz. Savcılar muhtemelen muvazzafları dava içine sokarak toplumu büyük bir kaosa sürüklemek istemediler. Bir önceki yazımda belirttiğim gibi sistem bu yükü taşıyamaz.
Yahu herkes bir şey sanıyor zaten. Birisi de bilip konuşmuyor. Bende burası bir cumhuriyet ve hukuk devleti sanıyorum mesela. Ortada darbe marbe yok ki muvazzaflar girsin. Kişisel çıkar amaçlı bir çete var yalnızca, ben bunun dava konusu olmasına da karşı değilim. Fakat davanın sulandırılması, keyfileştirilmesi, bütün muhalifleri susturmak için bir silah olarak kullanılmasına karşıyım. Benim 24-25 yaşında arkadaşlarım bile iddianameye girmiş, neymiş telefonunda bir arkadaşına ....... com websitesiyle çalışıp orada yazdığını söylemiş. Böyle iş mi olur? Olan biten baştan aşağı anti-demokratik, ne "derin devletle" alakası var ne demokrasi ile hala demokrasinden bahsediyorsunuz ya pes!
Artık devletlerin yerini tekelleşmeci küreselleşmeci şirketler alıyor. Olan bu. Devletin organları ve kurumları önce sinsi sinsi ele geçiriliyor. Daha sonra bu organ ve kurumlar yavaş yavaş terör ve türban(tarihin oynamakla vazgeçemediği iki alet) vb. bahanesiyle yavaş yavaş halkın gözünden düşürülmeye çalışılıyor. Bu son cümlem bir kıvılcım çakmak anlamına geliyor.
Ordu kötülenmeye çalışılıyor, ki bu sayede hem fiziksel hem de işlevsel olarak bitirilebilecek... Zaten bütün askerlerin yemeğini, tankları, tüfekleri özel şirketlerden alıyoruz. Nesi kalmış. Güya asker ayakta diye göstermelik birkaç senaryo oynandı yakın zamanda.
Gelelim hukuka: %50 oy almış bir partiyi kapatılarak, dünya kamuoyunda yargı kötülenmeye çalışılıp, haksızlık yaptığına ve insan haklarını çiğnediğine inandırılmaya çalışıyor dünya kurum ve kamuoylarınca.
Gelelim diğer %50'ye: Bu kesimin inandıkları ve savundukları insanlar da göz altına alınarak ve suçlanarak, bu kesimin gözünde de hukuk haksızlık yaptığına, işlevi dışına çıktığına inandırtılmaya çalışıyor. Bunun adına halk arasında "Ergenekon" diyorlar.
Eeee, bunların dışında da devletin ne kurumu varısa da hep satıldı. Ne kaldı geriye?
Bütün bu olaylar, devletin yıkılmasına, parçalanmasına, yerine başka şirket kuklası yönetimlerin kurulmasına işarettir. Ben sanıyorum ki BOP ile de bağlantısı vardır. Çünkü sınırlar değişecek falan falan...
Bütün bu olanlar dünyadaki diğer devlet modellerinden şirket yönetim modellerine geçiş aşamasıyla paralel yürümekte, aynı döneme rastlamakta, benzer yapmacık senaryolar oynanmaktadır.
Ergenekon mergenekon, kesip doğruyorlar işte!
Ufuk Uras'ın Önergesi
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA,
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 88 yıllık kısa tarihinde bir kaç kez askeri müdahale veya muhtıra gibi demokrasi dışı adımlarla karşı karşıya kaldı. Bunlar demokrasinin yerleşmesini, kökleşmesini ve gelişmesini engellediği gibi, çok ciddi gerilemelere de yol açtı. Demokrasi süreci kesintiye, Meclis çalışmaları akamete uğradı. Bu müdahaleler demokratik geleneklerin ve parti örgütlenmelerinin tahribine, çok partili parlamenter sistemin alt üst olmasına yol açtı.
Bu tür tehlikelerin henüz tam olarak geçmediği, son dönemlerde basına yansıyan bilgi, belge ve iddialarla da görülüyor. Gelecekte bu tür müdahalelerin yaşanmaması için parlamentonun kendi varlığını ve faaliyetinin sürekliliğini savunması büyük önem taşıyor. Geçtiğimiz yıl gündeme gelen müdahale hazırlıklarına yönelik iddiaların doğruluğu hakkında yurttaşlar doyurucu yanıtlar elde edemiyor. Hukuk devreye sokulmadığı için, bu iddiaların gerçeklikle bağı tam olarak saptanamıyor. Üstelik söz konusu iddialarda adı geçen kişiler de adalet ve toplum önünde aklanamıyor.
Bu konuda dikkat çekici gelişmelerden biri, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in, bilgisayar ortamında kopyalandığı iddia edilen günlüklerinin Kuvvet Komutanlığı dönemine rastlayan (2003-2005) bölümünde yer alan “Sarıkız” darbe girişimi hazırlıklarıdır. Bu iddialara göre dönemin kuvvet komutanları Aytaç Yalman (Kara), İbrahim Fırtına (Hava), Özden Örnek (Deniz) ve Şener Eruygur (Jandarma), “şeriatçı bir düzen”e yönelik hazırlıkların yapıldığını düşündüklerinden bir darbe planlamışlar, adına da “Sarıkız” ve “Ayışığı” demişler. Ancak bu hazırlıklar, koşulların uygun olmadığı gerekçesiyle rafa kaldırılmış.
Türkiye’de geçtiğimiz yıllardaki darbe hazırlığı iddialarının doğru olup olmadığının araştırılması için;
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün 7 Nisan 2007 tarihli Milliyet’in manşetinden yayımlanan demecinde “İddia edilen, ortaya atılan niyetleri, gayretleri biliyoruz. Basında çıkmadan önce biliyorduk. Bunlar, devlette bilmesi gereken yerlere bildirilmiştir. Bilmesi gerekenlerin bilgisi vardır. Zaten savcılar da gereğini yaparlar” ifadesindeki, ‘bilmesi gereken yerler’in neyi bildiklerinin ve ‘gereğini yapıp’ yapmadıklarının araştırılması için;
Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Anadolu Ajansı’na “Şimdi ne desem ateşe benzin dökmek olur. Böyle şeyler zamanı gelince açıklanır. Belki ben açıklarım, belki başkaları açıklar” ifadesindeki, ‘açıklanması gerekenler’in neler olduğunun araştırılması için;
Bazı gazetecilerin, bakanlara ve üst düzey askerlere dayanarak darbe girişimi iddialarının gerçek olduğunun anlaşıldığı yönünde yaptıkları haberlerin doğruluğunun araştırılması için;
Emniyet tarafından hazırlandığı iddia edilen teknik rapordaki, darbe günlüklerinin eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in bilgisayarından çıktığının kesin bir biçimde kanıtlandığı savlarının doğru olup olmadığının araştırılması; kamuoyunda oluşan şüphe ve endişelerin dağıtılması, haklarında kuşku bulunan kişilerin durumlarının aydınlığa kavuşturulması için
Anayasamızın 98, İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ederiz. 13/05/2008
Mehmet Ufuk URAS ÖDP İstanbul, toplam 22 imza
Ufuk Uras'ın verdigi bu önergede 1000 umut adaylarından başka kimsenin katılımı yok. Ne Akp den ne de Chp den ciddi bir yaklaşım yok. Hadi Chp kemalist peki demokrasi havarisi Akp ye ne demeli.
Tbmm et yetkili meciidir ve sözümona millet iradesinin temsilcisisidir. Şimdi Akp nin demokrat oldugunu, demokrasi getirecegini iddia edenlere soruyorum. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
Darbeleri sorgulamak isteyen bir zihniyet bu önergeyi destekler ve meclis araştırması ister. Darbeleri aklamak isteyen bir zihniyet ise Ergenekon ile devleti ve orduyu aklamaya çalışır.
Elbette Ergenekon'un ortaya çıkarılması olumlu bir şeydir. Ama bu teşkilatı sadece bir çete bazında almak ve esas devlet baglantılarını görmezden gelmek geçmişteki tüm derin devlet faaliyetlerini bir kaç kişi üzerine yıkarak olayı aklamaktan başka bir şey degildir. Üstelik alakasız bazı isimleri de dava ile birleştirmek hem muhalif isimler üzerine bir yıldırma politikası hem de davayı sulandırma amacı taşır.
Bu arada Ufuk Uras bir de kamuoyuna imza metni açmış :
http://www.ufukuraskoordinasyon.net/ adresine girip metni imzalayabilirsiniz.
saygılarımla
oncugenc
29-07-2008, 13:56
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 88 yıllık kısa tarihinde bir kaç kez askeri müdahale veya muhtıra gibi demokrasi dışı adımlarla karşı karşıya kaldı. Bunlar demokrasinin yerleşmesini, kökleşmesini ve gelişmesini engellediği gibi, çok ciddi gerilemelere de yol açtı. Demokrasi süreci kesintiye, Meclis çalışmaları akamete uğradı. Bu müdahaleler demokratik geleneklerin ve parti örgütlenmelerinin tahribine, çok partili parlamenter sistemin alt üst olmasına yol açtı.
Bu millet nice seçilmişler gördü. deyim yerindeyse İt'i İt'e kırdıkmak için gençlerin eline silah veren....
bu millet nice seçilmişler gördü. bağımsızlık uğruna dökülen kanları hiçe sayıp demokrasi adına ülke topraklarını yabancılara peşkeş çeken....
bu millet nice seçilmişler gördü. 'son sosyalist devletide yıktık ' diyen...
bu millet nice seçilmişler gördü. askerin darbe yapması için hükümet kurmayan.....
Nedense demokrasi, adalet diyince aklıma hep THRASYMACHUS'un sözü gelir :
BENİM DOKTRİNİM ADALETİN,GÜÇLÜNÜN ÇIKARI OLDUĞUDUR....
oncugenc
29-07-2008, 14:02
Demokratik Toplum Partisi Eşbaşkanı EMİNE AYNA , İngiliz Guardian Gazetesine Yaptığı Açıklamada, Güngören'deki Patlamanın Ergenekon Tarafından Gerçekleştirildiğini İddia Etti.
Hani asıl lider var ya saçının gözünün rengi, oturduğu yer bile bilinen daha doğrusu iddianamede bilindiği iddia edilen ama o kadar bilgi olmasına rağmen ismi açıklanmayan, yakalanmayan.... kesin o emir vermiştir! ( o kimse artık! )
Sevgili Dilaver,
Toplumsal evrimleşme kavramına uzak olduğunu düşünüyorum. Uzun yılların devrimcisi olman dolayısıyla yaptığın yorumları da normal görüyorum.
Gorbaçov 1980 lerin sonlarına doğru Politbüro'yu birden bire dağıtmadı. Tek parti yönetimine dayanan sistemi bir anda "haydi çok partili sistme geçiyoruz" gibi söylemle yok etmedi. Önce Glasnost ve Prestroyka fikirlerini öne attı. Bu değişiklikler geçiş aşamasındaki evrimsel basamaklar idi. Birileri de o dönemde şöyle diyebilirdi:
-Sayın Gorbaçov, sistemdeki düzelme öyle glasnost ve prestroyka ile olmaz. Sistemde köklü değişiklikler yapmak gerekir.
Ve bence bunu söyleyen adam haklı da sayılırdı ama yersiz ve zamansız sayılırdı. Çünkü bazı sistemler özellikle otoriter-totaliter sistemler hızlı değişikliği kaldıramazlar.
Ergenekon davasının kapsamını genişletmek ve 12 eylülcüleri de soruşturmak şu aşamada yanlıştır. Siyaset her zaman en doğrunun hemence söylenmesi değildir. Zamanlama önemlidir. Günlük hayatımızda bizlerin de öyle değil mi?
Sevgili Cem
Sovyetler birligindeki karşı devrim sürecini Gorbaçov ile başlatmak ülke ve yaşananlar hakkında hiç bir şey bilmemektir. Gorbaçov sonuçtur, söyledikleri ise çeşitli çıkar grupları arasındaki söylemlerden fazla bir şey degildir. O süreci anlamak için Kruşçov'u hatta ondan da evvelini anlamamız gerekir. Oradaki evrim ya da daha dogru sözlerle karşı devrim sürecini ve onun ekonomik düzenin anlamak için daçalara gitmek gerekir. Daçalar KP üyelerine ve devlet bürokrasisine tanınan ayrıcalıklar ve mülkiyeti idare etme temelinde oluşan yeni bürokrat burjuvazi.
Neyse konumuz bu degil. Şayet toplumların evrim sürecini inceleyecek isek örnek şu olmalıdır. Bu evrimsel gelişme için en önemli algılardan biri turban olmalıdır. Turban kapitalistleşmeyle birlikte yok plan feodak kültürün varoşlarda burjuva kültürü ile birleşmesinden dogan bir ara biçimdir. Esas evrimsel halka budur. Yoksa laflar ve sözler evrimsel kültür halkasını teşkil etmezler.
Benim elbette bakış açım sınıfsal duruşumdan kaynaklanacaktır. Ben meseleye emek ekseninden bakarım. Şİmdi bu soruşturmaya baktıgımda ne degişecek diye kendi kendime sormaktayım. Veli Küçük herkesçe tanınan bilinen fakat şimdiye kadar korunan bir isimdi. Şayet bir derin devlet var sa en son halkasıdır. Önemli olan bu gücü şimdiye kadar kimlerden aldıgıdır. Bu ortaya çıkmadıgı , çıkarılmadıgı an elde edilecek hiç bir şey de yoktur.
Veli Küçük ve adamları yaptıgı eylemlerde devletin, genelkurmayın, mitin, emniyetin , devletbürokrasisi ve yargısının gücünü arkalarında hissederek davrandılar. Ancak süreç içerisinde çeteleşip, mafyalaştılar. Bunun için iddianameye falan gerek yok. Ticaret hayatının biraz içerisinde olan her kes biraz da ilgili ise Veli küçük'ün mafya gücünden ve eylemlerinden haberdar olabilirdi. Çizmeyi aştı ve yalnızlaştırıldı.
Sanki Türkiyeyi Veli Küçük tek başına kana buladı, ya da İlhan Selçuk ile birlikte kana buladı, sistemi degiştirmeye kalktı. Olayın Veli Küçük te tıkanmasının bir tek anlamı olabilir. Sistem Veli Küçük'ü deşifre ederek kendini aklıyor ve eskinin yerine yeni bir derin devlet kuruluyor. Veli Küçük'ün yanına İlhan Selçuk gibi isimlerin katılmasının ise tek anlamı olabilir. Bu çete davası dolayısıyla hükümet kendi karşıtlarına sindirme politikası uyguluyor.
Evet bu bir temizlenmelidir, ancak devletin temizlenmesi degildir. Uzayan tırnagın kesilmesidir, pedikürdür.
Şayet var ise, derin devletin yok edilmesi ile ilgili bir iddia, ya da darbelerin üzerine gidilmesi ile ilgili bir iddia açıkla da biz de görelim. Ben ne yazık ki henüz böyle bir şeye ve de istege rastlamadım.
Mit, emniyet, genelkurmay, başbakan olayı 2000 den beri biliyorlar. Peki neden 8 sene beklendi, bu 8 senedir soruşturmayı kim/ kimler engelledi. Ya 8 senedir derinleştirilen kovuşturma bula bula İlhan Selçuk'a mı erişti. Yoksa 8 sene sonra yeni pazarlıklar yapıldı da hadi artık bu tırnagı atalım mı dendi.
İddiada Ergenekon'un parasının olmadıgından da bahsediliyor. Bu tür işler parasız olmaz. Hadi paraları vardı diyelim. Bu eylemler muhakkak polis, asker, savcı, yargı korumasında yapılır. Yani insanlara şu eylemi yapın yakalanmayacaksınız ya da şu kadar hapis yatacaksınız, ya da şu kadar para alacaksınız denir. Böyle bir örgütlenme için de ciddi bir finansal ve de siyasi adli destek gerekir. Peki kimdir bunlar. Bunların üzerine gidilmedikten sonra davanın hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur.
Bir çetenin ifşa olması ve cezalandırılması elbette iyi ve olumlu bir şeydir ancak baştan savcının önünün kesilmesi ya da iddianamenin bu tarzda bilinçli olarak hazırlanması gerisinde derin devlet ya da kontr gerilla denilen oluşumla ilgili hiç bir sonuca gidilemeyecegini bize düşündürtmektedir.
Darbelerin üzerine gitmek isteyen "demokrasi havarisi" Akp lilerimiz öncelikle yukarıya aldıgım Ufuk Uras'ın meclis araştırma önergesini destekleyecekler ki ne kadar samimi olduklarına biz de inanalım. Ya da sence senin "demokrat" Akp neden bu önergeyi desteklemiyor.
saygılarımla
Dilaver, madem kontrgerilla yargilanacak once 12 Eylul yargilansin argumani kontrgerillayi ortaya cikarmak isteyenlerin degil, tersine ancak kontrgerillaya yaslanmaya calisanlarin argumani olabilir. Elbette 12 Eylul de yargilanmali, ancak kontrgerilla destekcileri de biliyorlar ki, bunu yapabilmek icin Anayasayi degistirmek, belki yeni yasalar cikarmak, hepsinden de onemlisi yargi sistemini degistirmek gerekiyor. Daha Susurluk surecinde bile mahkemenin "kirli isleri yapilmis ama bu isleri her devlet yapar, olur boyle seyler" tarzinda kayitlar dustuklerini hatirla. Tansu Ciller mafyaci katiller icin "devlet icin kursun sikan kahramanlar" diyordu. Bugun bile ulusalci kesimin buyuk cogunlugu icin "amaca hizmet ettigi surece" hersey makbuldur. Boyle bir ulkede yasadigimizi ve her tarafimizin pislik icinde oldugunu unutma. Ergenekon iddianamesindeki anlayis bile gecmis yillara gore cok daha ileri durumda. Olayin icinde TSK'nin ve MIT'in olmadigini soyluyor ama bu kisimlar acikca siritiyor. Her yerde karsilarina bunlar cikiyorlar. Hatta orgutun kendisi bile asil olarak ordu icinde bir orgutlenme sayiliyor.
Bunlari dusununce senin soylemlerin acikcasi beni korkutuyor. Bu ulkede devrimcilerin darbeciler tarafindan ne kadar cok kullanildigini ve bugun bile Deniz Gezmis, devrimcilik soylemleri vb. uzerinden nasil istismar edilmeye calisildigini sen de goruyorsun. Once 12 Eylul'u yargilayin istemi bana sinsice bir oyun gibi gorunuyor. Dogu Perincek'in yillardir bir kontrgerilla elemani oldugu sol tarafindan iddia edilip dururdu. Simdi ortaya cikan baglantilarina neden sasiralim. Ilhan Selcuk icin de ayni sey gecerlidir. Ilhan Selcuk da acikca darbe isteyen biridir. Eger kanitlar saglam degilse beraat eder. Ama Ilhan Selcuk'un da Kemal Alemdaroglu'nun da, Emin Gurses'in de bu orgutlenmenin icinde olmasi bana hic de garip gelmiyor.
Iddianame'yi AKP'nin muhalefetini susturmak icin yaptigi iddiasi kismen dogru olabilir. Iyi de soyler misin bana AKP'nin muhalefeti nasil bir muhalefet. Hani hic darbe falan istemeyen adamlar olsa, diyecegim ki gercekten de ortada bir sorun var. Ama muhalefet dedigin AKP'nin karsisinda asker gelsin diye ugrasan provokator bir sey. Ne CHP demokratik bir muhalafet yapiyor, ne Cumhuriyet gazetesi. Isleri gucleri darbe kiskirticiligi. Bunlarin boyle tezgahlara pekala girismis olabileceklerini neden dusunmuyorsun. Sanki Ilhan Selcuk, Dogu Perincek, Kemal Alemdaroglu gibi isimler icin kesin karari vermis gibisin. Ben hicbirisinin sucsuz oldugunu onden dusunmuyorum, sadece kesinlesene kadar sucsuz kabul edebilirim, o kadar. Yazip cizdikleri ise benim icin yeterince darbe destekcisi olduklarini gostermeye yeterli. Eger yeterli kanit varsa hepsi cezalarini cekmeliler. Yoksa da zaten serbest kalirlar.
Ergenekon konusunda durdugun yer beni korkutuyor. Daha ilerisini isteyelim, ama alinan mesafeyi de gozden kacirmayalim. Bu arada kendisini solcu, devrimci falan gostermeye calisan, gercekte demokrasiye ve insan haklarina dusman olan kesimlerin oyunlarina gelmeyelim.
serüvenci
29-07-2008, 21:33
"Ergenekon" ve politik bağlam: Üçüncü bir kutup var! –Ertuğrul Kürkçü (Radikal 2)
“Bu ‘kansız’ bir iç savaş…Ya bizdensiniz, ya onlardan!”
“Ergenekon” koğuşturması/hesaplaşması süregidiyor. Dünün hikmetinden sual olunmaz ordu komutanları kekeleyerek mağdurun söylemini keşfeder, hapishaneden uçurdukları pusulalarla “adalet” aranırken, düne kadar kudret sahiplerinin zulmünden korunacak sığınak arayanlar, bugün mağrur paşaların dilini ödünç almaktan alıkoyamıyor kendilerini.
Bu, boyun eğdirdiklerinden daha yüksek bir kültüre sahip olmayan fatihlerin kaçınılmaz kaderi: Yenen, yenilenin kültürünü devralır!
Gerçi, “iç savaş” mecazı yaşadığımız hercümerci sözcüğün geniş anlamında karşılar belki. Ama o kadar… Ne yazık ki, bu, “kansız” değil, Türkiye'nin bütün fay hatlarını kırarak, Kürt savaşının, Sivas katliamının, Gazi Mahallesi katliamının, Hizbullah’ın seri cinayetlerin, yargısız infazların, cezaevlerindeki kıyamın, rahiplere, Hrant Dink’e Danıştay yargıçlarına yönelik suikastlerin içinden bata çıka giden, insani, toplumsal, politik, maddi ve kültürel bedelini çok pahalıya ödediğimiz bir savaş…
İktidar savaşı
Araya savcıların, yargıçların girmesi şaşırtmasın, bu “başka araçlarla süren” bir iktidar çatışması. Bir yanda, Soğuk Savaş sonrasında uluslararası sistem yeniden dizilirken küresel piyasada rekabet avantajını Avrupa Birliği ile bütünleşmekte gören büyük sermayeyle “Anadolu Kaplanları”nın AKP ekseninde oluşturdukları bir gözü Orta Doğu’da bölgesel nüfuz peşinde çelişkili ittifak var. Öte yanda gücünü üretimdeki yeri ve rolünden çok, devletin göreli özerkliğinin kendilerine tanıdığı hareket kabiliyetinden ve askerin politik nüfuzunu çekip çevirmekten alan, Türkiye'nin geleceğini “Avrasya”nın yeniden şekillenişi içerisinde konumlandırmaya çalışan karmaşık bir başka ağ. Bugün kısaca “Ergenekon” denilen bu yapının ufkunda politikleşmiş-askeri manipülasyonlarla iktisadi, toplumsal yapıları denetim altına alarak Türkiye'yi Çin ve Rusya arasında şekilleneceği varsayılan “Avrasya”ya yönlendirmek var(dı).
Birincisi ister istemez “demokratik”, ikincisi ise “otoriter” kapitalist rejimlere meyleden bu iktidar çatışmasının iki ucunda yer alanlar, yedeklemeye, yedekleyemedikleri nispette görmezden gelmeye, görmezden gelmeleri güçleştikçe sözcülerini itibardan düşürmeye çalışsalar da hesaplaşmanın, onların hesabına gelmeyen üçüncü bir tarafı var: Emeğin, ezilenlerin, yoksulların, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, gençlerin kutbu. 1 Mayıs’ta Taksim’e yürüyenler, SSGSS yasa tasarısına karşı karşı ayağa kalkanlar, çevresel yıkıma, kentsel dönüşüm haydutluğuna meydan okuyanlar, nükleer santrallere, siyanürlü altın madenciliğine direnenler, barış ve halkların kardeşliği için on yıllardır mücdele edenler bu kampta. Kapitalizm zeminindeki bu çatışmada taraflaşmak onların politik ve toplumsal konumlarını geliştirmeye olanak vermiyor, o nedenle onlar topluma bu çatışmanın taraflarının arkasından değil kendi kürsülerinden seslenme çabasında.
“Ergenekon”la yetinilmesin!
Elbette, seçilmiş bir hükümeti, seçimler yoluyla alaşağı etme kapısı siyaseten ve hukuken açık olduğu halde gözlerimizin önünde darbeyle devirmeye kalkışan, bunun için tedhişe, cinayete, sabotaja girişen “Ergenekon” çetesi cezasını çekecek. Elbette “sol” herkes için olduğu gibi onlar için de adil yargılamanın garanti edilmesini isteyecek, ama hak ettikleri gibi cezalandırılmaları için... İçine düştükleri açmazdan onları nasıl çıkaracağını avukatları Deniz Baykal düşünsün!
Apaçık ki, “Ergenekon”u bugünkü çöküşe sürükleyen “ihbar” ve “iftiralar” değil Yaşar Büyükanıt ile Tayyip Erdoğan arasında oluşturulan 5 Mayıs 2007 “Dolmabahçe Mutabakatı”ndan sonra Silahlı Kuvvetlerin “Avrasyacılar”a verdiği taktik desteği geri çekmesiydi. Türkiye’nin en küresel kurumu olan ordu AKP’nin liberal müttefiklerinin de –tıpkı proto-faşist karşıtları gibi- sık sık ve temelsizce ileri sürdükleri şekilde politik hayata kendi doğasında içkin olan bir AB karşıtlığı refleksiyle müdahale etmiyordu. Onları kurumsal olarak harekete sevkeden, Irak Savaşı’nın ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin "toprak bütünlüğü"nün tehdit altına girdiği algısıydı.
Silahlı Kuvvetlerin genel hattına yön veren Milli Güvenlik Siyaset belgesi -Kasım 1997’de Hürriyet’in ortaya attığı ve hiç yalanlanmayan ve daha sonra aynı istikamette güncellenen o “belge”- başka şeylerin yanı sıra, şu stratejk hedefleri ileri sürüyordu:
•Türkiye'nin Batı'ya dönük yüzünde hiçbir değişikliğe gidilmemelidir.
•Türkiye'nin AB'ye tam üyelik konusundaki hedefi korunmalıdır. Ancak bazı Avrupa ülkelerinin bu konudaki olumsuz tutumları göz ardı edilmemelidir.
•Türkiye'nin dünya ile bütünleşmesine yönelik, özelleştirme de dahil ekonomik çabalar artırılmalıdır.
Silahlı Kuvvetlerin “Batı” ile asıl çelişkisi, Irak Savaşı’ndan sonra ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerinde baş gösterdi. Irak Savaşı’na dahil olamayarak Kuzey Irak’ta inisiyatifi elden kaçıran, inisiyatifi geri kazanma girişimleri “çuval” operasyonu ile boşa çıkarılan Silahlı Kuvvetler 2002’den başlayarak elindeki bütün politik gücü ABD’ye karşı seferber etti. Memleketi bir uçtan ötekine kateden ABD düşmanı “milliyetçi” psikolojik harekat eşliğinde Irak’a "sınır ötesi operasyon" hakkını Washington’dan "söke söke" aldı. Ama karşılığında “sivil inisiyatifleri” de içeren, AKP’nin gözetiminde sürecek, İslam kardeşliğiyle bezeli, Kuzey Irak- Güneydoğu Anadolu eksenli yeni bir Kürt politikasını kabullendi. “Sınır ötesi" hava operasyonlarını içeride AKP'nin "İslami operasyonları"yla bütünlemesi gerektiğine karar verdi: PKK’dense AKP’ye "evet" demeyi seçti.
Bu, ordunun himayesindeki “ulusalcı kampanya”nın da sonu oldu. İçeride estirilen "ABD düşmanlığı" havasına eşlik eden "milliyetçi kışkırtma"lar, bu kışkırtmalar" için gereken "yıkıcı örgütlenmeler", bu “yıkıcı örgütlerin” giriştikleri -sonuncusu Hrant Dink'in katli olan- suikast, sabotaj ve cinayetler, bu amaçla istihdam edilen STK'ler, partiler ve medyayla ilişkiler, emekli personelden alınan hizmetler ve benzerlerine artık gerek kalmamıştı. Susurluk sürecinde "Kürt milliyetçileri"ni bertaraf etmek için kullanılanların yaptıkları gibi "iplerini koparıp" kanserleşmelerinin sona erdirilmesinde fayda görüldü: "Ergenekon Operasyonu"na böylece yol verildi. Ama Org. Büyükanıt hiç bir politik yüklemi olmayan son açıklamasıyla sınırı da işaret etmiş oldu: “Suç işleyenler cezasını çekecek. Ama Silahlı Kuvvetler suç örgütü değildir.” Operasyon Müdafaa Caddesi’ndeki Arslanlı Kapı’da durdu.
AKP’ye karşı açılan kapatma davasıyla da Silahlı Kuvvetler’in dolaysızca ilgilenmediği CHP lideri Deniz Baykal’ın Genelkurmay’ın AKP’nin türbanı serbest bırakma girişimi karşısındaki sessizliğine tepkisinden kolayca anlaşılabilir: "Elde bir tek yargı kaldı". Nitekim “yargı” Silahlı Kuvvetleri ileri itmek güdüsüyle umutsuzca sonuncu hamlesini yaptı. Bu hamlenin giderek değişmeye başlayan politik-askeri güç dengesi bağlamında başlangıçtaki gücünü koruyabileceği oldukça su götürür.
Asıl hedef: Askeri vesayet rejimi
Tanrı yoksul kulunu sevindirmek isterse eşeğini önce kaybettirir, sonra buldururmuş. Bütün bu “Ergenekon” çemberi kendi üstüne kapanırken, milletçe “askeri vesayet” rejimimize yeniden kavuşuyoruz: Tanrının hakkı tarikata, Tayyip’in hakkı Tayyip’e, ordunun hakkı orduya. Militarist hotzotçuluğun, iktidar savaşında kendini “galip” sayanların diline neden bu kadar hızla sirayet ettiğini anlamak daha kolay olabilir şimdi.
Askeri vesayetin ihyası hamlelerine sırtını yaslayarak, askeri darbe bastırıyorum havasına kapılmak, eksantrik bir suç örgütü derekesine düşmüş olan “Ergenekon”un adli koğuşturmaya uğramasını şiddetlenen bir “iç savaş”, ve hükümetin “ordumuza laf ettirmeyiz” beyanlarını Ankara kapılarına asılmış bir “No Pasaran” pankartı olarak okuyabilmek epeyce yetenek ve hayal gücü istiyor gerçekten.
İnsanlar hem “sol”da yer tutmak hem de yeni iktidar bloku içinde bir yer edinmek, politik geleceklerini bu yeni muhafazakar-liberal hegemonya alanında inşa etmek, önümüzdeki seçimlerde AKP dalgası üstünde yükselmeye devam etmek uğruna bu fantezileri teori katına yükseltebilirler. Ne yazık ki, bu kurmaca teori emekçilerin ve ezilenlerin acil talepleriyle ilişkilendirilmek için ne zaman “biber gazı”yla test edilse fos çıkıyor.
Üçüncü bir kutba işte tam da bunun için ihtiyaç var: Sırf varolan askeri vesayet rejimini sürdürebilmek adına bütün bu “Ergenekon” faciasını milletin başına musallat eden asıl failleri, yani son 10 yıl boyunca boyunca, ellerindeki gücü kötüye kullanarak, görevlerini savsaklayarak binlerce insanın hayatının sönmesine, sonsuz büyüklükte maddi ve manevi kaynak ve enerjinin israf edilmesine yol açan bütün askeri ve politik kudret sahiplerini yargıç önüne dikmek için.
Bunu ancak hiçbir hükümetin sorumululuğuna ortak olmamış olanlar, Siyasi İslamın da “Ergenekon” milliyetçiliğinin de zulmüne hoşgörüsü olmayanlar, bir Sosyal Cumhuriyet talebiyle mücadele edenler yapabilir. Böyle bir kutup var!
kaynak: http://sendika.org
Sevgili Sargon
Yukarıda sorduklarımın hiçbirine cevap degil bu yazdıkların. Öncelikle Ergenekon nedir ve ne çözecektir. Bu davanın sonucunda ne olacaktır. İddianameye kısmen göz attım ve Veli Küçük ve mafyacılar haricinde ciddi bir şey görmedim, basından da okumadım.
Sizin ya seni katmayayım liberaller diyeyim düşüncesine göre her şey tartışılmalıdır, demokrasi budur. Öyleyse birileri askeri yönetim de isteyebilir ya da askeri demokrasi. Bunun için eyleme kalkışmadıgı müddetçe de düşüncelerini açıklayabilir. Şimidi iddianamede bunun dışında bir suç isnadı yok. Yazmışlar, çizmişler, telefonla görüşmüşler. Sence bunlar insanları yargılamak için sebep mi.
İkinci olarak darbelere karşı olanlar Ufuk Uras'ın önerisini desteklemek zorundadır diyorum. Akp bazında buna da henüz bir cevap almış degilim. Hadi Chp darbeci, fakat Akp neden bu soruşturmayı istemiyor.
Anlayamadıgınız, ya da anlatamadıgımız şudur. Devrimciler asla darbelere taraf olamazlar, çünkü tüm darbelerin birinci derecede magdurları onlardır. Ama darbecilere karşı mücadele diye asla da Akp gibi gerici, işbirlikçi, Abd li bir partiye de destek vermezler. Devrimciler darbenin bir ordu tercihi olmadıgını egemen sınıfların toptan tercihi oldugunu bilirler. Sermaye köşeye sıkışmasa darbeyi tezgahlamaz, ya da darbe emri vermez. Bunun çok iyi kavranması gerekiyor. Var olan egemen sisteme ve onun şu anki yürütücüsü olan Akp ye karşı mücadele etmeden darbelere karşı tavır alınamaz. Darbelere karşı tavır, Ufuk Uras'ın önerisinin desteklenmesidir.
Darbeleri engelleyecek tek güç sokaklardır, emekçilerdir, üretici güçlerdir. Haa bizler şu anda güçsüzüz diye egemen kliklerin birinin peşine takılıp da onların şakşakçılıgını yapacak halimiz yoktur. Ehveni şer diye bir politikamız yoktur.
Ben darbelere karşı mücadelenin Akp ye karşı mücadeleden, devlete karşı mücadeleden ayrılmaması gerektigini ve darbelerin kapitalist sistemin zorunlu bir sonucu oldugunu savunuyorum. Devlet son tahlilde zorun örgütlenmiş en üst biçimidir. Bu askeri gücün nedeni ise zaten gerektiginde egemen sınıfın iktidarını korumaktır. Bunu engellemenin tek yolu ise onun karşısına daha büyük bir gücü, emekçilerin ve ezilenlerin örgütlenmiş gücünü çıkarmakla olur.
Onun dışında ne düzen partilerinin ne de sermayenin darbeleri önmelek diye bir niyeti olur. Çetelerin temizlenmesi elbette çok iyi bir şeydir ama kimse kendini aldatmasın bu işin sonucunda bir derin devlet temizligi çıkmaz. Derin devlet bizzat, ordu, tüsiad, yargı, polis tir. Ya da bunun en üst kesimleridir.
Bu güç dengesinde örgütlü emek güçleri güçlerini gösterebilirlerse Avrupa ülkelerindeki gibi mevzilerini kazanabilirlerse buna engel olabilirler. Avrupa da haklar yıllar süren mücadele ile kazanılmışlardır. Şimdi en ufak bir mevzi kaybında, hak kaybında milyonların sokaga dökülmesi de bunun göstergesidir. İşte darbeyi engelleyebilecek tek güç de budur.
Kimse bizden ne orduyu, ne darbeyi ne de Akp yi desteklememizi beklemesin. Biz bu oyunda yokuz. Bizim görevimiz bu ikili aynı mihvere karşı emekçilerinin gerçek muhalefetini örgütleyebilmektir. Bizim duruşumuz buradadır. Ve oyunu teşhir etmek de görevimizdir. Ortada iddianameye göre darbe yok, darbecileri yani orduyu göreve çagıran bir örgüt var. Güzel onlar yargılanıyor, peki esas darbe yapacak güçlere ne oluyor.
Yahu arkadaşım Ulucanları yazdın, ben Diyarbakırı yazdım, 12 Eylülü biliyoruz. Bunları artık sagır sultan biliyor. Bunlardan hangisi ne zaman ne şekilde yargılandı, kaç tanesine dava açıldı. Bunların üzerine gitmeyeceksin sonra bana darbecileri yargılıyoruz diyeceksin.
Kusura bakma sen benim gidişatımı ne kadar korkutucu bulsan da ben yeni bir derin devlet oyununun destekçisi olamam. İt dalaşını yapsınlar biz sokaklara ve emege bakalım, bizim yerimiz orası.
saygılarımla
Ergenekon davasının kapsamını genişletmek ve 12 eylülcüleri de soruşturmak şu aşamada yanlıştır. Siyaset her zaman en doğrunun hemence söylenmesi değildir. Zamanlama önemlidir. Günlük hayatımızda bizlerin de öyle değil mi? Cem
İşte tam da itiraz ettigim bu anlayıştır. Bu anlayış devleti temize çıkarma anlayışıdır. Ortada bir suç varsa cezası verilmelidir. Bunun saati zamanı olmaz, hele hele demokrasi isteyen biri öncelikle bu işin üzerine gidecektir. Bunun sonucunda tüm her şey Veli Küçük ve şürekasının üzerine yıkılarak devletin şimdiye kadarki pislikleri aklanmaya çalışılacaktır. Arada da elbette epey beraat olacaktır, bu da yargıının adaletine delil olacaktır. Bu seneryayu görmemek için kör olmak lazımdır.
Bu dava darbe ve derin devlet tartışmalarını bitirme davasıdır, temizlenme operasyonudur. Ama ne yazık ki biz bu işin takipçisi olacagız ve gerçek emek güçleri ile bu aklanan davaları ileride tekrar gündeme getirecegiz.
Once 12 Eylul'u yargilayin istemi bana sinsice bir oyun gibi gorunuyor.
Sargon kimsenin böyle bir talebi yok. Söylenen şey sıradan bir çete davasının darbe davası gibi, derin devleti çökerttik gibi lanse edilmesidir. Kimse ergenekon yargılamalarına karşı çıkmıyor. Karşı çıkılan her şey ergenekondur anlayışıdır. Ergenekon diye ortaya çıkarılan Veli Küçük'ün tasfiyedi ve yok edilmesidir. İpi çekilmiştir. Davanın gerçege uygun olabilmesi için de araya figüranalar katılmıştır. Türkiye de olan bitenlerin Veli Küçük gibi birinin başının altından çıkabildigini düşünebilmek için son derece saf olmak gerekiyor.
Karşı çıkılan ve tahmin edilen şey bu dava sonucunda derin devletin askıya alınacagıdır. Bunun için yapmamız gereken hiç bir biçimde bu davanın takibini bırakmamak ve onu daha da yukarılara dogru ilerletebilecek eylemlere baş vurmaktır. Susurluk kendiliginden bir tepki idi. Ve tüm ülkeyi sardı, ama geçiştirildi.
Tekrar yazayım, bu davadan bir şey çıkmaz. Ama bu dava ile bize derin devleti unutturmalarına karşı çıkalım ve iki gerici mihrakın bir tanesinin tarafında yer almayalım. Üçüncü bir cephe için, darbelerin sonuna kadar takipçisi olabilecek bir emekçiler ve ezilenler cephesi için ugraş verelim.
Bu işin nihayeti ya egemen güçlere geri adım attırmaktır ya da onların sultasına girmektir. Biz Trürkiyede yaşayanları bekleyen çok agır ekonomk şartlar var. ya krizin faturasını yüklenecegiz, ya da tüm haklar için savaş verecegiz. Başka da yol yok.
saygılarımla
Söylenen şey sıradan bir çete davasının darbe davası gibi, derin devleti çökerttik gibi lanse edilmesidir.
Ben böyle bir iddia duymadım. Olduğunu sanmızorum, varsa da elbette ki kabul etmem. Bunu AKP'nin bile iddia edeceğini sanmıyorum, ki fazla ileriye gitmesini onlar da istememelerine karşın onların da bu dava ile bütün kirli yapının çökmediğini bildiklerine eminim.
Karşı çıkılan ve tahmin edilen şey bu dava sonucunda derin devletin askıya alınacagıdır.
Tahminler üzerinden politika kurulması doğru olmaz. Bu davanın ne kadar derinleşeceği biraz da kamuoyunun baskısına bağlı. Bu davanın en çok peşini sürenler ne yazık ki solcular değil liberaller oldular. Solcular tespit yapmakla uğraşıyorlar. Teraziyi koymuşlar, hangi kefede kalırızı falan hesaplıyorlar. AKP'nin mi safında olurum, burjuvazinin mi safında olurum, umurumda bile değil açıkçası. Ben bu katliamların, cinayetlerin, provokasyonların hesabını sormak istiyorum. Şu ana kadar solcuların doğru dürüst bir iş yaptıklarını görmedim. Liberaller peşini bırakırsa ben de onların peşini bırakırım. Tavır somutlukta oluşur.
Bunun için yapmamız gereken hiç bir biçimde bu davanın takibini bırakmamak ve onu daha da yukarılara dogru ilerletebilecek eylemlere baş vurmaktır.
Tamamen katılıyorum. Ama nedense emekçileri ve örgütlerini alanlarda göremiyoruz. Dediğim gibi sendikalar seyirci, solcular da hassas terazi ölçümü ile meşguller.
Tekrar yazayım, bu davadan bir şey çıkmaz.
İşte bunu dediğinde politika yapacak argümanlarını kaybediyorsun. Farkında değil misin bunun? O zaman da Melih Pekdemir gibi terazi hesaplarına dönersin.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=116215#post116215
Dilaver'e katılıyorum bir şey çıkmaz, bundan çıkacak olan Avrasya yanlılarının tasfiyesidir, Amerika açıktan tavrını koymuştur, Türkiye için.
Solundan, liberalinde, sağında yapacağı tasfiyeyi seyretmektir.
Avrasya ayağına destek veren gazetecilerede gözdağı verilmiştir, İlhan Selçuk, Mustafa Balbay'ın gelişen olaylarla öncesinde ve sonrasında ilgileri yoktur.
Doğu Perincek nerde şaibe varsa ordan çıkar zaten. Ama ciddiye alınacak bir tarafı yoktur.
Sinan Aygün tipik tatlısu kurnazı. Rusya ile ticaret yapıp ne kazanırımın peşindedir.
Finans Rusya'dan sağlanmaktadır. Ama son derece acemice.
Komik olan komunistler Moskova'ya diyenler bugün Rusya'nın peşindeler, beni şaşırtan Putin gibi birinin bu kadar salak birileriyle bir şeyler yapacağını sanmasıdır.
Bürokratlarda da bir temizlik beklenmeli.
Selamlar.
Doğunun egzotik masallarında kahramanlara sunulan son bir seçenek vardır;
"Kırk katır mı, kırk satır mı ?" diye sorar egemen.
İtiraf edeyim çocukluğumda bir türlü çözemezdim bu seçeneği. Kırk satırı anlardım, kırk satır darbesiyle parçalanmaktı ama kırk katır da neydi ki ? Kırk satır'ın nasıl bir dehşet olduğunu bilirdim çünkü kasapları seyretmişliğim vardı. Ama çocuk aklım kırk katırla bir insanın nasıl parçalanacığına akıl erdiremediğinden onu ödül seçeneği sanırdım.
Yıllar sonra anladığımda "kırk katır" seçeneğinin ne anlama geldiğini artık büyümeye de başlamıştım.
Ergenekon davası için söylediklerime ve dilaverin söylediklerine bakıyorum kırk katır ve kırk satır seçeneklerinin aynı olduğunu, aynı dehşet işkencenin aletlerin değişmesinden başka bir farkı olmadığını anlatmaya çalışmışız.
Tekrar edelim sol-liberal bakış açısındaki arkadaşlara;
Ergenekon Davası söylendiği gibi derin-devlet, kontr-gerilla, darbe soruşturması değildir. Ayan beyan bilinen bir suç çetesinin (küçük ve avanesi) ipinin çekilmesi ve bu aşamada oltaya takılan şaşkın ulusalcı cenahın (ki bunların içlerinden ah bir darbe olsa ne güzel olurdu diye geçirmediklerini kimse iddia edemez) medyatik biçimde "demokrasi arınıyor" vaveylası ile yutturulması vardır.
Kim ki bu çetelerin yok edilmesini, etkisizleştirilmesini ve toplumun bu türden pisliklerden arındırılmasını istemez o "salaktır". Ya da onlardan biridir. Buraya kadar tamam. Ama burada bitmiyor devamı var.
Birincisi bu iddianame ve davadan beklentiler öyle yukarıya çekildi ki Türkiye'de her kesimin ve ağırlıkla da "solcuları" 12 Eylülde 12 martta ve 12 Eylül sonrasında inim inim inleten atlantik ötesi güdümlü "derin oluşumun" çökertildiği her bir şeyin açıklığa kavuşturulduğu yanılsaması yaratıldı.
Dahası toplumsal hafızamıza tüm kirli cinayetlerin adresi olarak Ergenekon gösterilmeye çalışıldı. Hatta Turan Dursun'u bile bu "ulusalcı" demokrasi düşmanlarının katlettirdiği Madımak olaylarında islamcıların pir-ü pak olduğu, tüm melanetlerin aha da bu çetenin başının altından çıktığı yerleştirilmeye niyetlenildi.
Dün bazı gazetelerde "dünyanın en büyük siyasi projesi tehlikede" diye yapılan yorumları okumamış olabilirsiniz. Neymiş biliyor musunuz ? Ilımlı İslam projesi. AKP kapatılma davasını böyle yorumlamış saygın ABD gazeteleri.
Şimdi sol bu siyasi kavganın dışında üçüncü bir yol olduğunu söylediğinden, kırk katırı da kırk satırı da reddettiği için arkadaşlarımızca mahkum edilmeye çalışılıyor. Bu projeye destek vermeyen ve karşı çıkmaya çalışanlar sesleri cılız diye darbecileri destekler gösterilmeye çalışılıyor.
Kim mi onlar ? Dünyanın en büyük siyasi projesinin mimarlarının demokrasi yanlısı olduğuna inanan ve henüz kırk katırın anlamını çözememiş kişilerden bahsediyorum..
Tekrar yazayım, bu davadan bir şey çıkmaz.
İşte bunu dediğinde politika yapacak argümanlarını kaybediyorsun. Farkında değil misin bunun? O zaman da Melih Pekdemir gibi terazi hesaplarına dönersin.
Sevgili Sargon
Bir ayrımı çok iyi ortaya koyabilmek gerekiyor. Birincisi Türkiye de darbeler bir takım insanlar darbeleri çagırdılar, taraf oldular ve örgütlediler diye ortaya çıkmadı. Darbe devlet sistemini, egemenlerin bazı çelişkileri şiddetle bastırmak ve sermayenin önünü açmak için tezgahlandı. Bu işlerin gizli örgütlerle falan hiç bir ilgisi yok. Bu sistemin ana yüzüdür. Bunu kavrayabilmek için de darbe sonraları sermaye cephesi ordu ilişkilerini mercek altına yatırmak da sermaye kazanımlarına göz atmakta büyük yarar oldugu kanısındayım.
Geçmiş olaylar ile -6-7 eylül den, 60 darbesine daha sonraki olaylar- degerlendirdigimizde Veli Küçük'ün sadece tevellüdünün bile bunların onun dışında örgütlendiginin bir işaretidir. O halde o ve Ergenekon un açıga çıkan kısmı sadece bir devlet geleneginin uygulayım alanının darbeler dışında kavranması gereken ikinci ayagıdır. Egemenler artık farklı bir devlet yapısı ile farklı bir derin devlet örgütlenmesi planlamışlar ve bunun nihai kararını da Dolmabahçe Gizli toplantısı ile teyit etmişlerdir. Olayın aslı budur.
İddianamedeki çıkışlardan bu senaryonun tüm ögelerini görebilmek mümkündür. Aşırıya kaçan ekip tasfiye ediliyor. Buraya kadar gayet güzel. Kimse bir çetenin aklanmasını ya da kollanmasını isteyemez. Ancak sorun buradan itibaren başlıyor. Ergenekon nezdinde yapılan tüm pislikler bu örgütle birlikte tarihe gömülmeye, unutturulmaya çalışılıyor. İşte politika da burada ortaya çıkıyor.
Bizler bunu kabul etmiyoruz ve bu gerçegi gördügümüz için de bu olayı eleştiriyor ve altında yatan çapanoglunu ifşa ediyoruz. Nasıl darbeler egemenlerin bir tercihi olarak şekillenmiş ve uygulanmış ise, Derin devlet de yıllardır egemenlerin yönetim sisteminin bir parçası, olagan bir tarzı olagelmiştir. Bunun belki de 100 yıllık mazisi vardır. Göstermelik hukuk sisteminin bile fazla geldigi şartlarda devlet icraatını bu gayri meşru, gayri hukuki, yetkisini anayasadan almayan örgütlenme ile sürdürmüştür. Türkiye tarihi içerisinde şimdiye kadar derin devlet bir sırdı ve asla kabul edilmezdi.
Son yıllara kadar gelen uygulayım içerisinde Çatlı ya kadar olan süreç içerisinde bu insanlar sadece işlerini yaparlar ve asla deşifre olmazlardı. Ancak Çatlı'dan itibaren derin devlet örgütlenmesi içerisinde görev alanlar olayı devlet görevinin dışına taşıyarak her türlü bireysel çıkar ilişkisi içerisine girdiler. Uyuşturucu, rant, kumar vs gibi farklı sektörlerden gelen paraların da verdigi keyifle tabir caizse çizmeyi aştılar. Yani olayı devletin dışına, gizliligin dışına da taşıdılar. Devlet içerisinde devlet olmaya kalktılar. Her ne kadar bagları da olsa kendilerine ait, kendilerine çalışan bir örgütlenme kurmaya başladılar.
İşte bu noktadan sonra da ipleri çekildi. Susurluk sürecinde hala gizlenen ve dokunulamayan bu ilişkiler bugün artık kesilmek istenmektedir. Yeni derin devlet anlaşılıyor ki artık mafya , uyuşturucu vs dışında ve yeni baron yaratamayacak bir sistem üzerine inşaa edilecektir. Bir taraftan kangren olan bu yapı farklılaştırılırken, diger taraftan da bir taşla iki kuş vurulmaya çalışılmaktadır. Bu yapının tasfiyesi ile sanki derin devlet ortadan kaldırıldı imajı verilmektedir.
İşte bunun için de bunu savunan bizler tam tersine politika yapacak gerçek argümanları savunuyoruz. Ancak bizim politikamız egemenlerin tercihi dogrultusunda ve onun koydugu ikilemler dogrultusunda degil, tam tersine bu ikilemi yıkan, darbeleri engellemenin tek yolunun emek cephesinin gücünde oldugu, saglam zeminine oturan, şimdiye kadar bu ülkede yapılanların hesabının böyle bir dava ile kapatılamayacagının takibinde olan bir politikadır. Bu yüzden de devrimci bir politikadır.
saygılarımla
kandahar
30-07-2008, 14:28
Ben böyle bir iddia duymadım. Olduğunu sanmızorum, varsa da elbette ki kabul etmem. Bunu AKP'nin bile iddia edeceğini sanmıyorum, ki fazla ileriye gitmesini onlar da istememelerine karşın onların da bu dava ile bütün kirli yapının çökmediğini bildiklerine eminim.
