PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ergenekon Dosyasi


Sayfa : [1] 2 3 4 5

sargon
24-03-2008, 17:45
Bu baslik altinda Ergenekon Davasi ile ilgili gelismeleri, basinda yapilan tartismalari ve uyelerin goruslerini ortaya koymalarini amacliyorum. Bilindigi gibi Ergenekon adli bir orgutten ilk olarak Umraniye'de bir gecekonduda orduya ait kayip 27 adet el bombasinin bulunmasinin ardindan sozedilmeye baslandi. Sorusturmayi yuruten Cumhuriyet Savcisi Zekeriya Oz, olayin oldukca buyuk oldugunu soylemisti ve giderek tutuklama dalgasi yukseliyor. Su ana kadar 40 kisi tutuklanmis durumda. Tartismaya dava hakkinda bulabildigim en iyi ozeti vererek basliyorum. Milliyet Gazetesinden Gokcer Tahincioglu davadaki gelismeleri soyle ozetlemis:

----------------------------------------------------------

A'dan Z'ye Ergenekon

Türkiye son 2 yılda yapılanmaları öncekilerden farklı çeteler ile beklenmedik olay ve cinayetlere tanıklık ediyor. Ergenekon operasyonu da bunlardan birisi. Ergenekon, kimine göre, “laikleri sindirme operasyonu”. Bazılarına göre ise, “Derin devletin açığa çıkartıldığı bir operasyon.”
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz tarafından yürütülen soruşturma, son gözaltılarla tartışma yarattı.
“Ergenekon” ismi ilk kez NATO’nun kontrgerilla örgütlenmesi olarak bilinen ‘Gladio’nun Türkiye’deki yapılanması şeklinde gündeme geldi. Özel Harp Dairesi olarak da bilinen yapılanmanın, siyasetçilerden bilim adamlarına, medya mensuplarından hukukçulara kadar uzandığı iddiaları sürekli gündemde kaldı.
Ergenekon yapılanmasını ayrıntılarıyla anlatan ilk kişi Tuncay Güney adlı bir gazeteci oldu. 2001’de İstanbul Emniyeti’nde ifade veren Güney’in, ‘Ergenekon’ ve ‘Lobi’ yapılanmalarından söz ettiği ve Emekli tuğgeneral Veli Küçük başta olmak üzere, operasyon kapsamında tutuklanan çok sayıda kişinin ismini verdiği biliniyor.

Danıştay saldırısı
Ergenekon operasyonunun ipuçları, ilk olarak Danıştay 2. Daire’ye yönelik silahlı saldırının ardından belirdi. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’i öldüren avukat Alparslan Arslan ve saldırı için Ankara’ya gelen diğer sanıkların, Cumhuriyet gazetesine farklı tarihlerde 3 kez bomba attıkları da anlaşıldı.
Saldırılan azmettiricisi olarak emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in ismi ortaya atıldı. İstanbul’da saklandığı villada intihara teşebbüs etmesinin ardından yaralı olarak gözaltına alınan Tekin’in, JİTEM’in kurucusu Binbaşı Cem Ersever’in sınıf arkadaşı olması, Susurluk skandal ‘isimlerinden’ Veli Küçük ve avukat Kemal Kerinçsiz’le çekilmiş fotoğrafları ortaya çıktı.
Ancak, saldırının arkasında ‘ulusalcı yapılanma’nın olduğu iddiaları, Tekin’in serbest bırakılmasıyla rafa kalktı.

BİRİNCİ DALGA:
Ümraniye’deki *bombalar
Saldırılara yönelik dava sürürken, İstanbul Ümraniye’deki bir gecekonduda bulunan 27 el bombasının Cumhuriyet gazetesine atılanlarla aynı seriden olduğu anlaşıldı.
Soruşturma, özel yetkili Savcı Zekeriya Öz’e devredildi. 12 Haziran 2007’de gecekonduda yaşayan Mehmet Demirtaş ve Ali Yiğit, bombaların emekli Astsubay Oktay Yıldırım’a ait olduğunu söyledi. İsmi Tekin’le gündeme gelen Yıldırım tutuklandı. Demirtaş ve Yiğit, bombaların nereye konulduğunu kontrol etmeye gelenler arasında Tekin’in olduğunu söyledi.
Böylece operasyonun ‘1. dalgası’ olarak yorumlanan süreç başladı. Savcı Öz, bombalar için “hurda” diyen Tekin ile Danıştay soruşturmasında adı geçen emekli Astsubay Mahmut Öztürk’ü gözaltına aldı.
Tekin ve Öztürk’ün ardından Kuvva-i Milliye Derneği Genel Başkanı Bekir Öztürk, Eskişehir’deki evinde 11 kilogram patlayıcı ve suikast silahı bulunan emekli Binbaşı Fikret Emek, emekli Yüzbaşı Gazi Güder, Siyasi Ekonomik Sosyal Araştırmalar ve Strateji Geliştirme Merkezi (SESAR) Başkanı İsmail Yıldız, Fuat Ermiş tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Gözaltına alınan Ayşe Asuman Özdemir, emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Ergenekon ve Lobi
Tutuklananların evlerinde yapılan aramalarda, ‘Ergenekon’ ve ‘Lobi’ isimlerinin geçtiği belgeler bulundu. Oluşumun, darbe hazırlığı yaptığı iddia edildi. Bursa’daki bir eve yapılan baskında da çok sayıda patlayıcı ve silah bulundu. Bunun üzerine Tekin’in arkadaşı da olan Muzaffer Şenocak ile Aydın Yüksek tutuklandı.

VKGB soruşturması
Haziran 2007’de İstanbul odaklı süren bu gelişmeleri, Ankara’da Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi’ne (VKGB) yönelik başlatılan soruşturma izledi.
İsmi ilk kez Alparslan Arslan’ın üzerinde bulunan bir kimlik kartı ile gündeme gelen derneğin başkanı Taner Ünal ve dernek üyeleri tutuklandı.
Asker ve polis bağlantılı olduğu iddia edilen derneğin, Türkiye genelindeki bazı eylemleri organize ettikleri ve Ergenekon yapılanmasıyla paralel hareket ettiği öne sürüldü.

İKİNCİ DALGA:
Yazar Poyraz’a tutuklama
Ergenekon’da birinci dalga tutuklamalar, gözaltılar olurken, Genelkurmay Askeri Savcılığı da ele geçirilen askeri mühimmat nedeniyle soruşturma başlattı. 2007 Temmuz ayı boyunca, tutuklanan isimler hakkında dava açılması beklendi. Ancak Savcı Öz, operasyonun daha büyük kapsamlı olduğunu, Temmuz ayı sonunda verdiği gözaltı talimatlarıyla gösterdi.
Operasyonun ‘2. dalgası’ olarak nitelendirilen bu süreçte, Yazar Ergun Poyraz, Akın Birdal’a yönelik suikast sırasında ismi gündeme gelen ve ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın adamı olarak da tanınan Mete Yalazangil tutuklanarak cezaevine konuldu.

ÜÇÜNCÜ DALGA:
Veli Küçük’ün evinden çıkan dokümanlar
Ümraniye soruşturmasına yönelik büyük tartışmalar, operasyonun ‘3. dalgası’ olarak nitelendirilen süreçte gelişti.
Aralık 2007’de, 2006’daki Necip Hablemitoğlu suikastinde adı geçen İbrahim Çiftçi’nin öldürülmesinde kullanılan el bombasının, Ümraniye’de bulunanlarla aynı seriden olduğu ortaya çıktı.
Bu gelişmenin ardından, emekli Tuğgeneral Veli Küçük gözaltına alındı. 26 Ocak 2008’de Küçük’le birlikte, Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ, avukat Kemal Kerinçsiz, gazeteci Gülay Kömürcü, Susurluk hükümlüsü Sami Hoştan, ‘Drej Ali’ olarak tanınan Ali Yasak ve Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’un da aralarında bulunduğu 31 kişi gözaltına alındı.
Tekin ile fotoğrafları kamuoyuna yansıyan Veli Küçük’ün evinde Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nden, Ergenekon yapılanmasına, Lobi örgütlenmesine kadar çok sayıda gizli döküman bulundu. Küçük, dökümanları, ‘kişisel merakından dolayı’ sakladığını öne sürdü.

DÖRDÜNCÜ DALGA:
Ertekin’in evinde Glock marka silah
Operasyonun 4. ayağına Şubat 2007’de başlandı. ‘Askeri darbe hazırlıklarına yönelik’ bilgisayar kayıtlarıyla gündeme gelen Doç. Ümit Sayın ile Doç. Emin Gürses, Semra Özal’ın kuyumcusu olarak bilinen Hayrettin Ertekin, gazeteci Vedat Yenerer ve kapatılan Noel Baba Vakfı’nun kurucusu Muammer Karabulut tutuklandı. Ertekin’in evinden Glock marka silah bulundu.

BEŞİNCİ DALGA:
İlhan Selçuk’a *şafak baskını
Bitti denilen operasyonun, 5. ve en çok ses getiren ayağı ise İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ve Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sahibi, yazar İlhan Selçuk’un da aralarında bulunduğu 13 kişinin gözaltına alınmasıyla gerçekleştirildi.
Perinçek’in örgütün manifestosunu yazdığı, Selçuk’un üyesi olmamasına rağmen örgütün eylemlerini desteklediği, Alemdaroğlu’nun da darbe planlamasının içinde olduğu iddia edildi.

Tutuklanan 40 kişi *
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan 40 isim şöyle:
Emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin, emekli Astsubay Oktay Yıldırım, emekli Astsubay Mahmut Öztürk, emekli Binbaşı Fikret Emek, emekli Yüzbaşı Gazi Güder, ele geçirilen 27 el bombasının bulunduğu gecekondunun sahibi Mehmet Demirtaş, eski polis memuru Muzaffer Şenocak, eski polis memuru Aydın Yüksek, işadamı Kuddusi Okkır,
Kuvva-i Milliye Derneği Genel Başkanı Bekir Öztürk, Kuvay-i Milliye Derneği üyesi Fuat Ermiş, SESAR araştırma kuruluşu Başkanı İsmail Yıldız, yazar Ergun Poyraz, ADD eski yöneticisi Asuman Özdemir, DYP Kadıköy İlçe Sekreteri Mete Yalazangil, emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk, eski Uzman Çavuş Muhammet Yüce, Kuvay-i Milliye Derneği Teşkilet Başkan Yardımcısı Kahraman Şahin, Kuvay-i Milliye çaycısı Erol Ölmez, özel büro sorumlusu Erkut Ersoy, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ, avukat Kemal Kerinçsiz, Susurluk sanığı Sami Hoştan, Kuvay-i Milliye Derneği Teşkilat Başkanı Hüseyin Görüm, Kuvay-i Milliye Derneği Yöneticisi Oğuz Alpaslan Abdülkadir, Kuvay-i Milliye 1919 Derneği Pendik Şube Başkanı Hüseyin Gazi Oğuz, Türk Ortodoks Patrikhanesi basın danışmanı Sevgi Erenerol, Kuvay-i Milliye Derneği üyesi Abdullah Arapoğlu, işadamı Levent Kara, yazar Ümit Oğuztan, Türk İntikam Tugayı (TİT) üyesi olduğu öne sürülen Vatan Bölükbaşı, Doç. Dr. Ümit Sayın, Doç. Dr. Emin Gürses, Doç. Dr. Orhan Tunç, Semra Özal’ın kuyumcusu Hayrettin Ertekin, gazeteci Vedat Yenerer, Noel Baba Vakfı Başkanı Muammer Karabulut, Abdulmuttalip Tongar, Selim Akkurt.

İki isim daha sorgulanacak
Ergenekon yapılanmasının, Hrant Dink suikastından, Cumhuriyet gazetesi ve Danıştay saldırılarına kadar çok sayıda eylemi organize ettiği öne sürülüyor. Bu iddialarla, tutuklananlar arasında savcılığın nasıl bir bağlantı kuracağı ise iddianameyle anlaşılacak.
Geçtiğimiz hafta, organize suç örgütü lideri Sedat Peker, Susurluk davası hükümlüsü Yaşar Öz ile Akın Birdal suikasti sanığı Semih Tufan Gülaltay’ın ifadesine başvuran Savcı Öz’ün önümüzdeki hafta, Danıştay saldırısı sanıkları Arslan ile Osman Yıldırım’ın ifadelerini alması bekleniyor. Yıldırım’ın avukatı Mehmet Ener, daha önce, müvekkilinin saldırının Ergenekon’la ilgili olduğuna yönelik kendisine beyanda bulunduğunu, ancak, bunları duruşmada anlatmadığını söylemişti.

Tahincioglunun Milliyet'teki yazisi (http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=guncel&ArticleID=508807&Date=24.03.2008&ver=13)

sargon
24-03-2008, 18:05
Son operasyonda gozaltina alinan Dogu Perincek ile birlikte Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ferhan Bolluk, gazeteci Adnan Akfırat, ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever tutuklandilar.

Dogu Perincek tutuklandi - Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=turkiye&ArticleID=508820&Date=24.03.2008&ver=63)

Sorusturmayi su anda 3 savci yurutuyor. Sorusturmayi yuruten İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, benimde sert sekilde karsi ciktigim operasyonun gece yarisi yapilmasini eszamanlilik istegi dolayisiyla savciligin izniyle yapildigi seklinde acikliyor. Bu arada operasyonun sonuna yaklasildigini, dava dosyasindaki bilgi ve belgelerin ise yuzbinlerce sayfa tuttugunu soyluyor.

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=149004

Star gazetesinin mansete tasidigi ve Kemal Alemdarogluna ait oldugu soylenen sozler ise inanilmaz: "Bu isler kansiz olmaz".

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=148830

osiris
24-03-2008, 18:15
bütün türk ve türkiye düşmanları zil takıp oynasınlar bakalım başka ne diyeyim

vartor
24-03-2008, 19:16
osiris,
* * * Senin gorusunde olmayanlarin, turk ve turkiye dusmani olduklari sonucuna nasil variyorsun anlayamiyorum. Herkes yasadigi ulkeyi en iyi sartlarada olmasini ister. Bu, hem kendini hem de gelecek nesilleri etkileyebilecek bir duzeye ulasma amacina degisik oneriler olmasi gayet normaldir. Bir gorusun aksini savunmak senin icin vatan hainligi olabilir, ama inan ki, ben esas boluculugun, senin zihniyetinde olanlarin yaptigini dusunuyorum. Irkcilik, irkcilik doguracaktir. Nitekim, baskiyla sindirme politikasi hicbir yerde basarili olmadi ve olmayacaktir. Insanlara kardes gozuyle bakmak, irkini,cinsini, dilini, dinini, gormenize mani olacaktir. kardeslik ve birlik icinde yasamaya, musamaha ve hosgoru sonucu ulasilabilir. Bas ezmek, yok etmek, degil, insan gibi davranabilmek bu kardesligi saglayacaktir.

aydoe
24-03-2008, 19:33
İşçi Partisi, Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen patlayıcılara ilgili başlatılan "Ergenekon" soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında, "suç ve suçlu imal etme girişiminde bulunma" ve "görevi kötüye kullanma" iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

İşçi Partisi'nin suç duyurusu dilekçesi, parti Genel Sekreteri Nusret Senem tarafından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) verildi.

Senem, burada yaptığı açıklamada, soruşturmanın Tuncay Güney isimli kişinin emniyet yetkililerine verdiği "uydurma belgeler" üzerine başlatıldığını öne sürdü.

Soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan kişilere, İşçi Partisi ve parti Genel Başkanı Doğu Perinçek'in aleyhinde, asılsız suçlamalar içeren sorular yöneltildiğini iddia eden Senem, bu yolla partilerinin yıpratılmaya çalışıldığını kaydetti.

Senem;
"Tuncay Güney'in CIA ve MOSSAD ile bağlantıları bulunan ve bu kuruluşlar adına çalışan, Siyonizm'in övüldüğü kitaplar yazan bir kişi olduğunu" iddia ederek, "Savcı Öz'ün şüphelilere sorduğu uydurma Ergenekon belgelerinin sahibi Ermeni, Hristiyan ve Siyonizm sevdalısı. Bu kişi, görüldüğü gibi Müslüman ve Türk düşmanıdır. Savcı Öz'e hayırlı olsun" dedi.



http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=1006

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=1017

http://www.haberler.com/avukat-turgut-kazan-cumhuriyet-savcisi-oz-hakkinda-haberi/

http://www.haberler.com/kerincsiz-ve-ergun-poyraz-in-avukatlarindan-haberi/

Eski bir hikayeyi ısıtıp önümüze koydular ve dinci oligarşiye mualefet edeni ergenekona sarıp içeriye aldılar.8 aydır iddaname yok mahkeme yok.
Alpaslan Aslan şeriatçı ,şeriat isterim diye bağırıyor ,şeriatçımıymış bu çete acaba?

aydoe
24-03-2008, 19:45
VE TUNCAY GÜNEY SAHNEYE ÇIKTI, HEM DE HAHAM OLARAK


- Tuncay Güney yıllar önce Samanyolu Televizyonunda talk şov yapan bir kişiydi. Bu kişinin evinde, bugün Türkiye’yi sarsan olaylar zincirinin “ERGENEKON”un halkasına nasıl ulaşmıştı... GASTECİ.COM'UN NOTU: HOCAEFENDİ'YE AİT KASETLERİ İLGİLİ YERLERE VEREN KİŞİDİR.

HURRİYET

Saygı ÖZTÜRK
YAZIYOR

Adı Tuncay Güney…
2001 yılında evine yapılan baskında bilgisayar kayıtlarında çok özel bir belge bulundu…
Belgenin adı şuydu:
ERGENEKON LOBİ ÖRGÜTLENMESİ (GİZLİ)
O dönem polis, olayın üzerine gitti sorgulamalar yapıldı, ifadeler alındı.
Ve aradan yıllar geçtikten sonra ERGENEKON LOBİ ÖRÜTLENMESİ GİZLİ RAPORU, evinde Ümraniye’de evinde el bombaları bulunan Astsubay Oktay Yıldırım’ın bilgisayarında ortaya çıktı.
Yine aynı rapordu: ERGENEKON LOBİ ÖRGÜTLENMESİ
Polis olayın üzerine gidince aynı rapor, bu sefer Danıştay saldırısında adı geçen Muzaffer Tekin’in evinde bulundu.
Ve bugün, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasına kadar uzanan soruşturmaların kaynağının ilk kez Tuncay
Tuncay Güney fotoğrafını Türk basınında ilk kez hurriyet.com.tr yayınlıyor.
Güney’in evinde bulunan bu belge olduğu anlaşıldı.
Saygı ÖZTÜRK araştırdı, Kanada’nın Toronto kentinde Tuncay Güney’i buldu.
Ancak inanılmaz bir gerçekle karşılaştı.
Bir zamanlar Fethullah Gülen’in Samanyolu TV’sinde talk şov yapan Tuncay Güney’in şimdi Kanada’da bir sinagogda hahamlık yaptığı ortaya çıktı.
Böylece belki de Cumhuriyet tarihinde ilk kez askerin, tarikatın ve hahamlığın bir arada bulunduğu karma karışık bir olaylar zinciri ortaya çıktı.
Ankara şu anda en derin istihbarat faaliyetlerinden MOSSAD’a kadar uzanan iddialarla çalkalanıyor.
Şu soru hala cevap bulamadı:
- Bu kadar hassas bilgilere Samanyolu TV’de talk şov yapan Tuncay Güney nasıl ulaştı?
- Veli Küçük’le ne ilgisi vardı?
- Nasıl Toronto’ya gidip sinagogda haham olabildi?

Türkiye’yi sarsan Ergenekon Soruşturmasının ilk sinyalini veren Tuncay Güney, Gazeteci-yazar Saygı Öztürk’e konuştu


İNANILMAZ OLAYLAR ZİNCİRİNİN DERİN HALKALARI!..

Şu anda meslek hayatımda bu kadar karmaşık ve bu kadar toz-duman arasında arap saçına dönmüş olayları çözmeye çalıştığım bir dönemi hatırlamıyorum…

Sevgili okurlar,
Olaylar gerçekten inanılmaz soru işaretleri barındırıyor. Ve yargının, Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturmasına bir zarar vermemeye özen göstererek, daha açık bir deyişle, soruşturmanın Türkiye için, demokrasi için selametle sonuçlanmasını umarak ulaştığım sonuçları ve soru işaretlerini bütün çıplaklığıyla aktarıyorum.
Önce şu soru:
- Tuncay Güney yıllar önce Samanyolu Televizyonunda talk şov yapan bir kişiydi. Bu kişinin evinde, bugün Türkiye’yi sarsan olaylar zincirinin “ERGENEKON”un halkasına nasıl ulaşmıştı…

Evindeki bilgisayarda, gizlilik derecesi yüksek olduğu varsayılan “Ergenekon Lobi Örgütlenmesi- Gizli” raporu ne arıyordu? Bütün bu soruları hem Tuncay Güvey’e sordum, hem de güvendiğim kaynaklardan araştırdım.

Peki Tuncay Güney, nasıl Kanada’nın Toronto kentine kadar gidip orada Sinagog’da nasıl rabay olarak görev alabildi? Tuncay Güney kendi ağzından ne diyor:

“Elhamdülillah ben Müslüman değilim. Ama bu benim İsrail ajanı olduğumu, İsrail'e çalıştığımı göstermez. Ben Musa’nın kitabına inanıyorum ve mesihi bekleyenlerdenim.”

İşte sevgili okurlar,

Doğrusu inanılacak gibi değil. Türkiye’de Samanyolu televizyonunda bir dönem talk şov yapan Tuncay Güney… Bilgisayarında Türkiye’nin en karanlık ilişkilerinin iddia edildiği Ergenekon Lobi Örgütlenmesi gizli raporu bulunan yine o Tuncay Güney…

Veli Küçük’ü tanıyan, “en az 100 defa görüşmüşüzdür” diyen Tuncay Güney…
Kuzey Irak’a gidip Barzani ve Talabani’yle görüşen ve Diyarbakır’a döndüklerinde dönemin Emniyet (sonradan suikasta kurban gitti) Gaffar Okkan’la bağlantıya geçen yine Tuncay Güney…

Ve şimdi kendi ağzından Toronto’ya gidip Sinagog’de görev yaptığını ve Musa’nın kitabına inandığını söyleyen Tuncay Güney…

Hadi bakalım çıkın işin içinden…

Bu kadar karmaşık olaylar zinciri nasıl açıklanabilir?

Şu anda olayı soruşturan Cumhuriyet savcısının ne kadar zor bir soruşturma içinde olduğu bile bilgi karmaşıklığından anlaşılıyor.

Sevgili okurlar şimdi size son olarak şunu aktarabilirim:

-Tuncay Güney çok önemli bilgiler veriyor. İfadesindeki bazı detayları ise reddediyor.
Güney’in anlattığı bazı detayları ise soruşturmaya olumsuz bir etki yapmasın diye şimdilik yayınlamıyorum…
Ankara’daki bu inanılmaz gelişmeleri aktarmaya devam edeceğim…



21.Mart.2008 14:31:12

aydoe
24-03-2008, 19:49
Cumhuriyet 24.03.2008
GÜNDEM

MUSTAFA BALBAY

'Temiz Eller' mi? 'Anti-AKP Temizliği' mi?

Erdoğan , ayrıntılarını yargıdan değil, çete medyasından öğrendiğimiz Ergenekon soruşturmasını İtalya'daki "Temiz Eller" operasyonuna benzetti.

Erdoğan'ın yaptığı hiçbir şey bize benzemediği için, bunu da dışarıdaki bir olaya benzetmesi doğal. YÖK'te Malezya modeli, ekonomide dolar şeyhleri modeli, anayasada Venedik modeli... Bindik bir gondola, dola babam dola, gidiyoruz!

Sanırız Başbakan Venedik demişken, Roma'ya uğrayıp, Temiz Eller operasyonunu gündeme getirdi.

Her şeyden önce Temiz Eller operasyonu; siyasetin tepesine çöreklenmiş, çıkarcı grupların temizlenmesiydi. Temiz Eller, İtalyancasıyla "Mani Pulite" 1992 yılında başladı, İtalya koşulları içinde gidebildiği yere kadar gitti. Milanolu savcıların başlattığı hareketin sembolü, güçlendirilmiş yetkileriyle, Antonio di Pietro idi.

Savcı Pietro'nun cesur adımları sonucunda mahkeme karşısına çıkarılanların kısa dökümü şöyleydi:

4 başbakan, 25 bakan, 100 üst düzey bürokrat, 400 milletvekili...

Operasyonun hedefi, devleti her türlü kirli işten arındırmaktı. Birinci hedef şuydu:

Yolsuzluklar!

***

Başbakan'ı, İtalya'daki bu operasyonu bir bütün olarak tümüyle ele almaya çağırıyoruz.

Türkiye'deki operasyonlar ne durumda?

Erdoğan'ın söylediği "devleti çetelerden temizleme, yolsuzluklardan arındırma" iddiasıyla başlatılan operasyonların sonuca ulaşmasını biz de yürekten isterdik. Temiz devlet beraberinde temiz toplumu da getirir, umudunu yeşertirdik.

İki örnek verelim...

Mayıs 2006... Darbe yapmaktan Başbakan'a suikast düzenlemeye kadar her türlü eylemi planlamış, krokiler çıkarmış "Atabeyler çetesi" yakalandı... Çetenin, hükümeti düşürmeyi hedeflediği açıklandı. Bir dizi tutuklama... Bugün bu "çete" ile ilgili cezaevinde tek kişi yok!

Temmuz 2005... Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Yücel Aşkın , "çıkar amaçlı suç örgütü kurmaktan" tutuklandı. Evi, bir terörist hücresi gibi basıldı, arandı. Hakkında tam 3 bin yıl hapis istemiyle dava açıldı. Prof. Aşkın'la birlikte tutuklanan üniversitenin Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı intihar etti. Aradan aylar geçti, 3 bin yıl hapsi istenen Prof. Aşkın beraat etti!

Buna benzer pek çok soruşturma var.

***

Gazetemizin imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk , sabaha karşı gözaltına alındı, sabaha karşı serbest bırakıldı. İlhan Selçuk'un gözaltında olduğu saatlerde Başbakan'ın yaptığı "Temiz Eller" konuşmasının bizde çağrıştırdıklarını aktardık.

Temiz bir toplum, yolsuzluklardan, yasadışılıklardan arındırılmış bir devlet bizim de özlemimiz. Başta İlhan Selçuk olmak üzere Cumhuriyet gazetesinin varlık nedenlerinden biri...

Ancak, ortada henüz iddianamesi bile bulunmayan bir olayla ilgili böylesine iddialı konuşan Başbakan'ın tutumu ve önceki operasyonlar, aklımıza şu ikilemi getiriyor:

Yapılan gerçekten temiz eller operasyonu mu yoksa AKP hükümetini rahatsız eden kişileri, kurumları etkisizleştirme operasyonu mu?

Bu sorunun peşini bırakmayacağız!

sargon
24-03-2008, 20:16
Evet, Turkiye'de de ayni Italya'da oldugu gibi siyasetin tepesine coreklenmis bir tur cikar grubu var. Italya'da 4 basbakan, 25 bakan, 100 ust duzey burokrat mahkeme karsisina cikarilmis. Bu bir Gladio orgutunun temizlenmesiydi. Turkiye'de de ayni seyin yapilmasi gerekiyor. Daha once Susurluk davasi ile bazi seyler ortaya cikacak gibi gorundu ama olayin kucuk bir cete orgutlenmesinin cok daha otesinde oldugundan olsa gerek, ceteler ellerini kollarini sallayarak gezmeye devam ettiler.

O zaman "devlet icin kursun sikan aslanlar" vardi, simdi de "vatan askindan oluyoruz" diye bagiran, gercekte halkina sadece baskiyi ve teroru layik goren bir takim tehlikeli adamlar. Bu operasyonun nerelere kadar uzyanacagini bilemiyorum, ama umarim bir kismi bile olsa ortaya cikar. Bunlar temiz bir toplum, seffaf bir toplum istemiyorlar. Cirkinliklerini "vatan askimiz" hamasetiyle ortmeye calisiyorlar sadece.

Elbette AKP davasi da Ergenekon davasi da karsit guclerin yargiyi kullanma cabasi olarak degerlendirilebilir. Nitekim Ulusalcilara gore AKP kapatma davasinda savci hukuku uyguuyor, Ergenekon davasinda ise savcilar AKP'nin oyuncagidir. AKP'ye gore ise kapatma davasi siyasal bir davadir, milletin iradesine karsi saldiridir, Ergenekon davasi da temiz toplum icin suren bi hukuk ornegidir. Yarginin bagimsiyligi konusunda her zaman suphe duymus olsam da, yine de bu davalarin bu kadar basit olmadigina inaniyorum. Salt kendi ideolojik anlayisina uymadigi icin acilan bir davayi "soytarilik" diye degerlendirmek ise Kemal Alemdaroglu gibi dini butun, akli yarim olanlara ait olsun. Onemli olan ideolojik saplantilar degil, gerceklerdir. Ortada bir suru cinayet, suikast, bombalar, gecmisten beri karanlik islerin icinde olmus adamlar var. Halk, ideolojik yonlendirmeler degil gercekleri ogrenmek istiyor.

Bir takim onyargilarla A kisisi papazmis, B kisisi zaten ulusalciymis diye degerlendirme yapilmaz. Kisinin neci oldugu degil, somut olaylar ilgilendirir bizi. Burdan bakip akliselimle anlamaya calisalim olaylari. IP'in actigi dava onemli degil. Bu tur davalarda hep boyle karsi davalar acilir. Onemli olan ellerinde kanitlar olup olmadigi. Muhtemelen kendileri de actiklari davalardan birsey cikmayacagini biliyorlar. Sirf haber olsun, kamuoyu olsun vb. amaciyla dava acip sonra da haber yapiyorlar.

sargon
24-03-2008, 20:35
Ergenekon davasi ile ilgili olarak gozaltina alip birakilan Ilhan Selcuk'in ilk yazisi Cumhuriyet gazetesinde basyazi olarak yayinlandi. Selcuk, yazisinda ayni AKP'lilerin kapatma davasina yaklastiklari gibi yaklasiyor. Hukumetin davayi etkilemeye calistigini ileri suruyor.

Bu arada Cumhuriyet gazetesinin bu surece gelinene kadar Ergenekon davasi ile hicbir habere yer vermedigini de belirtmekte yarar var. Son surecte Ergenekon davasinin Cumhuriyet'in temel konularindan bir olacak mi, bunu gorecegiz.

------------

İktidar ve Yargı... *- Ilhan Selcuk

Türkiye’de bugün iki dava ülkenin geleceğini belirleyecek kadar önem kazanmış gibidir.

Bunlardan biri ’Ergenekon Çetesi’ ya da dosyası diye vurgulanıyor, öteki ’Kapatma Davası’ diye anılıyor.

’Kapatma Davası’nın boyutları, içeriği, yapısı, davalıları bilinmektedir. Çünkü iddianamesi yazılmıştır, yetkili mahkemesine verilmiştir; yargıçların dile getireceği hukuk konuşacaktır; sonucu beklemek gerekir.

’Ergenekon Dosyası’ ise henüz ilk tahkikat aşamasındadır.

Deliller toplanmakta, dava dosyasındaki belgeler üzerinde çalışılmaktadır. Şüpheli ya da zanlıların saptanması süreci yaşanmaktadır; davanın niteliği, içeriği, boyutları, sınırları, sanıkları zamanla kesinleşecektir.

Kuşkusuz bu konuda kararı verecek olan görevli savcıdır.

Gerçekte yasalarımıza göre ilk tahkikat gizlidir, açıklanması yasaktır; ama, medyamız doludizgin siyasal yorumlarla Ergenekon soruşturması üzerine demediğini bırakmamaktadır.

****

Ancak daha da "vahim" bir tablo ortaya çıkmıştır.

Demokrasilerde üç erk olduğu biliniyor: Yasama - yürütme - yargı.

Yargının tümüyle bağımsız ve tarafsız olması çağdaş demokrasilerde temel kuraldır.

’Yürütme’ nin, başka deyişle hükümetin, bir başka söyleyişle de siyasal iktidarın yargı bağımsızlığını ’ihlal’ etmesiyle demokratik devlet düzenini kökünden sarsacağı biliniyor.

Bu girişime yönelen bir siyasal iktidar meşruiyetini kendi elleriyle baltalamaya yönelmiş olur.

Oysa bugün Türkiye’de görülen tablo nedir?

AKP iktidarı yargı bağımsızlığına karşı adeta bir savaş açmıştır.

****

Ancak "Kapatma Davası"na karşı AKP Hükümeti’nin ve cephesinin savaş tamtamlarını çalması, Başsavcı’ya saldırmayı yoğunlaştırması, hukuk sürecini kesintiye uğratmak için anayasayla bile oynamaya kalkması olayın bir yüzüdür.

Olayın öteki yüzü belki daha sakıncalı bir tutum sergiliyor.

Hükümetin Başbakanı Sayın Tayyip Erdoğan , Ergenekon dosyasında yine ’taraf’ rolü oynamaktadır; yargıyı yine etkilemeye çabalamaktadır.

Tutumu ve konuşmalarıyla, AKP lideri, ’Kapatma Davası’nı ortadan kaldırmaya çabalarken Ergenekon konusunda sonuna dek soruşturmayı destekleyeceğini açıkça söylemektedir.

Oysa Başbakan’ın Ergenekon soruşturmasında destek olması, tahkikatı yürüten savcılığı da müşkül duruma düşürmektedir; sanki yukardan talimat ya da baskı üzerine soruşturmayı yürüttükleri sanısına veya suçlamasına yol açmaktadır.

Sonuçta Başbakan Recep Tayyip’in konuşmaları ve davranışları, soruşturma dosyası üzerinde savcılığı tedirgin edecek bir şaibeyi türetmek ve ortamı yaratmak işlevini göstermektedir.

****

Ergenekon Dosyası’nı oluşturan şüphelilerin sivil ve asker kapsamında gittikçe çoğalan ve daha da artacak gibi görünen listesindeki adlarla Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarındaki üslup yan yana getirilip AKP iktidarının yargıyı etkileme yolundaki pervasızlığı da buna eklenince sonucu adaletin hayrına yorumlamak olanaksızlaşıyor.

AKP iktidarı yargıyı rahat bırakmalıdır.

İster Ergenekon dosyası olsun, ister kapatma davası olsun, bu kurala titizlikle saygı gösterilmelidir.

İktidar yargıyla oynamaya başlamak hevesine kapıldı mı ülkede ne huzur kalır ne de istikrar...

Türkiye’yi bugün bu huzursuzluk baştan sona sarmıştır."

Cumhuriyet, Basyazi

sargon
24-03-2008, 21:10
Ulusalci kesimden Fehmi Koru'nun yazilari yuzunden Ilhan Selcuk'un gozaltina alindigina dair iddialar ortaya atilinca Fehmi Koru, buna bir cevap yazdi. Tabii bu iddianin gercek olduguna hic ihtimal vermiyorum. Hadi halk koyun gibi oy veriyor, savcilar da mi koyun gibi adam topluyor. Ancak Fehmi Koru'nun yaptigi is de herkese acayip gelecek cinsten. Konuyu yakindan izleyen, kitap yazan meslektas kimdir anlayamadim ama onun araciligiyla yeni isimler falan veriyor. Daha dogrusu isimlerinin bas harflerini veriyor. Ilk uc isimden ikincisinin ve ucuncusunun bas harflerini bu "kitap yazan arkadasi" vermis. Sirada ilk isim var, yani cetenin basi. Ne diyeyim bilemedim. Dava degil ama dava hakkinda yazanlar komik bir hal almaya basladilar gibi geliyor bana.

Iste Fehmi Koru'nun yazisi:

Huzurum kaçmaya görsün - *Fehmi Koru

İlhan Selçuk salıverildi, bana saldırılar ise devam ediyor. Çok ilginç bir dönemden geçtiğimizi artık hepimiz biliyoruz; özellikle de İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu'nun 'Ergenekon operasyonu' kapsamında gözaltına alınmaları hepimizin gözünü açmış olmalı. Polisler evine geldiğinde çay ikramına nail olmuşlar İlhan Bey'in, savcılar da mahkemeye sevk etmeden kendisini salıvermişler.

İlk gün yansıtıldığı kadar ayağa kalkmayı gerektirecek bir şey yokmuş sizin anlayacağınız...

83 yaşındaki bir yazarın gecenin bir vakti evinden alınması hoş bir şey mi? Elbette değil. Daha nazik ve kamu vicdanını rencide etmeyecek bir yöntem bulunabilirdi. Gözaltının uzamaması, tutuklama ihtiyacı duyulmaması rahatlatıcı. Savcılar bilmek istediklerini öğrenmiş, ipuçlarını birbirine bağlayacak irtibatları kurabilmişler midir?

Bilmiyorum. Tıpkı son günlerde yazılarıma sıkça konuk ettiğim İlhan Selçuk'un gözaltına alınacağını bilmediğim gibi. Tıpkı daha önce gözaltına alınanlarla ve bundan sonra alınabileceklerle ilgili hiçbir bilgim ve ilgim olmayışı gibi...

Kendileri olsa bu durumdan yararlanmaya kalkışırlardı. Geçmişi hatırlayın: Yazarlarından bazıları politikacılar ve devlet görevlileriyle ilgili iddialarda bulunur, ısrarla işin peşini takip ederlerdi; sonunda göz altına alınırsa politikacı veya memur, "Bizim sayemizde" diye başlık atarlardı. Yaşa saygı da yoktur bunlarda; torun-torba sahibi nice insanı zindanlara attırdıkları için övündükleri bilinir...

Yaşlı birini zor durumda görmek, yaşını başını almış kişi ne kadar yanlış işler yapmış olursa olsun, bizleri huzursuz eder. "İlhan Selçuk gözaltında" haberi beni çok mutsuz etti. Bir yandan bu mutsuzluğu, bir yandan da buna sebep olduğum iddiasının rahatsızlığını yaşattılar bana; esas kahrolduğum bu...

İlhan Selçuk dikkatle izlenmeyi hak eden yazılar yazıyor. Ben de burada fırsat düşürüp yazdıklarını değerlendiriyorum. Sadece ben değil, medyada İlhan Selçuk'u yakın takibe almış pek çok meslektaş var, onlar da yazıp duruyorlar. O da kendisine takılanlara bazen cevap veriyor. Türk basınında bugüne kadar hep olduğu gibi.

Birdenbire şunu anladık: İlhan Selçuk hakkında yazı yazılmaması gereken dokunulmaz biriymiş... Televizyon ekranlarından, "İlhan Selçuk'umuzu ihbar ettiler" diye bağıranlar herhalde bu kanaatte olmalılar. Ne yapmışım ben? İlhan Selçuk'la ilgili yazı yazma dışında? O yazılarda kendisinin yazdıklarının satır aralarını deşifre etmeye çalışmışım. Afedersiniz de, 'Ergenekon' gibi bir dosyayı elinde bulunduran savcı yazımı okuyup "Haydi, İlhan Selçuk'u da içeriye alayım" mı demiş oluyor?

Ben yazıyormuşum, savcılar göz altına alıyormuş... Bunu iddia eden nasıl bir kafadır yahu?

Aslında bu soruyu sormamam gerektiğini biliyorum. Çünkü bu tür olayların nasıl cereyan ettiğinin farkındayım. Durumdan vazife çıkarmak nedir, haberdarım. Gözaltıyla birlikte dikkatlerin bir-iki isim üzerinde yoğunlaştırılması elbette masum bir davranış değildi; masum olmadığı için de yukarıdaki sorularımı sorulmamış kabul edebilirsiniz.

Biliyorsunuz, geçmişte Milli Güvenlik Kurulu'nda görev yapmış kuvvet komutanı düzeyindeki bazı subaylar emeklilik sonrası Cumhuriyet Gazetesi Vakfı yönetimine girdiler. Bunlardan biri Aytaç Yalman, diğeri Şener Eruygur... Şener Eruygur aynı zamanda Atatürkçü Düşünce Derneği'nin de başkanı. Bu arada yine eski komutanlardan Doğu Silahçıoğlu da Cumhuriyet'e yazılarıyla sürekli katkıda bulunuyor.

İlhan Selçuk'un böyle bir dost çemberine rağmen gözaltına alınabilmesi esas hayret sebebi olmalı.

Ergenekon konusu ne zaman açılsa hemen tepe yöneticiler akla gelir. 2 ve 3 numaranın isimlerinin baş harflerini bu konuyu yakından izleyen, kitap yazan bir meslektaş açıkladı; '1 numara' ise çok korkutucu biri olmalı ki kimse onun adını telâffuz edemiyor. Savcılar onu biliyor mu, yoksa gözaltına aldıklarından öğrenmeye çalıştıkları '1 numara' denilen kişinin kimliği mi?

Şimdiye kadar hiç önemsemediğim bu konuyu şimdilerde kafama takmamın sebebi, İlhan Selçuk'un gözaltına alınmasıyla birlikte üzerime üzerime gelinmesini '1 numara' denilen kişinin orkestra şefliğine bağlamam. Onun yönlendirmesiyle sağa bakıp hizaya geçmiş olmalı saldırganlar... Bu sebeple benim için de önemli biri haline geldi artık '1 numara'...

Doğu Perinçek de gözaltında, Kemal Alemdaroğlu da; kimsenin aldırdığı yok. 80'i aşmış olmayabilirler, ama onlar da yaşı kemale ermiş ve ismi duyulmuş kişiler... Salıverilmek şöyle dursun, gözaltı süreleri uzatılıyor da kimse sesini yükseltmiyor.

Peki, bunun sebebini bilen var mı?"

sargon
24-03-2008, 21:15
Cokca yazi veriyorum ama onemli oldugunu dusundugum ve mumkun oldugunca farkli kesimlerden *yazilar. Bugun en cok begendigim yazi ise Koray Duzgoren'in yazisi oldu. Bu isin nereye kadar gidebilecegini merak ediyorum ve cok da umutlu olamiyorum dogrusu. Yine de bekleyip gorecegiz. Koray Duzgoren de benim kendime sordugum bu soruyu sormus. Iste Koray Duzgoren'in yazisi

Ergenekon'da nereye kadar? - Koray Duzgoren

Ergenekon konusunun uzmanları yazıyor biz de bu sayede öğreniyoruz. İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu ve bazı gazetecilerin gözaltına alınmalarından sonra önümüzdeki günlerde çok önemli bazı başka isimler de gözaltına alınabilirmiş.

Büyük başlara da sıra geliyormuş.

Hatta bir numara dedikleri örgütün başı için bile iyi şeyler düşünülmüyormuş.

Sonunda Türkiye bu çeteden kurtulacakmış.

Şahsen ben, gazetecilik hayatının önemli bir bölümünü bu çeteler meselesiyle ilgilenerek geçiren bir gazeteci olarak verilen bu haberlerden en fazla memnun olanların başında geliyorum.

"Türkiye'nin çetelerden kurtulmadan meselelerini halledebilmesi, düze çıkması ve refaha yürüyebilmesi mümkün değil" diyenlerden biriyim.

Üstelik de devlet içindeki bu örgütlenmelerin değişik dönemlerdeki faaliyetlerinden bizzat çok zarar görmüş biri olarak Ergenekon denilen devlet çetesinin göçertiliyor olması beni fazlası ile ilgilendiriyor.

Sonuç olarak devlet içindeki bazı odaklar tarafından yönlendirildiği sanılan bu çete ya da adı ne olursa olsun legal-illegal yapılanma, şahsen benim hayatımı 50 yıldır etkiliyor.

Bu örgütün değişik dönemlerdeki her faaliyetinden değişik ölçülerde zarara uğramış, zaman zaman hayatı altüst olmuş, her darbede ya da muhtırada işsiz kalmış bir bir çete mağduruyum.

Memleketimizde benim gibi milyonlarca insan yaşıyor.

İşte bu nedenle şimdi bazı arkadaşlarımız Ergenekon deyince ben çok heyecanlanıyorum.

Sonunda Ümraniye Çetesi'nin ortaya çıkarılmasıyla birlikte Danıştay Çetesi, Cumhuriyet Gazetesi'ne el bombası atan çete ile ulusalcı bazı örgütlenlemeler ve eski Susurluk artığı isimlerin biraraya gelmesi ile oluşan bir yapılanmanın aslında Ergenekon adlı derin devlet bağlantılı bir çete olduğu söyleniyor.

Bu çetenin şimdi de AKP'ye karşı darbe planları yaptığı konuşuluyor.

Hatta işin ucu 2003-2004 yıllarında bazı kuvvet komutanlarının düzenlediği bir darbe girişimine kadar gidiyor.

Yalnız benim anlamadığım bir husus var.

Onların Ergenekon dedikleri ile benim dediğim yapılanma acaba aynı şey mi?

Ben, memleketi darbeden darbeye götüren, rahat huzur yüzü göstermeyen ve hemen her meselenin çözümünü engelleyip memleketin sivilleşmesine, demokratikleşmesine karşı legal-illegal her türlü araçla her yolu deneyerek karşı duran malum bir yapılanmadan bahsediyorum.

Kendilerini bu ülkenin koruyucuları olarak ilan etmiş, ülkenin milli iradeye dayanan yasal yönetimine paralel bir bürokratik yönetim oluşturarak ve bu amaçla gizli bir anayasa da hazırlayarak, ülkeyi bu doğrultuda yöneten gizli iktidarın adı mı bu?

Yoksa başka bir şey mi?

Mesela Ümraniye Çetesi'nin cephaneliğinde bulunan el bombalarının ordu malı olduğuna ilişkin bilgilere Ergenekon'la ilgili yazılarda, haberlerde pek rastlamıyoruz artık.

Bu patlayıcılar, el bombaları bulundu, tamam da bunları bu çetelere kim servis yapıyor?

Bu dağıtım ve örgütlenme nasıl yönetiliyor?

Yoksa böyle bir şey olmadı da genelkurmayın bir ara iddia ettiği gibi bu patlayıcılar ordu depolarından çalınarak mı çetelere dağıtıldı?

Bunun gibi bir yığın soru var cevaplanması gereken.

Bir soru daha: Bazı kuvvet komutanlarının darbe planlarını açıklayan Nokta Dergisi'nin aranması ve bütün belgelerine el konulması emrini askeri savcıya hangi makam verdi?

Hangi makam bu darbe meselesinin kapatılmasını istedi?

Nedense Ergenekon yazarları işin bu tarafına girmekten ustaca kaçınıyor.

Çete uzmanı arkadaşların verdiği bilgilere bakılırsa yakında çetebaşlarının yakalanmasıyla bu soruların cevapları da ortaya çıkacak.

O zaman buna ancak sevinmek ve beklemek lazım.

Belki o zaman Şemdinli Çetesi'nin de aslında Egenekon'un uzantısı olduğu gerçeği ortaya çıkar ve bu vesileyle bu davanın kimin talimatıyla apar topar kapatıldığını da öğrenmiş oluruz.

Hatta belki daha eski olayların, cinayetlerin, katliamların ve tertiplerin de içyüzünü öğreniriz.

Ben bu Ergenekon tutuklamaları başlarken bir yazı yazıp, "Tamam, Türkiye'de çeteler meselesi kapanıyor" diye yazanları, "Hemen heyecanlanmayın arkadaşlar" diye uyarmıştım. 'Burası Türkiye'

"Öyle bir kaç garnitürün ve deşifre olmuş ismin tutuklanması ile Türkiye'de çete olayı bitmez. Bunların arkasındaki resmi hüviyetli sorumluların ortaya çıkarılması lazım" demiştim.

Şimdi bu son gözaltılardan sonra, -İlhan Selçuk'un bırakılmasına rağmen- "Merak etmeyin, arkası geliyor, sıra kocabaşlarda" diyenlere daha fazla kulak veriyorum.

Madem şunun şurasında birşey kalmamış, biraz daha bekleyelim.

Bir bakarsınız çetenin elebaşları ile beraber karanlıkta kalan bütün olaylar ortaya çıkarılmış. Bir bakmışsınız, -masal gibi geliyor ama- 'Bir numara'ya dahi dokunulmuş.

(Bunların bu yöntemlerle olacağına hiç ihtimal vermediğimi söylemekle birlikte)

Daha önce yazdıklarım için özür dilemek için nasıl sabırsızlandığımı bir bilseniz.

Yeni Safak, 24 Mart 2008

frodo
24-03-2008, 21:34
Ortalığın tozu dumanı dinmeden yorum yapmak için çok erken. Hele hele bu garip hukuksal kapışmanın açık ve aleni bir tarafı olan "dinci" basının yönlendirmelerinden uzak durmakta fayda var.

aydoe
24-03-2008, 22:58
Yenişafak gazetesi köşe yazarlarından Taha Kıvanç (Fehmi Koru)30 Nisan 2001 tarihinde "Hayaller gerçek galiba" başlığı altında bir yazı yazdı.

Yazı, Taha Kıvanç'ın eline geçen İstanbul, 29 Ekim 1999 tarihli, "Ergenekon: Analiz- Yeniden yapılanma, yönetim ve geliştirme projesi" ile ilgiliydi.

Taha Kıvanç, yazı ile ilgili aldığı tepkiler üzerine ertesi gün, 1 Mayıs 2001'de köşesinde aynı konuya devam etti. "Deli saçması sanmayın" başlıklı yazısında şöyle diyordu;

http://atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=412

Bu operasyonun yürütülmesinde Fehmi Koru'nun rolü önemlidir.Psikolojik bir harekatla karşı karşıyayız.
İddaname ve mahkeme seyrine bakmak gerekli,nohutla fasulyeyi karıştırmakla aşure olmaz.
Adam 7 sene önce yazmış senaryoyu sponsor bulunmadığından çekilememiş.
Şimdi birilerinin işlerine gelmiş senaryoyu film yapıyorlar.
Ben bu filmin sonunu biliyorum,ama söylersem *olmaz zevkiniz *kaçar.
Siz seyredin sonunu merak ediyorsanız.
Bence senaryo dandik ,tipik Türk filmi herhalde savcı Polat'la Memati'yi aldırmayı unutmuş. :lol:

dilaver
24-03-2008, 23:01
Yahu bırakın digerlerini, siz şimdi Veli Küçük'ün sütten çıkma ak kaşık oldugunu mu düşünüyorsunuz. Hrant davasını izleyin orada da onun adı var. El insaf. Veli Küçük kimdir onu bana izah edin.


* *saygılarımla

aydoe
24-03-2008, 23:26
...1990 yılında JİTEM'de bazı köklü değişiklikler oldu. Asayiş Bölge Komutanlığı'na Hikmet Köksal Paşa, JİTEM'in başına da Veli Küçük Paşa (o zaman albay) getirilmişti.

http://atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=398
http://atin.org/detail.asp?cmd=search&searchstep=searchdisplay

Kurunun yanında yaşta yanar diye bir deyişimiz vardır.Drej niye gözaltına alınıp serbest bırakıldı?
Yıl 2001 *Kontrgerilla+mafya=Ergenekon işlem yapılmamış tutuklama yok
Yıl 2008 *Kontrgerilla+mafya+Akp mualifleri=Ergenekon=Yargısız infaz

sargon
25-03-2008, 00:20
aydoe, bu "atin" adli site kime ait ve neyi savunur, biliyor musun? Daha once de bir istihbaratci sitesi gormustum ama bunu cozemedim. Bir de sitede garip birtakim urun tanitimlari var. Ses dinleme cihazlari, optik gozleme cihazlari, giysilerin arkasini goren X Ray Cihazlari falan. Nedir bunlar yahu?

http://atin.org/teknik.asp

aydoe
25-03-2008, 00:27
Atin Mehmet Eymür'ün sitesi Abd'den döndükten sonra yeni yazı eklememiş ama susurluk ve mit içindeki savaşı anlatan belgeler var.

qw19
25-03-2008, 04:53
Ben bu çatışmada taraf olmayı anlamakta zorluk çekiyorum, şimdi biz taraf değiliz durum tespiti yapıyoruz denecek.

Ne menem bir durum tespitiyse, din baronlarını bu duruma getiren derin devletin kendisidir, şimdi de tasfiye etmeye uğraşıyor. Her ikiside senelerdir birbirleri yüzünden varoldular ve olmaya da devam ediyorlar. Bu ikisinin karşısına çıkabilecek örgütlü bir güç varmı, yok. Tamam da yok diye de iki taraftan birini seçmeye neden mebur hissediyorsunuz. Bu mahçup desteklerin bir manasıda yok, gereğide.

İki tarafında bizler (bizler kim diye de sorduğunuz an sizden değilim zaten) için pek iyi düşündükleri söylenemez, yeri geldimi de birbirleriyle ittifak içinde olmaktan da ne utanırlar, ne geri kalırlar. Bırakın it iti kırsın size ne.

*Onlardan bağımsız birşeyler yapabiliyormusunuz ona bakın. Yapamıyorsanızda böyle boktan bir kavgada taraf olmayın.

*Sanki AKP demokrasi yanlısı veya derin devlette ülkeyi düşünüyor, böyle düşünenin tez zamanda IQ testine ihtiyacı vardır.

*Liboşları okurken hainliklerine şapka çıkarmamak da elde değil AKP ye derin devleti tasfiye edecek güç gözüyle bakıyor, AKP nin yapmaya çalıştığı derin devlette söz sahibi olmak veya ele geçirmek. Derin devletin derdide iktidarı paylaşmamak. Sonuçta ikisinin de ortak noktası ilericileri yok etmek. Hortumcu, vurguncu oligarşilerini devam ettirmek.

Selamlar.

aydoe
25-03-2008, 13:15
Pisliğin üstü örtülmemeli pislik tamamen ortadan kaldırılmalıdır.
Yıllardır ortada duran herkes tarafından bilinen pislik yeni bir şeymiş gibi Atatürkçülerin,Cumhuriyeti savunanların üstüne bulaştırılarak pisliği ortadan kaldırıyoruz diye muhalefetin sindirilme yok edilme operasyonunda kullanılmasına karşıyım.
İlhan Selçuk devletin gözetiminde 4 polis tarafından korunuyor,yazıları duruşu belli böyle bir insanın illegal bir örgütlenme içinde olmasına çocuk bile inanmaz.
Ergenekonun fikir babası imiş!A.Aslan herhalde İlhan Selçuk'un yazılarını okuyunca Cumhuriyeti bombaladı ve gitti danıştayı bastı :lol:
Açık hedef gösteren dinci basın suçsuz,bombalanan Cumhuriyet kendi kendini bombalatmış :lol:
8 aydır iddaname yok insanlar neyle suçlandığını bilmiyor.
1-2 ay içinde iddaname hazırlanacakmış,milyonlarca sayfa döküman varmış neticeyi göreceksiniz.
Bunlar duymuş kurunun yanında yaşta yanıyor diye
Pislik kurumuş tezek olmuş bu tezekle ateş yakıp işlerine gelmeyenleri mualifleri yakmak istiyorlar .
Rüzgarıda hesaplasalar iyi olacak sonra ateş onlarıda sarmasın.

sargon
25-03-2008, 13:32
Bu konuyu biz izlesek izlemesek de olay Turkiye'nin ana gundemi ve bos gozlerle de bakamayiz. Gelismeleri anlamaya calisacagiz en azindan. Kendi acimdan niyetim su yada bu bakis acisiyla bir propaganda yapmak degil. Bu yuzden de farkli bakis acilarini yansitmaya calisiyorum. Tek tarafli sekilde, ayni kaynaklari kullanmak bana anlamsiz geliyor, ki bu sekilde bir acilim gelistirilebilecegini ve gelismelerin anlasilabilecegini de sanmiyorum.

Ergenekon davasinda iki bakis acisi ortaya cikti. Bunlar arasinda kapisma suruyor. Ulusalci kesim diyebilecegimiz kesim davanin tamamen politik amacli oldugunu ve hedefin orduyu ve yargiyi yipratmak oldugunu soyluyor. Bugunku Cumhuriyet gazetesinin manseti bu sekilde. Ayrica Ergenekon sorusturmasini yuruten savcilarin da zan altinda oldugunu, sorusturma ile ilgili gizli bilgilerin basina savcilar tarafindan sizdirildigini ima ediyor.

Bu arada bir baska gelisme de sorusturma ile ilgili haberler yapilmasi ve belgelerin yayinlanmasinin yasak olmasina ragmen gercekten de bir takim bilgilerin yayinlanmasi. Bugun Cumhuriyet Savciligi uc gazeteye suc duyurusunda bulundu. Yeni Safak, Taraf ve Star gazeteleri dunku mansetlerinde Isci Partisi'nde bir CD'de bulunan Yargitay krokisine yer verdiler. Habere gore Yargitay'a bir suikast haziligi yapiliyordu. Amac bir darbeye zemin hazirlamakti. Bugun ise yine ayni gazeteler Umraniye'deki gecekonduda bulunan ve Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasinda kullanilan bombalarin Veli Kucuk tarafindan ceteye verildigi idi.

Haberler sorusturmanin gizliligine uymasa da artik basinda cikti ve biz de ilgisiz kalamayiz. Sorumlulugu ve cezayi yayin yapan basin organlari ustlenecekler artik.

Radikal gazetesinde bu bilgilerin basina nasil sizdirildigi sorgulaniyor ve "Bilgi Sizdirma Cetesi mi Var?" diye soruluyor. Iste o yazi:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=251139

sargon
25-03-2008, 14:02
Diger tarafta Ergenekon cetesinin bir cunta hazirligi iddiasi oldugu var. Bu iddia sadece dinci basinin bir iddiasi degil. Olayi AKP'nin tezgahladigi bir olay olarak dusunmek mumkun degil. Kaldi ki bu cetenin varligindan yeni bahsedilmiyor. 2001'den beri boyle bir olusumdan sozediliyor. Daha once iki kez darbe girisimi olduguna dair haberler Nokta dergisi tarafindan yayinlandi ve ardindan darbe girisimleri ile ilgili sorusturma yapmak yerine, haberi yapanlar susturuldu. Bu durumda demokratik ve temiz bir ulke isteyenlerin olayi bos gozlerle izlemesi beklenemez. Boyle bir cete yoktur diye bastan hukum vermek de boyle cetelerin olmasini istemek anlamina gelir. Bu pislige kimlerin bulastigi ortaya cikarilmali, ikide bir "vatan ugruna" nutuklari atanlarin kirli camasirlari goz onune serilmelidir.

Simdi de liberal kesimin bakis acisini sundugunu dusundugum bir yaziyi veriyorum.

Egreti Demokratlar - Ergun Babahan

Ergenekon ve AK Parti'ye yönelik kapatma davası Türkiye'nin gündemini oluşturdu.
SABAH, böylesi kritik bir dönemde demokrasiden, AB hedefinden şaşmadan bir yayıncılık anlayışı sürdürmeye çalışıyor.
Cunta yanlısı medya ile SABAH'ın çizgisi arasındaki fark ve SABAH'ın bu çizgisinin önemi çok kolay göze çarpıyor.
AK Parti'ye yönelik iddianamede başbakana yönelik iddiaları ayrıntılarıyla sayanlar, Ergenekon operasyonunda gözaltına alınanlar hakkındaki iddiaları okurdan ve kamuoyundan ustaca saklıyor.
Gözaltına alınma saati konusunda haklı olarak ağır eleştirilerde bulunuyorlar ama bu insanların neden gözaltına alındığı konusuna hiç ama hiç değinmiyorlar.
Eğer siz bir kısım medyanın okuruysanız, Sarıkız ve Ayışığı'nın sonuçsuz iki darbe girişiminin adı olduğunu bilmeyebilirsiniz.
İktidara yönelik 2003'ten beri süregelen bir darbe çabası olduğundan hiç haberiniz olmaz.
Sarıkız ve Ayışığı'nı gündeme getirenlerin şu anda kimlerle kol kola olduğu konusunda da bir fikriniz olmaz tabii.
Ümraniye'de bir gecekonduda bulunan el bombalarının Makine Kimya Enstitüsü ürünü olduğu ve ordu malı olduğundan da bihaber kalırsınız..
Türkiye'de düzen böyle yürüyor çünkü.
"Şal Operasyonu" sürekli gündemde.
Laiklik konusunda kaygıları anlamak mümkün ama onların da demokrasi olmadan laikliğin korunamayacağını anlaması gerekir.
Demokratik rejim elden giderse, ülkenin başına ne gibi felaketler geleceğini görmek için kahin olmaya gerek yok.
Ama 1950'den beri demokratik gelişimden rahatsız olanların bunu anlamasına olanak yok tabii.
Bugün geldiğimiz noktayı, "çağdaş Ziya Paşa", Namdar Rahmi Karatay'ın dizeleri en iyi özetliyor aslında. "Selvi gibi ümitler döndü birer iğdeye, geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye" dizeleriyle hatırlayacağınız Karatay, ne güzel anlatmış meramını:
"Böyle kambur Aslı'nın
Topal olur Kerem'i
Tezekten terazinin
Boktan olur dirhemi."

Sabah, 25 Mart 2008
http://www.sabah.com.tr/haber,5CAADDAEB32B41189955DE5EE171EEC5.html

frodo
25-03-2008, 17:58
Sevgili sargon benim dikkati çekmek istediğim şey, yorum yapmamalı, devlet içerisinde onunla
şu yada bu şekilde bağlantılı "çeteler" yoktur demek anlamına gelmiyor. Demem o ki bu ergenekon
çetesi dağın fare doğuracağı yerdir. Yani hepimizin özlemi olan "derin devlet" in ifşaası, etkisizleştirilmesi, halkın ve her tür eşitlikçi-özgürlükçü hareketin başına musallat olan kirliliğin
yok edilmesi falan gibi hedeflere yürüyen bir araştırma-soruşturma değildir. Peki nedir ? Ortada
kirli isimler var ve bu kirli isimlerin kendi şahsi ve kirli çıkarları etrafında vatan-millet-adapazarı söylemleri ile iş bitirici bir çıkar ortaklığı var. Yani bu soruşturmadan ne Şemdinli, ne Susurluk,
ne halâ karanlıkta kalan aydın cinayetlerinin aydınlatılması gibi sonuçlar çıkmayacak. Şimdilik
Akp ve onun vurucu timi gibi görünen Fettullahçı yapılanmalar "isim cazip" olduğu için bu çeteyi büyütme, hiç olmadığı ve olamayacağı bir siyasal yapılanma olarak sunma hevesindeler.

sargon
25-03-2008, 19:10
Frodo, cok kesin konusuyorsun. Bu kadar emin olabilmek icin ya cok somut bilgilere sahip olmak yada ideolojik bakmak gerekir. Ben seni her iki kesimden de saymadigim icin bu kadar emin olman beni sasirtiyor. Eger bu dava siyasi bir dava ise dedigin gibi belli amaclar cercevesinde bir operasyon yapilir ve orda kestirilip atilir. Ama bir hukuk sozkonusu ise her bir yeni kanit ve belge ile olay baska noktalara sicrayabilir. Bunu istemek hepimizin gorevi olmali.

Zaten bu davadan birsey cikmaz diyerek bu cetecilerin, emelleri ugruna her turlu cinayeti isleyenlerin ekmegine niye yag surelim. Davanin tamamen siyasal dava oldugunu soyleyenler bunu iddia ediyorlar. Halbuki biliyoruz ki bu soylemin amaci ideolojik birlikleri olan bu cetelerin cikarlarina ve tezgahlanan cirkin bir saldirganlik ahlakina halel getirmemek. Bu temelde argumanlarin benim gozumde hicbir degeri yoktur. Senin de olmamasi gerekir.

frodo
25-03-2008, 21:55
Dava tamamen siyasal bir dava mı ? Elbette hayır. V.Küçük, Drej Ali, Sami Hoştan gibi isimlerin bulunduğu yerde hangi siyasal dava ?

Madem bu başlıkta ulusalcılardan, sol liberallerden alıntılarla olayı kavramaya çalıştık. Bir de soldan
bir bakışla devam edelim:

Melih Pekdemir (Birgün)

TÜRKİYE'NİN "İKİLİ İKTİDAR" SANCISI:

Aldım verdim ben seni yendim! Pat AKP kapatılma davası, küt Ergenekon operasyonunda yeni bir adım. Karşılıklı adımlar atılıyor. Hamle sahipleri belki de bir adım sonra ne olacağını biliyor ya da kestirebiliyor. Karşımızda iki ucu da demokratik olmayan bir değnek var. Özellikle şu hassas günlerde bu değneği illa ki ortasından tutmak, iki uca da bulaşmamak lazım gelir.Ya da şöyle söyleyeyim: Değneğin bir ucunda İttihatçılık varsa diğer ucunda da mutlaka İtilafçılık var! Nereden çıktı bu İttihatçılık filan demeyin. Ben demiyorum, bizim liberallerimiz AKP'yi aklamak için uzun süredir bunu dillerine doladılar. Son günlerde, mesela Taraf gazetesinde, "İttihatçılık zihniyeti" manşetlerden düşmüyor...

Bu tanımla, 1908 İkinci Meşrutiyet dönemindeki İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yaptıklarından hareketle, devletçilik, baskıcılık, kontrgerilla, Ergenekon vb... Yani akla gelen demokrasi düşmanı ne varsa onlar kastediliyor. İttihatçılık derken aslında faşizm ile aynı kefeye konulan türden bir Kemalizm de söz konusu ediliyor. Ya da faşizm adına yapılan her türlü melanet doğrudan Kemalizm'e atfedilemediğinden, İttihatçılık deyip işin içinden çıkılıyor.Çerçi yükünü çağırırmış... Ahmet Attan diline İttihatçılık kelimesini doladı ve haliyle akla İtilafçığı da getirmiş oldu. (İtilafçılığı birazdan anlatacağım.) Yani tarihsel bir gönderme yapılacaksa, iki yönüyle birlikte yapılmalı... İtilafçılardan söz etmeden İttihatçılık tartışılamaz... Madalyonun iki yüzüdür bunlar. Çünkü günümüzdeki kavgadada bir yanda Cumhuriyetçiler öte yanda Demokrasiciler (liberaller ve İslamcılar) varmış gibi gösteriliyor.
•••

Buradaki tılsımlı kelime "demokrasi"dir. Çünkü bu memlekete cumhuriyetten önce "demokrasi" teşebbüsünde dahi bulunuldu, yani saltanat koşullarındaki demokrasi, daha doğrusu, meşruti monarşi... Daha da doğrusu Batıdaki "demokrasi" yerine "liberalizm" kavramı tercüme edildi; ama dağarcıkta bunun da tam karşılığı olmadığından önce "hürriyet" diye bir kavramın icat edilmesi gerekti. Çünkü Batı karşısında yenilmemek için bir şeyler yapılmalıydı, onların sadece askeriyesini, bilimini taklit etmenin ötesinde ülke yönetiminde başvurdukları çareleri de dikkate almak lazımdı. Hürriyet ise Anayasa ile olurdu. Kutsal kitaba alışık olanlar, Anayasa kitabına da sahip olmak istediler. Bunu da bizzat yazmak yerine tercüme etmeyi seçtiler. Bu tercümeyle Batı gibi ve bu sayede "hürriyet" sahibi olabilirlerdi...

Ancak böyle bir Anayasa (kitabı) fikri de ancak İslami kurallara, şeriata uygun olması şartıyla benimsenebilirdi. Hürriyetin işte bu şekilde tercüme edilmesi tercih edildi.Burada demokrasi tecrübesinden ziyade tercümesinin tarihinden birkaç noktayı satır başlarıyla hatırlatmamda yarar var: Türkiye'de demokrasi benzeri ilk uygulama, 1876 yılında bir anayasanın kabulüyle başlayan ve I. Meşrutiyet diye bilinen kısa bir dönemdir... O yıllarda Osmanlı aydınları, bir İslam ülkesinde bu işlerin nasıl olacağı konusunda belki de önce kendilerini ikna etmeliydi... Avrupa ülkelerinde gördükleri uygulamaları İslam coğrafyasında geçerli kılabilmek için kendilerine dayanak olarak yine İslamiyet'i almaktan başka çıkar yol bulamadılar. Bu doğrultuda Ziya Paşa, peygamberin, "Ümmetim efradının değişik fikirlere sahip olması Allah'ın bir lüt-fudur" şeklindeki hadisini bir kanıt olarak kullanıyordu. Benzer şekilde Namık Kemal de ünlü "Hürriyet" kasidesinde peygamberin bu hadisini "Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten" (koruma ve kollama eserleri ise ümmetin düşüncesinin çarpışması ile çıkar) şeklinde anmış ve hürriyet fikrini dinsel çerçevesinde içselleştirebilmişti. Ayrıca Âli İmran suresi 159. ayetteki "iş ve yönetim konusunda onlarla şuraya git" sözleri de "Meşveret" (danışma) ve "Şûra" (temsil yoluyla yönetim) savunusunda dayanak olarak gösterilmişti. (Demek ki nedir? AKP, Türkiye'nin aslına rücu etmiş halidir!)

Bu türden sözler Osmanlı anaya-sacı akımların düşüncelerinin esasını oluşturmaktaydı. Hatta 1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanında bile padişah "şeriatın öngördüğü parlamenter hükümet şekli"ne atıfta bulunmaktaydı!II. Meşrutiyet döneminde, kısa sürede diktatörce yöntemleri benimseyen ama o günün koşullarına göre seküler sayılacak uygulamaları da gündeme getirebilen (ve yöneticilerini ağırlıklı olarak Jön Türk subaylarının oluşturduğu) İttihat ve Terakki Fırkası iş başına gelmişti. Muhalefette ise dinciler ve liberaller yer alıyordu. Bu sıralar Volkan Gazetesi, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti'nin yayın organı durumuna gelmişti; Derviş Vahde-ti'nin yayımladığı bu gazetede kimi zaman liberallerin önde gelenlerinden Prens Saba-heddin'in ademi merkeziyetçi görüşlerine de yer verilmekteydi. İşte bu gazete özellikle din adamları ve İttihat ve Terakki'nin uygulamalarından zarar gören alaylı subayları harekete geçirmiş ve 1909 yılında ülkenin şeriata göre yönetilmesini amaçlayan ünlü 31 Mart ayaklanması patlak vermişti. Bu gerici ayaklanma İttihatçılar tarafından derhal bastırılmıştı. Ayrıca İttihatçılar bu ayaklanmayı diktatörce yöntemlerini bütünüyle öne çıkarmak için bir gerekçe olarak da kullanmıştı. Sonraki yıllarda Meclisi Mebusan'daki diğer grupların İttihatçılara karşı bir araya gelmesi çabalarının ardından, 1911 yılında, Hürriyet ve İtilaf Fırkası (Entente liberale) kuruldu. Osmanlı liberallerinin içinde yer aldığı ve Damat Ferit Paşa'nın başkanı olduğu bu partiyle İttihatçıların karşısındaki "İtilafçı zihniyet" de kendisini örgütlemiş oldu. "Damat Ferit" adını andıktan sonra, sanırım İlkokul tarih bilgilerinizi hatırlamışsınızdır ve programını anlatmama da gerek kalmamıştır..