O zaman Türkiye basınını takip etmiyorsunuz. Başta sol liberal (?) Taraf ve Radikal gibi gazeteler olmak üzere iktidara bağlı bütün Amerikancı-AB'ci yayın organlarında baştan beri yaratılan hava ve iddialar hep bu yöndeydi. Sanki Ali Baba'nın sihirli kelimesiymiş gibi nerede kapalı kalmış bir mesele varsa "Ergenekon" diye yaygarayı basıyorlardı. Ha dediğiniz gibi "kirli yapının çökmediğini" biliyorlar mı? Elbette biliyorlar. Çünkü kendileri asıl kirli yapının parçası. Onların hoşuna giden kalem kavgalarıyla başa çıkamadıkları, politik muhalefetlerine karşı ikna edici argümanlar geliştiremedikleri kişilerin Ergenekon ayağından içeri alınmasıydı.
http://www.ekolay.net/haber/haber.asp?pid=2705&haberid=556310
Bu haber ne demek istedigime biraz melhem olabilir herhalde.
saygılarımla
Alıp hapse tıkacaklarını tıktılar, önemli olan bu. Bazı kişileri de, sanki olaya normal geleneksel siyaset çatışması havası vermek için suç atıyorlar. Olan bu. Bu ikincisi devede kulak.
http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1185938564&news_code=1217409737&day=30&month=07&year=2008 (http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1185938564&news_code=1217409737&day=30&month=07&year=2008)
okunması ve üzerinde düşünülmesi temennisi ile.
saygılarımla
Bir link de bizden:
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=891158&Date=31.07.2008&CategoryID=77
Birileri ha bire çalışmış!
Ve Sn. dilaver'in köşe yazısı okunarak, üzerine düşünerek bir de Sn. Murat BELGE yazısı iliştirelim, Sn. Adnan BOSTANCIOĞLU nun yazısındaki irdelemeye örnek!
http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=69
oncugenc
31-07-2008, 14:00
murat belge....
radikal...
taraf....
ahmet altan....
yasemin çongar....
bu adamların kim olduklarını neye hizmet ettiklerini ve bu 'cesareti' nerden bulduklarını bilmiyor değiliz hiçbirimiz.
İŞTE BAZI HABERLER...
Ahmet Altan 10 Kasım 2007 tarihli Zaman gazetesinde yayımlanan röportajda, Taraf gazetesinin ilan gelirlerine dayanacağını söylemişti.
15 Kasım 2007 tarihinde yayına başlayan Taraf’taki ilanlara bakıyoruz, “Alkım Yayınları” dışında, 2008’e kadar ilk bir ayda “Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği” ağırlıkta.
Kimse Yok mu Derneği 2002 yılında Fethullah’ın Samanyolu Televizyonu bünyesinde “Kimse Yok mu?” programı ile başladı. AKP iktidarı Kimse Yok mu Derneği benzeri vakıf ve dernekler için gelir vergisi kanununu değiştirdi, bu derneklere yapılan bağışlar vergiden muaf tutuldu… “Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği”, şimdi 5 kıtada faaliyet yürütüyor, katrilyonlara hükmediyor.
Uzmanlar, Fethullah cemaati üzerinden aktarılan paraların asıl kaynağının Amerika olduğunu, Soros’un açık toplum enstitüsünden geldiğini belirtiyorlar.
Devletin Halkbank ve Vakıfbank’ı ile Fethullah Gülen, daha ilk aydan Taraf’a ilan verenler arasındaydı!
Taraf’ın tanıtım ilanları da Fethullahçı Zaman gazetesi tarafından yayımlandı. Hem Zaman, hem Fethullah’ın diğer yayın organı Aksiyon, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar röportajlarıyla gazetenin tanıtımını yaptı. Taraf’ın iki de transferi var Zaman’dan. Biri, bildiğiniz Etyen Mahçupyan, öbürü Gülen bursuyla Amerika’da eğitim gören Leyla İpekçi.
Taraf, bir devlet kuruluşunun, TMSF’nin elindeki Sabah’ın baskı tesislerinde (Princity) basıldı, dağıtımını da TMSF’ye teslim edilen Merkez Dağıtım yaptı. Alkım’ların TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’le yakın ilişkisi olduğu belirtiliyor.
Sabah gazetesi tüm tesisleriyle birlikte Damat Bey’in Çalık Holdingine devredildikten sonra ise Taraf, yine aynı tesislerde basılıyor, yine Çalık Holding’in elindeki Turkuvaz Dağıtım tarafından dağıtımı yapılıyor.
Çalık dışındaki taliplilerin Sabah ihalesinden en ufak bir ses çıkarmadan çekilmesinde de Amerikan-İsrail diplomatlarının ya da istihbarat kuruluşlarının etkisi var mıdır, ne dersiniz?
“Eğer sizin sattığınız mal zararla satılıyorsa, bu zararı başka yerden karşılamak zorundasınız” demişti Ahmet Altan, Taraf gazetesi çıkmadan 5 gün önce. 10 Kasım 2007 tarihli Zaman’da yayımlanan röportajda Altan, sözlerini şöyle sürdürüyordu: “Bu da sizi bir yere karşı boynu eğik hale getirir. O yerin neresi olacağına siz kendiniz karar verirsiniz. Ya bir iktidardır, ya bir hükümettir, ya egemen bir güçtür, ya size ilan verecek olandır. Biz hiç kimseye karşı boynumuz eğik olsun istemiyoruz. 1 YTL’den satmamızın nedeni bu.”
Ahmet Altan’ın anlattığına göre Fethullah cemaatinden gelen ilan paraları ile iktidarın baskı-dağıtım desteği, gazetenin 1 milyon liradan daha ucuza satılmasına olanak vermiyordu. Daha büyük paralar gerekiyordu.
Kendi deyimiyle “Vatan satıcısı” Altan, bağlı olduğu “egemen güç”ten daha fazla destek talep ediyordu.
O destek 4 ay içinde geldi. Taraf, 8 Mart 2008 tarihinden itibaren 40 kuruşa düşürüldü.
40 kuruşa gazete çıkarmak, ayda en az 500 bin dolar zarar demek. Yayın sektöründen işadamları, “Matbaanız ve dağıtım şirketiniz yoksa, zarar 1 milyar dolara yaklaşır” diyor.
Taraf, ilk 4 aylık yayın çizgisiyle bu parayı “hak etmişti”! Pentagon güdümlü Fethullahçı gladyo da daha çok satan bir “tetikçi gazete”ye ihtiyaç duyuyordu. Değişik gazetelerdeki bağlantı mekanizmaları artık temel operasyonlar için yeterli sonuç vermiyordu. ABD-İsrail bağlantılı Fethullah sermayesi daha aktif bir biçimde Taraf’a para akıtmalıydı.
4. ayında, Taraf gazetesine ve Alkım Yayınevi’ne “çok büyük para akışının başladığı” belirtiliyor.
Taraf gazetesinin 40 kuruşa düşürüldüğü tarih 8 Mart.
Fethullahçı gladyonun üçüncü ve ilk geniş kapsamlı Ergenekon operasyonunun tarihi 21 Mart.
21 Mart’ta Türkiye, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’ten, Cumhuriyet, Aydınlık ve Ulusal Kanal Genel Yayın yönetmenlerine, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’na varan geniş çaplı bir operasyonla sarsıldı.
İşte, Taraf o günler için çıkarılmıştı.
Taraf işin öylesine göbeğindeydi ki, sanık avukatlarına gösterilmeyen “belgeler” Fethullahçı gladyo tarafından Taraf’a servis ediliyordu. Bunların en çarpıcısı, baskından önce Alkım Yayınları’nın Ankara’daki bürosundan Taraf’a fakslandığı anlaşılan “Yargıtay Krokisi” belgesiydi…
Fethullah, Taraf’ı yalnız parayla değil, kirli haberlerle de besliyor.
Taraf, Fethullahçı istihbaratçıların servis ettiği haberlerle çıkıyor. Emniyet’te yuvalanmış F tipi istihbararatçıların basın bülteni gibi.
Ahmet Altan’ın medyayı peşlerinden sürükleme iddiasıyla, “Babıâli’nin kimyasını değiştireceğiz!” sözleri böylece anlam kazanıyordu.
Gazete hem F tipi istihbaratçıların yürüttüğü psikolojik savaşın aracı misyonunu yürütüyor, hem de haber kaynaklarının Genelkurmay’dan olduğu yalanını ortaya atıyor. Bu da tipik bir istihbaratçı numarası. Fethullahçı Gladyo’nun çok sık başvurduğu bir tertip.
Gazeteyi çıkaran Alkım Yayınevi’nin sahibi Savaş-Başer Arslan kardeşler, Brüksel’deki büroları kanalıyla Avrupa Birliği’yle de ilişkiye geçtiler.
Taraf gazetesi’nin satır satır çevirisi yapılıp her gün Avrupa Birliği’nin önüne konuluyor!
AB, gazetelere doğrudan hibe yapamıyor ama yayınevlerine yapabiliyor. Alkım Yayınevi’nin, Ahmet Altan’ın “İçimizdeki Bir Yer” adlı romanının, 2004’te AB parasıyla basıldığı belirtiliyor. 1 milyon adet basılıp maliyetinin 4’te biri fiyatına satılan Altan projesi, AB fonlarınca desteklendi. Gazete bayilerine kadar ulaştırılan kitap için bakkallara bile standlar yerleştirmişti. Ardından, Alkım yayınları Sabah Gazetesi’yle işbirliği yaparak Milli Eğitim Bakanlığı onaylı Yüz Temel Eser’i basmıştı.
AB ile kurulan bu köklü ilişkilerin, bugün para kanallarının çeşitlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 20 Haziranda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı duvarına asılan Atatürk Rölyefi’nin açılış töreni sonrasında verilen resepsiyonda şunları söyledi; “ O gazeteyi finanse eden kim, siz ona bakın; bakın sadece o gazetenin finansörü diyorum.” Orgeneral Büyükanıt’ın “O gazete” dediği Taraf. Genelkurmay Başkanı, aynı resepsiyonda şunları da söyledi; “Dünyada bu kadar saldırıya uğrayan başka bir silahlı kuvvvetler var mı? Hele ki bu dönemde. Terörle mücadelede en başarılı olduğu bir sırada.”
Yasemin Çongar, Aksiyon’daki röportajında TSK’yı neden hedef aldıklarını anlattı. 1 Mart Tezkeresinin reddedilmesi Çongar’da, onların jargonuyla travma yaratmış anlaşılan. “Amerikan Merkezî Kuvvetler Komutanlığı askerleri gemide bekliyordu Türkiye üzerinden Irak’a geçmek için. Son anda savaş planları bozuldu” diyor Çongar, “Amerika’nın çıkarları Irak’ın bölünmemesinden yana. Yine o çıkarlar, Irak’ın bugünkü federal yapısını koruyarak Türkiye ile sağlam ilişkiler kurmasını gerektiriyor.”
Ahmet Altan da Zaman’a konuşurken TSK’nın Kuzey Irak operasyonuna şiddetle karşı çıkıyor ve şöyle diyor:
“Bunun bedelini kim ödeyecek? Onlar mı, çocuklar mı?”
Yine Yasemin Çongar, “Genç Siviller”in düzenlediği bir panelde “Ergenekon sadece toplum düşmanı değil, dünya düşmanı bir örgüt” diyordu, “Türkiye’yi dünyadan koparmaya çalışıyor.” Kimden? Çongar’ın yanıtı şöyle: “Başta Avrupa Birliği’nden, ABD’den ve diğer ülkelerden de.”
İSRAİL konsolosluğundan Taraf'a yapılan ziyaret...
Yasemin Çongar'ın turuncu devrimci genç sivillerle ilişkisi.....
KİMİN NE OLDUĞU ORTADA MESELE BUNU GÖRÜP GÖRMEMEK...YA DA GÖRMEK İSTEYİP İSTEMEMEK...
''Murat Belge’den AKP’ye gösterdiği vicdanın ve insafının zerresini sosyalistlere göstereceğini beklemenin artık beyhude olduğu anlaşılıyor. İnsan ister istemez üzülüyor; vedalaşmanın da bir adabı olur.'' Adnan Bostancıoğlu
Murat Belge Taraf'ını seçmiş,üzülmeye gerek yoktur.Devrim süreklidir,kimilerinin soluğu kesilir,kimilerinin sesi kısılır,kimileride teslim olur saf değiştirir.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya.
Çiller özel örgütünden kaç kişi tutuklanmış acaba ergenekon kapsamında?
Su grubun bakisi zaten boyle, bunun zaten soyle diyerek dogru degerlendirme ve dogru dusunmek mumkun degil. Ben de ayni sekilde Isci Partisi, Aydinlik dergisi ve Cumhuriyet gazetesi icin ayni seyi soylerim. Bunlar zaten devlet burokrasisinin kalemsor ve hatta silahsorleri, teror eylemleri yaptirarak ulkeyi kaosa sokmaya ve darbeye zemin hazirlamaya calisan hainler derim olay biter. O yuzden bu anlamsiz tartismayi geciyorum.
Somut olaylardan ise kacilmaz. Konunun cigirtkanlik yaparak kapatilmasina izin vermek istemedigim icin surekli ideolojik zeminden olaylar zeminine cekmeye calisiyorum. Olaylari konusalim. Iste yeni olay. Genelkurmay bilindigi gibi artik surekli basin ile ilgili aciklamalar yapiyor. Tabii bu arada Genelkurmay'in basin aciklamalarini devalüe etmesi Türkiyedeki demokrasinin gelisimi acisindan iyi birsey. Genelkurmay'in son sert aciklamasi bu sefer Aktüel dergisinde yapilan bir haber ile ilgili. Dergide Ergenekon'a bagli karargah evlerinden ve orgutun icindeki muvazzaf subaylardan bahsediliyor. Bilindigi gibi Ergenekon'a cizilen kirmizi cizgi ordu ve MIT'e karismamak idi. Ancak simdi ogreniyoruz ki, dava dosyasinda ordu ile ilgili bilgiler var. Boyle bir vatan hainligi de yapilmaz. Genelkurmay hemen tekrar dereye girip, kendi eliyle devalüe ettigi basin aciklamalarindan birini yapiyor. Ordumuz yipratilmaya calisiliyor, halkimiz durumu cok iyi biliyor vb. vb.
Genelkurmay aciklamasi (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9559489.asp?gid=229&sz=85168)
Aktuel'de cikan haber (http://www.yeniaktuel.com.tr/tur107,160@2100.html)
oncugenc
31-07-2008, 22:05
desteksiz atmak kolay... söyle yapışsın misali...
sevmezsin, hoşlanmazsın ama olmayan şeyleri yapıştırmaya çalışamazsın!
en büyük insanlık suçudur bu!
eleştiri de belgelere dayanarak yapılır. bir belgen varsa üzerinde yorum yaparsın. ya da konuşmaları kitapları röportajları yayımlarsın onları yorumlarsın....
kandahar
01-08-2008, 02:59
[/URL]
[URL="http://www.yeniaktuel.com.tr/tur107,160@2100.html"]Aktuel'de cikan haber (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9559489.asp?gid=229&sz=85168)
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9560476.asp?gid=229&sz=83086
Bir üstte verdiğiniz linkte de burada yazanlar geçiyor zaten. Resmi kurum açıklama yapıyor, böyle bir personel yok diyor, siz Aktüel dergisinin haberini doğru kabul ediyorsunuz ki haber doğru olsa yalanlama ya gelmez ya da bu şekilde yalanlanmazdı. Somut diyorsunuz. TSK böyle bir personel yok diyor; daha ne kadar somut olunabilir acaba? Eğer namus denen şey verdiğiniz yayın organında olsa bunu bir kara leke sayıp var olduğunu iddia ettikleri personeli bulur ve varlığını ispatlardı. Ama nerde onlarda o kadar şeref. Kusura bakma ama ordu söz konusu olunca gözü dönenlerdensin Sargon amca. Bu kadar kolay mı bu işler? Canın istediği gibi iftira atacaksın sonra çamura yatacaksın. Bir belge reddedildikten sonra doğruluğunu ispatlamak bir yayın organı için namus borcudur... Biz alıştık gerçi böylelerine...
Haklısın kandahar, ordu denince gözüm dönüyor, çünkü en çok yalan söyleyen ve en güvenilmez kurum olduğu halde, provokasyonla, baskı ve zorbalıkla, ideolojik zorlamalarla kendisini temizlik timsali saymaya ve bize de bunu kabul ettirmeye çalışıyor.
Aktüel'in haberinde Serdar Cem diye bir isim yok. Genelkurmay ise böyle bir kişinin orduda çalışmadığını söylüyor. Fakat Aktüel'in haberinde geçen çok sayıda ordu personelinin ismi hakkında hiçbir şey söylemiyor. Bu ne iştir? Aşağıdaki kişiler orduda çalışmıyorlar mı?
Albay Cengiz Köylü
Alb. Yavuz Göker
Alb. Turan Toker
Fırat Kaymakçıoğlu
Hasan Günay Aktaş
Osman Şen
Mahmut Melih Başdemir
Y. Selim Özmen
Rıza Okur
Alb. Sinan Kesici
Dr. Rıza Kurna
Bu kişiler hakkında hiçbirşey söylenmiyor. Ergenekon dosyasında çok sayıda belge var, Genelkurmay'a ait olduğu söylenen. Ama bunların hepsi taklit edilmiş, Genelkurmay'a ait süsü verilmiş. Halbuki bu süs verme taktiği yıllardır ordunun taktiğidir. Başkası yapmış süsü vererek eylemler yapma, sonra da bunun üzerinden rakibine düşmanlık hissi yaratma bu ülkenin devlet bürokrasisinin geleneksel taktiği ve nihayet Ergenekon sayesinde bu taktik halkın gözünde deşifre olmuş oldu.
Genelkurmay önce yukardaki kişiler hakkında açıklama yapsın. Veli Küçük'ü doğuda yaptığı katliamlardan sonra terfi ettiren, Binbaşı Ali Öz'ü Ulucanlar katliamından sonra yarbay, Şemdinli ve Trabzon'daki pis işlerinden sonra da albay yaptıklarına bakılırsa katliam yapanlar ordunun şerefini lekelemiyor, ama bunu açıklayanlar lekeliyor. Bizim ordu kızına tecavüz edilen yobaz kafalı babaya benziyor. 3-5 serseri kızına tecavüz eder, bizim yobaz gider namusunu temizlemek için kızını öldürür. Eee, ortada kız kalmazsa, namus sorunu da kalmaz tabii. Basını sustur ki, ordunun namusu kurtulsun. Tecavüz etmek ise oğlanların doğal görevi.
AKHENATON
01-08-2008, 11:04
Tirajı düşen TSK ' ya bok atıp kendince tiraj arttırmaya çalışıyor.Yazıkki bu sadece bu ülkede yapılabilir.Rusyada yapıldığını bir düşünün bakalım.
TSK, Türkiye Cumhuriyetinin bir kurumudur.
Her kurum gibi bu kurum da anayasal çizgiler ile belirlenmiş görevleri icra etmektedir.
Ve yine her kurum gibi içinde sistem dışı, istenmeyen oluşumların olması kaçınılmazdır.
Aslolan bu oluşumların üzerine hem içerden hem dışardan, hukuki şartlar doğrultusunda gitmektir.
Bundan da kimsenin gocunmaması gerekir.
Herhangi bir kurumu ne tamamen suçlu ne de tamamen temiz kabul etmek akli değildir. Ve burası da Türkiye Cumhuriyetidir...
evrensel-insan
01-08-2008, 11:36
Saygideger mhmmd;
TSK, bundan daha iyi tanimlanamazdi.Aferin, sana.
Aslolan bu oluşumların üzerine hem içerden hem dışardan, hukuki şartlar doğrultusunda gitmektir.-mhmmd.
Bence, kilit noktasi, bu cumle. Sorun da, bu uzerine gitme isini, TSK'nin kendisinin mi?, yoksa baska bir kurumunmu? yapacagi oldugu. Ayrica bu uzerine gitmenin, gostermelik olmadigi.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sn. evrensel-insan'dan, Aferin almak her babayiğidin harcı değil. :)
Kendimizi ilk okul sıralarında hissetmedik desek yalan olur.
Kurumların kendi iç dinamikleri bulunur. Kurum içi denetim de bunlardan biridir. TSK bulunan iç denetim mekanizması zaten vardır. Askeri mahkemeler, askeri savcılık bunlara örnektir.
Bizce bu iç denetim mekanizması olmalıdır ancak tek başına hem yetersiz hem de desteksizdir.
Bu iç denetimin bir de dış desteği olması şarttır ve de esas olanıdır.
İç denetimi aşan tüm konularda T. C. bağımsız yargı erki devreye girmelidir. Diye düşünürüz.
Söz konusu dava için artık iç denetim işlevi ancak sivil yargı organlarına koordineli bir şekilde; bilgi, belge ve istihbarat konusunda yararlılık sağlayabilir.
Bu görev, iç denetime olan güvensizlikden değil, davanın kapsamından olmalıdır.
Göstermelik konusunda ise ancak temennilerimizi dile getirebiliriz. Lakin kimin eli kimin cebinde olduğunu bilmek Keto ve Medyum Memişlik :) olmuştur.
Gönül arzu ederdi ki; Vatanına sahip çıkan vatandaşların, oturdukları koltukları kendi çıkarlarına değil vatan çıkarına göre sahiplenmeleriydi.
Cumhurbaşkanından, belediye temizlik işçisine kadar...
evrensel-insan
01-08-2008, 12:37
Saygideger mhmmd;
Diye düşünürüz.-mhmmd.
Ben de, bu dusuncene, tum dusuncemle katilirim.
Gönül arzu ederdi ki; Vatanına sahip çıkan vatandaşların, oturdukları koltukları kendi çıkarlarına değil vatan çıkarına göre sahiplenmeleriydi.
Cumhurbaşkanından, belediye temizlik işçisine kadar..-mhmmd.
Su, insanoglu, yeryuzune geldiginden beri; gonlunun arzu ettigini uygulasaydi, ve dusuncesini, bu gibi insanlik dolu dileklerle susleseydi. O zaman zaten, dusunce ve davranista, coktan insan olmus olurdu.
Insanoglunun, icinde bulundugu bu dogal dusunce temelinde, henuz bu olanak uzak gozukuyor. Cunku, hala, ben ve benim.., bencilligi hakim.Ne zaman, dusunce, dogalliktan cikip, dusunmeye baslayacak; iste o zaman, insan olma ve insanlik sunmanin isigi dogacak.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Bizim ordu kızına tecavüz edilen yobaz kafalı babaya benziyor. 3-5 serseri kızına tecavüz eder, bizim yobaz gider namusunu temizlemek için kızını öldürür. Eee, ortada kız kalmazsa, namus sorunu da kalmaz tabii. Basını sustur ki, ordunun namusu kurtulsun. Tecavüz etmek ise oğlanların doğal ...
.........
Aşkadaşım Sargon,
Ben Ergenokon dosyası veya adı herneyse o konuda ki yakın bilgilerden ve horoz döğüşü kapatma vs vs vs lerden uzak durdum.
Bu mesajı yazma amacım ise yukarıda yaptığınız alıntı.
Uzun zamandır bende Orduyu tanımlayabilmek için zihnimde birşeyler kurcalıyordum. Ama bu tanımı görünce işte bu deidm ve vazgeçtim.
Bir iki nüans düzeltmesi ile tanıma aynen katılıyorum.
Bizim GenelKURMAY Harp Dairesi kızına tecavüz edilen yobaz kafalı babaya benziyor. 3-5 serseri kızına tecavüz eder, bizim yobaz gider namusunu temizlemek için kızını öldürür. Eee, ortada kız kalmazsa, namus sorunu da kalmaz tabii. Basını sustur ki, GenelKurmay'ın ve 1.Ordu nun namusu kurtulsun. Tecavüz etmek ise oğlanların doğal ...
Tanıma itirazınızın olduğu yerler varsa beraberce yeniden gözden geçirebilriz.
Teşekkürler
Selamlar
TERÖRÜ VE TOPLU KIRIMLARI YARATAN TÜM DARBELER VE DARBECİLER YARGILANMALI, AKP HALKA HESAP VERMELİDİR!
Kendisi de darbe rejiminin bir unsuru ve uygulayıcısı olan, darbe anayasasının ve seçim kanununun tanıdığı imkânlarla göreve gelen AKP, Ergenekon Soruşturması ile bugün mevcut darbeci örgütlenmeyi teşebbüs aşamasında dağıttığını, muhtemel yeni bir darbeyi önlediğini iddia etmektedir.
Bu “irade”yi gösteren AKP’nin darbe dönemlerini; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat gibi gerçekleşmiş darbelerin ve iktidarı ele geçirmiş darbecilerin yargılanması için de bir süreç başlatması gerekmez mi? Darbelerin ve darbecilerin yargılanmasında, demokrasi iddiasında samimi olsaydı, görevde bulunduğu bu altı yıl içinde en başta darbecilerin yargılanmasını önleyen Anayasa’nın Geçici 15. Maddesini kaldırır ve gelmiş geçmiş bütün darbecilerin yargılanmasının önünü açardı.
Geçmişe bakıldığında darbe düzeninin bu kanlı iktidar senaryolarında işbaşına gelen siyasi iktidarlar da masum değildir ve en az darbeci güçler kadar, hatta bir eşgüdüm içinde, halkların dökülen kanları, çalınan değerleri, yok edilen geleceği üzerine oynanan iktidar oyunlarında belirleyici roller üstlenmişlerdir. ‘Ben gidersem sonrası tufan’ duygusunun halklarımızda yaratılması için belirsizliğin ve kaosun derinleşmesine hizmet eden suikastların, toplu kırımların, faile meçhullerin kanlı iktidar oyunlarında birbiri peşi sıra gerçekleştiğini hangimiz unutabiliriz?
Son olarak İstanbul Güngören’de gerçekleştirilen insanlık dışı toplu kırım ve ondan önceki ABD İstanbul konsolosluğu baskını göstermektedir ki, toplumsal kesimleri birbiri ile çatıştırma, terör ile yıldırma ve terörden kurtulmak için de teröre, şiddete dayanan bir gücün kurtarıcılığını aramaya yöneltme çabaları son bulmamıştır.
Hal böyleyken, tarihsel ve mekânsal bütün boyutları, ilişkileri ve bağlantıları ile birlikte yürütülmeyen bir darbe sorgulaması ve yargılaması, son Ergenekon Soruşturmasında olduğu gibi bir darbe yargılaması değil, siyasi iktidarın kendini kurtarma, iktidarını koruma refleksidir. Ki bu da, darbecilerin ve darbelerin konsept değiştirerek kendilerini yeniden üretmelerine zemin hazırlar. Sonunda darbecilerin yargılanması yolunu açma cesaretini gösteremeyen siyasi iktidarlar darbeciler tarafından yargılanır, yargılanmıştır.
AKP’nin kaosu derinleştirme çabalarının ve darbeci örgütlenmelerin, toplumda darbelere ve darbecilere muhtaç olunduğu inancını yaratmak için gerçekleştirilen şiddet eylemlerinin, darbe girişimlerinin ve darbelerin önü ancak, darbelere, darbecilere ve darbe hukukuna silah zoru ile kazandırılan meşruiyetin, darbelerden nemalanarak iktidar olanların demokratik kurallar içinde ve demokratik güçlerce yıkılması ile kesilir.
Türkiye, sermaye egemenliği olan bütün devletler için olduğu gibi ancak darbeci, müdahaleci, işkenceci, komplocu, etnik ve mezhep ayrımcı, cins ayrımcı, inkârcı ve imhacı, toplu kırımcı geçmişi ile hesaplaşarak yeterli bir demokrasiye yönelebilir
Yeni darbeciler ancak iktidarı ele geçirmiş tüm darbecilerin demokrasi içinde yargılanarak cezalandırılması ile caydırılabilir. Yeni toplu kırımlar, yeni Güngörenler ancak darbecilerin yargılanması, katliamları önleyemeyen AKP’nin halka hesap vermesi ile önlenebilir.
Bizler inanıyoruz ki, Türkiye’de darbecileri yargılatacak, siyasi iktidarlarla hesaplaşacak yeterli demokratik güç vardır. Temel çözüm, emek ve demokrasi güçlerinin sürece müdahale etmesini sağlayabilmektir.
Devrimci 78’liler Federasyonu
kandahar
01-08-2008, 22:49
Haklısın kandahar, ordu denince gözüm dönüyor, çünkü en çok yalan söyleyen ve en güvenilmez kurum olduğu halde, provokasyonla, baskı ve zorbalıkla, ideolojik zorlamalarla kendisini temizlik timsali saymaya ve bize de bunu kabul ettirmeye çalışıyor.
Gücün olduğu hiçbir yerde mutlak temizlik yoktur. Ordunun her eyleminin dört dörtlük olduğunu iddia eden yok. Fakat kusura bakmayın bu ülke bu kadar saldırı altındayken, ekonomik, politik, sosyal yönden bu kadar kuşatılmışken kalkıp da orduyu ya da devleti eleştirecek değilim. Sizin ve %99 solcuların algılayamadığı şey bunların soyut kavramlar ve kurumlar olduğu ve devletle ilişkili bütün kurumlar gibi öncelikle politikaya bağlı oldukları. Siz dünya çapında buluşlara imza attınız mı bir mühendis olarak sayın Sargon? Ali, Veli, Mehmet bunlar inovative yatırımlar mı yaptılar? Türkiye'nin çıkarlarını en iyi şekilde koruyacak politikalar mı ürettiler? Bilimde, sanatta çığır mı açtılar? Bütün bunlar oldu da ordu "aman ülke başını alıp gidiyor hemen çelme takalım" deyip de mi darbeler yaptı? Sizin tecrübelerinizden dolayı ordudan nefret ettiğinizi tahmin ediyorum peki bir mühendis olarak çalışıp da işinizde en iyi olmakla uğraşmak yerine bir takım örgütlerde örgütsel faaliyet yapmasaydınız bunlar sizin ya da arkadaşlarınızın başına gelir miydi? Hiç kimse kendi işinde en iyi olamamış ama devlet yönetimine gelince hepiniz birer Büyük Petro birer Meiji kesiliyorsunuz. Siz işinizi iyi yaptınız da ordu mu mahvetti? Bu çok ucuzculuk kusura bakmayın.
Hal böyleyken her şeyin kabahati orduya yıkılır, ne zaman bir sorun olsa orduya suç bulunursa (ki bu aydın geçinenlerin bu tavrı aslında şuursuzca darbeleri destekleyen bir tavırdır) ben elbette orduyu savunacağım. Fakat bir gün devlet başkanı olursam orduya "oturun oturduğunuz yerde işinize bakın" diyecek kişi de benim ve elbette ben bunu demeyi hak etmiş olacağımı umuyorum.
sayin kandahar, sana bu sefer cevap verecegim ama artik bu son olsun. Siteye ve izleyen insanlara olan saygimdan dolayi bunu yapacagim. Yasin 26 ve bugune kadar bircok seyi ogrenmis olman gerekir. Uygulamaya calistigin yontem "edep ya hu" dedirtecek cinsten. Bir tartisma yapilirken tartismayi yaptigin kisilerin kisisel ozelliklerine girmemek gerektigini bilmen gerekir. Bu seni de tartismayi izleyenleri de ilgilendiren bir konu degildir. Gercekte digerlerinden hicbir farki olmadigi halde sirf resmi ideolojinin savunucusu oldugu icin baska herkesin bireyselliklerine girme hakkini kendinde goren insanlardan birisin. Simdiye kadar bana babamin bile soylemedigi bir seyi soyleyebilmek senin haddin degildir. Tanimadigin biri hakkinda ileri geri konusmanin adi da tartisma degil ukelalik yapmaktir. Eger kendini tanimiyorsan, bu sitede kendi kisiligini sana tanitacak epey insan bulacaksin.
Once kisisel merak ve ukelalik kismina geleyim. Ben meslegimi elimden geldigi kadar yapmaya calistim ve hala da calisiyorum. Yillardir kendimi gelistirmek icin ugrasiyorum. Ayrica ulkemde yasadigim zaman icinde de meslegimi yaptim ve su anda kullanilip kullanilmadigini bilmiyorum ama bircok sistem kurdum. Bugun CHP'nin hala kullandigini sandigim altyapiyi bile ben kurdum. Daha fazlasini anlatmaya da gerek oldugunu sanmiyorum. Politika ile ugrasmak ise herkesin hakkidir. Isteyen mesleginin yaninda politikayla ugrasir. Isteyen bir donem meslegini birakip baska bir isle de ugrasir. Bu bireyin kendi bilecegi istir. Bunun hesabi sormak senin haddin mi? Bunu bana kimse soramaz.
Devlet ideolojisinin butun savunuculari senin gibidir. Siz isinizi yapin, devleti biz yonetiriz derler. Kafalarindaki demokraside baska kimsenin katilim hakki yoktur. Herkes kendi meslegini yapip, Turkiye'nin konularini efendilere birakmalidir. Devlet ideologlarinin bir baska demagojisi de yine senin su anda yaptigin demagojidir. Bir seyler icin mucadele eden kisiler mesleklerinde iyi degildir, isinde iyi degildir, onla ugrasmazlar da gider politikayla ugrasirlar. Universitede de tembel ogrenciler politikayla, dernek isleriyle falan ugrasirlar denirdi. Bu butun diktator kafalilarin yapmaya calistigi igrenc bir demagojidir. Gercekte ise tamamen yalandir.
Bu demagojinin gercek olan kisimlari elbette olabilir. Ornegin bu sitede yazan kisileri her gun birkac saatlerini siteye ayiriyorlar ve dolayisiyla burda bir baska seye ayirabilecekleri zamanin bir kismini buraya harciyorlar. Burda belli konularda iyilesirken, belki mesleklerinde belki aile iliskilerinde belki sosyal iliskilerinde geriliyorlardir. Burda kisilerin nasil bir tercih yapacaklari da kendi bilecekleri seydir. Kimse bir baskasina neden aile iliskilerini zayiflatip siteyle ugrasiyorsun yada neden isine daha az zaman ayirip burayla ugrasiyorsun gibi sorular soramaz. Belki 60 yasindaki Vartor abimiz 17 yasindaki bir ogrenci gencimize sakin siteye dalip derslerini ihmal etme diyebilir ve bu bir babacan nasihat olarak kabul edilebilir. Ama birisi politik bir tartismada uste cikabilmek icin boyle argumanlar gundeme getiriyorsa, soylenecek soz en hafifinden "edep ya hu" olur.
Ordunun konumuna gelince. Evet, Turkiye Cumhuriyet'inin ordusu iktidari surekli elinde tutabilmek pahasina Turkiye'ye buyuk bir zarar vermistir ve en az 50 yil kaybettirmistir. Her bir darbe yillar kaybettirmistir. Ustelik bu darbelerin kosullari bizzat ordu komutasindaki devlet burokrasisi tarafindan hazirlanmistir. Bunun icin suikastlar, silahli gruplar, catismalar ve kitle katliamlari yapilmistir. Turkiye sirf bu devlet burokrasinin iktidarda kalabilme sevdasi yuzunden 50 yil once yakin gelismislik duzeyinde oldugu ulkelerin cok daha gerisinde kalmistir. Portekiz, Ispanya ve Yunanistan orneklerine bakilabilir. Kuzey ve Guney Kibris da baska bir ornektir. 1974'den sonraki surec icinde Guney Kibris kisi basina GSMH'si 20.000 dolara varirken kuzey kesimi berbat durumda. Neden? Tek nedeni Turkiye'de ve Turkiye gibi bir baski rejiminin vesayetinde tutulan Kuzey Kibris'tir. Bizde geri kalmisligin en onemli nedenlerinden biri siyasi baski rejiminin geleneksel gucu olmustur. Dolayisiyla ordu elbette sucludur. Tek suclu ordu degildir, ama butun nedenler yanyana konup siralanirsa bas suclu o cikacaktir.
Turkiye'de mesleklerini yapmayan bir kesim varsa bu da ordu ust kademesidir. Bu kisiler askerlik yapmiyor politika yapiyor, surekli devlet nasil yonlendirilir konusuyla ilgileniyorlar. Darbe Gunluklerini okuyan herkes bunu acikca gorecektir. Adamlar yatiyor kalkiyor, devirelim mi, devirmeyelim mi, kimler yanimizda, kimler karsimizda, basini nasil yanimiza cekeriz vb. tartisip duruyorlar. Dunyada politikaya bu kadar bulasmis bir ordu var midir? Ancak askeri diktatorluklerde gorulen bu ozellik Turkiye'nin gercegi.
Umarim bundan sonra tartismalari kisisellestirmez ve edep sinirlari icinde kalirsin.
kandahar
03-08-2008, 00:57
sayin kandahar, sana bu sefer cevap verecegim ama artik bu son olsun. Siteye ve izleyen insanlara olan saygimdan dolayi bunu yapacagim. Yasin 26 ve bugune kadar bircok seyi ogrenmis olman gerekir.
Lûtfettiniz sayın Sargon. Arada "saygı" konusuna da değinerek bana dokundurmuşsunuz. Olabilir. 20 yaşında birinin bilgisine saygı duyarım ama 60 yaşında birinin cehaletine saygı duymam ben, bu da benim tercihim olsun. Bu arada yaşım 26 değil 24.
Bir tartisma yapilirken tartismayi yaptigin kisilerin kisisel ozelliklerine girmemek gerektigini bilmen gerekir. Bu seni de tartismayi izleyenleri de ilgilendiren bir konu degildir. Gercekte digerlerinden hicbir farki olmadigi halde sirf resmi ideolojinin savunucusu oldugu icin baska herkesin bireyselliklerine girme hakkini kendinde goren insanlardan birisin.
Sizin bireyselliğinize girdiğimi iddia ettiğiniz cümlem şu;
Siz dünya çapında buluşlara imza attınız mı bir mühendis olarak sayın Sargon? Ali, Veli, Mehmet bunlar inovative yatırımlar mı yaptılar? Türkiye'nin çıkarlarını en iyi şekilde koruyacak politikalar mı ürettiler? Bilimde, sanatta çığır mı açtılar?
bunun neresi bireyselliğinize müdahale eden bir cümle sayın Sargon? Siz eğitim aldığınız alanda belki buluş yapmış da olabilirsiniz; bunu bilemem, fakat neticede burada anlatmak istediğim şey açıktır, sizin şahsınıza dönük bir eleştiri olmadığı açık, bu genel bir eleştiridir. Sizin alanınızda başarılı olmanız ya da olmamanız anlattığım ifadenin genelgeçerliğini değiştirmez.
Politika ile ugrasmak ise herkesin hakkidir. Isteyen mesleginin yaninda politikayla ugrasir. Isteyen bir donem meslegini birakip baska bir isle de ugrasir. Bu bireyin kendi bilecegi istir. Bunun hesabi sormak senin haddin mi?
Demogoji yapan sizsiniz. Ben herkes politikayla uğraşamaz demedim, ancak öncelikle belli bir kalitenin olması gerektiğinden bahsettim. Eğer olmazsa işte Türkiye'de olduğu gibi hükümetlerle idare ediliriz. Olmazsa çiğköfte yapmaktan başka bir şey bilmeyen adamlar vekil olup meclis tavanına çiğköfte atar, olmazsa altıpatlarla devrim yapacağını zanneden gençler türer ve kendilerini postalların altında bulunca da 20 yıllık bir gözyaşı senfonisine başlarlar, olmazsa emperyalizm hamur gibi yoğurur o ülkeyi. Zaten durum yıllardır sizin istediğiniz gibidir herkes vatan kurtarmakdır ve haşa ben hesap soruyor değilim, sadece rahatsız olduğum bir noktayı sorguluyorum. Bence siz de sorgulayın belki içinde faaliyet gösterdiğiniz sol örgütlerin 18-19 yaşında dünyadan habersiz gençleri nasıl sömürdüğünü de farkedersiniz.
Devlet ideolojisinin butun savunuculari senin gibidir. Siz isinizi yapin, devleti biz yonetiriz derler. Kafalarindaki demokraside baska kimsenin katilim hakki yoktur. Herkes kendi meslegini yapip, Turkiye'nin konularini efendilere birakmalidir.
Ben devlet ideolojisinin değil, akıl ve mantığın savunucusuyum. İnsanlar politika yapmasın da demiyorum, fakat önce bir birikim sahibi olsunlar, hiç değilse kendi alanlarını çok iyi bilsinler diyorum. Kaldı ki yalnız halk için değil bürokrasi için de geçerlidir bu eleştiri, ancak bir taşrada küçük bir vergi dairesini idare edebilecek adamlar maliye bakanlığında idareci olabilmektedir. Devlet kademelerinde dış politikadan bihaber kimseler dışişleri bakanı, eğitim felsefesinden bihaber insanlar eğitim bakanı, ekonomi okumamış ya da ancak vasat bir ekonomi eğitimi almış insanlar ekonomi bakanı olabilmektedir bu ülkede. Bütün bunları demokrasi olarak değerlendiriyorsanız evet ben böyle bir demokrasi istemiyorum. Çünkü çapsız insanlar tarafından yönetilmekten rahatsız oluyorum.
Devlet ideologlarinin bir baska demagojisi de yine senin su anda yaptigin demagojidir.
Devlet ideologu ya da elit değilim. Ayrıca zengin çocuğu da değilim. Devlet ideolojisi dediğiniz şeyi tam olarak açsanız daha iyi olurdu ama özetle hiçbir konuda aptallık ve saçmalamanın yanında olmadığı söylemek isterim. Buna devletin aptalca politikaları da dahildir devlete karşı yapılan aptalca hücumlar de dahildir.
Bir seyler icin mucadele eden kisiler mesleklerinde iyi degildir, isinde iyi degildir, onla ugrasmazlar da gider politikayla ugrasirlar. Universitede de tembel ogrenciler politikayla, dernek isleriyle falan ugrasirlar denirdi. Bu butun diktator kafalilarin yapmaya calistigi igrenc bir demagojidir. Gercekte ise tamamen yalandir.
Bence bütünüyle yalan olamaz. Derse girmek yerine mitinge giden bir insan mezun da olsa mesleğini hakkıyla bilemez. Tabii belki ben yanılıyorum. Fakat şu halde sizin bana örnek olarak, mesela içinden yetiştiğiniz "mücadeleci" çevreden örnekler getirmeniz gerekir. Binlerce kişiydiniz değil mi? Bana içinizden kaç tane dünya çapında bilim adamı, sanatçı ya da siyasetçi çıkmış örnek verin. Ben de hakkınızı teslim edeyim. Eğer örnek getiremiyorsanız o zaman siz bana hakkımı teslim edin, Don Kişotluk yapmayın.
Ornegin bu sitede yazan kisileri her gun birkac saatlerini siteye ayiriyorlar ve dolayisiyla burda bir baska seye ayirabilecekleri zamanin bir kismini buraya harciyorlar.
Çarpık bir kıyas yapıyorsunuz, benim eleştirdiğim şeyle bu sitenin döngüsünün alakası bile yok. Mukayeseler yapı, durum, nitelik ve şartlar açısından benzer şeyler arasında yapılır, alakasız değil. O yüzden bu kıyası es geçiyorum.
Ordunun konumuna gelince. Evet, Turkiye Cumhuriyet'inin ordusu iktidari surekli elinde tutabilmek pahasina Turkiye'ye buyuk bir zarar vermistir ve en az 50 yil kaybettirmistir. Her bir darbe yillar kaybettirmistir.
Evet hesabınıza göre şu an 150 yıl ilerde olmalıydık. Tabii olmayan bilim adamlarımız, olmayan sanatçılarımız ve olmayan siyaset dehalarımızla nasıl yüzlerce yıl ilerde olacağımız müphem ama o kadar kusur kadı kızında da olur maksat orduya çamur atmak olsun. İki darbeyi ele alalım;
-Menderes bir diktatöre dönüşme eğilimi göstermeseydi, İnönü'yü linç girişimler olmasaydı, basına sansür uygulanıp muhalefet baskı altına alınmasaydı 60 darbesi olmayabilirdi, nitekim 60 darbesini dönemin sosyalistleri bile haklı bulur, darbe olmayıp karşısında ona direnecek güçte muhalefet bulamayan Menderes bir diktatöre dönüşse Türkiye çağ mı atlayacaktı?
-12 Eylül öncesinde gençler gaza gelmese ülkede terör ortamı oluşmasa, ufacık ilçelerde bile her gün adam vurulmasa 12 Eylül de olmayabilirdi, nitekim hem sizin gibi solcular hem işkenceden geçmiş ülkücüler çok ağlıyor ama sıradan insanların hemen hepsi desteklemeseler de ehven-i şer görmüşler zamanında, darbe olmasaydı ve terör ortamı aynen devam etseydi Türkiye nasıl çağ atlayacaktı bunu da siz cevaplayın, çünkü darbe öncesi ortam hiç de aydınlık görünmüyor sanki.
Ustelik bu darbelerin kosullari bizzat ordu komutasindaki devlet burokrasisi tarafindan hazirlanmistir. Bunun icin suikastlar, silahli gruplar, catismalar ve kitle katliamlari yapilmistir.
Bir an bunu doğru kabul edelim. Ben baştan beri ne diyorum? Eğitim. Akıllı ve eğitimli insan oyuncak olmaz başkalarının elinde.
Turkiye sirf bu devlet burokrasinin iktidarda kalabilme sevdasi yuzunden 50 yil once yakin gelismislik duzeyinde oldugu ulkelerin cok daha gerisinde kalmistir.
Bu ülkeleri yazın cevaplayayım. Çünkü sayacağınız ülkelerin hepsinde özel bir takım şartlar vardır. En başta nüfus ve askeri meseleler olmak üzere, haydi ben bekliyorum. Bu ülkeleri siz sayın ben neden ve nasıl bir atılım yaptıklarını açıklayayım (G.Kore, Japonya...?). Çünkü neden bahsettiğinizi bilmediğinizi biliyorum. Kaldı ki yüksek nüfusuna rağmen bugün Türkiye dünyanın ilk 20 ekonomisi içindedir, ayrıca önümüzdeki 20 yıl içinde ilk 10 ekonomiden biri olacaktır Türkiye. Benim arzuladığım şartlar oluşursa Türkiye rahatlıkla dünyanın en güçlü 4-5 ekonomisinden birisi de olur. Zaten hedefim ve arzum budur.
Portekiz, Ispanya ve Yunanistan orneklerine bakilabilir. Kuzey ve Guney Kibris da baska bir ornektir.
Bahsettiğiniz ülkelerin ikisi 1950'lerden sonra Türkiye'den çok daha uzun süre faşist diktalarca yönetilmiştir. Franco 75'te Portekiz diktatörü Salazar yine 70'lerin başında öldü. Yunanistan yine bizden uzun süre askeri yönetimle yönetilmiştir ve 1974'de cuntanın devrilmesini de dolaylı yoldan bize borçludurlar. Bahsettiğiniz ülkelerin hiçbirisi AB'ye girmeden önce bizden daha iyi falan değillerdir. Atıyorsanız tutarlı atın.
1974'den sonraki surec icinde Guney Kibris kisi basina GSMH'si 20.000 dolara varirken kuzey kesimi berbat durumda. Neden?
KKTC berbat durumda değil, ada halkının refahı yüksek, GKRK kıyasla gelir düşük ancak fiyatlar da düşük. Tekrar ediyorum KKTC'nin refahı yüksek. Ben orada bir müddet kaldım. Biliyorum. Hatta o kadar yüksek ki saat 10'dan önce dükkan bile açmaz Kıbrıs Türkler'i. Oranın fakirleri gene Türkiye'den giden işçilerdir. Kaldı ki KKTC yıllardır ambargo altındadır. Mal satamamakta, tanınmamaktadır. G. Kıbrıs ise öte yandan; bu durumda olmamakla birlikte ayrıca bir kara para aklama merkezidir.
Tek nedeni Turkiye'de ve Turkiye gibi bir baski rejiminin vesayetinde tutulan Kuzey Kibris'tir.
He he öyle.
Dolayisiyla ordu elbette sucludur. Tek suclu ordu degildir, ama butun nedenler yanyana konup siralanirsa bas suclu o cikacaktir.
İyi. İki adım ileri bir adım geri. En azından ordunun tek suçlu olmadığını söylediniz. Bana göre baş suçlu değildir ordu; hataları olmuştur mutlaka ama baş suçlu Türkiye'yi yönetenlerdir. Kasaba politikacılarıdır.
Turkiye'de mesleklerini yapmayan bir kesim varsa bu da ordu ust kademesidir.
Çok da iyi yapıyorlar. Pek çoğu bizzat çatışmalara katılmıştır. Görevlerini yapmış olmaları için ölmeleri mi lazım?
Bu kisiler askerlik yapmiyor politika yapiyor, surekli devlet nasil yonlendirilir konusuyla ilgileniyorlar.
Türkiye'de ordu siyasete bulaşmak istemez. Çünkü bunun sonuçlarını iyi bilir. Peki ne olur? Devlet adamı olamamış köylü politikacılar saçmalar, ülkeyi çorbaya çevirir, emperyal politikalara karşı politika geliştiremez sonunda iş orduya ihale olur.
Darbe Gunluklerini okuyan herkes bunu acikca gorecektir.
Nasıl bir günlük bu? "Sevgili Darbe Günlüğü" diye mi yazıyor yazdığı iddia edilen kişi? Kendisi bu günlüğü reddetti benim bildiğim kadarıyla. Bu günlüklere hangi karşı istihbaratın bu adı verdiği ayrı bir soru. Kaldı ki bu günlükleri doğru kabul ettik diyelim; "herkesin politikayla ilgilenmeye hakkı vardır, isterlerse meslekleriyle beraber yürütürler" diyen siz değil misiniz? Bunun aksini söyleyen, asker askerliğini, öğrenci öğrenciliğini, akademisyen akademisyenliğini yapsın zihniyetinde olan benim. Ne oldu İsviçre çikolatası kokulu demokrasinize sayın Sargon? Bir generalin günlük tutması ve bu günlükte politik düşünce ve çıkarımlarını yazması demokratik bir hak değil mi size göre?
Olabildiğince açık olarak fikirlerimi ifade ettim. Bundan sonra yanlışım olduğunu iddia ederseniz lütfen bilgi, belge ve usüle uygun mukayeselerle cevap yazın. Yazılarımın yarısı yanlışlarınızı düzeltmekle geçiyor.
kandahar, sana gerekli açıklamaları yaptım. Daha fazlasını yapmama gerek yok. Kişilerle uğraşmamayı öğrenirsen, böyle saatlerce debelenmek zorunda kalmaz, derdini de daha güzel anlatırsın.
Akşam gazetesinde Cengiz Erdinç "Gölge ordudan Ergenekon'a" adında bir yazı dizisi hazırlamış. Mumcu suikastı ile başlıyor. Ergenekon'u takip edenler için için izlenmeye değer.
http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=125459,11
Evrensel gazetesinde arka arkaya iki ilginç iddiaya yer veriliyor. Bunlar Ergenekon davası avukatlarına dağıtılan ve İddianameye ek olan 441 klasörlük evrakı içeren 3 DVD'de yeralan bilgilerden. Buna göre daha önce psikolojik tedavi görmüş olan Astsubay Kıdemli Başçavuş Murat Şahan'a Hrant Dink'in eşi Rakel Dink ve kızını öldürmek için 300 bin YTL para teklif edilmiş. Teklifi Murat Şahan teklifi yapan kişinin bizzat kendi komutanı olduğunu söylüyor.
İkinci ilginç iddia ise emekli askeri psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan'a ait. Bu ifade bende şüphe uyandırdıysa da mahkemenin üzerine gitmesi gerekir elbette. Nevzat Tarhan'a göre İsmail Hakkı Karadayı üsteğmenliğinden beri böyle bir örgütlenmenin içinde imiş. Tarhan'ın bilgisi emekli Albay İbrahim İşcan'a dayanıyor.
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=35117
Ergenekoncuların ağzı fena halde bozuk haberi. Akşam gazetesinden. (http://www.stargazete.com/politika/ergenekon-uyelerinin-agzi-fena-halde-bozuk-118217.htm)
Biz bunu zaten çok iyi biliyoruz. :)
kandahar
03-08-2008, 16:09
Ergenekoncuların ağzı fena halde bozuk haberi. Akşam gazetesinden. (http://www.stargazete.com/politika/ergenekon-uyelerinin-agzi-fena-halde-bozuk-118217.htm)
Biz bunu zaten çok iyi biliyoruz. :)
Eminim diğer fikir ve sorularıma cevap verdiğiniz gibi buna da bir yerlerde cevap vermişsinizdir de ben görememişimdir.:)
Gene de sorayım; insanların cep telefonlarını, msn görüşmelerini senelerce takip edip burada kime küfür etmiş, kimden nefret ediyormuş diye ifşa etmek demokratik ülkelerde benimsenen bir davranış mıdır? Yarın öbür gün bu siteden birileri "telefonda Allah'a sövmek", "msn'de Fethullah'a küfretmek" gibi suçlardan tutuklanırsa buna da etekleriniz zil çala çala link verecek misiniz?
Gerçi boşverin, zahmet etmeyin. Yazılarınızı okuyanlar sizi çok iyi biliyor artık, sizin zihniyetiniz "yine bana demokrasi, sana yine kara günler var" zihniyeti. İdare edeceğiz artık ne yapalım.
Bu dava daha çok su götüreceğe benzer.
Yargılananların görevlerine takılmış durumdayız.
Adaletli bir hukuk devletinde, yargının kapsamında olmayan tek bir nokta bile göremeyiz.
Oysa ki, ülkemizde işler biraz farklıdır.
Siyasi olarak korunuruz.
Kürsü dokunulmazlığı, milletvekili ayrıcalıkları, makamlar, cumhurbaşkanı dokunulmazlığı v.b.
Bürokratik olarak korunuruz.
Kamu personellerinin işledikleri suçlarda dava, idareye açılır. Gerçi idare bunu personeline rücu edebilir. Ancak bu pek görülmeyen bir durumdur.
Ekonomik olarak korunuruz.
Paranız varsa, bu ülkede trafikte adam öldürebilir, suçu bir başkasına atabilir ve eliniz kolunuzu sallayarak dışarıda gezebilirsiniz. (Gerçek bir olaydır)
Ülkemizde bir de askeri koruma vardır.
Ordunun bir mensubu iseniz sivil hayatta büyük ayrıcalıklarınız vardır. Hem resmi hem gayri resmi. Resmi ayrıcalıklar işlenen suçlarda, ordu mensuplarının Askeri yargılamaya tabii tutulmasıdır. Şayet çok çok yukarılardan bir probleminiz var ise bu yargı yargı olmaktan çıkmakta. (Sn. Nevzat TARHAN'ın başına gelenler buna örnektir.)
Gayri resmi koruma ise bilinç altına yerleşmiş darbeler ve silahlı gücün etkisiyle eğilen başlar, çıkmayan sesler, kayan gözlerdir.
Bunu bize çok görmeyin. Her on yılda bir kırılan fidanlıktan bir orman oluşturamazsınız. Doğal olarak bu ülke topraklarında yaşayan herkes silahlı güçlerden şu veya bu şekilde korkar.
Ancak ilk defa bir kıpırdanış, bir nefes, bir kendine geliş davranışları sezinlemekteyiz. Her ne kadar çok çok yetersiz olsa da.
Şimdi artık yargılananların kimliklerinden bir adım daha öteye geçmemiz lazım.
Soruşturma için çok uzun süre geçmedi mi?
Yargılama adil olacak mı?
Eldeki deliler, hukuksal olarak geçerli mi?
Bu deliller ile yargılama yapılabilinir mi?
Artık meselemiz adil yargılama ilkelerine uymak olmalı.
kandahar
03-08-2008, 23:33
Paranız varsa, bu ülkede trafikte adam öldürebilir, suçu bir başkasına atabilir ve eliniz kolunuzu sallayarak dışarıda gezebilirsiniz. (Gerçek bir olaydır)
Doğru.
http://www.milliyet.com.tr/1998/05/18/haber/hab07.html
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1998/10/17/72533.asp
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=-43443
1979-1985 yılları arasında Türkiye'de 1 milyondan fazla insan işkence gördü.
Bunu haklı çıkarmaya çalışan zihniyet ya hastadır, ya da piçtir. Piç zihniyet insani değerlerden yoksun zihniyettir.
Bu mentalite milliyetçilik ve liberalizm maskesinin altında saklanır.
Vatanseverlik kisvesi altında en büyük vatan hainlikleri yapılır.
Nasıl mı;
Ülkenin toprakları, madenleri, sanayisi ve bankaları yabancılara satılır. Hem de gerçek fiyatlarının altında. Ederinde bile satılmaması gerekir ayrı mesele.
Yabancı ülkelerin dikte ettirdikleri politikalar izlenir. Yeşil kuşak teorisi Amerika'nın Türkiye'de 12 Eylül darbecilerine uygulattıkları bir projedir.
Yabancı askeri güçlerin ülke içinde konuşlanmasına izin verilir, savaşla ülkemize giremeyenlere üs verilir.
Ama bir de bakarsınız bu sitede türklüğü diline pelesenk etmiş 3, 5 çocuk bunlara karşı çıkmak yerine ülkesini gerçekten seven sosyalistlere, komunistlere savaş açar.
Be akılsızlar sosyalizm mi kalmış diyeceğim bu onlara iltifat olur, çünkü sosyalistler kolay hedef, hiç gücü olmayan toplasan %1 bile etmeyen bir grup, ama bu sahtekar korkaklar gerçek düşmana, gerçekten vatana zarar verenlere karşı çıkmazlar varsa yoksa kürtlerle, sosyalistler.
Ulan sosyalistler acıyorsam size........., bu kadar az olup da hala arkasına devleti ve onun bilimum güçlerini arkasına almışların yüreğini ağzına getiriyorsanız aşk olsun.
Selamlar.
oncugenc
04-08-2008, 14:57
Kendilerine sosyalist ya da komünist diyen çok grup gördüm tekel işçisinin direnişini provake edip, işçileri gaza getirip, özelleştirme dairesine saldırmalarını sağlayıp sonra aradan çekilen o kış günü ankara soğuğunda işçilerin üzerine püskürtülen soğuk suya kayıtsız kalan.... yardım etmeyip sadece arkadan slogan atan.....
kendilerine sosyalist ya da komünist diyen çok grup gördüm. ankana üniversitesinde sırf sınavlar iptal olsun diye her yıl düzenli olarak vize ve final haftalarında okulda kavga eden.... ve bunu faşist dedikleri ülkücülerle anlaşarak yapan....
kendilerine sosyalist ya da komünist diyen çok grup gördüm. ortuğu mahalleyi işgal eden.... ' ya para verirsin ya da camın çerçeven inen' diye esnafı tehtit eden ....
bunlarda komünizm adı altında her türlü pisliği yapanlardır heralde....
bunları söylerken tüm sosyalistleri-komünistleri elbette suçlamıyorum. Ki kaldı ki bende SOSYALİSTİM.... ama türkiyede kendine sosyalist diyen üç-beş kişi yanyana gelince örgütlendiğini zannediyor ve başlıyor illegal (!) çalışmaya.... izinsiz afiş asmayı, hiç bir sebep yokken polisle çatışmayı demiyorum işçileri-emekçileri polisle çatıştırmayı, haraç kesmeyi, eşkiyalık taslamayı, öğrencilerin öğrenimine - eğitime çomak sokmayı illegal çalışma zannediyorlar.
demem o ki insanın insan olmasını sosyalist ya da milliyetçi ( faşistleri insanlık kavramının dışında tutuyorum zaten ) olması belirlemiyor malesef...
Ergenekon operasyonunda küreselleşme etkisi
http://erdem43.blogcu.com/prof-dr-suheyl-batum-ile-leyla-tavsanoglu-soylesi-karar-uygun-durum-trajikomik_21115601.html (http://erdem43.blogcu.com/prof-dr-suheyl-batum-ile-leyla-tavsanoglu-soylesi-karar-uygun-durum-trajikomik_21115601.html)
İlginç bir söyleşi, okumayanlar için :
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=93410
saygılarımla
hmmm cidden ilginc bir söylesiymis.....
yazilanlara göre MIT icindeki bazi unsurlar ( Bugün bizim Ergenekoncu dedigmiz Insanlar ) , Ibrahim Kaypakkaya'nin siyasi yükselisini kesebilmek icin APO'nun konumuna dokunmuyor, göz yummak ile kismen destekliyor.....
Ibo ser verip sir vermezken, APO'nun yaklandiktan sonraki Mahkemede" bu isi beraber cözelim, ben size yardimci olayim" demesi bugün pragmatizim olarak degerlendirilyor.
Ergenekon = Catli + Apo ?!
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/108775/gungoren-patlamasinin-gercek-failleri-aciklansin
Acaba gerçekten derin devletin üzerine gidiliyor mu. Herkesi anlarım da Disk ile Kesk ve diger sendikalar orada ne arıyor. Onlarda mı Pkk lı yoksa.
saygılarımla
http://www.bianet.org/bianet/kategor...eri-aciklansin
Acaba gerçekten derin devletin üzerine gidiliyor mu. Herkesi anlarım da Disk ile Kesk ve diger sendikalar orada ne arıyor. Onlarda mı Pkk lı yoksa.
Mitingdeki basın açıklamasından:
“Ergenekon iddianamesi kontrgerillayı koruma kalkanıdır”
Başından beri söylemeye çalıştığımız da budur.
Geçmişin tüm pislikleri, kontrgerillası, derin devleti, V. Küçük gibi birkaç gladyo artığı ile birlikte iktidar muhalifleri ve ulusalcılar üzerine yıkılarak aklanmaya çalışılmaktadır. İktidar, kontrgerilla üzerinden kendi hesabını görmeye çalışmakta, diğer taraftan asıl derin devletçilere "siz rahat olun" demektedir.
İlginç bir söyleşi, okumayanlar için :
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=93410
Sevgili Dilaver;
Bu söyleşiyi aktardığına göre, daha önce ihtimal vermediğin, itiraz ettiğin PKK'nın kuruluşunun derin devlet eliyle olduğu, Apo'nun bu iş için seçilmiş isim olduğu konusundaki görüşlerinde bir değişiklik oldu sanırım.
Yanılıyor muyum?
Sevgili pante
Hali hazırda bir degişiklik yok, ancak söyleşi mutlaka benim düşüncelerimi destekleyecek diye de bir şey yok. Sonuçta biz geçmişte de Pkk lıları sevmedik ve geçinemedik, tabir caizse o zamanın deyimi ile Apo cuları. Zaten yazar da tam net olarak ajandır diyemiyor, ya da çok çok belli bir noktaya kadar diyebiliyor.
Şİmdi ben Apo'nun söyleşilerini ( avukatlarıya ) takip etmeye çalışıyorum ve ilginç buluyorum. Apo devlet görevlisi olarak PKK yı örgütlediyse yakalandıgı zaman imha edilmeliydi, en azından teslim eden Abd ye Mit bunu açıklar ve bir türlü imhayı örgütlerdi.
İddialar ve savlar olabilir ancak karanlık noktalar da var. Bunlar açıklıga çıkmadan böyledir demek dogru degil. Kaldı ki o iddialar gerçek ise , yani Apo'nun devlet görevlisi oldugu, olay çok vahim bir hal alır.
Ancak savaşın bitmemesi ve insanların ırk ve milliyet temelinde kin ve kan davası gütmesi sınıf mücadelesinin gelişimi önünde en büyük engellerden biri. Ben o tartışmamızda da sadece deney aktarımında bulunmuştum.
Esas milliyetçi, Türkçü, Orducu arkadaşların bu söyleşiyi okuyup degerlendirmesi gerekir. Çünkü gerçek ise olay bebek katilliginden de ötedir ve çok ciddidir.
saygılarımla
Simdiki Hükümet dönemindeki Savcilar bu isin bir ucundan tutmak ile baslamislardir. Bundan 10 -15 yil önce karanlik iliskiler sonucu öldürülenlerin failleri artik mechul degildir. Önemli olan bundan sonraki Hükümetlerin Savcilarin bu yöndeki islerini engellememesi ve daha ciddi üzerine gidilmesidir......
Bu kadar yazilip cizilenden sonra daha "hala bunlar vatansever-ulusalci" denilmesini cidden artik gayri ciddi buluyorum.Vatansever diye bize yutturulmak istenen sahislar, Darbe-Cigirtkanligi yapmakta, Veli Kücük ve onun ekibinin Medya'daki Ayagi olmak ile mesgul, onlarin sözcülügünü ve avukatligini yapmakta. Bu yazilip cizilenlerin hepsinin degil %10dair dogru oldugunu varsayarsak bile bu bu kadar gürültü patirtiya deger diye düsünüyorum.
Ergenekon sayesinde insanlarimiz kimin ne olup olmadigini, görünürdeki görevlerinin yaninda hangi "derin" görevleri oldugu kismen'de olsa aciklaniyor.
Bu sözüm ona "vatansever-betonist ulusalci" zihniyet'in Cumhurriyetci duruslari ile taninmis insanlarin ölümlerinden sonraki Medya'daki atilan basliklara bakin....hepsinde Hedef saptirmak istenircesine IRAN gösterilmekte idi....Büyük Cogunlugu Hanefi Sunni topluma , Sii Iran üzerinden suclu göstermek istenmistir. Adliye binasini basan Insanin kursunlari sigarken "ALLAH" adina yaptigi günlerce gazetelerde yazildi cizildi....Isin garibi odakdaki hic kimse buna sahid degil....ve bu idaa'yi ortaya atan "Vatansever-betonist ulusalci" neye hizmet ettigi belli olmayan bir kadin kendisi bahsi gecen olay günü oda'da yok.....Ve bu "Vatansever"Basin bu kadinin zirvaliklarini sayfa sayfa günlerce basiyor.....
sonra Pante gibileri göreve giriyor....ve Cumhuriyetcilere sigilan Kursunlar ile Müslümanlari elestiriyor......
Ugur Mumcu öldürülüyor, Hedef (müslüman olan ) Iran Hükümetleri gösteriliyor :)
Iranin isi gücü yok Ugur Mumcu ile ugrascak .....Adamlar ATOM BOMBASI yapmak ile mesgul..Dünya Siyonizmine ve onun Hamisi ABD'ye Meydan okumak ile mesgul ....Ugur Mumcu'ya harcayacak zamanlari yok....
Bu toplum CHP'ye güvenip Deniz Baykal Hükümetbaskani olsa da "Gercek Ergenekonu" ortaya cikararak, bu "milliyetci-muhafazkar-neoliberal-müslüman-yobaz"larda onun Siyasi Dursuna saygi göstermeye baslasa.
Artik OK yaydan cikmismidir ....cikammismdir simdilik tam net anlasilmasa bile, artik bu Veli Kücük ve onunda icinde oldugu yapilanmanin üzerine gidilme zamani geri dönülmeyecek sekilde gelmistir, Ok iyice gerilmistir.....
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/108775/gungoren-patlamasinin-gercek-failleri-aciklansin
Acaba gerçekten derin devletin üzerine gidiliyor mu. Herkesi anlarım da Disk ile Kesk ve diger sendikalar orada ne arıyor. Onlarda mı Pkk lı yoksa.
saygılarımla
En son Hurşit tolon itiraf ediyor bizler kurban seçildik diye:).
Bu derin devlet var fakat bizleri hedef seçtiler demektir. Kısaca gidilmiyor.
Selamlar.
İlginç bir söyleşi, okumayanlar için :
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=93410
saygılarımla
Aslında, Avni Özgürel’de diğer yanda yaptığı beyanatlarda, Türk devletinin Apo’nun yakasını bırakmaması gerektiğini, ondan faydalanmasını öğütlüyor. Abdullah’ın denetimi dışındaki bir Kürt hareketinin tehlikeli olacağını ifade ediyor. Ayni şeyi zaten Abdullah da söylüyor. İkisi aynı noktada birbirini tamamlıyorlar.
Avni Özgürel, "derin devleti ayrı kompartımanları olan bir trene benzetiyor. Her kompartımanda farklı unsurların olduğunu, birleşik kaplar gibi aynı reflekse sahip olduğunu söylüyor". Bunu anladım da, kendisinin ve Apo’nun daha halen aynı kompartımanda olup olmadığını, öğrenmek isterdim. Merakim bu!!
http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=5815
Avni Özgürel ; Abdullah Öcalan’ı dışlayan bir çözümün gerçekçi olmayacağını düşünüyorum. Abdullah Öcalan faktörünü göz önüne almadan bir çözüm olmaz!..
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=1692
Avni Özgürel'in ne dediği belli Apo'nun kankası,Apo MİT elemanı değildir,ama CİA elemanı olarak bir müddet MİT'le teması olmuş olabilir,düşüncesindeyim.
saygılar
Şİmdi ben Apo'nun söyleşilerini ( avukatlarıya ) takip etmeye çalışıyorum ve ilginç buluyorum. Apo devlet görevlisi olarak PKK yı örgütlediyse yakalandıgı zaman imha edilmeliydi, en azından teslim eden Abd ye Mit bunu açıklar ve bir türlü imhayı örgütlerdi.
ABD'ye bir açıklama yapılmasına neden gerek olsun ki?
Zaten geçmişteki tüm pisliklerin arkasında ABD ile yerli işbirlikçileri var.
Esas milliyetçi, Türkçü, Orducu arkadaşların bu söyleşiyi okuyup degerlendirmesi gerekir. Çünkü gerçek ise olay bebek katilliginden de ötedir ve çok ciddidir.
CİA ve yerli işbirlikçileri eliyle kurulan tezgahlardan, bu tezgahlara alet olanların bilgisi, haberi yok ki?
70'li yıllarda beraber büyüdüğüm, çok yakından tanıdığım çocukluk arkadaşlarımdan, akrabalarımdan çoğu ülkücü, milliyetçiydi. Tamamı, vatanseverlik düşüncesindeydi. Nereden bilsinler tezgahları?
Taşeron olarak kullanılan sol örgütlerin ya da bu örgütler içindeki kimi militanların bu pisliğe bulaştığını o örgütün sempatizanları da bilemez..
İşin içinde CİA olduğu müddetçe eylemlerde vicdan, merhamet aranamaz. CİA'nin geçmişi kendi halkına, kendi insanlarına dahi acımasız katliam ve provakasyonlarla doludur. En önemli kanıtı Usame Bin Ladin'in eylemleridir.
Derin devlet, ordu, polis ya da MİT değildir. Ama özellikle bu kurumlar içinde güçlü elemanlara sahiptir ve bu güçlü elemanlarında kurum içinde hakim olduğu önemli bir potansiyel vardır. Potansiyel, güçlülerin dediğini yapar ama yeterli bilgiye sahip değildir. Üstte neler olduğu, neler düşünüldüğünü bilmez. Onlar, kurum içindeki varlıklarının devamının ve gelecekteki kariyerlerinin güçlülere karşı sadık olmaktan geçtiğini bilirler sadece. Ters düşenin ayağı kaydırılır çünkü. Kurumun da, kurum personelinin de, bu kurumlara sempati duyanların da
bir suçu olduğu söylenemez. Doğrusu bu kurumları pislikten temizlemektir ki bu da "Tam bağımsız Türkiye" teziyle sağlanabilir.
Örneğin, Güngören'deki bombalama emrinin ne malum derin devlet içinden gelmediği ve taşeron olarak PKK içindeki provakatörlerin kullanılmadığı?...
Çünkü bir yandan Apo'nun yakalanmasından bu yana kitlesel terörden kaçınan ve ağırlığı siyasi mücadeleye veren yeni bir strateji var ama diğer yandan örgütün reddetttiği ama faillerinin PKK'lı çıktığı Ulus, Diyarbakır ve Güngören katliamları var.
Ya bu örgüt, zaman zaman aldığı karara uymuyor ama siyasi yandaşlarıyla ters düşmemek için eylemi üstlenmiyor ya da kendi içinde hakim olamadığı hizip oluşumlar var. Bunlar da değilse, bu durumda derin devletin bu örgüte hakim olduğu sonucunu çıkarmak gerekir.
Adliye binasini basan Insanin kursunlari sigarken "ALLAH" adina yaptigi günlerce gazetelerde yazildi cizildi....Isin garibi odakdaki hic kimse buna sahid degil....ve bu idaa'yi ortaya atan "Vatansever-betonist ulusalci" neye hizmet ettigi belli olmayan bir kadin kendisi bahsi gecen olay günü oda'da yok.....Ve bu "Vatansever"Basin bu kadinin zirvaliklarini sayfa sayfa günlerce basiyor.....
sonra Pante gibileri göreve giriyor....ve Cumhuriyetcilere sigilan Kursunlar ile Müslümanlari elestiriyor......
Ugur Mumcu öldürülüyor, Hedef (müslüman olan ) Iran Hükümetleri gösteriliyor :)
Iranin isi gücü yok Ugur Mumcu ile ugrascak .....Adamlar ATOM BOMBASI yapmak ile mesgul..Dünya Siyonizmine ve onun Hamisi ABD'ye Meydan okumak ile mesgul ....Ugur Mumcu'ya harcayacak zamanlari yok....
Danıştay saldırısının bir numaralı ismi Alparslan Arslan’ın babası İdris Arslan, oğlunun Ergenekon terör örgütü ile bağlantısının olmadığını ileri sürerek “Saldırıdan önce Elazığ’a geldi, uzun uzun görüştük. Türban konusundaki tepkisini sık sık dile getiriyordu, kararı verenlerin cezalandırılması gerektiğini söylüyordu. Ben de ‘Sinirleneceğine bir mum da sen yak oğlum’ dedim” diye konuştu.
NTV’ye açıklamalarda bulunan İdris Arslan, saldırının kaos yaratmak için değil milletin hassasiyetlerine dil uzatıldığı için gerçekleştirildiğini ileri sürdü. Arslan, “Saldırıdan önce Elazığ’a geldi, uzun uzun görüştük. Türban konusundaki tepkisini sık sık dile getiriyordu, kararı verenlerin cezalandırılması gerektiğini söylüyordu. Ben de ‘Sinirleneceğine bir mum da sen yak oğlum’ dedim. 2.5 yıldır her hafta Alparslan’la görüşüyorum, kitaplarını, saldırıdan önce aldığı notları inceledim. Ben onun babasıyım, bir bağlantısı olsa bilmez miyim! Bazı çevreler tarafından ilişkilendirilmek isteniyor, ismi kullanılıyor. Oğlum manevi değerlemize dil uzatanları cezalandırmıştır, Ergenekon çetesi ile uzaktan yakından bağlantısı olamaz” diye konuştu.
Oğlunun, avukatlık yaptığı dönemde Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin’in şirketinin işlerini takip ettiğini belirten İdris Arslan, bu nedenle görüşmelerinin doğal olduğunu söyleyerek “Davayı suiistimal konusu yapanların ellerindeki en önemli kanıt, Veli Küçük ile Alparslan Arslan’ın yan yana çekildiği fotoğraf. Oğlumu benden daha iyi tanıyan olamaz, o fotoğraftaki Alparslan Arslan değil” diye konuştu.
İddiaları yalanlamıştı
Arslan, Ergenekon soruşturması savcısı Zekeriya Öz’ün 5 ay önce Ankara’ya giderek oğlunu sorgulamak istediğini ve bunun için cezaevi yönetimine başvurduğunu belirterek “Oğlum ‘Sorgulayacaksa gelmesin, sohbete geliyorsa gelsin’ diye mesaj yolladı. Bunun üzerine iki saat süren bir görüşmeleri oldu” diye konuştu.
Ergenekon soruşturması iddianamesinde Danıştay saldırısıyla yapılanma arasında ilişki olduğu ileri sürülmüştü. Öz’ün, Ergenekon terör örgütü ile Danıştay saldırısı arasındaki bağlantıyı Danıştay sanıklarından Osman Yıldırım’ın “Bombaları Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ten aldık” şeklindeki ifadesini çıkış noktası alarak kurduğu iddia edilmişti. Bunun üzerine Sincan F Tipi Cezaevi’nden babası aracılığıyla mesaj yollayan Alparslan Arslan, “Yıldırım’ın yalan söylediğini öne sürerek, savcı Öz tarafından yönlendirildiği” açıklamasını yapmıştı.
Osman Yıldırım'a istedikleri her türlü ifadeyi verdirebilmekteler,Osman Yıldırım herşeyi söyler ama hepsi yalandır ,çünkü ona şöyle ifade ver denilmekte ve onun ifadelerine dayanarak istedikleri insanları tutuklayabilmekteler.
Alpaslan Aslan bağırıyor şeriatı ilan edin diye siz duymuyormusunuz?
kandahar
05-08-2008, 00:00
Şimdi böyle ortaya çamur atıp kaçıyorsunuz, isim kullanmıyorsunuz, o yüzden attığınız bu çamur burada size muhalif olan herkese sıçramış gibi görünebilir; ben kendi adıma cevabımı vereceğim,
1979-1985 yılları arasında Türkiye'de 1 milyondan fazla insan işkence gördü.
Bunu haklı çıkarmaya çalışan zihniyet ya hastadır, ya da piçtir. Piç zihniyet insani değerlerden yoksun zihniyettir.
Defalarca işkenceyi desteklemediğimi söyledim, haklı çıkarmak yönünde bir çabam da olmadı. İletilerimi alt alta koyup okuyan birisi eğer ruh hastası ya da zeka özürlü değilse bunu zaten anlayacaktır.
Bu mentalite milliyetçilik ve liberalizm maskesinin altında saklanır.
Ben Liberalist değilim, yazdıklarımdan böyle bir sonuç çıkması da okuyan kişi ruh hastası ya da zeka özürlü olmadıkça mümkün değil. Tam tersine burada muhalifi olduğum kişilerle AB'ci ve ABD'ci liberalistlerin fikirleri birebir uyuşuyor.
Vatanseverlik kisvesi altında en büyük vatan hainlikleri yapılır.
Nasıl mı;
Ülkenin toprakları, madenleri, sanayisi ve bankaları yabancılara satılır. Hem de gerçek fiyatlarının altında. Ederinde bile satılmaması gerekir ayrı mesele.
Yabancı ülkelerin dikte ettirdikleri politikalar izlenir. Yeşil kuşak teorisi Amerika'nın Türkiye'de 12 Eylül darbecilerine uygulattıkları bir projedir.
Yabancı askeri güçlerin ülke içinde konuşlanmasına izin verilir, savaşla ülkemize giremeyenlere üs verilir.
Bütün bu dediklerinize karşı çıkanlar gene "milliyetçi" ya da Ergenekon operasyonu bahanesiyle içeri alınan "ulusalcı" dediğiniz kesimdir. Kaynak ve yüzlerce referans verebilirim fakat siz bana Taraf, Yeni Şafak, Radikal gibi gazetelerden ABD ve AB muhalifi kaç yazı gösterebilirsiniz. Bu saydığım yayın organları (ne tuhaftır ki liberal-islamcılarla Radikal ve Taraf Sosyalistleri bir arada anıyor herkes) nerede AKP, ABD ya da AB aleyhinde ciddi ve sürekli bir muhalefet yapmış? Cevap hiçbir zaman hiçbir yerde. Dedim ya ortaya bir çamur atıyorsunuz kime sıçrattığınız belirsiz olduğundan sizin aleyhinize yazan herkese sıçrıyor. Onun için hiç değilse kendi adıma yukarıda saydığınız projelerin hiçbirini desteklemediğimi de söylemem şart oluyor. Fakat dediğim gibi, burada muhalefet ettiğim zihniyet yani "Taraf" zihniyeti, sürekli bu kişileri referans alanlar ne özelleştirmeleri eleştirmiştir, ne AB-ABD projelerini, ne BOP'u.
Ama bir de bakarsınız bu sitede türklüğü diline pelesenk etmiş 3, 5 çocuk bunlara karşı çıkmak yerine ülkesini gerçekten seven sosyalistlere, komunistlere savaş açar.
Ülkesini gerçekten seven ve savunan Sosyalistler'e kesinlikle bir eleştiri yaptığımı gösteremezsiniz, bilakis daha önce başka ortamlarda Doğu Perinçek'i savunmuşumdur, Doğan Avcıoğlu ve Korkut Boratav gibileri daima tavsiye etmişimdir, okurum ve okuturum ve mümkün olduğunca savunurum. Bence ortadaki Türkiye'yi ve Türkler'i sevmeyen Sosyalist ve Komünistler olabileceği gerçeğini göremeyen ve vatanını seven Sosyalistler'le Türkiye'den nefret eden buna da Sosyalizm'i paravan eden kişileri göremeyen sizin gibi zihniyetlerde.
Be akılsızlar sosyalizm mi kalmış diyeceğim bu onlara iltifat olur, çünkü sosyalistler kolay hedef, hiç gücü olmayan toplasan %1 bile etmeyen bir grup, ama bu sahtekar korkaklar gerçek düşmana, gerçekten vatana zarar verenlere karşı çıkmazlar varsa yoksa kürtlerle, sosyalistler.
Ben ne Sosyalizm'e ne Milliyetçiliğe girerim şimdi. Önemli olan vatanını sevmektir, benim önceliğim budur. Ayrımım vatanını sevenler ve sevmeyenler noktasındadır, bir de üçüncü grup olarak sevdiğini sanan ama farkında olmadan düşmanlık eden ahmaklar grubunu koyuyorum bundan sonra bu ayrıma. Vatanını seven bir Sosyalistle, mesela Öncü Genç'le ayrımımız teferruattır, kendi içimizde tartışıp en iyi politikaları bulabiliriz ama "yok Türkiye kakadır, TSK şerefsizdir, Türk devleti namussuzdur, Türkler ırkçıdır" türünden zırvalar sayıklayan kişilerle bırakın tartışmayı aynı kaptan su bile içmem. Bu konularda Atatürk'ün sözü şiarımdır "mevzu-u bahis vatansa gerisi teferruattır", bugün Türkiye tehdid altındadır, karşımızda da sahte milliyetçiler, sahte Sosyalistler, AB-ABD'ci liberaller, satılık İslamcılar vb. vardır. Yani özünde mesele Türkiye'yi sevenler ve sevmeyenler arasındadır. Ha bir de üçüncü grup olan sevdiğini sanıp farkında olmadan düşmanlık eden ahmaklar grubunu eklemiştim. Onlar da yukarıda saydığım Türkiye düşmanlarının değirmenine su taşıyıp vaktimizi ziyan etmekten başka bir işe yaramıyor.
kandahar
05-08-2008, 00:08
Ugur Mumcu öldürülüyor, Hedef (müslüman olan ) Iran Hükümetleri gösteriliyor :)
Iranin isi gücü yok Ugur Mumcu ile ugrascak .....Adamlar ATOM BOMBASI yapmak ile mesgul..Dünya Siyonizmine ve onun Hamisi ABD'ye Meydan okumak ile mesgul ....Ugur Mumcu'ya harcayacak zamanlari yok....
Turan Dursun öldürüldüğünde de İran'da kutlamalar yapılmıştı. Ayrıca burada atom bombası yaptığını açıklamanız iyi olmadı ABD'nin İran'a saldırı için dayanağı da budur. Demek ki İran'a saldırılabilmesi için ortada haklı bir neden var size göre. Bu arada gene o İran hükümeti Salman Rüşdi'nin başı için de ödül koymuştu.
ABD, Iran Atombombasi yapiyor diye mi saldiracak ?
Yoksa Dünya Petrollerinin %60'nin gectigi Hürmüz Bogazini Kontrol altina almak icin mi saldiracak ?
Eger Atombombalarindan arinmis bir Ortadogu istiyorsak, ki bu istenmeli , ise ilk önce Siyonist Rejimin elindeki Atom bombalarindan arindirilmasindan baslanmali......
Iste Ergenekoncu yapilanma kendi ic siyasetinin sorunlarinin sorumlularini daima IRAN'dan göstermesinin ne kadar basarili bir is yaptigini sizin bu durusunuzdan tekrar ögrenmis olduk.
Degerli Aydoe
bu Saldiriyi yapan Avukat yobaz seriatci müslüman olur.....kendi deger yargilarina küfür edildigini ileri sürerek bir eylem yapmis olabilir....ama gercek su ki , o saldirinin yapildigi gün, saldiriyi yaparken "ALLA HU EKBER" ve buna benzer nidalarinin atmadigi , ama o oda icinde olmayan bir Danistay üyesi tarafindan böyle birseyin bu tarz'da yapilmis oldugu söylenmesidir. Bunu o günün sözüm ona vatansever-betonist cumhuriyetci gazeteleri sayfa sayfa haber yapti " Dinci Terör saldirisi" gibi basliklar altinda, burada hic bir art niyet görülmüyor mu ? bunlar gayet normal mi ?
kandahar
05-08-2008, 16:03
ABD, Iran Atombombasi yapiyor diye mi saldiracak ?
Ben ABD İran'a atom bombası yaptığı için saldıracak demedim. ABD'nin bahanesi budur dedim. Bu bahane inandırıcı da olabiliyor, çünkü ben aksini düşünsem de İran atom bombasını yaptığı gün sağa sola atacakmış bir izlenim yaratıyor. Ayrıca İran bunu sürekli reddederken sizin ABD'ye muhalefet yapayım derken ABD'nin değirmenine su taşımanızı gülünç bulduğum için o noktaya parmak bastım.
Yoksa Dünya Petrollerinin %60'nin gectigi Hürmüz Bogazini Kontrol altina almak icin mi saldiracak ?
Petrol meselesi Yahudi entelektüellerin saptırmasıdır. Bütün aydın geçinenlerimizle birlikte yarı aydınlarımız da bu fikri hemen kapıverdi. Irak'ın yıkılması petrol şirketlerinin işine gelmez, ABD de Irak'ı işgal etmekle birden bire oradaki petrolleri bedavaya ABD'ye transfer etmiş olmuyor. Ayrıca "Hürmüz Boğazını kontrol etmek" ne demek açıklarsanız sevinirim.
Eger Atombombalarindan arinmis bir Ortadogu istiyorsak, ki bu istenmeli , ise ilk önce Siyonist Rejimin elindeki Atom bombalarindan arindirilmasindan baslanmali......
İsrail elindeki atom bombalarını bırakamaz çünkü sürekli tehdit altındadır. Ortadoğu kurnazlığıyla böyle diyorsunuz ama bunu sizden çok daha köklü Ortadoğulular olan Yahudiler yutmaz. Bence bizim de elimizde nükleer silah olmalıdır.
Iste Ergenekoncu yapilanma kendi ic siyasetinin sorunlarinin sorumlularini daima IRAN'dan göstermesinin ne kadar basarili bir is yaptigini sizin bu durusunuzdan tekrar ögrenmis olduk.
Bu Ergenekon'unuz kabak tadı verdi. Forumlarda bile milleti Ergenekonculuk'la suçlamaya kalkışacak kadar fantastikleştiniz. Böyle devam ederseniz X-Men Mutant Academy'e girmeniz yakındır sayın İnvi. Siz İran niye Uğur Mumcu'yla uğraşsın dediniz, ben de Turan Dursun öldüğünde niçin kutlamalar yaptıklarını, Salman Rüşdi'nin başına niçin ödül koyduklarını hatırlattım. Kaldı ki bu da Uğur Mumcu'yu İranlılar öldürmüştür anlamına gelmez.
bu Saldiriyi yapan Avukat yobaz seriatci müslüman olur.....kendi deger yargilarina küfür edildigini ileri sürerek bir eylem yapmis olabilir....ama gercek su ki , o saldirinin yapildigi gün, saldiriyi yaparken "ALLA HU EKBER" ve buna benzer nidalarinin atmadigi , ama o oda icinde olmayan bir Danistay üyesi tarafindan böyle birseyin bu tarz'da yapilmis oldugu söylenmesidir. Bunu o günün sözüm ona vatansever-betonist cumhuriyetci gazeteleri sayfa sayfa haber yapti " Dinci Terör saldirisi" gibi basliklar altinda, burada hic bir art niyet görülmüyor mu ? bunlar gayet normal mi ?
Vakit Gazetesi sizin zihniyetinizin gazetesi. Vakit defalarca şahsın babasıyla röportaj yaptı ve defalarca bunun türbanla ilgili olduğunu haber yaptı. Cumhuriyetçi gazeteler değil, bunu haber yapan bizzat Vakit gazetesidir. Bu arada şahıs Allahuekber nidaları attıysa bunu herhalde içinden atmamıştır değil mi? "Ne haykırışlarım var ne isyanlarım, yüreğimde bir bilsen" diyen şair ruhlu bir insan değilse bu dostumuz, oda içinde de Allahuekber nidası atsa bunu oda içinde olmayan kişiler de rahatlıkla duyabilir.
" Dinci Terör saldirisi" gibi basliklar altinda, burada hic bir art niyet görülmüyor mu ? bunlar gayet normal mi ?
Evet son derece normal,saldırı dinle beyni yıkanmış bir şahsın,laikliğe ,onun temsilcilerine ve Cumhuriyete saldırısıdır.
Televizyonda kendi kulaklarımla duydum şeriatı ilan edin diye bağırıyordu .
"Ben şeriatın ilan edilmesini istiyorum. Genelkurmay, şeriatın önüne geçmeye çalışmasın. Çok kan dökülür. Ben buradan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan Türkiye'de şeriatı ilan etmelerini talep ediyorum. Diğer sanıklar suçsuzdur. Bu olayla hiçbir alakaları yok."A. Arslan
http://www.milliyet.com.tr/2008/02/14/guncel/axgun02.html
http://img.blogcu.com/uploads/geograpy_hurmuz.jpg
Bu başlıktaki sosyalistler ile ilgili tartışmalar ayıklanarak
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=7096
başlıgına taşınmıştır. Başlıgın içeriginde kalarak, diger tartışmaları ilgili başlıkta devam edelim.
saygılarımla
Ergenekon davasında taraf olan Taraf'ın tarafsızlıgı ve ilginç bir sansür. Gelişmeleri taraftan takip edenlerin dikkatine, bir de bu konunun takipçilerinin başında gelen gazetenin darbeler anlayışı üzerine :
TARAF, EZİLENLERİN SOSYALİST PLATFORMU TARAFINDAN VERİLEN İLANA SANSÜR MÜ UYGULADI?
05.08.2008 15:26:00
Ezilenlerin Sosyalist Platformu, BirGün ve Taraf'a ilan verdi. Ancak Taraf'ta yayınlanan ilanda fotoğraf değiştirilmişti. İşte BirGün ve Taraf'ta yayınlanan o ilanlar...
http://www.medyatava.com/haberimages/05082008152649.jpg
http://www.medyatava.com/haberimages/05082008152724.jpg
“Bize güç verin onlara diz çöktürelim” ilanında Kenan Evren’li kolaj Taraf’ın “demokratlığına” takıldı...
Birgün'de yayınlanan ilanda Kenan Evren ve pek çok 'Türk büyüğünün' portresini görüyoruz. Taraf'ın ilanında portreler Susurluk Mercedes'ine ve Şemdinli tabelasına dönüşüyor. Daha önce de gazetelerde yayınlanan Arçelik ilanını... Milli Gazete etek boyunu uzatarak yayınlamıştı...
Bu aralar öyle şeyler oluyor ki memlekette, insan kime ne diyeceğini, nerede duracağını, kime inanacağını şaşırıyor. Ortalık böylesine toz duman iken, servis edilen sahte/gerçek belgeler havada uçuşur, iddia ve ithamdan geçilmezken, birileri “ölümüne demokrat” edasıyla ortalarda salınıp, herkese demokrasi ve özgürlük “ayarı” verirken, bir de bakıyorsun ufacık bir detay ezberleri bozuveriyor. Hem de hiç beklenmeyen bir anda, beklenmeyen bir biçimde…
2 Ağustos Cumartesi gününden beri Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP), Taraf ve BirGün gazetelerine ilan veriyor. Bu ilanlarda, 6-7 Eylül olaylarından Hrant Dink cinayetine, Gazi Mahallesi’nden Şemdinli’ye, 1 Mayıs 1977’den Güngören bombalamasına kadar pek çok olayın kontrgerilla tarafından gerçekleştirildiği belirtilip, farklı isimlerle (İttihat ve Terakki, JİTEM, Özel Harp Dairesi ve TİT) anılan bu organizasyonun “sistematik bir suç imparatorluğu” olduğu ifade ediliyor.
İlanın üst kısmında, metni tamamlayan bir fotoğraf kolajı dikkat çekiyor. En önde Kenan Evren, Mehmet Ağar, Hurşit Tolon, Tansu Çiller gibi isimlerin yer aldığı, Şevket Kazan, Yaşar Büyükanıt, Korkut Eken, Veli Küçük, Yeşil gibi portrelerle tamamlanan bu kolajın üstünde “Bize güç verin, onlara diz çöktürelim” ve altında “Savaş suçluları mahkemesi kurulsun, kirli savaş baronları yargılansın” yazıyor. Ne kadar çarpıcı değil mi? Ama maalesef Taraf Gazetesi’nden birileri bizim gibi düşünmüyor, okurların ilanı bu şekilde görmesini sakıncalı buluyor.
Taraf’ta yayınlanan ilanda, kolajın olduğu yere, Susurluk’ta kaza yapan Mercedes marka otomobilin ve Şemdinli olayının fotoğrafı konmuş. Başlıklar ve metin ise aynen duruyor. Bunun üzerine işkillenip, bir ESP temsilcisi ile telefonda görüştüm. “Maalesef Taraf orijinal ilanı basmak istemedi” dedi.
Şimdi insan “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demez mi. Bu durumu açıklayabilmek mümkün mü? “Ergenekoncular”ın fotoğraflarını her gün koca koca basan Taraf, bu ilandan neden rahatsız olur? Kenan Evren üzülmesin diye mi? Yaşar Büyükanıt görevde olduğu için mi? Tansu Çiller ya da Mehmet Ağar’a duyulan derin saygıdan mı?
Madem ilan hoşunuza gitmiyor, niye eğip bükmek pahasına yayınlıyorsunuz? Bu tutumun, hem Arçelik’i bir reklamveren olarak kaybetmek istemeyen hem de Anneler Günü reklamında photoshop ile temsili annelerin etek boylarını, bluz kollarını uzatan Milli Gazete anlayışından farkı var mı?
Solculara, “Ergenekon meselesinde taraf olmayı” öğütlerken mangalda kül bırakmayan arkadaşlar, ortaya Kenan Paşa’nın resmi gelince “bizim okuyucu henüz buna hazır değil” mi diyorlar acaba? Yoksa Taraf okuyucularını ESP’nin “yıkıcı bölücü” faaliyetlerinden mi koruyor? Yoksa yoksa “Demokratlık da bir yere kadar mı?..”
ESP temsilcisi ile konuşmamın ardından elbette Taraf Gazetesi’ni de aradım. Taraf’ın ilan servisinde cevap verecek “yetkili” bir kişi yoktu. Bana döneceklerini söylediler. Telefonumu aldılar, henüz ses seda yok.
Mustafa Kuleli/ www.medyakronik.com (http://www.medyakronik.com/)
</B>
İlginç bir söyleşi :
http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=siyaset&ArticleID=975257&Date=06.08.2008&b=Hasan%20Özdemir%20ve%20Erol%20Çakır%20gerçekleri %20biliyor&ver=07
saygılarımla
yucemanitu
07-08-2008, 04:10
Anlayamadığım nokta Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınanlar ve şu an artık "zanlı" da değil "sanık" olanlar darbe yapmadı. Suçlamaları doğru kabul etsek bile (doğru olup olmadığını da şu an kesin olarak bilemeyiz) darbe planladıkları iddia ediliyor ve adamlar yargılanıyor. Oysa darbe yapan biri yıllarca elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Darbe planlamak suç yapmak suç değil galiba.
CNN Türk 'teki bir tv programına Taraf adına katılan bir gazeteci de "Biz demokrasiye tarafız" demişti, görünen o ki Taraf çok demokratmış.
Takke düştü kel göründü..
Ahmet altan'ın fettullah amcasından gelen harçlığını riske atmak istemediği çok açık..
Deniz Som 13.08.08 Cumhuriyet
Fıkra değil
GENELKURMAY Başkanlığı’ndan devşirilmiş emekli orgeneral bir cumhurbaşkanımız vardı: Cevdet Sunay. 68 kuşağının cumhurbaşkanıydı. 1966’dan 1973’e kadar devletin en tepesindeydi.
O yıllarda bugünkü gibi beyazları daha beyaz yapan çamaşır yıkama kimyasalları yoktu; çamaşırları kar gibi beyazlatan çivitler vardı. En ünlüsü de Öküzbaş’tı.
Cevdet Sunay’a “çivit marka” denirdi. Hatta “çivit” demek bile sözün adresini bulması için yeterliydi!
Kemal Öncü söze girmek için nedense o bildik eski fıkrayı anımsatıyor:
“Adamın biri Sunay’a öküz dediği için yargılanıp mahkûm olmuş. Ama hakaretten değil, devlet sırrını açığa vurmaktan.”
Kemal Öncü’ye “Bu fıkra nereden çıktı” diye sorunca da bugüne dönüyor:
“Bu fıkrayı neden mi anımsadım? Ergün Poyraz bir kitap yazmış: Musa’nın Çocukları.
İşte kitabın tanıtım yazısından kısa bir bölüm:
‘Tayyip ve AKP’nin İsrail, ABD ve İngiliz büyükelçi ve istihbarat örgütlerinin desteğinde nasıl gelişip serpildiğini görecek, TBMM’de yine bu ülkelerin lehine sergiledikleri faaliyetlerini okuyacaksınız.
Tayyip’in Amerikan vatandaşlığı yanında, Arap kökenli olarak tanıttığı eşinin Arap değil, Yahudi soyundan geldiğini ibretle izleyeceksiniz. Keza kendinin de Musa’nın soyundan geldiğini... Kitapta Tayyip’in Yasin El Kadı, Usame Bin Laden ilişkilerini bulacaksınız. Tayyip’in mal varlığındaki inanılmaz artışlarla, belediye başkan maaşının yanında, belediye şirketlerinden huzur hakkı adı altında aldığı paraları göreceksiniz. Tayyip’in belediye başkanlığı döneminde yapılanması hızlanan ‘geleceğin başbakanı ve cihat hazırlığının’ TBMM’de geldiği son safhalara tanık olacaksınız.’
Biliyorsunuz Ergün Poyraz Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı ve yaklaşık 13 aydır tutuklu.
İşte bu da soruşturma savcısının iddianamede Ergün Poyraz’a yüklediği suç:
‘Açıklanması yasak belgeleri temin etmek, açıklanması yasak belgeleri açıklamak, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri çalmak, bulundurmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek.’
Fıkra gibi değil mi? Hayır değil, gerçek!”
300 Aydının bildirgesi :
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=51869
saygılarımla
Bu makaleyi okumanızı öneririm:
http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7797
'Ergenekoncu...'
ERGENEKON iddianamesinde Sabah Gazetesi'nde çalıştığı yazılı olan bizim sevgili Enis Berberoğlu'na dün sordum:
"Sen Sabah'ta çalışmışsındır..."
Yemin etti:
"Bir saat bile çalışmadım..."
Olsun...
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9673587&yazarid=2
Bekir COŞKUN
16 Ağustos 2008
Nazlı Ilıcak kadar Ergenekon'u kafa bulandırmadan anlatan bir yazarımız yok(!)
Şimdi hep beraber Ilıcak'ın dediklerine kulak verelim;
"Bir soru: Ergenekon Kontrgerilla mı? Kontrgerilla'nın içinde ABD yok mu? ABD komünistlere ve hatta sola karşı bu yöntemi hem 12 Mart'ta, hem de 12 Eylül'de kullandı." (Sabah, 25 Ağustos 2008) Ilıcak'ın ilk saptaması: Evet ABD'nin içinde olduğu bir Kontgerilla var.
Devam edecek olursak,
"Ergenekon'un hedefi Türkiye'yi ABD ve AB'den koparıp, Rusya çizgisine çekmekti. Laiklik mitinglerini hatırlayınız. 'Ne ABD, ne AB tam bağımsız Türkiye' demiyorlar mıydı?"
Anlaşılan yazarımıza göre tam bağımsız Türkiye'nin olmazsa olmaz koşulu Rusya çizgisine gelmek. Bu da ilginç bir tespi elbet ama burada çıkarılacak bir başka anlam var. Yani yukarıdaki bölümden sonra yaptığı ikinci saptaması şu: Ergenekon, ABD'nin örgütlediği Kontrgerilla değil.
Allah Allah!
Eee, ne oldu bizim eski Gladyo'ya?
Bu soruya Fethullahçı-İkinci Cumhuriyetçi bazı liboşların verdiği yanıt şu:
"O diğer ülkelerde olduğu gibi tasfiye edildi."
Ne ara oldu bu iş acaba?
Ergenekon bu kadar gürültü koparttığına göre bundan da az biraz ses beklemek hakkımız öyle değil mi?
Ama bahsettiğimiz cenahın büyük bir çoğunluğu da lafa şöyle giriyo:
"Avrupa ülkelerinde tasfiye edilip de, Türkiye'de yerinde duran Gladyo..."
Bak şimdi!
Gladyo acaba gerçekten nerede?
Ergenekon tertibini yapanların adreste olmasın?
Saygılar
Ergenokon,devlet yapısının yenilenmesidir. Yeni ile eski arasında yürüyen devletin ele geçirilmesinin kendisidir. Buna bulunan isim ise Ergenokondur.
Birincisi, Bir yanda Fethullahçı, dinci kesim diğer yanda ise kendilerini ' kemalist' ' ulusalcı'.. olarak niteyen kesim arasındaki bir kavgadır. Bu kesim daha çok kendisini. Veli Küçük etrafında ifade eden, susurluktan beri bilinen devlet içinde örgütlü ülkücü, mafia, naylon ulusalcı kesimdir. İkincisi, Dinci hükümet bu operasyonla birlikte kendisine muhalif çevrelerede yönelmiştir..Perinçek, İlhan Selçuk gibi..
Türkiyenin, bölünmesi ulus devletin asılması amaçlı bu operasyon yalnızca ülke kaynaklı değil, uluslarasıdır. ABD nin bölerek yönetme politikası tek başına iktidar ile sınırlı değildir. Bu sınırlar içerisinde neo con 'cu naylon ulusalcılar, sözde milliyetçiler, 2. cumhuriyetçiler de bulunuyor.
Özetle, bu dava dış kaynaklıdır. Devlet içerisindeki ajan pravokörlerin planlı işleri ile yeni dinci yapınının ve ABD kaynaklı ılımlı İslamın yerleşmesi ve tüm olarak egemen kılınması amacına yöneliktir. Yıpranmış, bir işe yaramayan, yeteri kadar kullanılmış yapının tasfiye edilmesidir. Eski yapı kullanılmış, görevini yerine getirmiştir.
Ergenokon davası karşısında olup olmamakta bu operasyonun amaçları içerisinde ön görülen bir kurgudur. Taraf olmak, ya Dincilerin yanına itilmek yada devlet içerisindeki çetelerin yanına savrulmaktır. İktidar karşısında muhalefet olanlarında bu dava içerisine katılmasına karşı çıkmak ile bu davanın ortaya çıkardığı kimi gerçekleri görmemek birbirine karıştırılmamalıdır.
Saygılar.
tarafın tarafsızlığını bu gazateyi ve yazarlarını takip eden herkes bence anlamıştır taraftaki yeşil kadar tarafsızdır....
çakırcalı
04-09-2008, 14:21
Arkadaşlar, Fatih Ürek de Ergenekon davasına dahil olmuş, üstelik azılı işkenceci olarak. Topluma mal olmuş (ben "a" üzerindeki uzatma ve yumuşatma işaretini kullanamıyorum konuşurken) bir sanatçının (yılan dans sanatıyla meşhurdur malumunuz) böyle bir davada adının kirletilmesini kınıyorum ve bu muhterem bestekar ve güftekarımızın o ünlü vecisesiyle "Çüş yani" diyorum.
Ajda Pekkan, Kadir İnanır da geçiyordu ergenekoncular arasında :D
Eruygur'un durumu ağır
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu yargılanan Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, geçirdiği beyin kanaması sonucu hastaneye kaldırıldı. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nin Beyin ve Sinir Cerrahisi'nde tedavi altına alınan Eruygur'un sağlık durumunun ağırlaştığı bildirildi.
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=5424
Ergenekon tutuklusu emekli Org.Şener Eruygur, mahkeme kararıyla tahliye edilecek. Geçirdiği beyin kanaması nedeniyle hastanede tedavisi devam eden Eruygur taburcu olduktan sonra cezaevinden tahliye olacak.