Bu yıllardaki fikir akımları ise üç ana başlıkta toplanıyordu: Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük... Elbette bunlar arasında koalisyonlar ve farklı kombinasyonlar da söz konusuydu... İşte bunlardan biri de, belirli ölçülerde İslamcılıkta reform ihtiyacını kabul eden, batılı eğitimden geçmiş şahıslardan oluşuyordu. İslamlığın modern uygarlığa geçişte bir engel olmadığını, bilim ve teknolojinin batıdan alınabileceğini savunuyorlardı; ama toplumsal yaşam, gelenek, eğitim gibi temel konularda İslamiyet'in egemenliğini şart koşuyorlardı. İşte bu akım, şimdi sıkı durun, Amerikalı bir yazar tarafından ilk baskısı 1961 yılında yapılmış olan "The Emergence of Modern Turkey" (Modern Türkiye'nin Doğuşu) adlı kitapta "ılımlı İslam" diye adlandırılmıştı (s.234). Bu kitabın yazarı Bernard Lewis, şimdilerde Bush'un yakın çevresindedir; "Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi" imzacılarından ve "Büyük Ortadoğu Projesi"nin de teorisyenlerindendir...

Refah Partisi iktidarı döneminde, Türkiye'nin artık Kemalizm'den vazgeçmesini ve ılımlı İslam rolüyle bölgede liderliğe soyunmasını da önermiştir...Neyse asıl konumuza dönelim. Mustafa Kemal elbette Namık Kemal'in düşüncelerini ve sonuçlarını biliyordu; bu memleketin hadis ve ayetleri referans alarak çağdaşlaşma-yacağını da görmüştü. Mustafa Kemal, ayrıca İttihatçılardan farklı olarak modernleşmenin yarım yamalak bir sekülerlik ve saltanat koşullarında (Hilafet ve Meşrutiyet yönetimi altında) gelişmeyeceğini de görmüştü. Ama o da dinsel kurumları hemen ve bütünüyle karşısına alamamıştı. Önce saltanatı ve hilafeti birbirinden ayırmayı uygun bulmuştu. 1922 sonlarında saltanatın ortadan kaldırılmasını teklif ederken bile meclisteki din adamlarından ve hatta yakın silah arkadaşlarından büyük bir tepki görmüş ve bunun üzerine şunları söylemişti: "Efendiler, Egemenlik hiç kimseye görüşmeyle tartışmayla verilmez. Egemenlik, güçle, iktidarla ve zorla alınır. Şimdi de Türk ulusu... egemenliğini eylemli olarak kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldubittidir....

Bu ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa gerçek yine yöntemine göre saptanacaktır. Ama belki, bazı kafalar kesilecektir."Sözün kısası, saltanatı ve sonra da hilafeti yıkarken, demokrasi kurallarıyla değil devrim kanunlarıyla yola koyulmuştu ve ancak böylesinin mümkün olduğuna inanmıştı Mustafa Kemal... Kurduğu rejimi beğenirsiniz beğenmezsiniz. Ama bu rejimi beğenenlerin şimdi şöyle dediği kesindir: Devrim yoluyla ve "belki, bazı kafalar kesilecektir" denilerek kurulmuş olan bu rejim ancak ve ancak bir karşı devrim ile yıkılabilir, bunu da ancak gücü yeten yapabilir! Mesela Erbakan bu meydan okumanın elbette farkındaydı ve ünlü konuşmasında "kanlı mı olacak kansız mı..." derken, bu rejimi değiştirmek için güç yoklaması da yapmış oluyordu.

frodo
25-03-2008, 22:10
Türkiye’nin “İkili İktidar” sancısı: İttihatçı Ergenekon ile itilafçı AKP kavgası (2)

“İttihatçılık ve İtilafçılık” ikileminin günümüzdeki tezahürleri, birincisinin ulus devlet savunuculuğu adına (Ergenekon çeteleri başta olmak üzere) her şeyi meşru görebilmesi ve ikincisinin de küreselleşmeye entegrasyon uğruna (siyasi İslam da dahil) yine her şeyi mubah bulması olarak karşımıza çıkmıyor mu? Mesela, her ikisi de sol kimlik taşıdığını savunan Cumhuriyet gazetesi ile Taraf gazetesi aynı madalyonun ters yüzleri değil mi? Üstelik Taraf gazetesinin Zaman ve Yeni Şafak gibi gazeteleri dahi fersah fersah geride bırakıp kendini öne atması, İtilafçı bir rövanş duygusunun izdüşümü şeklinde algılanmıyor mu?

Peki ya Ergenekon? Ergenekon şu sıralar herkesin bildiği bir sır, aleni bir muamma… Herkes adeta soluğunu tutmuş savcının tarifini bekliyor. Nitekim İsmet Berkan da şöyle yazmıştı: “Fakat ben yine de, savcının elinde 'Büyük Ergenekon'a ulaşmasını sağlayacak kadar bilgi olduğunu, şimdilik, sanmıyorum. Bu bilgiler ve belki de delillendirilebilecek bazı şeyler 'devlet'te birilerinde var ama herhalde bizim şimdi bilemediğimiz, göremediğimiz bazı sebeplerle veya bir büyük pazarlığın parçası olarak savcıya iletilmiyor, onun eli rahatlatılmıyor.”

“Büyük Ergenekon” her neyse odur, belli ki pandoranın kutusudur; ama “Ergenekon çetesi” denilen “şey” belli ki nispeten “basit” bir olay… Operasyonun iddianamesi henüz ortada yok. Tam olarak kimler suçlanıyor, niye suçlanıyor, bilinmiyor. Herkesin aklında farklı bir kurgu var. Derin devletin tamamı mı? Öyleyse, devleti sil baştan kurmaları gerekir! Yoksa derin devlet adına davranma iddiasında bir aparatçikler toplamı mı? Ya da Susurluk, Kontrgerilla, Gladyo, Amerika… Ve işin içinde Amerika varsa malum cemaatler de olmaz mı? Bu hükümet Şemdinli olayının da, Hrant Dink cinayetinin de hakikaten üstüne gidebilir mi? Bu soruların cevaplarını bilmiyoruz, ama şunu biliyoruz: Bundan böyle, AKP muhalifi herkesin potansiyel Ergenekon üyesi muamelesine tabi tutulabilmesi mümkündür!

Şunu da söyleyeyim: Sanırım şeriat ve darbe ya da İtilafçılık ve İttihatçılık konusunda duruşu en sağlam olanlar özgürlükçü solculardır, yani devrimcilerdir. Çünkü bu ülkenin özgürlükçü devrimcileri her türden toplum mühendisliğine karşıdır. Elbette “Siyasi İslam mühendisliğine” de karşıdır. Çünkü bunlar da bin bir tertip ile, Amerikan desteğiyle, laik toplum yerine İslam toplumu inşa etme peşindedir. Zaten Cemaatçilik denildiğinde ilk akla gelen Fethullah Gülen ekolü de tam bir toplum mühendisliği değil midir? Özgürlükçü devrimciler, Kemalist değildir; ama Cumhuriyetin ve laikliğin kazanılmış bir mevzi olduğunun da pekâlâ bilincindedir, elbette bunu aşmak gayretindedir ama bunun karşısında daha geri bir rejimi savunmak akıllarının ucundan bile geçmez. Ayrıca, kendisine Kemalist diyenlerin kapitalizm muhafızlığını ve muhafazakârlığını ise elbette “devrimcilik” olarak görmezler ve bu amaçla girişilen darbelerin karşısına her zaman dikilmişlerdir ve dikileceklerdir.
Burada, Türkiye’de siyasette askeriyenin rolü ve siyasi İslam gidişatı konusundaki görüşlerimin bilindiğini farz edip şöyle devam edeceğim: Önemli olan elbette ve son çözümlemede işin sınıfsal boyutudur. İşte bu boyutta AKP’ye bir “halk hareketi” misyonu yüklemek büyük sahtekârlıktır. AKP hâkim sınıflar ittifakından (özellikle 12 Mart döneminde) kapitalizme ayak uyduramadığı için tasfiye edilmiş olan kesimlerin, küreselleşme ve mütedeyyin seçmen imkânlarıyla bu ittifakı ele geçirme girişimi ve zihniyetidir. Bu uğurda siyasi İslam’ı yeri geldiğinde araç yeri geldiğinde amaç olarak kullanarak göze almayacağı hiçbir şey olmadığını kanıtlamaktadır.

1980 öncesinde devrimciler, “kontrgerilla, MHP kapatılsın!” diye slogan atarken demokrasi düşmanlığı yapmıyorlardı. Şimdi de demokrasiyi savunmak için “AKP kapatılmasın!” diye slogan atacak halleri yok… Bizim gözümüzde, olup bitenin “rot balans ayarı, rektifiye” kategorisine girmesinin de zaten onlar açısından hiçbir kıymeti yoktur. Ve zaten kendi demokrasi kuralları bakımından ele alındığında, bu sorun, burjuva hukuku içinde ve kendi içlerine sindirebildikleri bir çözüme götürülmek istenmektedir. Bu normlara göre Avusturya’da seçmenin tercih ettiği faşist eğilimli Jörg Heider’a da, haklı olarak, iktidar teslim edilmemiştir. Ama dediğim gibi bu çekişmenin ardında elbette İttihatçı- İtilafçı çekişmesi de vardır. Bu yüzden olup bitenler demokrasi kavgası değil düpedüz bir iktidar kavgasıdır, bizlere de BirGün manşetindeki gibi “Yiyin birbirinizi!” demek düşmektedir.

Kaldı ki İtilafçı bakış açısından AKP’nin encamı da demokrasi kurallarına değil ABD’nin inayetine kalmış görülüyor. ABD sayesinde bir iktidar muhafazasına şiddetle ihtiyaç duyuluyor. Ahmet Altan en son şöyle yazmıştı: “Avrupa Birliği müstakbel üyesinde demokrasi istediği için, Amerika da Kuzey Irak’ı güvenceye alabilmek için Ergenekon’a karşı tavır alıyorlar… Zaten bir zamanlar ‘Amerika’ya hayran’ olan emekli generallerin birden bire ‘ulusalcı’ kesilmeleri de bu büyük desteği kaybetmelerinden kaynaklanıyor… Amerika’nın desteklemediği, Avrupa Birliği’nin karşı çıktığı, toplumun yarısından fazlasının öfke duyduğu ‘darbeci’ bir çetenin varlığını sürdürmesi ise pek ihtimal dâhilinde gözükmüyor.”

Peki ama… Darbeyi “emekli generaller” mi yapacak? Hayır! 1971 yılında, Amerikancı olmayan 9 Mart yerine ya da 9 Martı önlemek ve önüne geçmek için Amerikancı bir 12 Mart darbesi yapılmadı mı? Evet! Peki ama…

ABD, İran, Kuzey Irak, Afganistan için AKP’den vazgeçmeyi tercih ederse? Demek ki bu durumda AKP’nin “varlığını sürdürmesi de pek ihtimal dâhilinde” gözükmeyecek.
İşe bakın ki Cheney tam da “bu işler için” geldi… Murat Yetkin birkaç gün önce şunları yazmıştı: “Cheney Ankara'ya boşuna gelmez. Dosyasında önemli bir konuyla, belki birden çok konuyla geliyordur. Irak mı, PKK ve Iraklı Kürtler mi? Iraklı Kürtleri ve Türkiye'yi bir uzlaşmaya razı ederek Irak gazının Türkiye üzerinden (Nabucco veya başka yolla) Avrupa'ya bağlanmasını sağlamak mı? Herkesin endişesi, İran mı? Türkiye'nin doğalgazına göbekten bağlı olduğu Rusya'ya karşı füze sistemleri yerleştirilmesi mi? Afganistan'a muharip birlik talebi mi? Bunların hangisi diğerinden önde? Gelişi hayra mı, yoksa neye alamet?”

Cheney, Bush’un yani Başkan’ın yardımcıdır, ABD Genelkurmay Başkanı değildir. Ama Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın sırf Cheney geliyor diye Kıbrıs seyahatini iptal etmesi anlamlıdır. Eskiden ‘dönüm noktalarında’ genelkurmay başkanları ABD’ye giderdi. Şimdi Amerika mı buraya geliyor? Hazır gelmişken… Pazarlık kiminle yapılacak? Ya da çatışma, yerini yeni bir uzlaşmaya (omerta’ya!) mı bırakacak? Kürt meselesi bir kez daha ‘ortak payda’ mı kılınacak? Açıkçası cevaplarını henüz bilmiyoruz, çünkü körebe oyununda gibiyiz. Sadece el yordamıyla ilerliyor ve sadece soru sorabiliyoruz. İtiraf etmeliyim ki, Ahmet Altan’ın “istihbarat imkânları” bizde yok.

Çünkü Ahmet Altan aynı yazısında son gözaltılar ile ilgili şunları yazabilmişti: “AKP’yi kapatma isteği bu sürecin ‘barış içinde’ normalleşerek geçmeyeceğini gösterince büyük temizlik harekâtının başlaması için işaret verildi.” Şimdi bu türden bir “değerlendirme” barış içinde olmayan şu anormal süreçte, “temizlik harekâtında” kurban olmamak uğruna AKP ardına dizilmek için bir dayatma, bir gözdağı olarak da okunamaz mı? Deniz Baykal da, Emniyet teşkilatı içindeki “din odaklı” gruplaşmaları ima ederek, AKP hükümetinin kendi derin devletini oluşturmaya başladığını söylemişti. Gündemde askeri darbeden önce bir polis darbesi mi vardı? (Bir arkadaşım şöyle dedi: “Ahmet Altan Fethullahçı cephenin Doğu Perinçek’i oldu… Baksana polisteki bütün gizli bilgiler şimdi ona akıyor. Demek ki liberal olunca demokrat olunmuyormuş!”)

Sonuç olarak… Türkiye’de şu anda “ikili iktidar” durumu yaşanıyor. Bir önceki dönemde AKP için “kendisi hükümette ama iktidarda değil” deniyordu. Şimdi kendisinin de artık iktidarda olduğunu ispata çalışıyor. Bu arada akla gelen her çözüm sorunun bir parçası haline geliyor ve buharlaşıyor… Çünkü paradoksal olarak İttihatçıların çözümü İtilafçıların elini güçlendiriyor, İtilafçıların çözümü de İttihatçıların… İkisi artık kesinlikle bir arada yaşayamıyor…
Mevcut koşullarda, yani burjuva demokrasisi ortamında “ideal çözüm”, seküler bir toplum ve buna göre şekillenen laik bir devlet… Çözümün önündeki engel ise, Müslüman bir toplumun kendiliğinden seküler olamaması; çünkü bu dinden taviz vermeden seküler olmak mümkün değil. Laiklik sınırlı İslamiyet’tir ve ancak böyle işlerlik kazanır… Ve her türden demokrasi de ancak İslamiyet kurallarının kamusal alanda sınırlandığı bir ortamda yeşerebilir… Tersini düşünüyorsanız, demokrasiden vazgeçin, meşveret yapın, şura kurun, hadislerin gereğini yerine getirin… Ha, bir de ılımlı İslam kavramının 1961 yılında bir Amerikalı tarafından icat edilmiş olduğunu hatırlayın… Ya da, darbe yapın! “Hatırla Sevgili” dizisinin devamına malzeme hazırlayın.

Örtülü bir iç savaş başlamak üzeredir. Ne kadar süreceği ve nasıl biteceği bilinmez. Küresel ekonominin kapıya dayanan krizi bu süreci oldukça vahim hale getirebilir. İttihatçılar da İtilafçılar da toplum olarak sesimizi kesmek istiyorlar. Bize düşen, seküler bir toplumu, demokratik bir Türkiye’yi kolaylaştıracak özgürlükçü bir Anayasa için, 14 Marttaki sesimizi daha da çoğaltmak…

aydoe
25-03-2008, 22:16
Güzel bir makale Frodo teşekkür ederiz.
Ergenekon'dan tüme varamayız,doğru olan küreselleşmeyi ,Abd yi Ab yi ve Türkiye'yi doğru tahlil etmek ve doğru çözümü bulmaktır.
Var olmak veya olmamak ve biz olmak veya olamamak noktasındadır çözüm.
Saygılar

sargon
26-03-2008, 01:15
Frodo, yazi icin sagol. Baska bir bakis acisini da gormus olmak guzel oldu. Sanirim duzenli bir ODP veya Birgun takipcisi olmadigim icin bakis acisindaki degisikliklere epey uzak kalmisim. Melih Pekdemir'in yazisi acikcasi beni biraz sasirtti. Liberallere ve Ahmet Altan'a tepkiyle alinmis bir tutum izlenimi verdi. Yanlis gordugum bazi noktalara da deginecegim, ama ilk once yazinin Ergenekon'la baglantisi cok az. Biraz Ahmet Altan, biraz AKP ve sag elestirisi gibi gorunuyor.

Diger noktalara gecmeden once su Ittihatcilik konusuna girmek istiyorum. Bundan nerdeyse bir yil once bu konuyu ben de yazmistim. Nisan 2007'de. Tam da meshur e-muhtira'dan birkac hafta once. O zamandan beri de Turkiye'de boyle bir akimin gelistirilmeye calisildigini yaziyorum. Ittihatcilik diye nitelenebilecek bir akim gercekten de vardir ve Kemalizm'in icindedir. Bu anlayisin disinda olan Kemalist'ler de var elbette. Benim istegim bu kisilerin sayisinin artmasi.

Benim Nisan 2007'de yazdigim yazi her nasilsa (bir Ittihatci virusun yemis olabileceginden suphe ediyorum, yoksa Ergenekon cetesi icimizde mi *:D ) tam yazinin bittigi yerden silindi.

http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=5763&highlight=enver+pasacilik

Neyseki yaziyi bloguma koymustum da tumden yok olmasini engelledik.

http://sargon.blogcu.com/Yeni_Enver_Pasacilik_I/

Son zamanlarda Taraf gazetesinin bu sozcugu kullanmasina sadece sevinirim. Cunku bu kesimi ifade edebilecek en iyi tanim budur. Kemalizm ile farkliliklarini da kendi bakisimdan ortaya koymustum. Burda yazdiklarima cok da ciddi bir elestiri gelmedi. Basit bir isim karisikligindan dolayi Kuvayi Milliye Derneginin yoneticisi O. Ozansoy'un yazdigi yazi disinda. Aslinda su elestiri getirilebilirdi. Ben Ittihatciligin sadece bugun kabul edilemez gorunen yanlarina vurgu yapiyordum. Halbuki Ittihatcilik ayni zamanda moderniteyi kabul etme, bir olcude laiklik ve cumhuriyet/mesrutiyet istegiydi de. Ancak buralardan bir elestiri gelmedi.

Ittihatcilik Turk tarihinde politik bir akim ve tarihsel surece son derece ciddi bir sekilde damgasini vurmus. Kemalizm bu akimin icinden dogup gelismis ve bazi yanlarina karsi cikip, hatta bir donem Ittihatcilara karsi bir temizlik hareketine girismis. Dolayisiyla bir siyasi akim olarak Ittihatcilik sozcugunu (ben daha carpici olmasi icin Yeni Enver Pasacilik diyordum daha cok) kullanmak yanlis bir tanimlama degil. Halbuki Itilafcilik tanimlamasi yanlistir. Cunku Itilafcilik tanimi 1. Dunya savasinda Itilaf Devletlerinin, yani Turkiye'nin beraber savasa girdigi Almanya ve Avusturya-Macaristan imparatorlugunun dusmanlari olan Ingiltere, Fransa, Italya, Rusya gibi devletlerin dostu olmak anlamina gelir. Bu tanimlama Mustafa Kemal tarafindan bazi kesimleri ifade etmek icin o zamanlar kullanilmistir ama Turkiye'deki sag hareket gelenegini boyle tanimlamak cok buyuk bir yanlis olur. Melih Pekdemir'in bu hataya dusmesinin nedeni sanirim Kemalizm ile ilgili degerlendirmesinde yatiyor.

Eger Kemalizm'i ve CHP'yi anti-emperyalist bir akim ve 1950'den sonra surekli karsisina cikan sag partileri de emperyalist destekcisi olarak goruyorsaniz bu degerlendirme dogru olur. Ama bu degerlendirme yanlistir. Kemalizm hicbir zaman anti-emperyalist olmamistir. Zaten Ataturk ilkeleri arasinda da boyle bir tanimlama yoktur. Milliyetcilik, halkcilik, cumhuriyetcilik, laiklik, devletcilik, devrimcilik vardir ama anti-emperyalizm yoktur. Kemalizmin pratiginde de yoktur bu. Kurtulus savasindan sonra savasin etkileri, Ingiltere'nin dunya egemenligini surdurecek gucten dusmesi ve buyuk ekonomik krizden dolayi genc Turkiye cumhuriyeti bagimsiz bir surec yasamistir ancak bu onun anti-emperyalist olmasindan kaynaklanmaz. Tersine dunya kapitalist/emperyalist sistemine entegre olabilmek icin buyuk bir caba harcamistir.

Turkiye'deki sag hareketin onemli olan yani ise emperyalizmle dost olmasi degil, muhafazakar, milliyetci ve islamci olmasidir. Asil farkliliklar bu noktadadir. Devlet burokrasisi 1950'ye kadar kurucu sol Kemalist kadrolarin elinde olmus, cok partili hayata gecilmesinden sonra ise burokrasi sistemin elinden kacabilecegi her noktada surekli darbelerle surece mudahale etmistir. Sorun budur. Evet Pekdemir'in dedigi gibi iki gucun savasi vardir ama bu gucleri Pekdemir dogru degerlendirmiyor. Cubugu Kemalizm ve burokrasi'den yana bukup, diger tarafi haksiz cikartiyor. Bu bakis acisiyla pekala 27 Mayis ve 28 Subat sol darbeler, 12 Mart ve 12 Eylul sag darbeler diye degerlendirilebilir. Halbuki hepsi de sol Kemalist burokrasinin mudahaleleridir. 12 Eylul dahi oyledir. Nitekim Kenan Evren, sosyal demokrat gorunumlu Halkci Parti'nin secilmesini istiyordu. Devrimci hareketleri silmis olmasi 12 Eylul'un sol Kemalist olma ozelligini degistirmiyor. Turkiye'deki sol tablosu budur cunku.

Bazi Kemalist yazarlar da son yillarda ayni anlayis temelinde basina "Mutareke Basini" adini taktilar. Itilafcilik tanimi bu cerceveye oturuyor ve dolayisiyla miliyetci bir degerlendirmeyi ifade ediyor. Ayni zamanda Turkiye'de 1950'den beri verilen mucadelenin taraflarini da cok yanlis tanimliyor.

Bir baska konu da ABD'nin "ilimli islam" istedigi seklindeki carpik anlayistir. ABD'nin su anda Turkiye'de "ilimli Islam" istedigi tamamiyla Kemalistlerin uydurdugu birsey. ABD bunu SSCB'ye karsi yesil kusak projesi oldugu zaman istiyordu. SSCB'nin etrafinda bir islam ulkeleri kusagi olusturmak istiyordu. Bu anlayisinin da nelere yol actigini 11 Eylul saldirilarinda gordu. O zamadan beri de Afganistan, Irak, Sudan gibi ornekleri yasadi ve laik bir ulkeye "ilimli islam" getirmek gibi sacma bir projesi olduguna inanmak mumkun degil. Turkiye'ye gelen Dick Cheney bir AKP karsiti ve bu ziyaret beni korkuttu acikcasi. Her darbe oncesinde bu turden gorusmeleri bildigimiz icin derin bir huzursuzluk duyuyorum.

Kisaca Pekdemir'in yazisi bana karmakarisik gorundu. Pekdemir'in son paragrafi ise bir gercegi gosteriyor. Hatta ortulu bir ic savas baslamak uzere degil, baslamistir. Bu kavgada "kirin birbirinizi" demenin ise dogru bir tutum oldugunu dusunmuyorum. Kaybeden demokrasi mucadelesi olacaktir. Bu ortulu ic savas dusuk yogunluklu olarak Cumhuriyetin basindan beri suruyor, demokrat olan herkesin bu ic savastan demokrasi cikartmak icin caba gostermesi gerekir, ne haliniz varsa gorun demek yanlis bir tutumdur.

sargon
26-03-2008, 01:41
Ergenekon Davasinda yeni bir gelisme daha var. Isci Partisi Genel Sekreteri Nusret Senem, Ulusal Kanal İzmir Temsilcisi Hayati Özcan ve İP Basın Propaganda sorumlusu Hikmet Çiçek bu aksam gozaltina alindi.

26-03-2008, 02:58
Ben yukarıda verilen Melih Pekdemir'in görüşlerine katılamıyorum. Neler yazmış bir irdeleyelim:

Değneğin bir ucunda İttihatçılık varsa diğer ucunda da mutlaka İtilafçılık var! Nereden çıktı bu İttihatçılık filan demeyin. Ben demiyorum, bizim liberallerimiz AKP'yi aklamak için uzun süredir bunu dillerine doladılar. Son günlerde, mesela Taraf gazetesinde, "İttihatçılık zihniyeti" manşetlerden düşmüyor...

Melih Pekdemir'e göre liberallerimiz mesela Ahmet Altan AKP'yi aklamak için uğraşıyor. Peki gerçekten öyle mi? Dün (salı) Ahmet Altan köşesinde ne yazmış bakalım:

Susurluk’u unutmayın.
O kampanyanın nasıl saptırıldığını akıldan çıkarmayın.
O günkü taktikleriyle Susurluk’u korumayı becerdikleri için biz bugün Ergenekon çetesi belasıyla uğraşıyoruz.
"AKP’ye kızan çok demokrat var, biliyorum.
AKP insanı öfkelendiren işler yapıyor, bunu da biliyorum.
Ama, bu kızgınlığımız demokrasiden vazgeçecek, demokrasi düşmanlarına hizmet edecek kadar büyük mü?
Bana sorarsanız, hiçbir siyasi öfke, demokrasiden vazgeçmeyi hoş gösterecek kadar büyük olamaz.

http://www.taraf.com.tr/Yazar.asp?id=6

Demek ki liberallerimiz AKP'yi aklamak için değil varlığı meşru olan bir partinin kapatılması demokrasi adına bir gerileme, bir yenilgi olacağı için bu kapatma davasına karşı mücadele ediyormuş.

Gelelim Ergenekoncuları İttihatçılara benzetmeye. İttihat ve Terakkiciler elbette padişahçılara/hilafetçilere göre tarihsel bir ilerlemeyi simgeler. Ancak bu İttihatçılar iktidarının ağır baskılarla geçmediğini, ülkenin felakete sürüklenmediğini göstermez. Ülkeyi 1. dünya savaşına sokan Enver Paşa İttihatçı değil miydi, Ermeni tehciri emri İttihatçı komutanlar tarafından verilmedi mi? Bir dönemin önceki döneme göre ilerleme olması eleştirilemez olduğunu göstermez.

Derviş Vahdeti'nin yayımladığı bu gazetede kimi zaman liberallerin önde gelenlerinden Prens Sabaheddin'in ademi merkeziyetçi görüşlerine de yer verilmekteydi. İşte bu gazete özellikle din adamları ve İttihat ve Terakki'nin uygulamalarından zarar gören alaylı subayları harekete geçirmiş ve 1909 yılında ülkenin şeriata göre yönetilmesini amaçlayan ünlü 31 Mart ayaklanması patlak vermişti.

Yani burada yazar demek istiyor ki bu Osmanlı liberalleri dolaylı da olsa İttihatçılara karşı İtilafçıları desteklediler. Yanlış yaptılar demek istiyor. Ancak tarihi iyi araştırmamış. Gerçekten Sabahettinciler itilafçıları desteklediyse 31 mart sonrası kurulan mahkemelerde ceza almaları gerekiyordu. Wikipedi'nin "Osmanlı Ahrar Fırkası" maddesinde şu bilgi geçiyor:

"Prens Sabahattin ve kurucu üye Ahmet Fazlı Bey divanı harpte yargılandı ve suçsuz bulunarak serbest bırakıldı. "

Demek ki o dönemim İttihatçileri bile Prens Sabahettin'i suçsuz bulmuş. Ama sayın Yazar Melih Bey kendi kafasından bazı yargılarda bulunmuş bile.

Prens Sabahattin ve partisi Ahrar Fırkasıyla ilk kez şimdi bu konuyu araştrırken tanıştım. Presn Sabahattin'de 2. Abdülhamit rejimine karşı ve Jöntürkler arasında yer alıyor. İttihatçılarla arasındaki görüş farkı ise onun adem-i merkeziyetçiliği yani insan merkezliliği savunmasıdır. Baskıcı bir merkezi yönetimi değil vilayetlerin-belediyelerin daha geniş özerkliğe sahip olduğu bir yönetimi savunmuştur. Bu ise İttihatçıların adeta mutlaki merkeziyetçiliğiyle çelişmiştir. İttihatçılara göre Sabahattinin politikası uygulanırsa çevre vilayetler teker teker kopacaktır devletten. Diğer yandan İttihatçılar muhaliflerini zaman zaman cinayetlerle sustururken Sabahattin grubu daha barışçıl bir çizgiyi savunmaktadır.

Yorumum şudur ki günümüzün modern anlayışına daha yakın olan görüş Jöntürklerin İttihatçı kolundan ziyade Sabahattin koludur.

Şunu da söyleyeyim: Sanırım şeriat ve darbe ya da İtilafçılık ve İttihatçılık konusunda duruşu en sağlam olanlar özgürlükçü solculardır, yani devrimcilerdir.

"Özgürlükçü sol" terimiyle genellikle anlaşılan sosyalistlerin Marksist-Leninist (M-L)anlayışı savunmayan kısımlarıdır. M-L anlayışın özgürlükleri kısıtladığını iddia eden sol kesimler kendilerini M-L lerden ayırmak için Özgürlükçü Sol terimiyle kendilerini tanımlarlar. Genellikle de çoğulculuk ve çok-partililiği savunmakla karakterizedir. Devrimciliğin tanımında da çeşitli farklı sol görüşler olsa da en çok bilinen karşılığı Leninist devrimcilik/Bolşevik tarzı devrimcilikdir. Devrimci denince genellikle akla gelen budur. Bu durumda ".. özgürlükçü solculardır, yani devrimcilerdir" cümlesi Bolşeviklerin/Lenincilerin özgürlükçü sol olduğu gibi bir sonuca varır ki bu genel siyasi tanımlamalara ters düşer.


1980 öncesinde devrimciler, “kontrgerilla, MHP kapatılsın!” diye slogan atarken demokrasi düşmanlığı yapmıyorlardı. Şimdi de demokrasiyi savunmak için “AKP kapatılmasın!” diye slogan atacak halleri yok

AKP'nin rejim için tehdit düzeyiyle 80 öncesi MHP'yi eş tutmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Elbette AKP laikliği ve demokrasiyi içine sindirmiş bir parti değil ancak 80 öncesi MHP'ninki gibi cinayetler işleyen katliamlar yapan Komandoları yok. TİP'li 7 gencin öldürülüşünü hatırlayın, Maraş katliamlarını hatırlayın. AKP'yi her ne kadar beğenmesem de demokrasi ve hukuk sınırları içinde oynuyor. Birkaç istisna bu tahlili bozmaz. Oysa 80 öncesi MHP çok farklıydı. Militarist idi. Günümüzde İslamcılar içindeki militarist unsurlar daha ziyade Saadet Partisi ve daha radikal gruplardadır örneğin Hizbullah'dadır. Bu gibi radikal İslamcılar AKP'yi sevmezler. Bundan dolayı Erbakan Tayyip'e "Tevbe et Milli Görüş'e dön" demiştir. Dolayısıyla AKP'yi radikal İslamcılardan ayırmak gerekir. 80 öncesi MHP ile eş tutmak hatalıdır.

Özet olarak: Gündemimizde varolan iki çete arasında bir iktidar mücadelesi ve bizim tarafsız olmamız gerektiği görüşüne katılmıyorum. Amaç AKP'yi değil demokrasiyi kollamaktır. Bu nokta çok önemlidir. Bu nedenle meşru bir parti olarak AKP'nin kapatılmasına karşı duruş sergilemek gerekir. Militaristler bunu AKP yanlısı olmak olarak lanse etmeye çalışacaklardır. Bu şekilde demagoji yapacaklardır. Bu tuzağa düşmemek gerekir.

Dün DTP'yi kapatmak isteyenler bugün AKP'yi kapatmak istemektedirler. Sayın Melih Pekdemir emin olsun ki yarın ÖDP veya TKP şayet iktidara doğru yürürse onlara karşı da kapatma davaları açacaklardır.

aydoe
26-03-2008, 11:29
Bozuk saat bile günde iki sefer doğru zamanı gösterir ben Doğu Perinçek'in Ergenekon hakkındaki düşüncelerine katılıyorum.
Akp 2002 den beri iktidarda ve Ergenekon 2001 yılında deşifre edilmiş.
Niye bu kadar beklemişler de şimdi savcılık harekete geçmiş.Yok Ümraniye'de gecekonduda bombalar bulunmuş.
Bombaları Veli Küçük vermişmiş,bunların çoğu uydurma.
Var olan bir senaryo üzerine suçlu imal edip kendi mualiflerine gözdağı vermek.
Akp'nin yapmak istediği sivil darbe ve tek parti iktidarına gidişi ,dinci oligarşinin tesisinin önündeki engelleri kaldırmak için yürütülen bir operasyondur.

Perşembe, 06 Mart 2008 *
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ergenekon opersyonunun İşçi Partisi'yle ilişkilendirilen haberlere cevap verdi. Perinçek, "Ergenekon'un tüzüğünü Veli Küçük'le Doğu Periçek yazdı" iddialarının tamamen uydurma olduğunu söyledi. Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriye Savcısı Zekeriya Öz'ün CIA'ya bağlı olan Tuncay Güney isimli Fethullah Gülen'in özel kaleminin ifadelerine dayanarak operasyonu başlattığına dikkat çeken İşçi Partisi Lideri Perinçek, Ergenekon opersyonunun Fethullahçı Gladyo tarafından kurgulandığını ve hedefin Türk Silahlı Kuvvetleri ile milli güçler olduğunu belirtti.
İP Genel başkanı Doğu Perinçek'in basın açıklamasının tam metni

ERGENEKON SORUŞTURMASIYLA SUÇ İŞLENİYOR


Ergenekon soruşturmasıyla suç işlenmektedir. Bu soruşturmanın kendisi suçtur. Hem de büyük bir suç!

Çünkü soruşturma, Fehmi Koru'nun belirttiği üzere, 5 Kasım 2007 günlü Bush-Tayyip Erdoğan görüşmesinde kararlaştırılmıştır (Kanal 7 televizyonunun 28 Ocak 2008 *tarihli haber bülteninde canlı yayın konuğu olarak açıklaması ve Yeni Şafak, 1 Şubat 2008 günlü yazısı).

Başka bir devletin başkanından Türkiye'de ceza soruşturması talimatı almak suçtur. Evet talimat sözcüğünün altını çiziyorum. Çünkü Tayyip Erdoğan 11 ayrı açıklamasında ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eşbaşkanı olduğunu itiraf etmektedir. BOP, ABD'nin projesidir ve BOP Eşbaşkanlığı, ABD devletine bağlıdır.

Bu talimat sonucu Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tehdit eden yabancı bir devletin tertibine ortak olanlar, bu suçun hesabını yargı önünde vereceklerdir.

İstanbul C. Savcısı Zekeriya Öz, 2000 yılında CIA'ya bağlanan Tuncay Güney'e verdirilen uydurma ifadeleri, yedi yıl sonra soruşturma konusu haline getirmiştir. Böylece suç ve suçlu imal ederek tertibe bile bile alet olmakta, görevini kötüye kullanmakta ve suça ortak olmaktadır.

Savcı Öz'ün kanıt diye ortaya attığı bütün uydurmalar, Fehmi Koru'nun 2001 yılı Nisan ayındaki yazılarından ve 12 Mayıs 2001 tarihli Fethullahçı Aksiyon dergisinden alınmıştır.

TUNCAY GÜNEY YEDİ YILDIR NEWYORK'TA CIA'NIN PARAVAN KURUMLARINDA

Basın organlarında açıkça yazıldığına göre, İstanbul Savcısı Zekeriya Öz, Ergenekon soruşturmasını Tuncay Güney'in 2 Mart 2001'de İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi'nde verdiği ifade ve teslim ettiği bazı belgelere dayandırmaktadır.

Tuncay Güney, o tarihten beri yedi yıldır New York Institutes gibi CIA denetimindeki paravan kurumlarda görev yapmaktadır. New York Institutes'ün internet sitesini açanlar, orada Tuncay Güney isminin karşısında İngilizce olarak Genel Yayın Yönetmeni sıfatını göreceklerdir.

Tuncay Güney, sekiz yıl önce, 2000 yılında CIA tarafından ele geçirilmiş, kendisine o zaman 10 yıllık ABD vizesi verilmiş, uydurma ifade vermesi sağlandıktan sonra ABD'ye yerleştirilmiştir.

OPERASYONDAN BİR AY ÖNCE İSTANBUL'A GELDİ


Tuncay Güney, Ergenekon operasyonu başlatılmadan hemen önce Türkiye'ye getiriliyor. İstanbul Kağıthane'de Yahya Kemal Mahallesi'ndeki eve gelip gittiği saptanıyor.

DGM BAŞSAVCILIĞI YEDİ YIL ÖNCE SUÇ OLMADIĞINI SAPTADI

Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, Tuncay Güney'in ifadeleri üzerine dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısından "Ergenekon yapılanmasının takip edilmesi için izin" aldıklarını, bir yıl boyunca takip ve araştırma yaptıklarını, bu çalışmaya İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinin de katıldığını, ancak somut hiçbir delil elde edilemediğini, bu nedenle dosyanın kapandığını açıklamıştır (Hürriyet, 31 Ocak 2008).
DGM Başsavcılığı'nın "oluru"yla bir yıl boyunca araştırma yürütülüyor; Tuncay Güney'in teslim ettiği "Ergenekon Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi", "Lobi", Ulusal Medya" "Birleşik Komün Girişim" başlıklı belgeler kanıt olarak inceleniyor; bir yıl boyunca telefonlar dinleniyor, ifadeler alınıyor, takipler yapılıyor. Ancak sonunda DGM Başsavcılığı, suç bulunmadığını saptıyor ve dosya kapatılıyor. Bugün kullanılan belgelerin hepsi o zaman da vardı.

Şimdi soruyoruz:

Yedi yıl önce suç dayanağı olmadığı saptanan Tuncay Güney'in ifadesi ve belgeler, bugün nasıl olmaktadır da Türkiye'yi "sarsan" bir soruşturmanın kanıtı olarak kullanılmaktadır?

Bu kaçıncı Ergenekon soruşturmasıdır?

2001'de dosya kapatıldıktan sonra 2006 Mayısında Danıştay suikasti sonrasında da ikinci bir Ergenekon kampanyası açılmıştır. Fethullahçı Gladyo'nun işlediği her suçtan sonra Ergenekon uydurması gündeme getirilmiştir. Bütün bu kampanyalar, Fethullahçı gazete, dergi ve televizyonlar aracılığıyla yürütülmüştür.

Türk Ordusunun sınır ötesi harekâtı öncesinde BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan köşeye sıkışınca, uydurma belgeler raflardan indirilmiştir. Olay budur.

UYDURMA SENARYONUN UYDURMA SORULARI


Gazetelerde yer alan haberlere ve avukatların verdiği bilgilere göre,
"Ergenekon Operasyonu" sanıklarına sorulan tutanağa geçmiş sorulardan, soruşturmanın aşağıdaki uydurmalara dayandırıldığı görülüyor: *

1. UYDURMA: "BİLECİK TOPLANTISI"


Tuncay Güney'in beyanına göre, "Ergenekon'un Yeniden Yapılandırılması" belgesi, Bilecik'te Veli Küçük, Doğu Perinçek, Suphi Karaman, Hasan Yalçın ve Deniz Bilge tarafından hazırlanıyor.

GERÇEK: Doğu Perinçek, Bilecik'te veya başka bir yerde General Veli Küçük'le toplanmış ve görüşmüş değil. Ayrıca Perinçek ve arkadaşları, böyle bir belgeden haberdar da değiller. Türk Ordusu'nun o tarihte görevli olan bir generali ile görüştüğümü niçin saklayayım? Kaldı ki böyle bir görüşme, hele Bilecik'te gizlenebilir mi? Kaybettiğimiz 27 Mayıs Devrimi önderi İP Genel Başkan Yardımcısı, Tabii Senatör Suphi Karaman ve İP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Yalçın da, Veli Küçük ile görüşseler veya böyle bir belgenin yazılışına katılsalar, kesinlikle bana haber verirlerdi. Ayrıca Deniz Bilge diye bir kimseyi tanımıyoruz.

Bilecik toplantısı kurgusunun 2001 yılında Türk Ordusu'nu ve İşçi Partisi'ni hedef alan bir operasyon için uydurulduğu açıktır. *

2. UYDURMA: "LOBİ BELGESİ YAZARLIĞI"
Tuncay Güney'in beyanına göre, "Lobi" belgesi General Veli Küçük'ün talimatıyla Doğu Perinçek, Adnan Akfırat, Ümit Oğuztan ve Tuncay Güney tarafından hazırlanıyor.

GERÇEK: Tuncay Güney veya Ümit Oğuztan ile bir kez bile karşı karşıya oturup konuşmuş değilim. Kaldı ki, "lobi" konusu benim ilgi ve uzmanlık alanımın dışındadır. 40'a yakın kitabım, binlerce yazım var. Üslubum ve bilgi birikimim ortadadır. Herhangi bir kimse, benim üslubumu ve birikimimi taklit de edemez. Adnan Akfırat da yıllarca yayın organlarımızda yönetici görevlerde bulundu; böyle bir çalışmaya katılması mümkün değildir.

3. UYDURMA: "GENELKURMAYDA AYDINLIKÇI SUBAY GRUBU"

Genelkurmay sitesinde yer alan 27 Nisan 2007 tarihli bildirge, "Genelkurmay'daki Aydınlıkçı subaylar tarafından kaleme alındı." (Genelkurmayı dinleyen kulak davasında yargılanan, Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu, bu yalanı yeni kitabında ve televizyon konuşmalarında dillendiriyor). *


GERÇEK: Bu yalan Ergenekon senaryosunun şifresini vermektedir. Ordudaki cunta senaryoları ile İşçi Partisi arasında uydurma bağlantılar kurulmaktadır.

TUNCAY GÜNEY CIA'NIN AVUCUNA NASIL DÜŞTÜ

Aydınlık dergisinin 3 Şubat 2008 tarihli sayısında yayımlanan haber, Tuncay Güney'in ifadesi alınmadan önce, CIA'nın avucuna nasıl *düştüğünü anlatmaktadır. 2000 yılında CIA'nın İstanbul'daki Operasyon Şefi ile Meşrutiyet caddesindeki Amerikan Başkonsolosluğu'nda görüşmelerle başlıyor. Tuncay Güney, o sırada CIA şefi sayesinde ABD'den 10 yıllık vize aldığını çevresine açıklıyor. İngilizce bilmeyen Tuncay Güney, Amerika'daki yaşam hayallerini yakınlarına anlatıyor.

10 yıllık vize verildikten başka ABD'de güvenli ve lüks yaşam vaatleriyle Tuncay Güney'den istenen ifade sağlanıyor. Tuncay Güney'in gözaltına alınma nedeni, dolandırıcılık. Ancak kendisini gözaltına alan şube, Emniyet İstihbaratı! *Organize Suçlar'daki sorgusunda kendisine dolandırıcılık suçu soruluyor, Tuncay ise Ergenekon örgütünü anlatıyor!

MİT eski Kontr-terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür. 4 Haziran 2000'de "atin.org" isimli web sitesinde "Çift Meslekliler" başlıklı yazısında Tuncay Güney'in 1997 yılında Susurluk'un ünlü "düğün fotoğrafını" basına, istihbarattan alıp sattığını yazıyor. Zamanlama dikkat çekici. Olayın üzerinden üç yıldan fazla geçmiş. Ancak, Tuncay Güney'i himaye ettiği söylenen Tuğgen. Veli Küçük'ün emekli olacağı o günlerde kesinleşmiş. Tuncay Güney, Eymür'ün yazısı üzerine telaşa kapılıyor ve kısmen korku, kısmen Amerika'da lüks yaşam hayalleriyle CIA'nın kucağına düşürülüyor.

Tuncay Güney, istenen ifadeyi verdikten sonra ABD'ye götürülüyor. *Amerika'da kalacağı yeri, çalışacağı kurumu ayarlayan, Eski MİT Kontr-Terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür. New York Institutes adlı paravan kurumda, Türkiye'ye ve Ortadoğu'ya ilişkin raporlar hazırlaması için işe alınıyor. İngilizce bilmeyen ve Türkçeyi bile doğru dürüst kullanamayan Tuncay Güney'in ABD'ye varır varmaz işe alınıp, maaşa bağlanması dikkat çekici. New York Institutes adlı kuruluşun merkez bürosu Kanada'ya taşındığı için, Tuncay Güney ABD ile Kanada arasında gidip geliyor.

TUNCAY GÜNEY'İN CIA'YA BAĞLI *NEW YORK INSTITUTES'DEKİ GÖREVLERİ

New York Institutes'ün Kanada'daki adresi 216 Westmount Ave, M6E 3M8, Toronto, O.N, Canada.

ABD'deki adres ise dikkat çekici. Bir posta kutusu: PO Box 353 Dumont New Jersey 07628. New York Institutes sitesinin telif hakları "lifezion.inc" adlı internet şirketine ait. Bu şirket ise Güney Kore merkezli "Today and Tomorrow Co.Ltd" isimli şirketinin.

http://www.instituteus.com/news/turkish/ bağlantısında Tuncay Güney'in fotoğrafının yanında "Editor in Chief" yazıyor. Türkçesi Genel Yayın Yönetmeni. Müdür sıfatıyla bir başka Türk ismini görüyoruz: Yakup Can. Bir tek Can'ın fotoğrafı yok.

İki Türk ismi Murat Özcan ve Melis Nacar ise İngilizceye uyarlanarak Morad Ozjan ve Meliss. T. Nacar şeklinde yazılmış. Ekibin diğer üyeleri ise: Vahid Garousi, Estelle Swettenham, Tim Syevens, Renat Elizarov, Aleksander Ivanov.

Tuncay Güney'in sitesinin yan tarafında "Congregation Melech Yisrael" diye bir başlık var. Tıklayınca başka bir siteye geçiliyor. İsa'yı peygamber olarak benimseyen bağnaz bir Yahudi tarikatının resmi sitesi. CIA varsa, MOSSAD'ın bulunması olağan.

TUNCAY GÜNEY'İN CIA'NIN TÜRK VE MÜSLÜMAN DÜŞMANI PSİKOLOJİK HAREKÂTINDAKI GÖREVLERİ

Tuncay Güney'in yayın yönetmenliğini yaptığı sitedeki makaleler CIA ve MOSSAD bağlantısını ortaya koyuyor. Bir başlık: "Ermeniler Türkler Tarafından Baltalarla Öldürüldü. Anatolia College Müdüründen Sinirleri Altüst Eden Açıklama."

Kasım 1917 tarihli The New York Times'taki makale Türkçe olarak yayınlanıyor: "Hükümet adamları Merzifon'un Ermeni mezarlığını da tarla gibi sürerek dümdüz ettiler ve oraya tohum ektiler. Bu yerde bundan böyle hiçbir Ermeni yaşamasın, ölmesin, gömülmesin diye. Anatolia College'de hiçbir Ermeni öğrenci bırakılmadı. Kentteki Protestan topluluğu 950 kişiydi. 900'den çoğu pastörleriyle birlikte katledildi. Bir uçtan öbür uca hükümet programıydı bu. Ermeni halkına karşı jenosit."

19 Eylül 2004 tarihli Tuncay Güney imzalı "Evanjelizm" yazısı, Ergenekon Operasyonu'nunda kullanılan kışkırtıcı ajanın kimliğini ele veriyor: *"Evanjelizm, Kutsal Kitap'a yönelmektir.…Müslüman topluluklar yıllarca, İsa-Mesih'e iman edenlere karşı asılsız iddialar ortaya attılar. Bu yüzyılda saçma sapan iddialar devam ediyor. Kutsal Kitap'ı okusalar ve anlasalar iddia sahiplerinin suçlamalarının asılsız olduğunu görecekler."

Yine Tuncay Güney imzalı 5 Mayıs 2006 tarihli "Sabetay Sevi ve Kuzu Bayramı" başlıklı yazıda Siyonizme müthiş övgü var, işte Tuncay Güney'in "Türkçesiyle" o makale:

"Dönemin büyük Rabay'ı Sabatay Sevi, bu tehditler karşısında Müslüman olduğunu açıkladı. Ve adı Mehmet oldu. O sıkıntılı dönemde imanlılarına Sarayın kapalı kapıları ardında olan bitenleri anlatan Sabatay Sevi faaliyetlerini ve ibadetlerini gizli devam ettirmek zorunda kaldı. Fakat, Büyük Israel Sevdasından hiç bir zaman vazgeçmedi. Israel'i sevenler olarak hareket eden Rabay'i ve öğrencileri iki isim kullanmaya ve Müslüman gibi yasamak zorunda kaldılar. Bugüne kadar Sabayatcilar olarak anılan bu grup'un öğrencileri gizliliğe önem verdiler. Yeni Israel kurulurken destek ve diplomatik yardımlarını esirgemediler. Sabatay Sevi'yi sevenler bir aile teşkilatı değildir. Sabatay Sevi'ye inan ve gönül bağlayan o dönem birçok Hristiyan ve Müslüman kişilerde oldu….Rabay- Sabatay Sevi hareketi bir kaç ailenin tekelinde gizli bir örgütlenme gibi gösterilmeye çalışılıyor. İmanlılar sion'nun ışık askerleri iken karanlığın ordusu gibi tanıtılmaya çalışılıyor… Kutlu olsun bahar-kuzu ve Sabatay'ın doğum günü."

TUNCAY GÜNEY'İN KİMLİĞİ
Tuncay Güney, İmam Hatip Lisesi mezunu, sonra İsmailağa dergahına yerleştiriliyor. Hızla ilerliyor ve Fethullah Gülen tarikatına dahil ediliyor. 1989-1991 yılları arasında Fethullah *Gülen'in özel kalemi. Altunizade'deki FEM Dersanesi'nin en üst katındaki *bürosunda, Fethullah'ın randevularını düzenliyor. Görüşmelere katılıyor. Samanyolu televizyonunun kurulmasını sağlayan ekipten. O sırada Samanyolu televizyonunda programlar yapıyor. 1993-1996 yıllarında Akşam gazetesinde muhabir. Bu arada Gen.Veli Küçük'le ilişkisi olduğunu söylüyor.

TUNCAY GÜNEY'İN KARIŞIK İŞLERİ


Tuncay Güney'in Türkiye'de bulunduğu dönemde yaptığı önemli işler, kendi anlatımlarına göre şöyle:

- Fethullahçıların Erbil'deki kolejinin kapanmasını önlemek için PKK'ya 15.000 doları ben götürüp verdim.

- Doğu Perinçek'in Bekaa kampında Abdullah Öcalan'la yaptığı görüşmelerin fotoğraflarını PKK'dan alıp MİT'e getirdim. Lübnan'da PKK'nın adamıyla buluşup, fotoğrafları aldım, getirip teslim ettim.

- Tansu Çiller ile Abdullah Çatlı'yı birlikte gösteren fotomontaj fotoğrafı DYP milletvekiline 2.5 milyar lira karşılığında sattım.

- Büyük Birlik Partisi'ninin kuruluşu için Fethullah Gülen'in verdiği para destesini Muhsin Yazıcıoğlu'na teslim ettim.


ERGENEKON OPERASYONU'NUN AMACI: TÜRK ORDUSUNU VE MİLLİ GÜÇLERİ İÇERDEN VURMAK

Ergenekon soruşturmasının yedi yıl sonra ısıtılıp yeniden gündeme getirilmesindeki zamanlama, tertibin amacını da ele vermektedir.

"Ergenekon Operasyonu", Türk Ordusu'na karşı Şeminli'de başlayan uygulamalar dizisinin son halkası ve doruğudur.

Fethullahçı Gladyo, havadan ve karadan sınır ötesi harekât hazırlayan *Türk Silahlı Kuvvetleri'ni içerden vurmak için harekete geçirilmiştir. Ordu'nun dış cephedeki Güneş Harekâtı'na iç cephede Hançer Harekâtıyla cevap verilmiştir. Bu cepheleşmenin geleceğe uzanan boyutu, daha da önemlidir. ABD, sınır ötesi harekâtın karşısına dikilmiştir ve Türkiye'nin PKK ile masaya oturmasını istemiştir. ABD Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığına atanacağı belirtilen, "Çuvalcı General" Korgen. Raymond Odierno, bugün gazetelerde yer alan habere göre, "PKK ile müzakerelere başlanması" gerektiğini söylemiştir (Vatan, 6 Mart 2008).

Siyasal çözüm adı altında Güneydoğu bölgesinin özerkleştirilmesi ve PKK'nın Meclisteki grubunun güçlendirilmesi planı yürütülmektedir. Bu planın karşısına dikilen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve başta İşçi Partisi olmak üzere diğer millî güçlerin direncinin kırılması için, iki araç devreye sokulmuştur. Biri türban savaşıdır; diğeri "Ergenekon Operasyonu".

Akp demokrasi istemez,Tayyip'in Kasımpaşa ağzı ve ayetlerle konuşmasında bu net olarak görünüyor.
Onlar için demokrasi trendir.Bir araçtır.Son durak şeriattır.
Ne yazık ki bazı insanlarımız treni sever,trene bakar ama trenin onları nereye götüreceğini algılayamaz.
Laiklik olmadan demokrasi olmaz,Akp üst yönetimi laik değiliz diye bas bas bağırır.
Ama bazı arkadaşların kulakları duymaz.
Halk isterse tabi laiklik gidecek,laiklik neymiş,insan laik olmaz diyen Recep Tayyip'tir.
Dindar bir Cumhurbaşkanımız olsun ne olur diyenler.
Halk isterse şeriatda gelir diyenler onlardır.
Demokrasi nedir.Refarandum yapılmış İra'da ne olmuş din devleti kurulmuş.İran'da demokrasimi var?
Türkiye'de de halk oylaması yapsınlar çoğunluk şeriatı istesin hemen şeriat devleti kurulsun.
Ne güzel demokrasi.
Demokrasi her insanına eşit hak ve özgürlükleri verebilmelidir.
Sen şeriat devletinde internette bunları yaz bakalım ne olacak.
Akp demokrasi savunucusu,Abd özgürlük ve barış ihracatçısı diyenler bilerk veya bilmeyerek ABD'nin BOP projesini desteklerler ve Kürt-İslam sentezini isterler.
Bunlar Atatürk'e ve TC'ye düşmandır.
Ülkemizin bölünmesi dinci oligarşinin egemenliği ve emperyalizmin politikalarına hizmet ederler.
Saygılar

frodo
26-03-2008, 13:10
" Halbuki Itilafcilik tanimlamasi yanlistir. Cunku Itilafcilik tanimi 1. Dunya savasinda Itilaf Devletlerinin, yani Turkiye'nin beraber savasa girdigi Almanya ve Avusturya-Macaristan imparatorlugunun dusmanlari olan Ingiltere, Fransa, Italya, Rusya gibi devletlerin dostu olmak anlamina gelir. Bu tanimlama Mustafa Kemal tarafindan bazi kesimleri ifade etmek icin o zamanlar kullanilmistir ama Turkiye'deki sag hareket gelenegini boyle tanimlamak cok buyuk bir yanlis olur. Melih Pekdemir'in bu hataya dusmesinin nedeni sanirim Kemalizm ile ilgili degerlendirmesinde yatiyor."

Sevgili Sargon "itilafçılık" deyimi doğrudan Hürriyet Ve İtilaf Fırkası'ndan gelir. Bir yakıştırma değildir. Anlaşılan bu başlık epey su götürecek. Keyifli bir tartışma olacağını düşünüyorum.,

"AKP'nin rejim için tehdit düzeyiyle 80 öncesi MHP'yi eş tutmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Elbette AKP laikliği ve demokrasiyi içine sindirmiş bir parti değil ancak 80 öncesi MHP'ninki gibi cinayetler işleyen katliamlar yapan Komandoları yok. TİP'li 7 gencin öldürülüşünü hatırlayın, Maraş katliamlarını hatırlayın. AKP'yi her ne kadar beğenmesem de demokrasi ve hukuk sınırları içinde oynuyor. Birkaç istisna bu tahlili bozmaz. Oysa 80 öncesi MHP çok farklıydı. Militarist idi. Günümüzde İslamcılar içindeki militarist unsurlar daha ziyade Saadet Partisi ve daha radikal gruplardadır örneğin Hizbullah'dadır. Bu gibi radikal İslamcılar AKP'yi sevmezler. Bundan dolayı Erbakan Tayyip'e "Tevbe et Milli Görüş'e dön" demiştir. Dolayısıyla AKP'yi radikal İslamcılardan ayırmak gerekir. 80 öncesi MHP ile eş tutmak hatalıdır."

Sevgili cem sanırım Akp'nin gündemi ve varoluş gerekçesini ciddi biçimde ıskalıyoruz. Biat kültüründen yetişen ve referansını vahyi emirlerden alan hiç bir siyasi yapılanma "demokrat" olamaz. Onların demokrasisi sınırlıdır. AB yanlısı görünen bunun için çaba sarfeder gözüken Akp mi yoksa örneğin Ahim'de türban kararını bu işe mecelle karar verir diyerek protesto eden *Akp mi ?

Evet bu başlık güzel tartışmalara gebe görünüyor.

sargon
26-03-2008, 13:54
Dogu Perincek'in yazdiklarini okuyunca 1998-1999 yillarinda basima gelenler aklima geldi. O yillarda devrimci sol bir derginin yasal yayin organinda calisiyordum. Daha dogrusu derginin yaziislerini yoneten birkac kisiden biriydim. Ama daha oncesinde orgutsel calismalarin da icinde bulunmustum. Birkac ay suren dergi calismasindan sonra orgute operasyon yapildi ve tutuklandim. Iddianamede itirafcinin hakkimdaki ifadelerine de onemli bir sekilde yer veriliyordu. Aslinda itirafcinin soyledikleri tamamen dogruydu ama bir itirafci oldugu icin onun ifadelerinin gecerli olmamasi gerektigini iddia ediyorduk. Halbuki iddianamede benim orgutle iliskilerimi gosteren baska kisilerin ifadeleri ve ayrica somut bazi olaylar ve belgeler de vardi. Gerci ortada ne bir silah ne bir silahli eylem falan yoktu ama yasadisi orgut uyeligi bilindigi gibi adam oldurmeden daha agir suctur bizde. Zaten mahkeme de kararini bastan vermis bir DGM oldugu icin dogru durust bir mahkeme bile olmadan 12.5'ar yil cezayi yeyip yatmaya basladik.

Perincek de ayni benim yaptigim gibi once davanin bir itirafciya dayandigini, bu kisinin ABD'nin ajani falan oldugunu gostermeye calisiyor. Bu kisiyi gozden dusurup ardindan da kendi iddialarina geciyor. Yazinin 3/4'u Tuncay Guney'e ayrilmis durumda. Tabii iddianame falan yok ortada. Ama basina sizan diger haberlere gore - ki bu haberler de yine Dogu Perincek'in avukatlari tarafindan sizdirilmis haberler- ortada baska seyler de var. Herseyden once ordunun cephanesinde olmasi gerekirken, Umraniye'de bir gecekonduda cikan bombalar var, Cumhuriyet gazetesi ve Danistay baskinlari var, Hirant Dink ve Rahip Santoro cinayetleri var, Malatya katliami var, Yargitaya yapilmasi planlanan saldiri ve suikast planlari var. Hatta Yargitay krokilerinin ve eylem planlarinin Dogu Perincek'in burosundaki bir CD'de yeraldigi soyleniyor. Bunlara ne buyuracagiz.

Perincek sonra da kendi kafasinda kurdugu, bence tamamen paranoyak urunler olan, planlara geciyor. Bu operasyonun amaci Fethullahci Gladyo'nun Turk ordusunu icerden vurma harekatiymis, Turk ordusuna karsi Semdinli'de baslanan operasyonun (yani Semdinli'de bir yainevine bomba atan iki astsubayin yargilanmasi davasi, ki sonunda serefli astsubaylar bir sekilde kurtarildilar.) devamiymis, Turk devletini PKK ile masaya oturtma ve siyasal cozum dayatma planiymis vs. vs.

AKP demokrasi istemez diyor ve aciklamaya calisiyor ama kendisinin "Türk ordusu Türk vatanının bağımsızlığını, egemenliğini ve güvenliğini sağlamakla görevlidir ve böyle görevler halkoylarına sunulmaz. Bu demokrasi budalalıklarının kesinlikle terk edilmesi gerekir. Genellikle gözler orduya dönmüştür. Devrimci, laik cumhuriyet, sosyal devlet hiç sevmediğim kelimeler. Türkiye'nin yönetimini düşman ele geçirmiştir" mealindeki sozlerine ne buyuracagiz.

sevgili aydoe, evet bozuk saat bile gunde iki defa dogru saati gosterir. Ama Dogu Perincek bozuk saat degil, calisiyor, ama hicbir zaman dogru saati gosterdigini ben gormedim. Simdi de yanlis ssat gosteriyor.

sargon
26-03-2008, 14:26
sevgili frodo, bence de keyifli bir tartisma olacak gibi gorunuyor. Su ana kadar tartismanin taraflari duzeylerini bozmadilar ve buna yeltenecek olanlara izin vermedigimiz surece iyi bir tartisma olacagi kesin. "Itilaf" sozcuk anlami olarak uyusma, uzlasma demek. Hurriyet ve Itilaf partisinin amaci soyle tanimlaniyordu: "en felsefi manasıyla hürriyete vasıl olmak". Parti programinda "Memleket şimdiye kadar ne çekmişse hep cebirden, tazyikten" deniyordu. Bu yüzden örfi idare (sıkıyönetim) kaldırılmalıydı. Hurriyet ve Itilaf Partisi 1911-1913 yillarinda yasamis bir parti. 1919'da yeniden kurulmasi ve yasami cok kisa omurlu olmustur. Damat Ferit Pasa'nin 1919'da kurdugu hukumet ise aslinda bir "Hurriyet ve Itilaf Partisi" hukumeti degildir. Refik Halit'e gore "Damat Ferit firkayi bir kislik hirka gibi kullanmistir". Sadece hukumete bu firkadan birkac uye almistir. Ayrica 25 Haziran 1919'da Hurriyet ve Itilaf partisinin merkez komitesi Damat Ferit hukumetini gayrimesru ilan ederek istifa ediyor.

http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCrriyet_ve_%C4%B0tilaf_F%C4%B1rkas%C4%B1

Butun bunlara karsin, Pekdemir bence bilincli olarak "Hurriyet" sozcugunu degil "Itilaf" sozcugunu kullaniyor. Zaten yazisinda da ""Damat Ferit" adını andıktan sonra, sanırım İlkokul tarih bilgilerinizi hatırlamışsınızdır ve programını anlatmama da gerek kalmamıştır.. " diyerek ne soylemek istedigini acikliyor. Ona gore bu parti dusman ile isbirligi yapmis bir partidir. *Halbuki bu akimin devaminda Demokrat Partiyi goruyoruz. Sonrasinda AP, Ozal ve AKP var. "Hurriyet"ci, "Demokrat", "Ozgurlukcu" gibi sifatlari layik gormedigi icin "itilaf"ci diyerek Ingiliz dostlugunu hatirlatmak istiyor. Benim karsi cikisim hem degerlendirmesinin yanlis oldugu hem de dis dinamikleri one cikarmasinin hata oldugu uzerine kurulu. Bence her zaman once ic dinamikler goz onune alinmali, dis dinamikler ikinci planda gundeme gelmelidir.

sargon
26-03-2008, 14:34
Avni Ozgurel'in asagidaki eglenceli yazisini niye daha once gormedim. Okuyun, kesinlikle begeneceksiniz.

Asırlar çete kovalamakla geçti - Avni Ozgurel

Osmanlı, altı asır boyunca çetenin gücüyle ayakta durdu. Cumhuriyet devrinde de aynı dert sürdü geldi. İşte Osmanlı’dan günümüze çeteler...

Geçtiğimiz haftaya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın AKP hakkında kapatma talebiyle dava açma girişimiyle başlamıştık. Ne olacak bu işin sonu diye düşünürken polisin Ergenekon soruşturması kapsamında gerçekleştirdiği bir dizi gözaltı haberi işitildi. Şaşkın bir bekleyişle önümüzdeki haftaya diktik gözümüzü..

Önce bir hususu ifade edeyim; kırk yıllık gazetecilik hayatımda ben sonuç vermiş bir önemli soruşturmaya tanık olmadım. Türkiye sadece cinayetler bakımından değil, adi veya siyasi suçlar bakımından da 'fail-i meçhul'ler ülkesidir. Ya da daha doğru bir ifadeyle sanık bulunca olayı aydınlattığını sanıp yaşananları unutma sürecine giren ülke. Ergenekon diye adlandırılan çete ve buna yönelik operasyon hakkında kanaatlerimi geçen ay 'Vatan Elden Gidiyor' Çetesi başlıklı üç yazıya konu ettim. İlgilenen okusun..
Bu girizgâhın ardından maziye bakabiliriz. Mazi dediğim de sıradan bir şey değil..

Koskoca Osmanlı tarihi. Dünyada ilk kez, bir çetenin devleti esir alıp iktidarı gaspettiği coğrafya burası.

İttihatçılık öncesi

Çete işi herhalde bizim tabiatımızda var. İktidar yetkisini kullanan kadroya tepesi atanın örtülü/açık bayrak açmasının mazisi dersek Orta Asya'ya kadar uzanmak mümkün. O kadar ki, ciltler dolusu yazıp yine de tamamını anlatmamak şartıyla..
Fatih Sultan Mehmed'in saltanatında 'Buçuktepe Hadisesi'nden tutup Arnavutluk'un fethinin tamamlanamayış sebeplerinden çıkabiliriz mesela. Buçuktepe'yi merak eden internetten okuyabilir. Arnavutluk meselesi ilginçtir. Pek üzerinde durulmadığı için burada yazayım.

İmparatorluğun kurucusu Fatih'in Balkan coğrafyasında en fazla Arnavutluk'ta sıkıntılanmış ve zorlanmış olmasının temel sebebi asker ve sivil bürokrasinin 'Bu fethi tamamlarsak sultanın bize ihtiyacı kalmaz, ganimet payımız kesilir. Ordunun bir kısmını burada terhis etse ne denir..' diyerek savaşta gayretsizlik göstermiş olmasıdır. Benzer bir durum 1514'te Çaldıran'da Yavuz'un başına geldi. Zafer sonrası İran'ın bütününü zaptetmeyi planlayan ve buna hazırlanan padişah ordu içinde oluşan bir çetenin gece otağını baskın verip çadırına kurşun yağdırması üzerine İstanbul'a geri dönmek zorunda kaldı.

Sonraki asırlarda da devam etti bu çeteler mücadelesi. Saray bile çarşı-çete oluşturmak, emrivaki/entrika/suikast planlamak zorunda kaldı pek çok hadisede. Haklı haksız hapse atmalar, mal müsadereleri, sürgünler, kalebentlik veya kürek mahkûmiyeti denilen cezalandırmalarla geçti seneler. Son asırlarda maruf kişiler 'değişimi çabuklaştırmak' adına yeltenmeye başladılar bu işe.. Ali Suavi gibi bir aydın 5. Murad'ı tahta çıkarmak hevesiyle etrafına adam toplayıp Çırağan Sarayı'nı basmaya kalktı. Mithat Paşa gibi bir insan ihtilal örgütü kurdu, kafasına göre saltanat değişikliği gerçekleştirdi.

İttihad çetesi

Şimdi adına 'Ergenekon' denilen örgütün kendince kurguladığı Kur'anlı/bayraklı/ silahlı törenlerin kaynağı İttihad Terakki. Ucundan kenarından mason teşkilatınında bulaştığı bu örgüt gizli yemin merasimi, kendi içinde özel ast-üst ilişkisi oluşturması, silahlı eylem ve tetikçi yetiştirmesiyle tanınıyor.

2. Abdülhamid'in idaresinden rahatsızlık duyan ve ülkeyi siyasi bakımdan ileriye taşıyacak reformları gerçekleştirmek iddiası taşıyan İttihad Terakki için bu amaç doğrultusunda yapılan ne varsa meşruydu. Devlet dairelerini basmak, ordu kumandanı/ sadrazam demeden kurşunlamak, kabadayı yöntemlerini benimsemeyen gazetecileri sokak ortasında öldürmek dahil. Nitekim bu yolla iktidarı ele geçirdi.

Tabii bir kere gücü elde edince reform iddiasını falan bıraktı bir yana. Zorbalık devri başladı. Bu dönemde İstanbul'da Bekirağa Bölüğü, İstanbul dışında Sinop Cezaevi İttihad Terakki muhaliflerine tahsis edildi adeta. İttihadçıların o denli hoşuna gitmişti öylesine inanmışlardı ki çete oluşturma işine ve bunun yararına Teşkilat-ı Mahsusa kurulduğunda örgüte verilen görevlerin başında Osmanlı coğrafyasının her noktasında çete oluşturmak, istilaya karşı direnişi çeteler üzerinden örgütlemek yer alıyordu.

Komitacılık ve Cumhuriyet

Gelenek Cumhuriyet döneminde de sürdü. Özellikle 1935'ten sonra. Yani Atatürk-İnönü ihtilafının ortaya çıktığı dönemde. Harbokulu üzerinden oynanan oyunlar fazla eşelenmedi daha. Atatürk'ün ölümünden önceki üç yıl tıpkı rahmetli Bülent Ecevit'in başbakanlıktan uzaklaştırılmak istenip, bu amaçla sağlık kuruluşları dahil bazı örtülü organizasyonlara gidildiği süreçte yaşananlara benzer hadiselerin meydana geldiği, bilinçli bazı dedikoduların yayıldığı bilinir.

Ama herhalde İttihadçı geleneğin 'komitacılık' iye isimlendirdiği faaliyetin su yüzüne vurduğu dönem 1950-60 devresidir. İhtilal gruplarının gerçek sayısını kimsenin bilmediği bunlar arasında müzakereler yapılıp protokollar imzalandığı dönemdir sözünü ettiğim. Tabii, darbeye gerekçe oluşturmak için uygun zemin için provakasyonların hazırlandığı dönemdir aynı zamanda. Netice malum. 27 Mayıs. Ardından o ihtilal sırasında hevesi kursağında kalanların iki darbe teşebbüsü.. Ve nihayet ülkenin 12 Mart muhtırasıyla yüzyüze geldiği çete faaliyeti. Şimdilerde Deniz Gezmiş gibi genç, idealist, yürekli gençlerin ismiyle taçlandırılıp perdelense de 12 Mart öncesi tablo devlet içinde ve dışında çeteleşmenin ne boyuta tırmandığını herhalde hafızalardan silemez.

Keza aynı durumu uluslar arası aktörlerin devreye açıktan girmesiyle 1980'de bir kez daha yaşadığımızı herhalde unutmadık.

Radikal, 23 Mart 2008

sargon
26-03-2008, 14:48
28 ve 29 Ocak gunlerinde Taraf gazetesinin Murat Belge ile yaptigi bir roportaj. Son tutuklamalardan once Ergenekon cetesine dair bir takim ifadeler va. Oldukca ilginc degerlendirmeler yapiyor Murat Belge.

Roportajin *tamamini burdan okuyabilirsiniz. (http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=50534)

Roportajdan bazi bolumler:

Murat Belge: '2009'da kıyamet gibi kan akacaktı!'

Adı Susurluk çetesiyle ve faili meçhullerle birlikte anılan bir emekli general Ergenekon operasyonunda tutuklandı. Bu derin devletteki iç hesaplaşmanın bir sonucu mu oldu sizce?

- Evet o emekli general on yıl sonra gözaltına alındı. On yıl içinde kaç cesetten sonra acaba bu oldu? O cesetleri de bir saymak lazım tabii. Ben saymadım. Bakın… 2008"egeldik. Artık Soğuk Savaş yok. Avrupa Birliği, globalizasyon gibi süreçler var. Bir kısmı çeteci olan bir devlet artık dünyanın bu koşullarıyla bağdaşık değil. Türkiye"de derin devlet bir gelenek ama asker de sadece JİTEM demek değil. Bu devletin içinde "kendimize artık bir çeki düzen vermeliyiz" diyenler de var. Önceki Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök böyle biriydi. Öyle olmasaydı, kuvvet komutanların onun döneminde giriştikleri iki ayrı darbe hazırlığı bir yere varırdı. Ergenekon operasyonunda tutuklananlar da 2009"da darbe yapmayı planlamışlar. Adamın aklına durup duruken 2009 iyi bir sene diye gelmedi herhalde. 2009 insanın aklına bir şeyler getiriyor. Şimdiki genelkurmay başkanı 2009"da emekli oluyor. Darbecilerin dayandığı, güvendiği bir şeyler olmalı ki, böyle bir hesap yapıyorlardı.

...

Türkiye bu yapıyı temizleyebilecek mi sizce?

Temizleyemezse kendi temizlenir. Hayatta her şeyin sonuçları var. "Ben böyle bir çeteyle var olacağım" diye karar verirse, bir kere bu ülkede bir sürü insan buna "olmaz" diyecek. O zaman bu insanları susturmak gerekecek. Bakın… Son yakalanan sanıkların bir darbe ortamı hazırlamak istedikleri söylendi. 2009 darbe planında kıyamet gibi kan akacaktı. Linçler yaşanacaktı. sonra da ordu gelip bu kanı durdurmuş olacaktı. Fakat ordu saldırıları durduruncaya dek, asıl istenmeyen unsurlar zaten temizlenmiş olacaktı.

12 Eylül darbesi de böyle gerçekleşmedi mi? Önce sağ ve sol çatışmalarında binlerce insan öldürülmedi mi?

- Evet ama 2009"da planlanan 12 Eylül'den de beter bir şey olacaktı. Çünkü 12 Eylül"den farklı olarak, Yasin Hayaller, Ogün Samastlar gibi adamlar geleceklerdi. Sıkıyönetimin başındaki üst teğmen gibi size, "Giyinin Selimiye"ye gidiyoruz" denmeyecekti. Güruhlar evinizin kapısını kırıp içeride kim varsa temizleyeceklerdi. Dört beş gün böyle devam ettikten sonra da muhtemelen kardeş kavgasına son vermek üzere darbe olacaktı. Sen de o zaman işte bir ülke olarak bütün saygıdeğerliğini, her şeyini sokağa atmış olacaksın. Sabahtan akşama bu adamların "Türk kanı", "Biz Ergenekon"dan geldik, Tanrı dağına gittik" diye televizyonlardan kükrediği bir memleket olarak dayanabildiğin kadar yaşayacaksın.

Türkiye"de hala darbe olur mu?

-Olabilir. Bu memlekette darbe yapmaya karar vermiş ve o darbeyi "cumartesi gecesi başlatıp pazartesi sabaha kadar şunlara bunlara el koyarak yaparız" diye bir planı işletecek kadar adam da bulunmuşsa, bu darbeyi yaparlar. Ama darbe uzun ömürlü olur mu? Zor. Darbe olursa Türkiye dünyadan çok izole olur. Tabiat parkı gibi bir şey olur.

...

Sizce bu operasyon gittiği yere kadar gidebilecek mi?

- İşin gene üstü örtülür ama… Devlet herhalde bu işin halen görevde olan uzantılarını emekli ederek tasfiye edecek. Bakın… Bizim otoriter kesim sokaktaki faşistle daha önce böyle hiç ittifak kurmamıştı. Onu hep emir eri olarak icabında kullanılabilecek kirli bir alet olarak görür ama onunla ititfak kurmazdı. İlk kez bu dönemde bunlara inisiyatif verilmiş. Yasin Hayal Veli Küçük ve beraberliğinin geçmişte bir benzeri yok. Bakın… Türkiye'de tarihi bakımdan dönemini doldurmuş bir üretim biçimi ve yönetim anlayışı var. Hem Soğuk Savaş'ın sağladığı yapay destekler bitti hem de ortaya AB diye somut bir durum çıktı. bu şartlarda kendini yok olmak üzere gören bir kesim var. İşte bunlar milliyetçiliğin bütün unsurlarıyla birlikte büyük bir enerjiyle bütün toplumun altını üstüne getirdiler, Her cephede doğrulara ve ahlaka karşı müthiş bir savaşa giriştiler. Ermeni kıyımı olmadı ne demektir? Oldu. Eğer bütün bir topluma olmadı dedirteceksen, o zaman sen doğruyla, gerçeklikle savaş halindesin demektir.

Derin devleti besleyen bir milliyetçi kök olduğu söyleniyor. Türkiye"de milliyetçilik ne anlama geliyor?

- Zenofobi anlamına geliyor. Yabancı düşmanlığı buradaki milliyetçiliğin ortak temelidir. Birini dininden, diğerini etnik kökeninden ötürü dışlar. Ama karşısında karides yediğin için de sana çok sinirlenebilir. Sinemaya gitmene de çok kızabilir. Yahut Orhan Pamuk"u seviyorum dersen, sana onun için de düşman olabilir. Onun bilmediği bir medeniyetin gereğini yaptığın için çok öfkelenebilir. Buna bir de uzaktan bayrak salladın mı, hayattaki uyumsuzluğunun açıklamasını, gerekçesini ve hedefini bulmuş olur. Bunlar toplumda her zaman bir yekün tutarlar ve çok kolay yönlendirilirler. Geçmişte TİP'in İzmit'teki kapalı salon toplantısına düzceden iki kamyon adam getirip saldırtırsın, bugün de 301 davalarının görüldüğü mahkeme kapılarında linç girişimlerinde bulundurtursun. Perihan Mağdene, Orhan Pamuk'a bağırtırsın.

...

- Biri "Ben sosyalistim bütün Türkiye'yi sosyalist yapacağım. İlk fırsatı bulduğumda aykırı bütün unsurları temizleyeceğim" diye yola çıkıyor. Öbürü "Ben Turancıyım" diyor. Diğeri ben "Müslüman'ım" diyor. AKP de dahil bütün siyasi partiler, hareketler monist bu ülkede. Biz senelerdir ideallerimizi değiştirmeden kendi monist iktidarımızı kurmaya çalışıyoruz ve hiç birimiz de kuramıyoruz bunu. Derin devlet bile tam iktidarını kuramıyor. Bakın şu anda hapisteler. Belki birisi kalkıp diyecek ki, kardeşim galiba bu monizmle olmuyor. Önce biz birbirimizle yaşamayı öğrenelim" diyecek. Yani biz çoğulculuk iyi diye değil, tek başına iktidarımızı kuramadığımız için sonunda biz çoğulcu olacağız. İşte o zaman demokratik kültür başlayacak. Biz daha oralarda değiliz.

...


Eski solcuların önemli bölümü niye tutucu oldular peki?

- Çünkü milliyetçiydiler. Solcu olmalarının nedeni milli kalkınmacılıktı. Ethem Nejat mesela… Karadeniz'de bir takada öldürülen adamın komünist olmaya karar vermeden önce " Her Türk dünyadan nefret etmelidir" diye yazılar yazıyor. Bildiğmiz jenofobik Türk ideolojisi. Bu adam solcu oluyor. Ne kadar fikrini değiştirerek solcu oluyor acaba. Mihri Belli'nin Milli Demokratik Devrim hareketi askerle birlikte yapıyor devrimini. Orduyla ilişkiyi araçsal gören, kendisini de ordunun aracı yapmakta bir sakınca görmüyor sonunda. Devrim için askerleri kafaya almamız lazım derken, asker de kendi darbesini yapmak için onu biraz kafaya alıyor. Parkaları giyip "Ben Türk Halk Kurtuluş Ordusu'nun neferiyim" diye dolaştığında, toplumun hep sahip olduğu militarizmin çok uzağında durmuyorsun.

Aydınlarımız geçmişte Kemalizm"le solculuğu aynı şey mi sandılar?

- Evet. Kemalizm muasır medeniyet seviyesine ulaşmaktır. Fabrika kuracaksın, eğitim yapacaksın. Ama bunun için sosyal bir güç lazım. Örgütlü güç olarak askerden başkası yok. O zaman başlangıçta, "askerin iktidarına razı olalım" demiş gibi oluyorsun. Böyle olduğu için de "bizim asker başkasına benzemez. Türk ordusu halk ordusudur. Onun için ilericidir. Zaten ilk ressamlar da askerdi" gibisinden kılıflar buluyorsun.

...

Seçim öncesi yapılan o büyük mitingler Ergenekon çetesinin işi miydi?

- Tabii. Emekli komutanların kurduğu sivil toplum örgütleri düzenlediler.
Bugünkü şartlarda ilerici ve solcu olmanın birinci koşulu, Türkiye'de demokrasinin köklenmesine katkıda bulunmaktır. Bu toplumda yaşayan insanlar, devlet dairesine, mahkemeye gidip de kovulmadıkları, haklarını arayabildikleri zaman, "Ya bu hayat bayağı değişti. Bunda Ahmet"in, Mehmet"in payı çok" desin. Yoksa "mülkiyeti kaldıralım" gibi solcu laflar çok anlamlı değil şimdi. Bugün Türkiye"nin zihniyetini değiştirecek şeyler çok daha basit şeyler. Kısacası daha ileri bir demokrasi bu… Mesela üniversitelerde türbanın yasak olması, devletin Müslüman kesime uyguladığı bir haksızlıktır.

aydoe
26-03-2008, 15:15
Hürriyet'ten Saygı Öztürk'ün haberine göre; Güney’in 2001 yılındaki iddialarının 12 Mart 2008'de bir gazetede (Yeni Şafak) manşetten yayımlanması üzerine Küçük, bir gün sonra Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’ne suç ihbarında bulundu ve kendisi hakkında soruşturma açılmasını istedi.

Küçük, dilekçesinde şunları yazdı:

HAYALİ ÖRGÜT

"Birtakım odaklar tarafından oluşturulan ’Hayali Ergenekon Örgütü’ ve bu konuda yapılan soruşturmadan ötürü 21 Ocak’tan bu yana haksız ve hukuksuz şekilde tutuklu bulunmaktayım. Sözü edilen ’Ergenekon’ diye bir örgüt olmadığı gibi, suçlanmış olduğum ’Hükümete isyan’a ilişkin tek bir eylemim ve faaliyetim de bulunmamaktadır. Amaç, şahsım üzerinden TSK’yı yıpratmaktır. Tuncay Güney isimli gazetecinin ifadesine dayanarak, görevde olduğum döneme ilişkin ciddi iddialar yer almıştır. Bu ifadelerde, ’Veli Küçük ile beraber olduğum dönemde, Doğu Perinçek’in referansıyla Aydınlık Dergisi’nin bazı muhabirleriyle Kuzey Irak’a gittik. Götürülen silahlardan 12 bini Barzani’ye, 12 bini Talabani’ye verildi. Talabani’ye verilen silahlardan 6 bini ayrılarak Binbaşı Tamer ve Talabani’nin adamları tarafından PKK’lı Cemil Bayık’a teslim edildi’ deniliyor. Bu son derece ciddi bir beyandır.

ÇİRKİN TEZGAH

Ordu ve şerefli mensupları üzerinden kurulmak istenen çirkin tezgahın ortaya çıkarılması için iddia edilen suça askeri kişiler karıştırıldığından, silahların ordu malı gibi bir mana verildiğinden, derhal soruşturma başlatılarak öncelikle ifademin en geniş şekilde alınmasına karar verilmesini arz ederim."


''İP GENEL SEKRETERİ SENEM: HEDEFTE İP VE TSK VAR
Pazartesi, 24 Mart 2008 *
İşçi Partisi Genel Sekreteri Avukat Nusret Senem, partisinin İstanbul İl Merkezi’nde basın toplantısı düzenleyerek Taraf, Star ve Yeni Şafak gazetelerinde yayınlanan haberlere yanıt verdi. Avukat Senem, gerçeği yansıtmayan bu haberlerin, tertibin aracı olan Emniyet içindeki Fethullahçı Gladyo tarafından servis edildiğini belirterek, tertibin boşa çıkarılacağını vurguladı. “Yargıtay’ı vuracaklardı” manşetiyle çıkan Taraf gazetesinde, İşçi Partisi’nde yapılan aramalarda, AKP iddianamesinin bir bölümünün ve Yargıtay krokisinin bulunduğu iddia ediliyordu.

İşçi Partisi Genel Sekreteri Avukat Nusret Senem, partisinin İstanbul İl Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Taraf gazetesinde yayınlanan, AKP iddianamesinin bir bölümünün İşçi Partisi’nde bulunduğu iddialarına yanıt verdi. “AKP kapatma davasının rövanşı alınmak istenmektedir” diyen Senem, şunları söyledi:

“Bu iddialar bir tertibin ürünüdür. Hedefte başta İşçi Partisi ve Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere vatansever kuvvetler vardır. Tertibin aracı olan Emniyet içindeki Fethullahçı Gladyonun servis ettiği bu haber tümüyle yalandır. Sözü edilen metin, AKP İddianamesinin tarafımızdan aynen alıntılanmış ve operasyon sırasında baskıya giren Aydınlık Dergisi’nin son sayısında yayınlanmıştır. Metnin altında da “Ara başlıklar dışında tüm metin iddianameden aynen alınmıştır” açıklaması yer almaktadır.

Av. Senem, “Yargıtay’ı vuracaklardı” manşetiyle çıkan Taraf gazetesinin, İşçi Partisi’nde yapılan aramalarda ele geçirilen CD’lerden birinde Yargıtay binasının ayrıntılı krokisinin bulunduğu yönündeki haberini de yalanladı. Binada arama yapıldığı sırada polis memurlarına eşlik ettiklerini ve alınan tüm belge ve cd’leri “tanımlamak suretiyle” kayda geçirdiklerini anlatan Senem, “Böyle bir CD bulunmuş değildir. Tutanaklarda böyle bir belge yoktur. Taraf gazetesinde yayınlanan imzasız, uydurulmuş belge bize ait değildir. Tertipçi merkezler tarafından imal edildiği arama tutanaklarında yer almamasıyla da sabittir” diye konuştu. Senem, Yargıtay binasının krokisinin yer aldığı belirtilen CD’nin, bazen İşçi Partisi’nde bazen de tutuklanan gazeteci Adnan Akfırat’ın evinde bulunduğu şeklindeki ifadelerin tutarsızlığına da dikkat çekti.

Avrupa Parlemantosu'nun Tayyip Erdoğan'a "Ergenekon operasyonuna devam!" *talimatı verdiğini hatırlatan İP Genel Sekreteri Av. Nusret Senem, tertiplerin ve basına yapılan gerçek dışı servislerin amacının belli olduğunu belirterek, kapatılma tehdidi ile karşı karşıya kalan, gayrı meşru AKP hükümetinin telaş içinde olduğunu söyledi. ''

Evet iddaname ortada yok ama taraflı basın asparagas haberler yayınlamaya devam ediyor.
Bu haberlerin kaynağı nedir.Avukatların ulaşamadığı deliller ve iddanameye bu yazarlar nasıl ulaşabiliyor?
Bence iddaname ve dava süreci izlenmelidir.Suç ispat gerektirir.Gazete haberlerine dayalı iddaname hazırlanmaz.Sonucu görmek gerekir.
Devlet içinde yapılanmış çıkar çeteleri mevcuttur.Ne yazık ki bu durum devlet yapımızdan ve sosyo-ekonomik ve kültürel şartlardan kaynaklanmaktadır.
Gerçek halk demokrasisi ülkemizde hiçbir zaman kurulamamış olduğundan bu tarz örgütlenmeler var olmuştur.
Devlet mafya bağlantısı,devletin siyasi taraf olması ve çıkar ilişkilerine dayalı menfaat grupları ve suç grupları oluşmuştur.
Türkiye'de yarı askeri bir oligarşik yapı mevcuttur.Ergenekon oligarşinin kendi içinde ki bir gruba yönelik tasfiye operasyonudur.Ama çeteleri ve yasa dışı örgütlenmeleri tümüyle ortadan kaldırması mümkün değildir.
Zaten var olduğu bilinen ve deşifre olmuş bir çeteyle birlikte ulusalcılarda yok edilmek istenmektedir.Yanlış olan da budur.
Oligarşi yıkılmadan halk demokrasisi gelmeden biz bu çetelerden kurtulamayız.

aydoe
26-03-2008, 15:33
Murat Belge'de şaşırmış neyi savunduğunun farkında değil,yada farkında!
* * * * * *
* * * * * * Öğrencileri, Prof. Murat Belge'ye "ders" verdi. Öğrencileri,
* * * * * * Belge'ye mektup yazdı: *"Erdoğan'la gönüldaşlığınız bize manidar geliyor."
* * * * * * Bilgi Üniversitesi öğrencileri, AKP'yi kayıtsız - şartsız destekleyen "hocaları" Murat Belge'ye tepki gösterdi.

* * * * * * Bugün türban karşıtı eyleme katılan yaklaşık 2 bin öğrenci, Belge'nin yazarı olduğu Radikal Gazetesi'nde AKP'yi destekleyen yazılarından örnekler verdi. Öğrenciler, okulda dağıttıkları mektupta, şu görüşleri dile getirdi:


* * * * * * *Murat Belge'ye açık mektup

* * * * * * *Büyük hayallerin bittiği yerde büyük geri adımlar başlıyor. Küçülen, küçülmesi gerekir diye düşünülen hayaller, dönüyor dolaşıyor, en kirli amaçların ambalaj kağıdı oluyor. Sizin hiç gerçekten büyük hayalleriniz oldu mu, bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz, yıllarca bize varmış gibi gösterdiler. Belki sizin de isteğinizle, belki değil… Belki de, 'bize ne' deyip geçmek gerek…

* * * * * * *Ancak geçemiyoruz. Söz konusu olan insanlarımızın geleceği, eşitlik ve özgürlük özlemleri olunca, siz de hak vereceksiniz, o kadar kolay geçilmiyor. Sizi bize yıllarca 'solcu' diye, 'aydın' diye bellettiler. Amfilerde derslerinizi 'ben de sosyalistim' diyerek açtınız, gazetelerde dergilerde 'en radikal', 'en bilgece fetvalarla' aklımızı başımızdan aldınız. Ta ki, hayaller bir ampule sığacak denli küçülene kadar…

* * * * * * *Sayın prof, muhterem 'aydın',

* * * * * * Sizi bilmiyoruz ama bizim hayallerimiz ampule sığmıyor. Biz Türkiye'nin aydınlık geleceğini Adalet ve Kalkınma Partisi'nde aramıyoruz. 'Adalet'lerinin ne olduğunu, 'kalkınma'dan ne anladıklarını bilecek yaştayız. Milyonlarca yaşıtımız işsiz gezerken, milyonlarca insanımız insanca yaşam sınırının altında yaşamaya çalışırken AKP'ciliğinizin ne anlama geldiğini de anlayabilecek kadar yetiştik.


* * * * * * *Sizi bilmiyoruz ama bizim özgürlük anlayışımız örtülere, peçelere sığmıyor. O peçelerin, örtülerin milyonlarca yaşıtımıza ne tür baskılarla taktırıldığını görüyor, yaşıyoruz. Ülkemizde kadınlarımız için başı açık sokakta gezmenin saldırı sebebi sayıldığı yerler olduğunu bilecek kadar Türkiye'de yaşıyoruz. Özgürlüğü, Sivas Katliamı'nın kadrolarından beklemeyecek kadar akıl sağlığı yerinde insanlarız. Devlet bütçesinden Diyanet İşleri Başkanlığı'na ayrılan payın 8 bakanlığın bütçesine denk olduğu bir ülkede özgürlük deyince bir kere daha düşünmek gerektiğini de biliyoruz. Bizim özgürlüğümüz bulutların üstünde gezinmiyor, ayakları yere basıyor, toprağa, bu topraklara..

* * * * * * * *Sizi bilmiyoruz ama bizim eğitim anlayışımız cüzdana sığmıyor. Eğitimi, bir meta olarak değil hak olarak görüyoruz. Siz radikalliğiniz gereği, eğitim paralı olsun deyince, biz bunu milyonlarca yoksul kardeşimizin suratına vurulmuş bir tokat sayıyoruz. Halkımızın arkasında Avrupa'dan fonlar, Soros'tan enstitüler durmuyor, biliyoruz. Hala 'akrep gibiyiz' belki ama 'derya içre olup deryayı bilmeyen balık' olmamaya gayret ediyoruz. Sizi bilmiyoruz ama bizim düşlediğimiz Türkiye, Avrupa Birliği'nin 'parlak' yıldızları içine sığmıyor, sığamıyor. Avrupa Birliği'nin Avrupa halklarının birliği ve kardeşliği ile ya da demokrasi ve insan hakları ile zerre ilgisi olmadığını biliyoruz.


* * * * * * *Değil mi ki, Türkiye'nin IMF anlaşmaları; ABD'nin Ortadoğu müdahaleleri; Yugoslavya'nın bölünmesi; Küba karşıtlığı; ırkçılık ve bilumum gericilik Avrupa Birliği'nin sicilinde yazar, biz bu birliğe patron birliği demeyi tercih ediyoruz. Bunca rezilliği "solcuyum-sosyalistim" diyerek pazarlayanlara ne deneceğini de sizin takdirinize bırakıyoruz.

* * * * * * *Sizi bilmiyoruz ama biz ülkemize ve insanlarımıza güveniyoruz. Memleket sevgimizin temelini ona duyduğumuz güven, vereceğimiz emek oluşturuyor.

* * * * * * *Yurtseverlik ile şovenlik, arasındaki farkları bilecek yaştayız. Yemek ve gezi kitaplarınız sizin olsun, bizim kalbimiz Fransa'daki yoksullarla, Afrika'daki açlarla, Irak'ta, Yugoslavya'da, Filistin'de evleri başlarına yıkılan insanlarla birlikte atıyor. O insanlarla birlikte aynı düşmana, emperyalizme karşı tek yürek olduğumuzu biz çok iyi biliyoruz. Sizin Recep Tayyip Erdoğan ile türban, Avrupa Birliği, paralı eğitim konularındaki gönüldaşlığınız, "beraber yürüdüğünüz o yollar, beraber ıslandığınız yağmurlar…" bize çok manidar geliyor.

* * * * * * * Sizi bilmiyoruz ama biz eşitliği ve özgürlüğü arıyoruz. Eşitlik ve özgürlük için gericiliğe ve emperyalizme, AKP'ye ve AKP'cilere karşı mücadele ediyoruz.

* * * * * * *İstanbul Bilgi Üniversiteli Öğrenciler
* * * * * * * ........... "

sargon
26-03-2008, 17:00
Bizim zamanimizda devrimci dedigin kapitalist duzene karsi olurdu. Su siyasi parti, bu ordu kligi diye hesap yapmazdi. Onun arkasina, oburunun onune gecelim diye dusunmezdi. Gerci bunu yapan bir Aydinlik ekibi vardi, ama butun solcular Aydinlikcilarin devlet destekcisi oldugunu dusunurlerdi. Aydinlikcilar devrimci sayilmazdi, ajan provokator falan sayilirdi. Simdi devrimcilik, sosyalistlik denen sey AKP karsitligi olmus cikmis. Piyasayi Abdurrahman Celebi'ler kaplamis. Dogrusu Dogu Perincek'i takdir ediyorum. 30 yildir ugrasa didine sonunda ortada sosyalist kultur diye birsey birakmadi. Kendi anlayisini da oldukca iyi propaganda ediyor.

Murat Belge o AKP karsiti ogrencilerden daha ozgurlukcu birisi. Cunku bu ogrenciler ozgurluk karsitligini ve milliyetciligi sosyalizm olarak anliyorlar. AB'ye karsi ol, Soros'a karsi ol, AKP'ye karsi ol, bunun adini da sosyalizm, ozgurlukculuk falan koy. Sen ne istiyorsun kardesim ozgurluk adina? Turban universitede serbest olsun deyince sosyalist ve ozgurlukcu olunmuyor sanki.

Bir de garip bir linc anlayisina sahipler, birisi fikirlerini soyluyor ve yaziyor. Bunlar hurraaa, cikip protesto ediyorlar. Bu tipik bir ittihatci kulturudur. Fikirleri ezme, dusunce ozgurlugu falan tanimama kulturudur. Eskiden devrimci ogrenciler yonetimin bir uygulamasi oldugunda falan protesto ederlerdi, simdi ise fikirlerini aciklayanlari protesto eden son derece kotu bir kultur gelistirmeye calisiliyor. Bu anlayis anti-demokratik ve baskicidir. Orhan Pamuk'u linc et, Murat Belge'yi protesto et, o yazara Soros'cu, digerine libos de, senle ayni dusunmeyen basini "Mutareke Basini" diye yaftala. Ayiptir yahu, sosyalizm ve devrimcilik bu kadar mi ayaga dustu?

sargon
26-03-2008, 19:10
Cumhuriyet Gazetesinin 26 Mart, yani bugunku manseti:

"Deniz Baykal, seckin insanlarin gozaltina alinmasinin darbe uygulamasi oldugunu soyledi" seklinde ust baslik ve buyuk puntolarla verilen haber ise "Hedef, asker ve yargi" Hemen altindaki haber ise "Savci sikayet edildi" seklinde. Daha onceki gunlerde de gordugumuz gibi Cumhuriyet davayi siyasal bir dava olarak kabul ediyor ve hukuksuzlugunu ileri surmeye devam ediyor. Dogu Perincek ve IP, Ulusal Kanal gibi yayin organlari ile Cumhuriyet'in yaklasimlari ayni.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?em=cumhuriyet/w/c01.html

Bu surecte haberleriyle one cikan Taraf gazetesi ise (internete mansetini goremiyoruz ama sanirim bu olaydir) 2004'te yapilmaya calisildigi iddia edilmis olan "Ayisigi" ve "Sarikiz" isimli darbe girisimlerine ait kayitlarin Deniz Kuvvetleri Komutani Ozden Ornek'in bilgisayarindan ciktiginin kanitlandigini yazdi. Bu olay da Ergenekon Davasi cercevesinde sorusturuluyordu.

http://www.taraf.com.tr/haberv.asp?HaberNo=3665

aydoe
26-03-2008, 19:37
AKP'nin türban manevrası, *kimi kesimlerce kişisel hak ve özgürlükler kapsamında demokratik bir talep olarak değerlendirilip destekleniyor. Bu, bilinçli bir destek veya yedeklenme değilse bir yanılgıdır. İnsanlar, kendini ifade etme kanalları tıkandığı oranda dolaylı ifade araçlarına, yani simgelere ihtiyaç duyar. Türban da bu bağlamda bir simgedir. Türbanın arkasındaki fikri ve ideolojik duruş ise, hemen tüm kurumlarda tarikatların ve gericiliğin hakimiyetini öne çıkaran bir nitelik taşıdığı için, bu tarihsel kesitte öne çıkarılan bu simgenin gericiliğe hizmet ettiğini, onu güçlendirdiğini söyleyebiliriz.

http://www.devrimcihareket.net/index.php?option=com_content&task=view&id=767&Itemid=29

Demokratikleşme, fikir özgürlüğünden kişisel hak ve özgürlüklere, inanç özgürlüğünden örgütlenmeye kadar bir bütündür. Bugün ülkemizde tepeden tırnağa bir demokratikleşme yakıcı bir ihtiyaç halindeyken, bunu yok sayıp salt türban talebini öne çıkarmak, gerçek bir demokratikleşmenin önünü tıkamaktır. Bu nedenle demokratik bir talep olarak görülüp desteklenmesi doğru değildir.

26-03-2008, 19:47
buyuk puntolarla verilen haber ise "Hedef, asker ve yargi"

Aynı sözü Perinçek'de tutuklanırken kameralara söylemişti. Bugün de Cumhuriyet gazetesi ana sayfa başlığında söylüyor. Bu orduyu açıkça kışkırtmaktır. Darbe olsun istiyorlar.

qw19
26-03-2008, 19:55
"Murat Belge o AKP karsiti ogrencilerden daha ozgurlukcu birisi. Cunku bu ogrenciler ozgurluk karsitligini ve milliyetciligi sosyalizm olarak anliyorlar. AB'ye karsi ol, Soros'a karsi ol, AKP'ye karsi ol, bunun adini da sosyalizm, ozgurlukculuk falan koy. Sen ne istiyorsun kardesim ozgurluk adina? Turban universitede serbest olsun deyince sosyalist ve ozgurlukcu olunmuyor sanki." sargon

* Soroscu ol, AKP li ol, türbancı ol, *sosyalistim, özgürlükçüyüm. Sonrada kalk Aydınlıkçılara
ajan provakatör de, bu veriler ışığında sen nesin?
*Şu yazılarına cevap vermeyi düşününce bile afaganlar basıyor. Hakketen aklının hepsi bumu daha geride bir şeyler var mı. Şu yazılarının hangi seviyesizlikte cevabı hak ettiği belli de...

sargon
26-03-2008, 20:37
Yeni Safak gazetesindeki bugunku yazilarina baktim. Bence iclerinde bakis acisini en guclu sekilde anlatan *yazi Ali Bayramoglu'nun yazisi. Bu arada biz bile tahammul edilemez bulunuyorsak Ali Bayramoglu'na oldurme tehditleri gelmesi gayet dogal. Simdi de onu ekliyorum:

Darbe, darbeci, azmettiricilere dair notlar… - Ali Bayramoglu

2003 ve 2004… Sarıkız ve Ayışığı adlı iki darbe girişimi hiç olmadı…

Bu darbe girişimlerinden birinde üç kuvvet komutanı, diğerinde bir kuvvet komutanı işi son aşamaya kadar hiç getirmedi…

Bugün yüksek sesle "tezgâh, demokrasi" diye bağıran birçok gazeteci Ankara'da yapılan darbe toplantılarına hiç katılmadı…

New York süreci yaşanırken, yani Kıbrıs görüşmeleri sırasında Cumhuriyet'in Ankara temsilcisi üzerinden Cumhuriyet Gazetesi Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e ve hükümete karşı bir ayaklanma sinyali olan "Genç subaylar rahatsız" manşetini atarak, darbecilerin "yazılı kuvvetler"i rolüne hiç soyunmadı…

O gün saatlerce New York'ta, Ankara'da ve İstanbul'da askeri girişim müjdesi kimileri tarafından hiç beklenmedi…

Şemdinli bir rüyaydı…

Danıştay Saldırısı'nda orduya ait el bombaları hiç kullanılmadı…

Bombacı bunları ünlü bir generalden aldığını hiç itiraf etmedi…

Hrant Dink cinayetinde resmi ayak hiç olmadı…

Trabzon Jandarma Alay Komutanı cinayeti önceden bildiren astlarına, "tamam sonra bakarız" hiç demedi, cinayetten sonra bu aynı kişilere konuşmama emri hiç vermedi…

Evet, bunların hiçbiri olmadı…

Bunların hepsi hükümet uydurması…

Ya da bazı gazeteci, yazar ve aydınların icadı…

Ergenekon aslında hiç yok, Ergenekon bir safsata…

Öyle diyorlar…

Başta Baykal…

İşte son konuşmasından iki cümle:

"Ergenekon Hükümet tarafından yaratıldı. 2008 Ocak ayından itibaren soruşturmayı yöneten savcılık ve polis fezlekede 'Ergenekon terör örgütü" ibaresi kullanılmaya başlanıldı, o günden sonra bütün çete olayları Üzeyir Garih, Hablemitoğlu, Hrant Dink cinayetleri bu çeteyle ilgiliymiş gibi gösterildi…"

Baykal emin…

Ona göre, onun gözlem ve vicdanına göre Dink cinayetinin Ergenekon davasında tutuklanan isimlerle ilgisi hiç yok, zaten 301'le de ilgisi hiç olmadı…

Bir diğer isim: İlhan Selçuk…

Kendi gazetesine konuşmuş…

Diyor ki: "Bu davanın ciheti askeriyeye yönelen bir tarafı da var. Benim kaygım şu: Türkiye'de yargının ve ordunun içine de uzanan bir operasyonun hazırlığı yapılıyor (…) konuyu emekli askerlerden muvazzaf askerlere de yansıtmak istiyorsanız bu davanın bambaşka bir siyasi amacı olduğu ortaya çıkar…"

Doğru söylüyor!

Tabii yukarıda saydıklarımızın hiçbiri olmadı ki…

Susurluk'ta adı geçen Yeşil ve Çatlı'nın patronu generaller hiç var olmadılar…

2003 ve 2004'te darbeye soyunan generaller emekli olunca Cumhuriyet Gazetesi Vakfı'nda yönetici olmadılar…

Dün de söyledik…

İlhan Selçuk'un sorgulanma ve gözaltına alınma biçimi demokrasi açısından bir ayıptır…

Ancak demokrasiyi imha etme girişimine demokrasi adı verme daha büyük bir ayıptır…

12 Martlı günlerde yaşamıyoruz…

Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Mümtaz Soysal'ların darbe girişimlerine sol ve demokrasi adını veren yok…

Ama ahlaksızlık diz boyu gidiyor…

Bu gelişmeler beni sadece politik olarak değil, kişisel olarak da ilgilendiriyor…

Uzun süredir tehditler alıyor, tehditlerin merkezinde yer alıyorum, tehditin kaynağı Ergenekon ve benzeri yapılar…

İlhan Selçuk'un gözaltına alınmasından sonra başta Hikmet Çetinkaya, Ali Sirmen, Fatih Altaylı, Leyla Umar gibiler tarafından, İlah Selçuk'u eleştirdiğim için, darbecilik kokan yazılarından alıntılar yaptığım için başka arkadaşlarımla birlikte yeniden hedef gösterildim.

Sembolik ya da fiili, linçe kalkışan, linç kanını vicdanında taşır…

Ama yetmez…

Suçluyorum…

Onları olacak her hangi bir saldırının sorumluları ilan ediyorum…

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=26.03.2008&i=10043&y=AliBayramoglu

aydoe
26-03-2008, 21:10
''Dogu Perincek'in yazdiklarini okuyunca 1998-1999 yillarinda basima gelenler aklima geldi. O yillarda devrimci sol bir derginin yasal yayin organinda calisiyordum. Daha dogrusu derginin yaziislerini yoneten birkac kisiden biriydim. Ama daha oncesinde orgutsel calismalarin da icinde bulunmustum. Birkac ay suren dergi calismasindan sonra orgute operasyon yapildi ve tutuklandim.'' Sargon
Sayın Sargon,
Yukarıdaki alıntıdan ve blogunuzu ziyaretimden edindiğim izlenim sol olmaya veya solu savunmaya çalıştığınızdır.
Ama anlamadığım başlığın başından beri Yeni Şafak gazetesinden alıntılar yapmanız.
Yeni Şafak'tan Koray Düzgören, Ali Bayramoğlu
Doğan medya grubundan Gökçer Tahincioğlu
Sabah'tan Ergün Bahar Radikal'den Avni Özgürel
ve
Taraf gazetesinden alıntılar.Neşe Düzel'in Murat Belge röportajı.

Arasıra Zaman ve Anadoluda Vakit *gazetesinden alıntılarda yapsanızda dünya görüşümüz genişlese!
Yani ne oldu da size hiç sol basın takip etmez oldunuz veya sol yayınlardan alıntı vermiyorsunuz?
Ben 1980 öncesi yurtsever devrimci çizgide bir insandım ve duruşum değişmemiştir.
Değişen dünya şartlarında *var olan yurtsever devrimci hareketin içindeyimdir.
Sosyalistler,devrimciler 1980 öncesi sol yayınlar ve sol gazeteler okurdu ve Cumhuriyet okurdu.
Cumhuriyet okuyanlar faşistlerin saldırısına uğrardı dövülürdü.
Ben sizin gerici sağ basını takip etmekteki amacınızı anlıyamadım,yeni sol duruşunuzmu?
Saygılar

sargon
26-03-2008, 21:45
Ben bir gazete takip etmiyorum aydoe. Zaten yasadigim koyde de satilan Turkce bir gazete yok. Hepsini internetten takip ediyorum. Cumhuriyet gazetesinin yazilari kapali oldugu icin sadece mansetlerine bakiyorum. Radikal gazetesi belki solcu sayilir. Ama size gore o da Dogan medya grubundan. Acikcasi solcu sagci deiye ayirmadan hepsine bakmaya calisiyorum. Asagidaki linki aciyorum ve degisik gazetelere bakiyorum. Hepsi bu.

http://www.gazeteler.com/

Ayrica bir solcunun da solcu yayinlari takip etmesi ve onlardan alinti yapmasini anlamiyorum. Ben genellikle tersini yaparim. Islam elestirisi yapiyorsam islamci yayinlari, milliyetcilik elestirisi yapiyorsam milliyetci yayinlari okur ve elestirileri ordan cikarmaya calisirim. Burda ise durum bir kesimin elestirisi degil. O yuzden degisik kesimlere bakmak gerekiyor. Olayin kendisini anlamak gerekiyor. Solcu gazete hangisi ki? Sol sag birbirine karismis durumdayken soldan al, soldan al demek hicbirsey ifade etmiyor bana.

aydoe
26-03-2008, 22:01
Sayın Sargon,
Bende gazeteoku.com'dan bütün gazeteleri takip ediyorum.
Taraf gazetesi 40 krş düştüğünden onuda alıyor ve okuyorum,Cumhuriyete zaten internetten abone oldum 100 ytl yıllık abonelik ,güne bölersen 30 kuruşa geliyor.
Bunun dışında devamlı izlediğim 4-5 kürt kardeşlerimizin siteleri var.
Bu siteyede üye olmadan önce Kuranı ,peygamberin hayatını ve Saidi Kürdi yi okudum.
Az bilirim öz bilirim.Fazla tarih ve din bilgim yok ama temelim sağlam duruşum nettir.
Saygılarımla

dilaver
26-03-2008, 22:19
sol kavramı oldukça geniş bir biçimde kullanılıyor ve kavram kargaşasına yol açıyor. Bence kullanılması gereken kıstas varolan düzenden yana olan kişi ve kurumlar ile düzene karşı olan kişi ve kurumlar. Zikrettiginiz gazete ve dergilerin herbiri düzen içerisinde unsurlar, dolayısıyla birbirleri arasında nüans farkları *dışında bir fark yok. Her biri efendileri olan sermaye sınıfına nasıl daha iyi hizmet edebileceklerinin yarışı içerisindeler ve toplumsal degil bireysel kurtuluşu savunmaktalar.

* *Şayet bir kıstas konulacak ise devrim ile karşı devrim arasında aranmalı, emek ile sermaye karşıtlıgı baz alınmalı. Devlet ile halk arasındaki çelişki baz alınmalı. Kıyaslamalar bu temelde yapılmalı. Düzene koltuk degnegi olmaya çalışan ve onun yaşaması için serum görevi yapan orducu, darbeci, devletçi, işbirlikçi ve statükocu akımların hiç biri alternatif bir görüş ve umut yaratamazlar.

* * Dogu Perinçek ve ekibi 77 senesinden bu yana Türkiye devrimci hareketinden dışlanmışlardır, yerleri halk karşıtı bir yerdedir. Her zaman istihbarat ile ve devletin bir kanadı ile işbirligi içerisinde olmuşlardır. Bu beyefendi ve ekibi 78 senesinde günlük gazeteleri Aydınlık ta devrimcilerin isimlerini evlerine, işlerine ve örgütteki konumlarına kadar yayınlayarak kolluk kuvvetlerine ihbar etmişler ve tutuklanmalarını, imhalarını saglamışlardır.

* * *Devletin istihbarat faaliyetleri arasındaki çekişme ve çelişmelerinin ayyuka çıkmış halini bir temizlik ya da derin devletten kurtulma faaliyeti olarak lanse etmek ya da algılamak develeti ve devletin sınıf yapısını anlayamamaktan kaynaklanır. Bugün emek ile sermayenin haricinde egemen sınıf arasındaki çelişkiler de ayyuka çıkmıştır ve artık egemen sınıflar yönetemez hale gelmişlerdir. Mhp bile ordu ile çelişkiye düşebilmektedir. Bu sistemin bunalımının egemen cephedeki yansımasıdır. Bu gerçegi gören Tüsiad en büyük patronların temsilcisi olarak uzlaştırı turlarına çıkmıştır.

* * *Herkesin gözünden kaçan temel bir gerçek var. Türkiye işçi sınıfı 10 senelik suskunluktan sonra 14 Martta meydanlara inmiştir ve meydanlarda ne Kürt Türk ayrımı vardır, ne da laik anti laik. Sınıf ilk defa günlük talepleri haricinde tüm çalışanların ortak talepleri için kitlesel direniş örgütlemiştir ve derhal ssgss tasarısı geriye alınmıştır.

* * * İşçi sınıfı bize mücadelenin nasıl olması gerektigini ögretmiştir, hakların nasıl savunulacagını ögretmiştir, hem de kendisi gücünü sınamış tır. Çeteler ortadan kaldırılacaksa güvenecegimiz güç işte o alanlardaki güçtür, demokrasi istiyorsak yöntemini sınıf bize göstermiştir. İşçi sınıf ne darbecilere ve darbelere bel baglamıştır ne de hukukiş görünümlü darbelere. Hakkın nasıl alınacagını göstermiştir. Gerçek o meydanlardadır, gerisi kayıkçı kavgasıdır.

* * * *saygılarımla

aydoe
26-03-2008, 22:41
EMEK PLATFORMU

TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, KESK, Türkiye Kamu-Sen, Memur-Sen, BASK, Türkiye İşçi Emeklileri Derneği, Tüm İşçi Emeklileri Derneği, Tüm Bağ-Kur Emeklileri Derneği, TMMOB, Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği, Türk Veteriner Hekimleri Birliği, TÜRMOB

Emek platformu ve destek veren sivil toplum örütlerinin söylemi ve duruşu bellidir.
Bende eylemlerde yer aldım ve Akp al yasanı başına çal diye bağırdık.
Bu sendikaların ve meslek örgütlenmelerinin duruşu ve söylemi bellidir.
Hiç biride Akp politikalarını desteklememektedir.
Saygılar

sargon
27-03-2008, 02:15
Genelkurmay bana sorusturma acsin

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, halen Kanada’da yaşayan gazeteci Tuncay Günay’ın 2001’deki ifadesinde yer alan "Veli Küçük Paşa ile Kuzey Irak’a silah götürdük. Bir bölümünü PKK’lı Cemil Bayık’a teslim ettik" iddiası üzerine Genelkurmay Başkanlığı’na başvurarak konuya ilişkin soruşturma açılmasını istedi.

Günay, dün Hürriyet’in sorusu üzerine, bunu yalanladı ve silah götürülmesi için devletin kendisine ihtiyaç duymasının söz konusu olamayacağını söyledi. Günay’ın 2001 yılındaki iddialarının 12 Mart’ta bir gazetede (Yeni Şafak) manşetten yayımlanması üzerine Küçük, bir gün sonra Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’ne suç ihbarında bulundu ve kendisi hakkında soruşturma açılmasını istedi. Küçük, dilekçesinde şunları yazdı:

HAYALİ ÖRGÜT "Birtakım odaklar tarafından oluşturulan ’Hayali Ergenekon Örgütü’ ve bu konuda yapılan soruşturmadan ötürü 21 Ocak’tan bu yana haksız ve hukuksuz şekilde tutuklu bulunmaktayım. Sözü edilen ’Ergenekon’ diye bir örgüt olmadığı gibi, suçlanmış olduğum ’Hükümete isyan’a ilişkin tek bir eylemim ve faaliyetim de bulunmamaktadır. Amaç, şahsım üzerinden TSK’yı yıpratmaktır. Tuncay Güney isimli gazetecinin ifadesine dayanarak, görevde olduğum döneme ilişkin ciddi iddialar yer almıştır. Bu ifadelerde, ’Veli Küçük ile beraber olduğum dönemde, Doğu Perinçek’in referansıyla Aydınlık Dergisi’nin bazı muhabirleriyle Kuzey Irak’a gittik. Götürülen silahlardan 12 bini Barzani’ye, 12 bini Talabani’ye verildi. Talabani’ye verilen silahlardan 6 bini ayrılarak Binbaşı Tamer ve Talabani’nin adamları tarafından PKK’lı Cemil Bayık’a teslim edildi’ deniliyor. Bu son derece ciddi bir beyandır.

ÇİRKİN TEZGAH Ordu ve şerefli mensupları üzerinden kurulmak istenen çirkin tezgahın ortaya çıkarılması için iddia edilen suça askeri kişiler karıştırıldığından, silahların ordu malı gibi bir mana verildiğinden, derhal soruşturma başlatılarak öncelikle ifademin en geniş şekilde alınmasına karar verilmesini arz ederim."
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8542437.asp?gid=229&sz=43426

En ilgi cekici bolum neresi? Bence "Amaç, şahsım üzerinden TSK’yı yıpratmaktır." sozu. Adam sanki Genelkurmay Baskani. Sahsi uzerinden ordu yipratilmaya calisiliyormus. Bu da yeni moda oldu. Eskiden ceteciler "bir konusursam yer yerinden oynar" falan derlerdi, devlet icinde ne dumenler var anlaminda tehdit savururlardi, simdi Aydinlik/Cumhuriyet ekolu ortaya cikti. Dedikleri gibi bir cete isine ulusalcilar dahil edilerek politik bir oyun oynaniyor olsa "ideolojimiz yipratilmaya calisiliyor" falan demeleri gerekirdi, bunlar hep bi agizdan "ordu yipratilmaya calisiliyor" diye bagiriyorlar. Neden dersiniz?

dilaver
27-03-2008, 02:20
Mustafa Muglalı ekolünden geliyor olmasınlar. *:lol:


* *saygılarımla

aydoe
27-03-2008, 02:24
Kedi bunlar kedi :lol:

sargon
27-03-2008, 02:26
Halbuki ideolojisinin cete islerine bulastirilmamasini isteyenin boyle tepki vermesi gerekmez miydi?

Ergenekon neden kirletiliyor

MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Türklerin milli destanı olan "Ergenekon"un, operasyon adı olarak kullanılmasını Meclis gündemine getirdi.

Türkeş, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın cevaplaması istemiyle TBMM Başkanlığını sunduğu yazılı soru önergesinde, "Ergenekon"un Türk milletinin bir destanı ve yeniden diriliş efsanesinin anlatımı olduğunu hatırlatarak, "Milletimiz için böylesine kutsal bir ismin, bir çete operasyonu çerçevesinde basit, alaycı, küçük düşürücü tarzda kullanılıyor olması doğru bir uygulama mıdır?" diye sordu.

Yürütülen operasyona "Ergenekon" adını hangi birimin verdiğini soranTürkeş, bu ismin emniyet birimlerince mi tercih edildiği sorusunu da yöneltti.

Operasyona "Ergenekon" adının verilmesinin gerekçesini öğrenmek isteyen Türkeş, "Operasyona Ergenekon ismi verilirken, bu ismin Türk milleti üzerinde uyandıracağı hassasiyet neden dikkate alınmamıştır? Son dönemde Emniyet tarafından yürütülen operasyonlara isim verilmesi hukuki açıdan doğru bir uygulama mıdır?" dedi.

http://www.ortadogugazetesi.net/haber.php?id=4394

sargon
27-03-2008, 02:56
Umur Talu, onemli bir noktaya parmak basiyor. Aslinda Cumhuriyet gazetesinin avukatlarinin sordugu soruyu soruyor. Sorular sunlar:

"Oysa, Cumhuriyet Gazetesi avukatları, gazeteye atılan bombalar konusunda mahkemeye net bir başvuru yapmıştı.
1. Bombaların kaynağı neresi?
2. Oradan nasıl çıktı? "

Birincisinin cevabi belli. Ikincisi ise arastirilmiyor. Mahkeme luzumlu gormemis. Bizim davalarda kili kirk yararlardi halbuki.

http://www.sabah.com.tr/2008/03/26/talu.html

Hasan Bulent Kahraman'in Bonapartizm uzerine yazisi ise Turkiye'nin 85 yillik ve Turk solunun nasil bir bozuklukla muzdarip oldugunu cok guzel ozetliyor.

http://www.sabah.com.tr/2008/03/26/kahraman.html

Safirat
27-03-2008, 03:35
Oysa, Cumhuriyet Gazetesi avukatları, gazeteye atılan bombalar konusunda mahkemeye net bir başvuru yapmıştı.
1. Bombaların kaynağı neresi?
2. Oradan nasıl çıktı? "

Evet bu ikinci soru benimde kafamı kurcalamıştı. Bombaların oradan nasıl çıktığının hiç üstüne gidilmedi. Tek söylenen bombaların askerî kaynaklı olduğu gibi TSK'ya çamur atma üzerine kurulu bir iddia.

Bence hepsi birer komplodan ibaret.

Bu soruşturma baştan sona TSK'yı hedef almak üzere yürütülmekte.
Düşünsenize ortada bombalar var ama bir tek silah bile yakalanmamış. Silahsız çete veya terör örgütü olabilir mi?

Ayrıca "derin devlet" diyorlar ama gözaltına alınanların hiçbirisi halihazırda devlette görevli değil.
Hepsi "bir vakitler" görev yapmış olanlar. Bir de içinde m.vekili, bakan falan olmayan derin devlet olabilir mi? Onların da dokunulmazlığı var. Hani temiz eller? İtalya'da Başbakan, bakanlar, m.vekilleri yargılandı hep. RTE temiz elden bahsediyor ama kendi ellerini yıkamıyor. Kaldırsın dokunulmazlığını da hakkında açılan davalardan aklansın önce.

Bir de son olarak Doğu Perinçek ekibinin Yargıtay krokisi ile ilgili *F.G finansamanı ile yürüyen Taraf gazetesinin komplosunu da teşhir etmesi ve bu krokinin Taraf gazetesinden fakslandığını ortaya çıkarması da bu operasyonun mana ve önemini bir kere daha gösterdi :)

FG'ci basın kadroları daha şimdiden ellerine yüzlerine bulaştırdılar herşeyi. Tezgahları çok çabuk deşifre oldu.

Cumhuriyet gazetesine bomba atan ile o gazetenin başyazarını hem de İlhan Selçuk gibi bir dev ismi aynı örgütün üyesi göstermelerinden sonra bu ikinci zayıf pozisyonları oldu.

Baştan sona palavra olduğu bence açıktır bu Ergenekon mevzularının.

Ve dahası bu ilk palavraları da değildir FG'cilerin.

Safirat
27-03-2008, 10:13
İlginç bir gelişme :)


Bombalar soruldu, asker 'Envanterimiz tam' dedi

http://www.sabah.com.tr/haber,B9F98A79C0EB417998FE32AA999822B1.html


Peki şimdi ne olacak? Bütün kurgu bu bombalar üzerine yapılmamış mıydı?

sargon
27-03-2008, 11:33
Ahmet Hakan'dan Ergenekon marsi onerileri

Ergenekon’a marş aranıyor - Ahmet Hakan

BİR Acaba Ziya Gökalp’in "Ergenekon yurdun adı / Börteçine kurdun adı" diye başlayan şiiri fazla naif mi kalır?

İKİ Düşünün... Gece yarısı bir ulusalcı yazar, 90 metrekarelik evinde volta atıyor... Ve dudaklarında bir Livaneli bestesi: "Saat bir yoksun... İki... Üç... Yok... Dört... Yok."

ÜÇ Anti Ergenekon cephe için Teoman elini taşın altına soksa ve "Ergenekon’a kızdım / Köye taşındım" nakaratlı bir beste yapsa nasıl olur?

DÖRT Belki de Cumhuriyet’in Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın, "Feci Selami Şahin esprileri"ne benzeyen esprilerinden birini yapıp, "Ergenekon / Her yere kon" şeklinde bir mani düzmesini beklemeliyiz...

BEŞ Ya da en iyisi Veli Küçük, mahpushanede, "Bir erke dönergecim vardı benim / Bilyelerim, bombalarım, topacım" diye dizeler attırsın...
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8552141.asp?yazarid=131&gid=61&sz=76159

sargon
27-03-2008, 11:42
Birkac gundur ulusalci kalemlerin yazacaklarini aktarmak icin bakiyorum. Hurriyet gazetesinden, yani Dogan medyasindan, "Mutareke basininin" icine sizmis durumda olan Bekir Coskun ve Yilmaz Ozdil bu kesim tarafindan pek bir begenilirdi. Bir de en son cagin kahramani Emin Colasan vardi. Bu buyuk begeni yuzunden hemen her yazilari bana da mail olarak gonderiliyordu. Hem de birden cok mail listesi tarafindan birden cok defa. 4 gundur bakiyorum ikisinden de tis cikmiyor. Her ikisi de 23 Mart'ta Ilhan abilerini, ulu cinarlarini yazdilar, sonra defteri kapattilar. Simdi abucuk gubucuk AKP edebiyatina devam.

Burdan Ergenekon'a sesleniyorum. "Ergenekon Ergenekon, Bekir'le Yilmaz'a kon"

Safirat
27-03-2008, 12:04
Bu Ergeneokon AKP'yi bitiriyor farkında değiller. Bir çok samimi demokrat, liberal AKP'nin de Ergenekon'un da balon olduğunu anlamış durumda.

Özellikle İlhan Selçuk olayı AKP'yi demokrasi adına destekleyenlerin gerçeği görmesini sağladı.
Şimdi pek çoğu AKP'nin ara rejim davranışları içinde olduğunu görüyor.

Yakın çevremdekilerden biliyorum. O kadar çok AKP'li Kemalist olduki bir anda :)

Yahu 80 yaşıdaki koyu AKP'li babam bile ne İlhan Selçuk'un ne de Perinçek'in tutuklanmasına anlam veremedi. Hele hele Perinçek'i milliyetçi biliyordu *ve seviyordu ki ona yapılanlara sinir oldu. Annem de AKP'ye oy vermişti şimdi Perinçek'e oy vereceğini söylüyor.
Kardeşim de ha keza AKP'li idi şimdi o da vazgeçti Kemalist oldu :)

Arkadaşlarım içinde de bi dolu insan AKP'ye söylemdiğini bırakmıyor.

Her şer de hayır varmış.

Bu karanlıktan kurtulacağız böyle giderse :)

aydoe
27-03-2008, 12:41
Cumhuriyet 27.03.2008
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

HİKMET ÇETİNKAYA

Fişleme Ustası...

"Besleme Medya" nın ya da "Çete Medyası" nın tetikçileri, bir yandan CIA öte yandan "Fethullahçı Gladyo" nun ellerine ulaştırdıkları bilgilerle Cumhuriyet, Hürriyet, Vatan, Milliyet gazetelerini, laik demokratik Cumhuriyetten yana tavır koyan gazeteleri hedef gösteriyorlar...

Ankara'nın siyasi kulislerinden gelen haberlerde, bazı gazetecilerin ve yazarların özel yaşamları "Fethullahçı Gladyo" nun takibinde...

Ergenekon Çetesi'yle Cumhuriyet gazetesi arasında ilinti kuran Fehmi Koru , Ali Bayramoğlu , Şeyh Şamil , " Fethullahçı Gladyo "nun çok sevdiği adlar mı?

Yanıtını verenler verir!..

Oray Eğin' in Akşam gazetesinde Fehmi Koru'yu anlatan yazısının (24 Mart 2008) başlığı şöyleydi:

"Fişlemeler üst katta, Fehmi Bey bakıyor..."

Fehmi, hep üst katta oturur...

"Fethullahçı Gladyo" yla bağları eskiye dayanır...

1994 yılında Ali Kırca' nın "Siyaset Meydanı" nda, 1957 yılında Manisa Lisesi' nden Mersin Lisesi'ne giderken aldığım yedi zayıf notlu " tasdikname "mi, ne yapmış etmiş bulmuş, ekranlarda göstermişti:

"Lise diploması yok!"

On dört yıl önce Ali Kırca'nın yanında şöyle yanıt vermiştim Fehmi'ye:

"Gazeteye gel, odamda münasip bir zamanda gösteririm sana, merak ediyorsan!.."

Fehmi, bu kez bir başka belge çıkarmıştı. 1981 yılında gözaltında işkencedeyken ailemin emniyet müdürlüğüne verilmek üzere "Ege Üniversitesi Psikiyatri Kliniği" nden aldığı rapordu.

O raporda, alkol tedavisi gördüğüm yazılıydı...

Ailem, ben gözaltındayken bana işkence yapılmaması için öyle bir yola başvurmuştu...

Fehmi, o raporu da gösterip seslendi:

"Delidir bu adam!"

***

1957 yılında Manisa Lisesi'nden aldığım tasdiknameyle, 1981 yılındaki rapor bende yoktu...

Fehmi nereden bulmuştu bunları?

Devlet içinde örgütlü "Fethullahçı Gladyo" dan...

Fehmi Koru bugün hiç de yalnız değil. Abdullah Gül' le canciğer kuzu sarması.

Birkaç TV'de program yapıyor, Yeni Şafak'ta iki yazı döktürüyor...

Fehmi paraya para demiyor!..

Oray Eğin, Fehmi'yi anlatan yazısında ilginç bir saptama yapıyor:

" Artık fiili olarak gazeteciliği bırakan ve kendini adadığı siyasi hareketin bir anlamda propaganda bakanlığını yapan Koru ise Türkiye'nin iyice gerildiği bir ortamda o en sadık okurunun kulağına kar suyu kaçıracak yazılar yazıyor. Örümcek Adam'ın 'Büyük güçle beraber büyük sorumluluk gelir' ilkesini de duymamış belli ki. Daha evvel orada burada 'Ben biliyorum, şu isimler gözaltına alınacaktı' diye konuşurken ihtimal verilmemişti. Sonradan fısıldadığı isimler gözaltına alınınca yakınındakiler ona kulak kesilmenin öneminden bahsetmişti."

Fehmi Koru, on dört yıl önce köktendinci terör örgütlerini , örneğin İslami Hareket'i, Hizbullah'ı "Sözde İslami Hareket, sözde Hizbullah" diye nitelememiş miydi?

Fehmi Koru o zaman da "yazı tetikçisi" ydi, şimdilerde ise fişleme ustası, çırağı " Şeyh Şamil "le, Ali Bayramoğlu'yla birlikte...

Bunlar sözde demokrat, hepsi bu!..

Laik demokratik Cumhuriyetin çınarı İlhan Selçuk ilginç açıklamalar yapıyor...

Ne diyor İlhan Ağabey:

"(...) Medyanın önemli bölümü dincilerin, Fethullah' ın elinde. Bu gücü nasıl kullandığı da ayrı bir konu. AKP' yi Fethullah ve ABD' den ayrı tutamayız..."

Devam ediyor İlhan Ağabey:

" Ergenekon soruşturması siyasete alet edilmek isteniyor. Bende Türkiye'de laik orduyu ve bağımsız yargıyı tasfiye edecek bir operasyon mu, kuşkusu doğdu. (...)

Bu dava geniş çaplı bir dava, ciheti askeriyeye yönelen bir tarafı da var. Benim kaygım şu: Türkiye'de yargının ve ordunun içine de uzanan bir operasyonun hazırlığı yapılıyor ."

***

CIA denetimindeki Fethullahçı "Taraf" ın yazarı ne yazmıştı:

" Darbeci Kemalistlere Türkiye'yi dar edeceğiz!"

Ya Fethullahçı sermayenin eline geçen Sabah gazetesinin yayınlarına ne diyeceksiniz?

Hıncal Uluç' un o muhteşem yazısı her şeyi apaçık sergiliyor...

Nereye götürülmek isteniyor Türkiye beyler, paşalar? Ne diyorsunuz fişlenen bilim insanları, kurmay subaylar, sendikacılar, işçiler, aydınlar, yazarlar, sanatçılar, gazeteciler?

Korkup susacak mıyız?

Yıldıramazlar bizi, susturamazlar...

Cumhuriyet , demokrasinin, özgürlüklerin kalesidir!.. O kaleyi çökertemezler!..

aydoe
27-03-2008, 12:44
Cumhuriyet 27.03.2008
AKP YANLISI DİNCİ BASIN KAPATMA İDDİANAMESİNİN GEÇERSİZ KALABİLECEĞİNİ İDDİA ETTİ

Selçuk'a saldırılar sürüyor

İstanbul Haber Servisi - Ergenekon'daki gelişmeler üzerine AKP'nin kapatılması iddianamesinin geçersiz kalabileceğini belirten AKP yanlısı dinci basın, gazetemize ve başyazarımız İlhan Selçuk 'a saldırmayı sürdürüyor. Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu , Selçuk'u eleştirdiği için yazarlarımız Hikmet Çetinkaya, Ali Sirmen tarafından hedef gösterildiğini iddia ederek "Onları olacak herhangi bir saldırının sorumluları ilan ediyorum" dedi. Star gazetesi ise kendilerinin hazırladığı "Ergenekon iddianamesi 15 gün içinde hazır haberi "ni yazdığımız için Şamil Tayyar 'ı hedef gösterdiğimizi iddia etti.


ANADOLU'DA VAKİT

"İddianame çöpe!" manşetiyle yayımlanan dinci Anadolu'da Vakit gazetesi, "Başsavcının kapatma iddianamesinin, Anayasa Mahkemesi'ne verilmeden iki gün önce Perinçek 'e ulaştırıldığının belirlenmesi ve İP bilgisayarlarında Yargıtay krokisiyle Yargıtay çalışanlarına ait bilgilerin ele geçirilmesi, iddianame hakkındaki şaibeleri güçlendirdi" yorumunu yaptı. Anadolu'da Vakit, gazetemizin önceki günkü manşeti "İlhan Selçuk anlatıyor" a atfen "Bunları da anlat 'İlhan Abi' " başlığıyla bir haber yayımladı. Haberde, Selçuk'un açıklamasında, "Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların Ümraniye'de ele geçirilenlerle aynı seri numarasına sahip olması ve Danıştay saldırısının Ergenekon çetesinin işi olduğuyla ilgili deliller" konusuna değinmemesine dikkat çekildi. Selahaddin Çakırgil de yazısında İlhan Selçuk'a saldırarak "(Kemalist/Marksist eski sivil darbeci) Selçuk'a göre telefon konuşmalarından teknik dinlemeye takılan 'Ordu darbe yapacak' gibi laflar, günlük konuşmalar içinde şakalaşmalar imiş... Yersek, tabii... Akrostişlerle dışarıya haber vermede uzman sayılan Selçuk'un bu kurnazlığına inanalım mı" diye sordu.


STAR

Star gazetesi de "83'lük Kunter'i görememişlerdi" haberinde, medyadaki İlhan Selçuk'un sabaha karşı evinden alınmasına yönelik eleştiriye yanıt verildi. Haberde, Danıştay saldırısından 40 gün sonra katil Alparslan Arslan 'ın ifadesi üzerine İstanbul'daki evinden gece yarısı pijamayla gözaltına alınan Salih Kunter 'in de aynı yaşta olduğu ve o zaman basının bu duruma ilgi göstermediği belirtildi. Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların araştırılması ve soruşturmanın genişletilmesi amacıyla, gazetemiz avukatlarının 1 Mart 2007 tarihinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dilekçeyle başvurmasına karşın Star yazarı Mehmet Altan, gazetemizin "kendisine atılan bombalarla ilgili gerçekleri gizlediği, yeterince haber yapmadığını" ileri sürdü. Altan şunları yazdı: "Ergenekon terör örgütü iddialarındaki çarpıcı gelişmeleri sadece siyasal bir operasyon olarak göstermek, 'hedefte yargı ve ordu var' diyerek kapatmaya çalışmak ne kadar doğru, ne kadar inandırıcı? Çare 'sağırlık' değil, çete iddialarına karşı hukuksal bir duyarlılık. (...) Kendine atılan bombanın 'menşeini' merak etmeyen bir gazeteciliğin olduğu ülkede... 'Gazeteciliğin' ne olduğunu merak etmenin zamanı artık gelmiştir bence."


YENİ ŞAFAK

Başbakan Erdoğan ve İlhan Selçuk arasındaki uzlaşma çağrılarına ilişkin Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru , uzlaşmanın olabilmesi için tarafların önyargılarının giderilmesi gerektiğini belirtti. Koru, "Çağrıyı ilk yapana, temsil ettiği anlayış adına bu konuda kesin bir taahhütte bulunma görevi de düşüyor. Aksi halde, yaptığı çağrı, zor altında kalınca başvurulmuş, sonuç almaktan uzak, anlamsız bir çıkış olarak algılanmaya mahkûmdur" görüşünü ifade etti.

Fehmi Koru, gazetede Taha Kıvanç takma adıyla yazdığı yazıda ise "İçinde hiç isim geçmeyen 'kulis' yazısı nasıl yazacağım" diye sorarak şunları yazdı: "Ben hiçbir yerde ve hiç kimseye gözaltına alınmış veya alınacak birinin adını telaffuz etmedim. 'Gözaltına alınacağını söyledi' diye bana maledilen olayla hiçbir ilgim yoktur. Aksini iddia eden müfteridir. Söyleyebilirdim ve yazabilirdim de. (...) Hürriyet veya Milliyet yönetimleri, muhabirleri bir gün önce 'İlhan Selçuk gözaltına alınacak' haberini iletseydi, bu bilgiyi okurlarına sunmayacaklar mıydı?

aydoe
27-03-2008, 12:45
Cumhuriyet 27.03.2008
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gültekin, Taraf gazetesinin haberlerine yanıt verdi

'Kroki komplo ürünü'

*Gültekin, Yargıtay krokilerinin, baskından 8 gün önce Taraf gazetesinin Ankara Bürosu'ndan başka bir yere fakslandığını ileri sürdü.

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bedri Gültekin , partiye yapılan baskında Yargıtay krokisinin ele geçirildiğini iddia eden Taraf gazetesine tepki gösterdi. Parti genel merkezinde yapılan aramada bulunduğu iddia edilen krokinin, resmi arama tutanağında yer almadığını belirten Gültekin, gazetenin manşete taşıdığı "Krokinin Açılımı" başlıklı belgenin partiye yapılan baskından 8 gün önce Taraf gazetesinin Ankara Bürosu'ndan başka bir yere fakslandığını ileri sürdü.

Gültekin'in parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısı öncesinde parti önüne onlarca polis yerleştirildi. Toplantının yapılacağı salonu dolduran partililerin "Yaşasın İşçi Partisi" , "Özgür, cesur Doğu Perinçek" , "Katil ABD" sloganları arasında konuşmasına başlayan Gültekin, parti önünde alınan güvenlik önlemlerine tepki göstererek "Her kanunsuzluğun hesabı sorulacak" dedi.

AKP iktidarının gündemi değiştirmek, yargıyı ve TSK'yi etkisiz hale getirmek için "suç ve suçlu imal etmeye çabaladığını" belirten Gültekin, Taraf gazetesinin 24 Mart Pazartesi tarihinde "Yargıtay'ı vuracaklardı" başlığıyla yayımlanan haberini anımsattı.

'Taraf faksladı'

Haberde Yargıtay binasına giriş ve çıkış yollarını gösteren krokinin yayımlandığı ve bu krokinin İP'ye yapılan baskında ele geçirildiği bilgisinin yer aldığına işaret eden Gültekin, "Gazetede yayımlanan kroki büyütülerek bakıldığında, genel merkeze polis baskınından 8 gün önceki tarih ve Taraf gazetesinin Ankara bürosunun numarası bulunan bir faks metni olduğu açıkça görülmektedir'' dedi.

Haberin bir komplo ürünü olduğunu vurgulayan Gültekin, "Hainler aptal olur ve ahmak olur" diye konuştu.

Gültekin, şöyle devam etti:

"Bu kroki Taraf gazetesinin eline nasıl geçiyor? İktidar yanlısı gazetelerin, televizyonların eline nasıl geçiyor? Yargının, devletin, emniyetin içine sızmış olan bir çete, elindeki yayın organlarıyla kamuoyu imal etmeye çalışıyor. F tipi çete, ABD ile kaderini birleştirmiş olan çete, Türkiye'ye karşı bir komplo içerisinde. Bu belgeyi Taraf gazetesine sızdıranın peşine düşmeleri gerekmiyor mu?''

sargon
27-03-2008, 13:04
aydoe, Cumhuriyet gazetesinden aktarmalar icin tesekkurler. Belli basli gazetelerin onemli yazilarinin, en azindan bir iki tanesinin, buraya aktarilmasi iyi oluyor.

Cumhuriyet'teki son haber, yani Yargitay krokisinin Isci Partisinde cikmasi uzerine olan haberi dun NTV'de dinlemistim. Orda haber su sekildeydi. Isci Partisi Genel Baskan Yardimcisi Gultekin bu krokinin Isci Partisi'ne 13 Mart tarihinde Taraf gazetesi tarafindan fakslanmis oldugunu, altinda da Taraf gazetesinin faks numarasinin oldugunu soyledi. Hatta Gultekin elindeki metni kameralara tuttu ve biraz silik sekilde gorulen tarihi izleyicilere gosterdi. 13 Mart tarihinin son rakami, yani 3 okunuyordu ama oncesi biraz silikti.

Ardindan da ayni haberde, Taraf gazetesinin aciklamasina yer verildi. Taraf gazetesi bu faksin 13 Mart degil, 23 Mart tarihinde, Isci Partisine degil, Taraf gazetesinin Ankara burosundan Taraf gazetesinin Istanbul burosuna fakslandigini, ertesi gunku gazetenin baskisinda ise haberin mansette kullanilmis oldugunu, yarin (yani bugun) gazete yonetiminin daha genis aciklama yapacagini soyluyordu.

Ben bu haberi dun TV'de dinledigime gore, Cumhuriyet gazetesi de mutlaka biliyordur. Haberin sadece ilk kismini, yani Isci Partisi'nin iddiasini verip, Taraf'in aciklamasini vermemesi Cumhuriyet gazetesinin habercilik anlayisi acisindan buyuk bir ayiptir. Cumhuriyetin yasindaki bir gazetenin boyle birsey yapmasi onun icine dustugu acinacak durumu gosteriyor sanirim. Gercekten yazik.