Terör örgütü Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ve Kandıra F Tipi Cezaevi'nde bulunduğu sırada düşerek beyin kanaması geçiren Şener Eruygur'un tutukluluk halinin kaldırılmasına karar verildi. Re'sen yapılan başvuru üzerine nöbetçi 9. Ağır Ceza Mahkemesi değerlendirmesini yaparak kararını verdi.
Sitenin okuyucu yorumlarını okumanızı tavsiye ederim:)
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=98890&cat=110&dt=2008/09/21
prometheus4517
22-09-2008, 10:47
Mehmet Bedri Gültekin'den Alıntıdır:
18 Eylül günü birbiriyle ilişkili, çok önemli iki olay meydana geldi. Daha doğrusu biri meydana geldi, diğer olaydan ise haberdar olduk
Haberdar olduğumuz olay Frankfurt’ta sonuçlanan ve Alman yargı çevrelerinin “tarihimizdeki en büyük yolsuzluk olayı” dedikleri “Deniz Feneri e.V.” davasının mahkumiyetle sonuçlandığı süreçte, Türkiye’deki Kanal 7’nin 14.6 milyon YTL olan sermayesini 403 bin YTL’ye indirmesidir.
Bu durumda 14.2 milyon YTL şirket sermayesi ortaklara dağıtılacak. Uzmanlar, Sermaye İndirimi Kararı Ağustos ayı içinde alındığı için, muhtemelen avans adı altında, yasal bakımdan gereken iki aylık süre beklenmeden, paranın dağıtımının yapılabileceğini belirtiyorlar.
Bu durumda şirketteki payları göz önüne alınarak sermaye indiriminden Zekeriya Karaman’ın 5.1 milyon YTL, Mustafa Çelik’in 3.5 milyon YTL, İsmail Karaman ve Ahmet Hüküm’ün de yaklaşık 2.8 milyon YTL alması gerekiyor.
Gazeteci Sebahattin Önkibar’ın tanıklığı ile, kuruluşunu bizzat Recep Tayip Erdoğan’ın gerçekleştirdiğini bildiğimiz Kanal 7 televizyonu bu operasyonu neden yaptı?
Çünkü Şirket yöneticileri Almanya’daki yargılamada Firdevsi Ermiş’le birlikte bazı sanıkların samimi itirafta bulunduklarını, Kanal 7’e vatandaşın bağış paralarının aktarıldığının açığa çıktığını ve yargılamada sıranın kendilerine geleceğini öğrendiler. Ve kendilerince tedbir aldılar.
Tıpkı kapanacağını gören Refah Partisi’nin trilyonluk hazine yardımını sahte belgelerle harcanmış gibi göstererek üzerine konmak istemesi gibi.
Recep Tayip Erdoğan’ın yakın akrabası ve dava arkadaşı Zekeriya Karaman da Almanya’daki Deniz Feneri aracılığı ile vatandaşlardan muhtaçlara dağıtılmak üzere toplanan ve Kanal 7’e aktarıldığı kesinleşen paranın elden gitmemesi için 14 Milyon YTL’yi kendi şahsi hesaplarına geçirmiş bulunuyor.
GÜNDEM DEĞİŞTİRMEK
Zekeriya Karaman ve arkadaşları bu şekilde söz konusu paranın üzerine konabilirler mi bilemeyiz. Ama ucu Tayyip Erdoğan’a ve AKP’ye dayanmış olan Deniz Feneri ve diğer yolsuzluk (Şaban Dişli vb.) olaylarının yıkıcı sonuçlarının bu gibi tedbirlerle önlenemeyeceği gün gibi açık.
Bütün toplum şimdi Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın arkadaşlarının bir “Organize Suç Örgütü” oluşturarak ve halkın dini duygularını istismar ederek Almanya’da yurttaşlarımızın milyonlarca Euro’luk parasını nasıl iç ettiklerini konuşuyor.
Bu gündemin, acilen değiştirilmesi gerekiyor(!) Derken 18 Eylül günü yukarda sözünü ettiğimiz “ikinci olay” meydana geldi. “Ergenekon tertibinde 8. dalga” gerçekleştirildi. Aralarında 6 asker ile birlikte magazin dünyasının yakından tanıdığı bazı isimlerin de olduğu 19 kişi gözaltına alındı.
O günün internet siteleri olayı flaş haber olarak duyurdular. Televizyonlar, akşam haberlerinin baş sırasına oturttular. Ve ertesi gün tahmin edilen manşetlerle çıktı bazı gazeteler.
Ergenekon Tertibi’nin ne olduğu bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı. Fehmi Koru, Nazlı Ilıcak ve Engin Ardıç’ın deyişiyle Amerika; Asya’nın büyük güçleriyle girdiği hâkimiyet savaşında, Türkiye’nin saf değiştirme ihtimaline karşı tedbir almaktadır.
Kısacası Amerika, Türkiye’yi kendisine daha sıkı bağlamak için muhtemel bir Avrasyacı yönelimi gerçekleştirebilecek kuvvetlere karşı “operasyon” yapmaktadır. 1997 yılında stratejik konseptini değiştirerek İrtica’yı birinci tehdit olarak belirleyen, 2001 ve 2002 yıllarında en üst düzeydeki komutanlarının ağzından, Avrasya seçeneğini dillendiren TSK ile; Türkiye için Avrasya seçeneğini kapsamlı bir şekilde programlaştıran İşçi Partisi; bundan dolayı Amerikan operasyonunun doğal olarak en başında yer aldılar.
Son operasyon ise ABD’nin Türkiye’ye ilişkin stratejik çıkarları ile AKP’nin iktidarını korumak ve yıkılmayı önlemek için ihtiyaç duyduğu tedbirlerin çakıştığını bir kez daha gösterdi.
NE AMAÇLANIYOR?
1 Temmuz tutuklamaları hariç daha önceki bütün tutuklamalar gibi ayın 20’si civarına denk getirilen son gözaltı dalgası ile şunların amaçlandığı görülmektedir.
1. Deniz Feneri olayı ile belirlenen ve AKP’yi büyük zorluklar içine iten gündem değiştirilmek isteniyor.
2. Bir Harb Okulu öğrencisinin ve beş teğmenin gözaltına alınması, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Eylül ayı başında kurum adına Kandıra Cezaevine yaptığı ziyarete, karşı güçlerin bir yanıtı olarak değerlendirilebilir.
3. Magazin dünyasında adı sıkça geçen bir takım isimlerin operasyonun hedefi içine alınmasında ise iki amacın güdüldüğü anlaşılıyor. Birincisi İşçi Partisi ve TSK gibi iki saygın kurumun adını halk içinde hiç de iyi karşılanmayacak isimlerle birlikte telaffuz ederek, bu kurumların itibarını düşürmek.. İkincisi toplumun her kesimine; “o da alınıyorsa ben de alınabilirim” korkusunu yaymak.
4. Ergenekon tertibini ne olursa olsun sonuna kadar götürerek hedefteki kurum ve Partileri tamamen etkisiz hale getirme planlarında hiçbir gerileme olmadığını göstermek.
Evdeki hesap bu: Bu hesabın çarşıya uyup uymadığını çok yakında göreceğiz.
Ergenekon'da gözaltılar sürüyor
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=6630
Böyle saçma sapan bir soruşturma dünya hukuk sisteminde görülmemiştir.
Savcı iddanameyi açıklamış,yargılama süreci başlatılmıyor,15 aydır suçlu olup olmadığı belirsiz insanlar cezaevinde ve asparagas haberlere ve telefon dinlemelere bağlı keyfi tutuklamalar devam ediyor.Böyle birşey dünyanın hiç bir ülkesinde yaşanmamıştır.
1980 askeri darbesinde bile hiçbir davada yargılama süreci, bu kadar geciktirilmemiştir.
Ergenekon'u hiç bitirmeyecekler,dinci oligarşi var olduğu müddetçe Ergenekon bir korku ,muhalefeti sindirme ve yok etme aracı olarak kullanılmaya devam edecek.
prometheus4517
23-09-2008, 13:55
halk halk olsa gider vatan evlatlarını satılmış piyonların ajanların elinden kurtarır.
halk halk olsa gider vatan evlatlarını satılmış piyonların ajanların elinden kurtarır.
12 Eylül'de silahlarınızı verin ve teslim olun çağrılarına yanıt olarak güvenlik kurumlarının önünde kuyruk oluşturan, bugün git yarın gel yapılan bir halk ergenekona mı tepki gösterecek?
İnsanlar, kahvehanelerde memleket kurtarmaktan öte bir mücadele vermezlerse sonuç başka bir şey olamaz zaten.
Saygılar
prometheus4517
23-09-2008, 17:09
işte işin kötü tarafı çözüm ne olacak herkes çözümü bekliyor ama şu an ufukta birşey görünmüyor.
Bahsettiginiz gibi bir tepkiyi taraf olarakmı verecegiz yoksa evrensel insanın dedigi olayın dışına cıkıp notr olarakmı yorumlayacagız burda böyle degil bu durum sebebi nedir acaba:confused:
evrensel-insan
23-09-2008, 19:29
Saygideger arkadaslar;
Bugun de, Tuncay Ozkan-eski kanalturk sahibi ve biz kac kisiyiz'in kurucularindan ve biz tv'nin yeni kurucusu-dahil; 16 kisi daha goz altina alinmis.
Eski goz altina alinanlardan, tiyatro sanatcisi, Nurseli Idiz'in serbest birakilmasindan sonra; N.Idiz'in; icerde gecirdigi dort gunu, dun U. Dundar'in Star haberine katilarak anlatmasi ve anlatiminin icerigi, bana ilk defa bir kisinin, bu tutuklamadan "sikayetci olmadigi", izlenimini verdi.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
23-09-2008, 19:50
Saygideger meas;
Dikkat edilirse, tutuklananlar, genelde Ataturk ve onun ilke ve devrimlerini savunanlar. Ustelik, Ergenekon; tarihsel mitolojide, Turk kavminin yeniden dogusunun adi. Bu iki durum gozonune alindiginda; Sorusturmanin ismi-ki Turkluge yonelik- ve tutuklananlarin dusunce ve davranislari-ki Ataturk'e yonelik-Ister istemez, yazarlari bu acidan bakiyor kilabilir.
Bu da dogaldir, cunku duygusal temelde; hem Turkluk, hem de Ataturk; daha dune kadar birer tabuydu ve hic bir elestiriye acik degildi. Simdi ise savunanlar
"darbecilikle" ustelik te "terorizmle" bir "kefeye konuyor" gozukuyorlar. Dolayisiyle, 85 yillik bir yerlesmisligin-ki Turkluk acisindan, her zaman var olan milli duygunun-duygusunu birakip-ki toplumumuz mantiktan ziyade, genelde konulara duygusal yanasir-konuyu notr algilamak ve disaridan bakmak, kolay olmasa gerek.
Ustelik, iktidarda olanin, islam kokenini ve orta dogudaki, BOP projesi es baskanligini ve bu projenin "ilimli islam" projesini de goz onune getirirsek; iktidarin da, bu sorusturmayla, nasil bir korku felsefesini topluma yerlestirmeye calistigini ve ileride arzuladigi bir Turkiye'de nasil bir toplum istedigini-ki cemaat- da gorebiliriz.
Tabi, birde; bu tip tutuklamalarin, "demokratik" bir duzende olamayacagini; ancak, "tek sesliligi" saglama temelli bir rejimde-ki bu gunumuzde fasizan bir duzen olarak algilanir- olabilecegi de aciktir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
hem Turkluk, hem de Ataturk; daha dune kadar birer tabuydu ve hic bir elestiriye acik degildi. Simdi ise savunanlar
"darbecilikle" ustelik te "terorizmle" bir "kefeye konuyor" gozukuyorlar. Dolayisiyle, 85 yillik bir yerlesmisligin-ki Turkluk acisindan, her zaman var olan milli duygunun-duygusunu birakip-ki toplumumuz mantiktan ziyade, genelde konulara duygusal yanasir-konuyu notr algilamak ve disaridan bakmak, kolay olmasa gerek.
cevap buydu diyesim geliyor... lakin yukarda yazdıgın turkluk ve ataturk tabusunun arkasında pekala ki bir çok şey yapılmış olabilir ve kendi tahminim ile okuduklarımdan söylemem gerekirse bunların mutlaka derin devlet denen ataturkle veya turklukle alakası olmayan bir illegal yapılaşması vardır.
Not: Bu benim tamamıyle akp desteklemem anlamına gelmesin lütfen...
kafasikarisik
24-09-2008, 17:05
Dişlerini odunla fırçalamayı sünnet, saçının kılının gözükmesini cehennemlik günah sayan bir zihniyet elbette her söylenen şeye inanacaktır. Bunda tuhaf bişey yok. Asıl tuhaf olan biraz mürekkep yalamış, yakın tarih okumuş hele sol ideolojinin biraz kıyısından geçmiş birinin sadece tutuklama şekli ve tutukluluk sürelerine bakarak kardeşim bu resmen faşizmdir demesi gerekirken, bu yetmez şunu da tutuklamak lazım diye ortaya çıkıp sonrada en solcu benim ayağına yatması.
Lütfen uyanalım biraz, faşizm bir milletin kanına böyle girer. Önce masum yasaklar başlar. Masum şeyleri kullanırlar. Çocukları korumak, halk sağlığını korumak vs. Herkes doğru der yasaklanmalı bu. Giderek yasak ve suç kapsamı genişler. Bir de bakmışsınız ki; internetin yarısı yasaklı, TV ekranının yarısı buzlu, alkol içmek için neredeyse bir tek köprü altları kalmış. Sizin özgürlüğünüz için mücadele edenlerde hapistedir zaten artık sesini çıkaracak kimse kalmamıştır.
Ergenekonda da aynısı oldu. Önce kimsenin itiraz edemeyeceği kişiler alındı. Herkes oh olsun müstahak bunlara dedi. Kimse katil dahi olsa bir insanın adil yargılanma hakkı olması gerektiğini düşünmedi, zaten kafalarda suçlu idiler. Şimdi çember genişledi ama iş işten geçti.
Nasrettin hocanın evinin önünden elinde koyun ile bir adam geçiyormuş. Hop demiş hoca, o koyunla geçemezsin. Adam şaşırmış? Bu koyunun sana ne zararı var?
Hocanın cevabı;
O koyunu geçirirsem arkadan sürü geçer burası yol olur demiş.
Tek koyun geçtiğinde zaten olay bitmişti. Şimdi sürü geçiyor işte.
Aklı olana bir ironi de şudur;
Dün komünizmle mücadele derneklerinde derin devlet ile omuz omuza çalışanlar şimdi en demokrat ve en derin devlet istemeyükçü oldular. Ne kadar garip?
Hakkaten bazılarının gözleri var görmüyor, kulakları var duymuyor, dilleri var ama konuşmuyor.
Enfeksiyon
28-09-2008, 19:03
Ergenekon dosyası ile beraber ülkede başlayan yeni dönemin farkındayızdır umarım... Devletin CİA destekli soğuk savaş dönemi için yarattığı Derin kadronun emekliye ayrılma yönteminden başka bir şey değildir Ergenekon... Yeni dünya düzeni, soğuk savaş kadrolarının yerine yenilerinin getirilmesini gerekli kılmıştır ve gelecekler için yer açılmak zorundadır...Bir başka deyişle süregelen Devletin bağırsaklarını temizlemesinden başka bir şey değildir... Peki bu işi sessizce temizlemek varken niye bu kadar gürültü koparılmaktadır ? Bu da Türkiye ye biçilen yeni donun uyması için k.çları traşlamaktan başka bir şey değildir... Hazır bir fırsat varken eski kadroları Kemalist Cumhuriyetin yarattığı ucube yapılanma olarak gösterip, sistem yıpratılmakta, diğer yandan da yaratılan kaos ortamında antidemokratik Mc Carthy yöntemleri ile çaktırmadan bir baskı dönemi başlatılmaktadır. Günlük hayatta karşılaştığımız büfeci dövmeler, sitelerimizin kapatılması, hükümet karşıtlarının çamur at izi kalsın türü suçlamalarla bazı yayın organlarında ve bizzat Ergenekon olayında teşhirleri vs vs... Dikkat ettiyseniz başta başbakan olmak üzere iktidar partisi mensuplarının üslupları bile değişti... Başbakan çıkıp alenen bir medya patronuna şantaj yapabiliyor, yardımcısı küfüre varan bir üslupla muhalifleri ve kendi hakkında iddiaları olanları bastırma gayretine girebiliyor... Bunlar küçük gibi görünen ama "Biz işi başka yerden bağladık, artık ne istersek yaparız" psikolojisinin ürünü davranışlar... Çoook uzaklarda ki toplum mühendisleri, ülkemize model olarak ılımlı islam adında ki ucubeyi seçtiler ve bu hükümet bu iş için biçilmiş kaftan...Gerisi biraz kaos, biraz baskıyla gerekli ortamı yaratmak... Örneklerini görmek için ülkemiz ve Dünya siyasi tarihine bir göz atmak yeterli(Bkz.12 Eylül)...
prometheus4517
19-10-2008, 14:44
Türkiye Devrimcilerinin Gladyo’ya karşı 50 yıllık mücadelelerinin tarihi
http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=1405
http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=751304&title=ergenekonun-semdinli-gibi-olmasindan-korkuyorum
AKHENATON
20-10-2008, 15:34
ERGENEKON ;
Kürt-İslamcıların ; Türke operasyonudur.Ama başaramazlar.
Başka Ergenekon’u yazdım kimse üzerine alınmasın!
Ergenekon duruşması başladı. Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan, Ukrayna, Gürcistan gibi renkli devrimlere sahne olan ülkelerde de birer "Ergenekon Davası" olduğunu biliyor muydunuz?
Bu ülkelerde de siyasi parti liderleri, askerler, kanaat önderleri, gazeteciler bir gece sabaha karşı gözaltına alınıp tutuklandı. Ardından yandaş medyanın yayınları başladı: Bunlar darbeci! Sahi, gerçekte bu ülkelerde neler olmuştu? Gelin bir komşu ülkede yaşananlarla başlayalım.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10211356.asp?yazarid=218&gid=61&sz=71165
Soner Yalçın
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=52347
saygılarımla
prometheus4517
09-11-2008, 15:10
Sn. İmhotep'in Soner Yalçın'dan verdiği link, olayı çok güzel özetliyor. Dünya birşeye doğru gidiyor ama neye dpğru ? :D:D:D
AKHENATON
09-11-2008, 15:23
http://img217.imageshack.us/img217/1648/akpafisilu1xc2.jpg (http://imageshack.us)
http://img217.imageshack.us/img217/akpafisilu1xc2.jpg/1/w500.png (http://g.imageshack.us/img217/akpafisilu1xc2.jpg/1/)
prometheus4517
09-11-2008, 19:07
Kişilik bozukluğuyla malul Tuncay Güney’in yalanları
Ergenekon İddianamesine dayanak yapılmıştır.
Ergenekon tertibine dayanak oluşturan Tuncay Güney’in mülakatı iddianameye ekli 442. klasörde açıklandı.
2001 yılında “dolandırıcılık ve sahtecilik” iddialarıyla İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü görevlilerince “yakalanan” ve daha sonra Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne “teslim edilen” Tuncay Güney’le o tarihte mülakat yapılmış, yapılan bu mülakat kamera ile kayıt altına alınmış.
Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü arşiv kayıtlarının tetkikinde önce bu mülakat kaseti bulunamamış, yapılan araştırmalarda söz konusu kasetlerin Fatih C. Başsavcılığı emanet memurluğunda olduğunun öğrenilmesi üzerine mülakat kasetleri temin edilmiş ve yeniden çözümü yaptırılmış.
Bu kaset çözümü incelendiğinde ortaya çıkan sonuçlar şunlardır:
-Tuncay Güney’in, bu soruşturma kapsamında alınmış bir “ifade”si yoktur. Onun için “ifade” değil, “mülakat” denilmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147 vd. maddelerinde, “ ifade ve sorgu usulü” bellidir. Buna uygun olmayan beyanların “ifade” olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Altında beyanda bulunanın imzası dahi olmayan bu açıklamaların hukuki bir değeri yoktur. Soruşturmayı yürüten Emniyet yetkilileri ve C. Savcılarının görevi “ifade almak”tır, “mülakat yapmak” değil. “Mülakat”ı, gazeteciler yapar.
-Soruşturmaya dayanak gösterilen bu mülakat, baştan sona deli saçmasıdır. Öyle ki, Genelkurmay Başkanları İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Necip Torumtay, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, Güven Erkaya, dönemin generalleri Teoman Koman, Rasim Betül, Osman Özbek gibi birçok komutan Ergenekon örgütünün yöneticileri olarak tanıtılmaktadır. Ama ne gariptir ki, Ergenekon örgütü kendi yöneticisi olan Eşref Bitlis’e de suikast düzenlemiştir! Bu örgüt, Türkiye’nin önde gelen siyasetçileri, bilim adamları, gazeteciler ve sanatçılarından mafya liderlerine ve hatta Fethullah Gülen’e kadar uzanan bir yapılanmadır!
-Mülakat yapılan Tuncay Güney, 1972 doğumludur. Mülakat tarihinde 29 yaşındadır. Ama her ne hikmetse, 1976-77’ den bu yana yaşanan tüm olayların içinde, hatta merkezindedir! Mülakatı kurgu roman gibi okuyorsunuz. Ama bir romanda dahi olması gereken asgari tutarlılık göremiyorsunuz. İşte bu nedenledir ki mülakat, yapıldığı 2001 yılında soruşturmaya yetkili mercilerce ciddi bulunmamış ve arşive atılmıştır.
-Mülakat, tutarlılıktan yoksunluğun ötesinde, yalan olduğu sabit açıklamalarla doludur. Örneğin, “Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkıp Kenya’da teslim alınana kadar geçen dönemde, İstanbul’da Apo’nun avukatları ile TSK arasında teslim şartları konusunda yapılan görüşmeleri Perinçek’in yürüttüğü” uydurulmuştur. . . Oysa daha önce de açıkladığımız gibi, bu dönemde Doğu Perinçek, Haymana Cezaevi’nde bulunuyordu.
İşçi Partisi Genel Merkezi: Toros Sokak No: 9 Sıhhiye / Ankara
Telefon: (312) 231 81 11 * Faks: (312) 229 29 94 * e.posta: ip@ip.org.tr – sekreterlik@ip.org.tr * http://www.ip.org.tr
“Eşref Bitlis’i Veli Küçük öldürttü” diyen Tunay Güney, aynı mülakatta bu kez bu haberlerin Veli Küçük ve kendisinin düzenlediği manüplasyon olduğunu söylemektedir. Hatta daha ileri giderek Kaynak Yayınlarından çıkan “Belgelerle-Eşref Bitlis Suikastı” isimli kitabın kendileri tarafından yazıldığını ve Adnan Akfırat’ın imzasıyla yayınlatıldığını ileri sürmektedir. Oysa Kaynak Yayınlarından çıkan bu kitabın ilk baskısı, Kasım 1997’de yapılmıştır. Suikastın üzerinden 4 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra yapılan bu yayın, tümüyle mahkeme kararlarına dayanmaktadır.
Tuncay Güney’in mülakatındaki referanslarından biri Sami Demirkıran’dır. Bu Sami Demirkıran’ın kendisi gibi iftiracı olduğu, sahte belgeler hazırlayarak savcılıklara yalan beyanlarda bulunduğu hükmen sabit olmuş, buna ilişkin yargı kararları tarafımızdan basına dağıtılmıştır.
Tuncay Güney’in mülakatında önemli bir yer tutan “Doğu Perinçek’in referansıyla, TSK’ ca Kuzey Irak’a, Barzani, Talabani ve PKK’ya silah sevkiyatı” iddiasının yalan olduğu da Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasıyla sabit olmuştur.
İşte, örneklerini çoğaltabileceğimiz yalan olduğu sabit bu açıklamalar, bugün soruşturmaya dayanak gösterilmektedir.
-Veli Küçük’ün aslında Fethullahçı olduğunu ileri süren, gazeteci Emcet Olcaytu’ yu “general” yapan, yine gazeteci Doğan Duyar’ı “Abdullah Öcalan’ın avukatı” ile karıştıracak kadar acemi olan Tuncay Güney’in bu saçmalıklarının, 7 yıl sonra tozlu arşivlerden çıkarılarak Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türkiye’nin milli güçlerine karşı yürütülen operasyona dayanak yapılması dikkat çekicidir.
-Mülakat, Tuncay Güney’in kişilik bozukluğunu göstermesi açısından da son derece anlamlıdır. Örneğin, mülakatında; “ben gencim, parayı severim, pek açık yönüm budur benim, başka hiçbir açık yönüm yok. Ne fakirlikten gelmiş. 50 dolar verir, 100 dolar verir. O duruyor günde bana 100 dolar veriyor, o gün de iyi para, bugün de iyi para. Ondan sonra böyle olduğu için adam benim zayıf yönümü de biliyor. Bana işaret etti, dedi ki, bunu ekarte et, gel benimle beraber ol. Tamam dedim, bunu ekarte etmiş oldum. Aslında ekarte etmedim, sağılı ineğin, bütün ineğin altı tane memesini sağmaktansa üç tanesini bari sağayım dedim” demektedir.
Keza, “ben Cumhuriyet Gazetesinde çok iyi bir yere gelebilirim. 500 milyon da para istemem, 300 milyon da. Ben 5 kere yurtdışına çıkar, ayda 2 milyar maaşa çıkartırım onu kendi cephemden” şeklinde beyanda bulunmaktadır.
Mülakatta yer alan bir başka açıklama ise şöyledir, “İstihbarattan geldi adamlar. Bir sürü sorular soruyorlar. Baktım adamlar zaten beni tanıyorlar, biliyorlar. Saklamaya gerek yok. Ben de şakır şakır söyledim. Yani bir şeyim yok gizleyeceğim, saklayacağım. Niye ben, bu çarkta neden varım. Ben 200 milyon maaşla çalışmak istemediğimden dolayı, bakmakla yükümlü olduğum insanlar, babamla aynı kaderi paylaşmak istemediğimden dolayı ben de böyle bir yoldayım.”
Tuncay Güney, mülakatta Korkmaz Yiğit ve Hayyam Garipoğlu gibi kişilerden düzenli maaş aldığını da kabul etmektedir.
İşte, bu yapıda bir kişiyle yapılan mülakat, bugün Ergenekon soruşturmasının temel dayanağı yapılmaktadır.
-Mülakatın en dikkat çekici bölümü şudur:
Tuncay Güney, bu mülakatın verildiği 2001 yılında Emniyete gidişini şöyle açıklıyor; “Asayiş Şube, change otodan beni almadı. Ben Asayiş Şube’ye kendim gidip, adam beni arıyor, şoförü aramış, dedi ki, böyle böyle;
ben şoförüm kendisi girmedi, yanında gittim. Yemek yedik Asayiş Şubedekilerle… Ben şeye gittim. Organize demişim. Adamlara dedim ki geldiler. Bugün dediler almayalım, bayramdan sonra seni alalım dediler. Yok dedim. Ertesi gün gelin bari dedim. Ama bana kalkıp da seni cezaevine göndereceğiz demediler.”
Bu beyanları da aslında Tuncay Güney’in nasıl bir tertibin parçası olduğunu göstermektedir.
Deli saçmalarına dayanarak Türkiye’nin milli güçlerine karşı tertip düzenleyenler bunun hesabını vermekten kurtulamayacaklardır.
prometheus4517
09-11-2008, 19:12
Ergenekon Savcısı, Haham Tuncay’ı Türkiye’ye kaçak soktu!
“Ergenekon davası”nın temel dayanağı, Tuncay Güney’le yapıldığı iddia edilen “mülakat”tır. Dikkat ediniz “ifade” değil, “mülakat”! İddianamede böyle deniliyor.
Kanada’da “Haham Yardımcısı” olan Tuncay Güney, sanki Türkiye’de “Ergenekon soruşturması”nda “Savcı Yardımcısı”dır.
İşte bu Tuncay Güney’in, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün bilgisi dâhilinde başka bir isimle Türkiye’ye sokulduğu saptandı.
2008 YILI BAŞINDA TÜRKİYE’DEYDİ
Güney, 2007 Aralık ile 2008 Ocak ve Şubat aylarında İstanbul Kâğıthane Harmantepe’de defalarca görüldü. Özel polis ekibiyle, “Ergenekon soruşturması”nın hazırlık çalışmalarına katıldı.
Tuncay Güney’i 1993 yılında Samanyolu televizyonunda çalıştığı zamandan beri tanıyan, aynı mahallede oturdukları için sık sık görüşen gazeteci Nevzat Yılmaz, şunları söylüyor:
“(2001 yılında) gözaltına alındıktan sonra Tuncay Güney ortadan kayboldu. Ben de görmedim. Ta ki, 2007’nin Aralık ayına kadar.
“2007 Aralık’ında. Tarihini de yaklaşık olarak verebilirim 25, 26, 27, 28 zaman aralığında gördüm. Çok eminim… Kâğıthane Harmantepe Mahallesi’nde. Gültepe’de, bölgeyi bilenler için söylüyorum, Havuz durağı derler. Burası Harmantepe Mahallesi’ne bağlıdır. Aradan epeyce zaman geçmişti. Abdi İpekçi Caddesi’nden yukarı yürüyerek geliyordu”.
Tuncay Güney ile karşılaştığı yerin, 2001 yılına kadar “annemin yanında kalıyorum” dediği yere yakın olduğunu söyleyen Nevzat Yılmaz, buranın “Gültepe Ana Çocuk Sağlığı’nın bulunduğu cadde” olduğunu belirtiyor ve “(2008) Şubat ayında da birkaç kez gördüm”diyor.
Nevzat Yılmaz, Tuncay Güney’i kendisinden başka tanıdıklarının da gördüğünü ve Türkiye’ye başka kimliklerle girip çıktığını aktardıklarını söylüyor.
Tuncay Güney’in Ergenekon tertibinin sahneye konulduğu 2008 Ocak ayından itibaren Savcılık ile birlikte çalıştığı bilgileri yeni değil, 3 Şubat 2008 tarihli Aydınlık, tanıklara dayanarak Tuncay Güney’in İstanbul’da olduğunu açıklamıştı.
Nitekim 14 Ağustos 2008 tarihli Akşam gazetesi de Tuncay Güney’in “Tuncay İpek” adıyla sınırdan geçirildiğini yazmıştı.
POLİSLER DE İTİRAF ETMİŞLERDİ
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu üyesi Adnan Akfırat, Tuncay Güney’in İstanbul’a getirildiğini ve Ergenekon soruşturması için 2008 yılında “ifade” verdiğini, gözaltındayken polis sorgularında öğrendiler.
Bu olgu, Doğu Perinçek’in emniyet ifadesinde de yer alıyor. Sorguyu yapan polis şefinin, soruya “Tuncay Güney’in samimi beyanlarda bulunduğu”nu söyleyerek başlamasına Doğu Perinçek şöyle tepki gösteriyor: “’Samimi beyan’ diye soru sorulması, soruyu hazırlayanların bu CIA tertibinin içinde bulunduklarını gösterir” (Doğu Perinçek’in ifade tutanağı, s. 7-8).
Doğu Perinçek’in “nasıl ‘samimi beyan’ dersiniz” sorusuna, soruyu yönelten polis şefi şu yanıtı veriyor: “Sizin bildiğiniz gibi değil. Bildiğiniz gibi değil. Tuncay Güney bize öyle şeyler anlattı ki, ifadeler çıkınca görürsünüz”.
21 Mart 2008 sabahı gözaltına alınan Adnan Akfırat, 22 Mart günü İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde iki emniyet amiri ve sorgusunu yöneten başkomiser ile mülakata götürüldü. Adnan Akfırat, bu görüşmeden sonra, Tuncay Güney’in yakın zamanda polislerle görüştüğünü anladı. 23 Mart gecesi ifadesi alınırken polislere sordu: “Tuncay Güney’i sorguladınız mı?” Polis memurunun yanıtı şöyle: “Evet, bütün bilgileri verdi”.
BU KANUNSUZLUĞUN HESABI SORULACAKTIR
Şimdi soruyoruz: Ergenekon tertibinin boyutlarını gösteren bu kanunsuzluğun hesabı sorulmayacak mıdır?
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesine göre; “maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü” olan savcı, sahte kimlikle Türkiye’ye sokulan kaçak bir kişinin anlatımlarına nasıl dayanmaktadır?
Yine Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 169. maddesine göre, “soruşturma evresinde yapılan işlemlerin tutanağa bağlanması” şart iken, yurtdışından kaçak olarak getirilen müfteri ile yapılan gizli söyleşiler “mülakat” adı altında nasıl kanıt olarak getirilebilmektedir;
Bu kanunsuzlukların hesabı mutlaka sorulacaktır!
1 Eylül'de bir yazı yazmışım. Onu buldum, ekleyeyim;
Ilıcak'ın Ergenekon'u
Nazlı Ilıcak kadar Ergenekon'u kafa bulandırmadan anlatan bir yazarımız yok(!)
Şimdi hep beraber Ilıcak'ın dediklerine kulak verelim;
"Bir soru: Ergenekon Kontrgerilla mı? Kontrgerilla'nın içinde ABD yok mu? ABD komünistlere ve hatta sola karşı bu yöntemi hem 12 Mart'ta, hem de 12 Eylül'de kullandı." (Sabah, 25 Ağustos 2008)
Çıkarılacak ik sonuç: Evet ABD'nin içinde olduğu bir Kontgerilla var.
Devam edecek olursak,
"Ergenekon'un hedefi Türkiye'yi ABD ve AB'den koparıp, Rusya çizgisine çekmekti. Laiklik mitinglerini hatırlayınız. 'Ne ABD, ne AB tam bağımsız Türkiye' demiyorlar mıydı?"
Anlaşılan yazarımıza göre tam bağımsız Türkiye'nin olmazsa olmaz koşulu Rusya çizgisine gelmek. Bu da ilginç bir tespit elbet ama burada çıkarılacak sonuç bu değil.
Burada ikinci saptaması var Ilıcak'ın: Ergenekon, ABD'nin örgütlediği Kontrgerilla değil.
Allah Allah!
Eee, ne oldu bizim eski Gladyo'ya?
Bu soruya Fethullahçı-İkinci Cumhuriyetçi bazı liboşların verdiği yanıt şu:
"O diğer ülkelerde olduğu gibi tasfiye edildi."
Ne ara oldu bu iş acaba?
Ergenekon bu kadar gürültü koparttığına göre bundan da az biraz ses beklemek hakkımız öyle değil mi?
Ama bahsettiğimiz cenahın büyük bir çoğunluğu da lafa şöyle giriyor:
"Avrupa ülkelerinde tasfiye edilip de, Türkiye'de yerinde duran Gladyo..."
Bak keratalara!
Cumhuriyet 22.12.2008Ergenekon iddianamesinde somutlaşan acı gerçeğin özünü sergiliyoruz
Ergenekon savcısının Atatürk düşmanlığı...
Ergenekon iddianamesi salt Türk Ceza Yasası koşulları ve maddelerini içeren hukuk mantığıyla hazırlanmış bir iddianame değildir.
Aydınlanma, Atatürk, Atatürkçülük düşmanlığının ideolojik önyargısıyla hazırlanmıştır.
Bu iddianameyi yazanların Atatürkçülüğe düşmanlığı, iddianamenin metnine kaydolunarak açıkça dile getirilmektedir.
Savcının iddianameye egemen Atatürkçülük düşmanlığı, iddianamede bizzat savcı tarafından belgeleniyor.
Bunun kanıtını bugün kamuoyuna sergiliyoruz.
İmtiyaz sahibimiz ve yazarımız İlhan Selçuk 2001 yılı Ekim ayında Bursa Uludağ Üniversitesi’nde bir konferans vermişti. İddianame, İlhan Selçuk’un evinde bulunan konferans metnini suç delili olarak kullanmaktadır.
Bu konferansın metnini aşağıda kamuoyuna -ve okurlarımıza- sunuyoruz.
Ancak daha önce suç delili olarak gösterilen konferans metnine yönelik suçlamaları okumak, olayın çapı ve vahameti hakkında gerçekleri ortaya dökecektir.
Savcının suç delili saydığı konuşma
Ergenekon savcılarının suç delili olarak iddianameye aldığı İlhan Selçuk’un ‘Aydınlanma Devrimi ve Küreselleşme’ adlı konuşmasının iddianameye aktarılan bölümünü aşağıda sunuyoruz (Arabaşlıklar iddianamede yoktur)
‘AYDINLANMA ve AKIL’
“Yaşamak her haliyle yaşamak, yaşamanın bilincine varmaktan geçer. Yaşamanın bilinci de aydınlanmadan geçer. Aydınlanmamış bir insan yaşayamaz. Çünkü yaşadığının bilincine ancak aklıyla varabilir insan... Aydınlanmayı özümsemek zorunda, yoksa yaşadıklarının farkına varamaz.
Günlük hayatımızın içindedir aydınlanma.
Diyelim ki arkadaş seçeceksiniz... Acaba şu anda Afganistan’da çuvalın içine girmiş bir kadınla arkadaşlık etmek mümkün mü? Ya da kara çarşafın içine girmiş.. bir diyalog kuramazsınız. Ya da erkek olsun, insan o kara kaplı kitaba göre düşünmeyi yaşamak sanıyorsa yaşamıyor demektir. O öteki dünyaya şartlanmış bu dünyaya değil... Şimdi peki biz eğer bütün yaşama olanaklarım günah mıdır, sevap mıdır, acaba günah mı işliyorum, diye gözden geçirirsek ve sürekli günahların dünyasında yaşamaya devam edersek acaba yeterince yaşayabilir miyiz? Siz gençler bir seçim karşısındasınız ve bu seçimi yapmanız için düşünmeniz gerekir!.. Bakın Afganistan’a gittiğiniz zaman birtakım insanlarla tartışmak olanağını yitirirsiniz. Çünkü o, kara kaplı kitaba göre düşünüyor, hayatı orada görüyor, hayatına yön veren o kara kaplı kitaptır ama, hayatı yaşamak için de insanın düşünebilmesi gerekir; düşünebilmesi için de mantığı bellemesi gerekir. Mantığı bellemesi için de zaman denen şeyi, süreç denen şeyi kabul etmesi gerekir. Zamanı kabul ettiğiniz zaman, evreni kavramaya başlıyorsunuz demektir. Buna da tarih deniyor.
‘İLMİN DİNDEN BAĞIMSIZLAŞMASI, İNSANIN LAİKLİĞE KAVUŞMASI...’
Tarih nereden başlar?
Acaba Adem ile Havva’nın cennetten kovulup da dünyaya gelmesiyle mi başladı? Yoksa başka bir şekilde mi başladı?.. İnsan bir evrimle insan olmuş; vaktiyle bugünkü insan değilmiş...Fosillere baktığımız zaman şunu görüyoruz: İnsanın sürüngenlikten çıkıp da iki ayak üzerine gelinceye kadar geçen tarihsel zaman kim bilir kaç milyon yıl?..
Bir ‘an’düşünün, bir de birkaç milyon yıl düşünün! Ve arkadaşlar insan, insansı insan, dört ayak üzerinde yürürken tarihin bir döneminde yaşarken içlerinden bir tanesi iki ayağının üzerine dikilmiş... Bir insan sürüsü ovada ve dört ayak üzerinde, içlerinden bir tanesi ayağa kalkıyor, onun fosillerini bulmuşlar, ona ‘pitekantropus erectus’ diyorlar. Erectus dikilen, ayakta duran demek... İşte o ayağa kalkan insanı muhakkak parçalamışlardır. Çünkü düzene aykırı davrandı. Ama insan öyle insan oldu. Hep başkaldırarak...
Tarihi başından sonuna saydamlaştırmak insan aklının ürünüdür...
Şunu düşünelim, biz aydınlanmanın ne demek olduğunu bilmek istiyorsak insanın insanlaşması yolunda en büyük devrimdir diye niteleyebiliriz. Deriz ki ilmin dinden bağımsızlaşmasıdır, insanın da laikliğe kavuşmasıdır. Bu kadar basit...
‘LAİKLİK İÇİN, CUMHURİYET İÇİN, ATATÜRK İÇİN, DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI İÇİN MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ... ’
Burada on binlerce insanın yaşadığı üniversitede eğer hayatı güzelleştirmek istiyorsanız, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türkiye’ye kazandırdığı aydınlanmanın, beyinsel gözeneklerinize işlemesi gerekir, bunun başka bir yolu yoktur. Çünkü dünyada kabul edilen budur. Eğer o aydınlanma yasaları TC’de geçerli olursa, kadını çarşafa sokup köleleştiren kocanın ya da erkeğin de buna saygı duyması gerekir, buna saygı duydukça kendi eşine saygı duymuş demektir. Bırakın onu kendi insanlığına saygı duyması demektir.
Bunun demokrasisi yok,‘Örtüneceğim’ diyen kadının demokrasi ile insan hakları ile falan en küçük bir ilişkisi yoktur. İnsan özgür olacaksa, eğer kadın özgür olacaksa saçlarını rüzgârda savurabilmeli. Saçlarını rüzgârda savuramayan bir kadın özgür değildir, o bir hapishanenin içindedir...
Siz hayatın içinde sadece kendi geleceğinizi değil, çocuklarınızın da geleceğini sağlamak için, Atatürk düşmanlarıyla Mustafa Kemal’e kan davası güdenlerle, bu karanlığın şeytanlarıyla, bu zavallı, aklını kullanamayan kişilerle mücadele etmek zorundasınız.
Laiklik için, Cumhuriyet için, Atatürk için, demokrasi ve insan hakları için mücadele etmek zorundasınız...
Yoksa birileri gelir sizleri de ortaçağ yaratıklarına çevirir.”
‘1923 DEVRİMİNDEN YANAYSANIZ YERİNİZ BELLİDİR, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN YANIDIR...’
“Emperyalizm diye bir şey var, bakın 20. yüzyılda 2. Dünya Savaşı ortaya çıktı, bunlar neden çıktı? İlkel insanlar savaşırlar değil mi? Tarihte gördüğümüz o. Ama savaş gelişmişlerin ürünü oluyor. 1. Dünya Savaşı çıktı, 10 milyon insan öldü. Avrupa’da 2. Dünya Savaşı çıktı, 40 milyon insan öldü.
Nasıl oluyor bu?
Dünyayı paylaşmak istiyorlar. İnsanın hırsı sonsuz. Bunlar aydınlanmış insanlar onu da söyleyeyim. İnsanın aydınlanmasıyla da her şey bir çözüme ulaşmış değil. Aydınlanmadan sonra bir de SOSYALİZM var. Konuşmadık bugün. İnsanların ürettiklerini hakça paylaşmaya razı olmaları diye bir erdem, bunun adı sosyalizm, öbürünün adı kapitalizmdir...”
“Devrim anlık bir şey değil.. Fransız Devrimi için 1789 derler, bizimki 1923 devrimidir... Devrim devam ediyor.
Eğer 1923 devriminden yanaysanız yeriniz bellidir, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yanıdır.
Karşıdevrimcilere karşı devrimi sürdürmek çok zor, çünkü demokratik içerik içinde sürdürmek çok zor... Şimdi şu anda devrim devam ediyor, siz o devrimin heyecanını duyuyor musunuz, ona bakın. Bakın içimizde 68’liler var, onlar devrimin heyecanını duyuyorlar...
‘1923 AYDINLANMA CUMHURİYET DEVRİMİDİR.. CUMHURİYET İLE DEMOKRASİ KARŞI KARŞIYA DEĞİLDİR...’
Ben diyorum ki ‘Aydınlanma bilimin dinden, insan aklının da her şeyden özgürleşmesi’ demektir...
“68’li gençleri ne zaman buldu? Yeryüzünde sosyalizmin yükselişi, bütün insanlık yeryüzünde sosyal adalete kavuşacak diye bir heyecan dalga dalga ortalığı sararken Sovyetler’de, Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de... 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Asya’da ve Afrika’da böyle bir dalgalanma oluyordu, o sırada Türkiye’deki gençlik de o rüzgârlar içinde rüzgârlandı. Sonra tersine bir şey geldi, kapitalizm ve Amerika’nın tam egemenliği... Aydınlanmanın bilincine varmayan insanın mutlu olması mümkün değil...”
Arkadaşlar bakın, 1923-2001... Cumhuriyeti biz benimsedik. Anadolu benimsemiştir arkadaşlar Cumhuriyeti... Anadolu’da Cumhuriyeti yıkmak için çok oyunlar sahneye konuldu, bunlardan biri irtica, biri terör...”
“ ‘İngiltere krallık, ama, demokrasi’. Ne yapmışlar? Krallığın yetkilerini sıyırmışlar, din devletini dışlamışlar, krallık göstermelik törensel olarak duruyor ama memleketi onlar yönetmiyor. İran da cumhuriyet, ama, demokrasi var mı? Din devleti, ortaçağ devleti! Kavramları birbirine karıştırmayalım.
En büyük demokratik devrim, bütün Türk tarihinde, İslam dünyasında, 1923 Aydınlanma Cumhuriyet Devrimi’dir. O, demokrasidir arkadaşlar. Cumhuriyet ile demokrasi karşı karşıya değildir. Çünkü din devletini yıkmış, kadına özgürlük vermiş, yani en büyük demokratik devrimdir.”
İddianame ne diyor?.. Suçlamanın içeriği nedir?..
Savcı Zekeriya Öz’ün delil olarak kullandığı konferans metnine ilişkin suçlamaları:
“Aramalar sırasında şüpheli İlhan SELÇUK’tan ele geçirilen ve Uludağ Üniversitesi öğrencilerine yönelik olarak şüpheli İlhan SELÇUK tarafından 2001 yılı Ekim ayında Rektörlük binasında verilmiş olduğu anlaşılan ‘Aydınlanma Devrimi ve Küreselleşme’isimli konferansa ilişkin yazının incelenmesinde özetle:
Şüpheli İlhan SELÇUK’un bu konferansı ile diğer yazı ve konuşmaları birlikte değerlendirildiğinde;
Şüpheli İlhan SELÇUK’un düşünce yapısı olarak ‘Aydınlanmanın ancak akıl ve bilimle’ olabileceğini, dinin aydınlanmanın önünde büyük bir engel teşkil ettiğini, kadının özgür olabilmesi için saçının rüzgârda savrulması gerektiğini, evrim teorisinin bilimsel olarak kanıtlanmış kesin bir gerçek olduğunu, aydınlanmanın yeterli olmadığını, sosyalizmin egemen olması gerektiğini, Türkiye için en büyük tehlikenin mevcut iktidarların olduğunu, TBMM’nin çıkardığı yasalar ve hükümetin icraatlarıyla Cumhuriyetin kurumlarının ve kazanımlarının tek tek elden gittiğini, türban konusunda yapılan anayasa değişikliği ile adım adım dini kuralların devlet yapısına hâkim olmaya başladığını, YÖK’ün ve Cumhurbaşkanlığı’nın elden gittiğini, kalelerin kaybedildiğini, bu gidişin neticesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Ilımlı İslam Cumhuriyeti olacağını iddia etmekte ve her fırsatta bu düşüncelerini kendisini dinleyen ve okuyan kişilere aktarmaktadır.
Ayrıca, şüpheli İlhan SELÇUK, her fırsatta bu gidişata son verilmesi gerektiği ve bunun yolunun da mevcut iktidar partisinin kapatılması, ekonomik krizin çıkması sonrasında kaos ve kargaşa ortamında askeri müdahale için gerekli zeminin oluşarak silahlı kuvvetler içinde hiyerarşik yapıya uymayan kendince ERGENEKON terör örgütünün amacına hizmet ettiğini düşündüğü bir kısım genç subayların askeri bir müdahale ile yönetimi ele geçirmesi ile mümkün olabileceğini ileri sürmektedir.
Bu düşüncelerini hem gazete köşesinde, hem de değişik ortamlarda düzenlenen açık veya gizli yemekli toplantılarda Türkiye’nin kaderine hükmedebilecek, etkin ve yetkin kişilerin bulunduğu yerlerde dile getirmekte ve yönlendirici konumunu en iyi şekilde örgütün amacı doğrultusunda kullanmaktadır.”
(İddianame s.1757 - 1759’dan aynen alınmıştır
Son söz
Bu sayfada hukuksal ve tarihsel iki belge yayımlanmış bulunuyor.
Bunlardan biri Ergenekon SavcısıZekeriya Özve arkadaşlarının iddianameden aktarılmış suçlamasıdır.
İkincisi, suç delili diye iddianameye alınan, İmtiyaz Sahibimiz İlhan Selçuk’un 2001 yılı Ekim ayında Bursa Uludağ Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasıdır.
Açıkça görüldüğü gibi Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz ve arkadaşları, Atatürkçülüğü anlatan yasal bir konuşmanın metnini suç delili olarak görüyor.Ortada iki olasılık var.İddianameyi hazırlayanlar ya okuduğunu anlayıp değerlendirebilecek akıl ve bilgi yetilerine sahip değildir...
Ya da Atatürk ve Atatürkçülüğe düşmandır...
Mesleğe başlarken üstlendiği görevin ve ettiği yemininin zıddına bir misyonun adamı olmuştur.
Ve savcılık makamını bu düşmanlığın pusulasında kullanmak için vasıta yapmaktadır...
Bu iki olasılıktan ikisinin de tarifi mümkün olmayan bir vahametin yargı saflarına sızdığını vurgulamaktan başka anlamı olamaz.
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=52722
saygılarımla
Bu işin artık cılkı çıkmıştır.
Yalçın Küçük gibi sadece yazan, konuşan o yaştaki bir yazardan sonra şimdi de Sabih Kanadoğlu'nu gözaltına aldılar.
Hani düşünce özgürlüğü?
Anayasa maddelerini yorumlamak, kendi görüşlerini beyan etmek dahi suç olarak görülüyor.
Bu ortamda dahi kendilerine muhalifleri toplayan bir zihniyet, ilerde dizginler tamamen eline geçtiğinde neler yapar düşünün artık!
Şayet yasama, yargıya bu derece etki etmiş ise; facia,
Şayet yasama, yargıya bu derece etki ediyor ise; vahim,
Şayet yasama, yargıya bu derece etki edecek ise; batsın bu dünya...
Kanadoğlu'nu göz altına almamış, sadece arama yapmışlar.
Yalçın Küçük, gazetecilere gizlice bir pusula göndermiş.
"Cumhuriyet 2008 yılında çökertilmiştir" diye.
Arabaya bindirilirken ağzından sadece "Diktatorya" feryadı çıkabildi, susturdular.
Bedrettin dalan dahi göz alınmak istendi ama yurt dışındaydı.
Eski YÖK başkanı da gözaltında.
Emekli paşalar ile birlikte toplam 40 kişi, göz boyama olarak da aralarına İbrahim Şahin'i de katmışlar.
Artık sırada görev başındakiler var.
Bundan sonra örneğin KK komutanının, bir Anayasa mahkemesi üyesinin gözaltına alınışına tanık olabiliriz.
Bunlar artık muhtemel bir darbeyi de meşru hale getirmiştir.
Artık aklına darbeyi getirmeyenler, darbelere karşı olanlar dahi yaşananlara tahammül etmenin mümkün olmadığı düşüncesinde.
Ve böyle bir darbeyi 28 şubat gibi eleştirebilecek durumları kalmadı artık.
Tüm bunlara rağmen kesinlikle darbeye teşebbüs edilmemeli, sonuna kadar tahammül gösterilmelidir. Demokrasinin D'si kalmayacak hale geldiğinde, Cumhuriyetin C'si kalmayacak hale geldiğinde, Şeriat diyebilmek için sadece bir t koymak kaldığında dahi yine darbe yapılmamalıdır.
Karşı devrim bütünüyle tamamlanmalı, hatta ilan edilmelidir.
İdamlar başladığında, açık açık İstiklal mahkemelerinin hesabının sorulduğu söylendiğinde, Atatürk'ün şişirilmiş bir balon olduğundan bahsedildiğinde ancak o zaman harekete geçmenin zamanı gelmiş olabilir.