Iste Taraf gazetesinin aciklamasi:
http://www.taraf.com.tr/haberv.asp?HaberNo=3733

Not: Bizim ailede de herkes AKP'liydi, bu Ergenekon'dan sonra hepsi Kemalist oldular. Tum izleyenlere iftiharla bildiririm. (Bilindigi gibi eski bir mumin numarasidir bu)

sargon
27-03-2008, 13:26
Son gelismeler uzerine basta TUSIAD, TOBB gibi kuruluslar olmak uzere cesitli baski gruplari biraraya gelerek "sagduyu cagrisi" yaptilar. Sureci yumusatmaya donuk cabalar artiyor. Dunun ve bugunun gundemi buydu. Bu arada Cumhurbaskani, partilere gorusme cagrisi yapti. Bazi basin organlarinda "herkes bir adim geri atsin, uzlasilsin" tarzinda mansetler cikti. Bu da yeni bir tartismanin baslamasina neden oldu. Nasil geri adim atilacak, nasil uzlasilacak. Bu konuda Can Dundar'in Milliyet'teki yazisinda olayin degisik yonlerini onumuze koyuyor. Dundar soyle diyor:

TOBB başkanı Hisarcıklıoğlu, uzlaşma formülünü şöyle özetledi:
“Herkes mevcut pozisyonundan bir adım geri atmalı.”
İlk bakışta mantıklı görünüyor; ancak her geri adımın hem hukuku hem vicdanları yaralama olasılığı da var. Çünkü bu iyi niyetli çağrı, siyasetin loş koridorlarında kirli pazarlıklara dönüşebilir:
“Sen Ergenekon’da frene bas, ben partini ipten kurtarayım.”
“Türban işinden vazgeç, Anayasa’yı senin istediğin gibi değiştirelim.”
“Parti kapatmayı zorlaştıralım ama DTP’yi gömecek bir yol bulalım.”

Iste Can Dundar'in yazisi (http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=509946&AuthorID=75&Date=27.03.2008&ver=63)

sargon
27-03-2008, 13:37
Yargitay Krokisiyle ilgili haberi butun yayin organlari Cumhuriyet gibi tek tarafli olarak vermis degil. Ornegin Vatan gazetesi hem Isci Partisinin hem Taraf gazetesinin aciklamalarina yer verdi. Gazetecilik boyle yapilir iste. Ayrica bu haberde Sule Perincek'in Isci Partisi Genel Baskan Yardimcisini da yalanladigini goruyoruz.

Perinçek “Yaptığımız incelemede Yargıtay’la ilgili krokinin Alkım Yayınevi’ne operasyondan bir hafta önce gönderildiğini tespit ettik. Bunun nasıl olduğunun araştırılması için buraya geldik. Bugün bazı gazetelerde krokinin Alkım Yayınevi’nden İşçi Partisi Genel Merkezi’ne fakslandığını ifade ettiğim şekilde haberler çıktı. Bu haber doğru değil, yanlış anlaşılma olmuş. Genel Merkez’den çıktığı ileri sürülen krokinin nasıl bulunduğunu ve nereden çıktığını bilmiyorum. Bunun Taraf Gazetesi’ne sorulması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Kroki_polemigi_169502_1&Newsid=169502

Zaten polisin buldugu krokinin bir faks metni degil bir CD oldugu da belirtiliyor. Burdan su sonucta ortaya cikmis oluyor. Isci Partisi yoneticileri ellerinde boyle bir kroki olmus oldugunu resmi olarak kabul ediyorlar. Ava giden avlanirmis. *:D

aydoe
27-03-2008, 13:40
Sevgili Sargon,
Taraf'ın elne bu kroki nerden geçiş acaba diye düşünsek diyorum.
Ya bu kroki Taraf'ta var ki fakslamış,ya da işçi partisinde ele gçiriln bir delil Taraf!a ulaştırlmış.
Taraf bu soruşturmada taraftır ve değişik ilişkiler içerisindedir ki bilgi ve belgelere ulaşabilmektedir.Bu da soruşturmaya kuşku düşürmektedir.
Nitekim Taraf,Yeni Şafak gibi gaztelerin uyarılmasına karar verilmiştir.
Cumhuriyet gazetesi ise İP nin açıklamasını yorumsuz vermiştir.Bu İP açıklamasının basılmış olması Cumhuriyetin ,diğer gazetelerde neler yazdığını veya diğer gazetelerin açıklamalarını yayınlayıp yayınlamasıyla alakalı değildir.
Gerçekler açığa çıkacaktır,bu belgenin İP demi bunduğu veya Taraftamı bulunduğu tesbit edilir.
Siz mahkeme sonuçlanmadan dosyayı hazırlayıp cezalarını kesmek istiyorsunuz.
Bence biraz sabırlı olsak ve soruturma tamamlansa ve iddaname yi görsek daha iyi olur.
Mahkeme olacak ve suçlu varsa cezalandırılacktır merak etmeyin.
Çünkü kamu oyu bu mahkemeyi yakınen takip edecektir.
Yargısız infaza karşıyım,kimsuçlu ise ve suçu sabitse cezasını çeksin.
Ama çamur at izi kalsına da karşıyım.
Saygılar

sargon
27-03-2008, 14:02
aydoe, gelismeler yasaniyor ve ben de bunlari aktarmaya calisiyorum. Yargisiz infaz yapmiyorum. Basina yansiyan bir olay var, ama Cumhuriyet gazetesi sadece bir tarafi sunuyor, kendi okurunu yaniltiyor, kendi okuruna saygi duymuyor. Eger bir kose yazari tek tarafli bir yorum yapsaydi, buna birsey diyemezdik, tek tarafli bakiyor derdik. Halbuki ortada bir haber var. Butun basin organlari olayin iki yanini da ortaya koymus, halbuki Cumhuriyet gazetesi ne yapiyor? Eger diger tarafin iddiasina ulasamamis olsalardi bu bir haber sayilirdi. Halbuki diger tarafin aciklamasi ellerinde ama yayinlamiyorlar. Bunun adini sen koy.

Taraf gazetesinin eline krokinin nasil gectigini bilemem, bunu yayinlamak ceza gerektiriyorsa bedelini oderler. Beni ilgilendiren kismi olayin gunlerdir basinda ve toplumda konusuluyor olmasidir. Ve bu adamlarin icinde bir suru katil oldugunu da artik herkes biliyor. Temiz bir toplum istiyorum ve bunun icin elimden gelen yazmak. Bu baslikta "camur at izi kalsin" mantigiyla yazdigim bir tek yazi gordun mu? Bu anlayis demokrasiyi, insan haklarini, ozgurlukleri nefretle ananlarin anlayisidir. Ittihatci zihniyetin anlayisidir. Kesinlikle reddediyorum.

aydoe
27-03-2008, 16:18
Bu baslikta "camur at izi kalsin" mantigiyla yazdigim bir tek yazi gordun mu? Bu anlayis demokrasiyi, insan haklarini, ozgurlukleri nefretle ananlarin anlayisidir. Ittihatci zihniyetin anlayisidir. Kesinlikle reddediyorum. Sargon

Sayın Sargon ben çamur at izi kalsını sizin için değil medya için söyledim.
Herkes bişey söylüyor ve herkes kendi tarafından bakıyor.
Suçun isbatı gerekir.Hukuk taraf olmaz olmamalı ve suçlu varsa bağımsız yargı cezasını vermelidir.

aydoe
27-03-2008, 17:19
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, bu ülkede ne zaman yargıya intikal edilmiş konu hakkında birileri bir şeyler söylemeye kalksa kurduğu ilk cümle şu oluyor: “Konu yargıya intikal etmiştir, fazla yorum yapmak istemiyorum...” Yine dikkat ettiniz mi bilmiyorum, her kim ki konuya böyle bir giriş yaparak başlarsa en çok yorumu da o yapıyor: “Her ne kadar konu yargıya intikal etmiş ise de sonuçta biz de insanız, bizim de birkaç cümle söyleyeceklerimiz var. Bana kalırsa AKP ile ilgili başsavcının vermiş olduğu karar kesinlikle siyasi olup...”
Son günlerde en çok konuşulan konulardan biri de, acaba başsavcı AKP’nin kapatılması ile ilgili dava açmış olmasaydı, Ergenekon davası kapsamında birbirinden ilginç isimler gözaltına alınmış olur muydu? Bu soru tartışılıyor. Tartışılacak da...
- Yav Fatma Hanım, birkaç gündür üzgün görüyorum sizi, hayırdır, bir şey mi oldu?
- Sormayın müdür bey, eşim birkaç gün önce bakkala ekmek almaya gidiyorum diye evden çıktı hala dönmedi, duyduk ki Ergenekon davası kapsamında gözaltına alınmış, çok üzgünüm çok!
Ya da Futbol Federasyonundan önemli bir maç öncesi şöyle bir açıklama duyarsanız şaşırmayın:
- Süper Lig takımlarımızdan A takımı ile B takımı arasında yapılması planlanan müsabaka A takımından 17 oyuncunun Ergenekon davası kapsamında gözaltına alınması sonucu iptal edilmiştir. Müsabaka…
Olay bu kadarla kalsa iyi, gidişat gösteriyor ki bu dava diğer kurumlara da sıçrayacak:
- Üzgünüm beyefendi, elektriğinizi keseceğiz!
- Ama benim borcum yok ki, günü gelince hepsini ödüyorum...
- Yanlış analdın beyefendi, bu kesme Ergenekon davası kapsamında oluyor, sesini kes ve otur!
Dikkat ediyorsanız konu gittikçe dramsal bir hal alıyor, öyleyse devam edelim:
- Vayyy Hulusi kardeşim, neredesin yav, şöyle ağız tadıyla bir altılı yapamadık!
- Sorma birader, gözaltındaydım, dün gece serbest bıraktılar...
- Hayırdır Hulusi ne göz altısı?
- Vallaha şu Ergenekon’mu ne, o dava kapsamında gözaltına aldılar, geçen gece evi basıp at yarışı bültenleri ile apar topar götürdüler!
- Yav dur, şu iş nasıl oldu bir anlat!
- Yav benim küçük oğlanı bilirsin Ergenekon, geçen rahatsızlaştı hastaneye götürdüm, doktor sünnet edin dedi. Ben de birkaç tanıdığı arayayım diyerekten bizim gazeteci arkadaşı da aradım. Telefonda aramızda sadece şu konuşma geçti:
- Aloo dostum ben Hulusi nasılsın?
- İyiyim abi sen nasılsın, ne var ne yok, Ergenekon nasıl?
- Vallaha ne olsun büyüyor işte, bu günlerde daha da büyüyecek!
Demez olaydım, meğerse telefonu dinleniyormuş! Biz de öyle Ergenekon, büyüyecek, daha da büyüyecek derken işte durum bu hale geldi!
Veli Bayrak [velibayrakveli@hotmail.com] Evrensel Gazetesi

aydoe
27-03-2008, 17:47
Temiz eller-kirli eller *Altemur Kılıç Yeni Çağ

Başbakan Erdoğan, “Ergenekon ‘çetesi’, Büyük Gözaltını”, İtalya’daki Mafyaya karşı “cesur bir savcı” tarafından yürütülen “Temiz Eller” operasyonuna benzetmiş! Bu, çığırından -şirazesinden- çıkan “operasyonu” *yapmaya başka hiçbir iktidar cesaret edememiş de, AKP başarıyormuş...
“Tahkikatın selameti” ilkesine, bu operasyonu kendi deyimleriyle, *“iplik iplik” *dışarıya sızdıranlardan fazla inandığımız için, bu konuyu fazla irdelemek istemem... Herhalde bu ucu açık soruşturma ve tutuklamaların, sekiz aydır, sanıkların yargıç önüne çıkarılmamasında, hem hukuksuzluk, hem adaletsizlik hem de siyasi maksatlar, olduğu ortada! Bu soruşturmaların -tutuklamaların- “Temiz eller” *harekâtının, Erdoğan’ın talimatıyla başladığı da, anlaşıldı! Böyle bir çete, Perihan Mağden hanımın dediği gibi, ucu “Mossad’a” kadar bile giden, Berkan’ın dediği gibi, görünenden de büyük bir “Ergenekon” var mı? Madem ki Sayın Erdoğan bu konuda kararlı, bir an evvel bitirseler de, bu “Derin Devlet” efsanelerinden kurtulsak. Eğer hakikaten böyle bir çete varsa, suçları sabit olan sanıklar herhalde cezalandırılmalıdır... Ancak o zamana kadar tutuklananların yargıç önüne çıkarılmadan, aylarca *“gözaltında” *tutulmaları, töhmet altında kalmalarından sorumlu olanlar da, bu hukuk ve insanlık suçundan, yargısız infazdan dolayı bir bedel ödemelidirler!
Fakat buraya kadar da, bir başka “aydınlar” suçu var. Bu durum karşısında, her fırsatta *“insan hakları” *diye ayağa kalkan, bildiriler yayınlayan “aydınlar”, *yazarlar neden susuyorlar, AB neden susuyor; Lagendjik, Olli Rehn, ABD sözcüleri neredeler? Ortada bir “çifte kriter” durumu var! Ve bu, aslında milliyetçiliğe karşı saldırıda, neden MHP’nin, Sayın Devlet Bahçeli’nin sesi hiç çıkmıyor? Ben şahsen üzgünüm. Eğer, hakikaten böyle dal budak sarmış bir örgüt kurmuşlarsa, tutuklanan dostlarım neden bana hiç haber vermemişler? Ve üzgünüm ki, bu soruşturmayı yapanlar, neden yaşıtım İlhan Selçuk gibi, sabahın dördünde, beni de içeri almadılar... Bülent Arınç gibi, doğrusu ben de kendimden şüphe ederim!
Çelişkiler yumağı
Bu konuda *“Mağdur ve mağrur”, “hem suçlu hem güçlü” gibi sözler aklıma geliyor. *Ve başka *“resmi çelişkiler” ; Erdoğan, Bakanları ve etrafı *“Yargı milli iradeye karşı gelemez” derken, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, “yargıya kimse müdahale edemez, talimat veremez ve bu konuya siyaset karıştırmamak gerekir” diyor... Ama Başbakan düğmeye bastığını, talimatı verdiğini, zımnen itiraf ediyor! *“Ergenekoncu” , soldan dönme Kültür Bakanı Ertuğrul Günay bulaştırdı, sonra da Başbakan teyit etti... *“Parti kapatmak davası Ergenekon soruşturmasınıı önlemek için açıldı” ! Gerçek Devlet adamlarının, pervasızca söylediklerinin ucunun nereye varacağını bilmeleri gerekir!
Adalet Bakanı, Sayın Mehmet Ali Şahin, cevap vermeli: “Adalete siyasete kim bulaştırıyor?” Erdoğan ve İktidar bu konuda, çelişkiler içinde çırpındıkça bataklığa daha fazla saplanacaklar... İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Profesör Kemal Alemdaroğlu’nun soruşturma kapsamında gözaltına alınması talimatını verenler, kendi kazdıkları kuyuya düşecekler! *İlhan Selçuk’la geçmişte karşı karşıya gelmiştik. Onun Atatürk milliyetçiliğinden hiç şüphe etmedim. Perihan Mağden Hanım, eskiden ona taparmış ama şimdi, soruyor; “Bir zamanlar yazılarına taptığım adam bu muydu esasında” diye! *
Mağden “hanım” okumadıysa “Yüzbaşı Selahaddin” *kitabını okusun; *şimdi birleştiğimiz *“Kuvvayı Milliye” çizgisini orada bulacaktır! O değişmedi, ama seni kim büyüttü “böyle bi perva” ? Doğu Perinçek’le de, görüş ayrılıklarımız oldu, ama onunla da, “Kuvvayı Milliye’de” birleştik... Kemal Alemdaroğlu, Laiklik ve Atatürk çizgisinde, cesaretle mücadele eden saygın bir bilim adamı... Bu “kişilikler” ve düşünceler “Ergenekon” saldırısının neye ve kimlere karşı olduğunu gösterdi. *Sayın Rauf Denktaş’ın dediği gibi; *“Atatürk ilkeleri” birilerinin bir yerlerine batıyor! *

Tarihte bugün *
1960’dan hemen önce, basının eleştirilerinden bunalan DP İktidarı da, “Tahkikat Encümeni” kurarak basını susturmaya ve gazetecileri tutuklamaya tevessül etmişti. TBMM’de bu kanunun çıkarıldığı celsede vardım... İsmet İnönü’nün “Artık sizi ben bile kurtaramam” dediğini dün gibi hatırlarım... Doğrusu o zaman, bu sözleri yadırgamıştım. Ama haklı çıktı. Hiçbir bakımdan, Erdoğan ve AKP ile kıyaslayamayacağım *ve sevapları hatalarından büyük, fakat demokrasi anlayışları başka olan, DP iktidarını, sonunda güvendikleri halk kalabalıkları da kurtaramadı! O *“Senin için oğlumuzu kurban ederiz” *diyen halk 27 Mayıs sabahı buharlaşmıştı... AKP’yi sonunda ABD ve AB de kurtaramayacak... Tanrılar yok etmek istediklerinin, önce akıllarını alırlarmış!

frodo
27-03-2008, 21:44
Bu başlıkta umudum oydu ki *güncel bir olaya bakış perspektifinden liberalizm ve sol liberalizm, ulusalcılık ve milliyetçilik ve sol bakış açısının nasıl olması gerektiğini tartışalım. Ama konunun
uygun olmadığı ortaya çıkınca kçşe yazarlarından alıntılarla iş eğlenceli bir başlığa dönüştü.

Benim için en önemlisi başlıkta safirat arkadaşın "özlediğimiz eski arkadaşımızdan" izler sunan
mesajları.

Bu arada "Ergenekon muammasında" son perde ; Taraf Gazetesi Muhabiri gözaltına alınmış *:lol:

http://www.ekolay.net/haber/haber.asp?pid=2705&haberid=535188

Yine başlıkta herkes var ama neden ulu Uluengin yok ? Bakın o ne demiş: :lol:

Hadi ULUENGİN *huluengin@hurriyet.com.tr

Ergenekon bağı yok ve olamaz!

LÜTFEN, bugünkü tarihi bir tarafa kaydedin. Aşağıdaki iddiama da mim koyun.

Ve gün gelir eğer yanıldığım ortaya çıkarsa, yüzüme bilhassa vurursunuz.

Bu takdirde de, hiç yüksünmeden özür dileyeceğimi şimdiden ilán ediyorum.

* * *

HAYIR, cuma sabahı göz altına alınan ve bazıları salınan, bazıları da tutuklanan "zanlılar"dan (!) hiçbirinin "Ergenekon Çetesi"yle organik ilişkisi yoktur! "Şüphe" fostur.

Üstelik, buna, her kılığa ve her kisveye bürünen ve daha da bürünecek olan Doğu Perinçek adındaki malûm şahsı bile dahil ediyorum.

Artı, son başlatılan "soruşturma"nın AKP'ye yönelik davayla da ilgisi yoktur!

Bir rövanşçılık, bir intikamcılık, bir "dişe diş, göze göz" mantığı söz konusu değildir.

Çünkü, taraflar birlerine zıt gözüküyor olsalar dahi, yukarıdaki her iki iddia da aynı tür "komplo teorisi" zihniyetinden kaynaklanmaktadır. Yine hayatın gerçeğine toslayacaklardır.

Biliyorum, "nasıl bu kadar kendimden emin konuşabiliyorsun" diye sormaktasınız.

* * *

BU kadar emin konuşuyorum, çünkü Allah'a bin şükür, olayları ve şahısları mantık süzgecinden geçirecek kadar bilgi birikimine, ufuk açısına ve sosyal tecrübeye sahibim.

Dolayısıyla da biliyorum ki, "Ergenekon Çetesi" denilen marjinal herze "ulusalcı" ideolojinin en lumpen, en kaba, en hoyrat ve en maceraperest kesimini temsil etmektedir.

Ve yine dolayısıyla, Perinçek adlı aynı malûm kişi dahil, yukarıdaki sözümona "örgüt", gözaltına alınan şahıslardan tek bir tanesi için bile "cazibe merkezi" oluşturamaz.

Bir nebze kafası çalışan insan üç - beş kafadarın derme çatma "fedai teşkilat"ına (!) asla sermaye yatırmaz ki, işte "komplo teorisi"ni daha baştan çürüten hayati nokta da budur.

* * *

AMA kabul, 9 Mart 1971 cuntasında yer aldığı için rakip cuntadan sille yemiş Selçuk örneğindeki gibi, yukarıdaki kişilerin evrensel demokrasiden hazetmediği tabii ki bir vakıadır.

Ancak, bu, onların kendi gradolarını "Ergenekon"a dek düşüreceği anlamına gelmez.

Onlar da düşünen taşınan insanlardır ve zaten unutmayalım ki, aynı İlhan Selçuk o 9 Mart'ta Veli Küçük tarzı "küçükler"e değil, en üst kademedeki en "büyükler"e oynamıştı.

Sittin senelik darbecilerin "amatör" bir şebekeye bel bağlayacağını sanmak onların zekásından şüphe etmek olur ki, aslında böyle bir küçümseme rejimi tehlikeye sokar.

* * *

KALDI ki, malûm sicilinden dolayı zeká hacmi bab'ında en tartışmalı şahıs olduğu su götürmeyen o Doğu Perinçek bile söz konusu "Ergenekon" bağlantılı değildir. Olamaz.

Zaten, bunun bizzat kendisi tarafından verilmiş sinyalini anlamamak için ya "Bolşevik lûgati" hiç bilmemek, ya da satır aralarındaki mesajları hiç okuyamamak gerekir.

Tamam, "Aydınlık" adlı varákparede çetecileri tabii ki "mánen" (!) sahiplenmiştir.

Ama aynı zamanda, ilk tevkifat ertesi "uyarımıza rağmen öncü parti disiplininden yoksunluğun götüreceği yer işte burasıdır" gibisinden bir "serzeniş"te (!) bulunmuştur.

Yani, dirsek temasında olduğu "Ergenekon" mensupları o binde sıfır virgül küsüratlık kendi "öncü" (!) partisine yan çizdikleri içindir ki, onlara "mehel olsun" demeye getirmiştir.

Eh, "iktidarsız muhterislik" öyle vahim bir travmadır ki, daima kendisinin ilk plana çıkacağı ve daima kendisinin hükmedeceği organizmalar dışındaki hiçbir şeyi kabullenemez.

Dolayısıyla da, zeká hacmi en tartışmalı sanığın dahi "Ergenekon Çetesi"yle bağlantılı olduğunu düşünmek ve iddia etmek, aslında bizzat "mantıki zeká"ya aykırıdır.

Ve ben burada bir defa daha tekrarlıyorum, soruşturma neticesinde eğer yukarıdaki iddia ve varsayımlarım yanlış çıkarsa, sizlerden dobra dobra özür dileyeceğim.

Peki, her boydan ve her soydan "komplo teorisyenleri" de dileyecek mi?

thunderpoint
27-03-2008, 22:36
Benim için en önemlisi başlıkta safirat arkadaşın "özlediğimiz eski arkadaşımızdan" izler sunan mesajları.

Eski halini bilmememe rağmen benim için de dikkat çekici bu...

dilaver
28-03-2008, 00:46
Benim için en önemlisi başlıkta safirat arkadaşın "özlediğimiz eski arkadaşımızdan" izler sunan mesajları

* *işin garibi ben de aynı şeyi hissediyorum. Bunu başka bir başlıkta da hissettim ve hayret ettim safirad ile neredeyse aynı düşünüyoruz. Herhalde pante nin açtıgı bir başlıktı ve laiklik ve akp ile ilgili idi. Umarım hayırlara vesile olur. *:lol:


* saygılarımla

sargon
28-03-2008, 00:58
Yollarına lale döktüm
Gelir de geçer diye
Geçmedin boynum büktün
Başka yar seçer diye

Menekşe, lale, hanımeli,
Güzel huyun yoktur bedeli
Sana gönül verdim vereli
Sararıp soldum aman

Yukardaki sarkiyi cok sevgili hissedici arkadaslarima ithaf ediyorum. Kart kurt gibi kelimeler bu baslikta yasaklanmis olup, menekse, lale, hanimeli mevsimi acilmistir. Ayrica gul sozcugu de Abdullah Gul'u hissettirdigi icin kaldirilmistir.

dilaver
28-03-2008, 01:10
herkesin bir kaç şansı olmalı sargon. *:lol:

* * saygılarımla

frodo
28-03-2008, 01:12
Yok merak etme "hissedici arkadaşlar" uzlaşmaz tiplerdir. Hele uzlaşma zemini sömürüye, safsataya, medya tarafından şişirilmiş özgürlükçülerin dümen suyundan gitmeye, toplumsal fayda temelinde, eşitliğin üzerinden tanımlanmış özgürlük yerine bireyin kutsanmış özgürlüğünü öne çıkarmaya, halkların kardeşliği yerine milliyetçiliğe, demokrasi yerine darbeye ilişkin ise asla uzlaşmazlar merak etme. Onlar sadece toplumsal tarihimiz içerisinde var olan kazanımların korunup gerçek sahiplerinin eline geçmesine inanan romantik tiplerdir, zararsızdırlar.

:lol: *:lol: *:lol:

aydoe
28-03-2008, 11:39
28 Mart 2008 *

Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr

İktidar yandaşlarının Ergenekon yanlışları


EY iktidar yandaşları!

Hiç kızmaca ve gücenmece yok... Vallahi de billahi de yanlış yaptınız...

"Ergenekon" gibi hem kriminal, hem de yapısı itibarıyla dar kapsamlı kalmaya mahkûm bir olay ile 6 yıldır ülkeyi idare eden koskoca partinin kapatılması meselesini özdeş kıldınız...

Asimetriyi fark edemediniz...

"Parti kapatma" davasına, "Ergenekon" ile karşılık vermeye kalktınız...

Böylece... Kendi elinizle kendi bacağınıza kurşun sıktınız...

Böylece... İktidardaki bir partinin kapatılması girişiminin ne derece muazzam bir olay olduğu gerçeğinin üstünü örttünüz...

Henüz ortada bile olmayan "Ergenekon iddianamesi"ne öylesine mistik ve mitolojik anlamlar yüklediniz ki...

Gayet zayıf bir iddianame olan "Kapatma Davası İddianamesi"ni bile gündemden düşürdünüz...

Hem de herkesin "Kapatma Davası İddianamesi"ndeki sorunlu alanları diline dolamaya başladığı anda bunu yaptınız...

* * *

Ey iktidar yandaşları!

Hiç kızmaca ve gücenmece yok... Vallahi de billahi de yanlış yaptınız...

Gözaltına almalardaki hoyratlıklar nedeniyle...

Tayyip Erdoğan’ın karşı cephedeki biricik muhatabının İlhan Selçuk olduğu izlenimini yarattınız...

AKP’ye karşılık Cumhuriyet Gazetesi...

Tayyip Erdoğan’a karşılık İlhan Selçuk...

Yaptığınız taktik hatalarla olayı neredeyse buna indirgediniz...

O kadar yanlış bir strateji izlediniz ki...

Şimdi ne zaman çıkıp, "demokrasiler ve parti kapatmalar" hakkında gayet özgürlükçü bir tirat atmaya kalksanız...

Hemen karşınıza "demokrasiler ve sabahın dördünde gözaltılar" meselesini çıkarıyorlar...

Bunu kendinize kendiniz yaptınız...

Ey iktidar yandaşları...

Ümraniye’deki bombaların, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalarla aynı seri numarayı taşıması tabii ki çok önemlidir...

Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Aslan ile Veli Küçük arasındaki bağlantı tabii ki çok ama çok mühimdir...

Cumhuriyet’i bombalayan iki kafadarın, tanık koruma programına girip, "Bombaları bize Veli Küçük verdi" demesi tabii ki dehşet vericidir...

Bu memlekette uyuz olduğu partiyi alaşağı edebilmek için kendi yandaşlarını bile gözünü kırpmadan öldürecek denli kirli ve aşağılık adamlar tabii ki vardır... Ve bunların hiçbiri yabana atılmamalıdır...

Ancak... Lütfen söyleyiniz... "Mesele" bundan mı ibarettir?

Bu "Çete" çökertilince her şey sütliman mı olacak?

"Laik / İslamcı" diye nitelendirilen ve bu toplumun ta derinliklerine kök salmış o sahici gerilim ortadan mı kalkacak?

Ne yani? Bütün çetecileri yakalayıp içeri tıktığınızda başı açıklar ile başörtülüler, hani o "tesettür defilesi"nde olduğu gibi, el ele verip ulvi bir kenetlenme mi gerçekleştirecekler?

"Mesele"nin Ergenekon denilen olayı aşıp taştığını görmüyor musunuz?

O zaman ne diye iktidara muhalefet eden her unsura Ergenekon’dan bir kulp takma gayretkeşliği içine giriyorsunuz ki?

Ey iktidar yandaşları...

Hem yanlış yaptınız... Hem yanlış yaptırdınız...

Başbakan’a yanlış yaptırdınız, Ertuğrul Günay’a yanlış yaptırdınız...

Her şeyi Ergenekon cephesinden görmesi gayet normal olan Ergenekon soruşturmacılarının dolduruşuna geldiniz...

"Sızdırılan bilgi"lere kutsallık atfettiniz...

Size sızdırılan bilgilerin çerçevesini, laik kesimin bütün itirazlarını kapsayacak şekilde genişlettiniz...

Korkarım ki bu durumda dağın fare doğurması kaçınılmaz olacaktır...

Perinçek’ten mektup var

Şöyle bir iddia var gündemde:

"Yargıtay Başsavcısı’nın kapatma iddianamesi, henüz kamuoyuna açıklanmadan Doğu Perinçek’e gönderildi."

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, cezaevinden gönderdiği bir mektupla işte bu mühim iddiaya yanıt veriyor...

Perinçek’in mektubunda yer alan yanıt şöyle:

* * *

"Sayın Ahmet Hakan...

Bugün şu saptamada bulunmuşsunuz: ’Ergenekon neredeyse Türkiye’de AKP’ye karşı olan tepkileri açıklama biçimi haline getirildi...’ Doğru... Dünün ’Gomonist’ suçlamasının yerini ’Ergenekon’ suçlaması aldı. ’Küreselleşme’ çağının küfrü bu...

Sayın Hakan...

Dün Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde CNN Türk’teki Tarafsız Bölge programınızı izledim. Ciddi bir bilgi yanlışını dile getirdiniz. Benim bilgisayarımdan Yargıtay Başsavcısı’nın AKP’yi kapatma iddianamesinin, kamuoyuna duyurulmasından ve yayınlanmasından önceki bir tarih kaydıyla çıktığını söylediniz... Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu da sizi onayladı.

Size kim bilgi verdiyse yalan söylemiş. İddianame 14 Mart tarihli... Benim bilgisayarıma dört beş gün sonra kaydedildi. Düzeltmenizi rica ederim.

Doğu Perinçek

İP Genel Başkanı

Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Cezaevi (C-84)."

aydoe
28-03-2008, 11:54
Cumhuriyet 28.03.2008
Esnaf tartışmasında gözaltına alındı, çeteden sorgulandı sonra da akıl hastanesine gönderildi

Ergenekon'un boyacısı

**Ayakkabı boyacısı Ömer Sertoğlu, karakolda biten bir tartışmanın ardından, "155'e Ergenekon'un liderlerinden biri olduğunuz ihbarı yapıldı" denilerek sorguya alındığını ileri sürdü. Evinde Muzaffer Tekin ile birlikte çekilmiş resimleri bulunan ve savcılık sorgusunun ardından Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne götürülen Sertoğlu hastaneden firar etti.

HÜLYA KESKİN

Ayakkabı boyacısı Ömer Sertoğlu , 11 Mart'ta bir esnafla arasında çıkan tartışma sonucu getirildiği karakoldan Ergenekon zanlısı olarak çıktığını iddia etti.

11 Mart Salı günü Pendik'te esnaf bir yurttaşla aralarında çıkan tartışma sonucu karakola giden Ömer Sertoğlu (35) gözaltına alındı. Tartışma sırasında kendisine silah çekilmesi üzerine polisi arayan Sertoğlu'nun anlatımına göre, polis ekiplerince, tartıştığı kişi ile birlikte Pendik Kaynarca Yüksel Taşpınar Polis Merkezi'ne getirildi. Uzlaşma sonucu şikâyetini geri almasına karşın Sertoğlu karakolda tutuldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'ın 2004 yılında cep telefonu numarasını basın yoluyla yurttaşlara açıklamasının ardından ailevi bir mesele için Erdoğan'ı araması nedeniyle gözaltına alındığını düşündüğünü söyleyen Sertoğlu, karakolda hakkında "takibat kararı" alındığını öğrendiğini ve daha sonra Vatan Caddesi'ndeki Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne getirildiğini ileri sürdü.

Polis ekipleri tarafından evinin arandığını iddia eden Sertoğlu, "Evimdeki aramada fotoğraf albümümde 3 fotoğraf buldular. Fotoğraflardan ikisi Çağlayan Cumhuriyet Mitingi'nde emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve eşi ile çektirdiğim fotoğraftı, diğeri de Ankara Kerkük Mitingi'nde eski ASAM Başkanı Ümit Özdağ' ın uzaktan çektiğim fotoğrafıydı. O fotoğrafları aldılar. Bana ne için bu mitinglere katıldığımı sordular. Veli Küçük' ü tanıyıp tanımadığımı bile sordular" diye konuştu.

İki gün süren sorgulamanın ardından kendisine İstanbul Barosu'nun Şemse Kutsal 'ı avukat olarak temin ettiğini ifade eden Sertoğlu, yetkililerin en sonunda kendisine "Ergenekon soruşturması" kapsamında gözaltına alındığını açıkladıklarını savundu. Sertoğlu, "Benim gibi birinin Ergenekon ile ne işi olabilir? Bana hakkımda 155'e bu yönde ihbar geldiğini söylediler. İhbarda benim 'Ergenekon'un üst düzey yöneticilerinden birisi olduğum, yakında büyük bir eylem yapacağım' söylenmiş. 'Kim aramış, telefon numarası var mı?' diye sordum, yanıtlamadılar" dedi. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde ifadesi alındıktan sonra Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen Sertoğlu, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz tarafından sorgulandığını iddia etti. İfadesi alındıktan sonra savcının kendisini serbest bıraktığını dile getiren Sertoğlu, bu karara karşın polis ekipleri tarafından emniyete götürüldü. Eşinin ruh sağlığının bozuk olduğu yönündeki şikâyeti üzerine bu kez de Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne götürüldü. Sertoğlu, "12 gün hastanede kaldım. İlaç tedavisi bile yapılmadı. Savcı beni serbest bıraktı" diye konuştu.

Hakkında savcılık tarafından 3 hafta tedavi kararı verilen Sertoğlu, tedavisi bitmeden hastaneden ayrıldı. Sertoğlu yaşadıklarıyla ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulundu.

sargon
28-03-2008, 12:24
Son Ergenekon dedikodusunu aktariyorum. Mehmet Ali Birand'in 32. Gun programinda Emre Akoz ile Umit Zileli birbirine girmisler. Iste haberi

http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=yasam&ArticleID=510503&Date=28.03.2008&ver=49

Sabah gazetesi ise bugun Ergenekon davasiyla ilgili en cok haber veren gazete sanirim.

Ankara'da üst düzey yargı mensuplarıyla görüşen İP'liden Perinçek'e: 'Direnip, bu işleri çözeceğiz. Siz bize kitle desteği sağlayın' dediler

PERİNÇEK DOĞRULADI

Bu sözleri, Ergenekon'dan tutuklanan Perinçek'in geçen şubatta telefonla görüştüğü partisinin eski milletvekili adayı Merdan Aslan söyledi. Aslan, Perinçek'in ifadesinde doğruladığı görüşmede şöyle dedi:

'KİTLE DESTEĞİ SAĞLAYIN'

"Yargıtay Başkanı, Başsavcısı ve Anayasa Mahkemesi üyesine gittik. Cumhuriyet meselesinde tavizleri yok. Kitle desteği, halk desteğini oluşturmanız gerekiyor. Son derece eminler ve son derece kararlılar."

http://www.sabah.com.tr/haber,9B847BACAEDE42CA8B2D4DF94592B554.html
http://www.sabah.com.tr/haber,B7FE1A45E0334D7AB104013E5409D3CD.html

Safirat
28-03-2008, 13:25
Benim için en önemlisi başlıkta safirat arkadaşın "özlediğimiz eski arkadaşımızdan" izler sunan mesajları


Allahallah ben gidip elimi yüzümü yıkayım da ayılayım o zaman.
Mutlaka yanlış şeyler yazmışımdır :)

aydoe
28-03-2008, 19:56
''Amaç baş örtmek değil,Laik Cumhuriyeti tüm kurum ve kuruluşlarıyla ele geçirmek,ulus devleti yok etmek ve İslam devletine dönüştürmektir.
Ergenekon ismi verilen bir operasyonla ulusalcılar da suçlanarak devre dışı bırakılmak istenmektedir.
Bağımsız yargı parlementonun üstünde değildir söylemi, Anayasa mahkemesi ve AİHM kararlarının hiçe sayılması düşündürücüdür. '' Aydoe 27 ocak

http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&p=107917&highlight=#107917

Aydoe 2 ay önce olacakları görmüş ,Ergenekon bağlantısımı var ne?

Ben senaryoyu biliyorum filmin devamını ve sonunuda biliyorum.
İş figuranlığa devam mı yoksa senaryoyu değiştirip istediğimiz *sona ulaşmak mı?

sargon
28-03-2008, 20:27
Ilhan Selcuk'un bugunku kosesinde yazdigi yazi. Cesitli sitelerde Ilhan abiden uyari mansetiyle yayinlaniyor. Orijinal basligini bilmiyorum. Buyrun siz yorumlayin.

Ilhan Selcuk - Cumhuriyet

(...)Her nedense bu 'abi' deyişi ben gazeteye girer girmez başladı; hiç unutmam, bir gün Nadir Bey bile gizil şakacılığıyla beni "İlhan Abi" diye çağırmıştı...

Bu kıdemime dayanarak Ergenekon dosyasının savcısına abilik yapayım dedim...

Nasıl bir tehlikeyi yaşadığının farkında mı?..

Sanırım değil...

Evi bastıkları saatlerde, daha sonra polislerle yolda, Emniyet'te veya savcılıkta bana bir şey olsaydı, pattadak nalları havaya dikseydim, neler olacağını sevgili savcım hiç düşündü mü?..

Damgayı yiyecekti:

- Katil savcı!..

Yazık olacaktı sevgili savcımıza...

İşin altından ömür boyu kalkamayacaktı...

*

Savcı Bey anlaşılıyor ki çok ağır bir yük üstlenmiş, altından kolay kolay kalkılamayacak bir yük...

Sorgulamadaki karşılıklı konuşmalarda sezinledim ki bu yük onu tüm yaşam boyu ezebilir...

Ne düşünüyordu:

- İlhan Selçuk 'un evini sabaha karşı basarım, suç belgelerini ele geçiririm...

Operasyon fos çıktı...

Ergenekon dosyasını yaymak; yazarları, fikir adamlarını, emekli komutanları, muvazzafları da içine alarak sonuçta laik orduya ilişkin bir dava harekâtına dönüştürmek akıl kârı değildir...

Savcımız durumu bir daha gözden geçirmeli...

Kişinin kafasındakilerle "realite" arasında bir uygunluk olmadı mı iş tersine döner, dava dosyası da çuvallar...

*

İlhan Selçuk'a gece baskınında kapsamlı düşünemeyen, kendi kariyerini bile tehlikeye atabilecek kararlar alabilen sevgili savcım, "Düşünen Adam" heykelini sanırım biliyordur...

Savcım "Düşünen Adam" olmalı...

Bu, yalnız ülke için değil, kendisi için de gerekli bir temel koşul...

Safirat
28-03-2008, 20:27
Arkadaşlar Ergenekon hikayeleri inandırıcılığını kaybetmiştir.

Şu Samanyolu Tv'de çalışan Fettullahçı Haham hikayesinden sonra artık söylenecek bir şey kalmadı vesselam.

Olağanüstü bir kurgu dünyası içinde insanlara Amerikan ajan filmleri tadında içi içe geçmiş bol bol küçük kurgularla hissettire hissetire izlettirdikleri filimlere dönüşmüştür.

Ergenekon davasının içinden artık emniyetçiler ve savcılar bile çıkamaz zannımca. Tam bir kaostur hadise. Her allahın günü yeni yeni onlarca "şok edici" belge eşliğinde ve savcının dediğine göre "yüzbin sayfalık" dökümanları ile kim suçlu kim suçsuz ayırt etmelerinin imkansız hâle geldiği bir dava olmuştur. Yani profosyoneller bile bu kaostan çıkamayacakları aşikarken biz sırdan vatandaşların anlaması veya anlamlandırması mümkün görünmüyor.

Bütün bunların tek bir sebebi var: O da bu davanın aslında göründüğü gibi bir çete/örgüt davası değil bir"hesaplaşma" davası olmasıdır.

Türkiye Cuhmuriyetin Yargıtay başsavcılığını bile "çete sızması" olarak değerlendirecek kadar zıvandan çıkmış bir zihniyetin ne demek istediğini iyi kavramamız gerekir.

Bu zihniyet herşey "biz ve onlar" olarak baktığı gibi mahkemelere ve hakimlere de "bizim ve onların mahkemeleri" olarak bakmaktadır. Çünkü ele geçiremedikleri her kurum onlar için ötekinin kurumudur.

Ötekini de *halkın gözünden düşürmek için çete/örgüt vb. iftiralar ile karalamaya çalışmaktadırlar.

Bu insanların asıl amaçları devletin yapısını Ahmet Altan'ın da ifade ettiği gibi "Kemalistlerden tasfiye edecek düzeyde" değiştirmek. Yerine koyacakları şey de Vaşington'dan yönetilen
F tipi bir organizasyondan başkası değil.

Bu Amerika'nın derinlemesine içimize nufuz etmesi ve Türkiye'nin de Amerika'nın her dediğini yapan bir ülke olması sonucunu doğuracaktır. Yani artık 1 Mart kazaları veya Afganistan'a asker göndermek istemeyen Genelkurmay yerine Amerika için dünyanın her yerinde savaşacak ve onun emperyal amaçları doğrultusunda o topraklarda bir Anzak askeri gibi hayatını kaybedecek olan Anadolu çocukları yakın geleceğimizin gerçekliği olacaktır.


Tehlikenin farkında mısınız?

evrensel-insan
29-03-2008, 00:49
Saygideger arkadaslar;

Bilindigi gibi,Ergenekon bir Turk yasam tarzinin bir destanidir.Milliyetcilik acisindan da cok onemli bir temel teskil etmektedir.Ayrica Ergenekon destanini kutlayanlar bunu 21 Mart'ta kutlamaktadirlar.

Bu hareketin adinin ergenekon olmasi,basli basina milliyetci temelli ulusal anlayisa karsi verilmis bir isimdir.Ayrica Ilhan Selcuk,Dogu Perincek ve Alemdaroglu,cesitli acilardan toplumda ulusalciligi temsil eden taninmis ve en ondeki aydinlardir.Ayrica bunlarin apar topar 21 Mart gunu goturulmeleride pek tesaduf olmasa gerek.

Bu olayin iki boyutu vardir.Birinci boyutu,ulusalciliga ve ulusal devlet yapisina karsi acilmis bir savas olmasi.Onundeki engelleri-ki bunlar,TSK,yargi ve ulusalcilarin kararliligidir-bir bir yipratmak,sindirmek ve ulusal yapidan,ummet yapisina dondurulmeye calisan toplumu da elde tutarak"demokratik cogunluk iktidari"ile bunu basarmak.

Yalniz,AKP' ye acilan kapatma davasi,amerikan idealizmi kontrollu ve yonlendirimli bu hareketi panikletmis ve bu uc aydini tutukluyarak-ki hesapta olmayan-panik alametleri gostermistir.

Ergenekon tertibinin ic yuzu ise,savas actiklari,ulusal yapiya sanki bu savasi ulusalcilar acmis gibi gostererek-ki buna TSK dahil-toplumun gozunde bir tasla iki kus vurma amaclidir.

Asil amac TSK'ni tasfiye ve toplumun gozunde kucuk dusurmek ve yargiya gozdagi vermektir.

AKP hakkinda kapatma karari cikarmi? bilinmez,ama ciksa bile bu yapi korundukca ve Turkiye amerikan idealizminin gudumunden kurtulamadikca yeni geleceklerin AKP den pek farki olmayacaktir.

Ulkenin tek kurtulusu,amerikan idealizmi karsisinda her yonuyle dimdik durabilecek bir iktidar ve bilincli bir yapiyla birlik butunluk ve beraberligi koruyabilecek duzeye erismis,saygiyi ogrenmis,kutuplasmayan,suru psikolojisi ve korku felsefesinden arindirilmis ve birey ve onun bireysel hak ve ozgurluklerini hukukun sivil toplum orgutleri eliyle uyguluyacak olan ve bireyi icin var olan bir devlet yapisi.

Aksi,amerikan idealizminin Turkiye icin cizdigi gelecektir.Buda kisaca BOP'dir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

gozeneli
29-03-2008, 04:32
Derin devletin arkasında kim var acaba?

evrensel-insan
29-03-2008, 05:04
Saygideger gozeneli;

Kim olacak,once Fettullah Gulen ve onu da yonlendiren,soros ideolojili (her temelde toplum icindeki mikro ayrimciligi korukleyip toplumu mumkun olabildigi olcude bolup,parcalama),

evengalist (yahudi,mason kokenli,muslumanligi "dinler arasi dialog"temelinde ilimlastirarak yahudilige donusturmek ve hristiyanligi-katolik ve ortodoxlarda dahil olmak uzere-son tahlilde evengalistlestirerek dunyayi tek dini inanca indirgeme) *inancli,

nihilizm(bireye hicbir evrensel koken birakmiyarak tum kontrolu bireyin gucune birakmak ve bireyi bosluga iterek tamamen amacsiz kilmak ve bireyin herturlu insanlik disi dusunce ve davranisinin onunu acmak,hayali kahramanlar yetistirerek,bireyin dusuncesini onlemek ve bireyi kontrolsuz birakarak rahatca katil,intihar,cinnet v.s. temelinde tamamen insanliktan cikarip"ben gucluyum,dogruyum,tek ben varim,benden baskasi benim emrime"v.s. temelinde bireyci akilciligin iflasini saglamak) ve

degistirilerek uyarlanmis marxism felsefeli (ulkelerin kendi kaderlerini kendilerinin tayinine birakmak yerine kendisinin bu hakki tayin etmesi-demokrasi masaliyla-),

bireyi robot,vatandasi kole yapma zihniyetli,insanligi-ilerletmek yerine-ortacag karanliginin guc temelli yapisina gomme amacli,

icinde terorizm dahil,her turlu-maddi-manevi-gucu barindiran,tamamen canavarlasmis ve bireyci akilciligi-ki iflas etmis-ayakta tutma cabasi veren ve kendi cikari icin,harcayamayacagi,ulke,toplum,milliyet ve din olmayan ve onune cikani,hicbir adalet,hukuk,demokrasi,insan haklari v.s. demeden yok eden ve

icinde herturlu milli-dini kokensel yapida emir kullari, yasa disi orgutler,kurumlar ve kuruluslar bulunduran ve dunyanin her yerinde herturlu yasam agi kurmus olan AMERIKAN IDEALIZMI.

Umarim soruna cevap olmustur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

qw19
29-03-2008, 09:06
Derin devlet Ergenekon'da deniyorsa ve onun üstüne gidiliyorsa bu bile onun derin devlet olmadığına işarettir.

*Derin devlet sanıldığı gibi devlet içinden insanların bir araya gelerek oluşturduğu tüzüğü olan organize bir güç değildir. Derin devlet bizatihi devletin kendisidir.

*Elbetteki devlet mekanizması aynı ideolojik (resmi ideoloji) netliğe sahip kurumların oluşumudur. Bir çok kurum ülkedeki gidişata göre önlem alır, müdahalede bulunmaya çalışır, bu kurumların yaptıkları işlere göre de yapacakları belirlenir. İşi ergenekon'a indirgemek devlet mekanizmasını anlamamaktır. Ergenekon zurnanın son deliğidir ve bunu devletin kurumlarıyla irtibatlandırmanın imkanıda yoktur.

*Bu kadar sansasyonun sonunda sonuç koca bir hiç olacaktır. Devlet içindekilerin legal olmayan yollara başvurmasını engellemenin tek yolu hukuk devleti olmaktan geçer. Bunun içinde memuru muhakemat yasasının değişmesi ve milletvekili donulmazlıklarının kalkması gerekir.
Ve devlet şeffaf hale getirilmelidir.

* Selamlar.

29-03-2008, 11:12
vgm, görüşlerine kısmen katılıyorum. Derin devlet bir çete olmaktan ziyade devletin geneline yayılmış bir zihniyettir. Bu zihniyetteki bir memur İstanbul'da görev yapsa da terör estirir, Trabzon'da görev yapsa da terör estirir Şemdinli'de yapsa da terör estirir. Çünkü her gittiği yerde benzeri ufak çeteler oluşturabilir.

Ancak Ergenekon kapsamında en azından 5-10 kişi hapsi boylarsa bu dışarıdakiler için caydırıcı bir unsur olur. Ve bence çok önemlidir. Devletin tüm Ergenekongilleri görmezden gelmesi hepsine cesaret verirdi.

sargon
29-03-2008, 11:52
Hadi Uluengin'in onceki gunku yazisi ilgi cekiciydi. Tartismasi devam ediyor.Biz de hizmeti surduruyoruz efem.


Bir Ergenekon Avukati - Hadi Uluengin

BEN "Ergenekon Çetesi"ni "savunuyormuşum"! Avukatlığını yapıyormuşum.

En azından, "yukarıdan" (!) aldığım talimatla şebekeyi kasten küçümsüyormuşum.

Dolayısıyla da, "ortalığın temizlenmesine" (!) çomak sokmuş oluyormuşum.

Elektronik postama yağan bu ithamların gerekçesini çarşamba günkü yazım oluşturdu.

* * *

ÇÜNKÜ orada demiştim ki, çoğulcu rejimi hep "cici demokrasi" diye reddeden ve hep darbeye oynayan İlhan Selçuk; artı, "kifayetsiz muhteris" travmasını her kisveye ve her kılığa bürünerek gidermeye çalışan malûm Doğu Perinçek dahil, geçen cuma sabahından itibaren gözaltına alınan "ulusalcı" zevatın adı geçen çeteyle organik bağı yoktur ve olamaz.

Zira, o "ulusalcı" ideolojinin en lumpen, en maceracı, en hoyrat kesimini barındıran "teşkilát" (!), dehşet ilkelliğinden dolayı sen, ben, bizim oğlan dışında kimseyi cezbedemez.

Vay sen misin bunu söyleyen, işte bendeniz de "Ergenekoncu" konumuna düştüm.

Fesuphanallah ve de dilin bir nebzecik kemiği olmalı!

* * *

EN önce bir; bu satırlar yazarı ne "yukarı"dan, ne de "aşağı"dan talimat alır.

Vermeye kalkışacak olanın da alnını karışlar. Kimseye kiralanacak kalemi yoktur.

Ama bilhassa iki; eğer herhangi bir şahsa "Ergenekon sempatizanı" suçlaması yöneltilecekse, yine bu satırlar yazarı Türkiye’deki "son on"un içine girer!

Nitekim, Halep oradaysa arşiv buradadır, daha "ulusalcılık" kelimesi zuhur etmeye başladığı andan itibaren, "Modern Zamanlar" sütunu söz konusu cinnet, paranoya ve nefret ideolojisine karşı mücadelede bir nevi öncü işlev görmüştür ve hálen de görmektedir.

* * *

ZATEN de üç; bundan dolayıdır ki, başta "Ergenekon"la ilişkisi şimdi ortaya çıkan yayınlar, o bilûmum "ulusalcılar" bana karşı háyásız bir iftira kampanyası yürütmüştür.

Yürütmeye de devam etmektedir. Onların sayfaları ve siteleri şu an bunlarla doludur.

Ve nihayet dört; bırakın şebeke mensuplarının tutuklanmasından sonraki dönemi, daha çeteciler Ali kıran baş kesen melánetlerini ortalıkta açık açık saçarken, aynı "Modern Zamanlar"da böyle bir fütursuzluğa nasıl göz yumulduğuna dair sayısız yazı yayınlanmıştır.

Ama sen, mantıktan şaşmıyor ve zıt kutuptakiler gibi "Ergenekon"a ilişkin komplo teorilerine de tınmıyor diye, böyle bir insanı o "Ergenekon’u savunmakla" suçlayacaksın.

Aslında insaf kelimesi yerine argotik bir ünlem kullanmak gerekiyor ama, geçiyorum.

* * *

İMDİİ, mevcut "komplo teorilerine" kapılmamak için şu gerçeği görmek gerekiyor:

Türkiye’deki statüko st-ra-te-jik açıdan ri-cat konumundadır. Bu, bir vakıadır!

Ve biline ki, kendisi de durumun bal gibi farkındadır. Dolayısıyla, cidden paniktedir.

Kabul, AKP’yi kapatmak türü tak-tik çıkışlarla mevzi korumaya çalışmaktadır.

Daha da çalışacaktır ama, her panik sürecinde olduğu gibi, hem o taktiklerde kurmay yanlışlara düşmektedir; hem de o çıkışlarda bir eşgüdüm ve bir karargah oluşturamamaktadır.

İşte "Ergenekon Çetesi" de, ricat paniğinin şimdi bir avara kasnak gibi döndürdüğü aynı statükonun içinde, taktik fukarası bir "çarıklı erkán-ı harp"ten başka bir şey değildir

* * *.

EVET öyledir ve de bırakın "karargah" (!) olup taarruz yönetmeyi, ilkelliğinden ve çapaçulluğundan dolayı, statükonun "biraz daha akıllı" (!) zaptiyeleri için bile ayak bağıdır.

Başka bir deyişle, şebekeyi buzdağının görünür sathı sanıp altından çok şey çıkacağını düşünmek, o "biraz daha akıllı" statükodaki esas tehlikeyi göz ardı etmek anlamına gelir.

Ve bu gerçeği saptayarak uyarıda bulunmak da "Ergenekon’u savunmak" değildir.

Tam tersine, çoğulcu demokratik rejimi en u-y-a-n-ı-k biçimde savunmaktır!

Hurriyet, 29 Mart 2008

sargon
29-03-2008, 12:09
Taraf gazetesinin ortaya attigi yeni bir iddia daha. Buna gore Genelkurmay Baskani Buyukanit'da hedefte imis. Buyukanit'in 2005 yilinda Izmir ve Balikesir'e yapacagi ziyaretlerdeki koruma planlari Isci Partisi'nde bulunan CD'lerde ele geciyor.

http://www.taraf.com.tr/haberv.asp?HaberNo=3834

sargon
29-03-2008, 12:32
Ergenekon davasi medya savaslari denilebilecek bir olay yaratti. Tabii buna bir de belge savaslari eklendi. Bir taraftan elimizde gazete kupurleri, bir kismi yayinlanan garip istihbarat bilgileri ve belgeler, diger tarafta bir takim karanlik iliskiler bekliyoruz. Ortada ise bir suru ceset var. Hirant Dink cinayeti, Rahip Santoro cinayeti, Malatya katliami, Danistay Baskani'na suikast, Cumhuriyet gazetesi bombalamasi. Istedigimiz sey bu cinayetlerin aydinlatilmasi.

Radikal gazetesi su ana kadar basinda yayinlanan Ergenekon arsivlerini derleyip bize sunmus. Buyrun.

Ergenekon Arsivleri


RADİKAL - İSTANBUL - Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya çıkan bilgiler zanlıların 'geniş arşivleri'ndeki belgeleri de gün yüzüne çıkardı. Soruşturmanın dayanağı olan Tuncay Güney'in 2001 yılında yapılan operasyonda ele geçirilen belgelerinde sadece Ergenekon yapılanmasıyla ilgili dokümanlar değil, birçok farklı konuda rapor ve yazı var. Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün arşivindeki birçok belgenin Güney'deki belgelerle aynı ve benzer olduğu saptandı. İşçi Parti Genel Merkezi'nin bir katının tamamen arşiv için ayrıldığı iddia edilirken, Yargıtay krokisinden Genelkurmay Başkanı'nın koruma planına kadar birçok evrak elde edildiği öne sürülüyor.
Türkiye'yi sarsan Ergenekon operasyonunda tutuklanan zanlıların ev ve işyerlerinden çıkan birbirinden ilginç 'derin bilgilerin' olduğu dokümanlar, planlar, raporlar soruşturmanın temelini oluşturuyor. Zanlılar bu belgelerdeki bilgiler ışığında sorgulanıyor. Soruşturmada şimdiye kadar gelinen süreçte ortaya çıkan 'derin arşiv' şöyle:

* * * * *

1- Belge fabrikatörü Tuncay Güney
Güney, bugün Kanada'da bir sinagogta görevli.

Ergenekon Operasyonu'na dayanak olan belgelere aslında yıllar önce ulaşılmıştı. Dönemin İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan 2001 yılında bir ihbar üzerine Tuncay Güney'in bürosunu bastı. Güney'in bürosundan Ergenekon örgütünü anlatan çok sayıda doküman çıktı. Ergenekon örgütünün şeması '21. Yüzyılda Kemalist Hareket' isimli iki sayfalık bir belgenin içindeydi. Bu dokümanda şu ifadeler yer alıyor: "TSK bünyesinde faaliyet gösterdiği iddia edilen gizli bir örgütlenmenin olduğu, Ergenekon örgütünün Ergenekon başkanlığına bağlı, beş daire komutanlığı, iki daire başkanlığından oluştuğu, beş daire komutanlığının TSK mensupları, iki daire başkanlığının sivillerden oluştuğu, sadece Ergenekon başkanı tarafından bilinen 'Oeparasyon Dairesi Komutanlığı' altında bir yapılanmanın olduğu, Ergenekon örgütünün yazılı ve belirli amaca giden kurallar çerçevesinde faaliyet yürüttüğü, Ergenekon örgütünün bu faaliyetleri gerçekleştirebilir olduğu, örgütün amacının TSK mensubu ve sivil şahısları kullanarak, Atatürk adını, ilke ve inkılaplarını maskeleme yaparak illegal kazanç, gizli istihbarat, legal ve illegal faaliyetler, naylon terör örgütü kurmak, naylon şirketler oluşturma, suikast ve propaganda gibi yöntemler vasıtasıyla bir örgütlenme oluşturup, gizlilik prensipleri altında Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm devlet kademelerini ele geçirip, örgütün amaçları doğrultusunda bir devlet yapısı kurmak olduğu.."

Gazete ve TV planları
Güney'in ofisinde bulunan başka bir belgedeyse Ulusal Kanal ve Cumhuriyet gazetesinin ortak bir anonim şirket adı altında birleştirilmesi öngörülüyor. Bu belgede, "Bu şirketin yönetim kurulu başkanlığını ve yönetim kurulu üyeliğine getirilecek kişiler önemlidir ve özenli bir seçim yapılmalıdır yazıyor". 'MİT, Medya ve Ajan Gazeteciler' başlıklı 40 sayfalık bir rapordaysa bazı gazetecilerin isimleri sıralanarak, CIA ve MİT gibi çeşitli istihbarat örgütleri adına çalıştıkları öne sürülüyor.
Güney'in arşivinin diğer başlıkları şöyle:
"Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma, Lobi Çok Gizli, Birleşik Komün Girişim, Octobus (State Organized Crime) Mafia, Masonik Bildenberg çetesi, Türkiye'yi Türksüzleştirme Operasyonu, Alevi Dernek Vakıf Kurma Çalışmalarının Amaç ve Sonuçları, Kürdistan Nasıl Kurulacak, Gizli Uluslararası İnsan Kaçakçılığı Raporu, Yeni Milis, Kuvayı Milliye Cephesi, İşçi Partisi'nin Türk ve Kürdü Birlikte Örgütleme Tasarım Analiz, Şirket Gizli Gerçekler Gözlem ve Analiz..."

* * * * *

2- Veli Küçük'ün derin arşivinde yok yok
Küçük, gizli belge biriktirmiş

Operasyonda Küçük'ün evinden çıkan belgelerin birçoğu Güney'inkilerle aynıydı. Bazılarıysa büyük benzerlik taşıyordu. 'Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi', 'Şirket Gizli Gerçekler Gözlem Analiz' raporu, ulusal medya oluşturma planlarının yer aldığı 'Televizyon Analiz Yönetim ve Geliştirme Projesi /Türkiye'de Televizyon Yaşlılar için çok Yeni Gençler İçin Çok Eskidir' başlıklı 39 sayfalık doküman, MİT'in tarihsel süreç içinde işlevini yitirdiğini öne süren 'Casusluk Mesleği' yazılı evrak, ulusal güç birliğinin kurulması, ulusal gençlik hareketinin oluşturulması ve örgütlenmesine dair 'Kemalist Model Ulusal Gençlik Hareketi Dinamik Ulusal Güç Birliği Kuvayı Milliye Cephesi Araştırma Gözlem Analiz' başlıklı rapor, yeni mafya örgütlenmesi, Ergenekon için lobi çalışmaları yürütülmesi ve bu kapsamda özel güvenlik şirketlerinin kurulması gerektiği şeklindeki dokümanlarla Güney'inkilerle benzer.
Bunun dışında Güney'in gözaltına alındığı operasyonu yapan dönemin Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'la ilgili mali, ailevi ve diğer konularda detaylı bilgi notu, Doğu Perinçek tarafından yazılan 'Arzederim' diye biten faksla gönderilmiş bilgi notları, Uğur Mumcu'nun İsrail ajanları tarafından öldürüldüğü iddiasının yer aldığı MİT belgesi bulundu. Küçük'ün evinde bulunan belgelerden biri Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek hakkında dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından verilen 2001 yılına ait siciliydi. Küçük'ün Gayrettepe'deki evinde ayrıca doktorlar Ayhan Sandal ve orhan Fevzi Gümrükçüoğlu hakkında açılan bir davanın iddianame ve kararı bulundu. Sandal ve Gümrükçüoğlu bir operasyonda gözaltına alınan işadamı Mustafa Albayrak'a 'sahte işkence raporu' vermekten yargılanmıştı. 'Jandarma Kurmay Albay Yahya Şahin'e yapılan komplo ve komploya katılan kişiler' diye başlayan bir dosya da vardı.

* * * * *

3- İşçi Partisi'nden tartışılan krokiler...
İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, tutuklanarak F tipi cezaevine konuldu.
FOTOĞRAF: AFP

Ergenekon Operasyonu'nda İşçi Partisi (İP), Ulusal Kanal ve Aydınlık Dergisi'nde aramalar yapıldı.
İP genel merkezindeki dördüncü katın arşiv haline getirildiği öne sürüldü. Partinin kurumsal arşivinin yanısıra de MİT, TSK, Emniyet, Milli Eğitim, yargı ve üniversite görevlileri hakkında çeşitli bilgilerin olduğu bilgi notları da olduğu iddia edildi. Bilgi notlarından bazıları haberleştirilmişti. İddialara göre İP Genel Merkezi'ndeki arşivde Yargıtay üyeleri hakkında fişler tutulmuştu. Belgede, AKP'ye yönelik kapatma davasına ilişkin dosya, kapatma davasının iddianamesini hazırlayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın babası, Ergenekon Operasyonu'nda gözaltına alınıp serbest bırakılan Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk'un verdiği bir yemeğe ilişkin notlar da bulunduğu öne sürüldü. İP Genel Merkezi'nde ele geçirildiği öne sürülen belgelerden ikisi çok daha önemliydi. Bazı gazetelerde yer alan iddialara göre, İP'te bir CD'nin içinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na ait ayrıntılı kroki vardı. Haberlere göre çok ayrıntılı hazırlanan krokide yakalanmadan binaya giriş ve çıkışlar gösteriliyordu. Başka bir CD'de de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, Kara Kuvvetleri Komutanı olarak 2005 Şubat'ında Balıkesir' e yaptığı ziyaretin koruma planının bulunduğu öne sürüldü. Ayrıca ele geçirilen diğer CD'lerde de 1987, 1988 ve 1989 yıllarına ait, Van'ın Gürpınar ve Başkale sınırını gösteren '21. Sınır Komutanlığı' nın Kış Tertiplemesi' başlığı altındaki haritanın da olduğu iddia edildi. Perinçek'in evinin basılmasından sonra eşi Şule Perinçek, evdeki 15 bine yakın dosya ve kitabın teker teker incelendiğini söylemişti. İP yetkilileri ise ele geçirilen belgelerle ilgili savunmalar yaptı. Kapatma davasının iddianamesinin açıklandıktan sonra özetlendiği, Yargıtay krokisinin İP'te bulunmadığını ifade ettiler.

* * * * *

Ergenekon'un kilit ismi, haham oldu
Ergenekon Operasyonu'nun kilit ismi Tuncay Güney'in, gazetecilikten Jandarma İstihbarat Timi (JİT) dolandırıcılığına, İslamcı bir kanalda program yapmaktan sinagogda çalışmaya uzanan öyküsü, şaşırtıyor. Yedi yıl önce polise, Umut Bağbek ve Süleyman Gürleyen adlı iki kişiden bir şikâyet ulaştı. Şikâyete göre, kendisini JİTEM elemanı diye tanıtan Tuncal Güney adlı kişi tarafından dolandırılmışlardı. Polis, 'JİTEM' adını duyunca harekete geçti ve savcılık kararıyla Güney'in Taksim'de bürosuna operasyon yapıldı. Polisin karşısına, daha önce Samanyolu TV'de programcılık, Akşam gazetesinde muhabirlik ve Strateji dergisinde yöneticilik yapmış bir 'gazeteci' çıktı. Bürosundaki aramada, Ergenekon'a ilişkin dokümanlar bulundu. Güney, Organize Suçlar Şubesi'nde sorgulandı. Daha sonra, 'işkence altında alındığını savunduğu' üç saatlik sorgu kaydında Ergenekon'nun ilk ipuçlarını açıkladı.
İddialara ilişkin soruşturma başlatılmazken, Güney aynı yıl 10 yıllık vizeyle ABD'ye gitti. İddiaya göre, CIA denetimindeki 'New York Institutes' adlı web sitesinin yöneticisi oldu. Şu an 36 yaşında olan Güney, Kanada'nın Toronto kentinde yaşıyor ve bir sinagogda görevli olarak çalışıyor.

Radikal, 29 Mart 2008
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=251538

Safirat
29-03-2008, 14:51
Şu ergenekon ile ilgili mahkeme süreci başlasa ve tamamlansa da kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu bi öğrensek. Lakin anlaşılan o ki, FG'nin ve AKP'nin finanse ettiği basın zaten suçluyu bulmuş ve mahkum etmiş.

Şuraya bakın ki Emniyet veya savcılık eline ne belge geçirdiyse basına servis yapıyor.
Asıl yargılama da basın üzerinden yapılıyor.

Peki bu apaçık bir şekilde *soruşturmanın gizliliğini ihlala edenler hakkında işlem yapılacak mı?


Gizliliğin ihlâli

MADDE 285. - (1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlâli açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.



Bence mutlaka hukukun gereği yapılmalı.
Hem çeteler hem de basın yoluyla insanları mahkum etme davanışı mahkum edilmeli.

sargon
29-03-2008, 15:46
Simdiye kadar okuduklarimin icinde en ilginc bakis acisi olanlardan biri Hasan Celal Guzel'e ait olani. Isaret ettigi bircok dogru nokta olmasina karsin ben degerlendirmesine katilmiyorum. Yapilmasi gerekenler konusunda ise zaten kendine demokratim diyen kimse karsi cikmayacaktir. Ilerde bu surecin degerlendirmesini de kendi acimdan yapmaya calisacagim.


'Lâik-antilâik çatışması değil, Kürt devletinin kuruluş aşaması' - Hasan Celal Güzel

Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan böyle söylüyor. Arıboğan, siyasallaşan yargının şaibe altında olduğunu, devletin hukuk sisteminin iflas ettiğini, yasama ve yürütmede kriz yaşandığını, devletin çökmek üzere olduğunu anlatıyor ve böyle bir çöküşten ya kaosun ya da askerî darbenin çıkması beklenir diyor. Söylediklerinin her kelimesine iştirak ettiğim Prof. Arıboğan , 'Eğer sistem böyle giderse, devlet kendi içinde çatışmaya doğru giderse, iki yıl sürmez Türkiye'nin bölünmesi veya Kürt devletinin ortaya çıkması muhtemeldir(...) Türkiye'de çok ciddî bir uluslararası operasyon var şu anda. Adım adım Kürt devletine doğru gidiliyor' diyerek ikazda bulunuyor.
Yıllardır bunları yazıp çiziyoruz ama ne yazık ki gözlerini siyasî hırs bürümüş Neo-İttihatçılara bir türlü anlatamadık. Deniz Hoca, günlük olayların dışına çıkarak meseleyi geniş bir perspektiften değerlendiriyor.
* * *
Sayın Baykal, CHP'liler, ulusalcılar, jakobenler, darbe heveslileri, halâskâr hukukçular, medya bülbülleri! Kulaklarınızı açın da dinleyin... 27 Mayıs'ta da, 12 Mart'ta da, 12 Eylül'de de, 28 Şubat'ta da uluslararası çevrelerin Türkiye üzerinde oyunları olmuştur. Her defasında Türk demokrasisi yara almış, ekonomi çökmüş, dış itibarımız zedelenmiş ve Türkiye yıllarca geriye gitmiştir. Fakat, bütün bu kayıplardan sonra normal sisteme dönülebilmiştir.
Lâkin bu defa durum çok farklıdır. Eğer bu istikrarsızlık böyle devam ederse ve bir de darbe yapılırsa, devletin çökmesi ve Türkiye'nin bölünmesi kaçınılmazdır.
Çetelerle baş edilemezse, AK Parti kapatılırsa ve askerî müdahale yapılırsa şu gelişmeler olacaktır:
1. İçeride, bu defa halkın direnişi olacak ve müdahaleciler sert ve kanlı uygulamalara girişeceklerdir. Bu da Türkiye'yi bir 'iç savaş'a götürecektir.
2. Türkiye, Avrupa Parlamentosu'ndan ve uluslararası kuruluşlardan atılacak ve AB yolu tamamen kapanacaktır.
3. Ermeni iftiraları uluslararası mahfillerde kabul edilecek; Türkiye'den tazminat ve toprak istenecektir.
4. Güneydoğu'da Kürtçü terörün desteğinde ayaklanmalar başlayacak; bunun üzerine sert şeklide gidecek olan darbe yönetimine karşı, başta ABD olmak üzere Batılı güçler müdahalede bulunacaktır.
5. Sonuç olarak, Türkiye bölünecek ve Kürdistan kurulacaktır.
Zaten, Türkiye üzerindeki uluslararası operasyonun nihaî hedefi de budur. Bu gelişmeler sonunda, aynen İttihatçılar gibi darbeci güçler de kaçacak delik arayacaktır ama iş işten geçmiş olacaktır.
İttihatçıların vatansever olmadıkları söylenebilir mi? Bu 'halâskâran-ı zâbitan' elbette vatanseverdi. Ancak bu duyguları, koskoca imparatorluğun yıkılmasına ve Türkiye topraklarının sekizde bire inmesine engel olamadı. Aynı Enver, Talât, Cemal paşalar gibi, bizim darbeci generaller de, Deniz Baykal da, CHP'liler de, ulusalcılar da, yüksek yargı mensupları da, jakobenler de vatanseverdir. Lâkin, sebep oldukları istikrarsızlık ve çöküntü, Türkiye'yi onların da istemedikleri bir mecraya hızla sürüklüyor...
12 Eylül döneminde bir akşam Demirel bana, 'Bu vatanı, halâskârlardan halâs etmek lâzımdır' (kurtarıcılardan kurtarmak) demişti. Ne kadar doğru bir teşhis... Lâkin, 'Varâk-ı mihrü vefayı kim okur, kim dinler ki?' Beni dinlemiyorsanız, bari Cemal Paşa'nın torunu ile Mahir Kaynak'ın kızını dinleyin...
* * *
O halde, bu operasyona mâni olmak için ne yapılmalıdır?
1. Türkiye'nin sorumluluğunu taşıyan bütün çevrelerin birlikte hareket etmesi sağlanmalıdır.
2. Sadece AK Parti için değil, Türk demokrasisini rayına oturtmak için, Anayasa 'nın siyasî partilerin kapatılmasıyla ilgili 68. ve 69. maddeleri ile Siyasî Partiler Kanunu âcilen değiştirilerek Venedik Kriterleri çerçevesinde düzenleme yapılmalıdır.
3. Ergenekon Çetesi üzerine, TSK'daki bağlantılarıyla birlikte sonuna kadar gidilmelidir.
4. Yeni Anayasa hazırlanıp yürürlüğe konularak devletin işletilmesi mümkün kılınmalıdır.
5. Yargı Reformu yapılarak yargının siyasallaşmasına son verilmelidir.
6. Devletin istihbarat birimleri güçlendirilmeli ve antidemokratik oluşumlara karşı aktif hâle getirilmelidir.
Bu ve benzeri tedbirler zamanında alınamazsa ve Türkiye uluslararası güçlerin kolaylıkla at oynattığı bir saha olmaktan çıkarılamazsa, şehitlerimizin kanı üzerinde yükselen bu devleti, hiç kimse bölünmekten ve yıkılmaktan kurtaramaz.

Radikal, 28 Mart 2008

aydoe
29-03-2008, 18:13
Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış.
Hasan Celal Güzel üç sene bakanlık yapmış,sanki olan biteni bilmiyor,hiç kabahati yokmuş.
Ortamı geren kim?
Başbakan
Suçlanan kim ulusalcılar!
Evet Ulusalcılar ,Atatürk'çüler ülkeyi bölmeye parçalamaya çalışıyormuş!
Uslu uslu dursalar sesleri hiç çıkmasa sevr rahatça uygulansa hiç sorun olmayacakmış.

''1. İçeride, bu defa halkın direnişi olacak ve müdahaleciler sert ve kanlı uygulamalara girişeceklerdir. Bu da Türkiye'yi bir 'iç savaş'a götürecektir.
2. Türkiye, Avrupa Parlamentosu'ndan ve uluslararası kuruluşlardan atılacak ve AB yolu tamamen kapanacaktır.
3. Ermeni iftiraları uluslararası mahfillerde kabul edilecek; Türkiye'den tazminat ve toprak istenecektir.
4. Güneydoğu'da Kürtçü terörün desteğinde ayaklanmalar başlayacak; bunun üzerine sert şeklide gidecek olan darbe yönetimine karşı, başta ABD olmak üzere Batılı güçler müdahalede bulunacaktır.
5. Sonuç olarak, Türkiye bölünecek ve Kürdistan kurulacaktır. ''H.C.Güzel

E ne güzel işte tüm bu istekler zaten Ab nin ABd nin ve Liberal aydınlarımızın istekleri değilmi?
Yani Sevr ,zaten istenen bu değilmi?
Ha bunu önlemek için önerdiğide dinci tek parti oligarşisi.

Hasan Celal Güzel'e demokrasi ödülünü boşuna vermemişler demek,Allah razı olsun AKP'den
*
'Eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Celal Güzel'e ödülünü yeni Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik verdi. FOTOĞRAF: SERHAT TEZCAN / DHA

09/03/2008 Radikal

DHA - BURSA - Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Memur-Sen Bursa Şubesi tarafından organize edilen şair Mehmet Akif İnan'ı Anma ve '2007 Yılı En'leri ödül törenine katıldı. Tayyare Kültür Merkezi'nde düzenlenen törende, 'Yılın Demokrasi Ödülü'ne eski bakanlardan Hasan Celal Güzel layık görüldü. Organizasyonda konuşan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik şöyle konuştu: "Herkesin sustuğu ve pustuğu zamanlarda, Güzel toplum vicdanının sesi oldu. Güzel'in gürlemesi ve kükremesi gerçekten takdire şayandır. Kendisinin demokrasi ödülüne layık görülmesini ben de tebrik ediyorum. Adı çifte güzel anlamına gelen bakanımızın bu ödüle layık görülmesinden mutluyum."

Al gülüm ver gülüm,zaten Özal yetiştirmesi işini bilir H.Celal Güzel
Önerdiğide sesinizi çıkarmayın teslim olun RTE ne istiyorsa Türkiye nereye götürülmek isteniyorsa gidelim.
Unutma Hasan bey işgale direnişide ulusalcılar yapacaktır.

Safirat
30-03-2008, 01:05
Hasan Celal Güzel nereden konuşuyor?
O söylediği tehlikeleri bugüne kadar dile getirenler hep ulusalcılar/milliyetçiler/vatanseverler olmadı mı?
Bu adamlar da onlara faşist, şoven, ırkçı, darbeci, baascı vb gibi sözlerle saldırmadı mı?
Ağlarım şu gülünecek halimize.
Hasan Celal Güzel Türkiye'yi bu noktalara AKP hükümetinin getirdiğini göremeyecek kadar siyasi kördür.
Yazık.
Neden AKP'nin kapatma davasına Avrupa'dan ve Amerika'dan bu denli büyük tepkiler geliyor?
Onlar Türkiye'nin iyiliğini ve demokrasisini mi düşünüyor?
Eski Alman başbakanına Yargıtaya hakeret etme küstahlığını kim veriyor?

AKP sayesinde Türkiye'nin yeraltı ve yerüstü bütün kaynaklarını ele geçirdiler.
Türk siyasetini, demokrasisini AB uyum yasaları hikayeleri ile bağımlı hale getirdiler.

Cumhuriyet mitinglerinde "Ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye" sloganı ile yürüyen milyonlar bu gelişmelere karşı tam bağımsızlık şiarını yükseltirken Hasan Celal gibiler bu büyük halk tepkilerine küçümseyici ve aşağılayıcı sözlerle saldırıyorlardı.

Şimdi Avrupa ve Amerika'nın *Türkiye'den bir Kürdistan çıkartma projesinin varlığının farkına varan zevatlar Tükiye bölünecek diye feryat figan ediyor.

Bu feryatlarını "İnin dağlardan meclise gelin" diyerek Pkk ile masaya oturmaya çalışan RTE'ye ve *Talabani'yi Çankaya'ya davet edip onunla Çankaya'da Kürdistan muhabbeti yapan Gül'e anlatsın.

Anlaşılan o ki Türkiye'nin bölünme riskinin farkına varanlar yedikleri nanalerin üstünü örterek suçu başkasına atma kurnazlığına sarılmaktalar.


Ya da sivil siyasetçilerin her zaman yaptığı gibi Türkiye'nin bu durumdan kurtulması için TSK'yı göreve çağırmak zorunda kalacaklar. Hem de hen demokratları bile en TSK karşıtları bile.

Haaa, Türkiye Yugoslavya olur mu diye sorarsanız benim cevabım buna "AKP ile mümkün hem de kansız olarak" derim. Çünkü bu parti Türkiye'yi masada teslim edecek kadar Damat Ferit hükümeti benzeri davranışlar içindedir. Onlar da Sevr gibi masada teslim anlaşmasını imzalamışlardı.

Şimdi çıkıp kime ne nağmesi döktürüyorlar?

imhotep
30-03-2008, 02:25
Cumhuriyet gazetesine molotoflu saldırı
İstanbul’un Şişli ilçesinde bulunan Cumhuriyet gazetesinin bahçesine molotof kokteyli atıldı.

AA
Güncelleme: 00:42 TSİ 30 Mart 2008 Pazar

İSTANBUL - Edinilen bilgiye göre, kimliği belirsiz kişiler, Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sokak’taki Cumhuriyet gazetesi binasının bahçesine molotof kokteyli attı. Molotof kokteylinin neden olduğu alevler gazetenin güvenlik görevlilerince söndürüldü.

Bu arada, gazetenin güvenlik görevlileri, molotof kokteyli atan kişilerden birini yakalayarak polise teslim etti. Polis ekipleri, kaçan diğer saldırganları yakalamak için çalışma başlattı.

Geçen hafta Cumhuriyet gazetesi başyazarı ve imtiyaz sahibi İlhan Selçuk, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınmış, yaklaşık 40 saat sonra serbest bırakılmıştı.

NTVMSNBC.COM

sargon
05-04-2008, 13:59
Radikal gazetesi Ergenekon cetesini yeniden kapaga tasidi. Gundeme getirdikleri belge yeni degil, daha once aydoe'nin Mehmet Eymur'un sitesinden aktardigi yazida bahsedilen 'Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi 1999' adli belge. Tuncay Güney, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk'ün evlerinde de bulunmus bir belge. Bu belge 2001'den beri ortalikta dolasip duruyor, Ergenekon hakkinda yazilmis kitaplar bile var. Ornegin Can Dundar ve Celal Kazdagli'nin bu konuda yazdiklari bir kitap var. Ama hala ortaya tam olarak cikarilabilmis gibi gorunmuyor. Fehmi Koru 2001'de konuyu yazdigi zaman Aydinlik gazetesi sert bir tepki veriyor. Aslinda AB'nin kurdugu bir SuperNATO orgutu oldugunu, bunlarin da Ergenekon yaygarasi yaptigini yaziyor. Su anda Ergenekon sorusturmasindan 40'dan fazla kisi cezaevinde ve bunlarin arasinda Dogu Perincek ve bazi IP yoneticileri de bulunuyor.

Iste Radikal'in kapaga tasidigi orgute ait bu belgenin bazi ayrintilari

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252200

sargon
05-04-2008, 14:16
Radikal gazetesinden Ismet Berkan da iki gundur Ergenekon ile ilgili yaziyor. Berkan'a gore buyuk ve kucuk Ergenekon var. Sanirim yazdiklari buyuk Ergenekon'a gore. Buna gore bu orgutlenmenin ilk girisimi 2001 yilinda. Bulent Ecevit'in yerine Husamettin Ozkan'in gecirilmesi seklinde bir operasyon girisimi. Ikincisi ise Kivrikoglu'nun ordu icinde aslinda teamule aykiri sekilde Aytac Yalman ve Sener Eruygur'u getirmesi. Nedeni de Hilmi Ozkok'un Genelkurmay Baskanligini istememesi. Bence bu turden operasyonlara girmek icin belli bir ideolojiye yada dunya gorusune sahip olmak da yeterli olabilir. Burdaki durum daha cok burokratik yapiya tepeden bir takim gucler araciligiyla mudahalelerde bulunma seklinde birsey gibi duruyor.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252081

Ismet Berkan'in ikinci yazisinda ise ucuncu darbe olarak niteledigi olay Rauf Denktas'in Kibris'ta Annan planina karsi cikip, Kibris'in AB'ye girmesini saglamaya calismasi. Bu olay sayesinde Turkiye'nin AB'ye girmesi engellenmis olacaktir.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252180

Rauf Denktas'in bu tezgahlarda onemli bir yeri oldugunu ben de hep dusunmusumdur. En son Talat Pasa komitelerinin basina getirildigini okudugumdan beri Denktas'in aslinda bir burokrattan ote tam bir militan oldugunu dusunuyorum.

http://sargon.blogcu.com/2619828/

Safirat
06-04-2008, 01:09
Radikal, Sabah, Taraf, Zaman gibi gazetelerin manşet yaptığı belgelerin kaynağı neresi?
Yoksa "Ulusalcılık terör hareketidir" diyenler mi?
Ortada ideolojik bir yapılanma var. Hemen her kurumda çok organize bir şekilde CIA yönetiminde faaliyet sürdürüyorlar. Türk insanı asıl çetenin F tipi olduğunu anlayacaktır bir gün.
Ama iş işten geçmeden anlaması gerekir.
İstanbul İngiliz işgaline girdiğinde bile halk bunun farkında değildi. Padişaha olan güven tamdı.
Halkın aklına padişahın bir işbirlikçi olacağı hiç gelmemişti.
Sonra ne mi oldu?
Yunan girdi ve katliama başladı. O zaman anlamıştı gerçekleri millet.
Kısacası bizim millet geç uyanır.
AKP'yi milliyetçi-mukaddesatçı sananlardan geçilmiyor ortalık.
Halbuki AB'nin Yüksek Adalet Divanı Pkk'yı terör örgütleri listesinden çıkardığı gün RTE, Avrupalı dostlarına 301. maddeyi kaldırıp Türklüğe hakareti serbest bırakacağını söylüyordu.
Aynı gün içinde iki salvo. Birisi dışarıdan diğeri içeriden.
Bu hep böyledir zaten.
Bir içeriden bir dışarıdan.
Üstüne de "ulusalcılık terör hareketi" yapılır.
Cümleten "enternasyonal" olmak zorundayız efendim
Küreselleşmenin veya yeni dünya düzeninin gereği olarak.

aydoe
06-04-2008, 16:42
6 Nisan 2008 *

Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr

Tehditçi avukat Fethullah Gülen’in amcaoğlu çıktı


GEÇTİĞİMİZ günlerde...

İstanbul Barosu’na kayıtlı bir avukat ile yaptığım telefon görüşmesinden söz etmiştim...

Avukat bana telefonda şunları söylüyordu:

"Eğer Tayyip Erdoğan’ın başına bir şey gelirse ya da AKP kapatılırsa görürsün mantar tabancası mı patlar, yoksa başka bir şey mi patlar! Karşınızda Demokrat Parti döneminin köylüleri yok... Bu halk değişti..."

Ne söylediğini kulağı duymuyor, kendisini kaybetmiş bir şekilde "Görürsün mantar tabancası mı patlar yoksa başka şey mi?" diye tehditler savuruyordu...

Dikkat! Dikkat!

İstanbul Barosu’na kayıtlı bu avukatın kimliğini saptadım.

Avukatın adı Kemalettin Gülen’dir.

* * *

Kemalettin Gülen denilen bu avukatla ilgili yaptığım araştırmalardan sonra şu çarpıcı sonuçlara ulaştım:

BİR Kemalettin Gülen, Fethullah Gülen’in yakın akrabasıdır... Bir rivayete göre yeğeni, bir başka rivayete göre ise amcaoğlu...

İKİ Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arslan’ın, mahkemede verdiği ilk ifadede Kemalettin Gülen’in adı sıkça geçmektedir...

ÜÇ Kendisi de bir avukat olan Alparslan Arslan, Danıştay saldırısından önce Hukuk Fakültesi’nden arkadaşı Kemalettin Gülen’le saldırı işini görüştüğünü söyledi... Bu ifade, mahkeme tutanaklarında yer almaktadır...

DÖRT Kemalettin Gülen, Danıştay saldırısından önce Danıştay İkinci Dairesi Başkanı Mustafa Birden’i evinden telefonla arayarak küfretmiş... (Anlaşılan arkadaşın telefonla arayarak had bildirme gibi bir alışkanlığı mevcut).

BEŞ Kemalettin Gülen, Türk Telekom adına İstanbul Anadolu yakasında icra takibi yapan avukatlardan biriydi... Ancak Gülen, Danıştay saldırısına adının karışması nedeniyle Türk Telekom tarafından görevden alındı...

ALTI Kemalettin Gülen, Danıştay saldırısının bir numaralı zanlısı Alparslan Arslan tarafından suçlanmasına karşın herhangi bir adli takibe alınmadı... Ya da şöyle söyleyelim: Adli takibe alındığına dair bir bilgi yok... Hatta Gülen o kadar rahat ki, kafasını bozan yazarları telefonla arayıp tehdit edebiliyor...

YEDİ Fethullah Gülen’in avukatı Orhan Erdemli, Kemalettin Gülen’in Fethullah Gülen’in yakın akrabası olduğu bilgisini doğruladı... Ancak Kemalettin Gülen nedeniyle Danıştay saldırısı ile Fethullah Gülen arasında bir irtibat kurulması çabasına şiddetle itiraz etti...

SEKİZKemalettin Gülen, şu anda Milli Savunma Bakanlığı tarafından "asker kaçağı" olduğu gerekçesiyle aranıyor... Adresi ise belirsiz...

* * *

Başındaki onca belaya rağmen...

Bir gazeteciyi arayıp, "Görürsün mantar tabancası mı patlar yoksa başka bir şey mi?" diye tehdit etme cüretini gösterebilen bir adam, bence çok tehlikeli bir adamdır...

Tehlikenin farkında olarak...

Ve tabii tehlikeyi bertaraf etmek için...

Buradan çok değerli yetkililerimize şu çağrıyı yapıyorum:

Kemalettin Gülen konusunda elimdeki tüm bilgi ve belgeleri ortaya koymaya ve işbirliğine hazırım...

Yeter ki...

"Görürsün neyin patlayacağını..." diye tehditler savuran bu adama...

Bir biçimde...

"Avukat Bey... Söyle bakalım... Neymiş patlayacak olan şey?" diye soru sorulsun...

sargon
06-04-2008, 17:52
Ismet Berkan, bugunku yazisinda 2004 yilinda iki kuvvet komutani tarafindan planlanan bir girisimi aktariyor. Bu girisim Rauf Denktas'in beklentilerine karsilik donemin Genelkurmay Baskani Hilmi Ozkok'u asamamasindan dolayi engellenmis. Berkan'in su anki sorusturmasi yurutulen Ergenekon'un kucuk Ergenekon oldugu, asil arkadaki buyuk Ergenekon'a dokunulup dokunulmayacaginin mechul oldugu dusuncesine ben de katiliyorum. Bir tasi cekersem butun duvar yikilir diyenlerin dedikleri gibi Buyuk Ergenekon, kendisi adina kraldan cok kralcilik yapmaya soyunan bazilarini piyon olarak one surup, kucuk Ergenekon olarak feda ediyor.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252264

Ismet Berkan'in birkac gundur suren Ergenekon yazilarinda bahsettigi 2001'deki Ecevit'i indirip yerine Husamettin Ozkan'i getirme girisiminin tanigi olan Murat Yetkin, bugun bu konuyla ilgili yazmis.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252231

aydoe
11-04-2008, 13:06
Cumhuriyet 11.04.2008
Cumhuriyet'ten açıklama...

İlhan Selçuk'un serbest bırakılmasının ardından, bazı basın yayın organlarında ve kimi köşe yazarlarının sütunlarında, belli odaklar tarafından servis edilen bilgi ve belgeler gündeme getirilerek soruşturma ve yargı süreci yönlendirilmeye, kamuoyu belli bir yönde oluşturulmaya çalışılmaktadır. Ağır sağlık sorunlarıyla uğraşırken bir yandan da, kendisiyle ilgili bu çirkin oyunu izleyen başyazarımızın en kısa zamanda sağlığına kavuşarak, bu art niyetli yazı ve yorumlara bizzat yanıt vereceğini biliyoruz.

Ancak, yapılan suçlama ve çarpıtmalar, eleştiri sınırlarını zorlayarak kabul edilemez boyutlara ulaştığından ve gizli olması gereken soruşturmaya ilişkin bazı bilgilerin, basına kasıtlı olarak sızdırılması nedeniyle bunların kamuoyu ile paylaşılması zorunlu hale gelmiştir. Nitekim, 14 gün önce gazetemiz avukatları tarafından soruşturmayı yürüten savcılara verilen bir dilekçede, bu hususlar aynen belirtilerek, gizli olması gereken bilgilerin maksatlı olarak ve bağlamından koparılmış, anlamı değiştirilmiş şekilde bazı gazetelere ve gazetecilere servis edilmesi şikâyet edilmiştir. Bu hukuksuzluğun ve saldırıların devam etmesi halinde, gazetemiz tarafından bugüne kadar ısrarlı olarak sürdürülen soruşturmanın gizliliği ilkesine uyma yönündeki tavrımızın artık devam edemeyeceği, ettirilemeyeceği, kamuoyu karşısında gerçekleri açıklamanın hakkımız olduğu belirtilmiştir.

Başyazarımız ve gazetemizle ilgili yayınlar ve çarpıtılmış bilgilere dayalı suçlamalar soruşturmanın gizliliği ihlal edilerek yoğun bir şekilde devam ettirilmektedir.

İşte gerçekler...

İlhan Selçuk'a Emniyet'teki ifadesi sırasında özgeçmişi ve telefon görüşmeleri ile ilgili sorular sorulmuştur. Bu sorulardan bazıları basında yer almıştır. Kendisine sorulan sorulardan ilk yedi tanesi kişisel haline ilişkindir (özgeçmişi, geçimini nasıl temin ettiği, *daha önce ceza alıp almadığı, yakalanıp yakalanmadığı, adına kayıtlı cep telefonu olup olmadığı, lakabı ya da takma adı olup olmadığı, yazmış olduğu kitaplar ve bunların isimleri ile içeriğinde nelerden bahsedildiği, üyesi olduğu dernek, parti, vakıf olup olmadığı, varsa isimlerinin ne olduğu). Sonraki yedi soru, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan kişilerden isimleri tek tek okunup, ifade metnine yazılan 71 kişiyi tanıyıp tanımadığına ilişkindir. İlhan Selçuk bu 71 kişiden 4'ünü tanıdığını (Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek, Ferit İlsever, Emin Gürses), Veli Küçük ismini de basından bildiğini, diğer isimleri ise duymadığını, tanımadığını bildirmiştir. İfadenin bundan sonraki bölümlerinde, İlhan Selçuk'un 07 Şubat 2008 ile 17 Mart 2008 tarihleri arasında yaptığı telefon görüşmelerinin tapesi okunarak, bu görüşmelerin içeriğini anlatması, izah etmesi istenilmiştir.

***

Soruşturmayla ilgili olup olmadığına bakılmaksızın, konuşmaların bütünü ifade metnine aynen monte edilmiştir. Bununla amaçlananın, ifadelerin basına sızdırılarak, İlhan Selçuk'un soruşturmayla ilgisi olmayan tüm özel yaşamının göz önüne serilmesi, kamuoyu nezdinde küçük düşürülmeye çalışılması, belli kişilerin -özellikle işadamlarının- isimlerine yer verilerek onlara da gözdağı verilmesi olduğu bugün apaçık ortaya çıkmıştır. Peki, İlhan Selçuk'tan içeriği birebir okunarak izahı istenen telefon görüşmeleri kimlerle yapılan görüşmelerdir? İma edildiği gibi darbecilerle (!) ya da soruşturma kapsamında olan kişilerle mi? İşte telefon görüşmesi yaptığı kişilerin tam listesi:

İbrahim Yıldız (altı kez): Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

Mustafa Balbay (iki kez): Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi

Alev Coşkun (iki kez): Cumhuriyet Vakfı Başkan Yardımcısı

Emre Kongar (bir kez): Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu Başkan Yardımcısı

Akın Atalay (bir kez): Cumhuriyet Gazetesi Hukuk Müşaviri, Cumhuriyet Vakfı Genel Sekreteri

Server Tanilli (bir kez): Cumhuriyet Gazetesi Yazarı, Anayasa Hukuku Profesörü

Ezgi Top (bir kez): Gazetedeki sekreteri

Mehmet Benli (iki kez): Kuzeni (halasının oğlu)

Bülent Tanla (bir kez): Arkadaşı, eski CHP Genel Başkan Yardımcısı

Dr. Gürbüz Barlas ve eşi (bir kez): Arkadaşı, aile dostu

Perihan Kutlar (bir kez): Arkadaşı, aile dostu, (Dr. Gürbüz Barlas'ın baldızı)

Murteza Çelikel (bir kez): Arkadaşı, işadamı

Gazetemiz avukatlarının; telefon kayıtları içinde yer alan İlhan Selçuk'un kuzeni ve avukatı ile yaptığı görüşmelerin hiçbir şekilde dinlenemeyeceği, bu kişilerle yapılan görüşmelerin yanlışlıkla dinlenmesi halinde ise derhal imha edileceği şeklindeki yasa hükmüne dayanarak yaptığı yazılı itirazın ardından, derhal bir tutanakla yok edilmesi gereken bu kayıtlardan, özellikle kuzeni ile yaptığı konuşmanın bazı bölümleri bağlamından, bütünlüğünden koparılarak belli gazetelere ve gazetecilere sızdırılmış ve bazı gazeteciler tarafından karalama, suçlama amacıyla yayımlanmıştır. Yasaya aykırı bu dinlemelerin hesabını kim verecektir merak ediyoruz!.. Yasa gereği imha edilecek olan bu konuşmaları aktaran, kendilerini "andıç" düşmanı olarak tanımlayan bu gazeteciler, şimdi yeni bir andıçlamanın aleti durumuna düşmeyi nasıl açıklayacaklar merak ediyoruz!.. Soruşturma ile ilgisi bulunmayan konuşma içeriklerinin dosyada saklanmasının (nasıl saklandığı ortada) hesabını kim verecek merak ediyoruz!..

***
Belli güç odaklarının yönlendirmesi ile bazı gazetelerde yayımlanan ve "AKP'nin kapatılmasına ilişkin iddianamenin yazılmasında İlhan Selçuk'un da bilgisi ve hatta yönlendirmesi olduğu, iddianamenin dava açılmadan çok daha önceden İlhan Selçuk tarafından bilindiği" şeklindeki iddia ve ithamlar tamamen gerçek dışıdır. Bu yöndeki iddialara, özellikle İlhan Selçuk'un 23 Ocak 2008 tarihli köşe yazısı dayanak gösterilmektedir. Nitekim, emniyette de bu yazı kendisine aynı iddiayla sorulmuştur. Oysa, İlhan Selçuk'un bu yazısından tam 6 gün önce, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kamuoyuna yazılı bir açıklama yapmış ve türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına yönelik anayasa değişikliği girişiminin anayasadaki laiklik ilkesi ile çeliştiğini söyleyerek, siyasal partilerin bunun sonucunu iyi düşünmeleri gerektiğini hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açıkça ifade etmişti. İlhan Selçuk'un 23 Ocak tarihli yazısını, AKP hakkındaki iddianameyi önceden bildiğinin kanıtı olarak kullananlara söylenecek tek söz var: Başta kendi yazdıkları gazeteler olmak üzere, Türkiye'deki bütün gazetelerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın açıklamasını nasıl verdiğini, nasıl yorumladıklarını görmek için 18-19-20-21 Ocak 2008 tarihli gazetelere baksınlar. Hatta, bu açıklamayı "kapatma tehdidi", "kapatma uyarısı" olarak yorumlayan ve -eleştirmekle birlikte- olması gerektiği gibi doğru okuyan meslektaşlarının yazılarına baksınlar. Herkesin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın mesajını doğru okuduğu bir dönemde, bu mesajı tam altı gün sonra köşesine aktaran İlhan Selçuk'a, sanki mesajı ilk aktaran oymuş gibi suçlama yöneltilmesi akıl ve mantık dışı bir durumdur. Bu iddianın sahiplerinin, akıllarınca İlhan Selçuk'u Ergenekon operasyonuna dahil edip, onun üstünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nı da AKP'ye yönelik bir darbe senaryosunun içine yerleştirmeye çalışması, ne derecede bir akıl tutulmasına yakalandıklarının somut kanıtıdır.

sargon
30-04-2008, 16:23
Asagidaki haber ile Adalet erbabinin Ergenekon sorusturmasini nasil badem etmeye hazirlandiginin isaretlerini gormeye basliyoruz. Bir tarafta bir sorusturma surerken, Ankara 11. Agir Ceza Mahkemesi, biz biliyoruz, bunlarin Ergenekon'la falan ilgisi yok diye karar veriyor. Hem Osman Yildirim'in ifadesini gozunune almiyor, hem arastirilmasina gerek yok diyor, hem de 3 savcinin surdurdugu Ergenekon davasini pas geciyor, gorus istemeye bile gerek duymuyor. Iste adalet ornegi. Yazik, utanc verici.

Soyle formule edilebilir mi acaba? (Just in Time = Justice of Intern Team = JIT = ...)

İlginç karar: Danıştay saldırısının Ergenekon'la ilgisi yok

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Danıştay üyelerine saldırı davasının gerekçeli kararını açıkladı. İlginç kararda, 'Ergenekon terör örgütüyle Danıştay saldırısı arasında bir bağlantının bulunmadığı' ifade edildi. Gerekçeli kararda, 'saldırının türbanla ilgili olarak, kendi görüşlerine göre başörtüsü aleyhinde karar veren ya da davranan kurumlara ders vermek amacı taşıdığı' aktarıldı. Danıştay davasında müebbet hapse mahkum olan Osman Yıldırım, Ergenekon operasyonunu yürüten savcıya Cumhuriyet Gazetesi ve Danıştay'a saldırı kararını Alparslan Arslan ve Veli Küçük'le birlikte Ataşehir'de yapılan toplantıda aldıklarını itiraf etmişti.

Danıştay üyelerine yönelik saldırı davasının gerekçeli kararı açıklandı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçeli kararında, zanlıların birincisi İstanbul'da Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atılması, ikincisi Ankara'da Danıştay üyelerine saldırı olmak üzere, iki ayrı ana eylemi bulunduğu, bu eylemler için bir araya geldiklerinin görüldüğü belirtildi. Kararda, şahısların, 'saldırılar için plan yapmalarının, örgütlü bir yapı içine girildiğini gösterdiği üzerinde duruldu. 'Bu yapının, türban örtüsüyle ilgili olarak, kendi görüşlerine göre türban aleyhinde karar veren ya da davranan kurumlara ders vermek amacını taşıdığı' kaydedildi.


http://content.zaman.com.tr/2008/04/29/ikon.jpg

'Sanıklar ve sanıklara isnat edilen eylemler ile yürütülen Ergenekon hazırlık soruşturması arasında suç vasfını, sanıkların hukuki durumunu ya da sübutu etkileyecek şekilde bir bağlantı tespit edilemediği, dolayısıyla o hazırlık soruşturmasının sonucunun beklenmesine gerek duyulmadığı' aktarılan kararda, ayrıca, "Sanık Osman Yıldırım, cezaevinden genel iddialar içeren dilekçeler gönderdi ise de yargılama aşamasında somut olayı aydınlatacak nitelikte bilgi içermeyen bu dilekçelere itibar edilmeyerek, ayrıca araştırılması yoluna gidilmemiştir." denildi. Bazı sanık avukatlarının soruşturmanın genişletilmesi yönündeki taleplerinin reddedildiği bildirilen kararda, tüm delillerin toplanmış olması dolayısıyla, soruşturmanın genişletilmesine ihtiyaç duyulmadan, mevcut deliller ve dosya kapsamına göre değerlendirme yapıldığı vurgulandı.

Metin Arslan/ZAMAN, Ankara

dilaver
30-04-2008, 18:02
Aklıma bir şey takıldı. Bu kadar şey yazılıp çiziliyor, hatta başka başlıklarda Kürt meselesi neyin bile rahat rahat tarışılabiliyor, ama bizim Sodomo/ Safirat ortalıkta gözükmüyor. Sakın o da Ergenekon kapsamında göz alıtına alınmış olmasın. * :lol:


* * saygılarımla

aydoe
30-04-2008, 19:23
İslami camia, "ağabey" olarak niteledikleri Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in 14 yaşında bir kıza cinsel taciz suçlamasıyla tutuklanması karşısında önce şoka girdi, sonra "tecavüz gibi" mazeretler üretmeye başladı. Camianın yazarlarının neredeyse hepsi "komplo teorileri" yazarken, tutuklanmayı Ergenekon Operasyonu’na kadar vardıranlar bile oldu.

Ergenekoncu tezgah

HASAN KARAKAYA (Vakit): Eğer yanlış yapan, çirkinlik yapan insan, bizim içimizden biri ise onu asla savunmaz, ona asla sahip çıkmayız. Bu konuda ölçümüz gayet açık. Ölçümüzü, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed koymuş. Bizler de, "İçimizden biri" dahi olsa, eğer hırsızlık yapmış, eğer sarkıntılık işlemiş, kısacası eğer "yanlış, yamuk ve iğrenç bir iş" yapmışsa, onu ne savunuruz, ne de ona sahip çıkarız. Ancak, olayın üzerindeki esrar perdesi henüz aralanmadığı için, ortada bir tezgah ve komplo olabileceği kuşkusu içindeyiz!... Aklımıza, "Ergenekon’cu tezgahlar" gelmiyor değil.
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=8809645


Kararda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmayla ortaya atılan iddiaların aksine, Danıştay saldırısı ile Ergenekon soruşturması arasında hukuki bir bağ tespit edilemediği de ifade edildi.

Kararda, “Yapılan incelemeler sonucu sanıklar ve sanıklara isnat edilen eylemlerle, yürütülen hazırlık soruşturmasının arasında suç vasfını, sanıkların hukuki durumunu ya da sübutu etkileyecek şekilde bir bağlantı tespit edilememiş, dolayısıyla soruşturmanın sonucunun beklenmesine gerek de duyulmamıştır” denildi.

Kararda, Ergenekon soruşturmasıyla Danıştay saldırısının bağlantılı olduğu iddialarına ilişkin cezaevinden dilekçeler gönderen sanık Osman Yıldırım’a da yer verildi. Yıldırım’ın olayı aydınlatacak nitelikte bilgi içermeyen dilekçelerine itibar edilmeyerek, ayrıca araştırılması yoluna gidilmediği belirtilen kararda, sanık Süleyman Esen ile müdafii Avukat Mehmet Ener’in de benzer yöndeki taleplerinin aynı gerekçelerle reddedildiği kaydedildi.

Adamlar herşeyi ergenekona bağlayacak.
Eskiden birini alırlar ve işkencede bir sürü suçu üstlenmesini sağlarlardı,ne kadar faili meçhul varsa garibin üstüne yüklerlerdi.

Ergenekon diye bir örgütlenme varsa da bütün suçları ve ortadan kaldırılmak istenilen kişileri ve de kendilerine yakın kişilerin suçlarını bu örgütte yıkmak doğru olmaz.

sargon
30-04-2008, 23:30
Yani sonucta ne diyorsun aydoe? Veli Kucuk'le yada Ergenekon ile Danistay suikasti arasinda baglanti olmadigi Ankara 11. Agir Ceza'nin karari sayesinde ortaya cikmis oldu mu diyorsun?

aydoe
01-05-2008, 00:15
Sayın Sargon
Veli Küçük ve Ergenekon ile Alpaslan Aslan'ın hiç işi olmaz.
Danıştay baskının Ergenekon bağlantısı yoktur.
Alpaslan Aslan mahkemeden çıkarken şeriatı ilan edin diye bağırıyor.
Alpaslan Aslan Cumhuriyet gazetesine bomba atıyor ve Danıştayı basıyor onun düşmanları şeriatın önünde duran başörtüsüne karşı çıkan kurumlar.
Dinciler bu olaylarda yansıtma yaparak kendilerine yüklenen suçlamaları da ergenekona fatura etmek istiyorlar.
Burda var olan yada *yaratılan bir örgüte tüm suçlamaları yıkmak ve din kökenlilerin işlemiş olduğu suçlarıda ergenekonla bağlantılıyarak kendilerini temize çıkarmak amacı var.
Göreceksin Ergenekon bombası sonuçta fos çıkacak,halen iddaname hazırlanmadı kaç ay oldu?

sargon
01-05-2008, 01:28
Vay canina. Gercekten inanmakta zorlaniyorum bunlari soyledigine. Sen gercekten de bu tezgahlara inaniyorsun..

Guzel dostum, bu adamlar bu isi 100 yildir yapiyorlar. Bu taktikler yeni birsey degil ki. 12 Eylul'den once de orgutlerin icine sizmislardi. Ortami surekli siddet atmosferine suruklemeye calisiyorlardi. Bir taraftan da fason TIT, SIT gibi orgutler yaratmislardi. Bir suru insani boyle katlettiler. Hepsinin tek bir amaci vardi. Darbe yapip, sistemi istedikleri gibi yonetmek. 90'larda da ayni tezgahlar surduruldu. Bir suru aydin cinayeti islendi. Hizbullah diye bir orgut yaratildi. Bir taraftan da mafyayla baglantili koca bir sebeke olusturuldu. Susurluk'ta bir olay patladi, arkasi getirilemedi. Mehmet Agar bin tane operasyon yaptiklarindan sozediyordu. Ortada pislik icinde bir devlet aygiti var. Olay en tepeye kadar gittigi icin cozulmesine izin verilmiyor. Bu aygitin basinda da bir burokrasi aygiti var. Gizli falan degil, apacik ordu ve burokrasinin en ust kademelerinde *olan adamlar bunlar.

Biz boyle bir ulkede yasiyoruz. Eski JITEM baskani Veli Kucuk ile Danistay suikasti arasinda baglantilar ortaya cikiyor. Tanik ifadeleri var. Bir taraftan da Ergenekon sorusturmasi suruyor. Tam da bu baglantilari cozmek icin. Butun bunlar olurken Ankara'daki bir mahkeme hicbirini gozunune almiyor, biz zaten herseyi biliyoruz, bu adamlar bireysel sekilde bir eylem yapmislar, kafalari bozulmus, cekmis Danistay baskanini vurmuslar diyor.

Hic degilse bunlarin ustune gidilmesi gerekirdi, varsa bir iliski aciga cikarilmasi gerekirdi demen gerekirken, "inanan" degil "dusunen" bir insanin bu kadarcik seyi soylemesi gerekirken, senin aldigin tutum ceteleri savunmaktan baska birsey degil. Diyebilirsin ki, tamam sorusturulsun, ama aydinlari falan gece yarisi gozaltina alip, olayi bir anlayisin imha edilmesine donusturmesinler. Buna ben de destek veririm. Butun ulusalcilar bu pisligin sorumlusu degildir elbette. Ama sen Ergenekon olayi hepten fostur, cete mete yok, demis oluyorsun. Bu adamlar katil dostum katil. Takir takir adam vuruyorlar, vurduruyorlar. AKP'yi elestirecegim diye bunlari savunmanin akla mantiga uyan bir tarafi var mi? Bunun icin insanin sagduyusunu yitirmis olmasi gerekir.

Temiz bir toplum yaratilabilmesi icin once kamuoyunun bu cetelerden kurtulmayi istemesi ve bu sorusturmaya destek vermesi gerekir. Italya'daki Gladio sorusturmasi boyle bir destekle yapilmisti. Bir cok ust duzey devlet gorevlisi tutuklandi, aralarinda bakanlar, askerler ve milletvekilleri de vardi. Kamuoyu kesinlikle bu pisligin ortaya cikarilmasi istiyordu. Turkiye'deki tablo ise icler acisi. Birakin destek vermeyi, cete mete yok kardesim deniyor. Tabii boyle rezalet bir ortamda bu ceteler basimizdan onyillarca gitmez. Daha da binlerce insan katledilir.

aydoe
01-05-2008, 02:38
Sayın Sargon,
Sen alıntı yaptığın Zaman gazetesinin kimin olduğunu ve kimler tarafından finanse edildiğini biliyormusun?
Zaman Allah birdir yazar *ben inanmam.
Sen dinle ilgili *konulardaki alıntılarını da bundan sonra Zaman gazetesinden yap istersen.

Sen kafanda yarattığın ve büyüttüğün bir ergenekon görmektesin.
Senin düşündüğün gibi bir ergenekon yok sen hayal alemindesin.
Türkiye'de mafya yoktur.
Çıkar amaçlı devlet destekli çeteler vardır.
Türkiye'de devlet dışında örgütlü bir derin devlet yoktur.
Veli Küçük'te Jitem'in komutanlığını yapmış bir devlet görevlisidir.

Ergenekon davası ve Akp nin kapatılma davası oligarşinin kendi içindeki savaşıdır.
Dinci oligarşinin var olan oligarşiyle yaşadığı hakimiyet savaşıdır.
sevgiler

sargon
01-05-2008, 14:58
sayin aydoe, dedigin gibi Zaman gazetesinden de alinti yaparim, baska yerden de. Ben senin bunu degerlendirebilecegini sanmiyorum. Eger bir iddianin sahibi su grup yada bu grup ise dogrulugunu yanlisligini test etme ihtiyaci bile duymadigini acikca soyleyebiliyorsan, benim icin degerlendirme yetini kaybetmissindir demektir. Dusunmuyor, sadece inaniyorsun yani. Olabilir, bu da bir tercihtir. Zaten bu site inananlarin cokca oldugu bir site. Olayin yanlis aktarildigini, haberin yanli oldugunu soyleyebilirsin, ama sen bunu soylemiyorsun. Haberin aynisini Isci Partisi'nin sitesi de vermis. Ordan da gorebilirsin. Herhalde onlar da Fethullahci degil. Haberde hicbir degisiklik yok. Sadece yorum farkli. Isci Partisi'ne gore Ankara 11. Agir Ceza'nin karari, Ergenekon davasinin fos oldugunu gosteriyormus. Yani olay ayni, herkes farkli yorumluyor.

Bu arada sunu da ogreniyoruz. Istanbul'da Ergenekon'u sorusturan savcilar Ankara 11. Agir Ceza'dan Danistay dava dosyalarini istiyorlar, "siz dosyalarinizi bize gonderin" cevabi aliyorlar. Bunun uzerine 500 sayfalik bir dosya gonderiliyor. Ankara ise acele acele karar veriyor hemen. Davanin genisletilmesine gerek yokmus. Senaryoyu mahkeme ciziyor. Alparslan Aslan orgut lideri, diger birkac kisi de orgut uyeleri oluyor. Bu kisiler sadece eylem icin biraraya geliyorlar. Nasil bir orgut ise.

Bu kadar acik bir sahtekarlik uzerine insan bu mahkemenin kendisini merak ediyor. Bu adamlar da ceteci demek ki. Biraz daha arastirma ihtiyaci duydum. Bundan bir bucuk ay kadar once bu Mahkeme'nin baskani Orhan Karadeniz emekli olmus. Yerine ise Hasan Satir adinda bir hakim getirilmis.

http://www.haberler.com/ankara-11-agir-ceza-mahkemesi-baskani-karadeniz-haberi/

Kimdir bu Hasan Satir? Hasan Satir hakkinda mahkeme baskanligina atandiginda Radikal gazetesinin haberi soyle:

Orhan Karadeniz'den boşalan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSKY) aynı mahkemenin üyelerinde Hasan Şatır'ı atadı. HSYK, dün yaptığı toplantıda, yaş haddinden emekliye ayrılan Orhan Karadeniz'in yerine mahkeme başkanı olarak üye Hasan Şatır'ı atadı. Şatır, Danıştay 2. Dairesi üyelerine yönelik olarak düzenlenen saldırıda yargılanan Alparslan Arslan'a iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veren heyetin üyesiydi.

Hasan Şatır'ın adı, eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Genelkurmay Başkanlığı Elektronik Sistemler (GES) Komutanı Tuğgeneral Münir Erten ve Tümamiral Kadir Sağdıç ve Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci'ye ait olduğu öne sürülen ses kayıtlarında da geçmişti. Savcı Demirci'ye ait olduğu ileri sürülen konuşmada "Hasan Şatır'la ben Diyarbakır'ı muma çeviririz" ifadeleri kullanılıyordu.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=250561

Ceteler nerde yasiyorlar acaba? Dedigin gibi oyle bilinmeyen yerlerde degil. Devletin kendisi adaletiyle, ordusuyla cete olmus.

dilaver
02-05-2008, 15:15
Tarihçi-yazar Erdoğan AYDIN, Ergenekon Operasyonu'ndan AKP'nin Alevi politikasına, Türkiye Solu'nun mevcut durumundan gazeteci İlhan Selçuk'un gözaltına alınması olayına kadar bir çok konuda önemli açıklamalarda bulundu. Divriği Gazetesi tarafından gerçekleştirilen ve Aylık Divriği Gazetesi'nin son sayısında yayınlanan söyleşiyi aktarıyoruz.


Erdoğan AYDIN - Divriği Gazetesi Söyleşisi :


Divriği Gazetesi: Ergenekon operasyonuyla ilgili ilginç şeyler oluyor.Bu operasyon kapsamı içerisinide adı geçenler, bir darbe hazırlığında idi deniliyor. Neler oluyor peki sizce?

Erdoğan AYDIN: Aslında olan şey Türkiye’deki kontrgerillayı çözmek ve Batıda olduğu gibi kontrgerillasız, burjuva demokratik bir ülke yaratma operasyonu değildir. Buna karşın AKP’ye karşı laiklik adına söz kuranların da laikliği kurumsallaştırmak gibi bir dertleri yok. Yani laiklik ve demokrasi kavramlarını maske ederek birbiriyle kavga eden güçler, içlerindeki iyi niyetli kimi kesimler bir yana, gerçekte birbirine karşı iktidar mücadelesi yürüten iki gericilik odağıdır. Dahası laiklik ve demokrasi dinamiklerinin zayıflatılmasından da doğrudan sorumlu güç odaklarıdırlar. Bunların kavgalarından çıkacak sonuç da Türkiye’nin daha demokratik, daha laik olması değil, mevcut eşitsizlik ve tahakküm ilişkilerini, kendi renklerine göre daha da kurumsallaştırmak ve pekiştirmektir. Özetle iki egemenlik gücünün kavgası ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla kimi sol, demokrat ve laik insanların, bu kavgayı, kendilerine gösterildiği gibi algılayıp, taraflardan bir tanesinin savunucusu veya yedeği konumuna geçmeleri, sosyal boyutuyla birlikte gerçek bir demokrasi ve laikliği zayıflatan büyük talihsizlik örneğidir. Çünkü her iki taraf da, biri demokrasiyi diğeri laikliği istismar etmek üzere aslında kendi egemenliklerini güçlendirmek istiyor. Bir tanesi devletin geleneksel egemen aygıtı elinden giderek kaymakta olan iktidarı yeniden tümü ile ele geçirmek istiyor. Düne kadar devletin besleyip büyüttüğü diğeri ise, tüm iktidar odaklarını eline geçirmeye çalışıyor. Dolayısıyla karşımızda duran aslında, biri diğerinden antidemokratik, sömürücü ve Amerikancı güçlerin, bizi de kendilerine yedeklemek için, yüzlerine olumlu maskeler takmalarından ibarettir. Dolayısıyla taraflardan birinin yedeğine takılmamak konusunda hemfikir olmak lazım.



Divriği Gazetesi: Bu kavga Susurluk’un bir devamı mı , ikinci bir Susurluk skandalıyla mı karşıkarşıyayız?



Erdoğan AYDIN: Olay klasik bir devlet çeteleşmesi ve onu çözmeye çalışan bir ilişki olsaydı belki buradan yorum yapmak mümkün olabilirdi. Sorun böyle değil. Evet Ergenekon’un Susurluk’la, Susurluk’un Özel Harp’le, Özel Harp’in NATO’yla ve bütün bunların mevcut eşitsizlikçi düzenle doğrudan doğruya bir bağlantısı var. Evet Ergenekon derin devletin, dünyadaki adıyla Gladyo’nun, kontrgerillanın bir parçası, bir uzantısı. Fakat ne Gladyo, ne de Konrgerilla bundan ibaret. Ergenekon adı altında yürütülen bu operasyon, onun bir parçasına yönelmekle birlikte esas olarak kontrgerillayı ortadan kaldırma operasyonu değildir. Böyle yapılıyormuş gibi gösterilen süreç aslında AKP’nin ayağına takılan odakları tasfiye etme sürecidir. Dolayısıyla dikkat edin, bu operasyon içerisinde asla ve asla, 6-7 Eylül, Kahramanmaraş, 1 Mayıs, Sivas, vb. katliamların, Kürt sorununu ezmek kapsamında gerçekleştirilmiş “1000 operasyon”, hatta Şemdinli ve Hrant Dink ve Malatya cinayetlerinin perde arkasına bile gidilmiyor. AKP’nin yapmaya çalıştığı, sınırsız bir şekilde devlet içinde kurumlaşmaya çalışırken kendisini engellemeye, çelme takmaya çalışan güçleri etkisizleştirme operasyonudur. O nedenle şunu çok net söylemek lazım; yakalananların bir kesiminin pek çok karanlık işin asli organizatörü olma olasılığı çok güçlü olmakla birlikte, bir bütün olarak yürütülen operasyon bir hukuk mücadelesinden çok karşı iktidar odaklarını etkisizleştirme operasyonudur.



Divriği Gazetesi:İlhan Selçuk ismi bu operasyona neden karıştı sizce?



Erdoğan AYDIN: İlhan Selçuk’un göz altına alınması süreci, Ergenekon’un bir elemanının gözaltına alınması değil, AKP’yi çok fazla rahatsız eden ulusalcı muhalefet çizgisinin sembol isminin, Ergenekon operasyonu adı altında elimine edilmesi sürecidir. Bu süreçte uygulanan gece 4’te ev basma, hakkında manipülatif haber üretme, telefon dinlemeleri ve yazılardan suç çıkarmaya çalışma gibi tüm yöntemlerin de birer kontrgerilla klasiği olduğunu hatırlatmak gerekmiyor zaten. Bu bağlamda Ergenekonu tasfiye görüntüsü altında yapılan şey, ikinci bir derin devletin kurumlaşma sürecidir. Ki sadece Hrant Dink cinayetinden yansıyan bilgiler bile, bu iki gücün pek çok noktada birbirine karışık olduğunu göstermektedir. Tıpkı 1 Mayıs engellemelerinde, sola, Kürt ve Alevi haklarına karşı mücadelede, Amerikancılıkta, sosyal güvenlik kırıntılarının da tasfiye edilmesindeki sicillerinde olduğu gibi.



Divriği Gazetesi: Bu operasyonda halkın lehine ne var?



Erdoğan AYDIN: Ergenekon örgütlülüğüne darbe vurulmuş olması anlamında olumlu bir yanı var kuşkusuz; ama onun yerine inşa edilen şey devletin şeffaflığı, ideolojik kontrol ve kadrolaşmanın sona erdirilmesi, sosyal devletin inşası olmadığından, tam tersine bu kez din eksenli bir ideolojik tahakküm inşa edildiğinden, derin devlete karşı burjuva demokratik bir dönüşümden söz etmemiz mümkün değil. Dün Anayasa mahkemesi DTP’yi kapatmaya çalışırken “hukuka saygılı olmak gerekir” diyen, “DTP de kendine çekidüzen versin” diyen Başbakan’ın, aynı kapatma süreci kendisine yöneldiği zaman, aynı hukuku “hukuk dışı” ve “darbe” ilan etmekte ikirciklenmemesi ne denli büyük bir çifte standart ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Geçen dönem gerekli çoğunlukları olduğu halde 12 Eylül’ün siyasi partiler ve seçim yasalarını değiştirmeyen, tersine onların ardına sığınarak iktidar edenlerin, aynı yasalar kendilerine yöneldiğinde sergiledikleri feveranın demokratik hassasiyetle ilgili olmadığı açık. Sadece kendi çıkarlarıyla örtüşen değişimleri demokrasi olarak sunanların, iktidar çıkarı temelinde milliyetçilerle milliyetçilik yarışı ve türban örneğindeki gibi ittifakla konum güçlendirenlerin demokratik hassasiyete sahip olduğuna inanmamız için aptal veya liberal olmamız gerek. AKP’nin demokratlığı ve samimiyetine inanacağımız alan sosyal devlet, Alevi ve Kürt hakları konusunda göstereceği atılımlardır. Oysa bunların yerine salt kendine dokunulan alanlarda bağıran bir AKP ile karşı karşıyayız.



Divriği Gazetesi: Derin devlet yapısında hiç mi değişim yok?



Erdoğan AYDIN: Var tabii. Ama savunucusu olmamız gereken şey, bizzat derin devletin tasfiyesi ile demokrasinin kurumsallaştırılması demek. Bunun bir ayağı, devletin dışına düşmüş, deşifre olmuş ve hükümete karşı komplolar içinde olan parçasıyla sınırlı kalmadan, yurttaşı gütmek ve kontrol etmek amacıyla süregelen mekanizmayı ortadan kaldırmak, geçmişte yaptığı operasyonlar ve sorumlularını açığa çıkarmaktır. İkinci ayağı ise, bu derin devleti besleyen anti demokratik yasaları, devleti ve yurttaş karşısındaki keyfiliklerini kutsayan kültür ve uygulamaları, Milli Güvenlik Siyaset Belgelerini ortadan kaldırmaktır. Oysa halen yapılan, onun yeni güç dengelerine göre yeniden dizayn edilmesinden ibaret. Ki burada da ABD’nin rolünü anımsamalıyız. Dünkü derin devleti belirleyen şey, sola, emeğin ve farklı kimliklerin haklarına karşı bir soğuk savaş örgütlenmesi olmasıydı. Türkiye’deki derin devlet böyle şekillenmişti ve başında ABD vardı. Tabii ABD işbirliğinden öncede de Türkiye’de bir derin devlet vardı ve kökü İttihat Terakki yönetimine dayanıyordu. 1945’lerden sonra bu devlet Soğuk Savaş ekseninde sola karşı bir karakterde şekillendirildi. Bugün ABD’nin çıkarları ve ihtiyaçları değişmiş, bir bütün olarak Ortadoğu’da ılımlı İslam eksenli bir kontrol ve yeniden yapılandırma çizgisi inşa edilmektedir. AKP de işte bu Amerikancı projeye oturmakta, esas gücünü de oradan almaktadır. İşte bu küresel ve iç ilişkilerdeki değişimdir ki, hem güç odakları arasındaki ittifaklar dengesini hem de derin devlet ilişkilerindeki ideolojik öncelikleri değiştirmiştir. Bu gerçeklikten baktığımızda, yaşadığımız sürecin, bir bütün olarak derin devletin tasfiyesi değil, yeni ihtiyaç ve güç dengelerine göre belirlenen derin devletleşme ile eski koşulların yansıması olan eski derin devlet arasındaki bir kavga olduğu görülüyor.



Divriği Gazetesi: Derin devlet anlayışı değişirken egemen bloğun siyaset yapış tarzı da değişiyor mu peki?



Erdoğan AYDIN: Aynı durumu Türkiye’nin iç ve dış politikasında da görüyoruz. Dün Kürt sorununda kayıtsız şartsız Türkiye’yi destekleyen ABD bugün Türkiye’deki derin devlete artık Türkiye’de farklı biir Kürt sorunu farklı bir çözüm önerdi. Bu Kürtlerin istemleri şiddetle bastırılırken, bugün farklı bir Kürt politikası ile yüzyüzeyiz. Ortadoğu’daki bu Kürt politikası Türkiye açısından kavranamamaktadır. Bu politikayı kavrıyormuş gibi davranan AKP aslında demokratik değildir. Sadece ABD’nin yeni ihtiyaçlarına uyumlu olan bir siyaset izliyor AKP. Aslında her iki dönemde de ABD’nin çıkarları piyasaların çıkarları, çok uluslu sermayenin çıkarları sözkonusudur. Bu çıkarlara uygun olarak Türkiye şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Çıkan gürültü patırtı da yeni gelişmelerle eskinin arasındaki kavgadır. Bu açıdan AKP yasamayı, yürütmeyi 12 Eylül hukuku sayesinde tek başına eline geçirmiş vaziyettedir. AKP toplumu zorla islamileştiren bir devletin çocuğudur. Devletin yaratmış olduğu toplumun ürünüdür AKP. Aslında bu kavga eden güçler, 6.Filoyu protesto eden gençlerin üzerine çelik sopalarla saldıran mekanizmanın iki farklı koludur, birbirinin kardeşidir. Bu iki güçte IMF’nin kayıtsız şartsız Türkiye ekonomisini belirlemesi konusunda aynı düşünmektedir. İkiside Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı konusunda aynı düşünmektedir. İkiside emeğin, hak ve özgürlüklerin karşısında aynı duyarsızlıkla durmaktadırlar. Aralarındaki kavga rant kavgasıdır. Önümüzdeki süreçte iktidarın nasıl şekilleneceğine dair bir kavgadır. Ergenekon operasyonunun süreci, basit bir kontrgerillanın tasviyesi operasyonu olarak görme yanılgısına düşmemeliyiz. Evet böyle bir görüntü vardır, ama bir kontrgerilla tasfiye edilirken onun yerine dönemin ihtiyacına göre yeni biir kontrgerilla inşaa edilmektedir. Bunu da unutmamak gerekir.



Divriği Gazetesi: Dönem dönem Solun bir kesiminin de adı karıştı bu Ergenekon operasyonuna, bu ne anlama geliyor?



Erdoğan AYDIN: 12 Eylül ve Sovyetlerin dağılması sonrasında ütopyalarını yitiren kimi eski solcuların Türkiye'deki egemen güç ve politikalara yedeklenmesi trajik bir gerçeğimizdir ve bunlardan bir kısmının asla karışmaması gereken yerlere karıştığı da bir gerçektir. Bu vesileyle anımsamalıyız ki Sol, eşitlik, özgürlük, adalet eksenli bir mücadele hattıdır. Bu bağlamda Ergenekon’la veya devletin geleneksel aygıtlarıyla içli dışlı olan Sol’un sol kalabilmesi mümkün olamaz. Her şeyden önce sol, bir egemenlik aygıtı olan devletten bağımsızlaştığı oranda sol olabilir. Solu belirleyen şey emeğin ve ezilenlerin haklarını savunmak, ezen ve sömüren mekanizmalar karşısında net bir karşı duruş sergilemektir. Solun bağımsızlık ve yurtseverlik bilinci de, sömürücü sınıf ve egemenlik aygıtının ideolojisi olan milliyetçilikten kategorik ayrımla, emek başta olmak üzere yurttaşların hak ve özgürlükleri ekseninde sosyal bir anlam taşır. Temel hak ve özgürlüklerde “bölünme” ve Sevr’i gören bir anlayışın sol kalabilmesinin imkansızlığı bir yana, Soğuk Savaş sürecinde kurumlaşmış bir derin devlet anlayışının yedeği haline gelmesi kaçınılmazdır. Emeğin sadece yabancı şirketler karşısında değil, milli olduğu iddia edilen sermaye karşısındaki haklarını da kendine temel almayan, başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere ezilen kimliklerin haklarını savunmayan bir yaklaşımın, sol bir söylem kullansa bile sol olabilmesi mümkün değildir. Bir ezen ezilen ilişkisi, bir sınıflar mücadelesi olan tarihe, egemenlik ilişkilerinin milli penceresinden bakan bir anlayışın sol olabilmesi olanaksızdır. Dahası anti emperyalizmi, Anti Amerikancılığı sadece ulusun egemenliği eksenine indirgemek, onu ulusun içinde kurumlaşmış olan sömürü ve ezme ilişkilerinden ayırmak da sol kalabilmeyi imkansızlaştırır. Özetle kendini milliyetçilikten koparmamış bir duruşun, dün Nazım Hikmetleri, Aziz Nesinleri tedip eden egemen anlayışın yedekleri haline gelmesi kaçınılmazdır ki, bu bilinçlerini kaybeden kimi eski solcuların savrulduğu durum tamda bu trajediye işaret etmektedir. Tabii yaşadığımız konjonktürde sol olmak, en az bu vurgular kadar amerikancı bir demokratlığa, yeni liberal anlayışlara karşı da net bir tutumu gerektirmektedir.



Divriği Gazetesi: Bu iki farklı Sol anlayış toplumsal hayatta nasıl doğru anlaşılacak?



Erdoğan AYDIN: Sol yeni Liberal politikalara itiraz ederken devletin egemenlik ilişkilerinede çok net bir şekilde itiraz etmelidir. Özgürlükler konusunda net olmayan bir durumun Solculuk olarak tanımlanması mümkün değildir. Bunu Kürt sorununda, Alevi sorununda aynı şekilde Anti Emperyalizmin sınıfsal bir kurtuluş ve özgürleşme olgusunda çok net olarak görebiliriz.



Divriği Gazetesi: Hrant Dink’in ölümünden sonra Sol iyi bir duruş yakaladı, ama arkası gelmedi? Sol neden toparlanamıyor?



Erdoğan AYDIN: Hrant Dink’in cenazesinde ortaya çıkan enerji aslında aydınlık Türkiye’nin, bağımsız Türkiye’nin, eşitlikçi ve demokratik Türkiye’nin, laik ve sosyal Türkiye’nin ortaya çıkarılmasının göstergesiydi. O cenazeye katılan yüzbinler gerçekten de Türkiye’de bir umudun, Türkiye’nin mevcut durumunun köklü bir şekilde değiştirecek dinamik birikiminin olduğunu açık bir göstergesiydi. Kısa bir süre sonra oradaki dinamik görüldükü siyasal anlamda bir müdahele ve birikim üretemedi? Bunun sonucunda eski tas eski hamam herşey devam etti. Bugün halen Bayrağı ve Kışla’yı kullananlarla, Cami’yi ve Kuran’ı kullananlar arasındaki bilek güreşine şahit oluyoruz. Oysa bu iki gücüde devre dışı bırakıp, özgürlük ve adalet perspektifiyle alternatif olabilmenin biricik yolu, varolan küçük dükkanlarımızdan ve geleneksel duruşlarımızdan vazgeçme erdemi göstermemizle mümkündür. Varolan küçük dükkanlarımız, küçük gazetelerimizle, küçük televizyonlarımızla, radyolarımızla varolan küçük amblemlerimizle, mevcut büyük gericilik dalgasının karşısında halkı yanımıza çekebilme şansına sahip değiliz. Eğer bir kartopu gibi yuvarlandıkça büyümek gibi bir iddamız varsa ki olmalıdır, yuvarlandığında karı toparlayacak bir ağırlığa bir etkiye sahip olarak yola çıkmamız lazım. Hrant’ın arkasında yürüyen yüzbinler aslında böylesine bir güce fazlasıyla sahip olduğunu çok net olarak göstermiştir. Fakat böylesine yıldırılmış, böylesine etkisizleştirilmiş, böylesine susturulmuş bir halkın karşısına büyük güç ve dayanışmalarla çıkmadıkça ne kendimizi birleştirme ne de mevcut iki istismarcı gücün karşısında üçüncü bir seçenek olmamız mümkün değildir. Şu anda legal alanda siyaset yapan ortalama 13- 14 yıldır mücadele eden partilerimiz var. Bu partilerin mevcut politika yapma kapasiteleri ve etki alanları, toplum nezninde inandırıcılıkları karşımızdaki güçlerle mücadele edecek çapta değil. Yani Türkiye’deki şu halimizle Sol ve aydınlıkçı bir seçenek yaratma gücümüz yok. O halde kendimizi aşma ve kendimizden taviz verme konusunda biraz daha özverili davranıp daha güçlü bir Sol seçenek yaratabiliriz. Aksi takdirde 5-10 yıl sonra bir adım bile atamayıp yerimizde saydığımızı görebiliriz. Bu süreçte tabanımız olan, işçilerin, gençlerin, kadınların gözlerimizin önünde ya kontrgerilla gibi ulusalcı güçlerin veya islamcılık ve yeni liberalizm güçlerinin yedeğine doğru hızla savrulmalarına şahit olacağız.



Divriği Gazetesi: Peki ne yapmalı?



Erdoğan AYDIN: Tek seçeneğimiz yeni bir güç ve birleşik bir örgütlenme. Sol tarihi boyunca ayrıntılara fazla takılmak gibi kötü bir huya sahip. Her şeyi ince eleyip sık dokumak gibi bazı Sol sekter zaaflarla karşı karşıyayız.



Eskiden Devrime yürüyen bir dünya da belki bu durumlar normal görülebilirdi. Oysa bugün Sosyalizm inancı, demokrasi mücadelesi hak ve yurttaşlık inancının bu kadar gerilediği toplumsal hayatta yaprak kımıldamadığı bir atmosferde dünkü geleneklerde, dünkü grupçuluklarda, dünkü sekterliklerde ısrar etmenin hiç bir sosyaliste faydası yoktur. Ne yazık ki sol partilerin, sol hareketlerin, sol önderlerin yazılı belgelerine baktığımızda, aslında Dünya’nın ve Türkiye’nin yeni koşullarını, karşımızda bulma, emek ve özgürlük düşmanı güçlerin kavranılmasından hayli uzak olduklarını görüyoruz. 70’li yıllarda çok başarılı önderlik yapan kimi arkadaşlarımız, günümüz gerçekliğini ve siyasal durumu kavrayabilme yeteneğinin olmadığını görüyoruz veya durumun vehametini yeterince kavrayamadıklarını görüyoruz. Eğer bu arkadaşlar bu günü kavramış olsalardı bugün sadece geçiştirici laflar etmezlerdi. Ne yapılacağına dair, birleşik bir Sol hareket yaratma konusunda üzerlerine düşen görevi yerine getirmek için adım atarlardı. Bu sorumluluğu yerine getirmemenin birçok nedeni olabilir. Ya bugünü kavrayamıyorlar tarihin gerisinde kaldılar. Bilgi birikimleri toplum refleksini harekete geçirmeye yetmiyor. Kafaları hala 70’li yıllarda kaldı ve yahutta hala taviz vermek istemedikleri toplumda kaybedecekleri şeyler var diye düşünüyorum. Fakat bu gidişatın gidişat olmadığını, bunu görmek içinde yeterince zaman geçirdiğimizi 12 Eylül darbesinden sonra 28 yıl geçirdiğimizi görmek lazım. Zararın neresinden dönersek kardır diyerek Türkiye’de gerçekten demokratik, laik, sosyal hukuk devletini savunan ve giderek, hedefini sosyalizme dönmüş, birleşik bir hareketin, geniş halk kesimlerinde sempati yaratacak bir gücün, halkın geniş kesimlerine ulaşacak biir yayın organının güçlü bir televizyonun bir dayanışma ağının yaratılması konusunda üzerimize düşen özveri ve bilinci gecikmeden hayata geçirmeyi başarmalıyız. Aksi taktirde her sözümüz havaya uçar, halkın gözünde bir etki yaratmıyor. Bundan daha büyük bir dert, bundan daha büyük bir dayatma olamaz.



Divriği Gazetesi: AKP’nin Alevi politikasını samimi buluyormusunuz?



Erdoğan AYDIN: AKP’nin Aleviler konusundaki samimiyeti AKP’nin Kürtler konusunda, AKP’nin Emekçiler konusunda, AKP’nin Türkiye’nin bağımsızlığı konusundaki samimiyeti kadardır. Üstelik Alevi sorunu AKP açısından yumuşak karındır. Çünkü Kürt sorununuda , milliyetçinin demokratlaşıp demokratlaşmayacağının kökü nasıl kürt sorunundaki açılımsa, AKP’nin demokratlaşıp demokratlaşmadığının en temel ölçüsü Alevilik konusunda yapacağı açılımdır. Alevilik konusunda Türkiye tarihi yanlış yapılmıştır. Bu konularda öncelikle alevi örgütleriyle, alevi kurumlarıyla görüşmelidir AKP. Ayrıca bugüne kadar alevilere yapılan kötü uygulamalar nedeniyle devletin alevilerden özür dilemesi gerekir. Önce Alevilerden özür dilemeli ve sonra bir açılım yapılmalıdır. AKP aleviler konusunda söylediklerinde samimi değildir. AKP yeni bir seçmen yaratma yolunda yaptığı siyasi manevralarla alevileride seçmen tabanına eklemenin hesabındadır sadece. Dolayısıyla AKP’nin Alevi projesi Reha Çamuroğlu’nun projeside değildir. Bu proje aslında Amerika'da pişirilen ve bütün insanların dinsel inanışları üzerinde kendilerini konumlandırmalarını öngören bir projedir. Dolayısıyla alevilerin de islam içerisinde bir yama olarak yeni liberalizme boyun eğmiş, Pir Sultan’ın, Baba İshak’ın ,Yunus Emre’nin hümanizmasından tümüyle vazgeçmiş bir alevi hareketi yaratılmaya çalışılıyor. AKP bu projeyi ihale dağıtarak devletin bütçesinden alevilere pay dağıtarak da hayata geçirmeye çalışmaktadır. AKP’nin alevi açılımı hem ülke genelinde hem de demokratikleşme ve laikleşme projesi değildir. Tam tersine bu projeler bütün Türkiye’yi teslim alma projeleridir. Alevi işbirlikçiler sayesinde bu işi yapıyor AKP.



Divriği Gazetesi: Bugünkü çıkan Türkiye tablosunu hesap ederek soruyorum tek sorumlu AKP mi?



Erdoğan AYDIN: 1945’lerden sonra DP ile başlayan AP ve Sağ iktidarlarla AKP ‘ye kadar gelen bir gericileşme, Sağcılaşma ve ABD işbirlikçiliğine kadar varan bir durum var. Doğrusu karşımızda bir devlet partisi var. Bu devlet partisinin ta Cumhuriyetin kuruluşuna kadar gittiğini söylemek mümkün. DP, AP, CHP, MSP, MHP, ANAP, DYP v.s. partiler dönem dönem önemli misyonlar yüklenmişlerdir. Esasında CHP Amerikancılığı başlatmıştır. Din derslerini başlatmıştır,imam hatip okullarının açılmasını başlatmıştır. CHP Köy Enstitülerinin kapatılmasını başlatmıştır.Kendisi kurmasına rağmen, DP ise derinleştirmiştir bunları. Dolayısıyla DP ile CHP arasında sanki birbirinden apayrı dünyalarmış gibi kurulan tarih bilinci yanlıştır. Bundan kurtulmamız lazım. İkincisi DP aslında CHP’de dahil olmak kaydıyla devleti kuran teşkilatın içinden gelen bir partidir. Oysa AKP ise genel olarak soğuk savaş döneminde besleyip büyütülen dönem dönem radikalleşen islamcı bir gücün parçasıdır. Bugün Amerikancılık, yeni liberalizm, halkın din aracılığıyla kontolünden yola çıkacaksak, evet AKP ile CHP arasında, AKP ile DP,AP arasında bir benzerlik vardır. Hayat bundan ibaret değil. Bir devlet geleneği ile karşıkarşıyayız. Alevi politikasıda, Kürt politikasıda kökü ta 1925’lere giden politikaların devamıdır. Türkiye Alevilerin, Kürtlerin, Sunnilerin, Ermenilerin, Gayrimüslümlerin, Lazların hep birlikte yöneteceği bir dünya cenneti olarak değil Burjuvazinin çıkarları doğrultusunda herkesin Türkleşeceği, herkesin Sunnileşeceği, gayrimüslümlerede bu ülkede ancak ve ancak üvey evlat muamelesi yapılacağı bir Türkiye tasarımının kökü 1925’lere gider, aslında laik ve sosyal bir Türkiye’yi yeniden tasarlamak ve düşünmek gerekir. Bu düşünme şekli sosyalistlerin 1970’lerdeki düşünme şekliyle halledilecek bir sorun değildir. Yeni bir dünyada yaşıyoruz. Küreselleşme sürecinde yaşıyoruz. Emperyalizmin her şeyi kontrol ettiği bir dünya da yaşıyoruz. Bu yeni dünyanın koşullarına uygun olarak, formüllerimizi yeniden üretmek zorundayız. Bu üretimde Kürtlerin bütünlüğünü sınıf mantığına sokamayız. Alevilerin bütünlüğünü sınıf mantığıyla düşünemeyiz. O halde dilimizde şöyle bir açılım yapmalıyız.