Hem o zaman bu harekete sosyalistler de katılabilir, hatta liberallerin bir kısmı da destek verebilir. Böylece onların da hak verecekleri bir mücadeleye girişilmiş olur. Böylece Ergenekon'un büyük bir hile olduğu konusunda da gruplar aynı görüşü paylaşmış olurlar.
Ama aynı dağlara çıkmasınlar yine de. Her grup ayrı bir dağa çıksın.
Kimisi Erciyes'e, kimisi Toroslara, kimisi Nurhak'a. :)
Hitler Almanya'sındaki tutuklamaları nasıl özetlemişti bir bilim adamı:
Galiba şöyleydi:
Önce Yahudileri aldılar. Kimse ses çıkarmadı. Çünkü Yahudi değildiler.
Sonra Komünistleri aldılar. Kimse ses çıkarmadı. Çünkü komünist değildiler.
Daha sonra sosyalistleri ve sosyal demokratları aldılar. Yine ses çıkaran olmadı.
En son liberalleri aldıklarında geride ses çıkaracak kimse kalmamıştı.
Şimdi de önce Ulusalcıları aldılar. Kimse ses çıkarmadı. Hatta bir takım kesimler bundan sevinç duydu, desteklediler.
Daha sonra Komünistleri, sosyalistleri aldıklarında da ses çıkaran olmayacak.
Hatta yine çoğu alkışlayacak, destekleyecek.
Sonra sosyal demokratları alacaklar. Ses çıkmayacak. "Oh olsun" diyen çok olacak hatta. "Memlekete ne hizmetleri dokundu dinsizlerin?" diyecekler.
Sıra liberallere geldiğinde onları bulamayacaklar. Çünkü önde gelenleri yurt dışına kaçmış olacak. Geriye kalanlar da takke takmış olacaklar. :D
Sonra sosyal demokratları alacaklar. Ses çıkmayacak. "Oh olsun" diyen çok olacak hatta. "Memlekete ne hizmetleri dokundu dinsizlerin?" diyecekler.
Sıra liberallere geldiğinde onları bulamayacaklar. Çünkü önde gelenleri yurt dışına kaçmış olacak. Geriye kalanlar da takke takmış olacaklar. :D
Sevgili pante,
Cok iyimsersin, ümitlerin hala tükenmemis... Takkelerini ellerine coktan aldilar göstere, göstere salliyorlar...
Tahta kilicli, yesil takkeliler ülkemizi ne hale getirdiler? Kimlere hizmet ediyorlar bunlar??? Türkiye' de 6 yildir sessiz darbe islemleri hiz kesmeden yürütülüyor... Liberaller ne yapiyorlar? Yanak oksuyor.:)
Türkiye' de 12 Eylülden sonraki hukuku ve simdiki hukuku bile karsilastirmayi göz ardi ediyor bu liberaller... Askerlerin zamaninda ki hukuk, bu gizli darbe hukukundan daha fazla insan haklarina saygiliydi.
Y.Ö.K eski baskani Kemal Gürüz' ü neyle suclayabilirler? Uyanin artik insanlarimiz uyanin!!! Kemal Gürüz; üniversitelerin icine cöreklenen irtica odaklarini temizlemeye calismisti..Kimleri??? Fethullahcilari....
Fethullahci savciyi elestiremiyorlar liberal entel insanlar? Arastirsinlar iyice, arastirsinlar da ögrensinler..( Aslinda bal gibi bilirler de ) Yeter artik oturduklari yerden kendi cikarlari ugruna, milletin kafasini bulandirarak, kandirdiklari..
Kadin bedeninin bir parcasini, vatan topragindan üstün tutan kafalar; niye vatanin problemleri üstüne kafa yorup, yazilar yazarlar, bunlari tartismak gerekir.
Israil' in Filistin' e saldirmasi ile; göstermelik RTE efelenmeleri, hemen arkasindan tutuklamalar.;) Nasil da denk geldi, hayret.
Beni 1980 senesi,Ankara Bahcelievler Merkez Komutanligina gòtùren askerlerle, polisler bile, bunlardan daha fazla hukuka saygili idiler.. Yeter artik... Demokrasi trenine, gidecekleri yòne dogru yònlendirmek icin kacak binenleri, bu trenden indirmeliyiz...
Ama ilk ònce, trene kacak binenlere gòz yuman kondoktòrlerin kimler oldugunu bulmamiz herekiyor.
Sevgili pante dilerim, senin isaret ettigin kisiler; yesil takkeler kafaya gectiginde, bu ùlkeden cikamamis olurlar...:)
Saygilarimla.
Sn. Pante
ben artık bu kadar iyimser olamıyorum çünkü bu son yapılan tutuklamalar yerel seçimlerden önce göz boyama amaçlı yapılmıştır.Vural abinin dediği gibi bir korku imparatorluğu oluşturulmuştur ve herkes artık telefonda konuşurken rahat konuşamayacak hale getirilmiştir.Yine Vural abinin dediği gibi ERGENEKON adı altında yapılan tüm dinlemeler ve iddianame yasal olmayan delillerle yapıldığı halde başta adalet bakanı olmak üzere kimse bu hukuksuzluğa sesini çıkartmamaktadır.Burası Türkiye Cumhuriyeti değil mi???Burası Hukuk devleti değil mi????Neden kimse yapılan hukuksuzluklara sessiz ve kayıtsız kalıyor???Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığıyla bugünlere gelindi zaten.Bu ülkeyi seven ve yeşil takkelilerin elinre geçmesini istemeyen bölünmesini istemeyen herkesin elini taşın altına koymasının zamanı gelmiştir.Susarak hiçbirşey kazanılmaz herşey gözümüzün önünde yokolur,yokolmaya mahkumdur....
saygılarımla
Sevgili Pante ve yurtsever arkadaşlar
http://www.turan-dursun.com/forumlar/showthread.php?t=5791
Henüz 1 numara yakalanmadı,ben bu konu üzerine artık yazmama kararı aldım.
Sitemizin ve ülkemizin bizlere ihtiyacı var mazallah heryerekon kapsamında alınanın kaç sene yatacağı belli değil çünkü dalgalar devam edecek ve bu dava yıllarca sürecek,içerde olmaktansa dışarda kalmak iyidir.
saygılar
yucemanitu
08-01-2009, 14:35
ABD'de bir politikacı afet bölgesine gelmişti. Felaketzedelerden biri adama:"Git kendini ..." diye küfretti. Politikacı "Benimle genelde böyle konuşmazlar." gibisinden bir laf dedi gülüp geçti. Bir başka ABD'li yazar bir kitabında politikacılar için "büyükbaş hayvan" benzetmesini yaptığında yine kimse bir şey demedi. Bizimkiler sık sık Batılı memleketlere gider hani böyle taraflarını örnek almazlar da başka yanlarını örnek alırlar.
Burada telefonda bir arkadaşıyla özel konuşurken birine küfreden gazeteci gözaltına alındı. Geçenlerde İP'ten gözaltına aldıkları biri (Bu kişi Perinçek değil adını bilmiyorum) telefonda bir arkadaşına "rakı alırız" gibi bir şey demişti. Ona da gözaltında sormuşlar: "Bu şifre neydi? Rakı ne demek?" Tıpkı yeğenine "ulan kerata" diyen Selçuk'a: "Kerata ne demek?" dedikleri gibi. Ne demek olacak? Ayakkabı çekeceği, demek. Zaten ne şekil bir yargılama olacağı sorgulamalar yapılırken belliydi.
Nihayet uyanmaya başladılar.
TKP'den Ergenekon Tepkisi (http://www.tkp.org.tr/)
Darısı diğerlerinin başına..
Kazik yemek kötü birsey. Aldatilmak, dolandirilmak anlaminda kullanilan bu sözde neden kazik kullanilir, nedenini bilmiyorum. Ihanet ise kazik yemenin bir derece agiridir. O da aldatilmak, dolandirilmak anlamina gelir ama agirligi daha fazladir. Ama asil farklilik agirlik derecesinden cok yakinliktan kaynaklanir. Mahalledeki bakkal, is yaptiginiz banka, sigorta sirketi insana kazik atabilir, yada siz bunlara kazik atabilirsiniz ama ihanet ancak yakindaki birinden gelir. Hayat arkadasiniz, dava arkadasiniz, yol arkadasiniz size ihanet eder.
Almanca’da „türken“ sözcügünü hediye etmis durumdayiz. Dolandirmak, aldatmak anlamindaki bu sözcük Almanca’da sadece gecmis zaman formunda, yani „getürkt“ biciminde kullanilir. Almanya’ya isci olarak giden vatandaslarimizin orda eyledikleri isler bizde eglence malzemesi olarak anlatildi, Aziz Nesin’in öykülerine girdi, ama Almanca’ya ne yazik ki yüz kizartici bir sözcük olarak gecti. Benim üstünde durmak istedigim kisim ise bunun Türkler icin yapilan bir tür „ötekilestirme“ ögesi olmasi. Dolandirma, aldatma isini size uzak olanlar yapar. Yakin olanlarin yaptigina ise „türken“ denmez, o ihanete girer.
Ergenekon davasi ile kazik yemek ve ihanetin ne alakasi var diyeceksiniz. Bence cok alakasi var. Özellikle Ergenekon’un 10. gözalti dalgasinda iyice aciga cikmis durumda. Kazik atan kim peki? Ben buna devlet bürokrasisi diyorum. Basini Genelkurmay’in cektigi bir bürokrat silsilesi. Nerden cikariyorum bunu? Surdan cikariyorum. Genelkurmay ilk olarak bu gözalti dalgasinda muvazzaf askerlerin gözaltina alinmasina izin verdi. Alistigimiz sekilde emekli pasalarin disinda ilk olarak cok sayida muvazzaf asker de gözaltina alindi. Gerci bunlar henüz yarbay, albay seviyesine kadar cikiyorlar ama bu da önemli bir mesafe. Bilindigi gibi kitabevi bombalama isini tezgahlayan astsubaylar bile koruma altina alinmislardi.
Hikayemiz biraz daha erken zamanlarda basliyor. Kazik atma öykülerinin tarihi daha eskidir. Buna Cumhuriyet tarihi de diyebiliriz aslinda. Bilindigi gibi Osmanli bürokrasisi bir evrim gecirmis, yenilesme hareketlerinin son duragi da Cumhuriyet olmustur. Bütün bu hareketin itici gücü devlet bürokrasisi idi. Cumhuriyet rejimi sosyalist bir devlet istemedigini, kapitalist yolda ilerleyecegini acikca ilan etmisti. Bunun icin bir burjuvazinin gerekli oldugunu daha Osmanli zamaninda anlayan bürokrasi bu yönde önemli girisimlerde bulundu. Hatta sanayi icin gerekli girdileri saglayacak büyük tekeller devlet eliyle kuruldu ve bürokrasinin gölgesinde bir burjuvazi yaratildi. 1950’lere gelindiginde uluslararasi sermaye, basta ABD artik Türkiye’nin de bürokrasinin vesayetinden kurtulmasi ve iktidarin artik burjuvaziye devredilmesi gerektigine inaniyordu. Zaten halkin destegini tümüyle kaybeden bürokrasi yerini burjuvaziye devretti. Ancak bu uzun sürmeyecekti. Burjuvazinin ve ABD’nin destegine güvenen DP hükümeti tarihinin en büyük kazigini yine burjuvaziden yiyecekti. Büyük sanayi burjuvazisi DP’ye destegini cekti. Genc subaylarin öncülügünde baslayan yeni bürokrat hareket hizla güclendi ve ABD’nin de sanayi burjuvazisinin de destegini almayi basardi. Bürokrasi kisa bir sarsinti yasamis, ama ipleri tekrar ele gecirmisti. Burjuvazinin ihanetine ugrayan Menderes ve iki arkadasi idam sehpasina cikarildilar.
Bürokrasi ve burjuvazinin kimi zaman sarmas dolas, kimi zaman düsman kardesler biciminde süren iliskisinde hemen her zaman kazigi yiyen, ihanete ugrayanlar ise bu kesimler adina politika arenasina cikanlar oldu. RP bir örnektir. Bu parti devlet bürokrasisinin cabalariyla o zamanlar DP’nin varisi olma iddiasindaki AP’yi bölmek icin olusturuldu ve gercekten de bir miktar ise yaradi. En azindan AP’nin devasa bir parti haline gelip, ipleri eline almasini engelledi. MHP acik bir sekilde bürokrasiyi savunuyordu, ancak ne burjuvazi ne de bürokrasi bu partiye tam bir destek vermedi. 12 Eylül tirpani her iki kesiminde en büyüklerinin bir anlasmasi seklinde oldu. Tekelci burjuvazinin acik sekilde cikarina iken, cok sayida kücük sirketi bu büyüklere yem yapti. Geleneksel devlet bürokrasisinin ise bazi kesimleri bir tirpandan gecti. Tabii ki asil büyük darbe bu kesimlere aciktan karsi cikan zamanin devrimci güclerine vuruldu.
Gün gecti, Menderes’in partisine benzer bir cogunlukla, yine ayni kitle tabanina ve yine ayni burjuvazi ve uluslararasi tekellerin destegini alan bir parti, AKP iktidara geldi. Yine bürokrasi devreye girmeye calisti. Ulusalci akimlari destekledi, hatta epey bir sisirdi. Ancak ne uluslararasi dengeler 1960’lardaki gibi, ne de büyük burjuvazinin acik destegini alabiliyor durumda. Bu dogal bir sürecti aslinda. 12 Eylül’den bu yana yapilan özellestirmeler ile burjuvaziyi kendisine baglayan en büyük baglari cözmek zorunda kalmisti. Türkiye burjuvazisinin AB ülkeleri ile derin baglari olusmustu. Bu durumda ABD’nin ilelebet bürokrasiyi desteklemesi düsünülemezdi zaten. O da AB sürecine Türkiye burjuvazisi üzerinden etkide bulunmak istiyordu. Böyle bir sürecte bürokrasinin yeniden iktidara tek basina hakim olmaya calismasi düsünülebilecek birsey degildi. 60’larda burjuvazi nasil Menderes’e ihanet ettiyse, 45 yil sonra bu sefer bürokrasi kendi sisirdigi ulusalci akimlara ihanet etti. Ise Ergenekon davasina izin vermekle baslandi. Önce sadece ordu disinda operasyon yapilmasina izin verilmisti. Simdi ise savciligin basvurusu üzerine muvazzaf subaylar da operasyona tabii olmaya basladilar. Bürokrasi ne yapsaydi. Akli selim bunu emrediyordu.
Ergenekon davasinda gelinen bu noktada elbette masum insanlar da gümbürtüye gitmis olabilirler. Örnegin Yalcin Kücük’ün düsüncelerine, daha dogrusu paranoyalarina tamamen karsi olmamam karsin, onun bunlarla bir iliskisi oldugunu sanmiyorum. Yalcin Hoca her dönem bir olay yaratmistir, ama TIP disinda hicbir parti yada grubun üyesi olmamistir. Ama sürec bu kadar basit degil. Yeni bir sürec yasaniyor ve görünen o ki, bürokrasi ABD, AB ve tekelci burjuvazisi ile isbirligi yapmayi sürdürecek. Bürokrasiyi destekleyerek, orduyu göreve cagirarak solculuk yada ilericilik yaptiklarini sananlar ise ihanete ugradik psikolojisini yasamaya karsin, bunu inkar etmeye devam edecekler ve AKP’yi, ABD’yi falan suclamaya devam edeceklerdir muhtemelen.
Ihanete ugrayan insanin birinci tepkisi nefret etmek, ikincisi de kendisini degersiz hissetmek olsa gerek. Ama eger size ihanet edene cok asiri sekilde bagli iseniz, gercegi kabul etmeyip, baskalarini suclamaya calisirsiniz. Olmadi kendinizi, cevrenizi suclarsiniz yada karsinizdakini sözle suclasaniz da onu koruyacak birseyler bulmaya calisirsiniz. Ne diyelim, askin gözü körmüs.
Ben bu çatışmada taraf olmayı anlamakta zorluk çekiyorum, şimdi biz taraf değiliz durum tespiti yapıyoruz denecek.
Ne menem bir durum tespitiyse, din baronlarını bu duruma getiren derin devletin kendisidir, şimdi de tasfiye etmeye uğraşıyor. Her ikiside senelerdir birbirleri yüzünden varoldular ve olmaya da devam ediyorlar. Bu ikisinin karşısına çıkabilecek örgütlü bir güç varmı, yok. Tamam da yok diye de iki taraftan birini seçmeye neden mebur hissediyorsunuz. Bu mahçup desteklerin bir manasıda yok, gereğide.
İki tarafında bizler (bizler kim diye de sorduğunuz an sizden değilim zaten) için pek iyi düşündükleri söylenemez, yeri geldimi de birbirleriyle ittifak içinde olmaktan da ne utanırlar, ne geri kalırlar. Bırakın it iti kırsın size ne.
*Onlardan bağımsız birşeyler yapabiliyormusunuz ona bakın. Yapamıyorsanızda böyle boktan bir kavgada taraf olmayın.
*Sanki AKP demokrasi yanlısı veya derin devlette ülkeyi düşünüyor, böyle düşünenin tez zamanda IQ testine ihtiyacı vardır.
*Liboşları okurken hainliklerine şapka çıkarmamak da elde değil AKP ye derin devleti tasfiye edecek güç gözüyle bakıyor, AKP nin yapmaya çalıştığı derin devlette söz sahibi olmak veya ele geçirmek. Derin devletin derdide iktidarı paylaşmamak. Sonuçta ikisinin de ortak noktası ilericileri yok etmek. Hortumcu, vurguncu oligarşilerini devam ettirmek.
Selamlar.
21 Mart 2008 de bu yazıyı yazmışım, hala ordayım. İdrak problemim var da.
Frodo da o dönemde tepki vermek için erken olduğunu ve dinci basının dol doluna gelmemek gerektiğini yazmış.
Herkese tavsiyem dönüp geçmişte ne demişler ona bakmaları.
Şimdi gene mahçup çark etmenin alemi yok.
Düşmanımın düşmanı dostumdur doğru mantık değildir, ilkeli de değildir.
Selamlar.
d.devletçi Susurluk baş aktörlerinden İbrahim Şahinin İstanbuldaki evinde bulunan bir krokiden yola çıkarak Ankara Gölbaşında yapılan kazılarda bir miktar cephane mühimmatı ele geçirilmiş.
Az önce bir TV kanaıl bu mühimmatın 5-6 ay önce gömüldüğünü geçti, tabiki gerçek tarih testler sonucu belli olacaktır. 5-6 ay önce gömüldüğü tespit edilirse bu işin sonucuna varamayacağını anlayan İktidarın komplolarından biri olduğunu düşüneceğiz. Ergenekon davası süreci çok daha önce başlamıştır zanlılar kendilerini mutlaka bilmektedirler ve bu süreç içinde her türlü takibe alındığını bilen bir adam bırakın mühimmat gömmek evindeki saksıya çiçek dikmekten çekinir.
Sevgiyle kalın.
İbrahim Şahin gibi deneyimli eski bir Özel Harekatçı nın, hem de ülkenin bu kadar karmaşık bir döneminde, bir cephanelik krokisini evinde bulunduracak kadar saf olabileceğini düşünmüyorum. Bu dalgada gözaltına alınanlarla İbrahim Şahin'in herhangi bir ilişkisi olabileceğine de ihtimal vermiyorum. Bu da bana İbrahim Şahin'in yine BİRİLERİNCE kullanılmak üzere ortaya çıkarıldığı izlenimini veriyor. ''Bakın işte Ordu komutanları bile işin içinde'' şeklindeki tezlerine destek olması için İ.Şahin yine kullanılmaktadır. Madem İ.Şahin bu işlerin içinde idi onun kadar mimli birinin bugüne kadar rahatça dolanmasına izin verirlrmiydi. İ.Şahin in gözaltına alınması ve evinde bulunan kroki olayının zamanlaması müthiş. Tamda cuk oturuyor. ( mu acaba )
Saygılarımla..........
Tarih: 22 Nisan 2006 Cuma
Haber: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı meslekten ihraç etti ve karar kesinleşinceye kadar açığa aldı.
İhraç Nedeni: Savcı'nın, Jandarma Genel Komutanı Türkeri'ye gönderdiği 780 sayfalık yazıdaki ifadeler:"Terörle mücadele gibi çok ciddi konuda daha duyarlı ve daha dikkatli çalışma yapması gereken silahlı kuvvetlerimizin terör örgütü ile bağlantısı olan Orhan Tekin isimli kişi ile çalışma sebeplerinin, kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıklanarak, durumun bir rapor halinde Başsavcı Vekilliğimize gönderilmesi hususunda gereği rica olunur."
Yorum:
Jandarma Genel Komutanlığına gönderilen yazının bir paragrafı (yukarıdaki) nedeni ile kün feyekün edilen bir cumhuriyet savcısına karşın; yaklaşık iki yıldır Orgenerallik, Kuvvet Komutanlığı, YÖK Başkanlığı, Cumhuriyet Başsavcılığı ve hatta onursal üyeliği, Belediye başkanlığı, Rektörlük, Emniyet müdürlüğü v.b. görevlerde bulunmuş kişilerin sorgulanması nedeni ile savcılıkca alınması ve hatta pek çoğunun yargılanması için tutulmasına neden, savcıya niçin kimse dur diyemiyor?
Yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki görevliler de Ak Partili mi?
Sorumuz çok mu zor?
Olası bir yanıt;
http://arsiv.sabah.com.tr/2006/04/22/yaz1437-40-115.html
Bu yanıt dahi soru doğurmakta.
Almanca’da „türken“ sözcügünü hediye etmis durumdayiz. Dolandirmak, aldatmak anlamindaki bu sözcük Almanca’da sadece gecmis zaman formunda, yani „getürkt“ biciminde kullanilir. Almanya’ya isci olarak giden vatandaslarimizin orda eyledikleri isler bizde eglence malzemesi olarak anlatildi, Aziz Nesin’in öykülerine girdi, ama Almanca’ya ne yazik ki yüz kizartici bir sözcük olarak gecti. Benim üstünde durmak istedigim kisim ise bunun Türkler icin yapilan bir tür „ötekilestirme“ ögesi olmasi. Dolandirma, aldatma isini size uzak olanlar yapar. Yakin olanlarin yaptigina ise „türken“ denmez, o ihanete girer.
Sevgili sargon,
Siz bana ne demistiniz?
sevgili cigi,
su dili artik biraksaniz diyorum. Kimse kimseyi aldatmiyor, herkes görüsünü söylüyor. Senin bakis acinla hareket edersek sen bizi, biz seni aldatmaya calisiyoruz. Halbuki bu tamamen yanlis. Senden farkli düsünenler kitleleri aldatmaya calismiyorlar. Onlar dogru süsündüklerini söylüyorlar.
Bence sen Avrupa ülkeleri hakkinda da Türkiye hakkinda da yanlis görüslere sahipsin. Ama bu yüzden sana bizi aldatmaya calisan pijamali entel demiyoruz. Ayni seyi senden de beklemek hakkimiz vardir sanirim.
Ben de size;
Tekrar su konunun altini kalinca ciziyorum ve bu konuda israrimi sürdürüyorum.
Dava adami olmak icin halki aldatmamak gerekir sevgili sargon. Aydin kisi; sicak yatagini, lüks arabasini, villasini, leptopunu, yazligini, mesgul ettigi önemli koltugunu kaybetmemek ugruna halka gercekleri söyleyemiyorsa ve herkesin gözünün icine baka baka insanlari kandiriyorsa; Ben bu kisiyle savasirim sevgili sargon.
Ben sözlerimin arkasindayim.;) Hepsini de kanitlamaya hazirim.
Sevgili sargon
Bana göre anlamlarini yanlis yazdiginiz turken ve geturkt kelimelerinin, Alman' ca dilinde nasil kullanildiklarini bir daha arastirarak aciklamanizi...
Eger bu kelimelerin anlamlari, Alman' ca dilinde acikladiginiz sekilde kullaniliyorsa; sizi bunlari kanitlamaya davet ediyorum...
Ergenekon konusunda Genel Kurmay konusunda ki düsünceleriniz ise bana göre celisiyor.
Sorusturmaya izin verirlerse: Hain, kaziklayanlar
Sorusturmaya izin vermezlerse: Fasist ordumuz.;)
Saygilarimla.
Ben bu sözcügü ana dili Almanca olan epey bir insana sordum. Anlami sahtekarlik yapmak, aldatmak. Langenscheit'in büyük sözlügünde de öyle yaziyor. dict.cc'de de anlami var. Ingilizce "faked" anlamina geliyor.
http://www.dict.cc/deutsch-englisch/get%C3%BCrkt.html
Ancak sözcügün kökeni sanirim Almanya'ya giden ilk Türklerle ilgili degilmis. Daha eski gibi görünüyor. Her ne ise konumuz bu degil zaten. O kismi renk olsun diye ekledim.
Konunun özüne gelirsek. Bence cok güzel bir noktaya deginmissin sevgili cigi. Daha dogrusu güzel yakalamissin. Genelkurmay'in Ergenekon konusunda muvazzaf askerlerin de tutuklanmasina izin vermesi bence önemli ve güzel bir gelisme. Bu yüzden Genelkurmay'i kutlamamiz gerekiyor. Bu ülkenin pisliklerden arindirilabilmesi icin herseyden önce ayricalikli kesimlerin kalmamasi lazim. Bugüne kadar yasadigimiz bir cok katliam, cinayet Devlet-i Ali'mizin yüksek cikarlari yüzünden kapali kaldi. Corum, Maras, Susurluk, Ulucanlar vb. Sonuncusunun bir nolu zanlisi hala orduda muvazzaf subay. Daha önce yazdim. Suclularini, katillerini koruyan devlet hep kirli kalir. giderek daha da kirlenir. Bu acidan iyi bir gelismedir bu.
Yukardaki yazi satirik birsey. Sirtinizi bu kurumlara yaslayarak politika yapmayin demek istiyorum. Benim genel yaklasimimi bilmedigin icin böyle anlamis olabilirsin.
Sevgili sargon,
geturkt kelimesinin, Türk' lerle hic bir iliskisi, baglantisi ve cagrisimi kesinlikle yoktur. Sadece bir tesadüften ibarettir... Almanca' da gercek karsiligi '' sahte '' dir.Herhangi bir seyin gercegi ve sahtesi ile ayirimi esnasinda kullanilan bir terimdir. Sordugunuz kisilerin art fikirli olduklarini düsünüyorum... Kendiniz Alman'ca-Türkce sözlüge bakabilirsiniz.
Ayni mantiktan yola cikarsak, hindinin Ingilizce' si ile karsilatigimiz da; " Bunlar Türk' leri hindi gibi görüyorlarda onun icin '' turkey '' ismini mi takmislar diyecegiz.
Ayrica Almanca' da '' turken '' kelimeside, sizin ifade ettiginiz gibi ne kullanilir nede o anlami cagristirir. Fakat insanlar arasinda sakalisirken ( Bu her ülke insani icin gecerlidir ) böyle bir tavir takinirlar. Ben de cok '' Duits he '', ya da " normal schweiz '' demisimdir.
Bazen hata yaptigim da kendim icin '' normal ben salak bir Türk' üm '' dedigim cok olmustur. Bu anlayis, bizim ülke insanlarimizin arasin da pek olmayan bir sakalasma türüdür.
Avrupa' da, her ülke insanin meshur oldugu bir cok degisik saka konulari vardir. Ama bu sakalar; onlarin gercekten de öyle olduklarini ifade etmez ve kimsede böyle bir iddia da bulunmaz.
Saygilarimla.
Ayrica bu kurumlarin hic birisinin digerine üstünlügü olmamalidir. Ülkemde 12 Eylül den sonra, devlet kurumlarinin en kücük yönetiminin basina, idaresine ve odalarina oturan askerleri de biliriz, asla unutmayiz...
Bir tarafi temizleyelim derken, diger tarafi mi güclendirmemiz mi gerekiyor. Su anda yasanan olaylar hukuka uygunmudur? Adalet Bakanligina bagli hukuk sistemi ne derece dogrudur? 18 aydir, durusmaya cikmadan hapiste olan insanlarimiz yokmudur?
Türkiye de her farkli düsünen, inanan ve her ne olursa olsun, elbet bir gün bize de sira gelecek diye, digerlerine nefret ve kin duyarak firsatmi kollayacak? Simdi olan olaylar bunun kaniti degilmidir?... Sonunda bekledikleri firsat yakalanmis, cumhuriyet savcisi ve digerleri 28 Subat' in intikamini almaktadirlar. Olay bu kadar basittir... Ortalikta ben hukuk adina yapilmis hic bir sey göremiyorum...
AB yasanatisini ballandira, ballandira halka anlatan entellerimiz neredeler? Su özür dileme kampanyasini baslatanlar nerde yasiyorlar? Hukuk devleti, sokaktaki esitligin saglanmasi, laiklik, cumhuriyet, demokrasi, inanc ve düsünce özgürlügü ve kardeslik kirk yilda bir, birilerinin dürtmesi ile mi akilillarina geliyor? Akillari daha önceleri neredeydi?
Anadolu da yasamini sürdüren insanlarimizin, birligi ve hak ettikleri yasamlarini elde etmeleri icin; tasin altina elimi degil, kafami sokarim... Bunun icin de mücadele ediyorum. Herkesin de üstüne düsen görevi yapmasi gerekiyor.
Kurtulus savasinda, Mustafa Kemal ve silah arkadaslarina mermi tasiyan; Türk,Kürt,Cerkes,Laz,Yörük,Türkmen ve digerlerinden olusan kücücük ellere, kadinlara, cocuklara borclu hissediyorum kendimi. Benim ve cocuklarimin üzerilerinde; onlarin bir cok haklari olduklarinin var oldugunu hic bir zaman unutmuyorum... Unutmayacagim.
Bes yildizli otellerin lobilerinde, ellerinde sampanya bardaklari, kahkahalar ile bunlari tartisan liberalleri, aydinlari, entelleri de cok iyi taniyorum. Splushhh insanlar.. Ne duygusu? Ha evet... Lüks yasanti, cok para ve ayri bir tabaka, özel konusmalar..
Ne yapalim baska bir gezegen bulacagiz artik bunlara... Carl Sagan' a göre dinlerden özgür ve dost yasayanlara idi ama ne yapalim baska caremiz kalmadi.... Öncelik hakki onlarin olsun... Onlar gidince Dünya' da nasilsa bir sorun olmaz....
Sevgiler, saygilar.
gematria
09-01-2009, 23:06
bulunan silahlar gazete kağıdına sarılı halde bulundu ve asıl komik olan gazete milliyet gazetesi tarihi 7 eylül 2004 ...
silahlar rutubetten kullanılamaz hale gelmiş durumda tam bir komedi... çokmu zordu bu silahları satmak :D
kimi kandırdıklarını sanıyolar allah aşkına bu işin altından bakalım kim çıkacak...
PENCERE
İLHAN SELÇUK
Darbe Zaten
Yürürlükte...
Sanırım ülkemizin bugün her zamankinden daha çok saydamlaşmış sağduyuya ve öfkeden arınmış duru mantığa “ihtiyacı” var...
Elbirliğiyle düşünmeye çalışalım...
*
Ergenekon davası bir yandan, soruşturması öte yandan sürüyor...
Şok dalga mı, 9’uncu dalga mı, 10’uncu dalga mı, her neyse bir yeni gözaltılar dalgası polis baskınlarıyla yürürlüğe kondu...
Ülkenin en önemli kamu görevlerinde bulunmuş, yaşını başını almış, en güvenilir ve tanınmış kişileri gözaltına alındı...
Böyle bir ‘dalga’ya ‘mantıken’ ve ‘hukuken’ gerek var mıydı?..
Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz...
Eski MGK Genel Sekreteri E. Orgeneral Tuncer Kılınç...
Eski Genelkurmay Adli Müşaviri E. Tümgeneral Erdal Şenel...
Ve ötekiler...
Ergenekon savcılığı, bu ‘zevatı’ ifadelerini almak için savcılığa çağırsaydı ne olurdu?..
• Saklanırlar mıydı?..
• Gizlenirler miydi?..
• Yurtdışına mı kaçarlardı?..
*
• Eve polis baskını..
• Arama-tarama..
• Gözaltı..
• Tutuklama..
Hiçbir hukuksal, anayasal, yasal, mantıksal gerekçe yokken nedir bu olanlar?..
*
“Ergenekon soruşturması” yaklaşık 1.5 yıldan beri sürüyor...
İlk iddianamesi -eğer iddianame sayılırsa- yazıldı...
Peki, sonra ne olacak?..
Daha kaç iddianamenin yazılması beklenecek?..
Dün Savcı Zekeriya Öz’ü destekleyen iktidar gazetelerinden birinin manşeti:
“Suikasta suçüstü...”
“Türkiye Ergenekon’un 10’uncu dalga operasyonuyla sarsıldı. 6 ilde 42 kişi gözaltına alındı. Çok sayıda bomba ve silah ele geçirildi. Sıvas’taki üyelerin suikasta hazırlandığı belirlendi.”
• Ergenekon..
• Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz..
• Prof. Yalçın Küçük..
• E. Orgeneral Kemal Yavuz..
• Çok sayıda bomba ve silah..
• Ve merkezi Sıvas’ta bulunan suikast girişimine suçüstü...
Allah aşkına daha gazete manşetlerinde iflas eden bu hikâyenin arkasındaki gerçek nedir?..
*
Türkiye’de askeri darbe nasıl yapılır?..
Genelkurmay’da en üst düzeyde görevli generaller toplanıp karar verirler...
Silahlı Kuvvetler en küçük birimine dek verilen emri yerine getirir...
Askeri darbe gerçekleşir...
Ama, Ergenekon savcısı ne diyor:
- Çete kurulmuş, şeması da var, askeri darbe için gerekli hazırlığı yapıyor...
Delil?..
Kanıt?..
Yok...
Bu işte bir başka iş var...
*
Ergenekon soruşturması başından beri bir hukuk soruşturması olmaktan çıkmış, yargıyı kullanarak laik Cumhuriyete düzenlenen sivil darbenin tezgâhına dönüşmüştür...
*
Peki, ne olacak?..
Ne yazık ki Atatürk Cumhuriyeti artık topun ağzında...
Ergenekon tertibi bu devletin ve ülkenin en güvenilir insanlarını hiçbir yasal gerek ve olanak yokken evlerinden toparlayıp gözaltına alabiliyorsa, askeri darbeye ne hacet, darbe zaten yürürlükte...
http://www.cumhuriyet.com.tr/cu/cumhuriyet/i/c020500.jpg
Cumhuriyet
9 Ocak 2009
gematria
10-01-2009, 01:56
zekeriya öz den bahsedelim biraz..
Öz, 1951’de Bulgaristan’dan Bursa’ya göç eden 8 çocuklu mutaassıp bir ailenin tek erkek çocuğu. 1968 doğumlu.
Teyze oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz’ün İmam Hatip (İHL)’te okuduğu yıllarda Fethullah tarikatı tarafından “devşirildiğini” anlatıyor. Zekeriya Öz, o yıllarda Fethullah Gülen’in finanse ettiği Yeşilırmak Dershanesinde eğitim gördü. Kurban Bayramı’ında vatandaşlardan kurban derileri toplar, Fethullahçıların vakfına verirdi.
Öz’ün çocukluğu ve gençliği, Bursa- Yalova-İstanbul hattında geçti.
Zekeriya Öz, 1997’de Hakimlik ve Savcılık Sınavı’nı kazandıktan sonra, Aktüel dergisine verdiği bilgiye göre, Bursa Barosu’ndaki kaydını sildirip 35837 sicil numarasıyla savcı oldu. Mutki’de 2 yıl görev yaptıktan sonra, Balıkesir Bigadiç’e atanıyor. 2004’ten sonra da İstanbul Ümraniye’ye ve sonra da Beşiktaş’ta eski adıyla Devlet Güvenlik Mahkemeleri, yeni adıyla özel yetkilendirilmiş Ağır Ceza Mahkemeleri’ne “özel olarak” tayin ediliyor.
Teyzesinin oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz için “Atatürk adını ağzına almaz, “beton Kemal” ifadesini kullanırdı…Savcı olduğunu duyunca çok şaşırdım. Hala da şaşkınım.”
bu iddialarından sonra kuzenini gözaltına almıştır zekeriya öz ama kuzeninin sonunun ne olduğnu bilmiyorum...
Krokiyide suraya bir yere, koymustum....
Hangi yastigin altinda acaba, hadi hep berlikte arayalim, gelin dostlarim.
El ele tutusalim, empati kuralim.
Hah simdi aklima geldi..Buldum.
Iste bakin, silahlarin krokisi de burdaymiiiiiisss..
Alkis, alkis...
Özel Hareket Dairesinin basinda, bu kafa ve tecrübe ile mi durdun acemi caylak !!!!
Tuuuu yaziklar olsun sana... Bir krokiye sahip olamadin...
Sevindirdin Liberal aydinlarimizi.
Onbasi Mehmetcik bile yer yutardi, su kagit parcasini be aslan parcasi..
Yazik, yazik...
mutluluk35
10-01-2009, 03:25
Kamuoyunda Ergenekoncuları savunanlar,bunu niye Atatürkçülükle bağdaştırıyorlar..Niçin Ergenokonculara Atatürkçü muamelesi yapılıyor anlamıyorum..Hiçkimse kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.Durumdan vazife çıkarıp,vatan için de olsa terör örgütü kuramaz,bahçesinde elbombası saklayamaz.Bu ülkede Ergenekon diye bir örgüt olmasa,elde kanıt delil olmasa,hiç kimse orgeneralleri,tümgeneralleri hapse gönderemez.Bu örgütün temellerini geleneksel anlamda İttihat ve Terakki ile ilişkilendiriyorum,gladio daha dünkü çocuktur.Cumhuriyetin temelleri atılırken,hanedanın tasfiyesinden sonra yaşanan iktidar odaklı ve iki taraflı bir güç mücadelesi vardı Kemalist kadrolar ile İttihatçılar arasında.İttihatçılar imparatorluğu emperyalist bir dünya savaşına sokup,savaşı kaybedince Alman denizaltılarıyla kaçtıktan bir iki yıl sonra,pastadan pay alabilmek için geri dönmek istemişlerdi.Ermeni katliamından sonra her biri,Taşnak suikastlariyle can verdiler.Üst düzey İttihatçılar arasında memlekete dönebilen tek kişi doktor Nazımdı,onu da Atatürk astı.Atatürke suikastten asılan diğer İttihatçıların da hedefleri aynıydı,anayasal düzeni bombalarla suikastlerle değiştirmek ve ele geçirmek istiyorlardı.Başarısız oldular ama tek İttihatçılar farklı şekillerde tasfiye edilen liderler değildi.Bu taban cumhuriyet kurulduğunda da yerleşikti.80 darbesini yapanlar da aynı gelenekten gelirler.Zamanında panislamizmi kullanan gelenek,gün geldi diyanet işleri başkanlığını kurdu.Enver Paşa,Evren paşa oldu.Bu Ergenekoncular o kadar Atatürkçüydüler madem,Uğur mumcuyu niye katlettiler peki.Düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı çok yanlış.Şu an ülkemizde yaşanan süreç Gürcistan ve Ukraynada yaşanan renkli devrimlere benzer bir süreçtir,(bizimkinin rengi turuncu değil tabi yeşil) Soros demokrasinin oturtulma sürecidir.Batı Türkiyeyi ileri karakol yaptığı dönemde bu kadroları komünist hareketle çarpıştırmıştı,şimdi işi bitti tasfiye ediyor.Çünkü ülkeye kapitalizmin yerleşmesini engelleyecek çatlak seslere tahammülü yok.Bu sürecin siyasi liderliğini Erdoğan yapıyor diye,Ergenekonculara sahip çıkmayı da yararlı bulmuyorum.. Terör kim tarafından yapılırsa yapılsın terördür,bu ülke susturuculu silahlarla ayakta tutulmaya çalışılıyorsa,gazetecileri aydınları öldürerek,Hizbullahla Pkkyla danışıklı dövüşerek varlığını idame ettiriyorsa varlık nedenini yitirmiştir.Ergenekoncu diye yaftalananların içinde,benim gözlemlediğim kadarıyla Atatürkçü olan tek kişi sayın Sabi Kanadoğludur,bunun dışında da çete işlerine bulaşmadığı halde,AKP karşıtı olduğu için de tutuklananlar olabilir,ama bu durum tüm tutuklananların da ak kaşık olduğu anlamına gelmez.
gematria
11-01-2009, 02:46
Kamuoyunda Ergenekoncuları savunanlar,bunu niye Atatürkçülükle bağdaştırıyorlar..Niçin Ergenokonculara Atatürkçü muamelesi yapılıyor anlamıyorum..Hiçkimse kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.Durumdan vazife çıkarıp,vatan için de olsa terör örgütü kuramaz,bahçesinde elbombası saklayamaz.Bu ülkede Ergenekon diye bir örgüt olmasa,elde kanıt delil olmasa,hiç kimse orgeneralleri,tümgeneralleri hapse gönderemez.Bu örgütün temellerini geleneksel anlamda İttihat ve Terakki ile ilişkilendiriyorum,gladio daha dünkü çocuktur.Cumhuriyetin temelleri atılırken,hanedanın tasfiyesinden sonra yaşanan iktidar odaklı ve iki taraflı bir güç mücadelesi vardı Kemalist kadrolar ile İttihatçılar arasında.İttihatçılar imparatorluğu emperyalist bir dünya savaşına sokup,savaşı kaybedince Alman denizaltılarıyla kaçtıktan bir iki yıl sonra,pastadan pay alabilmek için geri dönmek istemişlerdi.Ermeni katliamından sonra her biri,Taşnak suikastlariyle can verdiler.Üst düzey İttihatçılar arasında memlekete dönebilen tek kişi doktor Nazımdı,onu da Atatürk astı.Atatürke suikastten asılan diğer İttihatçıların da hedefleri aynıydı,anayasal düzeni bombalarla suikastlerle değiştirmek ve ele geçirmek istiyorlardı.Başarısız oldular ama tek İttihatçılar farklı şekillerde tasfiye edilen liderler değildi.Bu taban cumhuriyet kurulduğunda da yerleşikti.80 darbesini yapanlar da aynı gelenekten gelirler.Zamanında panislamizmi kullanan gelenek,gün geldi diyanet işleri başkanlığını kurdu.Enver Paşa,Evren paşa oldu.Bu Ergenekoncular o kadar Atatürkçüydüler madem,Uğur mumcuyu niye katlettiler peki.Düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı çok yanlış.Şu an ülkemizde yaşanan süreç Gürcistan ve Ukraynada yaşanan renkli devrimlere benzer bir süreçtir,(bizimkinin rengi turuncu değil tabi yeşil) Soros demokrasinin oturtulma sürecidir.Batı Türkiyeyi ileri karakol yaptığı dönemde bu kadroları komünist hareketle çarpıştırmıştı,şimdi işi bitti tasfiye ediyor.Çünkü ülkeye kapitalizmin yerleşmesini engelleyecek çatlak seslere tahammülü yok.Bu sürecin siyasi liderliğini Erdoğan yapıyor diye,Ergenekonculara sahip çıkmayı da yararlı bulmuyorum.. Terör kim tarafından yapılırsa yapılsın terördür,bu ülke susturuculu silahlarla ayakta tutulmaya çalışılıyorsa,gazetecileri aydınları öldürerek,Hizbullahla Pkkyla danışıklı dövüşerek varlığını idame ettiriyorsa varlık nedenini yitirmiştir.Ergenekoncu diye yaftalananların içinde,benim gözlemlediğim kadarıyla Atatürkçü olan tek kişi sayın Sabi Kanadoğludur,bunun dışında da çete işlerine bulaşmadığı halde,AKP karşıtı olduğu için de tutuklananlar olabilir,ama bu durum tüm tutuklananların da ak kaşık olduğu anlamına gelmez.
mutluluk kardeş oynanan oyunu görememişsin burdaki herkes gibi bizde çetelere derin devletlere karşıyız 94 kişiyi indirmişler bir dönemde zamanında bizde karşıyız tabiki.. fakat asıl oyun şu bu çetelere katmaya çalıştıkları adamlar partilerinin önünde onların emelllerine engel olabilcek adamlardır... yakında bir din devleti kuracak olan akp engelleri tek tek bu çete sayesinde kaldırıyo...generallerimizin adını bu çetelerle birlikte anmak ve onları kamuoyu önünde küçük düşürmek ..... gerekirse hapislerde bekletmek.... yazık...
Ergenekon Yalakaları
Adam gazeteci, akademik unvanı da var üstelik, inanılmaz bir pişkinlikle,
- Koskoca emekli Yargıtay Başsavcısı’nın evini aradıklarına göre, herhalde bir şeyler var, diyebiliyor.
Bu denli insan haysiyetinden, bu denli demokrasi fikrinden, bu denli hukuk nosyonundan, bu denli aydın namusundan yoksun bir çıkış olabilir mi?
Bir soruşturmayı başlat, çamur at, bunun gibi kakavanlar ortaya çıksınlar, daha yargı yapılmadan, yargıya gerek kalmadan, hemen işin içinde bir suç olduğuna karar verilsin.
Doğrusu bunlar hödüklük katalizörü olarak, yargının yerine kaim olup, hüküm verecek ve kamuoyunu yönlendireceklerse adalete ne gerek var ki?..
Adam güya hukukçu ve de Bakan olmuş, Ergenekon soruşturması ile ilgili olarak,
- Olay siyasi değil, her şey hukukidir, diyebiliyor.
Adam güya hukukçu ama hukuktan nasibini alamamış, herhangi bir tasarrufun siyasi olmayıp, hukuki olabilmesi, hukuken geçerli sonuçlar doğurabilmesi için yalnızca hâkim veya savcılar tarafından yapılmış olmaları yetmez, aynı zamanda kurallara, hukukun öngördüğü hususlara da uygun olması gerekir.
Savcının ya da hâkimin cinayeti, salt bunlar hukuk adamı diye, hukuken meşru olamaz.
Vural Savaş, Ergenekon soruşturması sırasında hukukun nasıl çiğnendiğini anlatıyor. Vural Savaş dün “Kanal Biz”de haykırıyor, bu soruşturmada ve davada hukuk kurallarının çiğnendiğini, “olay yargıya intikal etmiştir” diye susmanın yanlış olduğunu söylüyordu.
***
Ergenekon soruşturmasının ne olduğunu bilmek için, son dalgayı beklemeye gerek yoktu. Son dalgada gözaltına alınan isimlere bir bakın! tabii İbrahim Şahin gibi Susurluk sosu olsun diye katılan isimleri bir yana bırakın, ortak noktaları nelerdir diye bir sorun kendinize, bu olayın ne olduğunu pekâlâ anlayabilirsiniz.
Gözaltına alınan ve evi aranan toplumca bilinen muteber kişilerin ortak noktası, hepsinin de, AKP’nin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni, laikliğin, hukukun, yargı bağımsızlığının esamisinin okunmadığı, sosyal devletin yerini, sadaka sistemine bıraktığı bir İslam Cumhuriyeti’ne dönüştürmeye çalışan sivil darbesine karşı olmalarıdır. Zaten Ergenekon soruşturması, bugüne kadar tıkır tıkır yürütülen sivil darbenin bir parçasıdır.
Bugün artık, sorulması gereken soru, iktidarın meşruiyetini yitirip yitirmediğidir.
Bu sorunun gündeme gelmiş olmasının sorumlusu bizzat Tayyip Erdoğan’ın kendisidir.
Bu gerçekler artık herkesçe bilindiği için Ergenekon’un ne olup ne olmadığı üzerinde durmak yerine, Ergenekon yalakalarına bakmakta yarar olduğunu düşünüyorum.
Ergenekon çerçevesinde gelişen olaylardan duyduğu endişeyi ve rejim hakkındaki haklı kaygılarını dile getiren CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a karşı, Ergenekon yalakaları (Tayyip yalakalarıyla eşanlamlıdır) hemen seslerini yükselttiler:
- Bu yargıya müdahaledir.
Hemen soralım:
- Başbakanın bu davanın savcılığına soyunması yargıya müdahale değil miydi? O zaman nerelerdeydiniz ey Ergenekon yalakaları?
***
Ergenekon yalakalarının en önemli savlarından biri rejime karşı darbe iddiasıdır.
Bu iddia doğru, fakat yalakaların baktıkları yer yanlıştır. Darbeyi görmek isteyenler, laik rejimi İslami rejime dönüştürmeye çalışanlara bakmalıdırlar.
Onlar da yalakaların baktığı yerde değil, tam aksi yönde durmaktadırlar.
Hadi diyelim ki, bunların sığ kafaları yalnızca, askeri darbeye şartlandırılmıştır.
O zaman da onlara şu söylenebilir:
- Efendi darbe arıyorsan mutasavver darbeden önce, gerçekleşmiş darbeye bak. Lideri Marmaris’te duruyor.
Demokratlıktan dem vuranlara da söylemek gerekir ki;
- Yapılmış darbenin hesabını soramayanlar, yapılacağı ileri sürülen darbenin hesabını hiç soramazlar.
Bunların içinden milletvekili bile olmuş güya hukukçu biri de, buyurmuş:
- Artık dokunulamaz kimse kalmadı...
Yapma yahu!
Kendisine hemen dönüp soralım:
- Senin milletvekillerin ve de Başbakan’ın hırsızlık, dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma, resmi evrakta sahtekârlık gibi kovuşturmalardan dokunulmazlık zırhının arkasına sığınarak saklanmıyorlar mı? Dokunulmaz değil mi onlar? Onlar orada durdukça, sen hiç utanmadan nasıl ‘kimse dokunulmaz değil artık’ diyebiliyorsun? Sonra kendisine şu husus da anımsatılmalıdır:
- ‘Bizim arkadaşlarımız, yargıya güvenmedikleri için dokunulmazlıkların kaldırılmasını istemiyorlar’ diyen sen değil miydin?
Sizi gidi, Ergenekon yalakaları sizi!..
Ali Sirmen
asirmen@cumhuriyet.com.tr
10 Ocak 2009 - Cumhuriyet
gematria
11-01-2009, 13:20
Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, emekli Kurmay Albay İlyas Çınar, Engin Erkılıçoğlu, Bedrettin Dalan'ın oğlu Barış Dalan, İlhami Ümit Handan, Coşkun Umur, Özkan Bektaş, Bekir Çelik ve Erdal Şahin ise savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Savcının Tuncer Kılınç ve İlyas Çınar için talep ettiği adli kontrol talebini mahkeme reddetti.
ADLİ kontrol tedbiri savcılar tarafından tutuklamanın ağır sonuçlarını bertaraf etmek, yargılamanın tamamlanabilmesi için insan haklarına yapılan orantısız müdahalelerin önüne geçmek amacıyla bağımsız bir kurum olarak oluşturulmuştur.. fakat ne yazıkki bugün görüyoruzki kişiler bu haklarını mahkeme kararıyla kaybetmiştir....
bu bırakılan 9 isime söylemedikleri kalmadı susurlukla ilişkililer dendi hiç bişey çıkmadı ..serbest bırakılma haberlerini ise d,nci kanallarr yahiç göstermemekte yada çok kısa bir süre ayırmaktadır ....madem ifade alınacaktı bu şekildemi yapılır bu işlem????????
gematria
11-01-2009, 13:29
mutluluk kardeş bak işte sana örnek tuncer kılınçın tutuklu olduğu dönemlerde özellikle stv gibi yandaş medyanın onun hakkında yayınladığı haberlerden birisi..
zaman gazetesi yazarı bakın nasıl ilişkilendirmeye çalışıyor paşamızı ergenekonla içler acısı bi durum dün serbest bırakılan paşamız hakkında bikaç günde bakın neler neler yazmışlar....
Ne demek sus! Ne demek yobazlar! Son operasyonda gözaltına alınan isimler arasında bulunan Tuncer Kılınç ismine şaşıranlara önemli bir hatırlatma. Son operasyonda gözaltına alınan isimler arasında bulunan Tuncer Kılınç ismine şaşıranlara önemli bir hatırlatma.