Çok kültürlü ve çok kimlikli bir Türkiye’yi savunmalıyız. Sadece sınıfın, emeğin sermayeye karşı kazanacağı bir Türkiye tasarımı şu anda Türkiye’deki demokratik dinamikleri kucaklamaya yetmez. Aynı zamanda Kürdün, Alevinin, Gayrimüslimin özgürce yaşayacağı bir politik dile ihtiyacımız var. Bu da yetmez. Emeğin özgürleşmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve laikleşmesi konusunda bugün kü mevcut gericiliğe karşı mücadele eden, milliyetçiliğe, islamcılığa, sömürüye, bağımlılığa karşı mücadele eden tüm güçleri içerebilecek kendi içinde farklı kanatları olabilen bir örgüte tahammül etmeyi öğrenebileceğimiz yeni bir siyasete yeni bir Türkiye tasarımını önümüze koyup buna uygun birliktelikler kurmak zorundayız. Böyle bir birlik içerisinde Sosyalistinden, sosyal demokratına, kürdünden alevisine en geniş kitleyi kucaklayan, Ergenekonların, Susurlukların olmadığı, laik ve demokratik bir Türkiye’yi savunan herkesin içerisinde yer aldığı bir yol yöntem saptamalıyız. Bunu yaptığımızda çok kısa bir zamanda 5 yıl içerisinde çok güçlü bir Sol hareketin doğduğunu göreceğiz.





Divriği Gazetesi: CHP gerici dalganın karşısında neden halk muhalefetini bünyesinde toparlayamıyor sizce?



Erdoğan AYDIN: CHP uzun zamandan beri Milliyetçiliği geleneksel egemenlik aygıtının hassasiyetini gözeten bir yerden siyaset yapıyor. CHP kürtlerin sorunu olduğunda kürtleri, alevilerin sorunu olduğunda alevileri, işçilerin sorunu olduğunda işçileri dikkate almayan bir siyasi parti haline geldi. CHP belgelerine ve seçim beyannamelerine bakın hepsi genel olarak herhangi bir generalin, herhangi bir devlet yöneticisinin söyleye geldiği sorunları dillendiren bir parti. Böyle bir partinin bu durumu köklü bir şekilde değiştirmediği müddetçe gerçek anlamda sol ve sosyal demokrat bir parti olamaz. Böyle bir parti geniş emek kesimlerinden, mahalle halkından, gecekondulardan, başta özgürlük talebi olan kesimlerden oy olması beklenemez. Nitekim CHP’nin gelip dayandığı % 90 seçmeni alevilerden ibaret. Alevilerin de çaresizlikten dolayı, başka seçenek bulamadıkları için oy vermek zorunda kaldıkları bir partidir CHP. Bugün Kürtler toptan CHP’yi terketmişlerdir. Dün CHP’nin bayrağını dalgalandıran gecekondu halkı ve işçiler CHP’yi terketmişlerdir. Dolayısıyla bugün CHP sadece ve sadece laiklik, giyim, kuşam ve mevcut egemenlik ilişkileri etrafında düşünen orta ve üst sınıfların belli bir kesiminden ve çaresiz kalıp mecbur kalanlardan oy alıyor.CHP seçmeninin % 90 Alevi olmasına rağmen bu ülkede Alevilerin eşit ve özgür yurttaş olmalarını dillendirmekten korkan bir partidir CHP. Parti içerisinde bile alevleri yetkinleştirmeyen onları küçük gruplarmış gibi gerilere atan yine CHP‘nin kendisidir. AB projesine bile adeta bölünme fobisi olarak bakan bir CHP’nin ne daha fazla oy alabilmesi ne de sosyal demokrat bir parti olma şansı yoktur. Herşeye rağmen CHP kadrolarını içinde az sayıda tutarlı siyasetçi var.



Divriği Gazetesi: Ergenekon operasyonu daha fazla genişlermi sizce?



Erdoğan AYDIN: Operasyonlar sürer ama kesinlikle Türkiye’deki derin devleti çözmek anlamında bir noktaya gitmeyecektir. Tıpkı Susurluk'ta olduğu gibi deşifre olmuş simalarla sınırlı kalacaktır bu operasyon.



Bu operasyonda İlhan Selçuk özgülünde gördüğümüz gibi giderek AKP muhaliflerinin tasfiye edilmesi şeklinde sürüyor. Bu sürecin sonunda gerçek derin devletin cezalandırılması düşünülenden daha az olacaktır. Burada Türkiye kontrgerillasının ve derin devletin tasfiyesini hayal edenlerin kesinlikle beklentileri boşa çıkacaktır.



Bu operasyon iki güç odağının bilek güreşidir. Buradan ne demokrasi, ne laiklik ne de derin devletten kurtulmuş bir Türkiye çıkmaz. Kürt sorunu çözülmedikçe, emekçilerin sorunları çözülmedikçe, Alevilerin hak ve özgürlüklerini tanıyan bir Türkiye oluşmadıkça Türkiye’de derin devletlere her zaman ihtiyaç olacaktır.



* Tarihçi-Yazar ERDOĞAN AYDIN



Bu söyleşi Divriği Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

19 Nisan 2008

evrensel-insan
11-05-2008, 11:25
Saygideger arkadaslar;

Dun gece hatirla sevgili dizisini seyrederken, onceden planlanan-demirel eliyle, ki masondur ve ilk amerikan emirerlerinden biridir-K.Maras olaylarinda,Ergenekon isminin gectigini duydum.Yani ta o zamanlar dan gelen derindevlet ve kontrgerilla tabirleri-ki hatirladigim kadariyla Ecevit'e de suikast hazirlamislardi-aslinda ta Menderes donemine, hatta cok partili sisteme gecis donemine kadar iniyor.

Bu gunku ergenekonun ne oldugu da algilamaya gore degisiyor.

Bence bu ergenekon, ulkenin herturlu sistemine islemis ve disaridan yonlendirilen bir yapi. Ama ayni zamanda istenilen amacta kullanilan bir yapi-yani ulkenin aleyhineymis de ulusalcilarin bir orgutuymus gibi gosteriliyor su anda, yarin nasil bir icerik alir, bu da amerikan idealizminin yonlendirmesine bagli-

Yine zannedersem, bu ergenekon, amerikan idealizminin istediklerini, ulke ve iktidarina yaptirabilen bir yapi.

Belki bu ergenekonun algisi ve kokenininin ortaya cikarilmasi ve tamamen ulkeden temizlenmesi, ulkenin gelecegi icin cok onemli de bunu kim yapacak? Halk mi, aydinlarmi, sivil kuruluslarmi, yoksa asker veya iktidara soyunan ve sirf kendi cikarlari ve koltuklarini dusunen partilermi? Ne dersiniz?

Uzulerek belirteyim ki, bence TC'de bu isin kokenine inip aciga cikaracak hic bir guc yok.

Bu tun yapilanlar ve soylenenler, hep yapan ve soyleyenlerin cikari dogrultusunda olacak; ulkenin, halkin selameti, birligi butunlugu ve uniter yapisi icin degil.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon
16-05-2008, 22:32
Anlayan beri gelsin. Kivrikoglu Pasa'dan mektup ve Engin Ardic'in sutu nasil doktugu uzerine

http://www.sabah.com.tr/ardic.html

iceman
22-05-2008, 08:29
KontrgeriLLa devLetimizin HizbuLLah operasyonunda yaptığı gibi sadece göstermeLik yaptığı operasyonLardan sadece 1 tanesidir ! DemireL'in o bizi dehşete düşüren açıkLamasını haLa unutmadık "bana sağcıLar cinayet işLiyor dedirtemessiniz"...neden sadece 15 gün sürdü basında bu operasyon? sonrası niye yok? Madem bu kadar iyi işLiyor istihbarat,neden Hrant Dink'in (ve yüzLerce aydınımızın) ESAS katiLLerine operasyon düzenLenmiyor?

aydoe
27-06-2008, 01:47
Türkiye’de yaşanan Ergenekon operasyonunun perde arkası sadece Uluslarası siyasetteki yeni gelişmelere bağlı bir uzantısı olarak değil de bu gelişmelerin direkt yansıması olarak değerlendirilmesinin, büyük resmi görme, yeni aktörleri ve onların rollerini algılama açısından önemli olduğu düşünülmelidir. Bu bağlamda Türkiye içindeki güç dengeleri degişmiştir ve değişmeye devam etmektedir. Bu yeni süreçte Recep Tayyip Erdoğan’a yer yoktur, o da belli bir süre sonra Mc Donald demokrasi kültürü çerçevesinde tasfiye edilecek gibi gözükmektedir

http://www.tevhidedogru.com/yazidetay.php?Yazi_id=619&yazar=99

aydoe
01-07-2008, 20:39
Birkaç ay önce ofisimin kapısı kırıldı. Acaba fotoğrafları yayınlayan medya kuruluşları ile ofisimin kapısını kırıp muhtemelen bazı bilgileri çalan çeteler arasında bir bağlantı var mı? Bunu ortaya çıkartabilecek bir devletim var mı benim? Turan Çömez

http://www.ankaraenstitusu.org/tr/yazi.aspx?ID=415&kat=20

Sinan Aygün'ün ofisindeki bozuk şohbeninden de bir süre önce tesadüfen glock tabanca çıkmış,ya çıkmasaymış? Kim koymuş acaba onu oraya?

Derin deriiin yürütülen bir operasyonla karşı karşıyayız.

ozgur_beyin
01-07-2008, 21:10
yahubuülkedeüçaşağı beşyukarıherşeti kendiçapımda anladım kendimce çöxzdüm
vietek bu ergenekonu anlayaqmdımaskersic 100-150 kişi bu ülkede darbwemi yapacak
eğr bu işler bu kadar basit veucuzsa örtki ölem

dilaver
03-07-2008, 14:21
Ne kadarı gerçek, bilemiyorum, ama iddia iddiadır, degerlendirilmeli.

7 Temmuz 'Kanlı dehşet' planı

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=709619 (http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=709619)

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=886425&Date=03.07.2008&CategoryID=78


Ergenekon terör örgütü operasyonunun son gözaltı dalgası ürkütücü bir gerçeği de ortaya çıkarttı. Orgenerallerin evinde ele geçirilen belgelerin arasında, 4 gün sonra devreye girmesi öngörülen 'aşamalı darbe planları'nın yer aldığı iddia edildi.


Sabah, Radikal ve Star gazetelerinde yer alan haberlere göre, Planda, Ergenekon örgütünün 7 Temmuz'da başlatmayı hedeflediği 4 aşamada yaratılacak kalkışmanın ayrıntıları yer alıyor
Buna göre, 7 Temmuz pazartesi sabahı eşzamanlı olarak 40 kentte, izinsiz mitingler düzenlenecek. Böylece gerilim tırmandırılacaktı
30 tetikçi önemli isimlere suikastlar düzenleyecek, kaosu derinleştirmek için "Ekonomi batıyor" havası yaratılıp hükümet düşürülecekti

ADIM ADIM UYGULANACAK DARBE PLANI

1- 40 ilde izinsiz miting yapılacak
Bir yıldan fazla süredir yürütülen Ergenekon operasyonu kapsamında önceki gün 5 ilde düzenlenen ve 5'i emekli asker 21 kişinin gözaltına alındığı "4 yıldızlı" operasyonla ilgili ortaya atılan bir iddia, gözleri yeniden darbe girişimlerine çevirdi. İddiaya göre aramalarda ele geçirilen belgelerde, "yaz döneminde" darbe için kaos ortamı yaratma hazırlığını ortaya çıkarıldı. Gizli yapılanma, 7 Temmuz'da verecekleri startla, 40 ilde ADD aracılığıyla izinsiz mitingler düzenleyecek, buralarda polis ve halk karşı karşıya getirilerek, silahlı çatışma ortamları yaratılacaktı. Örgütteki gazeteciler yapacakları yayınlarla toplum üzerinde "buhran" ortamı yaratacak, sabıkalı "sahte Yeşil" Osman Gürbüz liderliğinde Jİ- TEM ve itirafçılardan kurulacak 30 kişilik özel ekip ise cinayetler işleyecekti. ATO Başkanı Sinan Aygün ülke ekonomisinin kötüye gittiği yönünde açıklamalar yapacak, hatta AKP'ye alternatif bir parti oluşumu sağlayacaktı.

START 7 TEMMUZ
Yaratılan bu kaos ortamında da "yaz darbesi" için düğmeye basılacaktı. 7 Temmuz günü 40 ayrı ilde Atatürkçü Düşünce Derneği'nin şubeleri aracılığıyla "Yargıya Sahip Çık" adıyla izinsiz mitingler düzenlenecekti. Böylelikle polis ve halk karşı karşıya getirilerek, arbede ile silahlı çatışma ortamları yaratılacak. Bu olaylar halk isyanına dönüştürülecekti.

2- 30 kişilik ekip provokasyon için topluluğa ateş edecekti
Emekli tuğgeneral Küçük'ün tutuklanmasının ardından polis, emekli orgeneral Şener Eruygur'u teknik takibe aldı. Eruygur'un halen görevde olan bir komutana söylediği, "Ya yenilgiyi kabul edeceğiz. Ya da gereğini kabul edip sonuna gideceğiz" sözleri takıldı. Takip genişletilince, yeni bir darbeye zemin için "kaos planı"yla karşılaşıldı. Cinayet ve gasp gibi çok sayıda suçtan sabıkası bulunan "sahte Yeşil" Osman Gürbüz liderliğinde, JİTEM ve itirafçılardan oluşan 30 kişilik özel bir ekip oluşturulacak. Silahlı grup, 7 Temmuz'da başlayacak gösterilerde topluluk üzerine ateş ederek provokasyon yapacak. Bu ekip, ünlü isimlere faili meçhul suikastlar da düzenleyecek.

3- 'Ekonomi kötüye gidiyor' anketleri
Orduevi'nde ele geçirilen planlara göre; Tercüman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi ile Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın liderliğindeki medya oluşumu, yapacakları yayınlarla toplum üzerinde buhran ortamı yaratacak. Halen aranan yönetmen Halis Yavuz Işıklar ise örgütün politikasına uygun film, dizi ve klipler çekecek ve yine kendilerine yakın televizyon kanallarında yayınlayacak. Darbe hazırlığı yapanların bir başka planı da olayın ekonomik boyutuyla ilgiliydi. Buna göre, ATO Başkanı Sinan Aygün de darbe senaryosunda "aktif rol" aldı. Aygün, sık sık anketler düzenleyip, daha sonra "ülke ekonomisinin bittiği" yönünde açıklamalar yapacak. Ayrıca AKP'ye alternatif bir parti oluşumuna gidecek.

4- YAŞ'ı da ertelemek gündemde
7 Temmuz'da kanlı bir kaos için yapılan planların bir boyutu da askeri kanattaydı. Ağustos ayında yapılacak Yüksek Askeri Şura'nın tarihini de ertelemeyi amaçladılar. Ergenekon örgütü içerisinde "Ergun" olarak isimlendirilen gruba dahil olan darbe yanlısı emekli generaller, böylelikle TSK içerisinde "NATO'cular" olarak isimlendirilen grupta yer alan askerlerin YAŞ'ta rütbe almasını engellemeyi planladılar.

SON ADIM DARBE
7 Temmuz'da düğmesine basılacak "senaryo" ile kaos ortamı yaratılıp darbe için gerekli zemin oluşturulacaktı. Ardından da darbe için düğmeye basılacak ve bundan sonraki adım olarak AKP hükümeti iktidardan düşürülecekti.

MEH mercek altında
Bu arada soruşturma kapsamında 'Milli Egemenlik Hareketi' (MEH) isimli oluşumun da mercek altına alındığı öne sürüldü. Hareketin temelleri geçen ocak ayında Ankara'da yapılan toplantıda atıldı. Daha sonra yapılan açıklamada, alınan kararlar 'Vatanın bölünmez bütünlüğü üzerindeki tartışmalara son vermek, toplumun 'bizden olanlar olmayanlar' şeklinde cephelere ayrılmasına karşı çıkmak, dinimiz ve inançlarımızın ülkemiz ve insanımız aleyhine kullanılmasına mani olmak, milli servetin yabancılara peşkeş çekilmesine izin vermemek, Cumhuriyetin temel niteliklerini Büyük Atatürk'ün kucaklayıcı milliyetçiliği temelinde kararlılıkla korumaktır' diye sıralanmıştı. Söz konusu toplantıda yeni parti kurulması ihtimallerinin konuşulduğu ve 'artık harekete geçelim' sözlerinin yükseldiği de iddia edilmişti.

Perinçek'e soruldu
Bu toplantının Ergenekon soruşturması kapsamına alındığı Perinçek'in ifadelerine de yansımıştı. Gazeteci Güler Kömürcü'nün bir konuşmasına atfen Perinçek'e soru yöneltilmiş, o da şu cevabı vermişti:

"Bu toplantılar eski bakanlarımızdan Kamran İnan, eski ekonomiden sorumlu devlet bakanı Ufuk Söylemez, Başkent Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Mehmet Haberal ve Prof. Dr. Hasan Eren'in inisiyatifiyle başlayan ve basına açık yapılan Milli Egemenlik Hareketi (MEH) toplantılarıdır.
Çeşitli partilerden şahsiyetler, üniversite öğretim üyeleri, orgeneraller, kitle örgütleri yöneticileri katılmaktadır. Bir eşgüdüm kurulu oluşmuştur. Çalışmalar yasaldır ve kamuoyu önündedir. Ayrıca basına yansımıştır. Milli güçlerin birleşmesi, Türkiye'yi bölmek isteyen ABD ve haçlı irtica tarafından kaygıyla karşılanmaktadır."

Perinçek, başka bir telefon konuşmasının sorulması üzerine de toplantıya Hurşit Tolon'un da katıldığını söylemişti.

ozgur_beyin
03-07-2008, 14:42
EMİN ÇÖLAŞAN: EMNİYET'TEKİ FETHULLAHÇI ÖRGÜTLENME TSK'YA KARŞI SİLAHLI GÜÇ OLUŞTURMAK | Yazdır | E-posta
Pazar, 18 Mayıs 2008
Ergenekon tertibiyle birlikte yüksek sesle konuşulmaya başlayan Emniyet ve Yargı içindeki Fethullahçı yapılanmayı usta gazeteci Emin Çölaşan’la konuştuk... Çölaşan, tertibin içinde yer alanlar, medyanın tertipteki rölü, tertibin amacı ve kimlere karşı yürütüldüğünü Ulusal Kanal'a değerlendirdi.
Usta gazeteci Emin Çölaşan’la “Ergenekon” tertibi ve Fethullahçı Gladyo’yu konuştuk. Çölaşan tertibi şöyle tanımlıyor: “Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ve ulusalcı güçleri yıpratmak için yapılan bir tezgah. Doğu Perinçek ve İlhan Selçuk’un gözaltına alındığı o geceden sonra operasyonları fiyaskoyla sonuçlandı.”


Çölaşan, Fethullah Gülen’i ise “Amerika’nın Ilımlı İslam Projesi’ne hizmet eden şeyh” olarak değerlendiriyor.


ULUSAL KANAL: 90’lı yıllardan sonra Emniyet ve Yargı içinde başlayan Fethullahçı örgütlenme, Ergenekon denilen oprasyonla yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Bu yapılanma nasıl oluştu, nerelere nüfuz etti?


EMİN ÇÖLAŞAN: Fethullahçı örgütlenmeye bakmadan önce Fethullah Gülen’in kim olduğunu irdelemek gerekir. Bu adam kime hizmet ediyor, Amerika’ya neden bu kadar göbekten bağlı, Amerika karşılığında Fethullah’a ne veriyor, bunları düşünmek gerekiyor. Fethullah Gülen uzun yıllardır Amerika’ya sığınmış olan bir cemaat lideri. Arkasında korkunç bir siyasi ve para gücü var. Bu gücü arkasına alan Gülen, Türkiye’ye egemen olmak istiyor. Peki her yerde örgütlenmiş bu yapı neye hizmet ediyor? Tabii ki Amerika’nın Ilımlı İslam Projesine.
Hükümet ve medyayı kullanıyor. Zaman gazetesi Türkiye’de 861 bin adet satıyor. Ama baktığımızda bayii satışı 26 bin. Peki geri kalan sayı, 835 bin kişiye abone sistemiyle bedava dağıtılıyor. Kamu kuruluşlarına, devlet dairelerine, buna yargı dahil, bedava Zaman gazetesi veriliyor. Okullar açıyor… Buna da çok yüklü miktarda kaynak gerekir. Peki bu kadar parayı nerden buluyor? Ben bunu Maliye Bakanı’na defalarca sordum ama hiç ses çıkmadı. Bunu Cumhuriyet veya Aydınlık yapsaydı Maliye hemen araştırırdı. Hükümet bunlarla içiçe olduğu için Zaman gazetesine herhangi bir işlem yapılmıyor.
İkinci olarak bu adam neden Türkiye’ye gelemiyor? Çünkü korkuyor. Sağlık sorunları var deniyor ama Amerikan medyasının karşısına çıkıyor, toplantılara katılıyor. Sağlığı Amerika’da yaşamaya uygun da Türkiye’de mi değil? İşte bunu cemaatin içinde yer alan gençler sogulamalı.
Fethullah’ın bir diğer görevi ise devletin içine sızmak, her yerde olmaya çalışıyor ancak en etkili alanları Emniyet teşkilatı.


ULUSAL KANAL: Neden Emniyet teşkilatı?


EMİN ÇÖLAŞAN: Asker içine sızmaya çalışıyorlar ancak asker bunları gördüğünde kulağından tutup ihraç ediyor. Onun için en uygun yeri Emniyet olarak görüyorlar. Buraya sızmak önemli bir olaydır. Bir de çok önemli bir iddia var. Emniyet içindeki bu örgütlenmenin TSK’ya karşı bir yapılanma olduğu iddiası. Bu, mantıktan uzak bir iddia değil. Yani kendilerinden olmayan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı, kendine bağlı, biat etmiş bir silahlı güç oluşturuyorlar.


“ERGENEKON AKP’NİN TERTİBİDİR, BİRŞEY ÇIKMAYACAĞINDAN ADIM KADAR EMİNİM”


ULUSAL KANAL: Ergenekon adı verilen bir operasyon yapıldı ve gazeteciler, siyasetçiler, üniversite öğretim görevlileri tutuklandı. Peki operasyonla yapılmak istenen neydi?


EMİN ÇÖLAŞAN: Bu olay tabii ki TSK ve ulusalcı güçleri yıpratmak için yapılan bir tezgâh. Atatürk milliyetçisi olan, ABD ve AB emperyalizmine karşı olan, ülkesini savunan insanları ve kurumları yıpratmak için hayali bir örgüt kurdular, piyasaya sürdüler, adına da Ergenekon dediler. Bu operasyonda 47 kişi tutuklandı. Bunlar emekli general, gazeteciler, yazarlar, üniversite hocaları, parti liderleri… Bunlar darbe yapacaklarmış! Bunu hangi mantık kabul eder? Doğu Perinçek ve İlhan Selçuk’un gözaltına alındığı o geceden sonra operasyonları fiyaskoyla sonuçlandı. Bu kepazeliğe Türk milleti de tanık oldu.


ULUSAL KANAL: 11 aydır iddianamesinin hazırlanmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?


EMİN ÇÖLAŞAN: Baskı unsurunun insanlar üzerinde devam etmesi için iddianameyi hazırlamıyorlar. Çünkü iddianame yazılmadığı sürece bunların medyasının eline koz veriliyor. Bu insanlar suçlu ise iddianame nerde arkadaş? 10 ay olmuş, bunca insan tutuklu, iddianame hazır olmaz mı? İnsan hakları diye feryat eden AKP medyası şimdi nerde? İddia ediyorum tutuklu bir çok kişi ilk duruşmada tahliye edilecek.
Mesela Tuncay Güney diye saçma sapan bir adam var. Bu adamın iddialarını bakılarak Doğu Perinçek tutuklanıyor. Perinçek’in sorgusuna baktığımızda bir tane tutarlı soru yok. Çünkü ortada şuç yok. Bu operasyon AKP’nin bir tertibidir ve bundan hiç birşey çıkmayacağına adım kadar eminim. Bu insanları kandırmak için üretilen sahte bir oyundur.


ERDOĞAN YÜCE DİVANDA YARGILANACAK ŞUÇLAR İŞLİYOR


ULUSAL KANAL: Özellikle operasyondan sonra yapılan haberlere bakıldığında medyanın tutumunu nasıl buluyorsunuz?


EMİN ÇÖLAŞAN: Medyayı üçe ayırmak gerekiyor. İslamcı ve AKP’nin yayın organları. Doğan ve Aşkam grubu, birde ulusalcı medya. İslamcı kesim tertibe başından beri destek verdi. Bunlar Zaman, Yeni Şafak, Star, Taraf, Vakit, Bugün, Sabah… Bunlar tam anlamıyla AKP’nin hizmetindeki kuruluşlar. Polisler sızdırdı, bunlar palavra ve yalanları yayınladı. İslamcı medya AKP’ye karşı ne eleştiri yapar, ne de kötüye gidişi irdeler.
İkincisi Doğan grubu. Türkiye’de medya sektörünün yüzde 35’i bu gruba ait. AKP iktidarıyla Doğan grubu da korktu. Çünkü Aydın Doğan’ın devletle birçok işi var. Akşam grubu büyük patron Mehmet Emin Karamehmet de bu işlerin üzerine gidemedi. O da çekindi.
Bunların dışında hükümeti eleştirme yürekliliğini gösteren medya organlarına bakıldığında, Cumhuriyet, Sözcü , Yeniçağ, Aydınlık dergisi, Ulusal Kanal, Kanal B, ART… Bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu Türk medyası için çok acı bir olaydır.
Ben Hürriyet’in en çok okunan yazarı olduğum halde kovuldum. Neden, çünkü AKP’yi eleştiriyordum.


ULUSAL KANAL: ATV-Sabah grubunun satışını nasıl değerlendiriyorsunuz?


EMİN ÇÖLAŞAN: Sabah-Atv, AKP’nin Çalık grubuna hediyesidir. İhale için 3 grup teklif aldı. Ancak diğer iki gruba “siz bu ihaleye girmeyin” dediler. Bakın ihaleyi alan şirketin parası yok ama Hükümet’in emri ile devlet bankalarından krediler veriliyor. İşte ileride Yüce Divan’da ve Ağır Ceza mahkemelerinde hesabı sorulacak bir olay. AKP’nin adamı olan Ahmet Çalık, devletin 750 milyon dolar parasıyla Atv-Sabah’ı satın aldı. Türkiye’de bunun hesabı sorulmazsa neyin hesabı sorulur?


ULUSAL KANAL: Hürriyet’ten ayrıldıktan sonra başka bir gazete çalışmadınız. Peki önümüzdeki dönemde yeni projeleriniz var mı?


EMİN ÇÖLAŞAN: Biraz önümü görmek istiyorum. Tabii ki mücadeleye devam edeceğim. Ama bir gazete olur mu bilmem. Benim yazıları kaldıracak bir medya patronu yok çünkü. Tayyip Erdoğan’dan korkan patronlar benim yazılarımı yayınlamaz!


Haber: CAN ÖZÇELİK

AKHENATON
03-07-2008, 19:46
yahu ergenekon akp nin kaçış planıdır, amma senaryo yazıyorsunuz, ülke iflas etti kriz kapıda misyon tamamlandı , şimdi kaçma zamanı, ve kaçarken ekonomik krizi birisinin üstüne atmak lazım, en iyi aday kim, Türkçü ve Laik TSK.

Aydınus
03-07-2008, 23:57
''Andıç Belgesi Fetullahçıların master çalışmasıydı . Ergenokon da yine Fetullahçıların doktora düzeyinde bir çalışmasıdır . Tezgahı iyi kurmuşlar ...'' Nihat Genç


Devamını izlemek için lütfen tıklayınız :

video adresi :

www.youtube.com/watch?v=EMMwAaMHbzc




http://www.youtube.com/watch?v=EMMwAaMHbzc (http://www.youtube.com/watch?v=EMMwAaMHbzc)

meaculpa
04-07-2008, 00:10
Tıklayamıyoruz çünkü adres yok...

You tube video su ise isterseniz video adını veriniz.

Aydınus
04-07-2008, 01:34
Evet , youtube videosu ..

Adresi şöyle :

http://vtunnel.com/index.php/1010110A/2e16d14ff8507f7cd42829ae87952bf7d9167ff3a02fcab799 42eb1eff0dee6b9b1a61941e076b2f17057
http://vtunnel.com/index.php/1010110A/2e16d14ff8507f7cd42829ae87952bf7d9167ff3a02fcab799 42eb1eff0dee6b9b1a61941e076b2f17057

sargon
04-07-2008, 02:18
Darbe planlarinin gercekten kapsamli sekilde ortaya cikarilabilmesi icin buyuk yetkilerle donatilmis savcilar gerekiyor. Dokunulmazlik zirhina saklanan bir suru general var. Bu adamlar her tur tezgahi ceviriyorlar. Her turlu katliami, suikasti isletiyorlar. Bu ulkede Turan Dursun da icinde olmak uzere sayisiz aydin cinayeti islendi. Birini islamcilara digerini solculara yamayip duruyorlar, halbuki hepsinin katili bizzat devletin kendisidir. Ulkeyi kaosa surukleyecek senaryolar gelistirmek, hem sol hem sag radikal orgutlerin icine ajanlar yerlestirerek surekli onlari kiskirtmak, kitle katliamlari orgutlemek gibi yontemlerle darbelerine zemin hazirlamak icin inanilmaz felaketler yasattilar bu ulkeye. Bu asalak takimi basimizdan defolup gitmedikce bu ulkeye huzur yok.

Basta ust duzey askerler olmak uzere butun devlet memurlarinin, tabii bununla birlikte milletvekillerinin dokunulmazliklarinin kaldirilmasini talep ediyorum. Baska turlu onyillardir cirkin tezgahlar ceviren bu adamlarin gercek yuzlerini nasil gorecegiz.

sargon
04-07-2008, 13:52
Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'ün Ergenekon terör örgütünün PKK, DHKPC ve Hizbullah örgütlerini kullandığı ve bu örgütlere havale ettiği eylem ve cinayetlerin anlatıldığı 400 sayfalık bir rapora yer verdiği öğrenildi. Manifestolarına dahi naylon terör örgütü oluşturmak ve kullanmak maddesini kullanan Ergenekon örgütünün terör örgütlerine yüzlerce cinayet ve eylem yaptırdığı iddia edildi.

.....

Sabah gazetesinden Ferit Zengin'in haberine göre Gazi olaylarında Ergenekon parmağı ortaya çıktı. Antalya'da gözaltına alınan 'Sahte Yeşil' olarak bilinen Osman Gürbüz'ün, 13 yıl önce 3 gün süren Gazi Olayları'nın, 'başrol oyuncusu ve organizatörü' olduğu ileri sürüldü. Gürbüz, iddiaya göre 28 Şubat süreci öncesinde kaos ortamı yaratmak amacıyla TSK'dan ihraç edilen binbaşı Bülent Öztürk, tarafından 'seçildi.' Gasp, cinayet gibi çok sayıda suçtan sabıkası bulunan Gürbüz, jandarma tarafından Özel Harp ve Psikolojik Savaş eğitimine tabi tutuldu. Ardından da 1995 yılında 'kanlı olaylar' için İstanbul'a gönderildi.

Haberin tamami icin tiklayin (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=886670&Date=04.07.2008&CategoryID=78)

sargon
04-07-2008, 14:19
Ergenekon sorusturmasinda gozaltina alinan Osman Gurbuz'le ilgili Sabah'in haberi.

SİLAHLARI SAKLADI: Hizbullah'ın kurucuları arasında gösterilen Gürbüz'ün, Susurluk kazasında kamyonla çarpışan otomobili arkadan takip eden araçtaki kişi olduğu, Abdullah Çatlı'nın kaza yaptığı araçtan Uzi ve Kalaşnikofl'ardan oluşan kayıp silahları aldığı ve İstanbul'da bir dostunda sakladığı öne sürüldü.


YEŞİL'LE BİRLİKTE: Gürbüz'ün, Ergenekon operasyonunda aynı gün Antalya'da gözaltına alınan emekli albay Hasan Atilla Uğur dışında birçok paşayla da yakın ilişkileri olduğu iddialar arasında. Ankara Beştepe'deki Jandarma Genel Komutanlığı'nın denetleme binasına elini kolunu sallayarak girdiği öne sürülen Gürbüz'ün, "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım ile birlikte Muş, Bitlis, Adıyaman ve Şırnak'ta değişik olaylara katıldığı, Türkiye'de Hizbullah'ın en iyi örgütlendiği kentlerin başında gelen Batman'a da sık sık gittiği, buradaki bazı gruplarla çok yakın ilişkileri ve dostlukları olduğu iddia edildi.

http://www.sabah.com.tr/haber,8BEA1647F38D4CE8BF03FB92B5C6F59C.html

gozeneli
04-07-2008, 14:25
Sabah gazetesinin sahibi Kim?
Sonra AKP (amerikanın Kukla Partisi) %47 oy aldık millet iradesi gibi sesler çıkarıyorlar.

%47 mi çok % 53 mü çok?

sargon
04-07-2008, 14:28
2500 sayfalik Ergenekon davasi iddianamesinin bugun aciklanmasi bekleniyor. Ergenekon nedir diye sorulursa ne derdiniz? Bakin kim ne demis. Hurriyet'in haberi.

İddianameye göre soruşturmayı yürüten savcı Zekeriya Öz, resmi yazıyla MİT, Genelkurmay ve Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele ve Harekat Daire Başkanlığı’na Ergenekon yapılanmasının terör örgütü olup olmadığını sordu. Soruya MİT ve Emniyet’n "Evet terör örgütüdür" yanıtını verirken, Genelkurmay’ın "Bizim bilgimizin dışında, bilmiyoruz" yanıtı verdiği iddia edildi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9351056.asp?gid=229&srid=4047&oid=1&l=1

dilaver
06-07-2008, 14:39
http://www.ekolay.net/haber/haber.asp?pid=2705&haberid=552182

Bakalım ne kadarına kadar üzerine gidilebilecek. Yazılanlardan ve çizilenlerden anladıgım kadarıyla iş faili muçhullere kadar uzanmakta. Siyasetçiler ve taraf olanlar dışındaki, özellikle askerdeki derin sessizlik de bunun ipucu olmakta.

Hadi savcı taraflı davranıyor diyelim, ki zannetmiyorum; hakimlerin Sinan Aygün ve Paşalar için tutuklama kararı alması çok ciddi bir risktir. Hukuka var olan yasalara aykırı hiç bir kararı almaya bu hakimlerin cesaret edebilecegini zannetmiyorum. Balbay'ın bu günkü yazısı da bunu gösteriyor. Geçmişteki göz altılarda İlhan Selçuk da buna işaret eden şeyler söylemişti.

Bekleyip görecegiz, kırılma nereye kadar derinleşecek görecegiz. Ancak gene de bunun şimdiki haliyle bir tepişme oldugu genel düşüncemi koruyorum.

saygılarımla

kandahar
06-07-2008, 16:37
Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alınan Belli'li Bodrumlu komünistler hastanede ziyaret etti. Belli, Ergenekon operasyonun ABD merkezli olduğunu ve derin devleti çözmek amacı bulunmadığını iddia etti. Belli, “Operasyon tamamen ABD merkezli bir operasyondur. Amaç kesinlikle derin devleti çözmek değildir. Operasyonda alınan kişiler arasında gerici unsurlar da vardır. AKP’nin muhalefeti tasfiye hareketidir. Belli bir süre içinde gerici unsurlarla AKP’nin anlaşması yüksek ihtimaldir” dedi.

Kaynak: timeturk.com

Bodrum’daki evinde merdivenlerden düşerek sağ ayağı iki yerinden kırılan Mihri Belli’yi, Bodrum Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve Yurtsever Cephe üyeleri tedavi gördüğü Bodrum Devlet Hastanesi’nde ziyaret ederek geçmiş olsun dileğinde bulundu. Bodrum TKP Başkanı Ahmet Aksüt, Muğla TKP Başkanı İskender Doğer ve Yurtsever Cephe Bodrum Sözcüsü Ayhan Karahan'ı karşısında gören Belli çok mutlu olduğunu söyledi. Ziyaretçileri Mihri Belli ve eşi Sevim Belli’ye çiçek verdi.

Mihri Belli, Ergenekon operasyonu konusunda “Operasyon tamamen ABD merkezli bir operasyondur. Amaç kesinlikle derin devleti çözmek değildir. Operasyonda alınan kişiler arasında gerici unsurlar da vardır. AKP’nin muhalefeti tasfiye hareketidir. Belli bir süre içinde gerici unsurlarla AKP’nin anlaşması yüksek ihtimaldir” dedi.

TKP İlçe Başkanı Avukat Ahmet Aksüt de cumhuriyeti yok etmek için oynanan şeriat yanlısı, laiklik karşıtı oyunları, büyük korku ve gerginlikle izleyen Türk halkının demokrasi ve hukuka olan inancının kaybolduğunu ileri sürdü.

imhotep
06-07-2008, 18:40
Türkiye tarihinin tüm katliam ve provokasyonlarında bugüne kadar bilinen faillerin ve devletin sicili temizlenmeye çalışılıyor.

Ergenekon bereketi

http://haber.sol.org.tr/mansetler/1030.html

imhotep
06-07-2008, 18:47
* Bir iddianamenin 2500 sayfa olması neye işaret? Bu sayı çok değil mi? İddianame dediğin az ve öz olması gerekmez mi? Yoksa bu kadar uzun bir iddianamenin olmasının sebebi süreci uzatmak mıdır?

* Darbeyi kimin yapacağı sorusu da hala muallakta. Emekli olmuş generaller neden görev başındayken yapmadılar da ADD gibi Atatürkçü kurumların başına geçtiklerinde böyle bir iddia ile karşılaştılar? Yoksa paşalarımıza emekli olunca Silahlı Kuvvetlerden tank mı hediye ediliyor?

* Ergenekon tertibinin Nazi Almanya'sında Göbbels'in yaptıklarıyla ve Reichstag yangınıyla bir farkı olduğunu düşünmüyorum. Amerikan ve AB gücünü arkasına almış bir hükümet ülkedeki muhalif sesleri birbir susturma peşindedir.

Saygılar

gercekisim
06-07-2008, 19:58
Operasyon günü iddianame hazırdı (hatta İlhan SELÇUK gözaltına alındığı zaman da 7-10 gün içinde hazır olacaktı değil mi!) ve 2500 sayfaydı değil mi! sisteme aktarılmaya çalışılmıştı da aktarılamamıştı değil mi!
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9360591....p;oid=1&l=1 (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9360591.asp?gid=233&srid=4079&oid=1&l=1) bu ne o zaman! iddianame uzayacakmış...
Ama operasyon olacağı gün bitti denmişti hatta 2500 sayfaydı,madem bitmemişti neden sisteme aktarılmaya uğraşıldı!
Neden bir insan 12 ay neyle suçlandığını bilmeden hapsedildi,kanser olmasına sebep olundu! bir insanın hayatı bu kadar mı değersiz!
Neden iddianame hazır olduğu kadarıyla yollanıp,dava açılmıyor o zaman! ek iddianame denen birşey var,bu yol neden kullanılmıyor!

Evet bugün bir haber daha gördüm http://www.haberturk.com/haber.asp?id=8418...p;dt=2008/07/06 (http://www.haberturk.com/haber.asp?id=84181&cat=110&dt=2008/07/06)


Var mı bu durumu savunabilecek biri! Bir insanın hayatına maloldu! daha önce de Benzeri bir durum Van'da oldu,bunları hiçbir zaman unutmayacağım! Faşist islamcılara karşı nefretim hiç bitmeyecek! Onların cezalarını en kısa zamanda görmelerini dilerim!

sargon
07-07-2008, 00:25
Soruşturma sırasında, telefon dinlemelerinde tespit edilen bazı bağlantılar da çözülmeye çalışıldı. Kızılay eski başmüfettişi Kemal Aydın’a iki rütbeli subayla bağlantısı soruldu. Bazı Harp Okulu öğrencileriyle “gizli görüşmeler” yaptığı iddialarını Aydın’ın reddettiği öğrenildi. Aydın’ın telefonda sürekli tekrar ettiği “esas devlet” sözüne de şöyle açıklık getirdiği kaydedildi:

“Bu sözle Genelkurmay’ı kastetim. Telefonda şifreli olarak böyle derim...”

Vatan gazetesinin haberi (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Zekeriya_Oz_derinlere_indi_18 7902_1&tarih=06.07.2008&Newsid=187902&Categoryid=1)

Zekeriya Oz'un henuz sorusturmanin ilk asamalarinda Genelkurmay ile gorustugu ve bu isin icinde askerlerin de oldugunu soyledigi, sorusturma icin izin istedigi belirtiliyor. Genelkurmay ise soyle bir cevap veriyor: "Ordu kendi icinde gerekenleri yapar, disardakilere ise karismayacagiz." Boylelikle ordu disindakilere donuk tutuklamalar baslatiliyor. Ancak buzdaginin alt tarafi henuz hala karanlikta duruyor. Gorunen kucucuk kisim bile yeterince urkutucu degil mi? Benim bildigim ve tanidigim devlet budur, devlet yonteciligi de budur... Katliam yapacaksin, adam oldurteceksin, teror yaratacaksin ki surekli iktidarini ayakta tutabilesin.

Ben bir tek kisiye fiske bile atmadim, yillarimizi curuttuler bu buyuk devlet adamlari. Ama herturlu katliami isleten, ulkeye atom bombasindan daha fazla zarar verenler bu adamlar her zaman buyuk adamlar, kahramanlar, yurtseverler, vatan koruyuculari. Son nefesimi verene kadar bu soysuzlarin pesinde olacagim biline.. Tabii elimden ne kadari gelirse..

dilaver
07-07-2008, 00:36
Son nefesimi verene kadar bu soysuzlarin pesinde olacagim biline.. Tabii elimden ne kadari gelirse..

Al benden de o kadar. Tek başıma kalsam da bunların ve yaptıklarının ipligini pazara çıkarmaya çalışacagım. Ne demiş usta :

Devlet bir sınıfın diger sınıf/sınıflar üzerine baskı ve tahakküm aygıtıdır.

saygılarımla

meaculpa
07-07-2008, 00:42
Gücün korunumu yasasınca-; insanlıga dayatılan bu acımasız uygulamalar ne yazık ki katliam yap, iktidarı elde tut mantıgınıda beraberinde getirdi. Çünkü bu mantıkla hareket edenlerin özverilerde bulunacak düşünceleri değil, halihazırda sıkacak kurşunları, kurulacak sehpaları ve de tıkılacak hapishaneleri vardır.

Elimizden gelen yapılmalı Sevgili Sargon, aksi halde ötelerde bir tarihde, Türkiye denilebilecek bir ülke yaşanılabilirlikten çıkacaktır.

imhotep
07-07-2008, 01:00
İlginç Bağlantılar

Ergenekon soruşturması, hepimizin artık öğrendiği üzere Oramiral Özden Örnek’in Nokta dergisinde yayınlanan günlüklerindeki iddialar temel alınarak yürütülüyor.
Özellikle işin “Generaller”le ilgili kısmında Oramiral Özden Örnek’in günlüklerinin rolü büyük.

Fatih Altaylı yazıyor...

http://haber.superonline.com/haber/2008/07/04/3149.html

sargon
07-07-2008, 01:28
Eski 1’inci Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon ile eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur dün gece çıkartıldıkları nöbetçi mahkemede terör örgütü kurmak ve lideri olmaktan tutuklandı.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9366527.asp?gid=229&sz=87852

Ergenekon sorusturmasi eski orgenerallere ulasti. Simdiye kadar tutuklanan askerlerin hepsi emekli

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon
Emekli Orgeneral Şener Eruygur
Emekli Albay Atilla Uğur
Emekli Astsubay İbrahim Özcan
Emekli Albay (maliye müf.) Kemal Aydın
Tuğ.Gen.Veli Küçük
Binbaşı Fikret Emek
Astsb.Oktay Yıldırım
Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ
Yüzbaşı Zekeriya Öztürk
Başçavuş Mahmut Öztürk
Yüzbaşı Muzaffer Tekin
Astsb. Orhan Tunç

Vatan gazetesinin listesi (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Ergenekonda_tutuklularin_sayi si_48den_58e_cikti_187903_1&tarih=06.07.2008&Newsid=187903&Categoryid=1)

Emekli generaller darbe yapamayacagina gore bunun mutlaka ordu icinde de cok sayida iliskileri olmasi gerekir. Hani, nerde bu isimler? Eger savcilar muvazzaf askerleri sorusturamiyorsa, ordunun askeri savcilari ne ise yariyorlar? Neden ordu icinde sorusturma yapilip halka aciklanmiyor? Devlet seffaf olsun diyoruz, peki ya ordu? Icinde ceteleri barindiran bir ordunun guvenilirligi ne kadardir? Ikide bir bilmem hangi gazetede cikan su yazida sanli ordumuzun serefi lekelenmistir diye basin aciklamalari yapan Genelkurmay neden icinde bir suru kirli tezgahlar donerken serefini dusunmuyor? Askeri savcilar neden oturuyorlar? Yoksa cinayetler, kitle katliamlari, provokasyonlar tezgahlamak ordunun serefini lekeleyen birsey degil mi?

dilaver
07-07-2008, 01:36
Sargon sen bu işlerden bir sonuca gidilebilecegini mi düşünüyorusun. Bu yeni bir aldatmaca.

Güç kavgaları sonunda bazı isimleri vererek ya da legalize ederek temiz toplum yaratacaklar. Arada çeşni olsun diye de bBalbay gibileri alıp bırakıyorlar. Ama biz hiç göz altına böyle ballı börekli girmedik.

Şimdi ben göz altına alındıgımda o zamanın gazetelerinde ismim de çıkmış idi. Babam da atlamış uçaga benim peşime düşümüş. Aradadıkları tüm şubelerde tüm karakollarda, tüm cezaevi ve hastahenelerde benim kaydıma rastlanmamış. Bir tek 1911 den beri aranan benimle aynı isme sahip olan birine rastlanmış. Sonuçta bir haftadan sonra biz beraat ettik, ama haftamız gitti tabii. Şimdi ise ballı börekli davullu zurnalı göz altılar var.

Neyse buna da şükür. Ama bu işten bir temiz toplum çıkmaz.

saygılarımla

imhotep
07-07-2008, 03:15
Bugün ART'de Balbay'ın programı vardı.

Balbay programda, ''Salıverildikten 3 saat sonra, bir gazeteden arandığını ve verdiği ifadenin bu gazetenin elinde olduğunun söylendiğini'' belirtti.

Öküzün altında buzağı aranacağına şu olanlara bakılsa daha mı hayırlı olur ne ?!

AKHENATON
07-07-2008, 03:24
Bu iş amerika irana saldırana kadar aydınlanmaz, sonrada koca bir balon olduğu ortaya çıkacak.savcıda fettoş grubunda iş başı yapar.

evrensel-insan
07-07-2008, 03:59
Saygideger AKHENATON;

ABD Iran'a er yada gec saldiracak, bu kacinilmaz gozukuyor. Yalniz onemli olan, bu saldiriya TC' ni de ortak edip etmemesi. Asil bu tehlikeyi iyi algilamak ve onunu almak gerekiyor.

Saygilarimla;
evrensel-insan

metalheart
07-07-2008, 05:07
OKKIR’IN ÖLÜMÜNDEN HEM SAVCI HEM DE YARGI SORUMLU

Ergenekon soruşturması kapsamında, emekli orgenerallerin gözaltına alınıp sorgulanması, hatta tutuklanması siyasi tarihimizde bir ilk. Nasıl yorumluyorsunuz?

Benim baktığım fotoğraf şudur: Bir defa hukukçu olarak da, siyasetçi olarak da bilmediğim bir davanın içine girmem. Yalnız davanın metoduna bakmakta fayda var. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. Maddesi’ndeki birtakım hükümleri, yargı tahkikat sırasında dikkate almadı. Almadığı için de ihtilaflar çıktı, sıkıntılar başladı. Bu kadar uzun süreli iddianamesiz tutukluluk hali olmaz. Özellikle o 5. Madde’de bu yazıyor. “Bir iddianamenin süresi makul olmalıdır” diyor. Hatta Nabi Yağcı, Nihat Sargın davasında çok kesin kararı var. Yargının metodolojisi yanlış ve Anayasa’daki hükümlere aykırı olmakla kalmıyor, AİHM’deki kararlara da aykırı. 13 ay süreyle iddianame olmaksızın insanları tutuklu tutamazsınız. Adalet katıdır, ama kaba değildir. Adalette nezaket de vardır, insaniyet de vardır, hukukun zarafeti de vardır. Bu sanıklardan biri, Kuddusi Okkır, eğer ölüm döşeğinde serbest bırakıldıysa ve sonra da öldüyse, bundan hem savcı sorumludur, hem de tutukluluk halini kaldırmayan yargı. Savcı ve hakim kendisini sorumsuz, aşırı güçlü sayamaz. Hepimizin gücünün sınırı hukuktur.

Ciddi bir iddia olmasaydı bunca süre tutuklu tutabilirler miydi peki?

En son tutuklamaları veya sorgulamaları bilmiyorum ama ilk sorgulamalardan bu yana geçen süreçte mutlaka sanıkları ve avukatlarını iddianameyle tanıştırmak lazımdı. Bir kere 2 bin 500 sayfa iddianame olmaz. En ağır ceza davasında bile 25-30 sayfalık bir iddianameyle fikrinizi söylersiniz. İddianamenizin temellerini sanığa ulaştırırsınız. 2 bin 500 sayfa dosyada evrak olabilir, dayanaklar, belgeler, çeşitli deliller olabilir. Onları avukatlar inceler... Ama bir de başka bir şey var, yine AİHS’nin 5. Maddesi’nde yazıyor: Sanıklar hakkında gizli tahkikat yapabilirsiniz ama gizemli tahkikat yapamazsınız. Bunlar, gizli tahkikat değil, gizemli tahkikat. Sanığa diyorsunuz ki, ’Sizi tutukluyorum ama suçunuzu gizlilik kararı olduğu için söyleyemiyorum.’ Veyahut ’Sizi gözaltına aldım, ne var ki gizlilik kararı nedeniyle suçunuzun niteliğini, niceliğini anlatamıyorum.’ Bu bir gizemdir. Oysa sır olmaz adalette. Gizlilik olur ama her ceza davasında, her hazırlık soruşturmasında sır olmaz.

En azından savcı, sanıklar hakkında birtakım bilgileri onlara tebliğ etmekle, bildirmekle yükümlüdür. Delilleri açıklamak zorunda olmayabilir ama insanları niçin yargıladığını, neden tutukladığını, neden gözaltına aldığını söylemek zorundadır. Bu tahkikatın eksiği budur. Kemal Alemdaroğlu ve İlhan Selçuk ne dediler? ’Bize gizlilik olduğu için daha fazla bilgi veremeyeceklerini söylediler.’ Böyle bir şey olmaz. Sanığa karşı gizlilik olmaz. Dediğim gibi gizlilik başka, gizem başka. Bir sır perdesi altında ’Ben sizi ihtilale teşebbüsten veya darbe yapmaktan tutukluyorum’ denilemez. O sadece bir klişe laftır. İşin özünü sanık bilmek zorundadır. Neden? Öteki taraf nasıl bir iddianame hazırlığı içindeyse bir seneyi geçen süre içinde müdafaa da, savunma da delillerini hazırlamak zorundadır. Yarın mahkemede karşılaşacaklar çünkü.

Hüsamettin Cindoruk
Vatan Gazetesi...

kağıttan uçak yapmaya bırakalım isterseniz...

sitede yeri geldimi insan hakları demokrasi diyen arkadaşlar....

buyrun

aksini iddia eden varsa yazsın...

duygusala mı bağladınız ???

evrensel-insan
07-07-2008, 06:11
Saygideger metalheart;

Senin bu yapmis oldugun alinti, normal sartlar altinda ve normal hukuk ve adalet temelindeki sartlar icin gecerlidir. TC' nin icinde bulundugu durum ne normaldir, ne de gelismeler normal sartlar altinda olmaktadir. Turkiye'de iktidarin, toplumun ve kamuoyunun icinde bulundugu psikolojisi su siralar tam bir trahmadir. Bu trahma temelinde, ne olan olaylar ne de gelisen olaylar normal bir gelisim gostermemektedir.

Bu isin temeline inebilmek icin, 1980 li donemleri; Ozal-Gulen-Evren uclemini cok iyi algilamak ve nasil bir Turkiye hazirladiklarini ve bu hazirlananin nasil bir resim olarak gunumuzde yansidigini iyi algilamak gerekir.

Bugunku iktidarin dusunce temelini ve bugunku politikasinin temelini atan da bu 1980 lerin ortaya getirdikleridir. Bu olanlarin, kimin istemi ve emriyle uygulandigi ve nasil yururluge kondugunun tahlili de yine bu konuya isik tutacaktir.

Turkiye de yesermeye basliyan hem sindirme-korkutma, hemde ayirma-ayristirma politikasinin temeli yine bugunlerde atilmistir.

Ne tesaduftur ki PKK'nin tarih sahnesi ne cikisi da yine bu yillardir. Bu yillar toplumu hem tedirgin etme, hemde sindirme yillaridir.

Toplum gunumuzde yeteri kadar tedirgin edilmis; toplum arasina nifaklar sokulmus, sanki bunlari yapan kendileri degilmis gibi; simdi de bir gestapo yontemiyle, topluma guven saglamaya calisilmakta; ve bu da zoraki yapilmaktadir.

Boyle bir gestopik duzeyde, ne bir demokrasiden, ne insan haklarindan, ne ozgurluklerden bahsedebilmek; hem kendimizi kandirmak, hemde hayale kapilmak olur.

Dolayisiyle yapilanlar, hem konuyu ulkenin gercek sorunlarindan uzaklastirmak-ki bunlar, ekonomik, saglik, egitim v.s. gibi hic bir zaman cozume ulasamamis ama donem donem durulmus gozuksede, herzaman halkin gundemini mesgul etmis konulardir. Ki suan yine en son hiziyla gundemdedir- hem gestopik gucunu gostererek gozdagi vermek, hemde iktidarin iktidari kaybetme korkusu temelindeki - planda olmayan ve sartlarin zorladigi - panik ve ne yaparliligini bilmemektir.

Turkiye'de olup biteni bugun normal hic bir kaliba sokmak mumkun degildir. TURKIYE HER KESIMIYLE BIR TRAHMA YASAMAKTADIR.

Herkesim cikis yolunu, baska bir kesimi sucluyarak, kendi sucunu ona yukleyerek gecistirmek istemektedir. Iktidarin, muhalefetin, medyanin, kamuoyunun, sivil kuruluslarin ve devletin ve hukumetin herturlu kurumu ve isleyisinin yasadigi trahma budur.

HERKES BASKASINI SUCLAYARAK KENDINI TEMIZE CIKARMA CABASINDADIR.

Bu trahmadan kurtulmanin tek yolu, her kesimin aynaya bakma bilincine ermesidir. Bunu basaramamanin getirecegi ise cok aciktir.

HITLER GESTAPO REJIMI. Bunu hangi kesim basarir veya basarabilir mi? bilinmez. Ama basarilsin, basarilmasin; Turkiye'yi daha kotu gunler beklemektedir.

Benim olmamasini istedigim ise, bir icsavas ve Iran'a ABD yonetim ve yonlendirimli bir savas acmak.

Umudum ise, ulkeyi bu trahmatik psikolojiden kurtaracak ve toplumu farklariyla birlikte kucaklayacak bir liderin, bir sesin, bir nefesin ortaya cikmasi - ki bu hicbir zaman ve asla, amerikan idealizmi emirli, yonetimli ve yonlendirmeli olmamali.-Anadolu, o gecmis tarihi, birikimi tecrubesi ve bilinciyle; boyle sesleri, liderleri cikarmistir, cikaracaktir ve cikarmalidir.

ANADOLUNUN GERCEK OZUNE DONME ZAMANI GELMISTIR.

Onemli olan zamani ve is isten gecmeden bu ozun bilincine varmak, tekrar o ozu bulup cikarmak ve topluma-ki eminim toplum buna hazirdir-bunu iletmektir.

Bu Turkiyenin uniter bir butun olarak kurtulusu ve kendine gelisi olacaktir.
Yoksa, hem ulkeye, hem topluma, hem o anadolunun tarihi birikimine cok yazik olacaktir. DURUM COK VAHIM VE ACILDIR.
TESHIS VE TEDAVI GEREKMEKTEDIR.

Saygilarimla;
evrensel-insan

osiris
07-07-2008, 21:56
Hainlere,satılmışlara karşı inadına darbe bu dış destekli hainler takımı kazandı ama bu sonsuza kadar sürmeyecek elbet onlarada haddini bildireceğiz

kandahar
07-07-2008, 22:39
Sanıklar hakkında gizli tahkikat yapabilirsiniz ama gizemli tahkikat yapamazsınız.

HAHAHAHAHAHA!!:D

meaculpa
07-07-2008, 22:51
Sevgili Metal;

Elbette bu konu adına yapmış oldugun çkışında haklısın. Keşke herkes insan olabilmenin yada insanlıgın manasını anlayabilse. Keşke kurulan düzenlerin, çıkarılan yasaların ya da gercekleştirilen ve de gerçekleştirilmeye çalışılan bütün her olgunun tek nedenin insan oldugu anlaşılabilse. Üzülerek baktıgımız bu tablolar ise tam aksini gösteriyor işte.

Demokrasi sadece belirli bir zümre için arzu edilmez, edilirse zaten bu başka zümrelerin despotlugu olur. Bir tek kendimize değil, herkese demokrasi, herkese insanlık...

Aydınus
07-07-2008, 23:22
Soruşturmayı yürüten savcı o kadar ciddi çalışıyor ki , delil diye nelerle hareket ediyor ve Mustafa Balbay'ı ne amaçlarla gözaltına alıyor , bakın da ibret alın !


''Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıp tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Mustafa Balbay'ın, dün ART televizyonunda gazeteci Emin Çölaşan ile birlikte yaptığı programda savcının sorgu sırasında kendisine delil olarak sorduğunu söylediği `Ahmet Necdet Sezer belgesi'ni yazdığını iddia eden kişi, Zonguldak'ın Bakacakkadı Beldesi'nden çıktı. Belde olmadan önce Bakacakkadı Köyü'nde muhtarlık yapan, 1992'de belde olan Bakacakkadı'nın SHP'den ilk belediye başkanı olan evli, 5 çocuk babası Muhammet Albuz, CHP'nin yönetimine geçmesini istediği 36 kişilik isim listesini, son Ergenekon gözaltılarından 2-3 gün önce Cumhuriyet Gazatesi'nin İstanbul'daki merkezine ve Ankara temsilciliğine faksladığını söyledi.''


http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Iste_Sezer_belghesini_hazirla yan_o_isim_188086_1&Newsid=188086

dilaver
08-07-2008, 00:04
Savcı bu yetkiyi nereden alıyor, 12 Eylül Hukuku ve anayasasından. EEee biz yıllardır ne diye haykırıyoruz, bir gün hukuk size de lazım olur diyoruz.

O halde mesele bu 12 Eylül hukukunun mezara gömülmesidir. Yoksa sizin başınıza da ne gelecegi asla belli olmaz.

Ayrıca Kudusi Okkır ile ilgili bir başlık açtım, ama herhalde orada Kuddusi gibi cezaevine girip de sag çıkmayanlar rahatsız etmiş olmalı ki kimse tepki göstermedi.

Siz bilirsiniz, bir gün hukuk size de lazım olabilir.

saygılarımla

Aydınus
08-07-2008, 01:26
Savcı bu yetkiyi nereden alıyor, 12 Eylül Hukuku ve anayasasından. EEee biz yıllardır ne diye haykırıyoruz, bir gün hukuk size de lazım olur diyoruz.

O halde mesele bu 12 Eylül hukukunun mezara gömülmesidir. Yoksa sizin başınıza da ne gelecegi asla belli olmaz.

Ayrıca Kudusi Okkır ile ilgili bir başlık açtım, ama herhalde orada Kuddusi gibi cezaevine girip de sag çıkmayanlar rahatsız etmiş olmalı ki kimse tepki göstermedi.

Siz bilirsiniz, bir gün hukuk size de lazım olabilir.

saygılarımla

Sn Dilaver ; bu yazıyı bana mı yazdınız bilmiyorum , ancak hemen belirtmeliyim ki 12 Eylül cunta idaresinin anayasasını ben hiçbir yerde hiçbir zaman savunmadım .

Elbetteki hukuk devleti her şeyin üstünde olmalı .

Bir zamanlar Van Üni. rektörüne de aynısı yapıldı , o zaman da karşı çıktık ve bu işi yapanların gerisinde Fetullahçıların olduğunu iddia ettik .

Ergenokon adlı bu uyduruk senaryonun gerisinde de bu var . Tutuklanan kişilere bakıyorsunuz ; Ergun Poyraz , Bekir Öztürk ve onun sitesinde yazarlık yapan Oktay Yıldırım vs ...

Siz hiç kuvvayimilliye.net sitesine girdiniz mi ?

Bu kişiler sürekli olarak yazılarıyla Fetullah'ı ve Fetullahçıları deşifre eden insanlar .

Nasıl oldu da o sitede yazarlık yapan o eski polis amirini de tutuklamadılar hala anlayabilmiş değilim .

evrensel-insan
08-07-2008, 03:47
Saygideger meaculpa;

Elbette bu konu adına yapmış oldugun çkışında haklısın. Keşke herkes insan olabilmenin yada insanlıgın manasını anlayabilse. Keşke kurulan düzenlerin, çıkarılan yasaların ya da gercekleştirilen ve de gerçekleştirilmeye çalışılan bütün her olgunun tek nedenin insan oldugu anlaşılabilse. Üzülerek baktıgımız bu tablolar ise tam aksini gösteriyor işte.

Demokrasi sadece belirli bir zümre için arzu edilmez, edilirse zaten bu başka zümrelerin despotlugu olur. Bir tek kendimize değil, herkese demokrasi, herkese insanlık... -mea

Kiz, sen boyle insanlik dolu yaziyi nasil yazdin? yoksa sende dilaver gibi degisime mi ugruyorsun?:)

Saygilarimla;
evrensel-insan

hiramusta
08-07-2008, 20:10
Bazılarınızın peşlerinden gittiği cuntacılar, aslında terör mağduru binlerce vatandaşımızın,Başbağların,Özal'a suikast teşebbüsünün,yıllarca ağıtını tuttuğunuz Sivas'ın,Turan Dursun'un,Uğur Mumcu'nun,Necip Hablemitoğlu'nun ve sayamadığım birçok olayın kanlı elleri ,derin devletin ortaya çıkan yüzü olabilirler... dikkat edin.

Aydınus
09-07-2008, 02:04
Buldunuz bir çorba , için bakalım !

Çorbayı bu kadar sevdiğinizi daha önce de söyleseydiniz ya !

Hiç olmazsa bu kadar uğraşmaz , size daha değişik menüler , mesela şu sıralar Türkiye'de çok moda olan Arap-Amerikan çorbası hazırlardık .

Hani şu , Amerikan kovboyunun atının sidiği ile hazırlanmış çorba !

Tam da dincilerin ağzına layık !

Sahih midir bilinmez ; bir rivayete göre , Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP ile Fetullah Gülen bu çorbayı zevkle içiyorlarmış , şifalıymış da üstelik .

Size afiyet olsun , ben almayayım , çünkü benim midem herşeyi kaldırmaz .

dilaver
10-07-2008, 14:48
http://stargazete.com/politika/ordunun-zirvesinde-darbe-hesaplasmasi--112508.htm (http://stargazete.com/politika/ordunun-zirvesinde-darbe-hesaplasmasi--112508.htm)

Söylenen ve yazılanların gerçek ya da gerçek dışı olmasının yanı sıra polisten bir kasım basına aleni bir biçimde bilgi verilmesi ve bu konuda kamu oyu oluşturulması son derece ilginç

saygılarımla

evrensel-insan
11-07-2008, 19:31
Saygideger arkadaslar;

Ulkenin icinde bulundugu milliyetci icerikli duruma soyle bir bakalim.

Teror kapsami temelinde ve PKK ile baglantili olarak, ocalan terorizmden tutuklu ve kendisi-oyle veya boyle bir kurt milliyetcisi.

Ergenekon sorusturmasi sebebiyle, tolon su anda tutuklu.Kendisi asker ve temelde-ki bu Ataturk milliyetciligi de olabilir-turk milliyetcisi.

Bunlari tutuklu tutan ve milli gorus savunucusu oldugunu soyleyen, iktidar partisi AKP.

Insanoglunun aklina su soru geliyor. Turk milliyetcileri tutuklu, kurt milliyetcileri tutuklu ve bunlari tutuklu kilan AKP milli gorus savunucusu.

Oyleyse AKP hangi milli gorusun savunucusu? Bu milli gorus turk veya kurt degilse-ki onlar tutuklu-baska hangi milli koken kaldi, AKPnin savundugu?

AKP terorle savastigini soyluyor. Terorle savasirken, bu savasi hem kurt hemde turk milliyetcilerini karsi veriyor.Onlara terorist damgasi vurarak.

Acaba AKP terorlemi yoksa milliyetciliklemi savasiyor? Yoksa AKP Osmanlidaki gibi millet kavramini sadece dini ummetlemi bagdastiriyor? Eger oyleyse, Turkiye'de AKP iktidarina karsi verilecek savasin ortak noktasi ne oluyor? Bu ortak savas Ataturk milliyetciligi temelinde nasil saglanabilir? Bu ideolojik cikmaz, Turkiye'nin bolunmez butunlugu temelinde ve iktidara karsi nasil bir cikar yol bulacak?

Yorumlarinizi, dusunce ve onerilerinizi bekliyorum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

dilaver
11-07-2008, 20:36
Fatih Altaylı'dan ilginç bir yazı :

Ergenekon soruşturması, hepimizin artık öğrendiği üzere Oramiral Özden Örnek'in Nokta dergisinde yayınlanan günlüklerindeki iddialar temel alınarak yürütülüyor.
Özellikle işin 'Generaller'le ilgili kısmında Oramiral Özden Örnek'in günlüklerinin rolü büyük.
Soruşturma kapsamlı bir şekilde yürütülüp, ilgi alanı sürekli genişlerken, günlüklerin sahibi Özden Örnek'in şimdiye kadar, en azından bilindiği kadarıyla savcılığa çağrılmamış ve günlüklerle ilgili fadesine başvurulmamış olması, aralarında benim de bulunduğum pek çok kişi tarafından 'İlginç' bulundu.
Bu gibi olaylarda tesadüflere çok da inanmadığım için, küçük çaplı bir soruşturma yaptım.
Ve Oramiral Özden Örnek'le ilgili çok ilginç bazı bulgulara ulaştım.
Biliyorsunuz, Oramiral Özden Örnek'in kamuoyunca tanınan bir oğlu var.
Yönetmen-yapımcı Tolga Örnek.
Tolga Örnek bir dönem çektiği film-belgesellerle halkın önüne çıkmıştı.
Tolga Örnek'in çektiği en bilinen iki film-belgesel 2003 yılında gösterime giren Hititler ve 2005 yılında gösterime giren Gelibolu'ydu.
Oramiral Özden Örnek'in oğlu Tolga'nın çektiği Hititler filminin sponsorları arasında İMKB, Çalık Holding, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, THY, İstikbal ve Nur İnşaat gibi kuruluşlar yer alıyordu.
Amiral'in oğlu Tolga Örnek'in diğer filmi Gelibolu'nun sponsorları arasında dikkat çekenler ise şöyleydi: Çalık Holding ve İstikbal.
Şimdi diyeceksiniz ki, 'Ne var canım bunda. O filmlerin başka sponsorları da vardı.
Doğru.
Bu yüzden soruşturmamı biraz daha derinleştirdim.
Ve çok ilginç başka bir bulguya daha ulaştım.
Çalık Holding yani kamu bankalarının parasıyla Sabah ve ATV'yi alıp iktidarın emrine tahsis eden grup, 2004 yılının Mayıs ayında Çalgaz Doğalgaz Dağıtım Pazarlama Taşımacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. adında bir şirket kurmuştu.
Şirketin ortakları Çalık Enerji, Ahmet Çalık, yine Çalık'a ait Altındağ Yatırım, Aksel Goldenberg, Ruben Goldenberg ve Aşer Goldenberg yer alıyordu.
Büyük bölümü ve yönetimi Çalık Grubuna ait Çalgaz A.Ş., 20 Haziran 2005'te adını değiştirdi ve Naturelgaz Sanayi ve Ticaret A.Ş. ünvanını aldı.
Ve sıkı durun şirketin yönetim kurulu üyeliğine Çalık Enerji'yi temsilen Oramiral Özden Örnek'in diğer oğlu, Burak Örnek getirildi. İlginç bir buluşma değil mi?!
İlginçlik bu kadarla da sınırlı değil.
Aynı şirkette Başbakan'ın damadı Berat Albayrak 1. derece imza yetkisiyle danışmanlık yapıyor.
Nokta Dergisi'nin eline nasıl geçtiği hala anlaşılamayan 'Darbe günlükleri'nin yazarı Oramiral Özden Örnek'in oğulları, iktidar tarafından medya sahibi yapılan ve bu dönemde rafineri lisansı almayı başaran Çalık Grubu'nun şirketleriyle son derece içli dışlı.
Doğrusunu isterseniz ilginç bir 'Tesadüf'
Tabii başka tesadüfler de var ama bence bunlar kadar önemli değil.
Mesela Başbakan Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan Kasımpaşa Deniz Hastanesi'nden askerliğe elverişli değildir raporu aldığı sırada Oramiral Özden Örnek bu Hastane'nin bağlı olduğu Donanma Komutanı.
Ve yine Başbakan'ın oğlu, Tolga Örnek'in Kalendar Orduevi'nde yapılan düğününün davetlileri arasında(Bu bilgi o dönem basına da yansımıştı).
Değerli okurlar Türkiye'de çok garip şeyler oluyor.
Hem de çok garip

evrensel-insan
11-07-2008, 21:10
Saygideger dilaver;

Baktim yazimin ustune bir cevap var, bende "dilaver acaba sorularima nasil yanit vermis" hevesiyle girdim okudum.

Değerli okurlar Türkiye'de çok garip şeyler oluyor.
Hem de çok garip-dilaver.

Turkiye'de olanlari garip bulmak bence yeterli degil. Once teshis koymak, sonrada tedaviye yonelmek gerekiyor. Cunku bu durum bir travmadir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon
15-07-2008, 00:01
Ergenekon davasında iddianame acıklandı. 2455 sayfalık iddianamenin 441 klasör eki var. Gazetelerde iddianamenin bazı çarpıcı bölümleri açıklanmaya başladı. Benim dikkatimi çeken birkaç bölüm:

ERSÖZ OPERASYON GÜNÜ KAÇTI

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün 1 Temmuz'da yapılan operasyon günü Türkiye'den kaçtığı iddia edilirken eski AKP Milletvekili Turan Çömez'in ise 20 gün önce yurtdışına çıktığı ve ikisi hakkında da arama kararı olduğu belirtildi.

SAÇAN'IN RÜŞVET NOTLARI KÜÇÜK'TEN ÇIKTI

Soruşturma çerçevesinde, Tuncay Güney'in evinde yapılan aramalarda ele geçirilen belgelerde yer alan "Ergenekon "yapılanmasına ilişkin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'in araştırılması yönünde talimat verdiği öğrenildi. Ancak o dönem Organize Suçlar Şube Müdürü olan Adil Serdar Saçan'ın konuya ilişkin inceleme yapmadığı, 1 yıl sonra da bilgi ve delil olmadığı gerekçesiyle konuyu kapattığı iddia edildi. Edinilen bilgiye göre Veli Küçük'ün evinde ele geçirilen iki belgede, Saçan'ın aldığı rüşvetlerin yazılı olduğu ileri sürüldü. Ayrıca Saçan'ın, Aykut Cengz Engin'e gönderdiği "çok gizli" ibareleri belgelerin soruşturma kapsamında tutuklanan Behiç Gürcihan'ın evinde bulunması da dikkat çekti.

Radikalin haberi (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=888393&Date=14.07.2008&CategoryID=77)

Bu başlığı ilk açtığım günlerden beri bazıları bu davanın düzmece olduğunu bazıları da boş birşey olduğunu, hiçbir şey çıkmazacağını söylüyorlardı. Ben de bekledim ve gördüğüm o ki, o kadar da boş bir şey gibi görünmüyor. En azından şimdiye kadar Türkiye tarihinde gerçekleşmemiş bir şey gerçekleşecek gibi görünüyor. Biraz daha bekleyelim bakalım.

aydoe
15-07-2008, 00:17
Ümraniye'de ele geçirilen bombalar neden ertesi gün imha edildi.
Hiç suç delili imha edilirmi?

Cumhuriyet 14.07.2008CUMHURİYET’TEN OKURLARA
İBRAHİM YILDIZ
Ergenekon ve Cumhuriyet’e Atılan Bombalar
Ergenekon soruşturmasının iddianamesi bugün açıklanıyor.
Bir yılı aşkın bir süredir süregelen gözaltı ve tutuklamalar medyada genişçe yer aldı.
İddianame bilinmemesine karşın, her gün yeni iddialar ortaya atıldı.
Ergenekon sanıkları için medya organları ne yazık ki, bazen savcı, bazen hâkim konumunda kararlar verdi.
Adı geçen kişilerin kendilerini ifade etme olanaksızlığı içinde hükümler verilerek kafalar karıştırıldı.
Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar konusunda da medyanın bir bölümü anlaşılmaz bir tutum ve yargı içerisindeydi.
***
“Ümraniye’de ele geçirilen bombalar ile Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar aynı seriden” mi?..
Evet, uzun zamandan beri birçok gazetede ve köşe yazısında, artık gerçekliği kanıtlanmış(!) bir olgu (!) olarak şu saptamayı okuyoruz:
Ümraniye’de ele geçirilen ve Ergenekon soruşturması kapsamında önemli bir delil olarak görünen 27 adet el bombası ile Cumhuriyet gazetesine Mayıs 2006’da atılan el bombalarının aynı seriden olduğu anlaşıldı.
Bunu kim, kimler hangi bilgi ya da bulguya dayanarak söylüyor? Gerçekten doğru bir saptama mı bu? Eldeki veriler, bulgular bu saptamayı doğruluyor mu?
***
Bu saptamadan yola çıkılarak yapılan yorumlara bakınca iş daha da karmaşıklaşıyor. Bazı iddialı(!) yazarlara göre, Cumhuriyet gazetesinin, kendisine atılan bombaların peşine düşmemiş(!) olmasının nedeni şimdi daha iyi anlaşılıyormuş.
Çünkü, bu işin arkasında da Ergenekon var olduğu için, gazeteye atılan bombalar hedef şaşırtmak, yanıltmak amacıyla yapılmış bir eylemmiş. Üstelik, bu hususu destekleyen başka yan deliller de varmış. Örneğin, Danıştay baskını sanıklarından ve aynı zamanda gazeteye bomba atma eyleminin sanıklarından birisi, ağır ceza mahkemesinde hüküm giydikten sonra, aklı başına gelmiş ya da hidayete ermiş olacak ki nihayet gerçekleri açıklamaya karar vermiş. Demişmiş ki; “Bombaları Ataşehir’de bir evde Veli Küçük Paşa’dan temin ettik.”
***
Oysa, gazetecinin işini yaparken en çok başvurması gereken kavram “kuşku” olmalıdır. Gazeteci sormalıdır: Acaba bu bombaların aynı seriden olduğu bilgisi doğru mu? Bu bilgiyi nasıl, hangi yetkili ve uzmanlardan teyit edebilirim? Bu bilgiyi teyit etmeden doğruymuş gibi yansıtırsa, hem kirli bir bilginin yaygınlaşmasına, hem kamuoyunun yanlış yönlendirilmesine en hafifinden alet olur.
***
Şimdi bir tez de biz söyleyelim: Ümraniye’de ele geçirilen bombalar ile Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar aynı seriden değiller. Diğerlerinden farklı olarak biz bu tezin verilerini de açıklayalım.
1. Ümraniye’de ele geçirilen el bombalarının her birinin seri numaraları, polis ve ekspertiz tutanaklarında tek tek, ayrıntılı olarak yazılı. Bu tutanaklar gizli de değil. Danıştay davası dosyasında yer alıyor. Nitekim, aynı tutanaklar –pek muhtemel olarak- Ergenekon soruşturma dosyasında da bulunacak. Aynı durum, Cumhuriyet gazetesine atılan toplam üç adet el bombası için de geçerli. Gazeteye atılan bombaların seri numaraları da belli.
2. Bombaların karşılaştırmalı olarak incelenmesine ilişkin Emniyet Müdürlüğü Bomba Merkezi’nin raporu da alenileşmiş olarak dosyalarda bulunuyor.
3. Bütün bu tutanak ve inceleme raporlarının gösterdiği bir şey var. Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların (üç adet) ne birbirleri arasında ve ne de Ümraniye’de ele geçirilen toplam 27 adet bombayla bu üç bomba arasında seri numarası benzerliği var.
O halde şu soru akla geliyor: Nasıl oldu da, bombaların aynı seriden olduğu bilgisi yayıldı ve kamuoyunda artık tartışılmaz bir gerçek haline dönüştü?
***
Kamuoyunun gündemine gelmeyen bir bilgiyi de ekleyelim.
Cumhuriyet gazetesine atılan bombalardan bir tanesi ile (10 Mayıs 2006 tarihinde atılan ve fakat patlamayan ikinci bomba) Eskişehir’de ele geçirilen bombalardan bir tanesinin seri ve kafile numaralarının bire bir aynı olduğu tarafımızdan tespit edilmiş ve bu tespit soruşturmayı yürüten savcıların bilgisine iletilmiştir.
Bir yandan bombalarla ilgili bulgular ve belgeler ortada iken farklı yansıtılması gerçeği, diğer yandan başyazarının ve Ankara temsilcisinin kendi gazetesini bombalama iddiasına muhatap bir terör örgütünün üyesi olma savıyla gözaltına alınması gerçeği karşısında söylenebilecek söz bulmak kolay olmasa gerek.
***
Bazılarının derdi, bütün çıplaklığı ile gerçeğin ortaya çıkması mı, yoksa soruşturmayı yörüngesinden çıkararak siyasal bir amacın aracı olarak kullanmak mı?
Bizim amacımız gayet açık ve net: Her türlü yasadışı oluşum açığa çıkarılmalı ve gerçek suçlular hukuka uygun delillerle adil bir şekilde yargılanarak hak ettikleri cezaya çarptırılmalıdır.
Ancak, hukukun siyasal amaçlara alet edilmesine, insan haklarının çiğnenmesine asla göz yumulamaz. İnsanlar, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanmadan suçlu olarak damgalanamaz.
İyi haftalar...

sargon
15-07-2008, 00:27
Fatih Altaylı'nın Ergenekon soruşturmasının Özden Örnek'in günlüklerinin temel alınarak sürdürüldüğü şeklindeki giriş önermesi de boşa düşmüş görünüyor. Günlüklere iddianamede yer verilmemiş, ancak bunun ek iddianamede olabileceği söyleniyor. Yani bu günlükler olmasa bile iddianame epey kanıt içeriyor.

Bu arada nihayet askeri savcılık bir soruşturma yapmaya başlamış. Askeri savcılık talebini yazılı olarak yapmamış, şifahi olarak yapmış. Buyrun açık devlete. Neyse bu da birşeydir. Tabii bu soruşturmanın bir darbe soruşturması mı yoksa bilgileri kimin sızdırdığına dair "Köstebek" soruşturması mı olduğu henüz belli değil. Ama Örnek'in günlüklerini istedikleri ortada.

Askeri savcılığın yapması gereken şey, Ergenekon davasını üstlenmek değil, bu işin içindeki muvazzaf subayları ortaya çıkarmak ve soruşturmak olmalı. Emekli subaylar ve siviller zaten yargılanıyor. Askeri savcılığın bu işle ilgilenmesi iyi bir şey ama bu işin çok daha önce başlamış olması gerekmez miydi? Bilindiği gibi ordu içinde istihbarat çalışmasını yapmak MİT'in değil ordu istihbaratının işidir. Bu darbe girişimlerinin de ordu istihbaratından gizli olması olası değil. Hatta bazı gazete haberlerine göre bu girişimler zamanında Hilmi Özkök tarafından açığa çıkarılmış ve engellenmiş bile. Peki niye askeri savcılıklar yıllardır harekete geçmedi, şimdi kamuoyu oluşunca tepkiyi göğüslemek için birşeyler yapıyorlar. Osmanlı döneminde bile adaletsizliklerden dolazı ayaklanan yeniçerilere padişahlar bir kelle verip kurtulurlardı. Cumhuriyette yaşıyoruz ama bizimkiler Osmanlıdakini bile yapmıyorlar. Elbete artık Osmanlı döneminde yaşamıyoruz ve kelle istemiyoruz. İstediğimiz şey gerçeklerin ortaya çıkarılması ve topluma yaşatılan terörün faillerinin cezalandırılması. Artık bir kelle vererek kurtulma devri geçmiştir. Eğer ordu üstüne bulaşan bunca pislikten arınmak istiyorsa doğru dürüst bir soruşturma açıp, bunu kamuoyuna açıklamalıdır. Yoksa üzerindeki şaibeli durum hiçbir zaman kalkmayacaktır.

sargon
15-07-2008, 00:34
Ergenekon soruşturmasının başından beri ortaya sürülen bir tez var. Bu dava AKP tarafından yönetiliyor. Halbuki şu ana kadar dava ile bilgilerin AKP kurmaylarına bildirildiğine dair hiçbir bilgi çıkmadı gazetelerde. Bugünkü açıklamalardan öğrendiğimize göre dava ile ilgili gelişmelerden sürekli olarak Genelkurmaya haber verilmiş. İşte Milliyet'in haberi

GENELKURMAY'IN HERŞEYDEN HABERİ VAR

Soruşturma süresi boyunca bütün Genelkurmay Başkanlığı ile yazışma halinde bulunularak gerek görevde gerekse emekli olan askerlere ilişkin bilgilendirmenin yapıldığı öğrenildi. Genelkurmay'ın da bu yazışmalara cevaplarda bulunduğu öğrenildi. Verilen bu bilgilendirmeler sonucunda askeri mahkemede Fikret Emek hakkında "gizli evrakları ele geçirmek ve askeri malzemeleri gizlemek", Oktay Yıldırım hakkında "askeri malzemeleri zimmete geçirmek" suçlarından dava açıldığı ifade edildi. Yıldırım ve Emek hakkındaki iddianamelerin İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na bilgilendirme amacıyla gönderildiği belirtildi.

Milliyet'in haberi (http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=siyaset&ArticleID=893404&Date=14.07.2008&ver=54)

Bir de Doğu Perinçek, Veli Küçük gibi isimler gözaltına alındıklarında ikide bir ordu yıpratılmak isteniyor diye açıklamalar yapıyorlardı. Komik değil mi?

Şimdi ben de şunu sormak istiyorum. Davanın ayrıntılarından Genelkurmay'ın sürekli haberi oluyor, AKP'nin ise olmuyor. Acaba dava Genelkurmay tarafından yönlendiriliyor olmasın? Şeytan azapta gerek... :)

aydoe
15-07-2008, 00:34
Cumhuriyet 14.07.20082000’Lİ YILLARDA
ERDAL ATABEK
200 Yıl Önce, 200 Yıl Sonra...
200 yıl öncedir.
Yıl 1808.
Sultan II. Mahmut tahta çıkıyor. 1839 yılına kadar tahtta kalacaktır.
Tahttan indirilip öldürülen III. Selim’in başaramadığı reformları gerçekleştirmeye kararlıdır.
Kararlıdır, çünkü Osmanlı orduları artık yenilmektedir ve bir çare bulunmalıdır.
III. Selim’in reformlarına karşı çıkanlar, aşiret beyleridir, yeniçerilerdir, ulemadır.
Karşı çıkış nedenleri, İslam dinine ve Osmanlı geleneğine saygı göstermemektir.
Asıl nedenler ise çıkarlarının bozulmasıdır.
Suçlamalar, dinsizlik, kâfirlik, Avrupa usullerinin getirilmesi.
III. Selim önce tahttan indirilir.
Sonra da öldürülür.
IV Mustafa tahta çıkarılır ama bu dönem kısa sürer.
Sultan II. Mahmut tahta çıkar.
200 yıl öncedir,1808.
***
İkinci Mahmut yeni bir ordu kurmaya girişir.
Karşı çıkan yeniçerileri top ateşine tutar ve bire kadar kırdırır.
Orduya Prusyalı ve Fransız subaylar getirir, İngiliz donanma danışmanları getirir.
1827, askeri tıbbiye açılır. Eğitim dili Fransızca.
1834, Mekteb-i Ulum-i Harbiye açılır. Eğitim dili Fransızca.
Yeni kurumlarda eğitim laik. Din konuları işe karıştırılmıyor.
İlk laik kurumlardır bunlar.
Hep karşı çıkışlarla karşılaşılır. Aşiretler, mollalar, ulema.
Suçlama hep aynıdır: Kâfirlik, dinsizlik.
***
Yıl 1908.
100 yıl öncedir.
Selanik’te Osmanlı 3. Ordusu Sultan Abdülhamit’e başkaldırıyor.
Meşrutiyet ilan etmesini istiyorlar.
Meşrutiyet demek, sultanın yetkilerinin kısıtlanması demek.
Sultan çekindi ve kendi dağıttığı Mebusan Meclisi’ni seçecek anayasanın yürürlükte olduğunu açıkladı: 24 Temmuz 1908.
Ama İstanbul’da bir kısım askerle işbirliği yapan din öğrencileri ayaklandı.
Şeriatın geri getirilmesini istiyorlardı.
Suçlama aynıdır: Kâfirlik, dinsizlik.
Selanik’teki 3. Ordu, kendisine Hareket Ordusu adını verdi ve İstanbul’a yürüdü.
Ayaklanma bastırıldı.
Abdülhamit tahttan indirildi.
Meşrutiyet yürürlüğe girdi.
***
Yıl 2008.
Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulmuş.
Laik, bağımsız, ulusal kimlikli, sınırları 85 yıldır korunmuş, çok önemli konumda bir devlet.
Tarihinde ilk kez üç büyük devrim yapmıştır: Ulusallık, laiklik, bağımsızlık.
Bütün dünyada Atatürk Cumhuriyeti olarak kabul ediliyor, saygı görüyor.
Şimdi siyasal iktidar AKP tarafından temsil ediliyor.
AKP’nin iç halkası Bülent Arınç tarafından şöyle tarif ediliyor:
“Ben de Milli Görüş gömleğini giydim, sen de.
Benim eşimin de başı kapalı, seninki de.
Biz aynı yerden geldik.
Biz aynı yolda yürüyoruz.
Ey Abdüllatif Şener,
gel ortak yolumuzdan ayrılma.”
İşte din söylemli bu yol AKP’nin gerçek yoludur.
200 yıldır sürdürülen mücadelenin özü de budur.
Türkiye.
Sonunda ‘İslam cumhuriyeti’ mi olacaktır?
Atatürk Cumhuriyeti olarak mı kalacaktır?
Kavga budur.

evrensel-insan
16-07-2008, 03:14
Saygideger arkadaslar;

Ergenekon sorusturmasini, 600 sene oncesinin bir devami gibi gosterme cabalari var. Bu cabanin altinda acaba ne yatiyor?

Bilindigi gibi, bir kisi bu sorusturma altinda oldu (olmek). Bugun de Veli Kucuk'un, banyo da dusup, beyin travmasi gecirdigi soylendi.

Eger bu iste, dunyayi tek merkeze indirme hareketinin-ki ben buna amerikan idealizmi diyorum-parmagi varsa; o zaman akla ilk su geliyor. Bu guc, Turkiye de yapmak istenilenin onunde duran kisileri; oyle veya boyle elimine etmeye karar vermis. Bu da sorusturmanin ana amaci, tabi askeri halkin gozunde kucultmenin ve TC'nin koruyucu gucu olmaktan cikarmanin disinda.

Saygilarimla;
evrensel-insan

dilaver
16-07-2008, 16:47
Emekli DGM Savcısı Mete Göktürk

Fatih Polat-Evrensel
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=34186 (http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=34186)

saygılarımla

dilaver
16-07-2008, 16:51
Ve 'Darbe günlüğü' Meclis gündemindeÖDP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, darbe ve muhtıra gibi demokrasi dışı girişimlerin belirlenmesi için Meclis Araştırması açılmasını istedi




Uras, Parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin, son 50 yıllık tarihinde askeri darbelerle, muhtıralarla ve devlet erkini elinde bulunduranların hukuk tanımayan keyfi uygulamalarıyla ezildiğini söyledi.
''Türkiye'nin yakın tarihi 'kahraman' olarak ortalıkta dolaşan yargılanmamış darbecilerle, binlerce kanunsuz operasyonun sorumlusu olan siyasetçi ve devlet memurlarıyla doludur'' diyen Uras, siyasilerin cesaretsizliği nedeniyle karanlık ilişkilerin açığa çıkarılamadığını ileri sürdü.

Uras, ''Ayışığı'' ve ''Sarıkız'' adlı darbe girişimi iddialarının 5 Nisan 2007 tarihinde TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda gündeme geldiğini, milletvekillerinin çoğunluğunun konunun araştırılmasına karşı çıktıklarını söyledi.


-''12 EYLÜL DARBECİLERİ YARGILANMALI''-

Türkiye'de demokrasi karşıtı müdahalelerin tarihiyle köklü bir hesaplaşmanın yaşanabilmesi, militarizm ve askeri vesayetin aşılabilmesi için bazı adımların atılması gerektiğini ifadede eden Uras, şunları söyledi:
''Darbeler tarihiyle hesaplaşmak isteyen bir Mecliste, Anayasanın geçici 15. Maddesi kaldırılmalı ve 12 Eylül darbecilerinin yargılanması sağlanmalıdır. 12 Eylül Anayasası yerine özgürlükçü, demokratik ve sosyal bir anayasa hazırlanmalıdır. Türkiye, hiçbir demokratik rejimde var olmayan çok başlı bir yargı sistemi ile karşı karşıyadır.

Askeri ve sivil yargı ikililiği ortadan kaldırılmalı, disiplin suçları dışında asker kişiler de yerel ve tabii mahkemelerde yargılanabilmelidir. Darbelerin yasal dayanağı olarak değerlendirilen orduya, iç güvenlikle ilgili herhangi bir görev verilmesi imkanı yasal ve idari düzenlemelerle önlenmelidir. Bu amaçla İç Hizmetler Yönetmeliğinin ilgili maddesi değiştirilmelidir.''


-''ŞAPKAMIZI ALIP GİTMEYECEĞİMİZE GÖRE...''-

Gazetecilerin sorularını cevaplayan Uras, ''Bizim arzumuz, orman kanunlarının geçerli olduğu bir ülke değil, kanun devletinden hukuk devletine geçilen bir ülkede yaşamaktır'' dedi.

Her türlü hukuk dışı, demokrasi dışı güçlerin caydırıcı kılınması gerektiğini vurgulayan Uras, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bir söz vardır 'yasalar cibinliğe (örümcek ağı) benzer; küçük sinekleri yakalar, eşek arıları deler geçer' diye. Biz kimsenin delip geçemeyeceği demokrasiden ve hukuktan yanayız. Biz, Meclisin iradesini savunmak için geldik. Eğer Meclise yönelik bir kasıt varsa Meclis buna karşı sessiz kalamaz, kalmamalıdır. Hukuk, yargı, sivri sineklerle uğraşırken, Meclisin bataklığı kurutması gerekir. Ergenekon davası gibi önemli bir davanın, komedyenlerin tavrıyla savunarak ele alınmayacağını düşünüyorum.
Halkın iradesini gasp etmeye çalışanlara karşı şapkamızı alıp gitmeyeceğimize göre, başkalarına şapka çıkartacak iradenin bu Mecliste mutlaka çıkacağını düşünüyorum. Bu, bizim halkımıza verdiğimiz sözdür, ettiğimiz yeminin bir parçasıdır. Halkın iradesine saygı duymayanlara karşı bu saygınlığı koruyacağımıza 549 milletvekili olarak yemin ettik. Ne Ergenekon avukatlığına soyunarak, ne 1982 Anayasasını savunarak bu süreçten çıkamayız. Kimse demokrasiye, hukuka karşı odak oluşturanlara el uzatamaz, kollayamaz, kol kanat geremez, avukatlığını üstlenemez, yardım ve yataklık yapamaz.''
Uras, DTP'li milletvekillerinin imzasıyla birlikte TBMM Başkanlığına sunduğu, Meclis Araştırması önergesine diğer partilerden de destek istedi.

--------------------

TBMM nin evvel emirde ele alması gereken olayın bu oldugunu düşünüyorum. Darbe olayının ve darbe isteklilerin üzerine en kesin bir şekilde gidilmelidir. Bu ülkede darbeleri defalarca yaşadık ve çok acılar çekildi. Akp ye karşı olmakla darbeye karşı olmayı birbirinden ayırmak gerekiyor ve Akp den kurtulmak için darbecilerden medet ummamak gerekiyor.

saygılarımla

kandahar
18-07-2008, 09:57
Ufuk Uras grev yaptığı için dayak yiyen işçiler hakkında neden çıkıp da bir tek laf etmedi?

Bir de not: "darbe günlüğü" denen günlükler iddianameye girmemiştir. Ayrıca ne zamandan beri şahısların günlükleri suç unsuru sayılır oldu? Bir suçun açıkça itirafı yoksa günlük gibi belgeler hukuki delil kabul edilemezler. Yani ben defterime "Türkiye'de sistem değişmelidir" yazarsam polis beni tutuklayıp "darbeci" olmakla suçlayamaz; kaldı ki bunu sen de söylüyorsun ve yazıyorsun Dilaver amca, şu halde sen de mi "darbeci"sin?

Son olarak; belki de tutuklananlar arasında kirli işlere bulaşanlar vardır; fakat bu kirli işlerin "darbe yapmak", "rejim değiştirmek" gibi şeyler olduğunu hiç sanmıyorum, üstelik suçsuz yere tutuklanan pekçok kişi olduğundan eminim. İşte Kuddusi Okkır örneği; adamı tutuklayıp 13 ay içerde tuttular, tabutta tahliye ettiler, iddianameye adı bile konmadı, hesabından da beş kuruş çıkmadı. Ya da Sinan Aygün olayı. Hani nerede Ergenekon yaygaracıları? Nerede demokrasi havarileri? Yine yanılmadım, her daim demokrasinin çıkar kavgalarının aracı olduğunu söylüyordum; nitekim kendi ideolojik-şahsi menfaatleri söz konusu olunca bazılarının hukukun-demokrasinin çiğnenmesine hiç sesleri çıkmaması gene bizi haklı çıkardı maalesef. Son olarak iktidar yanlısı kanalları açın bir izleyin; sürekli çamur atma sürekli karalama ama ortada ciddi-somut bir kanıt yok. Ne kadar suç varsa üzerlerine atıldı ama hiçbir delil yok ortada? Bu nasıl iş?

Ve son bir not: böyle bir yapılanma şimdiye dek vardı; çok kuvvetliydi, köklüydü vs.di de şimdiye kadar neden hiç üzerine gidilmedi, madem bu Ergenekon Amerikan istihbarat işiydi, nasıl oldu da Amerikan yaltakçısı AKP hükümeti döneminde bu iş oldu?

Bazıları öyle şaşırmış, başı dönmüş ki neyi ve kimi savunduğunun bile farkında değil. Bekleyelim. Önümüzdeki aylarda ya tutukluların hemen hepsi serbest kalacak ve yandaş medya hemen üstünü örtecek olayların, ya da hukuka rağmen uygulamalar devam edecek ve Türkiye'de gerçekten beklenmedik-karanlık operasyonların vuku bulacağını nasılsa göreceğiz.

aydoe
18-07-2008, 11:29
Cumhuriyet 18.07.2008DÜNYADA BUGÜN
ALİ SİRMEN
‘Aaa, Ergenekon’a Bak!’ Arada Kıbrıs Uçsun
İlginç, hem de çok ilginç günler yaşıyoruz. Kamuoyu nefesini tutmuş iki olayı izliyor: Cumhuriyet Yargıtay Başsavcısı’nın AKP için Anayasa Mahkemesi’nde açtığı kapatma davasıyla iddianamesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verilmiş olan Ergenekon soruşturması.
Gazetelere bakıyoruz, AKP ile ilgili kapatma davasının ne zaman, nasıl sonuçlanabileceğini ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris’ten; Ergenekon soruşturmasının nasıl gelişeceğini, nasıl genişletileceğini de, CIA’ya yakınlığıyla tanınan, Washington’daki görevini ve eşini bırakıp Türkiye’ye gelerek, bu konu üzerinde çalışmaya başlayan kulağı delik gazeteciden öğreniyoruz.
Hep yazdık; Türkiye’de yürütülmekte olan sivil darbeden ve Türkiye’nin yaşamsal çıkarlarını ilgilendiren konulardan dikkatleri başka yerlere çekmek için türlü oyunlar oynanıyor, Ergenekon da bunlardan biri.
Emekli büyükelçi, CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, önceki gün (16.07.08) TBMM’de yaptığı konuşmada bu noktaya dikkati çekiyor, Türk halkının dikkatlerinin 1 Temmuz’da Ergenekon davası bağlamında emekli orgenerallerin tutuklanmasına odaklanmışken Kıbrıs’ta çok önemli bir gelişmenin olduğunu vurguluyordu.
***
Sayın Elekdağ’ın kamuoyunda da, basında da gereğince dikkat çekmediğini belirttiği önemli gelişme Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitri Hristofyas ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın “gelecekteki Birleşik Kıbrıs’ta tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularında ilke anlaşmasına varmış olmalarıydı”.
Elekdağ, TBMM’de yaptığı konuşmasında şunları söylüyor:
“...Bundan sonraki müzakerelerin bu köklü ve kapsayıcı nitelikteki ‘tek egemenlik – tek vatandaşlık ilkesi’ üzerine bina edilmesinin sadece tek bir sonucu olabilir. Bu da KKTC’nin Kıbrıs devletini temsil eden Rum yönetimine eklemlenmesi ve Kıbrıs Türk halkının Rum hâkimiyeti altına sokularak azınlık hüviyetine indirgenmesidir.
Tabiatıyla böyle bir durumda, Kıbrıs’tan Türk askeri çıkacak ve Garanti Anlaşması geçersiz sayılacaktır.
Kısacası bu durum Türk milletinin 1974’ten bu yana Kıbrıs uğruna katlandığı tüm fedakârlıklar karşılığında elde etmiş olduğu kazanımların bir kalemde yok olmasına ve aynı zamanda Türkiye’nin güneyindeki yaşamsal önemdeki bir stratejik ikmal yolunun da kuşatılmasına yol açacaktır...”
İşin ilginç yönü de, AKP hükümetinin 1 Temmuz açıklaması doğrultusunda herhangi bir açıklama yapmamış olmasıdır.
Sayın Elekdağ Dışişleri Bakanlığı’nın web sitesinde de bu konuda hiçbir resmi yorum bulunmadığını belirttikten sonra şunları ekliyor:
“Sadece bazı gazetelere Dışişleri BakanıAli Babacan’ın ‘Cumhurbaşkanı Talat’a güvenimiz tamdır’ demeci yansımıştır.”
***
Görülüyor ki, Talat Hristofyas ile anlaşırken tek başına hareket etmemiş, hükümetin de desteğini almayı unutmamıştır.
Durum vahimdir ve onu daha da vahim kılan, kamuoyunun bu sırada başka konularla ilgilendiği için yaşamsal gelişmeye yeterince ilgi gösterememiş olmasıdır.
Ergenekon olayının en önemli yönlerinden biri budur.
Kamuoyuna bu olay hedef olarak gösterilmekte, arada da en önemli konularda, kimsenin dikkatini çekmeyen, eğer çekmiş olsaydı, mutlaka tepki gösterecek olan adımlar atılmaktadır.
Amiyane bir oyun.
“Aaaa bak bak, Ergenekon’a bak!” diye halk uyutulurken birileri de o arada, başka bir teraneyi mırıldanmakta:
“Uçtu uçtu, Kıbrıs uçtu!”
Gerçi CHP milletvekili Elekdağ konuyu Meclis’e getirerek hem hükümeti hem de kamuoyunu uyararak, hem ulusal görevinin hem de muhalefet işlevinin gereğini yapmıştır.
Ama şu sıralarda ulusal görevi yerine getirmek, ulusal çıkarları savunmak, moda değildir. Ulusalcılar, 1. Meclis’in tersine bu Meclis’te muhalefettedirler.
Ayrıca bırakın bir yana ulusalcılığın moda olmamasını, üstüne üstlük ulusalcılık artık bir suçtur da...
Ne dersiniz, yarın öbür gün Şükrü Elekdağ’ın adı da, eski Washington muhabirinin haberleri içinde geçer mi?

aydoe
18-07-2008, 11:44
Cumhuriyet 18.07.2008POLİTİKA GÜNLÜĞ
HİKMET ÇETİNKAYA
İstihbaratçı mı, Gazeteci mi?..
Yasemin Çongar, “Ergenekon Operasyonu”nu gerçekleştiren polislerle görüştüğünü açıkça yazdı...
Çongar’ın görüştüğü “istihbaratçı” büyük olasılıkla sıradan bir “polis” değil, üst düzey bir görevli...
Yasemin Çongar, olası bir “yedinci”nin ardından “sekizinci” dalganın başlayacağını, yani gözaltıların süreceğini açıklıyor.
Çongar, yedinci “operasyon”un yargıya, üniversitelere, polise değin uzanacağını belirtip şöyle diyor:
“... Dahasıemekli ve muvazzaf subaylarıda kapsayacak birsekizinci dalganın da mümkün olduğunu seziyorsunuz... Genelkurmay’dan ‘Ergenekon’un üzerine gidilsin’ işareti aldıklarını anlatan operasyon sorumluları, çeteyle bağlantısından kuşkulanılan askeri unsurların üzerine ordunun bizzat gidebileceğini, bu kapsamda tasfiyeler yaşanabileceğini düşünüyorlar...”
Yasemin Çongar’ın aldığı bilgiler doğru mudur yanlış mıdır bilmiyorum...
Bildiğim, kimilerine operasyon öncesi haber veriliyor... Geçelim...
Çongar’ın yazısında iki ayrıntı ilginç...
Birincisi Hrant Dink cinayetiyle ilgili...
Üst düzey istihbaratçı Yasemin Çongar’a
“...Hrant Dink cinayetinin Ergenekon dosyası kapsamında çözülemeyebileceğini” açıkça söyleyip ekliyor:
“Biz bu operasyonu bir değil, iki yıl önce başlatsaydık, belki Hrant bugün sağ olacaktı...”
Çongar’ın yazısında ikinci önemli nokta, Ergenekon’la ilgili istihbarat raporunu (örgütün varlığını, şemasını oluşturan yönetici ve üyelerini içeriyormuş) 2003 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’avermişler...
***
Burada en önemli tanık, 2001 yılında dolandırıcılıktan gözaltına alınan Tuncay Günay...
2003 ve 2008...
Aradan beş yıl geçmiş..
İlk Ümraniye bombalarını hesaba katarsak ilk gözaltılar 2007’nin Haziran ayında başladı...
Peki dört yıl niye bekletilmişbu operasyon?
Orası bilinmiyor!..
Nedense Yasemin Çongar, bu önemli ayrıntıyı “es” geçiyor...
2003 yılından beri bilinen örgütle ilgi gözaltılar, nasıl oluyor da AKP’nin kapatılması gündeme gelince yoğunlaşıyor?
Yasemin Çongar’ın yazısında örgütü açığa çıkaran kişi kimdi?
Tuncay Güney!..
Kimdir bu Tuncay Güney?
Benim için hiç yabancı değil. Yıllar önce Cumhuriyet’e gelip Fethullah Gülen’in“devlet içinde nasıl örgütlendiğine dair belgeleri” para karşılığında satmak isteyen üçkâğıtçının biri...
Tuncay Güney, kimilerine göre samimi bir itirafçı, kimilerine göre CIA ajanı, kendine göre ise “mesih” bekleyen bir Musevi.
Bir bakıyorsunuz Veli Küçük’ün çevresinde, bir bakıyorsunuz Fethullah Gülen’in müritlerinin Samanyolu televizyonunda “Doruktakiler” adlı programı yapıyor...
Güney, 2006 yılı öncesi Sabah ve Akşam gazetelerinde...
Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever, Tuncay Güney’i şöyle anlatmıştı 12 Mart 2008’de yaptığı açıklamada:
“Tuncay Güney, imam hatip lisesi mezunudur. Önce İsmailağadergâhına yerleştirilmiş. Daha sonra Fethullahçı olmuştur. Tuncay Güney 1989-91 yıllarında Gülen’in özel kaleminde görev yapmıştır. Güney halen CIA’e bağlıNew York Institutes’teçalışmaktadır.”
***
Az daha unutuyordum...
Tuncay Güney, Mart 2001’de “change oto” adlı dolandırıcılık olayında polisçe gözaltına alındı. Kameraya kaydedilen sorgusunda ilginç iddialarda bulundu.
Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’le birlikte olduğunu, Kuzey Irak’ta Talabani ve Barzani’ye 12 bin, PKK’li Cemil Bayık’a6 bin silah verdiklerini, JİTEM’den subaylarla bu işi gerçekleştirdiklerini öne sürdü...
Sonra Kanada’ya gitti Tuncay Güney. Oraya iltica etti, Kanada yurttaşı oldu. Müslüman değil Musevi olduğunu açıkladı. Toronto’da bir sinagogda din görevlisi olarak çalışmaya başladı.
Yasemin Çongar, Tuncay Güney’i çok önemsiyor...
Pentagon’da, CIA’de, ABD dışişlerinde bir dönem görev yapan eşine Tuncay Güney’in ilişkilerini, kimler tarafından kullanıldığını keşke sorsaydı Yasemin Çongar...
İster istemez şu soru geliyor aklıma:
“Gizli yürütülen bir operasyonun bilgilerini içeriden mi yoksa dışarıdan mı alıyor Yasemin Çongar? Acaba gazeteci mi istihbaratçı mı Yasemin Hanım?”

aydoe
18-07-2008, 11:59
Cumhuriyet 18.07.2008BIÇAK SIRTI
EROL MANİSALI
Ergenekon; Küresel Çatışmanın Türkiye’deki Kod Adıdır, Aynen Türban Gibi...
Yaşamakta olduğumuz inanılmaz olaylar “yeni küresel darbelerin Türkiye’ye yansımalarıdır”.
- Soğuk savaş sonrasında ABD ve AB’nin küresel politikalarında Ortadoğu ve Türkiye yaşamsal bir önem taşıyor.
- Ortadoğu’daki en önemli ülke olan Türkiye bir laboratuvar gibi işlenip hazırlanıyor. Türkiye’nin tamamen denetim altına alınması Kürdistan, İran ve Suriye politikaları bakımından önem taşıyor.
- ABD, İngiltere ve İsrail’in öncülüğünde “Türkiye’de olması istenenler”, 1990’lı yıllarda planlanmış, yazılmış ve uygulanmaya başlanmış. Tabii, içerdeki işbirlikçilerle birlikte.
- Ancak ortada engeller var; TSK direnç gösteriyor. Kendilerine “ulusalcı cephe adını veren” cumhuriyetçi, Atatürkçü, laik, sosyal hukuk devletini ve demokrasiyi savunan çok geniş bir kesim var.
Üniversitelerde, sokakta, iş ve işçi çevrelerinde, bürokraside, köyde, kentte 80 yıldır oluşmuş bir yaşam tarzı var. Bunlar ulusalcı cepheye destek veriyorlar.
- İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Antalya’da, Manisa’da, her yerde milyonlar meydanlara koşuyor. “Ne ABD ne AB, bağımsız Türkiye” diyerek yeri göğü çınlatıyorlar. Güney Amerika’dakini anımsatan gelişmeler görülüyor.
- Bütün bunlar ABD ve AB’nin Ortadoğu ve Türkiye politikalarına ters düşüyor.
Batı’nın planlarının yürümesi için bu direncin ve engellerin temizlenmesi isteniyor.
ABD ve AB’nin küresel egemenlik girişimlerine karşı yalnız Güney Amerika’da değil, Asya’da 2001 yılından beri Şanghay İşbirliği Örgütü gelişiyor. Çin, Rusya, Hindistan yanlarına aldıkları Türki Cumhuriyetlerle yoğun stratejik ilişki içindeler.
ABD ve AB’nin Ortadoğu politikasına karşı çıkıyorlar.
- Türkiye’de halk, siyasal partiler, asker göz ucuyla bu gelişmeleri görüyor. Bir de, “Batı’nın Türkiye üzerindeki planlarına bakıyor”; bu iş böyle yürümez diye tepki gösteriyor.
Yoldaki taşların temizlenmesi...
TSK başta olmak üzere, Batı’nın Türkiye üzerindeki “kampanyasına” karşı çıkanların temizlenmesi, sindirilmesi gerekiyor.
Küresel çatışmanın Türkiye ayağında ortaya çıkan bu sorunun temizlenmesi “kampanyasına” verilen ad, Ergenekon’dur. İşin özüne uygun Batı’nın çok doğru ve kendine göre çok haklı olarak koyduğu bir isimdir.
“Ergenekon, Cumhuriyet, Mustafa Kemal, bağımsızlık, devrimler ya da özgürlük” hiç fark etmez, hepsi de aynı kapıya çıkar.
Bu kapı işbirlikçilerin ekmek kapısı değildir; bu kapı bağımsızlığa, özgürlüğe, Cumhuriyet devrimlerine, sosyal hukuk devletine, katılımcı demokrasiye giden bir “duruşun yoluna açılır”. Emperyalizme karşı mücadeleyi simgeler.
İşte bunun için,
- Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı çıkanların,
- AB’nin Türkiye’yi tek yanlı bağlayarak, “bekleme odasında iğrap etmesini istemeyenlerin”,
- Batı tekellerinin piyasayı, tarımı, sanayiyi işgal etmesine direnerek, “sosyal hukuk devletini savunanların”, “bir kampanya ile” tasfiye edilmeleri gerekiyordu.
Fay hattındaki Türkiye
Soğuk savaş sonrasında Batı kapitalizmi ile “diğerleri” arasında bir çatışma yaşanıyor. Bu çatışmada Türkiye, fay hattının üzerinde bulunuyor.
Kırmızı çizginin bir yanında bölge ülkelerinin sınırlarını, rejimlerini kendilerine göre değiştirmek isteyenler var; öbür tarafta buna karşı çıkan ulusalcılar, halkçılar, sosyal devleti ve katılımcı demokrasiyi savunanlar bulunuyor.
Ergenekon, küresel çatışmanın Türkiye’deki kod adıdır. İşgalciler dün de; işbirlikçi dincilerle anlaşarak Mustafa Kemal’e karşı fetva çıkarmadılar mı?
İngilizle anlaşan dünkü şeriatçılar, Mustafa Kemal’e karşı “neler iddia etmişlerdi”?
Bugünkü “iddia”nın dünkünden farkı var mı?

sargon
18-07-2008, 17:25
yahu aydoe, yorulmadin mi, Cumhuriyetin nerdeyse butun yazilarini bu basliga ekledin yahu. Ilginc birsey varsa tamam da, devlet burokrasinin avukatligina soyunmus olan, sadece devlet savunucusu degil ayni zamanda kirli devlet savunucusu olan ve ustelik kendilerini bir de solcu sayan bir yigin insanin Dogu Perincek argumanlariyla yazdiklari yazilar.

Ali Sirmen'in yazisi Kibris uzerine. Evet, haklidir. Kibris kirli devlet islerinde onemli bir yerdir. Oranin en kirli adami da Rauf Denktas'tir. Bu adamin neler cevirdiginin de bir gun ortaya cikmasini umuyorum.

http://www.haberler.com/rauf-denktas-talat-pasa-komitesi-toplantisina-haberi/

Bir zamanlar Fransa, Isvicre, Almanya gibi kuffar uzerine sefer duzenlemeye girismislerdi bu 600 yillik ozbeoz Turk aslanlari. Ama tam o sirada Genelkurmay muhtirasi verildi. Sanirim asagidaki girisim yarim kaldi. Icerde daha acil provokasyonlar gerekiyordu.

http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6473

Grubun yarisi icerde simdi. Neyse, Perincek'in yarim biraktigi seferi Ali Sirmen'in surdurmesini bekliyoruz yuce Allahin izniyle. :)

kandahar
18-07-2008, 21:12
Bilmem farkında mısınız, hala ortada hiçbir somut veri olmadan konuşuyorsunuz.

Ayrıca bahsettiğiniz girişim sizce konuşma özgürlüğü için yapılmamakta mıdır? Çünkü Doğu Perinçek ve diğerleri ile dalga geçenler 301. maddenin (ki kimse 301'den ceza almamıştır) karşısında kutsal ittifak oluşturanlarla aynı kişiler. Ermeni Soykırımı olmamıştır demenin İsviçre'de suç sayıldığını ve Doğu Perinçek'in gözaltında tutulduğunu, Bernard Lewis gibi bir tarihçiye Fransa'da dava açıldığını biliyor musunuz? Neyi savunuyorsunuz biliyor musunuz; -farkında olmadığınızı varsayıyorum, çünkü büyük ihtimalle değilsiniz- savunduğunuz "Ermeni Soykırımı olmuştur" demek suç olmasın, fakat "Ermeni Soykırımı olmamıştır" demek suç sayılsın" Doğu Perinçek ve diğerlerinin yaptığı protestolarla alay edip 301. karşı çıkmak işte birebir budur.

yucemanitu
18-07-2008, 21:20
Bu davada şöyle bir tuhaflık var paşanın birinin günlüğünü ele geçiriyorlar adam resmen "Sevgili günlük birkaç ay sonra darbe yapacaz" gibi şeyler yazmış. Günlüğün sahibi olduğu iddia edilen kişinin ifadesi bile alınmazken günlükte adı geçen emekli paşalar sabahın köründe kimisinin kapısı bile kırılarak gözaltına alınıyor.Dahası belki gözaltına alınanlar içinde suçlu olan var ama Küçük gibi Balbay gibi gazetecilerin ne suçu var? Küçük telefonda bir devlet adamına sövmüş, ben de sövüyorum ara sıra ama Ergenekoncu değilim. Yok bir "delil" daha var neymiş Küçük Ergenekon soruşturmasında adı geçen bir zanlıyla ropörtaj yapıp fotoğraf çektirmiş. Bazı gazetecilerin Apo'yla ropörtaj yaptığını hatırlayalım. Balbay'ın ise halkı isyana teşvik ettiği konusunda hiçbir delil yok. Bence AKP fırsattan istifade kimi muhalifleri de sindirmek istiyor. Geçenlerde başka nedenlerle hapis yatan bir Paşa tahliye oldu adamın kılıcı alınmış rütbesi de ere düşürülmüş iyi demek ki hukuk işliyor, dedi kimileri ama devletin başındaki adam dolandırıcılık zanlısı Başbakan da yolsuzluk, kalpazanlık, evrakta sahtecilik zanlısı maliye bakanıyla ilgili bir şey yazmaya bile gerek yok. O yüzden bu olay pek "temiz eller" 0perasyonu gibi görünmüyor. Hukuk bütün zanlılara el uzatabilmelidir bazılarına değil.

aydoe
18-07-2008, 22:35
Yahu Sargon bıkmadım,alıntıladığım yazılara imzamı atarım ,doğru olduklarını düşündüğümden alıntılıyorum.
Link verememe nedenim ise Cumhuriyette ücretli abonelik olduğundan linkinin açılmaması.
Ama sende biraz kendini sorgulasan iyi olur,18 yıl önceki Sargon'la şimdiki Sargon aynı şeylerimi düşünüyor?
Bence hayır,peki 18 yıl önce Sargon'a sorsaydık düşüncelerinde haklıydı ,şimdi de haklı hangi düşüncesi doğru acaba Sargon'un?
Geçmişin eleştirisini yapabiliyorsan ,ilerde de bugününün eleştirisini yapmak zorunda kalacaksın,çünkü sizler kötülerin masallarına inanan iyi insanlarsınız.
Keşke Rauf Denktaş gibi bir yurtsever ülkemizde olsaydı da Demirel yerine yıllarca o yönetseydi ülkeyi, bugün bunları tartışmıyor olurduk.
Devlete karşısın,bürokratik oligarşiye karşısın,vatanına da mı karşısın?
Ülkemizin satıldığını ,dinci oligarşinin kurulmakta olduğunu ve TC nin tasfiye sürecine götürüldüğünü göremiyormusun?
Bu bizim seçimimiz değil,yüzyıllarca dünyayı sömürmüş olanların seçimi ve bize dayatılıyor benim ağırıma giden budur.
Gelenin gideni aratacağından emin olabilirsin.
Bugünden başladılar sorgusuz sualsiz gözaltılar,muhalafetin yok edilmesi,işçilerin dövülmesi dağıtılması,açlığa ve sadaka ekonomisine mahkumiyet.
İran'da bugün halk yönetime karşı ama kimse sesini çıkaramıyor.
Bizde halen çıkaranlar var ama onlarda susturulmak isteniyor.
Zaman herşeyden güçlüdür,göreceğiz neler olacak neler yaşanacak,ben demokrasiden yanayım ama demokrasiyi bir yere gitmek için bir araç değil bir yaşam biçimi olarak algılamaktayım,hayırlısı olsun ,yaşayalım görelim bakalım neler olacak,belki yıllar sonra tekrar bugünleri konuşma şansımız olur ve muhakkak ki bakışımız değişik olacaktır.
sevgiler

dilaver
19-07-2008, 00:51
Ülkemizin satıldığını ,dinci oligarşinin kurulmakta olduğunu ve TC nin tasfiye sürecine götürüldüğünü göremiyormusun?

sevgili aydoe

burada tavır darbelerden yardım ummak olamaz. Böyle bir alternatif olabilir ve de vardır ama bunu aşmanın yolu emegin cephesidir. Sizler, yani emegin cephesinde yer alması gereken insanlar darbeleri savunur duruma geliyorsunuz esas üzücü olan ve ciddi olan budur.

Bize iki alternatif diretiliyor ya akp ya darbe. Ama bizim akp den kurtulmak için darbeye ve demokrasiyi rafa kaldırmaya ihtiyacımız yok. Darbeye karşı demokrasi söylemi dile getiren Akp nin ne kadar demokrat oldugu işiçilere karşı tutumu ile bellidir.

Şimdi burada gerçekten bir ara Akp nin ekonomilk başarısına övgü düzen hiramusta nın ve de yer yer alıntı yapam mhmmd in düşüncelerini merak ediyorum. Hala aynı noktalardalar mı. Bu önemli, izleyip cevap yazarlarsa sevinirim.

Bizim için ise esas nokta üçüncü cepheyi, gerçek muhalefeti, emegin cephesini örgütlemek ve oraya taraf olmaktır. O halde hem darbelere hem dincilere karşı çıkmak önemlidir ve bunun için de hiç bir devlet kurumuna yaslanmamaktır önemli olan.

Demokrasi ordunun siyasetten dışlanmasıdır. Demokrasi istiyorsak bunu savunacagız. Ordu yani silah ile demokrasi bir arada olmamıştır ve olamaz. Silah güç demektir, demokrasi ise güç dengesi.

saygılarımla

aydoe
19-07-2008, 01:17
Haklısın Dilaver ne diyeyim, ama benim savunduğum ordudur.
Devrimci halk ordusudur.

dilaver
19-07-2008, 01:33
sevgili aydoe

devrimci halk ordusu, devrimcilerden oluşur. Bunun içinde eski düzenin paşaları yer almaz. Devrim ise siyasi erki ele geçirmektir burada da paşalara yer yoktur. Devrim ordusunda paşa olmaz. Paşanın halk ile işi olmaz.

saygılarımla

sargon
19-07-2008, 01:36
sevgili aydoe,

ben kendimi bildiğimden beri solcuyum. Yanlış düşüncelerim oldu elbette, şu anda da yanlış düşünüyor olabilirim, ilerde de yanlış düşenebilirim. Bunu reddetmek zaten saçma olurdu. Ama bir konuda içim son derece rahat. Bugüne kadar hiçbir zaman sırtımı devletin birtakım güçlerine dayamadım. Çünkü biz solculuk denen şeyi böyle öğrendik. Ne orduya, ne mahkemelere, ne de birtakım karanlık adamlara güvendik. Hatalı mücadele yöntemleri izledik belki, ama bu sayede sırtımızı dayamayı kesinlikle reddettiğimiz devletin nasıl kirli yöntemlerle tezgahlar çevirdiğini, birazcık aklı ve vicdanı olan herkesin nasıl midesini altüst edecek bir kurumlaşma içinde olduğunu gördük. Hem de öyle kağıttan, defterden değil, birebir iğrençliklerini görüp yaşayarak.

Bugün birileri kendilerini solcu falan iddia ediyorlarsa uygulanması gereken ilk turnusol kağıdı budur. Eğer ordudan falan medet umuyorsa, darbecilere çanak tutuyorsa, devletin içindeki çürümeyi ortaya çıkarmak yerine bunların üstünü örtmeye çalışıyorsa, o adam kendine ne derse desin, hangi ideolojiye sahip olduğunu söylerse söylesin devlet bürokrasisine hizmet ediyordur.

Benim gözümde ideolojilerin bir önemi kalmadı, çünkü Kemalizm darbeciliğe, sosyalizm diktatörlüğe, islamcılık faşizme çok rahatlıkla dönüştürülebiliyor. Solcuyum sağcıyım demek bile anlamsız hale getirilebiliyor rahatlıkla. Benim açımdan turnusol kağıdı devlet bürokrasisini savunmak, onun kirli işlerini aklamaya çalışmaktır. Bir zamanlar MHP'liler kendilerini devletin koruyucusu ilan etmişlerdi. Solculara saldırılar düzenliyorlardı falan. Devlet bunları kullandı, bir köşeye koydu. Birçoğu nasıl kullanıldıklarını sonradan farketti. Sonra PKK'ya karsı islamcılar kullanıldı bir dönem. Hizbullah yaratıldı, kullanıldı, devletin işi bitince bunlar da buruşturulup bir kenara atıldı. Hapishaneler Hizbullahçılarla doldu, sonra pişmanlık yasasından yararlanarak çıkarıldılar. Şimdi sıra ulusalcı denilen kesimde. Bunlar da kullanıldılar, şimdi de buruşturulup bir kenara atılacaklar. Sanırım bu biraz da bir mecburiyetten oluyor. Ulusalcılar kutsal devletleri için kendilerini o kadar cansiperane bir şekilde öne atıyorlar ki, arkadaki asıl başbelaları gölgeleniyor. Devlet böyle böyle sağlamlaşıyor.

Ergenekon operasyonu diğerlerinden bir açıdan farklı olabilir. Daha öncekiler gibi faturayı devlet dışındaki bir takım kesimlere kesmekle kapanmayabilir. Benim tek derdim de budur. Bu arada işin arka planını görmek gibi bir derdi olmayan çok sayıda devlet savunucuları ile de tartışmak zorunda kalıyoruz. Gülü seven dikenine katlanır tabii ki. O kadar da olacak.

Vatanını sevmek konusunda ise boşuboşuna konuşmayalım bile. Vatanımı seviyorum o yüzden faşizm istiyorum desem kimse bana bu soruyu sormazdı bile. Yazık ki çok yazık.

aydoe
19-07-2008, 01:49
sevgili Dilaver.
Ne işi var paşaların devrimci halk ordusunun içinde:)
İş halkı toparlayabilmekte,ama illa bende sizin ordunuzda yer alacağım diyen akıllı veya deli bir paşa gelirse ne yapalım yani asacak kesecek halimiz yok ya ,kabul ederiz senin komutana veririz onuda ne yapalım.:)

dilaver
19-07-2008, 01:53
şunu idrak etmek gerekiyor. Devlet bir sınıfın diger sınıf/sınıflar üzerinde baskı ve tahakküm aygıtıdır. Gerçi sargona göre de böyle degil o da kerameti kendiinden menkul bir bürokrasi çıkarıyor ortaya ve kemalizmi aklıyor.

Ama maalesef devlet budur. Bence tartışılması gereken şey mesala TC nin işçi haklarını nerede ve ne zaman savundugudur. Ordunun işçiye nasıl sahip çıktıgıdır. Örnegin 1 Mayosta Taksimde 2000 jandarma kime karşı konuşlanmıştır.

Mesele budur, devlet de budur. Devlet son tahlilde silahlı güçtür. Sorunumuz ise devleti yaygınlaştırmaktır.

Biz komünistler bunun formülünün devleti yok etmek ile olacagını iddia ediyoruz. Toplumun siyasi degil sosyal bir toplum haline gelmesi ile çözüm bulunacagını iddia ediyoruz. Sosyal toplumda ise silaha ve silahli güçlere yer yokyur. Bizim savunacagımız tek devletin ise işçi emekçi devleti oldugunu öne sürüyoruz.

saygılarımla

okinono
19-07-2008, 10:15
Biz komünistler bunun formülünün devleti yok etmek ile olacagını iddia ediyoruz. Toplumun siyasi degil sosyal bir toplum haline gelmesi ile çözüm bulunacagını iddia ediyoruz. Sosyal toplumda ise silaha ve silahli güçlere yer yokyur. Bizim savunacagımız tek devletin ise işçi emekçi devleti oldugunu öne sürüyoruz.
.....
Vallahi Dilaver Allah'a inanmadan Allah yolunda gidebilen ender insanlardan birisisiniz.

Komünist kelimesi yerine , komün-ist veya inanır, devlet yerinede Firavun yazmış olsaydın müslümanlar daha rahat anlayacaktı.

Zaten dikkat edin Radikal inanç sözcülerinin sözleri hep konünistlerin sözlerinin uyarlanmış halidir. Denemesi bedava. Okuyan bilir zaten.

Yazınızdaki Sosyal toplumlarda silahlı güce yer yoktur cümlesini de bugünün emirleri ile okuduğunuzda herşey kabak gibi çıkıyor ortaya.

Aslında benimde bir kaç aydır takıldığım yer burasydı. Hatta bir kaç başlıkta açmıştım.
Ama bu pragraf ile anladım ki, yıkım olmadan bina olmuyor.

Gözünü seveyim , öyle değil böyle değil diyerek moralimi bozma. Bırak keyfini çıkartartayım.

Bu tür net ve sonuca dayalı pasajları sizden daha çok okumak isterim.

Böylece yöntem ve sonuç ilişikisinde ortak fikir oluşabilirken olay sadece "kim için" sorusunda kalır ki o da galibiyetten sonra tartışılacak konudur zaten.

Selamlar

Squall
19-07-2008, 17:02
Komünistlerle şeriatçıların ortak noktalarının fazlaca olduğunu herzaman söylemişimdir..

meaculpa
19-07-2008, 17:52
MİT, asker içindeki örgütlenmeleri de izlemiş

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın adını saklı tutmak isteyen bir yetkilisi ile dün yaptığım görüşmedeki bir cümle Ergenekon soruşturması ve daha geniş çerçevedeki gelişmelere ışık tutacak türdendi.
MİT yetkilisinin sözcükleri özenle seçerek kullandığı bu cümle, “Konuyla ilgili olarak elde edilen istihbâri bilgileri ilgili makamlara intikal ettirdik” cümlesiydi.
Bu önemli bir doğrulamaydı ve önemi, aslında bir değil iki gazete haberine tek yanıtta verilen bir doğrulama olmasıyla artıyordu.?Bu haberlerden birisi, dünkü Akşam gazetesinde İsmail Küçükkaya imzasıyla yayınlanan “20 subaya Ergenekon sorgusu” haberi idi. Habere göre, üç yıl önce MİT. Hava Kuvvetleri’nde 6’sı kurmay albay düzeyinde olmak üzere 20’den fazla subay, askeri öğrenci ve sivil personeli kapsayan bir
örgütlenmeyle ilgili elde ettiği bilgiyi Genelkurmay’a göndermişti. O dönem Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Hilmi Özkök de bu çok gizli bilgiyi Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert’e iletmiş, o da soruşturma başlatmıştı.
Buraya kadar her şey olağandı. Ancak, bu çok gizli bilgi önce İstanbul’daki Harp Akademileri’nde görevli bir yarbayın, ardından da Ergenekon kapsamında yapılan operasyonlar çerçevesinde İşçi Partisi’nde el konulan bilgisayarlardan birinde çıkmıştı.
MİT işte bu sürecin başlangıcında yer alan istihbarat raporunu (muhtemelen önce Başbakan Tayyip Erdoğan’a) ve (muhtemelen o dolayımla) Genelkurmay Başkanı’na
iletmiş olduğunu doğruluyordu.

Şemaların bildirildiği de doğrulandı
Aynı doğrulama cümlesine muhatap ikinci haber, Taraf gazetesinde Yasemin Çongar imzasıyla 11 Temmuz’da yayınlanan “MİT’te Ergenekon’un Örgüt Şeması Var” haberi idi. Habere göre beş yıl önce (yani 2003’te) MİT, Başbakan Erdoğan’a, devlet yapılanması içinde de örgütlenen, bugün Ergenekon adı verilen bir gizli yapılanmanın şemasını vermişti. Şemada, aralarında bir siyasi parti genel başkanı olmak üzere siyasiler, işadamları ve gazetecilerin de bulunduğu öne sürülüyordu. Çongar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın “Her kime dokunuyorsa üzerine gidilsin, benim ismim geçiyorsa da gereken işlem yapılsın” demiş olmasının bu soruşturmanın ilerlemesinde pay sahibi olduğunun, “Ergenekon soruşturmasını yürütenlerce” kendisine anlatıldığını da ima ediyordu yazısında.
Burada önemli bir ayrıntı molası vermek durumundayım.
MİT yetkilisinin kullanmama izin verdiği cümle, bu tür bilgilerin ilgili makamlara aktarıldığını söylüyor yalnızca. Yoksa ne zaman aktarıldığını, içeriğine ilişkin ayrıntıların ne olduğunu doğruladığı anlamına gelmiyor.
MİT kaynağından yazılmak üzere daha fazla bilgi istediğinizde, sizi daha fazla bir yere götürmeyen şu ikinci cümleyi alabiliyorsunuz: “Yargıya intikal eden konu üzerine ilave açıklama yapmamız mümkün olmamaktadır.”

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=889177&Yazar=MURAT%20YETK%DDN&Date=19.07.2008&CategoryID=97

spartacus
19-07-2008, 18:12
Zaten dikkat edin Radikal inanç sözcülerinin sözleri hep konünistlerin sözlerinin uyarlanmış halidir. Denemesi bedava. Okuyan bilir zaten.


Tersidir...

İnaç sözcüleri için Radikal deyimi lükse kaçmış. Diğer taraftan da benzetim tersinden yani dinciler değil, diğerleri dincilere benzeşmektedir. Bunun da temeli ideolojik gibi görülsede özünde politiktir.

İki gün önce bir konuda önce Allah'ı dinlerden(istismarından) kurtarıp özgürleştirmek gerekir demiştim. İdeolojiler içinde yine aynı şey geçerlidir, önce ideolojileri politik çıkar temelinde ve son noktada ve geçmişin saplantılığı hastalığı olan tarikatleşme ve gündelik çıkarlar (ve malesef İNANÇ) temelinde politikleştirip, yapılan istismarlardan kurtarmak gerekir. mesala Marks yada Engels'de politik çıkar için herhangi bir idealist argüman bulamazsınız. Ne zaman ki Dünya 1920-30 lara gelmiştir bir anda yöntemi diyalektik felsefesi materyalizm olan sosyalist teorinin yerini idealist, pragmatist saplantılı bir inanç savunusu almıştır. Örnek mi aşırı ve hatta çok, çok fazladır.
Şöyle başlar, Sosyalizmin yüce ülküsü, Ulu önder, yüce A, Şanlı B, şanlı Komünizm, ulu sosyalizm.... Ve sonuç hz A, hz Örgüt, hz Sorumlu, hz başkan, hz lider, hz tarikat(örgüt, devlet, parti, grup her neyse) hz sosyalizm'dir. Felsefesi materyalizm olan bir anlayış dünyayı analiz edip kendi dünya görüşünü yine bu temelde omurgalandırıp gayesini anlatmak yerine, işi salt bir politik iktidar ve biz, siz, o seviyesine(salt propagandaya), salt inanca indirgeyip, kendi kendisini karşıtı ile yok eder8karşıya geçer aslında). Tarikatlaşma zihniyeti bilhassa ülkemizde o kadar içseldir ki, neredeyse bu zihniyeti her dalda ve alanda aşmak için damarlardaki kana kadar inmek gerekecektir. Önce resmi ideolojiye inmek gerekir.

Ergenekon konusunda ise ortada bir toz duman var. At izi it izine karıştırılmış neyin ne olduğu kimin ne halt ettiği, kime karşı kimin kimi koruduğu, kimin sözde hangi ideolojiyi kendi menfaatlerine alet ettiği, kimin toplumu ahmak yerine koyup bir yığın dokunulmaz sembol yada tabularıyla, inançlarıyla arkasına takmak istediğide bir hamur yığını gibi bulamaç edilmiştir. Yine de şunu eklemek gerekir, "Savunulmaya ihtiyacı olan acizdir". Öyle vatan kahramanı, vatan, Atatürk vs gibi bir yığın söylemi, istismar düzeyinde bir yığın şeyini örtmek için kullananlara kim olursa olsun artık yürü git demek gerekmiyor mu? Daha kaç peygamber daha beliyorsunuz? Bıkmadınız mı?

Ergenekon'da benim dikkatimi çeken en temel şeylerden bir tanesi, geçmişe dönük suç isnatlarının medyatik biçimde işlenirken altının da boşaltılıyor olduğudur. Yargının da ne hikmetse işini yapmak yerine şov yaptığı da gözlemleniyor. Neredeyse koca ülke R.T.Erdoğan ve D.Baykal şov ile yatıp kalkıyor. Abuk subuk ve insan azmanı diziler bile reytingden düşüşler göstermeye başladı. Bence kokmakta olan bir bataklık var toplum iki karşıt olarak bölünmek isteniyor ve belirli bir çevrede koku etkili oluyor. Aralanan perdede ve yapılan koku tahlillerinde görülmektedir ki Ergenekon devletin kendisidir. Kopartılan bu fırtına, çıkartılan toz duman da budur.

En başta söylediğim gibi, inanç, tabu, kutsal faktörlerini bir yana bırakıp, tüm ideolojileri tarikatleştirdiğimiz ve tarikatlarımızın yararına kullandığımız mecraları terk edip bir müddet daha gözlemek gerekir diye düşünüyorum.

dilaver
19-07-2008, 18:54
Tarikatlaşma zihniyeti bilhassa ülkemizde o kadar içseldir ki, neredeyse bu zihniyeti her dalda ve alanda aşmak için damarlardaki kana kadar inmek gerekecektir. Önce resmi ideolojiye inmek gerekir.

Birebir katılıyorum sparta. Her kim olursa olsun o şahsı toplumun üzerinde bir peygamber gibi görmek, ona ulu önder, milli ve yüce şef vs vs sıfatlar takmak insanın acziyetinin ifadesidir. Benim için Lenin de, Marks da, Atatürk de ulu önder falan olamaz. Hiç kimse ulu olamaz. Sıradan insanlardır, belli konularda yogunlaşmışlar ve birikimlerini insanlıga, topluma vs mal etmişlerdir. Zorunluluk onları öne çıkarmıştır. Tarihte yerlerini de almışlardır. Olumlu olarak hatırlanabiliyorlarsa hala, bu onlara en büyük armagandır. Ölümsüzlük de budur zaten.

Hele hele devrimci olarak kabul edilen bir insan için asla ulu sıfatı takılamaz. Bu onu küçültür. Devrim zaten fedakarlıktır. Devrimcinin esas erdemi fedakarlıktır. Devrimci diye anılmak onun için en büyük sıfattır. Bir devrimciye de fedakarlık yaptı diye paye verilmez. Görevini yapmıştır o kadar. Görevini yaptı diye de kimse ulu olmaz.

Ama bir insana insanüstü sıfatlar takmak kölelik ve ümmetlik bilincinin hala sürdügünü gösterir. Zaten önderine ulu diyen, ona peygamber yaftası takan bir kişinin de düşüncesi hiç bir zaman özgür olamaz. İslamı reddetse bile yerine yeni bir kutsal koymuştur, bence de hala bir dini vardır.

Din son tahlilde geçmiş tecrübelerin ileri kuşaklara aktarımıdır. Bu ister bir tanrı kavramı ile olsun, isterse ulu önder kavramı ile degişen bir şey olmaz. Sonuçta amacı toplumu motive ederek bir arada tutmaya çalışmaktır. Daha dogrusu toplumu belli sınırlar içerisine hapsetmeye çalışmaktır. Önderini ulu olarak gören bir zihniyet onu sorgulamayı aklından bile geçiremez. Onun yerine resmi ideoloji yaratır ya da yaratılanı geliştirir.

saygılarımla

spartacus
19-07-2008, 19:06
Bu arada dile gelipde atladığım;

ABD nin uzun zamandır krizde olduğu ve şu son aylarda krizlerin iflah olmaz düzeyde küçük bankadan büyük bankaya ve devlete kadar daha da belirgin bir yol aldığıdır.

Ergenekon süreci gözlemlenmeye gebedir. Yine de ABD nin krizinin bir dünya krizi olacağı, İran ile ikili sürtüşmelerin güncelliği, Türkiyenin neredeyse İran'a göre stratejik önem arzeden bölgeleri rahatlıkla ve hatta günübirlik düzlediği göz önüne alınır ise siyasal açıdan AKP ninde hangi oyunlar üzerinde şovlar yaptığı da gözlemlenmeli, bağıntılar üzerinde durulmalıdır...

metalheart
19-07-2008, 19:22
değerli yazarlar
yazdıklarınız şahsi görüşlerinizdir..
beğenilip beğenilmemesi okuyucunun takdiridir.

yalnız ikokul talebelerine ders anlatır gibi yorumlarınız , karşı düşüncede olanları farklı yönlere çekmektedir..

size göre olmayabilir fakat M.Kemal Atatürk'ü Ulu Önder olarak görenler vardır ve olacaktır..
bu sitede en azından ben öyleyim....

sizin karşıt fikirli olmanız , bu fikrin yanlış olduğu anlamına da gelmez...

spartacus
19-07-2008, 20:41
Metalheart

Eğer sözlerin bana ise açıkcası çok anlamsız. Değilse bile son söylediğin dahada anlamsız.
Benim ifadem geneldir ve genel kelime nazarındadır(sosyalist teorideki idealist sapma üzerinedir). Sonrasındaki ifadelerde gördüğüm kadarıyla görüşsel düzeydedir.

Son söylediğin anlamsızlığa bende ters anlamsızlık ekleyim...

sizin karşıt fikirli olmanız , bu fikrin yanlış olduğu anlamına da gelmez... (eee o zaman? )

Benim görüşümü sorarsan benim için ilahi, yüce, ulu olan hiç bir şey yoktur. Bu kelimeler metafizik-dinsel-güdümsel-politik özellikli kelimelerdir ve lügatımda böylesi kelimeler yoktur. benim lügatımda böylesi kelimelerin yokluğu ya da varlığı ne bir kimseyi yüceltir, olduğundan daha büyük ve saygın yapar nede aksi. Benim demek istediğim Asıl sorun şudur ki bu tür kullanımlar zamanla kullanılan isimin, bir sembol düzeyine indirgenmesine, içeriğinin yok edilip birde sembol üzerinden politika yürütenlerin kendi istismarları temelinde, asıl özün kaybolmasına ve değersizleşmesine yol açar ki buda olası talihsiz, en bağnaz, en bilim dışı durumdur(bu ideolojiler içinde, insanlar ve inançlar içinde böyledir). zaten yazıda açıklamışım? garip.

Muhammed'e Hz demedim şimdi ben sırf kendi görüşüme göre yaklaştığım için, sırf Hz kullanmadım diye birilerine yanlışsın mı demiş oldum? senin iddian bu ve ben bu cevabı bir sorumluluk bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünerek verdim.

dilaver
19-07-2008, 20:55
zannedersem metal in yazdıkları bana karşı idi. :D

Sorun degil, ben böyle düşünüyorum ve hiç kimsenin ulu ya da ulu önder olamayacagını düşünüyorum, ben böyle görüyorum. Ulunun girdigi yere kutsal da girer, kutsalın oldugu yerde din de vardır. Siz farkında olmasanız bile.

Başkalarının ulu önder deyip dememeleri onların sorunu, ama ne yapalım bu konuda ben böyle düşünüyorum. Kimseyi suçlamadıgım gibi kendi görüşlerimi yazdım, ama görüşüme uymayan davranışları da eleştirmenin hakkım oldugunu düşünüyorum.

Tekrar ediyorum. Bir kimseyi ulu yaparsanız onu yüceltmezsiniz küçültürsünüz. Çünkü ulu diye bir varlık olamaz. Sizin ululadıgınız mutlaka o şekilde görmeyen olacaktır bu da sizin ulu dediginiz kişiler üzerinde o kişinin hak etmedigi spekülasyonlara neden olacaktır. Nitekim pratikte de böyle olmuyor mu.

saygılarımla

metalheart
19-07-2008, 21:01
sizin karşıt fikirli olmanız = kimsenin ulu olamayacağı
bu fikrin yanlış olduğu anlamına gelmez = Atatürk'ün ulu önder olmasının benim için ters bir tarafı yoktur...