Brüksel'den Ergenekon'a Tuncer Kılınç Paşa!
Ergenekon soruşturmasında MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç da gözaltına alınınca, Paşa'nın 5 yıl önce Brüksel'de yaptığı konuşmayı hatırladım.
Zira, 15 Nisan 2003'te Paşa'nın Türk büyükelçiliğinde farklı ideolojik görüşlerden dernek temsilcilerine yaptığı konuşma, ERGENEKON'la ilişkilendirilen isimlerin kafa yapısına dair önemli ipuçları veriyordu.
Paşa'nın değinmediği konu yoktu. Dilden dine, AB'den mezhep tartışmalarına pek çok konuda görüşlerini açıkladı. "İslam'da hacı hoca yoktur" diyen Kılınç, Aleviliğin de yanlış olduğunu söylüyordu. Hızını alamayan Paşa, konuşmasında gurbetçilere de çattı: "Dünyanın hiçbir yerinde rastlamadığım bağnazlığı, Brüksel'de Schaerbeek semtinde gördüm. Dünyada bayanların, pantolon üzerine etek giydiği tek yer burası. Bu tür giyim şekli Anadolu'da bile yoktur."
Ortam bir anda gerildi. Söz alan bir dernek temsilcisi, "Beyefendi, 32 senedir Schaerbeek'te yaşıyorum. Tek Türk kadınının böyle giyindiğini görmedim." diyerek tepkisini gösterdi. Bu, demokrat birey ile jakoben zihniyetin karşı karşıya geldiği noktaydı. Ve belli ki Paşa, Avrupa'nın göbeğinde konuştuğunu unutmuştu. Karşısındaki insanlar, yıllardır inançlarını özgürce yaşıyordu. Temsil ettiği makamın da verdiği güçle, hiç beklemediği bu tepki karşısında Kılınç, yumruğunu sert bir şekilde masaya vurarak, "Susun yobazlar, bağnazlar. Aymazlar, susun." diye bağırmaya başladı. Aslında bu tavır, ülkemizde yıllardır demokrasi talep eden, düşünce ve inançlarına saygı isteyen insanlara, belli odakların darbeler, entrikalar ve faili meçhullerle verdiği cevabın bir modeliydi. Onların bir ideolojisi vardı ve buna karşı çıkanlar, hain, yobaz ve bağnazdı. Etkisiz hale getirilmeleri için her yol mubahtı. Bu oyun, 27 Mayıs darbesiyle başlamış; 28 Şubat Süreci ile, Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz darbe girişimleriyle ve 27 Nisan gece yarısı bildirisiyle sürüyordu.
Genelde her darbeden sonra topluma ölüm sessizliği çökerdi. Ama Paşa'nın ağır hakaretleri karşısında bu olmadı. Salonun orta sıralarında oturan bir öğretmenin ayağa kalkarak söylediği sözler, sadece şartların değiştiğinin değil, bunca yıldır çevrilen entrikaların hesabının sorulacağının da habercisi gibiydi: "Beyefendi, burayı kışla, bizi de erat mı sandınız? Ne demek sus, ne demek yobazlar! Ne demek bağnazlar! Ben liseyi Türkiye'de bitiren, üniversiteyi Belçika'da okuyan İslam komisyonunda görevli, 18 Mayıs seçimlerinde milletvekili adayı bir şahıs olarak sizin bu konuşmalarınızı şiddetle kınıyor, size yakıştıramıyorum."
Salonu terk etmek isteyen Kılınç, zorla yatıştırıldı ve bu zihniyetin topluma ve değerlerine bakışını gösteren görüşlerini açıklamayı sürdürdü. Şöyle diyordu Kılınç: "AB'ye gireceğimize dair ümidim yok. İstanbul'un fethinden beri Avrupa bize düşman olarak bakmıştır. PKK, AB'nin gerçekleştirdiği bir örgüttür. AB Türkiye'deki terör örgütlerini gizli ve açık olarak desteklemiştir. AB, Türkiye'nin yeniden palazlanıp Osmanlı gibi olma korkusunu yaşamakta."
"Yurtdışındaki insanımız bizden imam ve öğretmen istiyor. Bu iki esas evde öğrenilir. İslam'da hacı-hoca yoktur. Bunlar yanlış şeylerdir."
"Tarikat yol demektir. Ayrı yollara gitmek demektir. Dini sömürmektir. Tarikat sapma demektir. İslam'ı bölmek demektir."
"Anadolu kadını, rüzgârdan, yağmurdan korunmak için başını örtmüştür. Başörtüsünün dinle alakası yoktur. Havalar soğuyunca da Anadolu kadını başına şal almıştır. Olmuştur şallı başörtü."
Türkiye'deki dindarlardan pek hazzetmediği halde, ne hikmetse İran elçiliğinde sık sık görülen Paşa, görevden ayrıldıktan sonra da susmadı. Sahte dolar basmaktan İran ve Rusya ile ittifak kurmaya ilginç önerileriyle hep gündemde oldu. Bugünlerde adı demokrasiye komplo kurmakla suçlanan Ergenekon ile anılan Paşa'nın, son açıklamalarından birinde, demokrasinin Türkiye için lüks olduğunu söylemesi manidar değil mi?
Şimdilik susma hakkını kullanan Kılınç'ın, Ergenekon'da rolü olup olmadığını yargı belirleyecek. Ama son gözaltıları şaşkınlıkla karşılayanların, bu isimlerin geçmişte rol aldığı hadiselere ve yaptığı konuşmalara tekrar bakmasında yarar var.
ABDULHAMİT BİLİCİ-ZAMAN
naber abdülhamit beyfendi çok çabaladın ama olmadı bağlayamadınız dimi bu adamı susurluğa.....
yucemanitu
11-01-2009, 20:58
Sevgili Mutluluk kısmen haklı ama Mustafa Balbay, İlhan Selçuk, Nurseli İdiz, Kemal Alemdaroğlu, Sabih Kanadoğlu gibi isimler de mi terörist? Tamam gözaltına alınanların tutuklananların içlerinde suçlu olan terörist olan kişiler elbette vardır ama bunlar kaç kişidir ki bir suçlu yakalerken aynı anda tek suçu AKP'ye muhalefet olan 30 kişiyi birden içeri tıkıyorlar ayrıca Kemalistleri yok ettikten sonra sıra AKP'li olmayan herkese teker teker gelecek. İşte Taraf gazetesini gördük büyük bir hararetle AKP'yi savunan Taraf AKP'nin itibarını zedeleyecek ufak bir manşet atınca (bkz. "Paşasının Başbakanı") canına okudular. AKP kendini alkışlamayan her şeyi yok etmeye yönelmiş durumda. Durdurulmazsa da sıra AKP'yi alkışlamayan herkese gelecek.
11 Ocak 2009
Radikal gazetesi, Oral Calislar
Yazi konusu: Türkiye' de ki basin özgürlügünü takip amaci ile Hollanda' li gazeteciler ile isbirligi calismasi ve Ergenekon davasi ile görüsler.
Yazi Basligi: Amsterdam'dan Türkiye'ye bakarken...
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=916485&Yazar=ORAL%20ÇALIŞLAR&Date=11.01.2009&CategoryID=98
Rotterdam' dan,
Verzonden: maandag 12 januari 2009 0:38:36 Aan: oralcalislar@gmail.com (oralcalislar@gmail.com)
Gönderildi: Pazartesi 12 Ocak 2009 0:38:36 ona:
Sn. Oral Calislar' a ve Türkiye' ye bakarken....
Sn. Calislar, Amsterdam' a gelip de Hollanda' li gazetecilere sormayi unuttugunuz baska sorularinizin da olmasi gerektigini düsünüyorum. Ben size bu konuda elimden geldigi kadar yardimci olmaya calisacagim.
Basin özgürlügünden soralim Hollanda' li gazeteci arkadaslariniza..
Hollanda' ca yi aradan cikartip Türkce aktariyorum size.
Sn. Bayan Jessica Lutz; Hollanda' da bir sehirde örnegin Amstderdam' daki bir bölge savcisi, iddanme hazirlarken; Hollanda basini bu konu hakkinda bir yorum yapabilir mi? Yani bir gazetenin yazisi veya yazari, iddia hakkinda kendi düsüncelerini ve yorumlarini yazabilir mi?
-Nee ( Hayir )
Sn. Bayan Jessica Lutz, Hollanda' da herhangi bir gazete; savcinin iddia gerekcelerinin yazili oldugu dosyadaki bilgileri ele gecirip yayimlayabilir mi?
-Nee ( Hayir )
-Sn. Bayan Jessica Lutz; Hollanda' da ki herhangi bir görsel basin kamerasi; polis, savcinin iddianamesinde adi gecen kisileri sorgulamaya götürürken cekim yapabilir mi? Görsel basin böyle bir ortama cagirilir mi ayrica varsayalim cok gizli bir cekim oldu, sorguya götürülenlerin izni alinmadan bu cekimlerin tv de gösterimi mümkünmüdür? Yani suclulugu kanitlanmamis insanlari sansasyon yaratarak teshir edebilirmisiniz?
-Nee ( Hayir )
-Sn. Bayan Jessica Lutz, Hollanda' da bir mahkeme salonunun icinde, tv kameralari cekim yapabilir mi?
-Nee ( Hayir )
Sn. Bayan Jessica Lutz, Hollanda' da hic olmayacak bir seyi basardiniz ve mahkeme salonunun icine kamera ile girmeyi basardiniz. Mahkeme salonunun icinde bulunan, sanik sandelyesinde oturan da dahil olmak üzere her kisinin, cekim onayini alabildikten sonra cekim yapabileceginizi biliyorsunuz degil mi?
-Ya ( Evet )
Sn. Bayan Jessica Lutz, basin özgürlügü ve kisilik haklari konusunda sordugum sorulara verdiginiz yanitlar ve dolayisi ile Türkiye' de bulunan meslektaslarinizi bu konularda aydinlatmis oldugunuz icin size cok tesekkür ederim. Tekrar görüsmek üzere. ( Tot ziens )
[quote=cigi;148634]Rotterdam' dan,
Verzonden: maandag 12 januari 2009 0:38:36 Aan: oralcalislar@gmail.com (oralcalislar@gmail.com)
Gönderildi: Pazartesi 12 Ocak 2009 0:38:36 ona:
Sn. Oral Calislar' a ve Türkiye' ye bakarken....
Sn. Calislar, simdi de izin verirseniz, sizin Amsterdam' da ki toplantinizi izlemeye gelen sn. Joost Lagendijk' a Hollanda' daki hukuk ve dolayisi ile insan haklari üzerine bir kac soru sormak istiyorum.
Sn. Bey Joost Lagendijk, (Parlementaire geschiedens van het Nieuwe Burgerlijk Wetboek ) 789 sayfa olan Parlementonun tarihi ve yeni vatandaslik kanunu kitabini sanirim biliyorsunuz. Bu kitapta 163.164.165. sayfalardan sizden bilgi edinmek amaci ile soru sormak istiyorum.
Sn. Bey Joost Lagendijk Hollanda' da yargi, adalet bakanliginin uyarilari ve emirleri dogrultusunda mi görev yapar?
-Nee ( Hayir )
Sn. Bey Joost Lagendijk, Hollanda' da hükümet; yargic ve hakimleri etkileyebilmek amaci ile yorum bildirme, verilen karar hakkinda tartisma ve bir dava sürerken, davanin savcisina ya da avukatina destek aciklamasi yapabilir mi?
-Nee ( Hayir )
Sn. Bey Joost Lagendijk, Hollanda' da bir savcinin iddia dosyasinda bulunan, sorgulayip bilgilerinden yararlanacagi kisilerin isimleri ve sorgulanacaklari olan tarih ve saatten; savciya yardimci olan polisten baska bir kurum, bu kisilerin isimlerine ulasip ögrenmesi ve desifre etmesi mümkünmüdür?
-Nee ( Hayir )
Sn. Bey Joost Lagendijk, Hollanda' da bir savcinin iddia dosyasinda bulunan bu kisilerin, savci sorgulamasina cagirilirken, gece yarisi 04:00 de evlerine polis ile baskin seklinde ve evlerinin aranip, özel esyalarina izinsiz el koyarak mi olur?
-Nee ( Hayir )
Sn. Bey Joost Lagendijk, Hollanda'da bir savci; kim olursa olsun telefonunu dinleyerek, onu telefonda konustuklarindan dolayi tutuklayip, telefonda konustuklarini kanit olarak sunabilir mi?
-Nee ( Hayir )
Sn. Bey Joost Lagendijk, Hollanda' da bir savcinin sorgulamasinda sorulan sorular ve yanitlarin, basina verilerek halka aciklanir mi?
-Nee ( Hayir )
Sn. Bey Joost Lagendijk, Hollanda' da bir sanik; 18 ay cezaevinde bekletilerek hakim karsisina cikarilmadan ve sorgusu yapilmadan tutulabilir mi?
-Nee ( Hayir )
Sn. Bey Joost Lagendijk siz yesiller sol partisinden Avrupa parlementosu vekili oldunuz ve Kosova' nin bagimsizligi adina calismalariniz oldu. Su anda Brüksel' de oturuyorsunuz ve sn. bayan Nevin Sungur ile 28 Ekim 2006 da Istanbul' da evlendiniz.
Size sordugum sorular ve mensubu oldugunuz sosyalist yesillerin savundugu hukuk cercevesi icinde düsünecek olursak; su anda Türkiye' de Ergenekon sorusturmasi hukuk kurallarina ve AB adayi olan bir ülkenin adalet sistemine uygun olarak mi gelismektedir?
-Nee, nee absolut nee.( Hayir, hayir kesin hayir )
Sn. Bey Joost Lagendijk, bizleri ve Sn. Bey Oral Calislar'i ve diger meslektaslarini; Avrupa Birligi ülkelerinde olmasi gereken hukuk ve insan haklari konularinda bilgilendirdiginiz icin cok tesekkür ederim,tekrar görüsmek üzere. ( Tot ziens )
Rotterdam' dan Saygilarimla Sn. Oral Calislar
BENCE:
-balbay ve ilhan selçuk cumhuriyete atılan bombalardan sorumlu...
-tolon,eruygur ve diğer paşalar emekli olduktan sonra darbe yapmaya çalıştıklarından ötürü suçlular! nerden anlıyorum? tutuklanan bunca muazzaf subay bunlarla beraber çalışıyorlar ki tutuklanıyorlar...
-sabih kanatoğlunun danıştay saldırısının azmettiricisi veya işbirlikçisi olduğuna inanıyorum...
-veli küçük ve muzaffer tekinin örgütün kurucuları olduğuna hatta devrim için jitem içinde önemli faliyetlerde bulunduklarına inanıyorum...
-sinan aygünün örgütün finansörü olduğu kanısındayım...
-perinçek gibi siyasilerin ise örgütün saiyasi kanadını organize ettiğine inanıyorum...
-ibrahim şahinin örgütün silahlarının saklanmasından sorumlu olduğu kanısındayım ve susurluk kazasında arabanın bagajında olduğundan eminim...
-erol mütercimler,tuncay özkan gibi gazatecilerin basın yoluyla halk arasında bölücülük yaptığı ve darbeye zemin hazırladığı inancındayım...
-alemdaroğlu,gurüz gibi isimlerin üniversitedeki nufusları sayesinde örgütün bilim ve üniversite ayağını oluşturduğu ve üniversiteleri darbe yanlısı bir tutuma sürüklediği inancındayım...
-adil saçan sibi emekli polislerin örgütü deşifre ettirmedikleri hatta yer yer örgütle ilişkili oldukları için örgütün şehir içi faliyetlerine göz yummalarından ötürü suçlu olduğu kanısındayım...
-dalan,gürbüz çapan gibi belediye başkanlarının yöneticilik zamanlarında kendi ilçelerinde örgüte lojistik ve barınma imkanı sağlamasından ötürü suçlu olduğu inancındayım...
-yalçın küçük ve diğer profösörlerin ise hocalık ve gazetecilik vasıflarınadan ötürü gencecik beyinlere enjekte ettikleri darbe,suikast vb düşüncelerinden dolayı suçlu olduğuna inanyorum...
-örgütün bir numaralı adamınıda,meleklerin kanat sayısınıda,ehli keyfin kaç kişi oldukların ve mağrada kaç sene kaldığınıda biliyorum ama söylemem....
-tuncay güneyin bu ülkeyi tek kurtaracak adam olduğuna inanıyorum benim için ikinci bir kurtarıcı...iyiki o ve onun gibiler var!
ben olayı çözdüm siz kendi derdinize yanın;)
gematria
13-01-2009, 12:48
yargı sonuçlanmadan kimse bu işi yaptı diyemeyiz ama ilginç olan bir türlü sonuçlanmamakta çözüleceğine dahda genişlemekte olay Hurşit Tolon 6 buçuk ay önce tutuklandı haala cezaevinde sonrada çıkartıp pardon suçsuzmuşsun diceklerse bu nasıl adlet denmezmi...
Demokrasi herkese lazim olan birsey. Gün gelir yargilayanlara da lazim olur. Ben DGM'de yargilandigim zaman hakim belinde silahla mahkemeye girerdi, bizlere it muamelesi yapardi, herkese sen diye hitap eder, azarlar, sözünü keser, kafasi kizdi mi görevlilere "atin bunlari disari" derdi, disarda da jandarma dayaga girisirdi. Sucumuz hakimi kizdirmakti. Bir durusmada benden önce 20 yaslarinda bir cocuk mahkemeye girdi. Meclisin önünde bir protesto eylemi yapmislar, orda Kürt bayragi acmis. Ne avukati vardi, ne birsey. Daha ilk mahkemede 6 yil ceza aldi ve durusma sadece 10 dakika sürdü.
Bu hukuksuzluk emniyette basliyordu. Sorguda ifade vermeyi reddetmistim. Polis benim icin 15 sayfalik ifade yazmis. Tabii ifadenin hepsi sorulardan olusuyordu. Bir polis sefi mahkemeye cikarmadan önce üzerime 15 tane illegal bildiri yazdigini söyledi (o sirada yasal bir dergide calistigim icin üzerimde illegal bir bildiri bulundurmam örgüt hukuku acisindan da olanaksizdi halbuki), söyle de ekledi. Aslinda sana bir de silah yazacaktim, ama gerek yok, bu kadar yeter, sen zaten 12.5'u alirsin. (yani 12.5 yil ceza almam daha emniyette iken garanti idi)
Ergenekoncular icin hukuku savunan arkadaslara sesleniyorum. Hukuku herkes icin savunun, PKK'liya it muamelesi yapilmasini savunup, Ergenekon cetelerine özel muamele istemek tutarsizlik olur. Herkes bu ülkenin vatandasidir ve hukuk herkese esit uygulanmalidir.
kararsiz
13-01-2009, 14:11
ergenekon davasinda beni en cok dusunduren iki konu var. Birincisi Tuncay Guney'in yapisi ve guvenilirligi, ikincisi birden fazla ulkede eszamanli baslatilan benzeri davalar. Hem ermenistanda hem irakda bir gladio cokertmesi almis basini gidiyor. Iceri alinanlarin hepsi abd karsiti, bagimsizlik yanlisi kimseler. Onlarin yontemlerini tartismiyorum ama siyasi ortak ozellikleri bu yonde. Bu durum bana ergenekon ve iran cevresindeki abd muttefigi veya aday adayi ulkelerde abd karsitliginin sindirilmeye calisildigini dusunduruyor. ABD Iran'i vurmak icin boyle bir onhazirliga giriyor olabilir mi. Sebepler sunlar:
-Benim bildigim Turkiye'de hicbir parti, kurum, orgut, asiret, cete, vs CIA ve MOSSAD'in desturunu almadan yurt capinda etkili olacak kadar buyuyemez.
-Tuncay, 'vay be adamlar yillarca izlemis, biriktirmis, beklemis, simdi de patlatiyor' derken, CIA'nin belli kimseleri takip edip zamani gelince aciklarini kullandigini mi kastetti? ABD sever bu politikalari, Saddam'a yapilan da boyle birsey.
-Bu hahamlik sacmaligi nereden cikti simdi, yani insan haham olmak icin boyle bir zamani mi secer. Bu garip davranislar ergenekon davasi uzerinde suphe duyanlarin en buyuk dayanagi. Neden hem ergenekoncular hem karsitlari Tuncay guney'in kisiligine ve guvenilirligine saldiriyor veya basin yolu ile yipratilmasina izin veriyor. Tuncay Guney gozden cikarilmis bir adam mi?
-ABD Turkiye'de abd karsitliginin en buyuk dayanaginin ataturkcu dusuncenin yarattigi bagimsiz ruh oldugunu biliyor. Acaba ergenekon CIA'nin abd karsiti karanlik ve aydinlik simalarin aciklarinin yogurup yaptigi derme catma bir canavar heykeli mi?
-Nasil olur bu kadar farkli insan bir davanin sanigi ve bilmemkac yillik bir gladio olusumunun parcalari olmakla suclanir. Saniklara bakin, biri yalida oturan mafya, biri apartman dairesinde oturan emekli albay. Kurulan vatan millet aromali suc ve menfaat orgutu ise bu dengesizlik neden?
Bu sorular kafami karistiriyor veya tansiyon ilacimi almadigim icin bana oyle geliyor.
Ergenekoncular icin hukuku savunan arkadaslara sesleniyorum. Hukuku herkes icin savunun, PKK'liya it muamelesi yapilmasini savunup, Ergenekon cetelerine özel muamele istemek tutarsizlik olur. Herkes bu ülkenin vatandasidir ve hukuk herkese esit uygulanmalidir
Sevgili sargon,
Bizler de herkese esit bir hukuk ve onun üstünlügünü savunuyoruz.
PKK ya da it muamelesi degil; ayni AB ülkelerinde ve USA da oldugu gibi bölücü bir teröriste; ( Kendi ülkesini bölmek icin ugras veren teröriste) hukuk nasil davranip, ceza veriyorsa aynisini istiyoruz.;)
Ne bir eksik, ne bir fazla.
Fakat Türkiye' de insanlarin gözlerinin önlerine, isle kap kara olmus bir cam koyarak, sadece kendilerinin actigi kücücük bir delikten, orayi burayi göstermeye calisanlara bizler; cami tamamen temizlemeyi öneriyoruz...
Bir bakista, her taraf görünsün diye... Fena mi olur yani.
Saygilar.
Yaw bu Tuncay guney Kanada'ya geldi, Sakin burayi da batirmasin? Yakinda Ergenokanada diye bir orgut duyarsaniz sasirmayin, Basinda da bizim Tayyibimiz, Steven Harper olabilir; Israili surdurdugu bombalama kampanyasindan dolayi kinamayan tek basbakan olarak geciyor tarihe. 47 ulke icinde tek; Ergenokanada. va mi bunun baska izahi?
Sevgili vartor,
Ne zaman yazacaksin diye simdiye kadar bekledim. Sonunda beni muradima erdirdin. Yazacak bir gün elbet bu her kiliga giren adami dedim.
Seninle ayni sehirde kaliyor. 007 James Bond' dan üstünüm diyen arkadas Ingilizce'de bilmiyor.
Sevgili vartor senin kakadu, bence bundan cok akilli ve kulagi daha hassas.
Sen cok yasa emi.
Sevgiler, saygilar.
Hıncal Uluç
13 Ocak 2009 Sabah
http://www.turkgazeteleri.com/GZT/sabah_gazetesi.htm
Korku İmparatorluğu!..
Bu notlarım çok ama çok ciddi..
Herhangi bir şey iddia etmeden, sadece düşünmenizi istiyorum. Bazen düşünmeye başlamak, her şeyin başlangıcı olur çünkü..
Bu yüzden Ergenekon Çeşitlemeleri başlığından ayırdım, ayrı koydum ki, herkes okusun, herkes düşünsün..
Türkiye Cumhuriyeti Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nu teknik dinlemeye alan yargı kararı internette var. Açıp bakabilirsiniz.
Yargı, Ergenekon için "Terör Örgütü" demiyor. Ya ne diyor?.
"Emniyet Genel Müdürlüğünün nitelemesine göre Terör Örgütü Ergenekon.."
Yani..
Ergenekon'u "Terör Örgütü" ilan eden Yargı değil.. Emniyet Genel Müdürlüğü..
Kim yapmış bu nitelemeyi peki..
"Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek.." Peki Ergenekon'a "Terör Örgütü" diyen Ramazan Akyürek kim?.
Trabzon Emniyet Müdürü iken içinde çocukların da olduğu McDonalds'ı bombalayan Yasin Hayal'in suçunun terörle ilgili olmadığına karar veren ve onu bu suçla mahkemeye sevketmeyen Polis Şefi..
Ramazan Akyürek o zaman görevini yapsa ve Yasin Hayal ve çetesinin peşine ciddi ciddi düşseydi bugün Hrant Dink belki de hayatta olacaktı.
Çocukların üzerine bomba atan gerçek adamın terörle ilgisi yok, ama daha ne olduğunu kimsenin bilmediği, adı bile rastgele konmuş hayali Ergenekon, terör örgütü, Akyürek'e göre..
Dahası.. Ramazan Akyürek'in Trabzon fiyaskosuna rağmen Emniyette yükselmesi, hem de bu müthiş istihbarat skandalına imza atan adamın alay eder gibi "Genel Müdürlük İstihbarat Daire Başkanlığına getirilmesi" açık olan karısının ani bir kararla kapanması ve çarşafa bürünmesiyle başlıyor, bir tesadüf..
Dahası..
Su Yayınlarından çıkan Fethullah'ın Copları diye bir kitap var. Yazarı Zübeyir Kındıra.. Eski polis, yeni gazeteci.. Orada da adı geçiyor Akyürek'in..
Bu kitabı buldurun.. Okuyun.. Daha sonra da Emniyet Genel Müdürlüğüne sorun..
Bugün bu ülkede görevli Emniyet Müdürü sayısı kaçtır?. Bunların kaçı Polis Akademisi mezunudur, kaçı Din Kökenli okullardan gelmiştir?.
yucemanitu
13-01-2009, 23:20
Sevgili Sargon suçlu olan cezasını çeksin ama "Ergenekoncular için" ifadesi doğru değil. "Ergenekoncu olmayanlar için" diye değiştirelim onu. Ben başka bir başlıkta "her Kürt PKK'lı değil" demiştim. Şimdi de şunu diyorum "her AKP'ye muhalif olan Ergenekoncu değildir". Her başörtülü Hizbullahçı değildir, her başka bir şey de bir şey değildir. Örnekler çoğaltılabilir. (Tabii Ergenekoncu ya da PKK'lı için de hukuk lazımdır. Hukuk herkese lazım da burada savunulanlar Ergenekoncular değil. Onu düzeltelim.)
Bir iki suçluyla beraber beş on masumu içeri tıkıyorlar. Karşı çıkılan bu. Yoksa kimse Ergenekon'u savunmuyor. Eğer gerçekten silah saklayan varsa cezasını çeksin ama mesela Nurseli İdiz'i ne gerekçeyle götürdüler bunu hala bilmiyor kadın. Bir başlıkta AKP'nin politikaları eleştirilirken bir değerli arkadaş da AKP'yi eleştirenlere "Ergenekoncu" "darbe şak şakçısı" demişti. Ya AKP'lisin ya da Ergenekoncusun diye bir şeye karşı çıkıyoruz. Her AKP muhalifi Ergenekoncu değil.
kararsiz
14-01-2009, 01:37
benergenekoncuyum
benergenekoncuyum
Bu Fethullah müridleri, böyle devam ederse yakında "Hepimiz Ergenekoncuyuz" diyecek millet.
kararsiz
14-01-2009, 02:54
pante benim ne muridi oldugumu gozumden tanimis. ergenekoncuyum tabi himbil. bunca sene bop, buyuk bilmemne plani, yok yahudi askenazlar safaribilmemneler komlo teorileri ile aklimizi aldiniz. iste kirk yilin basi ciasiz mossadsiz bir yerli komplomuz olmus. desteklemeyelim mi akli evvel fasizm aromali ateizm tellali. hepimiz ergenekoncuyuz.
Bu Fethullah müridleri, böyle devam ederse yakında "Hepimiz Ergenekoncuyuz" diyecek millet.
Fethullah müridlerinin artık önemli kadrolara sahip olduğu biliniyor.
Hatta bir komplo teorisi var, Ahmet Hakan'dan;
"Yoksa israil'in Filistin katliamının kamuoyunda oluşturduğu hezeyanı geçiştirmek ve gündemi değiştirip dikkatleri Filistin üzerinden Ergenekon'a çekmek için Fethullah Gülen'den yeni bir dalga talimatı mı geldi?"
Doğrusu, akla çok yatkın.
Neden başından beri Ergenekon dosyası şüpheler içermektedir?
Neden her dalgada 1-2 derin devletçi karanlık kişinin yanında 10-15 AKP muhalifi gözaltına alınmakta ve tüm eleştirilere rağmen bu tavıra son verilmemektedir?
İstenilse Susurluk'la ilgisi bilinen en az 30-40 kişi alınabilecekken ve derin devletle ilgili çok önemli bilgilere ulaşılabilecekken bunun yerine günümüzün telefon kayıtları, gazete makaleleri üzerinden hareket ediliyor?
Bütün bunlar, kazılardan çıkarılan silahların da bir komplo olduğu şüphesine neden oluyor ki bu da Ergenekon'un inanılırlığını kaybettiğini gösteriyor.
En keskin Ergenekon savunucusu yazarlar dahi artık yazılarında şüphelere yer veriyor.
pante benim ne muridi oldugumu gozumden tanimis. ergenekoncuyum tabi himbil. bunca sene bop, buyuk bilmemne plani, yok yahudi askenazlar safaribilmemneler komlo teorileri ile aklimizi aldiniz. iste kirk yilin basi ciasiz mossadsiz bir yerli komplomuz olmus. desteklemeyelim mi akli evvel fasizm aromali ateizm tellali. hepimiz ergenekoncuyuz.
Kararsızım mesajını alıntılayarak görüşümü yazınca, kendisini kastettiğimi sanmış.
Müritler çalışıyor ama burada değil. :)
"Hepimiz Ergenekoncuyuz" a gelince, bu mümkün değil.
Susurluk'un çözülmesi için mücadele veren, her akşam "Sürekli aydınlık için 1 dk. karanlık" eylemi yapan insanlar, Susurluk'la içiçe geçmiş-geçirilmiş Ergenekon'a sahip çıkmazlar. Susurluk'a 1 dokunulup, ulusalcılara 10 dokunulsa dahi, derin devletin çözülmesi, karanlıkların aydınlatılması için umutla sabrederler.
Çünkü derin devletin ilk soruşturması fasa fiso diyerek geçiştirilmiş, derin devletçilere devlet sahip çıkmıştı. Bugün gayriciddi ele alınıyor olsa da, fasa fiso denmediğini, istenildiği gibi olmasa da, üzerine gidildiğini ve devletin içinde bir derin devlet çekişmesi yaşandığını ve örtbas edilemediğini görerek, tünelin ucundan ne çıkacağını merakla beklemekteyiz.
PKK'nın ülkeye bela edilişi, kontrolden çıkınca karşısına Hizbullah denen örgütün geçirilişi, her iki örgütün aslını bilmediğimiz provakatif eylemleri, 12 eylül öncesi olaylar, Uğur Mumcu, M. Ali Kışlalı, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Çetin Emeç vb. faili meçhul cinayetler, Güneydoğu 'da bazı köylerin yakılıp-yıkılması, Jitem eylemleri, Bitlis Paşa suikasti, 28 şubat, Apo'nun yakalanışı, 2001 krizi, Irak konusunda dönen dolaplar, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ve daha birçok karanlık olayın aydınlatılması gerekiyor.
Ergenekon adı verilen soruşturmada ucundan-kenarından bunlara dokunulduğunu ama asıl sorgulanması gerekenlere nedense sıra gelmediğini görmekteyiz. Geleceğine ve bu karanlık olayların aydınlatılacağına da inanmak zor. Ama aynı AB konusu gibi, umudumuz olmasa da girmeye çabalamadan olmaz, peşini bırakırsan "Siz istemediniz" derler. Ergenekon da öyle, "sabırlı olunmazsa, karşı çıkılırsa "Siz engellediniz" denecektir.
Fethullah müridleri her yana sızmış. Savcısı var, hakimi, polisi, subayı, yazarı, profesörü, milletvekili, müsteşarı, genel müdürü, ajanı var.
Bugün Tuncay Güney'in 8 yıl önceki ifadeleri yayınlandı. Sözde işkence altında alındığını söylediği ifadelerinde gayet rahat olduğunu görüyoruz. "Bir adam bu kadar gizli ve detaylı bilgilere nasıl ulaşabilir?" diye düşündürüyor onu tanımayan insanları. İfadelerdeki basit taktik ise, 7-8 doğrunun yanında 2-3 yalanı geçirip, o doğrular sayesinde yalanlara da inandırabilmektir. Zaten üstadından müridine bu sahtekarlık bilinen yapılarıdır.
Tuncay Güney Çorum İmam Hatiplidir.
İmam Hatipteyken abilerin dikkatini çekmiş, İstanbul'a getirilmiş.
İsmail Ağa dergahından sonra Fetullahçılara katılmış.
1989-1991 arası Fetullah'ın özel kalemi.
Altunizade'deki FEM dershanesindeki Fetullah'ın bürosunda kalıyor, özel görüşmelere katılıyor. Samanyolu tv'nin kuruluşunda görev yapıyor.
Samanyolu'nda program yapıyor. Çiller'i, Ecevit'i dahi programına dahil ediyor.
Bundan sonra karanlık ve kirli işlere giriyor. Önce Akşam gazetesinde muhabirliğe başlıyor. Sonra 1998'de Strateji dergisinin koordinatörlüğünü yapıyor.
Çiller'i Çatlı ile birlikte gösteren bir fotomontaj resmi DYP milletvekiline satıyor.
BBP'nin kuruluşu için gerekli parayı Fetullah'dan alıp Yazıcıoğlu'na veriyor.
Fetullahçıların Erbil'deki okulunun kapanmaması için PKK'ya para götürüyor.
Demek ki bu arada hala Fetullah'la bağları, kuryeliği devam ediyor.
Bu sıralarda MİT'le de ilişkilere giriyor.
Perinçek'in Öcalan'la çekilmiş fotoğraflarını PKK'dan alıp MİT'E veriyor.
Susurluk'un ünlü düğün fotoğrafını MİT'ten temin edip medyaya satıyor.
Veli Küçük'le yakın ilişkilere giriyor. O çevre ile tanışıp, görüşüyor.
Bu dönemde büyük olasılıkla MİT içindeki yapı değişikliği onu ürkütüyor ve CİA'nın kucağına oturuyor. 2000 yılından bu yana da CİA'nın kontrolü ve korumasında çalışıyor.
Ve 2. çuval geçirme operasyonuna baş aktörlük yaptırıldıktan sonra Türkiye'den alınıp Kanada'da haham yapılıyor. Bu da akla "işin içinde MOSSAD'da mı var?" sorusunu getiriyor. CİA'nın ajan dahi denmeyecek bu şarlatanı tuvalet kağıdı gibi kullandıktan sonra atmaması, vazifesinin henüz bitmediğini gösteriyor.
BASKALTURK
15-01-2009, 02:28
benergenekoncuyum
Bizde ''ERGENEKONCUYUZ'' esenlikle
http://www.ezenturk.com/forum/index.php?topic=5018.0
Toronto'nun en cok satilan gazetesi, "Toronto star" da cikti yerli James Bond'umuz:) Demecinde -James Bond da kim ki? demis. Kanadadaki Turk federasyonu adi altinda calisan dernegi ele gecirmek istemisler bir iki arkadaslariyla birlikte. Fetullah Gulen'in adamlari buraya da dolmaya basladi, Senelerdir bir ofis bile kuramayan sozde aydinlarimiz, aniden sahiplenmege basladilar dernekleri")
Diyecegim, simdilik olumlu etkisini gorduk Tuncay Guney'in. Hic degilse bir uyanis baslatti diyebilirim.
Bu mantıktan hareketle,herkes dinlendiğine göre herkese Ergenekoncu ve hain terörist muamelesi yapılmaktadır.Geçenlerde eşimle konuşurken dedim ki demekki telefonda konuşurken toplantı var vb. gibi bişi desem sana beni de seni de alırlar içeri.Ne de olsa mimli sayılırız BKK'den.
Bakınız Psikiyatri uzmanı prof. Nevzat Tarhan Tuncay Güney için neler demiş:Tava biliyorsunuz kendisi yanmaz ama başkalarını yakar.Çok rahatlıkla insanları birbirine düşürür,abartır ama hiçbir biçimde suçluluk hissetmez.Bu kişiler rezalet çıkarmaya bayılır.
Güneyin tavırlarını kanal d'ye yorumlayan prof. Tarhan,"Tavırları çok rahat,kendinden emin anlatımı var.Ama bazı oyuncu kişiler vardır;rahat senaryo yazarlar.Anlattıklarında somut isimler veriyor.Kolayca,ustaca,yapmacık davranabilen bir kişilik izlenimi veriyor."diye konuştu.Güneyin akıl hastalığıyla ilgili tanı olacak bulgu gözükmediğini kahdeden Tarhan,"Girişken,canlı,heyecan verici bir tarzı var.Bilgi,veri toplayabilen birisi.Bu tarz kişilik yapısında bir kişide eğer rol yapma ustaca yalan söyleme özellikleri de varsa bu gibilere teflon adam deniyor."dedi.
evet arkadaşlar,delinin biri kuyuya taş atmış 40 akıllı çıkarmaya uğraşmış gibi bişi bu sanırım.Tuncay Güney -nam-ı diğer teflon adam- ciddiye alıp ta böyle saçmasapan soruşturmalar yapmak vatanseverleri ve ulusalcıları ve Atatürkçüleri toplayıp içeri atmak mantıklı değil zaten.Maksat gündem değişsin aman krizi unutturalım vb. şeylerdir.Bizim saf millette eminim şimdi konuşuyordur bu teflon tavanın açıklamalarını......öyle bir adamı ciddiye alıp ta sorgulamak hata bi kere ya neyse.....:rolleyes:
Bence Tuncay Güney delinin biri değil, seçilmiş biridir.
Birine görev verilecek, görevin niteliğine göre elinizdeki elemanlara inceliyor ve en uygununda karar veriyorsunuz. Ardından onu hazırlıyor ve günü geldiğinde de kullanıyorsunuz. Olay budur.
Anlattıklarının bir kısmı doğrudur. Bir kısmı ise ABD'yi, CİA'yi aklayıcı amaçlı saptırmalar, ABD karşıtlarını töhmet altında bırakan yönlendirmelerdir.
Derin devletin, karanlığın, faili meçhullerin üzerine gidilmiyor aslında.
Eski derin devletin yerine yenisi yapılandırılıyor. Eski derin devlet anlayışında olanlar ve bunda direnenler tasfiye ediliyor.
Neden bu yapılıyor?
Çünkü eski derin devlet anlayışı ABD'nin yeni projelerine ters düşüyor. ABD'ye geçmişte komünizme karşı, vatansever, rejimi koruyucu anlayış gerekliydi. Bunun içinde Türk-İslam sentezcileri, Kemalizmin sağı ve kullanılmak üzere ülkücüler uygundu. Ancak bu yapı, ABD'nin yeni Ortadoğu projelerine ters yapı arzediyordu ve gelişmeler sürekli ABD'nin ülke çapında desteğini azaltıyor, prestij kaybettiriyordu. Artık eski Amerika sevdalıları tükenmişti ve siyasi olarak iradesini kullanamaz duruma gelmişti. Bundan dolayı kendisine ters düşmeyecek ve eski ortamı yeniden sağlayacak yapının kurulmasını, projelerine muhalif olan güçlerin tasfiyesini istedi.
Şimdi herkes şaşırıyor. "Neden bir Susurlukçu İbrahim şahin alınırken onunla birlikte birkaç saygın insan da alınıyor?" diye.
Çünkü eski derin devletin artıkları üzerinden yeni derin devletin önündeki ulusalcı engeller temizleniyor.
Yeni derin devletin liberal-İslam yapıda olması hedefleniyor. Ilımlı İslam modelini benimsemiş, ABD'nin Ortadoğu projelerine ters düşmeyecek, teslimiyetçi ve işbirlikçiliğini itirazsız, şerhsiz sürdürecek bir yapı. Halbuki geçmişteki derin devlet, işbirlikçi ve teslimiyetçiliğini son dönemde askıya alma tavrı içindeydi. Çuval geçirme olayı, bu askıya alma tavrına verilmiş bir yanıttı.
Bu itirazcı tavır ta İsmail Karadayı'nın genelkurmay başkanlığı dönemine kadar dayanıyordu, yani 13-15 sene öncesine kadar.
Tasfiyeyi başardıkları takdirde artık Fetullahçı çizgide bir derin devletimiz olacak. Ama Genelkurmayda her dönem Hilmi Özkök gibi komutanlar bulmak zordur. Bu handikapı aşmak da kısa vadede mümkün olmaz. İşleri zor.
Fethullahçı yapıdaki derin devleti mi yoksa eski yapıdaki derin devleti mi alırdınız?
Doğrusu ikisini de reddetmek ve bu savaşı yüzlerine gözlerine bulaştırmalarını, her iki tarafın da kirli çamaşırlarının ortaya dökülmesini ve halkın bunların çirkin yüzlerini görmesini ummaktır.
Fethullahçı yapıdaki derin devleti mi yoksa eski yapıdaki derin devleti mi alırdınız?
Doğrusu ikisini de reddetmek ve bu savaşı yüzlerine gözlerine bulaştırmalarını, her iki tarafın da kirli çamaşırlarının ortaya dökülmesini ve halkın bunların çirkin yüzlerini görmesini ummaktır.
Bana göre her ikisini de reddetmek en akıllıca çözüm olacaktır.Çünkü ikisininde faydası yok aksine ülkemize fazlasıyla zarar veriyorlar.Özellikle F tipi yapılanma.
Sahtekar, sadece Fetullahçı ve CİA-MOSSAD maşası Tuncay Güney değil ki..
Tuncay Güney'in 2001 yılındaki ifadeleri diye dağıttılar. 8 yıl önceki ifadeler diye bakarken meğer burada dahi sahtekarlık varmış.
İfadeler 2001 değil, 2008 tarihine ait.
Bunu kanıtlayan birkaç çelişki var ifadelerin içinde.
1.si ifade içinde bir yerde "99'ların değil, 2005'lerin konusu" sözü geçiyor.
Demek ki 2005'den sonrası.
Bir yerde ise birinden bahsediyor ve "Benden 3 yaş küçük 33 yaşında" diyor.
Tuncay Güney 1972 doğumlu. İfadeyi verirken 36 yaşında olması, ifade tarihinin 2008 olduğunu gösteriyor.
Tuncay Güney'in ifadeleri içinde geçen Fetullah kısmı ise çıkarılmış.
Müritleri Fetullah'ın ismini Ergenekon'a bulaştırmama gayreti içinde demek ki.
Türkiye özellikle 10 yıldır Moskova'nın ciddi olarak ilgi alanında, aslında ezelden beridir böyle ya, burada son 10 yılla kastedilen Moskova'nın bu açılımı sağlayacak zemini bulmasıdır.
Bu zemin, Amerika'nın BOP projesinin yanlışlığının (Kürtler meselesi) yarattığı Amerikan karşıtlığı temelindedir, ilişkiler incelendiğinde Moskova bağlantılarıda açıktadır aslında ama iki tarafta görmezden gelmektedir. Bu adamların asıl suçu Amerika'nın güdümünden çıkarak Moskova güdümüne girmektir. Dolayısı ile Amerika bunların tasfiye edilmesi için düğmeye basmıştır.
Yoksa ortada ne hukukun üstünlüğü, ne de cumhuriyetin temel değerleri vardır.
Putin erken tehdit etmiştir Tayyip Erdoğan'ı, o da hamisi olan Amerika'ya yetiştirmiştir durumu ve iş böyle start almıştır. Yalçın küçük, İlhan Selçuk, Mustafa Balbay gibi isimlerin gözaltına alınması cambaza bak cambaza dan ibarettir.
Asıl tasfiye edilmek istenen ve gözdağı verilmek istenenler ordu daki Amerika karşıtlarıdır, buradan vazife çıkarmak isteyenler için söylüyorum, amerikan karşıtı olanlar çok da öyle ulusal çıkarları gözetenler değildir, yeni Rus işbirlikçileridir. Rusya öyle kaşımıza gözümüze hayran olduğundan ilgilenmiyor Türkiye ile oda nüfuz alanlarını genişletme sevdasında.
Türkiye'de öyle bağımsız, ulusal değerleri savunan bir oluşuma rastlamak da mümkün değildir, yoktur zaten. Bunları savunmak anca forumlarda laf etmekten ibarettir.
Hoş günümüzde tam bağımsızlık Amerika için bile olası değildir, o nedenle bunu savunmak havanda su döğmektir. Alternatifleri kimse koyamaz, sunulan alternatifler de realize olamayacak kadar laf salatasından ibarettir.
Selamlar.
evrensel-insan
16-01-2009, 01:23
Saygideger arkadaslar;
"Ergenekon dosyasi" sonucta, suru psikolojisinin ve korku felsefesinin getirdigi bir tasviye dosyasidir. Kimler, kimleri tasviye etmek istiyor?, bu tasviyeyi baslatan iktidar kimlerin emrinde bu isi yapiyor?, simdiye kadar tutuklananlarin; ideolojik gorusleri hangi temelde ve neye ve de kimlere hizmet ediyor?, Tasviye eden ile- tasviye edilen arasinda, nasi bir sosyo-siyasal bag var?, sonucta; bu tasviye girisiminden-ne yone gelisirse gelissin- kimler cikar saglayacak?, tasviye edenleri, tasviyeye iten, nedenler nelerdir? v.s. Herkes, kendine gore; bu sorulara, kendini tatmin edici bir cevap verebilir veya tasviye edenin, ya da edilenlerin safinda yerini alabilir.
Onemli olan, bu karmasanin; ulkeye, halkina, ekonomi-politika-sosyal yapisina ne gibi bir zarar verdigidir. Bence tartisilmasi gereken konu budur. Yoksa, Nasrettin Hoca'nin "sen de haklisin" durumuna dusmek kacinilmazdir. Bu duzenin, isleyisi budur. Karsikarsiya getir, iki tarafida destekle, savastir, yenilene guc ver savasacak hale getir, ta ki; iki savasan tarafta, biribirini "yok" edene kadar. Duzende, tum parseyi toplasin.
Bu duzeni ayakta tutan, karsi karsiya getirme ve karsitliklari carpistirmadir. Karsitliklar, korundukca, kollandikca, desteklendikce-ki hangi taraf farketmez- de; bu duzen, "borusunu otturmeye" devam eder. Iste, bunu goremeyen; ne yapiyorsa yapsin, sonucta duzene ve onun sistemlesmis yapisina hizmet ediyor, demektir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Çok doğrusun hocam, meseleyede böyle bakılınca anlaşılır hale geliyor zaten. Öbür türlüsünde yani olay Tuncay Güney, Veli Küçük vs. gibi kişilere indirgendiği zaman saçma sapan yerlere varmakta kaçınılmaz oluyor, bu adamların hepsinin eskiden devlette görev aldıkları aşikar, TC devletinin bürokrasisinde kendi başlarına bir şeyler yapmış olmaları imkansız. Sonrasında ne değiştide bu Ergenekoncular hakkında soruşturmaya başlandı.
Değişen şu; bunlar artık BOP projesinde yer alamazdı çünkü hem deşifre olmuşlardı hemde ideolojik yapıları buna müsade etmezdi velhasıl kelam ortada yeni bir yapılanma varken onlarda dışlanmayı kabul etmek istemediler ve başka sulara yelken açtılar, gelinen durum bence bununla açıklanır. Fettullah Gülen'le falan açıklamaya çalışmak fazla naifçe bir yaklaşım olur.
Ordu bu operasyona yeşil ışık yakmıştır, ordunun rahatsızlığı falanda yoktur bu durumdan. Yoksa sen emekli orgenarelleri, muvazzaf subayları soruşturacaksın, kovuşturacaksın orduya rağmen o kadar uzun boylu değil.
Doğru, yanlış diye de bir şey de yok ortada sadece durum bu. Ordu ancak hükümet ipin ucunu kaçırdığı zaman olaya müdahil olmaktadır. Yani ordu-hükümet arasında buna konuda son derece ciddi ve gözle görülür bir koordinasyon vardır.
Kısaca hükümet de muhaliflerini sindirmek için bu operasyondan rant sağlamaktadır, işte ipin ucu buralarda kaçmaktadır. Eee bal tutan parmağını yalar.
Aslında operasyon başladığı gün bitmiştir, yok genişleyecekmiş de şuymuş da buymuş da operasyonun uzatılması hükümetin de işine gelmiştir, Filistin arada kaynamıştır, muhaliflere bak senide Ergenekondan gözaltına alırım haa denmiştir. Daha da denecektir.
Şu andan sonra artık ordu tepki göstermeye başlayabilir, çünkü bu işin uzaması da orduyu ciddi manada yıpratmaktadır. Çünkü laik kesim, dindarların aksine ordu yanlısıdır, sonuçta ordunun da dayandığı siyasi bir taban vardır o da bunu yitirmek istemez, sanırım yavaş yavaş hükümet uyarılmaya başlanmıştır.
Selamlar,
diagoras
17-01-2009, 22:59
Arakdaslar ozetle benim fikrim, Ergenekon operasyonu ve davasi tamamen neoliberal kuresel somuru duzeni gerceklerinden cok uzak, eski soguk savas doneminde ulekede gucelenen sosyalist hareketleri ve olasi bir sosylaist iktidar tehlikesini bertaraf etme amacli , Thruman doktrini cercevesinde sekillenmis amerikanin cocuklarinin yer aldigi fasist( siayasal ayagi MHP) ve dinci (Siayasal ayagi Dinci partiler ve Gulen cemaati) derin devlet ve onun yok olmamak icin direnen kalintilarini tasviye etme amaclidir. Yeni derin devlet yapilanmasi buyuk ihtimalle , yeni neoliberal kuresel somuru duzenine uygun sekilde avrupada su an var olan benzerleri temel alinarak olusturulmustur.
Genelde soguk savasa gore sekillendirilmis yasa disi derin devlet orgutlenmeleri bicok ulkede neoliberal yenileriyle degistirildi ve bu surec biteli cok zaman oldu, fakat turkiyede gerek kurt sorunu gerekse 80 lerdeki asala sebebiyle tasviye edilmemis ve kullanilmaya devam edilmistir, buda tasviyenin gecikmesinin sebeplerindendir. ozellikle doksanlarin sonuna kadar kurt sorunu ile ilgili yasa disi faliyeltleri devlet adina yurutmustur.
Bakalim yeni derin devlet neler yapacak :)
Umarim gun gelir amerikanin bas .. cocugu da yargilanir, umarim bu eceliyle omeden once olur. Pek umitli degilim ama yinede umuyorum.
Tuncay Güney, olay yaratti. Türkiye'de medyanin en sevdigi tipler bu türden yari-catlak, ilginc iddialar ortaya atan tipler olmustur hep. Zekeriya Beyaz neden bu kadar cok tutuluyor medyada yada Hüseyin Gülmez gibi bir tip hit yapiyor?
Daha önce bizzat yasadigim operasyonlardan cikardigim bir sonuc oldu. Ortaya bir itirafci cikarilir. Kimseye güven vermeyen bir tiptir itirafci. Halbuki gercek bilgiler ve operasyonun yönlendirilmesi bu ifadeler üzerinden degil, gizli tutulan baskalari üzerinden yapilmaktadir. Ben bu kisilere mayin esegi diyorum.
Mayin aramasi yaparken, önden bir esek gönderilirmis. Esek mayina basarsa telef olur, yoksa onun gittigi yoldan gidilirmis. Iste Tuncay Güney de Ergenekon operasyonun mayin esegidir. Kimseye güven vermez, ama yolu onun ifadeleri acmis gibi görülür. Simdi de su meshur BOTAS'in kuyusuna atilan cesetlerin cikarilmasini bekliyoruz. Bakalim topraklarimizdan kac tane ceset cikacak?
Bu operayona Genelkurmay'in yol verdigini yazmistim daha önce. Zaten acikca muvazzaf subaylarin tutuklanmasina izin verilmisti. Peki neden? Bagirsak temizlemesi falan deniyor da, bir baska durum daha var bu iste. Bedrettin Dalan ile ilgili iddialar bakinca bazi seyleri anlamak belki mümkün olabilir. Sabah gazetesinin haberine göre Dalan, Levent Ersöz ile sunlari konusuyor:
TSK yetkililerinin duruma karşı duyarsız olduğu değerlendirmesinde bulunulurken, bu yüzden Cumhuriyetçi Çalışma Grubu'nun derhal harekete geçirilmesi ve grubun AKP karşıtları ile işbirliğine gitmesi, gerekirse, grubunun yeniden yapılandırılması istendiği kaydediliyor. Dalan'ın yine Ergenekon davasının tutuksuz sanığı eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ile yaptığı telefon görüşmesinde, TSK'nın Amerika'daki bir Yahudi Lobisiyle irtibata geçip, bu çıkışı durdurması gerektiğini anlattığı görüşmede telefon takibine takıldığı ileri sürüldü.
http://www.sabah.com.tr/haber,0F8B6CEF927246659F36CF67999AAC96.html
Nasil? Güzel bir gerekce gibi duruyor, degil mi? Dalan da durumdan vazife cikaranlar kervanin katilmis anlasilan. Ama fazla ileri gitmis. Ne demek "TSK yetkililerinin duruma duyarsiz olmalari". Demek ki, her zaman durumdan vazife cikarmayacaksin. Bir de bizim devlet bürokrasisinin Amerika'daki Yahudi lobisiyle ne isi olur ki acep? Bunun dogrusunu Yalcin Hoca bilir herhalde. :)
Firari sanik Levent Ersöz de yakalandi. Eski Jandarma Istihbarat Daire Baskani Ersöz yakanamamis ve yurtdisina kacmisti. Ankara'daki Rus sevgilisi ile telefonda konustugu anlasiliyor ama bulunamiyor. Sonra Ukrayna pasaportu ile Türkiye'ye giriyor. Prostat ameliyati Ukrayna'da yapilmiyor muydu, kardes. Hastane'de doktor kiligina girmis polisler tarafindan yakalandiginda yaninda yegeni (yada damadi) ile bir astsubay bulunuyor. Bu astsubayin adi Selim Gür ve iki HADEP'linin (Serdar Tanis ve Ebubekir Deniz) kaybedilmesi davasinda adi gecen kisi. Kaybedilen bu iki HADEP'liyi son gören kisi bu astsubay.
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/111977/kayip-hadeplilerden-ersoz-gur-ve-akgun-sorumlu?from=rss
BAGIMSIZ YARGI
HUKUKUN ÜSTÜNLÜGÜ
Sevgili arkadaslar;
Ülkemizde birilerinin cikarlari icin; yapilan her türlü pislik ortaya cikarilsin diyorum.
Fakat bu AKP hükümeti tarafindan devlet bürokrasinin her odasina cöreklendirilmis; bilgisiz, capsiz, deneysiz, at gözlüklü F. Tipi insanlarinin yaptiklarini ve olaylarin akislarinin gizli bir sekilde, nasil baska bir yöne dogru gittigini neden görmezden geliyorsunuz?
Zaman gazetesinde yazan yazarlarin yazilarina bir bakiniz lütfen.
Esi AKP milletvekili olan prof. Mümtaz efendi Tansu Ciller zamaninda Ibrahim Sahin'i yere göge sigdiramiyordu...Ya simdi....
Bu hukuk hepimize lazim arkadaslar.. Buyrun bakin Anayasi mahkemesi baskaninin, karizmasina ve yaptiklarina.....
Sn. Oral Calislar zahmet edip, ona sordugum sorulara yanit vermiyor.... Niye ?
Herkes tarafindan cok anlasilir bir bicimde olmasi icin, bu tip yazilari yazarken catliyorum.. Yoksa iki cümle ile anlatilirdi..
Simdi de Oral calislar'a; '' hadi hodri meydan gel cikalim istedigin yerde izleyicilerin karsisinda tv ye, yalan söylüyorsun, halki kandiriyorsun.'' Diye yazi yazayim mi?
Istermisiniz ?...Hemide yazacagim hic merak etmeyin.....
Bakalim bu Deniz Gezmis'in arkadasligi ile övünen, prim yapmaya calisan aydinimizi görelim hep birlikte... Nasil bir yanit verecek bana...
Hollanda' da Pim Fortuyn' i kim öldürdü ve neden?....Hukuk süreci nasil isledi ve insanlar nasil bilgilendirildiler bu konuda.... Buyrun Ergenekon davasi ile karsilastirin...
Karninda dogacak müslüman Ingiliz prensi tasiyan Diana ve esi nasil öldüler... Hukuk süreci nasil isledi ve bitti... Buyrun karsilastirin Ergenekon ile Susurluk ile...
Amerika' da F. nin kalabilmesi icin, ona kefil olan isimlerin listesini buraya asayim mi ?
Bir ülkenin devlet yayini yapan tv sinde,mayin esegi nin konusturuldugu ve mayina basmadan sek sek oynayan, ortada olmayan bu esegin anirmasi ile yarginin yönlendirildigi, nasil bir hukuk devletidir?
Barolar birligi baskani sn. Özdemir Özok'un konusmalarini izlemiyormusunuz? Okumuyormusunuz? Adamcagiz nerdeyse cildiracak...
Ne cete kalsin, nede mafia kalsin benim ülkemde... Ama bunlari acikliyoruz sarkilari türküleri cigirmasinlar..... Bu detone türküler cigirilirken, baska isler dönderilmedigini yutturamazlar bizlere... Yutturamiyacaklar.
Saygilar.
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=52876
Ayrıca mhmd'in başka bir başlıkta verdigi mal varlıgı listesine de dikkat etmenizi rica ederim.
saygılarımla
"Sıra bize de gelir mi birgün?"
Bülent Eczacıbaşı da bunu söylüyorsa artık oturup düşünmesi gerekir DSİP gibi sosyalist geçinen partilerin..
AKP iktidarının niteliği nedir?
Sınıfsal açıdan analiz edilirse kimlerin iktidarıdır?
İktidar, ABD ve AB'den bağımsız mı hareket etmektedir?
Faşizm bir kutup, mevcut iktidar karşı kutup mudur? Faşizm nedir?
Ergenekon soruşturmaları ve yargılamaları iktidardan bağımsız bir şekilde mi yapılmaktadır?
Türk Metal sendikasının başkanı, geçmişindeki pislikler nedeniyle mi, mal varlığı nedeniyle mi yoksa iktidar muhalifi bir tv'ye sahip olması nedeniyle mi gözaltına alınmıştır?
Bu sendikacıdan çok daha berbatlarına sırf sustukları veya iktidara yakın oldukları için mi dokunulmuyor?
Bu sendikacı, 2 gün sonra serbest bırakıldığında, DSİP başkanı bu yazdıklarını sindirebilecek midir? Böyle alelacele bir yoruma kalkışmasının nedeni nedir?
Ele alındığından bu yana geçen 1,5 yılda derin devletin, kontrgerillanın hangi pisliği ortaya çıkarılmıştır? Kanıtlanmış olan ne vardır?
10. Dalgada alınanlardan biri de Yalçın Küçük'tür? neden alınmış, neden bırakılmıştır? Yalçın Küçük kontrgerilla'mıdır, faşist midir?
Bence DSİP, ismindeki devrimci'yi, sosyalist'i, işçi'yi çıkarsın. "Dezenformasyoncu Sağ İktidar Partisi" çok daha uygun.
Çünkü ulusalcılık, ancak sosyalizm eliyle tasfiye edildiğinde iyi niyetli görülebilir.
Sosyalistlerin dışındaki güçler ulusalcıları tasfiye ediyorsa bilinmelidir ki bu emperyalizmin ve işbirlikçilerinin işidir. Böyle bir durumda sosyalistler ulusalcılara destek olur, emperyalistleri ve işbirlikçilerini asla savunmaz.
Türkiye'de ki sendika yönetimi icin yapilan secimlerde; salonun birbirine girmesinin nedenini cok iyi acikliyor bu mal varligi listesi.
Al birini vur öbürüne. DISK baskanini bilmiyorum fakat digerlerinin hepsi hemen, hemen ayni sekilde.
Bir isci sendikasinin baskaninin korumalari, limuzini, villada calisan usaklarinin olmasi; Türkiye'de normal geliyor insanlara.
Neresinden tutarsan tut, elinde kaliyor. Neresinden bakarsan bak; egri bügrü gözüküyor.
Bir kavga var Türkiye'de... Almis basini gidiyor. Kimin, kime gücü yeterse, o sahip olacak.... Trafikte böyle, hukuktda böyle, hastanede,sirada,markette,okulda,askerde,gümrükte, heryerde.
Avrupa ülkelerini görüpde ballandira, ballandira anlatanlar, neden oralarda görüp anllattiklarini, en azindan kendileri yasamaya calismazlar.
Hepsi ama hepsi; siyasetcisi, aydini, basini, hukukcusu hepsi ayni. Herkes bu toz duman bulutlarindan kendilerine cikar pesindeler.
Görenlerin, görüpde anlattiklarinin benim ülkemde olmamasi icin hic bir sebep yok. Bir cogunun gerceklesebilmesi icin parada gerekmiyor.
Halkimizda da bananecilik en ön planda.Sofrasina ne konulursa onunla yetinip, cok sükür Allahim bu günlere verdigin nimetlere diyor.
Bana dokunmayan yilan bin yil yasasin.
Aman hic bir seye karismayalim, soru sormayalim, sesimizi cikarmayalim.
Yasasin kardesim yasasin. Sen de cok yasa. Hepimiz cok yasayalim.
Fakat bu yasama tarzinda insana yakisan hic bir sey yok.
Saygilar.
Aslan ailesi, ormanda korku icinde birseyden kaciyormus. Kaplumbaga ailesi ile karsilasmis. Baba kaplumbaga aslana seslenmis:
-Aslan kardes, niye kaciyorsunuz?
Aslan cevap vermis:
-Niye olacak, komünizm geliyormus. Bende kürk, hanimda kürk, cocuklarda kürk. Hepsini elimizden alacaklarmis.
Bunu duyan kaplumbaga ailesi de kacmaya baslamis. Yolda maymun ailesi ile karsilamis. Baba maymun kaplumbagaya sormus.
- Kaplumbaga kardes, niye kaciyorsunuz, ne oldu?
- Duymadin mi, komünizm geliyormus. Herseyimizi elimizden alacaklarmis. Benim sirtimda bir ev, hanimda bir ev, cocuklarda bir ev. Ondan kaciyoruz.
Kaplumbaganin söylediklerini duyan maymun ailesi de kacmaya baslamis. Biraz sonra baba maymun durmus. Diger aile üyelerine demis ki.
- Yahu biz niye kaciyoruz ki. Benim kicim ciplak, hanimin kici ciplak, cocuklarin kici ciplak.
Ergenekon davasinda da sagda solda ceteciler, özel timciler, asker ve polis icinde bir sürü pis isler yapmis olanlar, bunlarin mafyaci baglantilari, devletin üst kademelerinde yer alan ve bunlari kullanan bürokratlar, bu tayfanin darbe ortami hazirlamasini saglamak icin cirpinan gazeteciler tutuklaniyor. Aslanlarda, kaplumbagalarda bir korku. Bize de sira gelir mi acaba diyorlar. Hayir duyan da ülkeyi bu ceteciler kurtaracaklar sanir.
Mustafa Ozbek'i isci sinifi ile bir parca iliskisi olan herkes tanir. Ozbek ve cetesi isci sinifinin basina musallat edilmis bir cetedir. 12 Eylül'de Türk-Metal sendikasina yol acilmis, o zamandan beri de metal iscilerinin basina diktatör kesilmislerdir. Türk-Metal'e bagli sendikalarda isyeri temsilcileri patronlarin adamlari, müdürler yada seflerdir. Bu sendikanin oldugu isyerlerinde gikinizi cikarirsaniz isten atilirsiniz. Hem de bunu direk olarak sendika yaptirir. Iscini cikarini korumak söyle dursun, iscilerin en cok korktugu adamlar sendikacilardir. O yüzden cogu kisi sendika icin agzini bile acmaz. Hele de bir secimde sendika temsilciligine aday falan olun. Eger sendika agalarinin kopekligini yapmiyorsaniz, isinizden olursunuz hemen. Mustafa Ozbek ve ekibi fasistlikleri ile de ün yapmislardir. En Türk, en milliyetci, en devletci onlardir. Yazik ki, bu ceteyi alasagi etmek metal iscilerinin elinden gelmedi. Umarim bir daha sendikacilik yapamayacak kadar yipranirlar da, ülke bir ceteden kurtulur. Dogan Tarkan'in söylediklerine katiliyorum.
Ergenekon operasyonlarına en şiddetli tepkiyi vermesi gereken MHP'nin suskunluğunu neye bağlıyorsunuz?
Sadece MHP değil, BBP ve Ülkü ocakları gibi kuruluşlar da sessiz.
Bu teşkilatlara etkili bir yerden "sus" talimatı gelmemiş olsa tepkisiz kalmaları mümkün mü?
Korktukları için mi susuyorlar dersiniz?
İyi de dokunulmazlığı olan milletvekilleri de susuyor.
MHP neler döndüğünün farkında.
Üstelik bu farkındalık uzun zaman öncesine dayanıyor.
O yüzden kendisinin en büyük desteği olan sendikanın başkanına dahi el atılmasına ses çıkaramıyor.
Büyük bir güç onları frenliyor.
RTE, onların gözünde güçlü değil. AKP'yi de takmazlar Gül'ü de.
Büyük tasfiye hareketinin arkasındaki güce itiraz etmeleri mümkün değil.
Ordu dahi edemedikten sonra.
Onlar "size zarar gelmeyecek ve sonuçta kazanan Türkiye olacak" sözüne güven duymak zorundalar. Zaman zaman rahatsız ve tedirgin olsalar da sonucu beklemekten başka çareleri yok.
BASKALTURK
23-01-2009, 04:12
Ergenekon ulkemizde yapilan sivil emperyalist karsi devrimin sozde kanuni koludur! Tek hedef TURKLUK ve yuksek SILAHLI KUVVETLERIMIZDIR.
Bu yapilanlarin hesabi yapilan sorusturmalarin sonucundan daha yakindir.Mujdeler olsun ite kopege!
BASKALTURK
23-01-2009, 05:01
Ergenekon operasyonlarına en şiddetli tepkiyi vermesi gereken MHP'nin suskunluğunu neye bağlıyorsunuz?
Sadece MHP değil, BBP ve Ülkü ocakları gibi kuruluşlar da sessiz.
Bu teşkilatlara etkili bir yerden "sus" talimatı gelmemiş olsa tepkisiz kalmaları mümkün mü?
Korktukları için mi susuyorlar dersiniz?
İyi de dokunulmazlığı olan milletvekilleri de susuyor.
MHP neler döndüğünün farkında.
Üstelik bu farkındalık uzun zaman öncesine dayanıyor.
O yüzden kendisinin en büyük desteği olan sendikanın başkanına dahi el atılmasına ses çıkaramıyor.
Büyük bir güç onları frenliyor.
RTE, onların gözünde güçlü değil. AKP'yi de takmazlar Gül'ü de.
Büyük tasfiye hareketinin arkasındaki güce itiraz etmeleri mümkün değil.
Ordu dahi edemedikten sonra.
Onlar "size zarar gelmeyecek ve sonuçta kazanan Türkiye olacak" sözüne güven duymak zorundalar. Zaman zaman rahatsız ve tedirgin olsalar da sonucu beklemekten başka çareleri yok.
Sevgili pante,
mhp ve ulku ocaklari sentez batagina batmis cahil ve zavallilarin olusturdugu ummet salakligina tespih ceken,secdede domalirken dahi hangi bektasi evini markalayim diye dusunen ve hayatinda iki kitap bitiremememis insanlarla doludur.Ergenekonun ne oldugunu dahi bilmeyen insanlarin bu konuda tepki vermeleri ne hadlerine?Bu ulkede milli guvenligi savunmak capulcu ulkuculere degil oz TURKCULERE mahsustur.
Ulkemizde cereyan eden ve milli guvenligi tehdit eden hangi konuda saydiginiz bu kurumlar tepki gostermistir?Onlarin isi cenazede okuz gibi tekbir bogurup,kahvede okey oynayip onun bunun hanimi hakkinda yorum yapmaktir.
Satilmisliklari tescillenen bu zumreden milli guvenlik adina adim bekleyen oz anasindan .... beklesin.!Abd 'ni itligine soyunan bu insanlar, sadece'' host goministler pust goministler ''diye bogurerek ulkelerine hizmet ettiler.esenlikle
Tamam, kafa karıştırılıyor.
Tamam, gri propagandanın en kallavileri ile tanışmaktan nefrimiz döndü.
Tamam, bu savcılar yetersiz, hatta biraz daha ileri de gidelim, bunlar taraflı.
Tamam, ABD'nin oyununa geliyoruz.
Tamam, ABD'ye karşı olanlar, yargı erki tarafından cezalandırılmakta.
.
.
İyi de tüm bu sap ve samanın karışımından iyi yem olur diyenlere ne demeli.
Sapları ne yapmalı?
GSM nin altından çıkanlara bakmayalım.
SMS in altından çıkanlara bakmayalım.
Dilin altından çıkanlara bakmayalım.
İyi de
Sümen altından çıkanları nasıl değerlendireceğiz.
Toprak altından çıkanları nasıl değerlendireceğiz.
Banka hebaplarının altından çıkanları,
Tapu senetlerinin altından çıkanları,
Kıbrıs'tan çıkanları...
.
.
Gri propaganda başlığımızdaki bir yazımız aklımıza geliyor.
"SÖZ KONUSU VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR"
Tamam şimdi oldu.
Her şey yerli yerine oturdu.
Hiçbir şeye bakmayacağız ve dahi değerlendirme külfetine de katlanmayacağız.
Zaten bizlere bırakılamayacak kadar değerli ülkemizi nasıl olsa Encümen-i Daniş, Derin devlet, Kontr gerilla, CIA, Ölüm timleri, Jitem, vatansever sendikalarımız ve dahi adı aklımıza henüz gelmeyen birçok oluşumlar ile gül gibi yönetilmektedir.
Biz ne mi yapacağız?
Dün akşam Metal İş Sendikasının önünden canlı yayın vardı.
Arkada, bıyıkları sakalının da altına inmiş bir vatanseverimizin yaptığından da mı ders almayacağız. Onu örnek alıp sesimizi yükselteceğiz pek tabii ki;
"Her Şey Vatan İçin"
"Vatan Sana Canım Feda"
Nidaları ile bir kez daha;
Sümen altından çıkanları, toprak altından çıkanları, Banka hebaplarının altından çıkanları,
Tapu senetlerinin altından çıkanları, Kıbrıs'tan çıkanları...
Ve bunların anlamsızlığını kavrayacağız!!!.
Öyle Ya;
"SÖZ KONUSU VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR."
''Söz Konusu Para ise Gerisi Teferrüattır.''
İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğin yediniz,
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler,
götürüp kâfire: "Buyur..." dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırıl çıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Gün gelir çark düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Nazım (1959)
arkadaşlar
bu ergenekon artık iyice saçmalık haline geldi.Olayın tamamen muhalifleri susturmak olduğunu anlayamayan kalmışmıdır?Umarım kalmamıştır da artık gereken tepkiler verilsin haksız yere tutuklananlar serbest bırakılsın.Ülke batağa gidiyor kimsenin umrunda değil herkes sinmiş susmuş.Çok klişe ama sustukça sıra sana gelecek lafını hatırlatma gereği duyuyorum.Hitler ve Mussoliniyi bile geçtiler tamamen faşist bir anlayış hakim sonumuzu pek hayırlı görmüyorum ama yine de umut ediyorum etmek zorundayım en azından oğlum için.
Saygılarımla
Olayın tamamen muhalifleri susturmak olduğunu anlayamayan kalmışmıdır?
sevgili unbelieving, herhalde tartismalari okumuyorsun. Yoksa bizi saymiyor musun? Ben anlayamayanlardanim da..
Muhalefet buysa durum pek fena.
Yalçın Küçük'ü neden almışlardı?
Sinan Aygün gibi gözünü korkutup susturmak için mi?
Benim bildiğim Yalçın Küçük susturulamayacaklardandır.
Sabih Kanadoğlu'nu arama yapmadan saatler önce tv'lere neden haber verdiler?
Neden aradılar? Hangi şüphe, delil veya ihbar üzerine?
Tamamen politik ve susturmaya yönelik.
Sümen altından ya da toprak altından çıkanların izi bulunmalı.
Kimler koyduysa, ucunda kimler varsa ortaya çıkarılmalı.
Peki ama en güçlü delil gibi sunulanın ardında ya komplo varsa?
Şimdi bu olayı şuna benzetiyorum:
Diyorum ki: "Esnaf federasyonu hırsızlık çetesidir."
Ardından 1-2 hırsız yakalıyor, yanında 10-15 esnaf götürüyorum.
1-2 çalıntı mal yakalıyorum, yanında mağaza müdürlerini alıyorum.
Ardından da "işte ispatı çalıntı mallar!" diyorum.
Var mı böyle bir hukuk anlayışı?
Bugün arasınlar dinci parti ve örgüt üyelerinin evlerini binlerce pompalı tüfek bulurlar. Bunu herkes biliyor. Kimin için bu pompalılar?
Onlar neden ortaya çıkarılmıyor?
Birkaç baskın yapsalar, bu defa sokaklar pompalı atıklarıyla dolar.
Ona ne isim takacağız? :)
Biz;
- Evet bazı illegal oluşum ve olaylar yaşanmış olabilir, ancak verilen imalar ve sorgulamalar hatalıdır.
Siz;
- Evet verilen imalar ve sorgulamalar hatalıdır, ancak bazı illegal oluşum ve olaylar da yaşanmıştır.
Dedikten sonra her ikimiz de;
- Ne olursa olsun hukukun üstünlüğü öncellenmeli ve vatandaşların anayasal hakları çiğnenmeden, illegal tüm oluşum ve olayların üzerine kararlılıkla gitmeliyiz.
Cümlesini söylediğimizde problem ortadan kalkacak.
Her ikimizin birlikte söyleyeceği cümlede hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.
Geriye kalıyor sizin ve bizim cümlemize.
Bir mühendis olarak çoktan yansımayı gördünüz.
Yok aslında birbirimizden farkımız.
O zaman bende soruyorum.
Tek bir örnekle: Bir yazarimiz 18 aydir cezaevinde. Su ana kadar mahkemeye cikabilmis degil, kendisini savunma hakki bile yok. Yazdiklarini begeniriz, begenmeyiz.Tartisiriz.
Düsünce ve fikir özgürlügü yasaklarinin kaldirilmasi icin, boy boy, tv lerde ahkam kesenler, neredeler söylermisiniz? Adalet, hukuk tek tarafli veya kisilere özel olamaz.
Bu cifte standart degilmidir?
Türkiye' de kollarina Avrupa'li arkadaslarini takip yan yana, gülücük ve akil dagitan beyefendilere, hanimefendilere sesleniyorum...
-Sorarmisiniz Avrupa'li dostlariniza;
Hangi AB ülkesinde böyle bir durum söz konusu oabilir? Diyelimki kazara oldu böyle bir sey.. Bu kisi mahkemede sucsuz bulundugu takdirde, bulundugu ülkenin hükümeti tarafindan kendisine ne kadar tazminat ödenir ve baska hangi yükümlülükler yerine getirilir.
Saygilar.
Bekir Coskun 23 Ocak 2009
Sen susma...
SENDEN haber gelmediği zaman canım sıkılır.
Gözüm takılı kalır telefona, bilgisayarımın mesaj kutusuna...
Senin sesini duymadığım zaman keyfim kaçar, nasıl yalnız hissederim kendimi.
Herkes susabilir...
Sen susma...
*
Dün yine zor bir gündü.
Polisler sendikaları, televizyonları bastılar.
Sabahın erken saatlerinde bir korku dalgası daha sindi insanların üzerine. Spikerler "eşzamanlı operasyon" diyorlar buna...
İster sağcı, ister solcu... İster tarafsız, ister taraflı... İster sıradan, ister ünlü... Kim olursa olsun "karşı devrimin" önüne çıkabilecek herkesi korkutmak amaçları.
Eşzamanlı...
(.........)
Doğrusunu istersen bir tanem...
Başarılı da oluyorlar derim ben.
Yürekli oluşundan şüphe etmediğim kimi yazarlar "korkuyorum" diye yazılar yazdılar. Kimi aydınlar televizyonlara çıkıp "korkuyoruz" dediler açık açık...
Aslında ben "korkuyorum" diyen açık yürekliliğin cesaretini ve korkmazlığını bilsem de... Ülkemizin üzerine kara bulutlar gibi çöken havayı anlatmak açısından ne kadar da doğru...
Ve gerçek...
Bak meydanlar boşaldı.
Kitle örgütleri sustular.
O aydınlık isteyenler artık sessiz...
Çoğu, değil meydanlarda milyonların önünde, cep telefonlarında bile konuşamaz oldular.
Nasıl boş ortalık...
*
Ama sen...
Sen benim dev yürekli yurttaşım, aydınlık yüzlüm, okurum, sevdam, dostumsun...
Karanlığa karşı duran, çocuklarına aydınlık günler bırakmaktan başka derdi olmayan... Bu ülkenin güvencesi-temeli... Uygar toplum olmanın tek teminatısın sen, korkma...
Senden haber alamadığım zaman canım sıkılır...
Sensiz olmaz...
Sen susma...
Susmak yok...
Asla susmayacagimi biliyorsun sevgili dostum.
Bilsemki parca, parca edecekler beni.
Avazim ciktigi kadar bagirmaya devam edecegim.
Ne susmasi...
Bahsettigin yazar su mu cigi
http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=5&ArsivAnaID=48963
"Şişli 2. Asliye Ceza, Orhan Pamuk ve Hrant Dink gibi kamuoyuna sıkça yansıyan davaların da görüldüğü bir mahkeme" imis.
Birkaç not:
*** "Ben bu davanın savcısıyım" diyen başbakan çark etti.
Sanki bu lafı söyleyen kendisi değilmiş gibi "Bizi Ergenekon davasının savcısı konumunda göstermeye çalışmasınlar." demeye başladı.
Milletin balık hafızası olduğunu düşünüyor herhalde.
***Emekli albay Abdülkerim Kırca'nın intihar etmesine neden olan itirafçı-iftiracı Abdülkadir Aygan meğer şehit gösteriliyormuş. Maaş da bağlamışlardır muhakkak.
Bu arada PKK hizmetine devam ediyormuş.
*** Yalçın Küçük konuşmaya başladı.
Sorulardan biri "Sabih Kanadoğlu ile (yemekte) toplantıda ne konuştunuz?" imiş.
Diğer bir soru "Sivas Kongresinde manda lafı geçtiğini neden iddia ediyorsun?" olmuş.
Asıl sıkıştırdıkları konu ise çok ilginç: "Neden telefonlarında gizli konular konuşmuyorsun?" diye sorup durmuşlar.
F tipi sorgulamadan da bu beklenir zaten. :D
Bundan sonra Yalçın Küçük'ün konuşmalarını kaçırmamaya gayret edeceğim.
Size de tavsiye ederim. :)
Sevgili sargon,
Benim vurguladigim yazar Ergün Poyraz. Temmuz 2007 tarihinden bu yana tutuklu. Görüsü ne olursa olsun hic farketmez. Ülkemizde yazar yetismiyor artik.
Aziz Nesin'in ardindan onun yerini doldurabilecek bir yazarimiz yetismedi. Istemiyorlar sorularin sorulmasini, kimsenin isine gelmiyor.
Sevgiler.
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=52884
Umarım bu işler sonucunda bu dosya ile Kontrgerilla dosyasını da aynı başlık altında birleştirebiliriz. Pek umudum yok ama umut idealin gıdasıdır. :D
saygılarımla
ozgur_beyin
23-01-2009, 23:19
bence bu iş bir nevi öldürülen arap şair kab ibni eşrefin öldürülmesi olayına benziyor.
şu anki erke karşı gelen her muhalif susturlumak isteniyor.
şu anki zaman kab ibni eşrefin nasıl öldürülmeye uygun değilse .yapılan benzer şeyler yapılamıyor öldüremediklerine göre muhalifleri susturma cihetine gidiliyor.
toplumu aydınlatacak , ne olduğunu anlatacak hiç bir şey açıklanmıyor.
sadece yapılan bulanık suda balık avlamaktan öteye gitmiyor.
eski sovyet rejimi için anlatılan bir fıkra geldi aklıma (umarım dilaver kızmaz:))
iki rus parkta oturuyormuş biri sorar
_yoldaş şu anki hükümet ne düşünüyorsun?
öteki cevap verir
-senin düşündüğünü düşünüyorum
cevap
- senin düşündüğünü düşünüyorum
öteki cevap verir
- yoldaş ozaman seni iihbar etmek zorundayım.
herkes böyle asılsız mesnedi olmayan ihbarlarla bir şeyler yapılıp birileri suçlanmaya çalışılıyor. ortada suç ne ? suçlu kim belli değil.
70 lik ihtiyarlar darbe yapacak mış ve bundan tuncay güney denen ombudsmanın haberi varmış. mış ,mış ,mış, hepsi bu
Sevgili özgür
Geçmiş SSCB deneyimini muhtelif iletilerimde eleştirdigimi zannediyorum. Bu ilk deneyimdi (komünden sonra) ve bize ne yapmamız gerektigi konusunda epey deneyimler sundu. En azından şimdi çogumuzun geröek bir sosyalist demokrasiye ulaşmak için oldukça net görüşlerimiz var. Aslında bu kadar da ugraşmak gerkmitordu, çünkü komün tanımı zaten bunu iazh ediyordu.
Neyse neden özellikle tuncer kılıç öne çıkarılır. Neden İbrahim Şahin, diger özel harekatçılar, Veli Küçük onları neden öne çıkaramayız.
Sesli düşünüyorum. Olayı tek boyutlu almamak lazım. Egemen sınıfların çelişkileri ve diger tarafta AB yapılanmasına gitme gayretleri ve her şeyden önemlisi Kürt meselesini çözümü ile cılız da olsa bir kamuoyunun varlıgı.
Olaylara tüm bu çelişkilerin ve belki de daha da fazla parametrenin ışıgında bakmamız gerekiyor. Zannedersem savcı da pişman olmuştur bu davaya girdigine. Kurcalandıgı oranda 85 sene hatta 100 sene öncesine gidecektir bu dava.
Ne kadarı çöüzlebilecek bunu görecegiz.
saygılarımla
Simdiye kadar bu kadari da yapilmamisti Dilaver. Ne Susurluk'un üstüne gidilebildi, ne daha önceki cetelerin. Ulkenin her tarafindan cete fiskiriyor, bunlari bize rejim muhalifi diye yutturmaya calisiyorlar. Sevsinler rejim muhaliflerini.
sevgili cigi
Bildigim kadariyla Ergun Poyraz'a yazdigi kitaplar yüzünden dava acilmis degil. Ergenekon davasinda kimseye yazdiklari yüzünden dava acilmis degil. Ergun Poyraz, Milli Gorus'cu ve RP cizgisinde, AKP'ye karsi yazilar yaziyor. Gerci irkci yazilar yazdigi icin kitaplarinin da yasaklanmasi gerekirdi ama bilindigi gibi Turkiye'de irkcilik suc degildir. Eger Turkluge karsi yazilar yazilirsa suc sayilir, 301'den yatarsin, diger uluslar icin agzina geleni soyleyebilirsin. Ergun Poyraz AKP'ye karsi oldugu icin mi yoksa JITEM uyesi oldugu, ondan para aldigi halde Ergenekon Terör Orgutunun icinde yeraldigi icin mi yargilaniyor. Olayin detayini bilmiyorum tabii. Ancak Poyraz olayi oyle yazdigi kitaptan yada bir konusmasindan dolayi yargilanan yada ceza alan aydinlarimizla benzer bir yan tasimiyor.
Sapla saman yine karışıyor.
Hukuki durumu ve yargılanması konusunda şu an görüş beyan etmeyeceğiz.
Ancak; yazar, hele hele araştırmacı yazar kimliği ile Sn. Ergün POYRAZ'in bir araya getirilmesine karşıyız. Bunu, Uğur MUMCU ve onun gibi araştırmacı yazarlara saygısızlık olarak görürüz.
Muhtemelen kitaplarını okudunuz.
Biz de okuduk.
Belirli dönemlerde ortaya çıkan, sadece belirli bir amaç doğrultusunda yazan, yazdıklarına kaynakları eline tutuşturulmuş silik kişiliklerden biridir.
Hükümete ve başbakana karşı olması değildir mesele.
Mesele bu karşıtlığın basitliği, düzeysizliği, adiliğindedir.
Bu yüzdendir ki saygın bir araştırmacı yazar kimliği ile aynı satırda kullanılmamalıdır.
Yazılarımız çok ağır gelmiş olabilir.
Bu yüzden temellendireceğiz.
"... Olacağı buydu. Böyle olacağı daha baştan belliydi. Yunanistan Başbakanı Kostas, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın zevceleri Emine Erdoğan'ın yanaklarından şapur şupur öpüverdi. Hem de Erdoğan'ın gözü önünde... Erdoğan, siyah gözlükleriyle bu enstanteneyiu kara kara seyrediyordu. Yunanlı Kostas, Emine ERdoğan'ın yanaklarından şapur şupur öperken "İsa Mesih'e şükür.." diyordu."
Kaynak, Ergün POYRAZ, Musa'nın Çocukları, s.41
Üçüncü sınıf dahi olamayacak cinsel içerikli mecmua köşelerinin kenarlarındaki yazıların yazarından inciler değil bu yazdıklarımız. Müthiş araştırmaların sonucu, objektif, haber değeri olan, ülke meselelerini izah eden, halkın aydınlanması ve uyanmasına neden olacak bir kitabın paragrafı...
Not: Tüm bu yazdıklarımız Sn. Ergün POYRAZ'ın, varsa hukuksuz bir şekilde yargılanmasını haklı çıkarmaz.
BASKALTURK
24-01-2009, 12:15
Tolon ve Eruygur pasalarimiz temmuz ayindan bu zamana icerideler.
1.umraniye(ergen..on) iddianamesinde ikisininde ismi yok
2.Ne ile suclandiklari belli degil
3.Tutuklanma halleri aktivlestiginde arama izni olmadan evleri barklari arandi
4.Avukatlari dahi tutuklandi
BANA BIRILERI CILDIRMADAN BU ULKENIN HUKUK DEVLETI MI SERIAT DEVLETI MI OLDUGUNU SOYLESIN!
Abdulkerim Kirca intihar etti. JITEM Diyarbakir Grup komutani iken 8 HEP'linin infazini bizzat yaptirdigi ve 3 kisinin basina bizzat kendisinin kursun siktigi iddia edilmisti. Bu iddia ise intihardan yillarca önce yapilmis ve devlet bürokrasisi Kirca davasini uzatarak zaman asimina biraktirmaya calisiyordu. Dava 12 yildir sürüyordu.
Nedense Ergenekon dalgalari büyüyünce Kirca birdenbire intihar etti. Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer'den Devlet Ovunc Madalyasi almis olan Kirca'nin intihari gercekten 12 yil önce üzerine bir "itiraf" atilmasindan dolayi mi idi? Oyle ise biraz gec kalmamis mi?
http://www.taraf.com.tr/makale/3682.htm
Sanli Turk büyüklerimizden biri olan sendikaci Mustafa Ozbek hakkinda daha cok bilgi
http://www.taraf.com.tr/haber/26225.htm
http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1232736061&year=2009&month=01&day=23
Diyoruz ya; sapla saman karışmakta...
Değerli sargon'un da verdiği linklere göz atarken iki gün öncenin görülenleri canlandı beynimizde. Sonra sorular geldi peşi sıra.
Nasıl olur da, MHP kökenli bir sendikacının aynı kökenli sendikadan, alınmasına CHP'li vekiller karşı durur?
CHP vekilleri ile, bıyığı çenesinin altındaki göstericilerin aynı karede işi ne?
İlk linkteki bilgiler eşliğinde zihnimiz aydınlanıyor.
Nasıl ki 12 Eylül öncesinde sağcı bir öğrenciyi vuran silah, sol bir öğrencinin de kanına girmişse, bu iş te böyle...
Yok aslında ne sağ ne de sol,
Aynı kavşağa çıkan iki yol.
Sermaye atmış bize kafakol*
Ayaktayken bile derler, hemen tuş* ol.
* Güreş sporundaki terimler.
Sevgili sargon;
Iste benim anlatmak istedigim ve savundugum düsünce burada öne cikiyor diye düsünüyorum.
Hukuk kurallarimiz yerli yerinde olsa, birilerinin oyuncagi olmasa; bizlerde, kim yanlis yaziyor, kim ne ile ugrasiyor, kim cete, kim mafya, kim caliyor, kim yanlis yayin yapiyor, kim düzgün, kim egri.... Hepsini rahatca ögrenebilecegiz.
Ama nedense hic kimse bu konuda özveride bulunup adim atmaya yanasmiyor.
Dokunulmazligini kaldirmak istemeyen bir basbakan ve adalet bakani'nin hukuk adina konusmasi bile söz konusu olamaz diye düsünüyorum. Katilmiyormusun bu düsünceme.
Sistem sevgili sargon, sistem. Tikir tikir isleyen, carklari birbirine bagli ahenkle dönen bir sistem. Kisilerin elini ayagini icine sokmaya cesaret edemeyecegi, kendi basina calisan bir sistem.
Olay burada gelip tikaniyor iste. Hani ballandira, ballandira anlattiklari AB normlari ve kurallari var ya. Iste o.
Böyle bir bozuk düzende cikar sahibi olan her kesim; bu konuda halki kandiriyor.
Madem AB normlari, cigirtkanligi yapiyorsunuz....Uygulayin, yapin be kardesim. Bir sürüde hazir örnekleride var, önünüzde hazir duruyor.. Cok mu zor? Olmaaaaaz.
Alan razi, satan razi.....
Bu konuda kendilerine anlatilanlarla yetinen, hep birilerine inanarak aldatilan; masum, saf, cileli ve yarali Anadolu halkina oluyor ne oluyorsa.
Varsayalim, benim savundugum bagimsiz adalet sistemi ve herkese esit olan hukuk kurallari; Türkiye'de Subat ayi baslangici itibari ile yürürlüge girecek ve uygulanacak..
Sevgili sargon, istersen bu konuyuda tartisalim.
Sevgiler
Abdülkerim kırcanın konuştuğu arkadaşlarından birine dediği cümleyi aktarmak istiyorum:teröristler bile bizden daha kıymetli.....
insanlar oturup düşünebilse neden intihar ettiğini anlayabilir.Ama başta ülkeyi yönetenler olmak üzere herkes o kadar onursuz gurursuz hareket ediyor ki bir insanın sadece çok gururlu olduğu için intihar etmesi mantıksız geliyor daha doğrusu düşünemiyorlar.
Sapla saman yine karışıyor.
Hukuki durumu ve yargılanması konusunda şu an görüş beyan etmeyeceğiz.
Ancak; yazar, hele hele araştırmacı yazar kimliği ile Sn. Ergün POYRAZ'in bir araya getirilmesine karşıyız. Bunu, Uğur MUMCU ve onun gibi araştırmacı yazarlara saygısızlık olarak görürüz.
Muhtemelen kitaplarını okudunuz.
Biz de okuduk.
Belirli dönemlerde ortaya çıkan, sadece belirli bir amaç doğrultusunda yazan, yazdıklarına kaynakları eline tutuşturulmuş silik kişiliklerden biridir.
Hükümete ve başbakana karşı olması değildir mesele.
Mesele bu karşıtlığın basitliği, düzeysizliği, adiliğindedir.
Bu yüzdendir ki saygın bir araştırmacı yazar kimliği ile aynı satırda kullanılmamalıdır.
Not: Tüm bu yazdıklarımız Sn. Ergün POYRAZ'ın, varsa hukuksuz bir şekilde yargılanmasını haklı çıkarmaz.
Saygin ve arastirmaci yazar hic demedim. Sadece yazar.:)
Beni ilgilenidiren koyu renkli notunuz.
Ülkemde firsat carki zamani ve düzeni olmamalidir. Bu yazilari yazarken devamli bunu savunuyorum.
Demek ki sizlere biraz daha desifre gerekiyor.
Geliyor.
To: oralcalislar@gmail.com
Subject: Yanit vermediniz?
Date: Tue, 20 Jan 2009 11:12:51 +0100
Sayin Oral Calislar; sade, net ve herkesin anlayabilecegi bir sekilde sizin'' Amsterdam'dan Turkiye'ye bakis '' adli yaziniza karsilik olarak '' Rotterdam'dan Turkiye'ye bakis '' adli bir yazi gondermistim.
Simdiye kadar bu yazi hakkinda en ufak bir tepki bile gostermediniz. Ben bir hukukcu degilim. Fakat 26 seneyi askin bir zamandir Hollanda' da bulunmam, tecrubelerim ve bilgilerim ile yazdigim bu yazida; kesinlikle bir abarti ve yalan olmadiginin altini cizmek istiyorum. Istediginiz her zaman size bunu kanitlamaya hazirim. Sizin yaninizda arkadaslariniz, Hollanda'li gazeteciler ve sn. Joost Lagendijk' inda olmasinda, benim acimdan hic bir sakinca yoktur. Bulunmalarindan da, cok memnun olurum.
Sizi yazilarinizda; dogru bilgileri ve gercekleri yazmaya davet ediyorum. Halkini aldatan ve kandiran bir yazar asla AYDIN olamaz.
Saygilarimla.
Yanit yazmasi icin 7 gün süre tanimistim, buraya asabilmek icin.
Iki gün erken asilmasina katkida bulunanlar icin tesekkür ederim.
Yanit aldigim zaman, yanitinda burada olacagindan emin olunuz. Büyük bir arzu ile yanip tutusuyorum yanit vermesi ve önerimi kabul etmesi icin.
Sn. cigi,
Yazılarımız da hedefimiz de forumun içeriğinedir, kişilere ve kişiliğinize değil.
Gerçi yazarlığına dahi itirazımız olmasına rağmen şimdilik bu kadarı ile yetineceğiz.
Gelenleri karşılar, usulünce uğurlarız. :)
Dikkat çekilmesi için tüm yazının kalın karakterli yazılmasını beklemeden tüm yazımızı değerlendirseydiniz, deşifre edilenin hangi görüş ya da kişiler olduğunu görebilirdiniz.
Ve sizin de yazmış olduğunuz gibi;
Ülkemde firsat çarki zamani ve düzeni olmamalıdır.
Himmmmmm
Gercekten sapla saman karisik.
Bekir Coskun
Kroki...
BİRİNCİ kroki:
Kuğulu Park’tan altı yüz adım güneye yürü.
Kırk adım sağa say...
Arkanı Anıtkabir’e dön...
Çan şeklinde kayayı bul.
Eşele...
Kayıp trilyon oradadır...
(.........)
Diğer kroki:
Güven Park’tan yukarı doğru yüz adım say.
Çeşmeye yönel...
Keçiboynuzu ağacının altında dur...
İki kamu bankasından birini sağına, öbürünü soluna al...
Merdivenlerden çık...
Koridoru geç...
Yüzünü kıbleye çevir...
Eşele...
Damada gazete-televizyon almak için kamu bankasından verilen 700 milyon dolar ordadır...
(.........)
Diğer kroki:
Şehir Merkezi tabelasından sağa dön...
İki yüz metre git...
AOÇ arazisine gir...
Askeri lojmanları hizala...
Eşele...
Doğalgaz borusunu patlat, 14 trilyon oradadır...
(.........)
Diğer kroki:
Yoldan çık...
Meclis’i arkana al...
Mahkeme’yi solla...
Cami avlusundan geç...
İktidar otlağında dur...
Eşele...
Arsa takasları, orman tahsisleri, özelleştirme ihaleleri, deniz feneri... Çok sayıda seçim sandığı içinde, dokunulmazlığa sarılı; Alidibolar, kral hediyeleri, sünnet altınları, mısır-yumurta-suni gübre-gemi-kaçak villa-vs. oradadır...
(.........)
Diğer kroki...
24 Ocak 2009
Ali Sirmen - Dünyada Bugün
Her Daim Yargıya Güven Gerisini Merak Etme Sen
Dün sabah 05.00’te başlayan 11. dalga, Ergenekon soruşturmasında yeni bir şey olmadığını ortaya koydu. Yine gece yarısı gözaltısı ve araştırmalarıyla başlayan son dalgada, hem ART dolayısıyla basına, hem de Türk Metal dolayısıyla sendika dünyasına da ulaşıldı. Böylelikle Mustafa Özbek olayında bir taşla iki kuş vurulmuş oldu.
Erhan Göksel’in neden gözaltına alındığı konusunda ise, Ergenekon uzmanları (artık ülkemizde böyle bir uzmanlık dalı çıkmış bulunmaktadır) fikir birliği halinde iktidara karşı sert muhalefet yapmasında birleştiler.
Şimdi yeni içeri alınanları teselli etmek için tek şey söyleyebiliriz:
“Yargıya güven/ merak etme sen.”
Zaten onların da “yargıya güvenimiz tamdır” demekten başka söyleyecek bir sözleri yoktur.
Ne desinler yani?
“Yargıya güveneceğiz, ama koskoca orgeneraller, haklarındaki suçlamanın ne olduğunu bile bilmeden altı aydır yatıyorlar. Makul yargılama süreci geçince, ben adil yargıya nasıl güveneyim?” diyecek halleri de yok ya!...
Tolon Paşa, hakkında iddianame bile hazırlanmadan, altı ayı aşkın süredir içeride, bu arada 22 kilo kaybetti: istediği bir resmi hastanede mesela GATA’ da (tutuklu koğuşu da var) tedavi görmek hakkı olmasına rağmen bundan yararlanamıyor. Belki de mahkemeye çıkana kadar maazallah... Ama, “ben bu durumu görünce yargıya nasıl güveneyim?” demek kimin haddine?
***
Makul sürede yargılanma hakkından, tedavi görme hakkından yararlanamayan insanlara “yargıya güven” demek bir anlam taşımaz. Savcının toplaması gereken delilleri polisin topladığı soruşturmada yargıya güven demenin anlamı yoktur.
Makul sürede yargılanmayan tutuklunun tutuklama kararının altında hâkim imzası olması, o kararın hukuken kabul edilebilir olmasını sağlamaz, hiç değilse hukuk devletlerinde....
Tedavi hakkından yararlandırılmayan tutuklunun tutuklama kararının altında hâkim imzası olması, onun içinde bulunduğu hukuk dışı duruma hukuki meşruiyet kazandırmaz.
Kuddusi Okkır’ın ölümü, tutukluluk kararının altında hâkim imzası olması yüzünden toplumun vicdanını yaralamaktan geri kalmaz.
Hukuka, yasalara aykırı bir tasarrufun altında hâkim ya da savcı imzası bulunması, onu hukuken meşru hale getirmez ve bu durumda “yargıya güven” demek bir anlam taşımaz.
***
Bu arada, dünkü Cumhuriyet gazetesinin 3. sayfasında yayımlanan Hakan Dirik imzalı haber “yurdumdan yargı manzaralarından” bir görüntü sunuyor.
Çeşme’de Namık Kemal İlkokulu’nda 8. sınıfta “hocamıza saygımız sonsuzdur” diyen üç öğrenci ile “ben bu sözün devamını biliyorum” diyen Fen Bilgisi Öğretmeni Yasemin Taşdemir arasında yaşanan tartışma üzerine muhterem Hoca Hanım, çocukları idareye sevk edeceği yerde, kocası olan Çeşme Başsavcısı Orhan Taşdemir’e şikâyet ediyor.
Sayın Başsavcı, bu olay üzerine okula hemen polis gönderiyor. Müdür yardımcısı Gülnur Deliboz öğrencileri polise vermek istemiyor, velileri haberdar ediyor, onlar geliyorlar. Ancak 14.15’te derslerin bitmesi üzerine okuldan ayrılmak durumunda kalan öğrenciler, çıkışta polis arabalarına bindirilerek emniyete götürülüyorlar, orada ifadeleri alınıyor ve haklarında hukuksal işlem başlatılıyor.
Bana göre dünkü gazetelerin bu en önemli haberi olan olayda öğrenciler, arkadaşımız Hakan Dirik’e, sorguda, Fen Bilgisi Öğretmeni Yasemin Taşdemir’in kendilerine ettiği hakaretleri anlattıkları halde, zabıta geçirilmediğini de belirtmişler.
Bilmem Hakan Dirik onlara ne öğüt verdi?
Acaba “her zaman yargıya güven, gerisini merak etme sen!” dedi mi?
asirmen@cumhuriyet.com.tr
Kimi kimi suçluyor kim suçlu, gerçek ne? Katiller darbeciler ve hocalar aynı karede. Birkaç emektar katili harcayarak, ülkede muhalif kim varsa hepsini susturmaya çalışıyorlar. Polis kepçeyle bomba arıyor. Aradıkları şey silah cephane yani patlayıcı madde ve arama yöntemleri kepçeyle. Ülkemizdeki hukuk devleti bu davadan önce güldü şimdi gülüstan oldu.
"Hükümetlerin yaptıkları işler olumsuz olupta, ulus karşı koymaz ve hükümeti düşürmezse bütün olumsuzluklara ve suçlara katılmış olur."
Mustafa Kemal Atatürk 27 Aralık 1919
BASKALTURK
25-01-2009, 10:52
Sanli Turk büyüklerimizden biri olan sendikaci Mustafa Ozbek hakkinda daha cok bilgi
http://www.taraf.com.tr/haber/26225.htm
http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1232736061&year=2009&month=01&day=23
Sayin sargon,
vermis oldugunuz uzantilar tarafli haber yapmaktadirlar,dolayisi ile SANLI TURK BUYUGUMUZ MUSTAFA OZBEK bey'i tanitim icin koydugunuz uzantilar tatli su kurnazligindan ileri gidemez!Taraf denilen ne oldugu ve dahasi kimin oldugu belli olmayan kagit parcasini mi referans alacagiz?
Buradan tum okurlara sesleniyorum,aslen yoruk olan sn.Ozbek TURKCU dusunceye sahip,ataturkcu,laik cumhuriyete bagli ve bulundugu sendikada adam gibi sendikacilik yapan yegane sendikacilardan tek ve en olumlusudur.
Taraf denilen tuvalet kagidi bu saydigim degerlerin tam karsisinda bulundugu icin OZBEK bey biryerlerine batmis!
Birde utanmadan orgutun finansoru demisler,orgutun son finansorlugu ile suclanan sahis yakalandigi hastaliktan parasizlik yuzunden ucmaga varmistir.esenlikle
http://img224.imageshack.us/img224/8982/220080704104924dj1.jpg
arkadaslar, gazetelerden yapilan alintilarin link olarak verilmesini, eger vurgulanmak istenen kisimlar var ise sadece bu kisimlarin alinti olarak akarilmasini rica ediyorum. Boylece tartisma bir suru yazi yiginina bogulmayacaktir.
Epeydir benim de üstünde durdugum bir konu var. Ergenekonûn Kibris ayagi neden hic gündeme gelmiyor. Bilindigi gibi bugüne kadar bir sürü gizli ve pis iliskiler icin Kibris kullanilmistir. Iste bir yorum.
http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1232882948&day=25&month=01&year=2009
Sevgili sargon;
Cok haklisin. Zaten su ana kadar gazetelerde ergenekon davasi ile ilgili haber niteligi seklinde cikan yazilarin hic biri, hukuk acisindan bir deger tasimamaktadirlar. Ayrica insan haklari cignenmektedir. Dolayisi ile sitemize bu tip haberlerin asilmasi gerekmemektedir. Sapla samanda bunun icin karistirliyor ne yazik ki.
Bu tip yazilar ve bunlari yayimlanmasi da; ancak muz cumhuriyetinde olur.
Bu muz cumhuriyetine; salya sümük, imam agizi ile birisinin Utah'dan... Kah imam takkesi, kah yahudi kipasi ile, Utah' dakinin beslemesi Toronto' dan yön verirse...
Bir gün bu muz cumhuriyetinin kabugunu soyarlar ham ederler.
Saygilar.
Evet insan hakları ve evrensel hukuk çiğnenmektedir.
Bu olay (ergenekon) tamamen AKP ve yandaş medyası tarafından ABD kaynaklı, Nur cemaati kullanımlı bir halüsinasyondur.
Zaten güzel ülkemde her şey güllük gülistanlıktır.
Darbe diye herhangi bir olgu olmadı, olmuyor ve olmayacaktır.
Siyaset ile mafya işbirliğinden kesinlikle bahsedilmedi, bahsedilmiyor ve bahsedilmeyecektir.
Kontrgerilla, TİT, Jitem gibi illegaliteler asla oluşmamış, oluşmuyor ve oluşmayacaktır.
18.000 Faili meçhul cinayet kattaa işlenmedi, işlenmiyor ve işlenmeyecektir.
Askerin siyasete bulaşması mümkün olmadı, mümkün olmuyor ve mümkün olmayacaktır.
Yargının siyasallaşması hiçbir zaman görülmedi, görülmüyor ve görülmeyecek.
Güneydoğu sorunu diye bir sorun asla ve asla yaşanmamıştır, yaşanmamaktadır ve yaşanmayacaktır.
Güzel Anadolumun hiçbir karışından ne ceset ne de silah çıkmamıştır, çıkmıyor ve çıkmayacaktır.
.
.
Dolayısı ile Ergenekon safsatasını ileri sürenler her daim abesle iştigal etmişlerdi, ediyorlar ve edeceklerdir...
Evet insan hakları ve evrensel hukuk çiğnenmektedir.
Bu olay (ergenekon) tamamen AKP ve yandaş medyası tarafından ABD kaynaklı, Nur cemaati kullanımlı bir halüsinasyondur.
Zaten güzel ülkemde her şey güllük gülistanlık degildir
Darbe diye bir olgu olmustur, oluyor ve olmamalidir.
Siyaset ile mafya işbirliğinden kesinlikle, evrensel hukuk yasalarina uyularak bahsedilmelidir ve peslerine düsülmelidir.
Kontrgerilla, TİT, Jitem gibi illegaliteler oluşmuştur. Laik, demokratik ve hukukun bagimsiz ve polisin siyasetciler tarafindan siyasallastirilmasi durduruldugu takdirde oluşmayacaktır.
18.000 Faili meçhul cinayet dahi işlenmis, işleniyor ve işlenmemesi gerekir.
Askerin siyasete bulaşması mümkün olmustur, mümkün olabilir. Mümkün yapilmamasi icin gerekleri yerine getirilmelidir.
Yargının siyasallaşması her zaman görüldü, su anda görülüyor ve bagimsiz yarginin temellerinin atilmasinda gec kalinmis, ivedilikle bagimsiz yargi gerekmektedir.
Güneydoğu sorunu diye bir sorun devamli yaşanmıştır, yaşanmaktadır ve yaşanmamasi saglanilmalidir.
Güzel Anadolumun her bir karışından ceset de, silah da çıkmıştır, çıkıyor ve hala çıkmasi ihtimallerinin göz ardi edilmemesi gerekir.
.
.
Dolayısı ile Ergenekon safsatasını ileri sürenler her daim abesle iştigal etmişlerdi, ediyorlar ve edeceklerdir...
Cünkü yönetim sirasinin, kendisine elbet bir gün gelecegini büyük bir arzu ile bekleyenler, su anda yönetimin basindadirlar.
.
.
AKP ve yandaş medyası tarafından ABD kaynaklı, Nur cemaati kullanımlı bir halüsinasyon gören bu yönetim bir gün gittigi zaman,
.
Basa gecen yeni yönetim; sahte Laik, demokratik, Atatürkcü olacaktir ve ABD kaynakli, yandas medya tarafindan yönlendirilen irtica halüsinasyonlari göreceklerdir.
.
Intikam duygulari icinde kivranan yeni yönetim, su anda yapilmakta olanlarin iki katini yapmaya calisacak, devlet kadrolarinin en ince noktalarina kadar yerlestirilmis imamlar defedilecek ve bosalan yerlerine kendilerinden olmayan yetismis tecrübeli insanlar yetmeyince; Atatürkcü manav, bakkal, kasap, oto tamircisi gibi insanlarimizi yerlestireceklerdir.
.
.
Iste bu kisir döngü sayesinde insanlarimiz birbirlerine gittikce düsman olmaya ve kamplasmaya basladi bile.Yeter artik!!!
.
ANADOLU mozaigi catir catir, catirdiyor. Hic kimsenin umurumda degil. Sirtlarini, sirtlanlara dayayanlar, unutmasinlar ki ilk önce kendileri yem olacaktir.
.
Saygin bir parlementer sistem, kaldirilmis dokunulmazliklar, adaletli bir secim sistemi, bagimsiz yargi ve herkese esit, insan haklarina saygili bir hukuk, sokaktaki esitligi saglanmis demokratik yapi ve bu kurallara sonuna kadar uyabilen basin, fikir ve düsünce özgürlügündan korkmayan, Anadolu kültürünü ve birlikte gelecegi düsünülerek, saglam bir egitim sisteminin olusturulmasi hic zor degildir arkadaslar ve bu kasitli olarak cikarlari olan belli bir zümre tarafindan engellenmektedir.
.
Ben ülkemde mesai saati bitiminden sonra; mayolu savci, sortlu hakim, bermuda gömlekli emniyet müdürü, koruma ordulu belediye baskani, eli kartviztli milletin vekili, basin ve izleyici haklarini cigneyen figuran basin mensuplari, üniforma ile harac kesen polis, ahkam kesen sanatci bozuntulari ve üniformali general görmeye tahammül edemiyorum.
Fakat horul, horul uyuyan, haklarindan habersiz,tepkisiz, saksakci, soru sormayan, salt birilerinin agzindan kulaktan duyma ve özenle süzülerek hazirlanmis tv programlarindan ögrendikleri ile inatla iddia sahibi, kim ne tarafa dürterse, o tarafa yönlenen, illada kendileri icin önce ölecek bir kahraman bekleyen toplum olamaz.
.
Bu muz cumhuriyetinin bir bireyi de benim. En azindan; yeri geldigi zaman elestirdigim Avrupa ülkelerindeki sistem ve insan haklarinin su andaki halinin ANADOLU’ da olmasini bütün ictenligimle istiyorum.Dolayisi ile ülkemde oynanan oyunlari gördükce, yüregim kaldirmiyor.
Bunun icinde elimden geldigi kadar mücadele etmeye calisiyorum.
Saygilar.
Bir kac kez sordum yanit alamadim.:)
Sevgili sargon ve diger arkadaslarim; isterseniz baska bir baslik altinda tartisalim.
Avrupa ülkerinde olan hukuk ve basin yasasini, sokaktaki esitligi, ülkemizde olanlar ile karsilatiralim. Ne dersiniz?
sevgili cigi, ne icin yanit istedigini anlamadim ki ben. Simdi Turkiye'de fazla demokrasi var da, o yüzden mi bunlar basimiza geliyor demek istiyorsun. Avrupa'da demokrasi falan olmadigini söylüyordun daha önce. Bu konuda farkli mi düsünüyorsun. Benim senin söylediklerinden iyice kafam karisti walla.
"Cünkü yönetim sirasinin, kendisine elbet bir gün gelecegini büyük bir arzu ile bekleyenler, su anda yönetimin basindadirlar."
Anlayamadık.
"Saygin bir parlementer sistem, kaldirilmis dokunulmazliklar, adaletli bir secim sistemi, bagimsiz yargi ve herkese esit, insan haklarina saygili bir hukuk, sokaktaki esitligi saglanmis demokratik yapi ve bu kurallara sonuna kadar uyabilen basin, fikir ve düsünce özgürlügündan korkmayan, Anadolu kültürünü ve birlikte gelecegi düsünülerek, saglam bir egitim sistem"
Katılıyoruz.
O halde mücadeleye devam.
Ne yapmayılız?
Önce bir mum yakarak başlayalım.
Kendimizi aydınlatarak, belki yolumuzu görür, arkamızdan gelenleri tehlikelerden koruyabiliriz.
Bu, işin felsefesi.
Fiiliyatta olanlar ne olmalı?
Oy hakkımızı kullanmamalı mıyız?
Ayaklanmalı mıyız? (Çok iddialı bir cümle oldu, biz bırakın ayaklanmayı, edebimizle oturmayı bile beceremiyoruz)
Başka bir ülkeye göç mü etmeliyiz?
Mahkemeleri kapatmalı! tüm tutukluları bırakmalı! kazıları kapamalı! geçmişi unutmalı mıyız?
Hükümete oy vermeyeceğiz. Evet, AKP artık zırnık oy alamaz.
Tekrar edelim Sn. cigi,
Ne yapmalıyız?
sevgili cigi, ne icin yanit istedigini anlamadim ki ben. Simdi Turkiye'de fazla demokrasi var da, o yüzden mi bunlar basimiza geliyor demek istiyorsun. Avrupa'da demokrasi falan olmadigini söylüyordun daha önce. Bu konuda farkli mi düsünüyorsun. Benim senin söylediklerinden iyice kafam karisti walla.
Sevgili sargon;
Avrupa Birligi ülkelerininde tartisilacak gizli kapakli isleri var.
Fakat AB ülkeleri normlarini ve hukuk kurallarini bilerek, bunlari göz ardi ederek Türkiye' de kendi cikarlari dogrultusunda halkimizi, kandiranlari isaret ediyorum.
Su anda , gazetelerde ergenekon davasi üzerine haber niteligi tasiyan yazilarin hepsi; AB ülkelerinde olabilir mi?
Tv lerde bu cesit yayin hangi ülkede yapiliyor? Kim yapabilir?
Hangi AB ülkesinin basbakani veya adalet bakani bu sekilde konusabilir?
Birakin lütfen. Polis beni alkollu yakalasa desifre edebilir mi? Kameralar gelebilirmi? Diyelim ki cektiler. Benden izinsiz yayimlanabilir mi?
Ben olmaz diyorum. AB ülkesinde yasayan bir arkadasim ciksin,olur desin.:)
Uzayip gidecek.
"Cünkü yönetim sirasinin, kendisine elbet bir gün gelecegini büyük bir arzu ile bekleyenler, su anda yönetimin basindadirlar."
Anlayamadık.
"Saygin bir parlementer sistem, kaldirilmis dokunulmazliklar, adaletli bir secim sistemi, bagimsiz yargi ve herkese esit, insan haklarina saygili bir hukuk, sokaktaki esitligi saglanmis demokratik yapi ve bu kurallara sonuna kadar uyabilen basin, fikir ve düsünce özgürlügündan korkmayan, Anadolu kültürünü ve birlikte gelecegi düsünülerek, saglam bir egitim sistem"
Katılıyoruz.
O halde mücadeleye devam.
Ne yapmayılız?
Önce bir mum yakarak başlayalım.
Kendimizi aydınlatarak, belki yolumuzu görür, arkamızdan gelenleri tehlikelerden koruyabiliriz.
Bu, işin felsefesi.
Fiiliyatta olanlar ne olmalı?
Oy hakkımızı kullanmamalı mıyız?
Ayaklanmalı mıyız? (Çok iddialı bir cümle oldu, biz bırakın ayaklanmayı, edebimizle oturmayı bile beceremiyoruz)
Başka bir ülkeye göç mü etmeliyiz?
Mahkemeleri kapatmalı! tüm tutukluları bırakmalı! kazıları kapamalı! geçmişi unutmalı mıyız?
Hükümete oy vermeyeceğiz. Evet, AKP artık zırnık oy alamaz.
Tekrar edelim Sn. cigi,
Ne yapmalıyız?
Sn mhmd, sn mhdm1, sn mhdm2, sn mhdm3, sn mhdm4, sn mhdm4, sn mhdm5, sn mdmh6, sn mdmh7, sn mhdm8, sn mhdm9, sn mhdm10 ve birlikte yazmaya calistiginiz diger sn mhdmh' lerin hepsi;:)
Anlayamadiginiz ilk konu söyle: Bu cemaatler, tarikat topluluklari ve bunlarin yardakcilarinin hükümeti AKP degilmidir? USA ve AB ülkeleri icinde yumusak karinli bir hükümet olan AKP degilmidir? Bu AKP ve ona sarilanlar yillardir ne icin mücadele vermektedirler?
Basbakan ne diyor? Hele sabredin, her sey yavas, yavas. Sindire, sindire. Bekliyoruz bakalim.
Bu mücadelelerini verirlerken, hangi rejimi hangisi ile degistirmek icin kullanmaktadirlar.:D
Dikkat ederseniz, bu AKP hükümetini elestiren diger siyasi partiler ve bölünmüs medya v.b. Hic birisi cözüm üretip gelin ülkemizin gelecegi icin birlik olalim, dirlik olalim dememektedirler. Oratlikta bos ve kuru gürültü kirliligi almis basini gidiyor. Hele su secimler bir bitsin. Bekleyiniz, bakin daha neler gün yüzüne cikacak. :)
Her kim, gözünün önünde ceryan eden; toplum kurallarina, hukuka, insan haklarina, insanliga, temizlige,hirsizliga, küfüre, dogaya, diger canlilara karsi yapilmis bir olaya tepki veremeyip, diger insanlarla hemen birlesip o kisiye haddini bildiremiyorsa.....
Yapacak hic bir sey yok... Bekleyiniz.
Liberallerin ergenekon'a nasıl baktıklarının son derece basit, net olarak özeti.
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=52900
İhtiyaç olan şey bu senaryonun dogrulanması.
saygılarımla
İhtiyaç olan şey bu senaryonun dogrulanması.
Ergenekon, İsmet Berkan'ın senaryosu değildir.
Eğer oysa, hiç kimse Susurluk, derin devlet, kontrgerilla vb. karanlık konuların, faili meçhullerin çözüleceğini beklemesin.
Senaryosunda var mı bunlar? Yok.
Diyor ki komuta kademesindekiler darbe yapalım mı anketi yaptılar. Ama çoğunluk sağlanamadı.
Nereden biliyorsun?
Bildiklerini kanıtla, git şahitliğini yap, darbe teşebbüsçüleri yargılansın.
Komplo fikirleriyle hazırlanan senaryonun doğruluğu mümkün mü?
Aynı komutanların dışardan çalışmalara başladığını ve Danıştay saldırısını hazırladıklarını ima ediyor.
Yargısız infaz!
Bunu ispatladın mı? Hani delillerin?
Bu iddia zaten mahkemede, bekle ve sonucunu gör.
Ama beyefendi sonucunu baştan yazmış.
Cumhuriyet mitinglerini hepimiz yakından izledik. Tümünde de "Ne şeriat ne darbe" sloganı mevcuttu.
İzmir'de de, Ankara'da da, İstanbul'da da.
Beyefendi demek istiyor ki 'darbeciler, "Ne şeriat ne darbe" sloganına izin vermediler.
Bu sloganları destekleyenleri konuşturmadılar.' Bu yalanı söyleyenin diğer yazdıklarına kim inanır?!
Bu mitingde Ergenekon'dan tutuklu Sevgi erenerol da konuşturulmadı. O konuşturulmayınca adını ne koymalı?
Tertip komitesi başkanı Ferda Kardelen'in ADD başkanı Şener Eruygur'u takmamasına ne diyelim?
Ya miting öncesi bombaları koyan örgütün adına ne diyeceğiz? Anti-Ergenekon mu?
İsmet Berkan neyin ne olduğunu bal gibi biliyor. Çünkü tezgahın içinde kendisi de var, harekatı o da destekliyor.
Tasfiye harekatından memnunlar. Yıllardır bunu bekliyor, teşvik ediyorlardı. İsimleri verenler de bunların takımı.
İçerdekilerin yarısından çoğu gazete makalelerinde isimleri geçenler. "Her şart altında dahi AB" diyen liberallerin ılımlı İslam'ı içlerine sindirip iktidarla ittifakları neticesinde ortaya koydukları senaryoda amaç ılımlı islam muhaliflerinin tasfiyesidir.
Tabi bu arada 28 şubat'ın intikamı da işin cabası.
Yüzlerine, gözlerine bulaştırırlar da iş büyürse ve kazara da olsa faili meçhuller aydınlanırsa o da bizim cabamız olur. :)
Tek beklentimiz o.
Yoksa bunların tasfiye harekatının başarısız olacağı şimdiden belli.
Bunlar Ulusalcıları, Kemalistleri yokedelim derken çoğaltıyorlar farkında değiller.
Şİmdi düşüncem şu.
Şayet Akp ya da bir başkası darbelere karşı ise öncelikle bu işin peşinde olan muvazzaf subayları her şart altında elimine edecek siyasi yetki ellerinde mevcut. Öyle ya da böyle bu mümkün. Ama şu bir gerçek ki elimine edilecek komutanın yerine gelecek olan da farklı degil.
Bu bir sonuç vermeyecegine göre, esas yapılması gerekeni yapmkak gerekiyor. Orduyu her şeyin dışına taşımak gerekiyor. Yani esas konumuna, sivil idareye tabii bir ordu haline getirmek gerekiyor. MSBakanlıgına tabii bir ordu. Bu mümkün mü, bence mümkün ama istenmiyor. Her şeyden önce MGK ortadan kaldırılmalı. Buna yeterli çogunlukları da var.
Ama buna kimsenin istekli oldugunu zannetmiyorum. Güç dengeleri abartılıyor, ya da zaten öyle dengeler bekleniyor. Kıvrıkoglu, genel kurmaya gitmiş; gidebilir ne var bunda. Bu birinci haber olabiliyor
Darbeleri engellemek istiyorsanız darbeci paşaları emekli edeceksiniz tabi böyle bir şey varsa. Orduyu ait oldugu statüye çekeceksiniz. Bu şu ortamda çok kolay. Şayet Akp bunu istese açık bir tartışmayla Chp ye bunu teklif eder. Kamuoyu önünde böyle bir tartışmaya da demokrasiden bahseden kimse açık tavır alamaz. Daha dogrusu demokrasi maddeleri üzerinde yogunlaşır. Ama görünen o ki herkes rant benim tarafıma arayışında. Hal böyle olunca da ortada kayıkçı kavgasından başka bir şey kalmıyor.
saygılarımla
Düşünceleri okumak mümkün değil.
Kimin ilerde darbe yapabilecek nitelikte olduğunu kestirmek de mümkün değil.
Darbeci olabilecek niteliktekileri tasfiye etmek, demokrasiyi korumak adına bir önlem ise; bu durumda karşı taraf ta şunu isteyebilir:
Fethullah Gülen hareketi demokrasi için bir tehlikedir, öncelikle o tasfiye edilmeli.
Bunun için de tüm mal varlıklarına el konulmalı, kadrolardan el çektirilmeli, ışık evleri kapatılmalı vs. vs.
27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbeleri ABD destekli darbelerdir.
Günümüzde darbe mümkün değildir.
Çünkü darbeci ABD, ters kutuptadır geldiğimiz konumda.
Yani, geçmişteki darbeler hep ABD güdümünde ve Sovyetler birliğine karşı yapılmıştır ve darbeciler komuta kademesindedirler.
Bugün ise ABD, tersine komuta kademelerine karşı bir darbe istemektedir.
Neden?
Çünkü "Yeni dünya düzeni" ve BOP'a uyumlu olmayan, ulusalcı kadrolardan kurtulmak istemektedir.
Öyleyse darbe istemeyenler, önce ABD'nin kollarının ülkemiz siyasetinden koparılmasını istemelidir.
Yaşadığımız hukuksuz ortamdan ve zorba yönetim anlayışından kurtulmayı istemelidir.
Susurluk bağlantılı ve faili meçhul iddialı olanların dışındaki tüm Ergenekon tutukluları tahliye edilmeli ve yurt dışı yasağı ile tutuksuz yargılanmalıdır.
Dilaver, ciddi olarak orduyu ait oldugu statüye cekmenin cok kolay birsey oldugunu, AKP, CHP ile görüsürse onun da bunu kabul edip kolayca bu isin hallolacagini düsünüyor olamazsin gercekten. Bu kadar gürültü bosuna kopuyor yani. Ordu devletin sahibi, babasi, herseyi. Devlet bürokrasisinin en temel aygitini öyle kolayca oraya buraya cekemezsin.
Sevgli sargon, aslinda dilaver hakli. Haklida, bunlari yapabilecek saf,temiz yurdunu ve gelecek kusaklarini düsünen, bazi konulari asabilmis sorumluluk duygulari gelismis siyasetcilerimize gereksinim var.
Al birini, vur öbürüne. Hic bir siyasi parti ve milletvekilleri ellerinde bulunan güc ve oyuncaklarindan bir türlü vazgecemiyorlar.Istemiyorlar ki vazgecmeyi.;)
Izleyebildin mi bilmiyorum. Gecenlerde ara sira izledigim tv haberlerinin birinde; Ankara'da bir benzin istayonuna, meclis baskani ve bazi bakanlar ile AKP milletvekilleri kuru fasulye yemege gittiler. Agzim acik kaldi.
Resmi arabalar, korumalar, gazeteciler,kameralar ile bu benzin istasyonunda calisma saatleri icinde bir kurufasulye partisi !!!:mad:
Bu kafalar mi; sivil anayasa tasarlayabilecek, bagimsiz yarginin önünü acacak, düzgün egitimin alt yapisini kuracak, orduyu kislada tutabilecek, sokaktaki esitligi saglayacak, üretimi arttirip, tarimi modern ve ülkemize yetecek sekilde yapacak?
Bu kafalar mi? Bir tabak kurufasulyeye tav olan ve saga sola mesaj veren kafalar !!! Ya basin ? Bir taneside cikip, korkusuzca sorulacak olan soruyu sormuyorda, eften püften magazin isleri ile ugrasiyorlar.
Bu kavga bitmez... Calisma saatleri disinda etiketlerini,apoletlerini,üniformalarini isyerinde birakmak istemeyenlerin kavgasidir bu.
Yoksa sevgili dilaverin vurguladigi gibi A partisi Z partisi, hic farketmez. Isteseler basaramiyacaklari hic bir sey olamaz.... Yeterki istesinler. Cocuklarin, genclerin, tertemiz kardesce, yasanilan bir ANADOLU nun gelecegi icin.
Sen bilirsin su Alman sözünü: ''Geht nicht, Gibs nicht'' (Olmaz diye bir sey olamaz ) Bayilirim bu söze.
Saygilar.
Ergenekon davasina yeni savcilar atanmis. Hayirli olsun. Iyi secimler yapilmis gibi duruyor.
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=919001&Date=28.01.2009&CategoryID=77
Sevgili sargon;
Sende istedigin zaman, gündem degistirmekte gercekten ustasin, gazeteci oldugun belli oluyor.:)
Fakat ben tuttugum bir seyi asla birakmam, zamk gibi yapisirim onu bilesin.:D
Ben simdiye kadar hic bir yazimda AB ülkelerinde demokrasi yok diye bir cümle yazmadim. Sen bana yazmisim gibi tavir aliyorsun.Fakat ben; olan demokrasinin arkasinda neler karistiriliyor, onlari aciklamaya calisiyorum.
Gönül isterki su anda AB ülkelerinde olan demokrasi ve insan haklari benim ülkemde de olsun.Dolayisi ile insanlarimizin ufuklari acilsin.
Gene cok kücük bir örnek vereyim. Su anda Türkiye basininin amiral gemisi Hürriyet'in genel yayin yönetmeni sn. Ertugrul Özkök' ün su andaki durusuna ve yönetim sekline bir bakalim.
Bir zamanlar asker postali ve yesil parka edebiyati yapan Ertugrul özkök; AB ülkelerinde ki basin yasalarini, okuyucu, izleyici, insan haklarini bilmiyor mu?:)
Minnacik bir karsit örnek: Türkiye'de ki gazetelerde ve tv lerde, yarali ve sok halindeki insanlarimizin, izinsiz teshir edildikleri icin; bunlari yapanlara karsi, tazminat davalari actiklarini var sayalim. Ne olur dersiniz?:p
Daha neler var neler... Dogan yayin grubunda veya diger basin kuruluslarinda calisanlarin hepsinin, bunlari bilmediklerini söyleyemezsiniz diye düsünüyorum.
Halkimizin; imzalanmis AB uyum yasalari ile, haklarinin neler oldugundan, neler olmadigindan, niye bir aciklamada bulunup yardimci olmuyorlar?
Benim Türkiye'de bulundugum yere ARENA ekibi ve sn. Ugur Dündar cat kapi, elinde mikrofon, kameralar acik iceri dalabilecek öyle mi?:D
Ben de gerekli yerlerde demoratik olarak, ögretirim onlara basin özgürlügünün neler olup olmadigini. Alacagim tazminatla da birlikte yer iceriz.:)
Halkini ve yurdunu seven insan kendi cikarlari dogrultusunda; elinde var oldugunu iddia ettigi, demokrasi kilicini oraya buraya sallamaz. O kilic, bir gün elinden kayar, kendi kafasini keser.
Saygilar.
mutluluk35
30-01-2009, 17:43
Karadayı'ya ait olduğu iddia edilen ses kaydında ilginç ifadeler yer alıyor:
http://www.ktunnel.com/index.php/1010110A/811d604f2923d70521b82cafbe47149178daef31f7762d2388 ae7e7883c7c81fd9f71b9ac324dcbd15261
Karadayı'ya ait olduğu iddia edilen ses kaydında ilginç ifadeler yer alıyor:
Gayet doğal, normal konuşmalar.
Ordu müdahalesi ise sadece bir tahminleri.
Bizim gibi aralarında sohbet ediyorlar.
Benzer konuları biz de konuşuyoruz.
Görüşlerimizi e-mail atarak, fax çekerek dile de getirdiğimiz oluyor.
Onların nüfuzları belki daha güçlü.
Ama görülüyor ki Genelkurmay emeklileri dahi yanılmışlar.
Normal olmayan bu dinleme hadisesi.
Tehlike asıl burda.
mutluluk35
30-01-2009, 19:18
‘’Cumhurbaşkanlığı seçimine girme dedim,girmedi..
Ben bir iki kişiye daha telefon ettim sakın girmeyin diye..İşte bazı bir iki milletvekiline..
Gir kardeşim dedim ben de gir ve çekimser ver..Ondan sonra dedim ki birkaç arkadaşa daha söyle,düşünecek onu ..bir iki eski bazı bakanlara söyledim,bunu onlar da bir iki milletvekiline söyleyecekler..’’
Buraya kadar net bir şekilde somut müdahale var,açıkça görülüyor.Zaten Erkan Mumcu da İsmail Hakkı Karadayı ile Cumhurbaşkanı seçimi konusunda bir telefon görüşmesi yaptığını doğruladı.Ancak baskı olarak algılamadığını söylüyor,burası tartışılır ama ortada iki kişinin görüşlerini paylaşmasından fazlası var,bu iki kişi gelecekle ilgili kehanette bulunmuyor,geçmişte yaşanmış bir olay hakkında konuşuyorlar.
‘’Genelkurmay’ın düşünmesi lazım artık,bu işi bir tek Silahlı Kuvvetler temizler artık..Eğer bu seçimlerden de başarılı olunmazsa,silahlı kuvvetlerin bunu halletmesi lazım..’’
Burada da gelecekle ilgili bir tahminden çok beklenti sözkonusu..Bu kişilerin dinlenmesi bir hukuksuzluktur,ama bu Encümen-i Daniş gibi anayasal temeli olmayan yapılanmaları meşrulaştırmaz.Böyle de demokrasi olmaz.Bu insanlar memleketi kendi özel mülkleri gibi görüyorlar,ne yararlı ne zararlı kendileri karar veriyorlar,kendileri yazıyor kendileri oynuyorlar.Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığında herhangi bir anayasal engel var mı yok..Bunlar kim oluyor ki,bunu engellemeye çalışıyor.Halkı koyun gibi gütmek istiyorlar,halk güdülecekse de kendi iradesiyle çobanını seçsin,hiç olmazsa bu kadarcık insan yerine konsun..
Suçun işlenmesinden daha vahimi suçu tespit şekli!
Bir bilen çıkıp bu cümleyi açmalı.
Hem de bir hayli açmalı...
Dün gece saat 00.30 da Kanal D de Sn. M. Ali BİRANT'ın açık oturumu vardı.
Baş köşede meşhur Prof. Yalçın KÜÇÜK ile birlikte.
Hop oturup hop kalkıyordu Sn. Yalçın KÜÇÜK;
-İnsanları dinliyorlar, suç işliyorlar, diye.
Yine böyle hoplamaları sırasında iki el şıkırtısı ile de kendisinin rengini izah etti.
-Biz, orducu sosyalistiz!!!
Üst taraftaki cümleyi açan bilenimiz, hazır eli değmişken bir de bu cümleyi açarsa minnettar kalacağız.
Sayın mhmd
O cümle ile sosyalizmin bir ilgi ve alakası olamaz. Yalçın Küçük'ün de bizim gibilerle bir alakası olamaz. Literatürde bu gibi sol tandanslı kişilere bizler sol kemalist deriz. Kadro dergisinden bu yana ve de ilk teorisyenleri Kadrocular olmak üzere ne yazık ki Türkiye sol hareketi 70 li yıllara kadar hep sol kemalizmin kuyrukçulugunda gelişmiştir.
12 Mart öncesi kemalizmden ilk ciddi kopuş denemesi İbrahim Kaypakkaya iledir, ancak o da biraz sol bir kopuşu gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bunda sınıfsal yapısının da etkisi aranabilir. 78 liler ise daha tutarlı bir tahlil yetenegi geliştirmişlerdir. Bugün ise Türkiye sol hareketine hala sol kemalizm damgasını vurmaktadır.
saygılarımla
Suçun işlenmesinden daha vahimi suçu tespit şekli!
Bir bilen çıkıp bu cümleyi açmalı.
Hem de bir hayli açmalı...
Türkiye'de hiçbir darbe emekli paşaların kışkırtmasıyla olmamıştır.
Bir paşa, bir cumhurbaşkanı, bir başbakan, bir emniyet müdürü vb. kariyeri-makamı ne olursa olsun emekli olduktan sonra artık sıradan bir vatandaştır.
Dolayısıyla ortada bir suç yoktur.
Görüş vardır, düşünce vardır.
Biri çıkar der ki "Ben devrim istiyorum"
Öbürü der ki "Ben şeriat istiyorum"
Bir başkası da "Bu gidişata ordu müdahale etmeli" diyebilir.
Bunlar suç değildir, ama eleştirilebilir. Yakışıksız bulunur vs.
Kaldı ki ben kasedin montaj olduğundan hiç söz etmedim.
Montaj olduğu yönündeki iddialar oldukça güçlü.
Buna rağmen düşüncedir, düşünce de suç olarak görülemez.
Suç, onların dinlenmesidir.
Biz, orducu sosyalistiz!!!
Üst taraftaki cümleyi açan bilenimiz, hazır eli değmişken bir de bu cümleyi açarsa minnettar kalacağız.
Çok doğal.
Bunda garipsenecek bir durum görmüyorum.
Üstelik yeni bir düşünce değildir ki bu.
Türkiye'de SSCB müdahalesiyle sosyalizmi isteyenler de vardı.
Onlar doğal da, orduyla birlikte, orduyu-askeri karşısına almadan yapılması düşünülen düzen değişikliği mi çok garip?
Katılmazsınız, doğru bulmazsınız ayrı konu.
Ama hiç te hayretle karşılanacak bir durum değil.
ben katılmasam da saygı duyuyorum.
Ekim devrimi öncesi bildirilerinde hitap şöyle başlardı:
"İşçiler, köylüler, askerler"
Onlar faşist değildi herhalde. :)
O cümle ile sosyalizmin bir ilgi ve alakası olamaz. Yalçın Küçük'ün de bizim gibilerle bir alakası olamaz. Literatürde bu gibi sol tandanslı kişilere bizler sol kemalist deriz. Kadro dergisinden bu yana ve de ilk teorisyenleri Kadrocular olmak üzere ne yazık ki Türkiye sol hareketi 70 li yıllara kadar hep sol kemalizmin kuyrukçulugunda gelişmiştir.
12 Mart öncesi kemalizmden ilk ciddi kopuş denemesi İbrahim Kaypakkaya iledir, ancak o da biraz sol bir kopuşu gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bunda sınıfsal yapısının da etkisi aranabilir. 78 liler ise daha tutarlı bir tahlil yetenegi geliştirmişlerdir. Bugün ise Türkiye sol hareketine hala sol kemalizm damgasını vurmaktadır.
Sol ya da sosyalizm kimsenin tekelinde değildir.
Güçlü olan, halkın desteğini alan, işçi sınıfıyla kenetlenen akım ister sol kemalistler olsun, ister ML'ler devrimi yapan sosyalizmi inşa eder.
Ama devrimi yapamazmış, ama yapsa bile sosyalizmi getirmezlermiş, getirseler bile o sosyalizm sayılmazmış, sayılsa bile kısa zamanda çökermiş bunlar bir iddiadan öteye gitmez. SSCB'nin yıkılmasından sonra geçmişin tüm teorileri de iflas etmiştir. Yeniden ve dünyadaki yeni şartlara göre teoriler yenilenmelidir. Kaypakkaya'ların, Mahir'lerin teorileriyle bir adım ileri iki adım geri gidilir ancak.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım cancağızım. :)
Asker uzaydanmı gelmiş?
Belki kapıcının ya da fabrikadaki işçinin yada az topraklı bir köylünün evladııdır.
Zaten hali vakti yerinde insanlar çocuğunu asker yapmaz.
Benim bir tane oğlum var emrinde de ben askerim zaten:)
Bırakınız harp akademisine yollamayı askere bile yollamayı düşünmemekteyim.
evrensel-insan
31-01-2009, 02:19
Saygideger pante;
SSCB'nin yıkılmasından sonra geçmişin tüm teorileri de iflas etmiştir. Yeniden ve dünyadaki yeni şartlara göre teoriler yenilenmelidir.-pante
Gerci, amerikan idealizmi; onu; baska kalipta, yasatmaya calisiyor, ama....
Sen nerelerdeydin yahu!
Bu fikirlerin bana, izmin gizli amacini cozmusun izlenimi verdi! :rolleyes:
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sen nerelerdeydin yahu!
Bu fikirlerin bana, izmin gizli amacini cozmusun izlenimi verdi!
Ben daha bombların pimini çekmedim.
İyice pişilsin diye bekliyorum.
Evrimin olgunlaşması gibi yani.
Sen asıl yanarken gör fikirleri. :D
SSCB'nin yıkılmasından sonra geçmişin tüm teorileri de iflas etmiştir.
Geçmişin teorileri diye bir şey oldugunu düşünmüyorum. Tek teori Marksizmdir, diyalektik ve tarihi meteryalizmdir. Sosyalizmde ordu , rütbe, militarizm ancak çok kısa bir süre için; o da karşı devrimi bastırmak için kabul edilebilir. Rütbe falan kabul edilemez de orası ayrı. Bir ülke ismi SSCB de olsa bunları savunmuşsa orada sosyalizm degil sınıf eşitsizligi arayın.
Bir ülkede ürünler degişim degeri için üretiliyorsa o ülkede kapitalizm her gün her saat ve her an yeniden doguyor demektir. Bu da sosyalizm degildir. Bir ülkede yerel degil de merkezi yönetim varsa orada sınıf eşitsizligi var demektir. Bir ülkede üretimden kopuk bir bürokrasi varsa orada sosyalizm olmaz.
Marksizm bize bunu ögretir. Sosyalizm de budur. Dolayısıyla iflas eden hiç bir şey de yoktur. Soyalizm yeniden ve eşitçe paylaşım mücadelesidir. Bunun ismini ne koyarsanız koyun. Üretim herkese yetecek kadardır, ama paylaşamıyoruz. Teori budur başka da bir şey degil. Daha ayrıntıya girmek istemiyorum, ama ayrı başlıklarda girelim. Şunu adam gibi tartışmak gerekiyor herhalde.
saygılarımla
evrensel-insan
31-01-2009, 02:43
Saygideger pante;
Insaf, sabrin boylesi de; gorulmemis. 6100 kusur, mesaj ve onur uyeligi. Daha ne istiyorsun be kardesim, baklayi agzindan cikarmak icin.:)
Yoksa, bu isin basini cekenlerden biri de senmisin? :D
Neyse, benim daha cok yolum var. Ama, ben politika bilmem. Bastan rengimi belli ederim. Tabi rengimi gorebilene. .:p
Birde, rengim karanlikta iyi gozukmuyorsa; isik tutmak lazim. Tabi; elfeneri olan icin ve isigi uzerime cevirmek isteyen icin.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Geçmişin teorileri diye bir şey oldugunu düşünmüyorum. Tek teori Marksizmdir, diyalektik ve tarihi meteryalizmdir. Sosyalizmde ordu , rütbe, militarizm ancak çok kısa bir süre için; o da karşı devrimi bastırmak için kabul edilebilir. Rütbe falan kabul edilemez de orası ayrı. Bir ülke ismi SSCB de olsa bunları savunmuşsa orada sosyalizm degil sınıf eşitsizligi arayın.
Geçmişin teorileri vardır.
Örgütlenmede, partileşmede, mücadele yöntemlerinde, toplumun ve iktidarın sentezlerinde, devrimin taktik ve stratejilerinde, devrim sonrası sosyalizmin uygulanması konularında farklı teoriler nedeniyle de yollar ayrılmıştır.
Değişmeyecek olan sadece sosyalizmin sınıfsız-sömürüsüz topluma götüren yapı teorisidir. Onun dışındaki tüm görüş ve düşünceler değişime açıktır.
Insaf, sabrin boylesi de; gorulmemis. 6100 kusur, mesaj ve onur uyeligi. Daha ne istiyorsun be kardesim, baklayi agzindan cikarmak icin.
Yoksa, bu isin basini cekenlerden biri de senmisin?
Neyse, benim daha cok yolum var. Ama, ben politika bilmem. Bastan rengimi belli ederim. Tabi rengimi gorebilene. .
Birde, rengim karanlikta iyi gozukmuyorsa; isik tutmak lazim. Tabi; elfeneri olan icin ve isigi uzerime cevirmek isteyen icin.
Senin rengin öyle parlak ki fosforlu gibi, fener tutmaya ne hacet.
Tabi ben öyle görüyorum. Birçok insan anlayamıyor olabilir.
Ben seni anlıyor ve çoğu görüşüne hak veriyorum.
Ama anlayamayanların fener tutmasını bekleme bence.
Sen yak ışıklarını. :)
evrensel-insan
31-01-2009, 03:18
Saygideger pante;
Isiklar, basindan beri "har ateste" yavas yavas artiyor. Birden yakarsam; gozleri kor edebilir, maazallah.
Henuz hala; sorunun isiklarindayiz. Daha, cozume gecemedik.
Saygilarimla;
evrensel-insan
sevgili pante
Marksın bir tanımı var, sınıf mücadelesini kabul eden herkes komünisttir diyor. Bu Paris KOmünü deneyiminden önceki bir söz. Lenin ise bunu şu şekilde geliştiriyor. Sınıf mücadelesinin tanımını prolerya dikatatörlügünün kabulü ile birleştiren herkes komünisttir. Ögreti bu. Bunun dışında başka bir tanım yok.
Ancak bizim gençlik ya da aydın kesimimiz, daha net ifadelerle işçi dışı entellektüel ve hayta kesimimiz salt sınıf mücadelesinin pratik yönlerinden kaçmak için binlerce şey uydurdular. Yok kapitalizme üstten geçermiş, yok alttan geçermiş. Yok halk savaşıymış, yok ayaklanmaymış. Senin de bildigin daha binlerce tez. Bu bir hastalıktır.
Komünistin tanımı belli. Starateji devrim, daha dogrusu siyasi iktidarı alıp, devlet mekanizmasını proleter mekanizma ile degiştirmek. Temel sınıf işçi sınıfı, müttefikler ise ülkenin kapitalist gelişim düzeyine göre yoksul köylülük temel olmak üzere diger ezilen sınıflar. Hedef; müksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi.
Temel budur. Bu temelden 49 ayrı fraksiyon çıkarmak için tek bir seçenek vardır. Bu düşünceyi zora sokmak. Bu da ancak yol arkadaşlarının işi olabilir ve olmuştur da. Bir eylemde bireysel terör mü kullanılacaktır, şiddet mi yapılacaktır, bunlar taktik meselelerdir. Sçime mi girilecektir, yoksa silaha mı sarılanacaktır bunlar da taktik meselelerdir. Şayet amaç devrim ise bunlar aşılır. Ama araç ben teori yapayım da pratikten kaçayım ise işte böyle görüş ayrılıkları çıkar.
İşçilerin bu tarz sorunları da yoktur. Onlar yaşarlar ve gerektiginde devrimi yaparlar. Ne teslim olurlar, ne kariyere bulaşırlar ne de devrimden ve pratikten vaz geçerler. Geçmişte olanlar, hatta şimdikiler de kayıkçı kavgalarıydı, nedeni ise hareketlerin sınıfsal temelden yoksun olmasıydı.
Devrim yaşanır ve yapılır. Devrimci teori zaten vardır; buna marksizm diyoruz. Mesele bu zorlu mücadelede ne kadar sabredecegimizdir. İlk kuşak devrimcilerin yok olması sonucu SSCB de devrim çöktü. Stalinin kızının mektupları var, göz gezdirin. Bolşevikler garip adamlardı diyor, onlar devrim için yaşarlardı ve asla taviz vermezlerdi. Devrim ve sosyalizm işte budur. Bu ruh kaldı mı. Kalmışsa bie F tipi cezaevlerinde direnişle yaşıyor.
saygılarımla
İşçilerin bu tarz sorunları da yoktur. Onlar yaşarlar ve gerektiginde devrimi yaparlar. Ne teslim olurlar, ne kariyere bulaşırlar ne de devrimden ve pratikten vaz geçerler.
İşte onun için de kimin ne dediği, ne yaptığı önemli değildir. Halkın desteğini alan ve işçi sınıfı ile kenetlenenler şartlar ve imkanlar uygunsa devrimi yapar. O yazılan taktiklerin, stratejilerin hepsi bakmışsın kağıt üzerinde kalmış ve atı alan Üsküdar'ı geçmiş.
Bolşevikler de öyleydi. Ne Marks'ın emperyalizm tahliline baktılar ne Kautski'nin teorilerine, en öfkeli zamanlarında yıkıp geçtiler. Hiç beklenmedik 10 günde devrimi gerçekleştirdiler.
Bolşevikler de öyleydi. Ne Marks'ın emperyalizm tahliline baktılar ne Kautski'nin teorilerine, en öfkeli zamanlarında yıkıp geçtiler.
Sevgili Pante
Bu olmadı işte. Bolşevik deyince Lenin akla gelir. Lenin deyince Marksizm; ve Proleterya Diktatörlügü ve Dönek Kautsky. Nisan Tezleri olmasa Ekim devrimi olmazdı. Ama şu konuda haklısın, Lenin bile Ekim devrimine geç kaldı. Devrim onu bile aşmıştı.
Devrim andır. O anı degerlendirmek gerekir. Bunun içinde öncü ve dogru taktik de şarttır. O öfkeyi örgütlemek önemli. Ancak işçiler teoriyi pratikte ögrenirler. Aydınların entel tartışmalarında degil.
Ancak şu konuda hemfikiriz. Devrim için palavraya gerek yoktur. Devrim saksıda yetişmez, alanlarda sahalarda meydanlarda yapılır.
Dün Fransa da 1.600.000 işçi eylemdeydi. Yahu hangi güç bunu engelleyebilir ki. Yeterki örgütlülük olsun. 15-16 haziranda 2 gün süren işçi eylemlerinde işçiler barikatları yara yara ilerlediler. Kan da dökülmedi. Buna hiç kimse cesaret edemedi çünkü. Haliç köprüsü ile Beylerbeyi tünelini iptal ederek işçilerin birleşmesini engelleyebildiler ancak. Ki bu devrimci önderlikten yoksun, kendiliginden bir hareketti. Bir öfkeydi.
saygılarımla
BASKALTURK
31-01-2009, 11:01
Giresun'un ERGENEKON koyu halki,koylerinin isminin degistirilmesi icin mahkemeye basvurdular.
Aciklikla soylemeliyim ki;Ergenekon isminin yanina teror eki ekleyenler vatan,millet ve daha si TURKLUK dusmani casit satilmislardir!Benim yuksek milletimin cikis yeri olan ve milletim icin kutsal sayilan degerleri asagilamaya calisanlarin ,butun kutsallari ve butun degerleri kizil tamuya defolacaklardir!
Basimizdaki hukumet ve onun lideri gurcuzade el tayyip bu davanin savciligina soyunuyor,bizim sozde bazi turan dursuncular ise tayyip ile hemfikir olup kafalari karistiriyor!Sap ve saman birbirine karisti diyoruz da az dahi diyoruz.
Yapilan butun bu saldirilar sadece bizlerin soy bilincinin ustune kat kat demir koymamizi saglar ve yapacagimiz akima hergun alperenler kazandirir.
Her koldan devam edin,vurun,kirin,mahvedin,mahkemesiz yargilayin ve hatta utanmadan ETO deyin!
Turkun ofkesi kabariyor, beynimizin son hucresinin kullanim gorevi yetersiz kaldigi gun hainlerin hallerine aciyorum! esenlikle
Zannediyoruz ki;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_Soru%C5%9Fturmas%C4%B1
linkinde bulunanlar ile,
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_Destan%C4%B1
linkinde bulunanlar karıştırılıyor.
Ergenekon ismi bu davanın isminden öte örgütün bizzat kendisine vermiş olduğu bir isimdir.
Bu konuda kim suçludur?
Ergenekon'un yanına getirilen terör uzantısı rezil bir durumdur.
İslamın yanına konulan terör uzantısı kadar rezildir.
Ya da özgürlük savaşçılarına verilen terörist damgası kadar.
Ya da, teröristlere verilen asker, polis, ajan, ülke uzantıları kadar.
Çeçen dağlarında Rus ordusuna karşı savaş veren Çeçenler, sizce nedir?
Afganistan dağlarındaki Talibanlar nedir?
Che GUEVARA kimdir? Deniz GEZMİŞ, Hüseyin İNAN, Yusuf ASLAN kimdir ya da nedir?
Yeşil nedir?
IRA nedir?
PKK nedir?
Hangi kurumun listesindekilere terör örgütü ya da terörist diyeceğiz?
Ya da diyecek miyiz?
Ya da demeli miyiz?
Türklükten ya da müslümanlıktan önce insanlık öfkemiz nerede?
Mhmmd,
Çeçenleri Çeçenistan'a savaşmaya gidip dönen Türk'lerden dinlemeni arzu ederim. Bu çok önemli. Sizin gerçeklerle ilgilenmeye çalıştığınızı gördüğüm için öneriyorum. Şundan eminim hayallerinizdeki Çeçenlerle, gerçek Çeçenler arasında dağlar kadar fark olduğunu farkedeceksiniz.
Talibanlara gelince, onlarıda Kabil'den, Kandahar'dan izlemek ve Hazara'lardan dinlemek gerekli. Hala Amerika'nın piyonları olarak kaldıklarını idrak etmek çok kolay oluyor.
Yeşil kayda değer değil.
IRA farklı kulvar.
PKK malumumuz. Ama onlarıda PKK'nın yaşlı kadrolarından dinlerseniz, ne için yola çıkmışlar, nereye ulaşmışlar, istemeye, istemeye bıkkınlıkla savaşı neden ve nasıl sürdürdüklerini anlamanız açısından önemli.
Kaynak adı üstünde çıktığı noktadır, işleri kaynaklarından öğrenmek lazım.
Che GUEVARA kimdir? Deniz GEZMİŞ, Hüseyin İNAN, Yusuf ASLAN kimdir ya da nedir?
Bunlar ise apayrı kategoridir.
Selamlar.
Sn. qw19,
Bu, sizin kategorize edilmiş listeniz.
Diğer arkadaşlardan da listeler geldikçe, terör, terörist ayırımını daha iyi yapabileceğimizi düşünüyorum.
Çeçenistan ve Çeçenler ile görüşlerimi henüz bilmiyorsunuz Sn. qw19.
İllegal mültecilerine! verilen hizmetlerde bulunmuş biri olarak yazıyorum. Taraf değilim.
Rusya için Çeçenler ne ise Türkiye için PKK o mudur? Sorusunun açılımı için verdiğimiz bir örnekti.
Bu arada;
Tanrı Türk'ü, Yurtsever Türk'lerden korusun!!!
http://haber.mynet.com/detail_news/?type=Actuel2&id=O1233389702545&date=31Ocak2009
Tanrı Türk'ü, Yurtsever Türk'lerden korusun!!!
Tamamen katılıyorum. Yurtseverlik, milliyetçilik tarihler boyunca hep bir çoklarının kişisel menfaatlerine, zulme, soykırıma, savaşlara hizmet etmiştir.
O nedenle enternasyonalist olmalı mhmmd.:)
Selamlar.
BASKALTURK
31-01-2009, 14:07
Tanri TURK'u yurtsever TURKlerden korusun???????? Ne demek bu?
O yurtsever Turkler olmasaydi su anda rumca hatim indirtiyorlardi sizlere.
O yurtsever Turkler olmasaydi hala arapca alfabelerle nokta virgul yaziyordunuz ve eger o yurtsever TURKLER olmasaydi annelerimiz belli olurdu da, babanizi bilirmiydiniz o mechul!
Ve eger o yurtsever ATATURK olmasaydi (o da yurtsever TURKTUR) su anda bunlari dahi yazamazdiniz!
Goktanrim TURKUNU,siz ve sizin gibi sig dusunup derin geveleyen TURKIYE lilerden korusun!
Nankorler!
Verilen yazıyı okuma zahmetine katlanmamamız normal.
Okumayı sevmiyoruz.
Verilen bilgilere bakma zahmetine katlanmamamız normal.
Bilgiyi sevmiyoruz.
Buraya kadar anlayabileceğimiz şey bundan sonra anlamsızlaşır.
Verilen linke tıklama zahmetine niçin katlanmıyorsunuz?
Anne ve babalar bizim için kutsaldır. Sizinki dahi!
Bu konuya hiç girmediğinizi farz edeceğiz.
Tüm negatif değerlendirmelerinizi, bilcümle ve mukabilinde iadeyi taahhüt ederiz.
BASKALTURK
31-01-2009, 14:54
Verilen yazıyı okuma zahmetine katlanmamamız normal.
Okumayı sevmiyoruz.
Verilen bilgilere bakma zahmetine katlanmamamız normal.
Bilgiyi sevmiyoruz.
Buraya kadar anlayabileceğimiz şey bundan sonra anlamsızlaşır.
Verilen linke tıklama zahmetine niçin katlanmıyorsunuz?
Anne ve babalar bizim için kutsaldır. Sizinki dahi!
Bu konuya hiç girmediğinizi farz edeceğiz.
Tüm negatif değerlendirmelerinizi, bilcümle ve mukabilinde iadeyi taahhüt ederiz.
AnneleriNizi yazsam bastan sona hakliydiniz ama ben AnneleriMizi yazarak kendimide katmistim!Onlarin kutsalligi tartisilamaz.Nankorluk konusuna gelirsek ,evet nankorsunuz!O uzantinin cevabina ''Tanri Turku yurtsever kardeslerden korusun '' yazsaydiniz bizede amin demek kalirdi.Turk ismini oyle her akliniza gelen yerde kullanip kirletmeyiniz!esenlikle
Fikre dayalı, cevap vermeye değer yazılar görür isek biz de görüşümüzü beyan ederiz.
Harici, havanda su dövmek olur.
Kişiye dayalı cevabımız ya da sorularımız için ise özeli kullanmamız şart.