Benim demek istediğim Asıl sorun şudur ki bu tür kullanımlar zamanla kullanılan isimin, bir sembol düzeyine indirgenmesine, içeriğinin yok edilip birde sembol üzerinden politika yürütenlerin kendi istismarları temelinde, asıl özün kaybolmasına ve değersizleşmesine yol açar ki buda olası talihsiz, en bağnaz, en bilim dışı durumdur(bu ideolojiler içinde, insanlar ve inançlar içinde böyledir). zaten yazıda açıklamışım? garip....
spartacus

muhammede en başından beri hz. sıfatı yakıştırması yapılmasaydı, islam bugünlere daha farklı mı gelirdi ???

ayrıca birine yanlışsın demek değil...

öte yandan benim için ne özü kaybolmuştur ne de bir sapma söz konusudur..

metalheart
19-07-2008, 21:07
dilaver abi
dön dolaş aynı yere gelmeyelim...

senin görüşündür yada başkasının..
bize saygı göstermek düşer...

ama pratikte farklı oluyor diye,sizin görüşünüz yanlıştır söylemi bana ters geliyor...

tekrar söylüyorum sana göre ulu bir varlık olamaz...
ama bana göre olur ulu önder olur...

sayfalarca ileti mi asalım olur olmaz diye ??? :)

spartacus
19-07-2008, 22:04
Peki sevgili Metalheart, öyle olsun. bırak bu kelimeler benim lügatımda (inancımda : ) ) yok ise dağınık kalsın. Bu kadarına da müdahale hakkın yoktur umarım?

tekrar söylüyorum sana göre ulu bir varlık olamaz...
ama bana göre olur ulu önder olur...

Bak kendin söylüyorsun, mesala itiraz ettiğin yazılar özele, şahısa dönük değil ki. Davranışa ve davranışın arkaplanındaki idealizme dönüktür.

"muhammede en başından beri hz. sıfatı yakıştırması yapılmasaydı, islam bugünlere daha farklı mı gelirdi ??? (Metalhearth)"

Yanlış
Hz Muhammed'e demelisin çünkü sen demesende ve sana göre Hz olmasada böyle diyenler var! Senin dememen yada öyle görmemen bunu yanlış yapmıyor(bu yaklaşım ve itirazlar senin) : )

"tekrar söylüyorum sana göre ulu bir varlık olamaz...
ama bana göre olur ulu önder olur... (Metalhearth)"
-Saygı duyulur. Ama saygı amentü indirmek değildir değil mi :) -

Kendi kendini cevaplamışsın :)

Sorduğun soruya gelince (islam bugünlere daha farklı mı gelirdi ??? ) yanıtım EVET! KESİNLİKLE! Bak basit bir örnek uzakdoğudan,

Tung-kuo Tzu, Chuang Tzu'ya "Tao dediğin şey nerede?" diye sordu. Chu Tzu "her yerde" diye yanıt verdi. Tung-kuo Tzu "Daha belirgin hale getirmelisin" dediğinde, "şu karıncanın içinde" dedi. ... "Peki daha alt düzeyde nerede?" "Şu otta". " Peki daha alt düzeyde var mı?" "Evet taşın içinde" "Peki daha alt düzeyde?" "Bokunda ve sidiğinde". Tung-kuo Tzu'nun söyleyecek başka bir şeyi kalmadı. *

*Tao Sessizdir. R.M.SMULLYAN sayfa: 49 Dharma Yayınları 2. Basım

Hadi bakalım çıkda Muhammed de. alacağın ilk tepki Hz de, S.A.V deee! olacak! Eleştirilemez, dokunulamaz, asla SÖYLEDİKLERİDE ANLAŞILAMAYACAK olan bir kutsal(İLAH), Put vardır artık. Katı, içi boşaltılmış bir sembol, bayrak. Her an herkesin açık bir biçimde kendi çıkarlarına alet edebileceği bir araç!.... Ne dediyse özü değil Hz olduğu için kabul gören bir Muhammed artık bitmiştir. dedikleri değil Hz. olduğu ön plana çıkmıştır ve yazık ki gerisi la ilahe ve Amentüdür........... Anlatabildim mi sanmıyorum!

Gerçi konumuzdan uzaklaştık ama yinede uyuşuyor, en azından şuraya doğru gidecek gibiyiz.

Lütfen Dokunun. Hatta bu sözede!

okinono
19-07-2008, 23:34
Sevgili spartacus

İtiraz etmişsin. eline sağlık epeyde yazmışsın. Ama okuyacak takatim yok. Fakat hızılı bir göz atmayla konuyu Hz. ulu da falan bağlamışsın.

Müdürüm, konuya sanırım farklı yerden baktınız.
Yarın uzun zuzun yazarım örnekleri ile.
Şimdilik hoşçakal.

Selamlar

aydoe
20-07-2008, 14:23
''Bizim için ise esas nokta üçüncü cepheyi, gerçek muhalefeti, emegin cephesini örgütlemek ve oraya taraf olmaktır. O halde hem darbelere hem dincilere karşı çıkmak önemlidir ve bunun için de hiç bir devlet kurumuna yaslanmamaktır önemli olan.
Biz komünistler bunun formülünün devleti yok etmek ile olacagını iddia ediyoruz. Toplumun siyasi degil sosyal bir toplum haline gelmesi ile çözüm bulunacagını iddia ediyoruz. Sosyal toplumda ise silaha ve silahli güçlere yer yokyur. Bizim savunacagımız tek devletin ise işçi emekçi devleti oldugunu öne sürüyoruz.'' Dilaver

Çok güzel ama nerde 3. cephe,nerde muhalefet, ülkemizin ve halkımızın ne durumda olduğunu göremiyormuyuz?
Nerde 1 Mayıslarda meydanları dolduran yüzbinler,milyonlar?
İnsanlarımızın depolitize edildiğini,tarikat ,cemaat ve siyaset içinde hapsolunduğunu,ekonomik olarak çaresizleştirildiğini.
Başkaldıran bir avuç emekçinin şiddetle sindirilmek istendiğini görmüyomuyuz?
Nerde emeğin cephesi söyleyin bende okinono da hepimiz gidelim.
Bu yıl bulunduğum şehirdeki 1Mayıs mitingine katıldım,nerde 20 yıl önceki coşku nerde bu insanlar?
Millet bezmiş ,sadaka ekonomisine razı olmuş,bir kısmı iktidara yamanmış Kuran kursu cemaat ,tarikat geçiniyor.
Bir kısmı açlık sefalet içinde günlük yaşıyor.
Bir kısmı satıp savıp günü geçiriyor.Borçla harçla üç kağıtçılıkla alavere dalavere ile idare oluyor.
Sindirilmiş baskılanmış ve geleceği olmayan bir toplum yaratılmış ve model çizilmiş ılımlı İslam modunda faşist dinci oligarşi tesis ediliyor.
Ülke açık pazar haline getirilmiş haraç mezat satılıyor yağmalanıyor.
Olana bitene müdahale edilmemesi içinde muhalif güçler bertaraf ediliyor.
Ben tabiki daha iyi olmasını isterim ama ne yazık ki Cumhuriyet tasfiye edilmek isteniyor ve araç olarak demokrasi masalı ile bizi ortaçağ zihniyeti teslim alıyor.
Ne yapmalı?

sargon
20-07-2008, 17:09
Genelkurmay'in son sert aciklamasi uzerine baslikta bilgi verilmemesi eksiklik olurdu. Iki gun once, yani yine bir Cuma aksami (bilindigi gibi artik piyasalar ve borsa politikada onemli bir faktor oldu) Genelkurmay partisi bir basin aciklamasi yapti. Aksam gazetesinde cikan haber uzerine yapilan aciklamada Aksam gazetesinden Ismail Kucukkaya'nin yaptigi haber "hukuk disi bir saldiri" olarak degerlendirildi. Biz "hukuk disi saldirilari" yakindan taniyan bir toplum oldugumuz icin Basbakanimiz Erdogan basta olmak uzere butun bir toplum tarafindan infiale kapildik. Vay Ismail, sen demek hukuk disi saldirilarda bulunursun ha..

Genelkurmay'in aciklamasinin 6. maddesi de kamuoyunda tartismaya acildi. Cunku Genelkurmay Partisi "Türk Silahlı Kuvvetlerine yöneltilen hukuk dışı saldırılara karşı yalnız Türk Silahlı Kuvvetlerinin değil, onun gerçek sahibi yüce Türk milletinin de yasal ve demokratik tepki göstermesi"ni bekledigini yazmis durumda. Ey halkim, uyan, ayaga kalk, isyan et, sokaklara dokul, senin gozbebegin, demokrasinin yilmaz bekcisi Genelkurmay'a karsi Ismail adli bir cilgin hukuk disi saldirida bulundu. Ismail adli mutecaviz daha once 4 defa hukukdisi sekilde darbe yapmis, secilmis hukumetleri devirmis, sayisiz defa da darbe girisiminde bulunmustu, ayrica pek cok da kirli cinayetin suclusu olarak aranmaktadir.

Bilindigi gibi Genelkurmay Partisi icin en onemli sey halkin gozundeki itibaridir. Cunku itibarsiz bir parti iktidarini surduremez. Ismail adli "hukuk disi saldirinin" musebbibini elbette ilerde birgun mahkemeye veririz, ama onemli olan itibardir, o yuzden once itibarimizi temizleriz, sonra "hukuk" yollarini elbet biz de dusunuruz.

Merak ettik, Ismail adli hukuk disi yollarin mudavimi bu "hukuk" savunmasina ne cevap vermis. Iste Aksam gazetesindeki son makalesi.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=124201,10,19

Yazar Genelkurmay'i savunuyor, Tayyip de Genelkurmay'i savunuyor, ama nedense Genelkurmay bizi yipratmak isteyenler var diye aciklama yapiyor. Acaba bunun anlami "oglum sana soyluyorum damadim sen anla" biciminde birsey midir? Kim ustune alinsin? Halk ne zaman galeyana gelir? Bu gorevi, yani halkin galeyana getirilmesini saglamak icin neler yapilmalidir? Baska Ismail'ler var midir?

oncugenc
20-07-2008, 21:54
ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve savcılık tarafından serbest bırakılan Türkiye Gençlik Birliği kurucu başkanı 24 yaşındaki genç arkadaşımız Adnan Türkkan Kadıköy'de düzenlenen Atatürk ve Demokrasi Mitingi'nde bir konuşma yaptı. o konuşmayı yazıcam buraya bence herşeyi gayet iyi açıklıyor.

Merhaba Değerli Yurtseverler,
Merhaba Değerli Atatürkçüler,
Bugün buraya ABD patentli Ergenekon Operasyonunu protesto etmek için geldik.
Buradan Kandıra’daki kahramanlara selam gönderiyoruz.
Selam Olsun!
Tekirdağ’daki yiğitlere selam gönderiyoruz.
Selam Olsun!
Öncelikle Ergenekon Operasyonu’nun hedefini doğru saptayalım. Bu operasyonun hedefi Türk Ordusu’dur.
Ancak, ABD’li yetkililerin “bizim çocuklar” dediği, 24 Ocak 1980 kararlarını hayata geçirerek Kemalist Devrimi yıkıma uğratan, yaptığı darbeyle “yeşil kuşak” projesini uygulayan Kenan Evrenlerin ordusu değil hedefte olan. Körfez Savaşı’nda ABD planlarını kabul etmeyen, Kukla Devlete karşı mücadele eden Eşref Bitlislerin ordusudur hedefte olan.
Mehmetçiğin başına çuval geçirildiğinde “sağduyu” çağrısı yapan Genel Kurmay başkanları değil, Hurşit Tolon gibi, Şener Eruygur gibi bir gün olsun “ABD müttefikimizdir” demeyen, Büyük Ortadoğu Projesini(BOP) bir gün olsun övmeyen, ABD’nin verdiği rolleri kabul etmeyen Mustafa Kemal’in askerleridir hedefte olan.
Ergenekon Operasyonu her kim “Biz Türkiye olarak BOP çerçevesinde rejimi ve sınırları değiştirilmiş, parçalanmış bir ülke olmak istemiyoruz” diyorsa onu hedef almaktadır.
ABD’nin , NATO’nun gizli hedeflerini açığa çıkaran, hayatı kontr-gerilla ile mücadeleyle geçmiş, Susurluk çetesini açığa çıkarmış ABD ve AB karşısında dim dik duran Doğu Perinçek hedef alınmaktadır, Ulusal Kanal ve Aydınlık hedef alınmaktadır.
Cumhuriyet Devrimlerini ve aydınlanmayı savunan İlhan Selçuklar ,Cumhuriyet Gazetesi hedef alınmaktadır. Tercüman Gazetesi hedef alınmaktadır.
Ulusal devletimizi savunan yürekli rektörlerimiz, akademisyenlerimiz hedef alınmaktadır. Kemal Alemdaroğlu, Emin Gürses hedef alınmaktadır.
Göz altında yapılan sorgulamalardan sonra da açıklamıştık, iddianame hakkında bilgi verildikten sonra herkes gördü ki Ergenekon Operasyonu içi boş bir operasyondur. Kadıköy’den bir kez daha haykırıyoruz:
Ergenekon Operasyonu ABD tertibidir.
Ergenekon Operasyonu çökmüştür.
Artık Türkiye AKP sonrasını konuşmaktadır. Öğrendik ki Hayrunnisa Hanım Ata’mızın hayata gözlerini yumduğu Dolmabahçe Sarayı’ndan güzel eşyalar beğenerek, Cumhurbaşkanlığı köşkünü zevkine göre düzenleyecekmiş. Naçizane bir önerimiz olacak. Zahmet etmesinler. Silivri’de çok kapsamlı bir hapishane yapılıyor, orayı zevklerine göre döşerler.
Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanlığı’nı yapanların, ABD’li yetkililerle gizli anlaşmalar imzalayanların hak ettikleri yer orasıdır. AKP haddinden büyük taşı kaldırmıştır. Kaldırdıkları taşın altında kalacaklar. Türkiye’nin milli kuvvetleri birleşerek ABD işbirlikçilerini hak ettikleri yere gönderecektir.
ABD son operasyonda Türk Gençliği’nden de korktuğunu ortaya koymuştur.
ABD’li yetkililer AKP hükümetine yıllardır talimatlar veriyor: “Amerikan karşıtlığını engelleyin” diye. AB yetkilileri “Kemalizmden kurtulun”, “Türk Gençliği’ni milli kimliği’nden kopartın” talimatlarını sık sık gönderiyorlar.
Ama korktukları başlarına geldi. Çünkü Türk Gençliği uyanmaktadır, örgütlenmektedir, birleşmektedir. Onun için Türk Gençliği’ni ayağa kaldıran, birleştiren Türkiye Gençlik Birliği hedef alınmaktadır.
Onun için TGB’ye kelepçe takarak zindanlara atmaya kalktılar.
Atatürk Gençliği’ni böyle sindirebilirler mi?
Yıldız Saraylarına atılan Genç Mustafa Kemal’i durdurabildiler mi ki Türk Gençliği’ni de durdurabilsinler!
İdam fermanlarıyla Mustafa Kemal’i vatan yolundan geri çevirebildiler mi ki Atatürk Gençliği’ni de sindirsinler?
Vatan şairi Namık Kemal’i sürgünler, zindanlar engelleyebildi mi ki bizleri de engellesinler!
Başımız dik!
Bizler Atatürk Gençleriyiz.
Bağımsızlığımıza ve Cumhuriyetimize her zaman kararlılıkla sahip çıkacağız.
Önümüzdeki dönem Türkiye’nin bütün milli kuvvetleri birleşerek ülkemizi yeniden Kemalist Devrim rotasına sokacaktır. Bizler, Türk Gençliği olarak bu mücadelede yerimizi kararlılıkla alacağız.
Varlığımız milletimizin varlığına armağan olsun!

dilaver
21-07-2008, 04:17
Şimdi bazıları gene bana ateş püskürecek ama bu dosyada Apo'nun görüşleri olmazsa eksik kalır diye düşünüyorum. Avukatları ile görüşmesinde ilginç yaklaşımları var. Yasaklı Gündem'in sitesinden buraya alıyorum :

Öcalan görüşmede Ergenekon operasyonuna değinerek 'Mustafa Kemal ulusalcılarla baş edemedi. 1930'larda etrafını kuşatarak etkisizleştirdiler, Mustafa Kemal bunlara teslim oldu, cumhuriyetçileri tasfiye ettiler. Amerika ile birlikte Ergenekon'un geçmişi 1950'lere dayanıyor. Ergenekon aslında tasfiye edilmedi, kadroları değiştiriliyor. Ulusalcılar tasfiye ediliyor, yerlerine daha profesyonel bir kadro getiriliyor. Amerika her iki grubu da çatıştırıyor. Baykal boşuna 'Erdoğan kendi derinini oluşturuyor' demedi. Ben bunları biliyordum, baştan beri bunlara bulaşmadım, her iki gruptan da uzak durdum. Bizim üzerimizde oynanan oyunlar bunlar; bunları boşa çıkardım. Ben bunları el konulan 125 sayfalık savunmamda da ifade etmiştim.' dedi.

BENİMLE GÖRÜŞENLER KENDİLERİNİ KANDIRMIŞ

'Ergenekon'un DHKP-C, İBDA-C, Hizbullah ve PKK (http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.gundemonline.net/search/PKK) bağlantıları tartışılıyor yani bütün örgütlere sızma yapıldığı tartışılıyor.' diyen Öcalan, şöyle devam etti: 'Beni ve PKK (http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.gundemonline.net/search/PKK)'yi de Ergenekon'la ilişkilendiriyorlar! Bununla ne amaçlanıyor? Tutuklanan generallerin İmralı ile bir şekilde ilgileri olmuştu, Hurşit Tolon ve birkaçı bir dönem burada komutanlık yaptılar. Bunlar İmralı'yla ilişkiye geçerek neyi yapmak istemişler, hedefleri neydi buna bakmak lazım? Ergenekonu bizimle ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Bunlar, boş iddialardan ibaret. Benim ismimi kirletmeye çalışıyorlar. İmralı'ya geldiğimde gelip benimle görüştüler. Kıvrıkoğlu'nun adamları da vardı. Ben onlara, 'siz benimle böyle konuşuyorsunuz ama gücünüz var mı?' diye sorduğumda, 'gücümüz var ki böyle konuşuyoruz' diyorlardı. Ben onlara da 'beni bu şekilde kullanamayacaklarını, beni bu şekilde kandıramayacaklarını' söylüyordum. Ben, 'ya kendilerini kandırıyorlar ya da beni kandırmaya çalışıyorlar' diye düşünüyordum. Zaman gösterdi ki bunlar kendilerini kandırmışlar. Nitekim bunların hepsi tasfiye edildi.'

TUTUMUN TÜRKİYE HALKINA MUTLAKA İLETİLMELİ

'Hilmi Özkök'ü de zehirlenmeye çalıştıkları söyleniyor. İki ekip var. Bunlar arasındaki çatışmadır bu. Bu operasyonla Kemalistleri mi tasfiye ediyorlar? Aslında konu bu değil. Amerika her iki grubu da çatıştırıyor.' ifadelerine yer veren Öcalan, Ergenekon ve Kürt sorunu bağlamında şunları söyledi: 'AKP, altı yıldır iktidarda. Ama İmralı'da ki uygulamalardan haberdar olmadığını söylüyor. Bununla neyi anlatmaya çalışıyor? Doğruyu söylemiyorlar. Burası Başbakanlık Kriz Merkezine bağlıdır. Beni sürekli takip ediyorlar. Benim projelerimi hayata geçiriyorlar. Bunu en iyi yapan AKP'dir. Olaylar benim etrafımda dönüyor. Bizim tavrımız nettir, yurtsevercedir. Demokratik çözüm, barış ve diyalog baştan beri tutumumuzdur. Bu tartışmalarla benim ismim kirletilmeye çalışılıyor. Bizim Türkiye halkıyla bir sorunumuz yok. Başından beri benim tutumumun ne olduğu iyi konulmalı, Türkiye halkına ulaştırılabilmeli. Çok geriye gitmeye de gerek yok. 1999'dan itibaren, son on yılda İmralı'da duruşumuz bile Türk halkına ulaştırılırsa, Türk halkı kim daha yurtsever, kim daha demokratik siyaset için mücadele etmiştir, bunu anlayacaktır. Çünkü benim ismim kirletilmeye çalışılıyor. İki Skorsky helikopter 80 milyon dolar. Bu para daha yararlı işler için kullanılabilir. İmralı Sistemi için bile bu kadar masraf ediliyor, bunlara gerek yok, daha yararlı şeyler için kullanılabilir. Kan, gözyaşı, ölümler durabilir. Bunun için Anayasa'da Kürtlerin kendisini temsil edeceği demokratik bir oluşumun önünün açılması yeterlidir.'


saygılarımla

kandahar
21-07-2008, 05:08
"Her şey etrafımda dönüyor..."

"Adımı kirletmeye çalışıyorlar..." (sanki çok temiz bir ad)

"AKP benim dediklerimi en iyi uygulayan parti..."

"Beni kimse kullanamadı... herkesi parmağımda oynattım" türünden laflar... Bunlar bile ne tür bir ruh hastasıyla karşı karşıya olduğumuzu görmek için yeterli. Tıpta bu tür kimselerin sorununa "Narsistik kişilik bozukluğu" deniyor. Bunu neden kalkıp da buraya ekledin ki Dilaver amca?

Squall
21-07-2008, 14:24
"Bizim tavrımız nettir, yurtsevercedir. Demokratik çözüm, barış ve diyalog baştan beri tutumumuzdur."

En başından beri barış ve diyalog taraftarı oldukları için binlerce öğretmen,çoluk çocuk masum insan öldürdüler bu ülkede öyle mi??..Bu zırvalıklara ilkokul çocukları bile inanmaz..

Son dtp kongresinde yaşananlar ortadadır..Bu soysuzların saçmalıklarına inanıcak kadar ahmak olanlar var mı aramızda acaba..??

oncugenc
21-07-2008, 15:04
DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk : PKK'nın Avrupa'nın varlığını koruyan tek silahlı örgütü olduğunu belirterek, 'Kansız ve savaşsız bir Türkiye için PKK ve devletin yakınlaşmasını istiyoruz' dedi.

Kongrede 'PKK siyasi irademizdir', 'Biji serok Apo', 'Öcalan' 'Geliyor geliyor Apocular geliyor' sloganları atıldı.

Binlerce kişilerin doldurduğu salonda yüzleri sarı-kırmızı-yeşil poşularla bağlı gençler, teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın posterlerini ve PKK'nın bayraklarını taşıdı.

Biraz da Tayyip Erdoğan ...

1. KANAL D / TEKE TEK
(16 Şubat 2004)
“Şu anda Amerika’nın da ‘BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’ var ya
‘GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU’, yani bu proje içerisinde Diyarbakır
bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım”.

2. ÇIRAĞAN SARAYI / ABD-TESEV-ALMAN
MARSHALL FONU TOPLANTISI
(25 Haziran 2004)
“Üstlendiğimiz misyon gereği Ortadoğu ve Avrasya ülkelerine
yöneleceği…EŞBAŞKANI OLDUĞUMUZ GENİŞLETİLMİŞ
ORTADOĞU PROJESİ için…”

3. YENİ ŞAFAK / İSTANBUL NATO ZİRVESİ ÖNCESİ
(25 Haziran 2004)
“GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA ülkelerinin buraya
katılması…EŞBAŞKANLAR OLARAK Türkiye, İtalya, Yemen
ÜZERİMİZE DÜŞEN GÖREVLERİ YERİNE GETİRMEYE
ÇALIŞACAĞIZ”.

4. İRAN / BASINA
(28 Temmuz 2004)
“Demokratik ortak olarak GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
PROJESİ içinde, bu projenin EŞBAŞKANLARI ARASINDAYIM”.

5. DAVOS / KLAUS SCHWAB’LA SÖYLEŞİ
(28 Ocak 2005)
“Türkiye işlevini BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ içinde, bu bölgede
etkin bir şekilde yerine getirecektir. Her görüşmede, attığımız her
adımda bunun UYGULAMASINI YAPIYORUZ”.

6. ZAMAN / ABD YOLCULUĞUNDA RÖPORTAJ
(7 Haziran 2005)
“Biliyorsunuz GOP, bir alt biriminin EŞBAŞKANLIĞINI
ÜSTLENDİĞİMİZ bu proje. Olay sadece Ortadoğu’yu
kapsamıyor…Bu konuda yapacağımız çalışmalara komşu ülkelerden
başladık. Suriye, Lübnan, Fas, Tunus gibi ülkelere geziler
düzenliyoruz. Yakında Cezayir’e gideceğiz, Ürdün’e gideceğiz”.

7. ABD / WILLARD OTEL, BASIN TOPLANTISI
(8 Haziran 2005)
“’Sea Island’ sürecinde Türkiye, İtalya ve Yemen GENİŞ BÜYÜK
ORTADOĞU PROJESİ’NDE BİR GÖREV ÜSTLENDİK ve
EŞBAŞKANLIK bu üç ülkeye VERİLDİ”.

8. ABD / AMERİKAN DIŞ POLİTİKA DERNEĞİ (FPA) TOPLANTISI
(10 Haziran 2005)
“Biz Türkiye olarak, bildiğiniz gibi, GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY
AFRİKA İNİSİYATİFİ ÇALIŞMALARINDA ROL ALDIK.
EŞBAŞKAN OLARAK BU SÜRECİ İŞLETMEYE DEVAM
EDİYORUZ”.

9. ESENBOĞA HAVALİMANI / ABD DÖNÜŞÜ
(12 Haziran 2005)
“Biz BÜYÜK ODTADOĞU PROJESİ’ne bu seyahatte başlamadık.
Biliyorsunuz adı değişti, GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
İNİSİYATİFİ olarak belirlendi. Bunun içerisinde Türkiye, İtalya ve
Yemen, EŞBAŞKAN OLARAK ÇALIŞMAYA BAŞLADIK”.

10. ESENBOĞA HAVALİMANI / LÜBNAN’A
HAREKETİNDEN ÖNCE
(15 Haziran 2005)
“GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA İNİSİYATİFİ çerçevesi
İçerisinde Türkiye EŞBAŞKANLIK olarak paylaştığı bir GÖREVİ
YÜRÜTECEK”.

11. ABD / DÜNYA İŞ KONSEYİ
(WORLD AFFAIRS COUNCIL) TOPLANTISI
(7 Temmuz 2005)
“TÜRKİYE’NİN AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’YLE
YAPABİLECEĞİ ÇOK ŞEY VAR. Türkiye’nin Sea Island
Süreci’nde, GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
İNİSİYATİFİ’NDE EŞBAŞKAN OLARAK YER ALMIŞ
OLMASI BUNDAN KAYNAKLANMAKTADIR”.

12. ABD / DIŞ İLİŞKİLER KONSEYİ (CFR) TOPLANTISI
(13 Eylül 2005)
“GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA GİRİŞİMİ İÇİNDE
ÖNEMLİ BİR ROL OYNUYORUZ. Amerika’nın Ortadoğu’da
oynayacağı önemli bir rol var. ONUN BİR PARÇASIYIZ ve ŞU
ANDA ONUN DAHİLİNDE ÇALIŞIYORUZ”.

13. ANKARA / AKP MYK TOPLANTISINDAN SONRA BASINA
(16 Kasım 2005)
“Dışişleri Bakanı Gül, Bahreyn’de ABD Dışişleri Bakanı Condellize
Rice ile GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKE PROJESİ ile ilgili
görüşecek. Söz konusu projede EŞBAŞKANLIK GÖREVİ
YAPIYORUZ ve YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”.

14. DENİZLİ POLİSEVİ / İŞADAMLARIYLA TOPLANTI
(19 Kasım 2005)
“Eğer bugün GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
PROJESİ’NDE TÜRKİYE EŞBAŞKAN OLARAK GÖREV
YAPIYORSA…ŞU ANDA BU GÖREVİ YAPMAYA
ÇALIŞIYORUZ”.

15. TBMM / AKP GRUBU
(29 Kasım 2005)
“…Onun için BİZ ŞU ANDA GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY
AFRİKA PRJESİ İÇERİSİNDE EŞBAŞKANLIK GÖREVİNİ
ÜSTLENMİŞİZ”.

16. ATV / SİYASET MEYDANI
(28 Aralık 2005)
“Biliyorsunuz, GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA PROJESİ
İÇİNDE EŞBAŞKANIZ, bunun gereği olarak da inisiyatif alma
gayreti içindeyiz”.

17. TBMM / AKP GRUBU
(21 Şubat 2006)
“…GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
İNİSİYATİFİ’NDEKİ rolümüz, EŞBAŞKANLIK GÖREVİMİZ bize
özellikle Ortadoğu’da önemli görevler yüklemektedir. Bugüne kadar
başlattığımız bütün dış politika hamleleri, bu parametre üzerine
kurulmuştur. Az önce bir kaçını hatırlattığım bu girişimler, aynı dış
politikanın, aynı vizyonun tutarlı ve tamamlayıcı parçalarıdır”.

18. İSTANBUL ÜSKÜDAR / AKP İLÇE KONGRESİ
(26 Şubat 2006)
“Biz Ortadoğu’da GODKA denilen GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY
AFRİKA PROJESİ’NİN İÇİNDE EŞBAŞKANIZ. BİZ ORADA
GÖREV İFA EDİYORUZ. BÖYLE BİR GÖREV TÜRKİYE’YE
SEÇİLEREK VERİLMİŞTİR”.

19. İSTANBUL TUZLA / AKP İLÇE KONGRSİ
(4 Mart 2006)
“BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NİN EŞBAŞKANLARINDAN
BİRİYİZ”.

20. İSTANBUL BAYRAMPAŞA / AKP İLÇE KONGRESİ
(4 Mart 2006)
“BOP’UN EŞBAŞKANLARINDAN BİRİYİZ. BU GÖREVİ
YAPIYORUZ”.

21. SAİT HALİM PAŞA YALISI / UBS BANK’IN YEMEĞİ
(28 Nisan 2006)
“GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA PROJESİ’NE bundan
dolayı GİRDİK”.

22. AVUSTURYA
(11 Mayıs 2006)
“BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NE, GENİŞLETİLMİŞ
ORTADOĞU PROJESİ’NE niye katıldınız, niye bunların içinde yer
aldınız diye eleştiriler geliyor. BİZ DE ‘OLACAĞIZ’ DİYORUZ”.

23. ZAMAN / G-8 ZİRVESİ’NE GİDERKEN RÖPORTAJ
(13 Mayıs 2006)
“GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA PROJESİ
EŞBAŞKANI OLARAK TÜRKİYE’YE BÜYÜK GÖREV
DÜŞÜYOR”.

24. YENİ ŞAFAK / G-8 ZİRVESİ’NE GİDERKEN RÖPORTAJ
(13 Mayıs 2006)
“Bölgemizdeki gelişmeler karşısında Türkiye olarak üzerimize büyük
Görev düşüyor. Bunun için de ABD’ye bir ziyaret
planlıyorum…TÜRKİYE, GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU ve
KUZEY AFRİKA PROJESİ EŞBAŞKANI
OLDUĞU İÇİN BUNU ABD’YLE KONUŞMAMIZ GEREKİYOR”.

25. ESENBOĞA HAVALİMANI / MISIR’A GİDERKEN
(20 Mayıs 2006)
“Ziyaretim sırasında GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
PROJESİ ÇERÇEVESİNDE YAPMAYI PLANLADIKLARIMIZI
DA ANLATMA FIRSATINI BULACAĞIZ”.

26. TBMM / AKP GRUBU
(30 Mayıs 2006)
“TÜRKİYE, GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA PROJESİ
İÇERİSİNDE ORTAK ÜYELİĞE KABUL EDİLMİŞTİR. Bizler
bunun için burada bir ortak üyeliği ve ardından da EŞBAŞKANLIK
GÖREVİNİ İtalya ve Yemen ile birlikte KABUL ETTİK”.

27. ARTVİN
(15 Temmuz 2006)
“Biz Türkiye olarak GOKAP içerisinde yer aldıysak, bunun için
bizlere davet yapıldı, bunlar olacak diye BİZ EŞBAŞKAN OLARAK
KABUL ETTİK”.

28. CNN / LARRY KING SHOW
(27 Temmuz 2006)
“Daha önce GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA GİRİŞİMİ
İÇERİSİNDE ZATEN YER ALMIŞTIK. BURADA EŞBAŞKANLIK
GÖREVİ ÜSTLENMİŞTİK”.

29. CNN TÜRK / “EDİTÖR” PROGRAMI
(6 Kasım 2006)
“BOP İÇERİSİNDE davet edilen ülkeler kimlerdir? TÜRKİYE VAR,
Yemen vardı, ÜÇ TANE EŞBAŞKAN VAR”.

30. BEYRUT DÖNÜŞÜ
(4 Ocak 2007)
“BİZ GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
PROJESİ’Nİ BUNUN İÇİN KABUL ETTİK…Türkiye, İtalya ve
Yemen’le EŞBAŞKANLIK GÖREVİ ÜSTLENDİK”.

31. ALMAN “SÜDDEUTSCHE ZEITUNG” GAZETESİ / MAKALESİ
(7 Şubat 2008)
“Bu sebeple TÜRKİYE, G-8 ülkelerinin de desteklediği
GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA PROJESİ
İÇİNDE İNİSİYATİF ALMAKTADIR”.

Tayyip Erdoğan BOP görevini yabancı bir devletten “almıştır”, kendisine bu görev “verilmiştir”.

Biraz da Abdullah Gül...

Abdullah Gül 2 Nisan 2003 günü Ankara’da ABD Dışişleri Powell ile “2 sayfa 9 maddelik bir gizli anlaşma” yaptığını kendi ağzıyla itiraf etmiştir. Bu gizli anlaşmanın yine BOP projesini uygulamaya yönelik olduğunu itiraf eden de Abdullah Gül’ün kendisidir (Vatan Gazetesi;24 Mayıs 2003)

BİNLERCE İNSANIN MEYDANLARDA 'HAİNLER MECLİSTE YURTSEVERLER HAPİSTE' SLOGANINI HAYKIRMASININ BİR SEBEBİ OLMALI DİMİ?

dilaver
22-07-2008, 20:23
ŞABAN ARSLAN -Yeni Şafak
http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=22.07.2008&c=1&i=130236 (http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=22.07.2008&c=1&i=130236)

Kanada'da yaşayan Tuncay Güney'in, Ergenekon iddianamesine zemin hazırlayan 2001'deki ifadelerinin yer aldığı DVD'den çıkan şok iddialardan bir bölümü de Ergenekon'un işlediğini öne sürdüğü iki önemli cinayet ve Kırıkkale Silah Fabrikası'ndaki patlamayla ilgili.

Akşam gazetesindeyken “CIA Kuzey Irak'a silah sevkıyatı yapıyor” başlıklı bir haber hazırlayan Tuncay Güney, 2001'de gözaltına alındığında sevkıyatı aslında Ergenekon'un yaptığını ileri sürüyor. Tuncay Güney'in iki önemli cinayete ilişkin iddiaları şöyle:

“Cırtlak koyu yeşil BMV bir gece vakti Habur Sınır Kapısı'na geldi. Arabada Tuncay Güney ile gazeteciler A., B., ve D. de vardı. Veli Küçük'ün ekibiyle dönemin Bölge Valisi Ünal Erkan'ın arası iyi değildi. Gazeteci A. ekibe bu yüzden dahil edilmişti. A.'nın Erkan'la arası iyiydi. Sınır geçiş izinleri bu ilişki sayesinde kolayca alındı.”

SİLAHLAR SINIRDA

Ekibi Silopi Hac Konaklama Tesisi'nde resmi ve sivil üniformalı askerler karşıladı. Kapıda işlemleri JİTEM'ci Ali Balkan Mete'nin adamı olan, Küçük'ün oraya atanmasını sağladığı Gümrük Baş Muhafıza Müdürü C. Bey yaptırdı. Habur'u geçtikten sonra konteynırlı iki araba ekibi bekliyordu. Sınırı geçince önüne telle Irak plakası takılan BMW öndeydi, içinde 24 bin silah bulunan konteynırlı iki araç da arkadan geliyordu. Silahları, JİTEM'e çalışan gümrük müdürü biliyordu. Gazeteci A., konteynırların içinde silah olduğunu anlamış ve rahatsız olmuştu. B. bunu bilmiyordu, ancak şüphelenmişti. Gerçeği İstanbul'a gelince öğrendi. Ekip silahlarla Zaho'ya ulaştı. Gün ışıyana kadar Irak Milli Türkmen Partisi'nde kaldılar.”

DOĞU PERİNÇEK REFERANS OLDU

“Burası Barzani bölgesiydi. Ziyaret görünüşte gazetecilerin Irak liderleriyle röportaj gezisiydi, Doğu Perinçek'in referansını kullanıyorlardı. Sonra Talabani bölgesine geçildi. Bir hafta sonra Erbil'e geçen ekipte bulunan gazeteci A., Tuncay Güney'le tartışarak Türkiye'ye geri döndü. JİTEM subayları, Tuncay Güney'e, konteynırlarda 24 bin silah olduğunu söylemişti. Silahların 12 bini Barzani'ye, 12 bini de Talabani'ye verildi. Kosret Resul, 'Silahların 6 binini biz aldık. Binbaşı T. 'yine' bizimle oynuyor' dedi. Kosret Resul, geri kalan altı bin silahın PKK'nın liderlerinden Cemil Bayık'a teslim edileceğini söyledi.”

KARŞI ÇIKAN ÖLDÜRÜLDÜ

Dönemin Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve JİTEM'in Doğu'yu kapsayan 4. bölgesinin komutanı Binbaşı Cem Ersever, Veli Küçük ile Ergenekon ekibinin kirli işlerini, Irak'a yapılan silah sevkıyatların çok iyi biliyorlar ve karşı çıkıyorlardı. Bu nedenle örgüt, Bitlis ve Ersever'i sevmiyordu. Daha sonra art arda ikisi de öldürüldü.

SAHTE RAPOR VERİLDİ

Güney'e göre senaryo şu şekilde işledi: Eşref Bitlis Paşa'nın öldüğü haberi ilk duyulduğunda Veli Küçük, Perinçek'e konu üzerinde çalışmasını söyledi. Bitlis'in uçağının 'buzlanma' sonucu düştüğü rapor edildi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'de bu yönde açıklama yaptırıldı. Veli Paşa'ya bunu sordum, 'Buzlanma oldu. Bunun altında bir şey aramaya gerek yok. Komutan'dan daha iyi kim bilir' cevabını verdi. Aslında Küçük, Doğan Güreş ve Hasan Kundakçı'yı sevmezdi. Olay böylece örtbas edildi.

Suikastı ABD'li kadına yıktılar

Veli Paşa daha sonra beni çağırdı. 'Bazı haberleri sızdıralım' dedi. Bir de 'Hemen bir kitap hazırlayın' talimatı verdi. Ben bu arada Akşam'da Elizabeth Shalgen aleyhine yayın yapıyordum. DEP'li il başkanları o dönem, ABD'ye gitmiş. Onları Cumhuriyet Senatosu'yla bu kadın görüştürmüştü.. Bu kadına saldırıyorduk. Sonra Veli Küçük bize Adana'daki Amerikan Konsolosluğu'nda ikinci konsolos olan Penikto'nun fotoğraflarını verdi. ABD'li subayların kamplardaki fotoğraflarını yayınladık. Aydınlık ısrarla, “Elizabeth Shalgen parmağı” diye haber yapıyordu. Küçük, beni çağırıyor, “Bak bir şey öğrendik. Bu Amerikalılar bizim Eşref Bitlis Paşa'yı öldürmüş” diyor ben de bunları Adnan Akfırat'a yazdırıyordum. Kadın hakkında Genelkurmay tahkikat başlattı. Ankara Shalgen'in geri çekilmesini istedi. Sonra ABD onu çekti.

Veli Küçük istemezse 'Yeşil' öldürülemez

Polis sorguda Güney'den “Yeşil, Veli Küçük'ten habersiz öldürülebilir mi, Ersever öldürülebilir mi” sözlerini açmasını istiyor. Güney şu cevabı veriyor: “Öldürülemez. Kimse yapamaz böyle bir şeyi. İşaret etmesi lazım. Veli Paşa'dan herkes korkar. Emekli olması hiç önemli değil. Perinçek'in gözünüzde anarşist olması önemli değil. Onun dava arkadaşı. Bir diğer arkadaşının başçavuş veya teğmen olabilir. Kurmay başkanıyla iş yapmaz ama teğmenle, işlerini yapardı. Onlar her zaman 'emret komutanım' derlerdi. Çünkü bir yüzbaşı, bir üsteğmen için Küçük ütopyadır.

Bayık'a 6 bin silah verildi

JİTEM subaylarının konteynırlarında 24 bin silah olduğunu söylediklerini anlatan Güney, “12 bini Barzani'ye, 12 bini Talabani'ye verildi. Kuzey Irak yönetiminin başbakanı Kosret Resul, 'Silahların 6 binini biz aldık' dedi. Resul, geri kalan altı bin silahın PKK liderlerinden Cemil Bayık'a teslim edileceğini söyledi. Bayık silahları almaya, İran'dan geldi. Dağıtımı Binbaşı Tamer yapıyordu. Bayık silahların TSK'dan geldiğini, işi Perinçek'in organize ettiğini çok iyi biliyordu.

Ersever'in ipi de çekildi

Güney, üç hafta gibi kısa sürede Adnan Akfırat imzasıyla yayınlanan Eşref Bitlis kitabında benzer detaylar olduğunu söylüyor. Güney'e göre önemli detaylardan biri de Ersever'in suikastta kullanıldığı idi. Küçük, Ersever'i hiç sevmiyordu. Sorun çıkaran adamların hesapları bir bir görülüyordu. Ersever'in öldürülmesi de bir dosya kapatmaydı. Hiçbir soruşturma olmadı. Ersever, ölmeden önce Veli Paşa'yla kavgalıydı. Veli Paşa İzmit'e gelmesini söyledi. Gelmedi. İki Irak subayı Türkiye'ye sığınmış. Ersever, 'Gönderme' talimatına uymayıp subayları iade ediyor. Örgüte, dolayısıyla Veli Paşa'ya dikleniyor. Başbakanlık Poligonu'nda öldürüldü. Kendisi hatalıydı, Veli Paşa söyledi, “Hatalıydı” dedi. Ersever, Bitlis Paşa'nın en has adamıydı. Kapıyı vurmadan giriyordu. Manipülasyonlar yapılmasaydı, Ersever konusunda Küçük suçlanacak tahkikat açılacaktı.

Fabrika patladı deliller yok oldu

Tuncay Güney'in polise verdiği ifadelere göre Kırıkkale Silah Fabrikası'nda meydana gelen patlamayla Veli Küçük ve ekibinin silah sevkıyatıyla ilgili deliller de yok edildi.
Güney şu bilgileri verdi: “Bence Irak'a, PKK'ya giden silahlar o kadar önemli değil. Veli Paşa, Karadeniz'den Elçibey'e (Azerbaycan) ve Çeçenistan'a giden silahlardan korkuyordu. TİKA olayı patlamıştı. Bu darbe olayı (Azerbaycan'da) patlamıştı. Veli Paşa'nın üzerine geleceklerdi. Ondan korkuyordu. Irak'takinden korkmaz çünkü Irak'ta ortalık çok karma karışık her şey birbirine girmiş. Ama Azerbaycan'da bu olmaz. Çünkü Elçibey'den sonra gelen Aliyev'le anlaşamıyorlar.” Güney, patlamayı Küçük'ün talimatıyla “Çevik Paşa yaptırdı” diye haberleştirdiklerini öne sürdü. Polisin “Diyelim ki Veli Küçük senden böyle bir talepte bulundu. Sen ne yapıyorsun” sorusunu Güney, “Aydınlık'a gidiyorum Doğu Bey ve Adnan Akfırat'a söylüyorum. Adnan hemen redakte edip kullanıyor. Sonra da basına servis yapıyoruz.” Polis bunun üzerine, “Peki patlama senaryosu nasıldı. Nasıl gerçekleştirildiğini yazdınız” diye soruyor. Güney'in cevabı şöyle oluyor: “Çevik Bir Albay, Lübnan'da PKK'lılarla Taşnak aracılığıyla masaya oturdu. Silahları sattı. Depodaki kaybın anlaşılmasını önlemek için de silah fabrikasına sabotaj yaptırdı.”





22.07.2008

dilaver
22-07-2008, 20:26
Biraz da espri olması için Can Dündarın şu yazısını da buraya alalım :

Bugün AKP davasının ‘karar günü’ belli olacak. Ergenekon iddianamesi de bugünlerde açıklanacak.
Sistem, Erdoğan’ı ezeyim derken treni devirme noktasına geldi.
Durumu siyasi yorumculara sordum. İki dava da sürdüğü için, işin Temel’ini fıkralarla anlattılar.
* * *
Temel makinist olmuş. İlk görevinde treni devirmiş.
400 yolcu ölmüş. Amir, “Nasıl oldu bu iş?” diye sormuş.
“- Raylara pi adam çiktu. Onun yuzünden oldi” demiş Temel...
Amir:
“- Oğlum bari adamı ezseydin de 400 yolcu ölmeseydi” deyince Temel boyun bükmüş:
“- Pen de öyle düşündum. Ama adam son anda raydan çikinca onu ezmeye çalişirken tren devrildu.”
* * *
“Kapatma davasında çok sayıda yasaklı, Ergenekon davasında çok sayıda zanlı var. Kapanmış dosyalar da yeniden açılıyor. Nereye varır?” diye sordum.
Bir örnekle anlattılar:
“Dört kişilik bir eğitim uçağı Karadeniz’de mezarlığa düşmüş. Lazlar 80 ceset çıkarmışlar. Ölü sayısının artmasından korkuluyormuş.”
* * *
“Bir savcı kapatma davası açıyor, öbürü derin devleti deşiyor. Bu düellodan hayırlı bir sonuç çıkar mı?”
Temel bir grup arkadaşıyla çukur açıyormuş. Bir başka grup da gelip çukurları kapatıyormuş. “Hayırdır?” diye sormuşlar.
Temel demiş ki:
“- Pi grup daha vardu, onlar da fidan dikeydu. Bucün celmeduler. Piz de işler ceri kalmasın diye çalişayruz.”
* * *
Sordum:
“Diyorlar ki: ‘Ergenekon’da ilk birkaç dalga tutuklamalar sadece başlangıç. Asıl büyük dalga arkadan gelecek.’ Ne dersiniz?”
Anlattılar:
Temel ile Dursun askerde paraşütçülük eğitimi alıyorlarmış. Komutan:
“- Şimdi bir deneme atlayışı yapacağız. Aynı anda atlayacaksınız. İlk paraşüt açılmazsa paniklemeyin, ikinciyi deneyin” demiş.
Atlamışlar.
Temel birinci paraşütü çekmiş. Açılmamış. İkinciyi denemiş. O da açılmamış. Hızla aşağı düşerken Dursun’a bağırmış:
“- Ula Tursun, iki paraşüt de açilmiy, yere çakilip oleceğum.”
Dursun kendinden emin, demiş ki:
“- Korkma Temel, haçan bu sadece denemedur.”
* * *
“Öcalan, PKK’ya, ‘Ergenekon, bunların arasında bir hegemonya savaşı... Siz karışmayın’ demiş. Niye ki?”
Temel’e sormuşlar:
“Aynı ray üstünde iki tren hızla birbirine doğru yaklaşıyor. Ne yaparsın?”
“- Hemen Fadime’yi çağırırım” demiş Temel...
“- Niye?”
“- Kopacak gümbürtüyü o da seyretsin diye...”
* * *
“Bazıları Ergenekon soruşturmasını ciddiye almamakla suçlanıyor” dedim.
Hıristiyan olan Temel örneğini verdiler. Ölmek üzereyken papaz kulağına fısıldamış:
“Ölmeden önce şeytanı lanetle...”
Omuz silkmiş Temel:
“Nereye gideceğimi bilmeden kimse hakkında yorum yapmak istemiyorum.”
* * *
“Erdoğan, kapatma davasından ne çıkacağını bilemeyen milletvekillerine, ‘Bu tren yoluna devam edecek, bundan emin olun’ dedi. Bunu bir şey bilerek mi söyledi?”
İşte yorum:
Avcılar, Temel’in önderliğinde ormanda ilerliyormuş. Karşılarına küçük bir delik çıkmış. Temel:
“- Yatın, tavşan deliği” demiş. Yatmışlar. Delikten tavşan çıkmış. Avlayıp yola devam etmişler.
Yolda bakmışlar, daha büyük bir delik...
Temel:
“- Yatın tilki deliği” demiş. Yatmışlar. Tilki çıkmış, vurmuşlar.
Sonra delik büyümüş:
“- Yatın ayı ini” diye bağırmış Temel... Ayıyı da avlamışlar.
Temel’in her şeyi bilmesinin rahatlığıyla keyiflenmiş avcılar... Bir süre sonra kocaman bir delik çıkmış karşılarına... Temel‘e bakmışlar. Temel:
“- Uşaklar” demiş, “...ne çikacağunu bilmeyrum. Siz yatın, ne çikarsa bahtumuza!”
Ertesi gün gazetelerde şu haber varmış:
“Dört avcı, tren altında kaldı.”

aydoe
23-07-2008, 13:34
Cumhuriyet 22.07.2008Alparslan Arslan’ın babası, Danıştay saldırısının türban nedeniyle yapıldığını söyledi
‘Ergenekon’la ilgili değil’
Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arslan’ın babası İdris Arslan, savcı Zekeriya Öz’ün 5 ay önce Ankara’ya giderek oğlunu sorgulamak istediğini belirterek “Oğlum ‘Sorgulayacaksa gelmesin, sohbete geliyorsa gelsin’ diye mesaj yolladı. Bunun üzerine iki saat süren bir görüşmeleri oldu” dedi.
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Danıştay saldırısının bir numaralı ismi Alparslan Arslan’ın babası İdris Arslan, oğlunun Ergenekon terör örgütü ile bağlantısının olmadığını ileri sürerek “Saldırıdan önce Elazığ’a geldi, uzun uzun görüştük. Türban konusundaki tepkisini sık sık dile getiriyordu, kararı verenlerin cezalandırılması gerektiğini söylüyordu. Ben de ‘Sinirleneceğine bir mum da sen yak oğlum’ dedim” diye konuştu.
NTV’ye açıklamalarda bulunan İdris Arslan, saldırının kaos yaratmak için değil milletin hassasiyetlerine dil uzatıldığı için gerçekleştirildiğini ileri sürdü. Arslan, “Saldırıdan önce Elazığ’a geldi, uzun uzun görüştük. Türban konusundaki tepkisini sık sık dile getiriyordu, kararı verenlerin cezalandırılması gerektiğini söylüyordu. Ben de ‘Sinirleneceğine bir mum da sen yak oğlum’ dedim. 2.5 yıldır her hafta Alparslan’la görüşüyorum, kitaplarını, saldırıdan önce aldığı notları inceledim. Ben onun babasıyım, bir bağlantısı olsa bilmez miyim! Bazı çevreler tarafından ilişkilendirilmek isteniyor, ismi kullanılıyor. Oğlum manevi değerlemize dil uzatanları cezalandırmıştır, Ergenekon çetesi ile uzaktan yakından bağlantısı olamaz” diye konuştu.
Oğlunun, avukatlık yaptığı dönemde Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin’in şirketinin işlerini takip ettiğini belirten İdris Arslan, bu nedenle görüşmelerinin doğal olduğunu söyleyerek “Davayı suiistimal konusu yapanların ellerindeki en önemli kanıt, Veli Küçük ile Alparslan Arslan’ın yan yana çekildiği fotoğraf. Oğlumu benden daha iyi tanıyan olamaz, o fotoğraftaki Alparslan Arslan değil” diye konuştu.
İddiaları yalanlamıştı
Arslan, Ergenekon soruşturması savcısı Zekeriya Öz’ün 5 ay önce Ankara’ya giderek oğlunu sorgulamak istediğini ve bunun için cezaevi yönetimine başvurduğunu belirterek “Oğlum ‘Sorgulayacaksa gelmesin, sohbete geliyorsa gelsin’ diye mesaj yolladı. Bunun üzerine iki saat süren bir görüşmeleri oldu” diye konuştu.
Ergenekon soruşturması iddianamesinde Danıştay saldırısıyla yapılanma arasında ilişki olduğu ileri sürülmüştü. Öz’ün, Ergenekon terör örgütü ile Danıştay saldırısı arasındaki bağlantıyı Danıştay sanıklarından Osman Yıldırım’ın “Bombaları Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ten aldık” şeklindeki ifadesini çıkış noktası alarak kurduğu iddia edilmişti. Bunun üzerine Sincan F Tipi Cezaevi’nden babası aracılığıyla mesaj yollayan Alparslan Arslan, “Yıldırım’ın yalan söylediğini öne sürerek, savcı Öz tarafından yönlendirildiği” açıklamasını yapmıştı.
Gazetemize yönelik bombalı saldırıların faili olduğu belirlenen Alparslan Arslan, Danıştay’a 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleştirdiği silahlı saldırıda üye Mustafa Yücel Özbilgin’i öldürmüş, 4 üyeyi de yaralamıştı. Saldırıya ilişkin davayı karara bağlayan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, saldırganla Ergenekon arasında ilişki kuramayarak davayı karara bağlamıştı. Mahkemenin emekli başkanı Orhan Karadeniz, geçen hafta yaptığı açıklamada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan kendilerine gelen dosyada sanıklarla Ergenekon soruşturması arasında bağ kurabilecek delil bulunmadığını açıklamıştı.

aydoe
23-07-2008, 13:40
Cumhuriyet 23.07.2008Ergenekon’la ilişkilendirilen Hizbullah, basın açıklaması yaparak Fethullahçı yayın organlarına tepki gösterdi
‘Hayal ürünü iddialar’
© Kamuoyu önüne çıkmaktan genellikle kaçınan örgüt adına dün ilk kez bazı gazetecilere gönderilen e-postalarda, “Son günlerde özellikle Fethullah Hoca grubuna bağlı basın yayın organlarında Hizbullah cemaatini Ergenekon yapılanmasıyla ilişkilendirme çabaları görülmektedir. Her halinden ısmarlama ve hayal ürünü olduğu anlaşılan bu yazı çelişkilerle doludur” ifadeleri kullanıldı.
MEHMET FARAÇ
Zaman gazetesinin önceki günkü sayısında yer alan “Hizbulvahşet’in büyük hamisi Ergenekon çıktı” manşeti, Hizbullah örgütü yöneticilerini kızdırdı. Örgüt dün ilk kez bir basın açıklaması yaparak Fethullahçı yayın organlarını hedef aldı. Açıklamada, “Fethullahçıların gerçek kimliklerinin ortaya çıkması endişesiyle örgütü hedef aldığı” ileri sürüldü.
Önce Aksiyon dergisi, sonra da Zaman gazetesinde yer alan haberlerde, Beykoz’da öldürülen örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun Adana’da üst düzey jandarma görevlileriyle işbirliği içinde olduğu iddialarına yer verilmişti. Haberde, Velioğlu’ndan “komutanların emir eri” diye söz edilmişti. Yalnız bunlar değil, Zaman’ın büyük bir gafı da örgütü kızdırdı. Zaman, İran’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren Hizbullahi Menzil kanadı siyasi lideri Molla Mansur Güzelsoy’un, örgütün İlim kanadınca öldürüldüğünü iddia etmişti.
‘Masa başında üretilmiş...’
Kamuoyu önüne çıkmaktan genellikle kaçınan örgüt adına dün ilk kez bazı gazetecilere gönderilen maillerde, Fethullahçı yayın organlarına ağır eleştiriler getirilerek şöyle denildi: “Son günlerde özellikle Fethullah Hoca grubuna bağlı basın yayın organlarında Hizbullah cemaatini Ergenekon yapılanmasıyla ilişkilendirme çabaları görülmektedir. Her halinden ısmarlama ve hayal ürünü olduğu anlaşılan bu yazı çelişkilerle doludur. Bu grubun, aynı istikamette masa başında ürettikleri hayal ürünü yalan ve iftiralarına geçmişte de şahit olduk. Fethullah Hoca grubuna birkaç hatırlatmalarda bulunmak isteriz. İslama bağlılıkta eğer samimi iseniz, içinde bulunduğunuz bu hal ve eylemlerinizde İslamı ölçü olarak almanız gerekir. Belgesiz iftira ve karalama eylemlerini değil İslami bir cemaate karşı yapma, kâfir bile olsa hiçbir insana karşı böyle bir fiili işlemeye İslam cevap vermemektedir. Bugün atılımlar ve çıkarmalarla yerleşmek istediğiniz Güneydoğu’ya gelip rahat faaliyet yürütme imkânını, bağlı bulunduğunuz derin devlet size sağlamamıştır. Aksine Hizbullahçıların Allah yolunda akıttıkları temiz kanlarının bereketiyle oluşan ortam sayesinde olmuştur. Doksanlı yıllarda içinde bulunduğunuz zillet ve alçaltıcı durumu unutmayın.”
Fethullahçıları tel’in!..
“Hizbullah Basın Bürosu” imzasıyla yapılan örgüt açıklamasında, Fethullah grubunun “Devlet nezdindeki konumunu güçlendirmek, maddi ve teşkilati varlığını korumak uğruna kendi dışındaki İslami gruplara saldırı ve düşmanlık yaptığı” öne sürülerek şu ifadelere yer verildi:
“Kürt halkına hakaret içerikli dizileri televizyonunuzda yayınlatmaktasınız. Şoven tavrınızıİslami bir kamuflajla yaptığınız için bu hatalarınızın bedelini Müslümanlar ödemektedir. Her ne kadar bölge halkı sizi iyi tanıyor ve gerçek yüzünüzü biliyorsa da Türkiye genelinde bu yayınlarınızla iğfal ettiğiniz çok sayıda insan vardır. Bunların hesabının, bu dünyada sorulmazsa bile ahirette sorulacağını unutmayın. Hizbullahi Müslümanlara bu şekilde saldırma ve onları karalamanın nedeni, gerçek kimliğinizin ve bağlantılarınızın ortaya çıkacağı telaş ve endişesi içinde olduğunuz gibi bir tedirginlik gözlenmektedir. İçeride derin devlet ve gayrimeşru oluşumlarla, dışarıda ise uluslararası müstekbir güçlerle var olan karanlık ilişkilerin ortaya çıkmasından en çok korkusu olanlar sizler olmalısınız. Ayrıca Ergenekon operasyonunun tek tanığı olan ve Kanada’ya yerleşen şahsın da sizin televizyonun personeli olduğunu herkes bilmektedir. Sözde İslami bir grubun iftiralarını tel’in ediyoruz.”

dilaver
23-07-2008, 13:48
“Kürt halkına hakaret içerikli dizileri televizyonunuzda yayınlatmaktasınız. Şoven tavrınızıİslami bir kamuflajla yaptığınız için bu hatalarınızın bedelini Müslümanlar ödemektedir

Kürt Haması na dogru gidildiginin bir işareti bu bana kalırsa. Pkk ya alternatif olarak Kürt Haması getirilmek isteniyor .

saygılarımla

-InVi-
23-07-2008, 14:08
Bence bu kadar gürültüye ragmen, sonucta cezalandirilicak olanlar Veli Kücük, Dogu Perincek ve bir kac is bitirenler olacaktir diye düsünüyorum.
Emekli Pasalar delil yetersizliginden ceza alamayacaklar ve isler oldugu gibi devam edecek.
Yani devrimci bir cözüm yerine, revizionist bir yaklasim ile isler "güya" cözülmüs olacak.

kandahar
23-07-2008, 15:00
Kürt halkına hakaret içerikli diziler hangileymiş ki?

sargon
24-07-2008, 03:22
Son olarak 5 ilde yapilan operasyonlarin Ergenekon ile iliskisi arastiriliyor. Operasyonda IP ve Milli Gorus grubunun icinde oldugu bilinen Milli Cozum dergisi cevresinden toplam 30 kisi gozaltina alinmis durumda. Operasyonun Ergenekon davasi ile birlestirilip birlestirilmeyecegi yapilacak sorgulamalardan sonra belli olacak. Eger birlestirilirse Ergenekon davasi oldukca renkli bir goruntu almis olacak. Iki pasa basta olmak uzere cok sayida eski subay, istihbaratcilar, suikastciler, cogu Isci Partili olmak uzere politikacilar, mafyacilar ve son olarak ulusalci islamcilar.

Radikal gazetesinin "'İslamcı ulusalcılara' operasyon" baslikli haberi (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=889900&Date=24.07.2008&CategoryID=77)

sargon
24-07-2008, 03:29
Birkac yildan beri Rauf Denktas'in nerdeyse her isin altinda parmaginin oldugunu dusunuyorum. Bir arkadasla sohbet ederken, bu operasyon Rauf Denktas'a neden uzanmiyor demistim. Ne kadar darbeci tezgahi kokusu veren is varsa icinde Rauf Denktas'in adi geciyordu. Tevekkeli, o da bir seylerin farkinda olmali ki, simdiden onlemini almaya calisiyor.

Radikal'in Rauf Denktas ile ilgili haberi (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=889934&Date=24.07.2008&CategoryID=77)

kandahar
24-07-2008, 10:36
Kusura bakmayın ama fantazinin boyutunu Yüzüklerin Efendisi noktasına getirmişsiniz. Gerçek hayatta birbirinden zerre hazzetmeyen solcu-ateistlerle, sağcı-islamcıları bile aynı kefeye koydular ya pes artık!

Ahmet Hakan'ın yukarıda bahsi geçen Milli Çözüm ile ilgili yazısı;

Tayyip’in en eski düşmanı: Ahmet Akgül ve avanesi

DÜN gözaltına alınan Ahmet Akgül, çok enteresan bir adam...

Şöyle ki:

"Milli Görüş"ün eski elemanlarındandır... "Akıncı" liderliği yapmıştır... "Nurculuk" yapmıştır... Refah Partisi’nin hatipliğini yapmıştır... Yörünge dergisinde yazarlık yapmıştır... Refah’tan milletvekili adayı bile olmuştur... Milli Gazete’nin Elazığ temsilciliğini yürütmüştür... Milli Gazete adına "Elaziz" adlı yerel bir gazete de çıkarmıştır...

Tayyip Erdoğan ile Erbakan’ın arası limoni iken...

Ahmet Akgül, Elazığ’da çıkardığı yerel gazeteden Erdoğan ve arkadaşlarına zehir zemberek yazılar yazmıştı...

Bunun üzerine Erdoğan, bu gazeteyi Erbakan’a şikayet etmiş, Erbakan da pek güvenilir bulmadığı Akgül ile arasına mesafe koymuştu...

* * *

Ahmet Akgül, sonradan etrafına topladığı birkaç kişinin lideri oldu...

"Milli Çözüm" adını verdiği bir dergi çıkardı...

Milliyetçi, mukaddesatçı, her taşın arkasında bir Yahudi parmağı arayan, Erbakan’a rağmen Erbakancı, tuhaf, çocuksu bir yayın organıdır Milli Çözüm... Ciddiye alınacak bir tarafı yoktur.

Dergide "Gömleğini değiştirmişsin nihayet / Etmişsin temiz davaya ihanet" tarzında şiirler falan yer alır...

Vakit Gazetesi bile Milli Çözüm’ün yanında "Tertemiz bir dille yayın yapan çok düzeyli bir yayın organı" kalır... Gerisini siz düşünün!

Ahmet Akgül ve adamları "Ergenekon"dan mı gözaltına alındılar? Suçları nedir? Bilemiyorum...

Ama bildiğim bir şey var: Ahmet Akgül ve adamları o kadar gayri ciddi ve çocuksudur ki, eğer "Ergenekon"a bağlanırlarsa, "Ergenekon" bir kez daha sulandırılmış olur.

----------------

Görüldüğü üzere Mr.T'ye ve partisine, ama saçma ama tutarlı muhalefet eden kim varsa Ergenekon ayağına içeri alınıyor. Adamlar DP hükümetinin son zamanlarını hatırlatmaya başladılar iyiden iyiye. Diktatörlüğe dönüyor durum fakat sanırım İsviçre Alpler'inde inek sağıp çikolata yerken davulun sesi hoş geliyor size Sargon amca. Biz burada gidişatı hiç iyi görmüyoruz.

aydoe
24-07-2008, 10:49
Ezogelin çorba yapıyor,koyulaştıkça su katıyor.sulandıkça dane atıyor.
Çorbanın tarifini haham vermiş ama bu yahudi çorbası bizde tutmaz,damak zevkimize uymaz:)
Tuzu biberi eksik birkaç pkklı birkaçta ermeni katılsa daha iyi olur.
Nurcular haricindeki her kimyadan bulunmalı bu çorbanın içinde:D

kandahar
24-07-2008, 11:06
Bu kadar acı sonuçları olmasa, iyiden iyiye Otoriterizm'e dönmese durum, gerçekten gülünecek bir halde dava. Bir gün dedikleri ertesi gün dediklerini tutmuyor, davanın temelini dolandırıcılıktan aranan STV'de çalışmış sonra Haham olmuş (o nasıl oluyor onu da bilemiyorum çünkü din değiştirmekle Yahudi olunmaz) adamın iddiaları oluşturuyor, birbirinden nefret eden adamlar aynı örgüte mensup olmakla suçlanıp içeri alınıyor, iddianamede Agarta adlı fantastik bir uygarlığa göndermeler yapılıyor... Yani bu kadar saçmalık belki yine de güleceğiz fakat boyu kadar torunu olan adamlar her Allah'ın günü ciddi ciddi bunlar üzerine yazılar döşeniyor medyada... Allah sonumuzu hayır etsin ne diyelim.

dilaver
24-07-2008, 15:34
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=102424&YZR_KOD=151

Cengiz Çandar dan farklı bir Atatürk/ Atatürkçülük ve Ordu / darbe ilişkisine ait bir yorum. Atatürkçüler tartışmalı. Atatürk ün siyaset dışına taşıdıgı ordunun darbeye heveslenmesi ne kadar Atatürk ile bagdaşıyor.

saygılarımla

frodo
24-07-2008, 15:58
Gerçekten şaşarak izliyorum bu tartışmaları.

Ve sol adına konuşan kişilerin bu kayıkçı kavgasında AKP kuyruğunda, dümen suyunda olmalarını hiç mi hiç anlamıyorum.

Türkiye (ve benzeri ülkelerde) bir "derin devlet" oluşumu vardır ve bunun hakkından gelecek olan güç bellidir. Oysa şu anda sürdürülen operasyonların bu derin devlete karşı olduğunu düşünmek saflıktır. Muhtemelen "derin devlet" bu girişimlere kıs kıs gülmektedir.

Dilaverin verdiği linkte Cengiz Çandar bakın ne demiş;

""Avrasyacılık" ını görmek ve bunun sadece onunla sınırlı, Silahlı Kuvvetler içinde hiç yandaşı olmayan bir düşünce sayılamayacağını anlamak gerekir.
Aynı şekilde, sivil hayatta, aslında "Üçüncü Dünyacı" olan ve kendisini "solcu" olarak sunan arkaiklerin sayısı da yabana atılamaz. Bunlar, "kapitalizm" e ve en başta "Avrupa Birliği" ne, daha doğrusu "Avrupa Birliği'nde demokratik Türkiye' ye" karşıdırlar. "Anti-Amerikanizm" bayrağını yükselttikleri oranda, kendilerine bugüne dek sahte bir meşruiyet alanı da yaratmayı tasarlamışlardır.
"Ulusalcılar" , "Türk Baasçıları", "İttihatçı artıkları", bir kısım Kemalist geçinenler ile "Üçüncü Dünya solcuları"nın oluşturduğu, içine günümüz CHP'sini de alan yelpazenin "vurucu gücü" nün Ergenekon olduğu belli oldu.
AB karşıtlığı ile Türkiye'nin demokrasi ufuklarına karşı tavır alan, ağızlarından "Sorosçuluk" , "Fethullahçılık" , "numaralı Cumhuriyetçiler", "AKP yandaşlığı" vs. gibi klişeleri eksik etmeyerek, şiddetli bir "dezenformasyon" faaliyetine girişenler, aynı "ahtapot" un kolları.
Siyasi suikast bunların işi. "Kişilik katli" bunların işi.
Yöntemlerde ayrılabilirler ama "ideolojik akrabalıkları"nı Ergenekon dosyası ortaya çıkarttı."

Sadece bu satırlar bile yükselen neo-liberalizmin vıcık vıcık yağcılığından başka bir şey değildir. Bu satırların sahibinin aksine sol, "demokrasi hemen şimdi" şiarına sarılmalı tüm darbeciliğin (başta 12 eylül, susurluk, jitem uygulamaları v.b) yargılanması için bayrak kaldırmalıdır. Bu yargılamaya demokrasi adına ülkeyi peşkeş çekmekte beis görmeyen BOP Türkiye temsilcileri de dahil edilmelidir.

Bu süreci Odtülü öğrencilerin açtığı pankart en güzel şekilde açıklamaktadır:

"Özgürlükçüyüz ama salak değiliz."

Squall
24-07-2008, 16:05
"AB karşıtlığı ile Türkiye'nin demokrasi ufuklarına karşı tavır alan, ağızlarından "Sorosçuluk" , "Fethullahçılık" , "numaralı Cumhuriyetçiler", "AKP yandaşlığı" vs. gibi klişeleri eksik etmeyerek, şiddetli bir "dezenformasyon" faaliyetine girişenler, aynı "ahtapot" un kolları.
Siyasi suikast bunların işi. "Kişilik katli" bunların işi."

Demek fethullahçılara ve de ab'ye karşı tavır alanlar darbeci zihniyete sahip bireylermiş...

Cengiz çandar gibi maaşını direk fetoculardan alan birisinin yazılarını ciddiye alıcaz öyle mi dilaver emmi??

Bu zavallı,acınası satırlardan orgazm olan Atatürk düşmanı arkadaşlar var demek hala aramızda..

Ayrıca bi alıntıda yapmak isterim bu konuda son olarak.

"EĞER SİYASİ ARENA DA BAŞTA LAİKLİK OLMAK ÜZERE CUMHURİYETİN BÜTÜN KAZANIMLARINI SAVUNACAK VE BUNLARI SAVUNURKEN DE DİNLERE,İMANLARA TAVİZ VERMEYECEK BİR TEK LAİK SİYASİ PARTİ YOKSA VE LAİKLİĞİN KORUNMAYA İHTİYACI VARSA,ÇÖZÜM DEMOKRATİK PARLEMANTER DÜZEN İÇİNDE OLMAZ!"

frodo
24-07-2008, 16:25
Farklı bir ergenokon yorumu:

İKİ ÇARPI İKİ EŞİTTİR ERGENEKON MU?
M.Pekdemir, Birgün 11:52 14 Temmuz 2008



Çözülmeyi bekleyen ‘kazık’ bir problem var: Rejim krizi, müesses nizam (kurulu düzen) bünyesindeki çatlama vesaire…. Problemin çözümü için bize aritmetiğin dört işlemi dayatılıyor. Böleceksin, çarpacaksın, toplayacaksın, çıkaracaksın ve taraf olacaksın. Bu kadar kolay mı?

Paradoks şurada: Böyle kazık (karmaşık) bir problemin çözümü basit olabilir mi? Mesela sadece bölme işlemiyle sonuca ulaşılabilir mi? Durduğunuz yere bağlı… Problemi emek ekseninde alırsanız, ezen-ezilen, sömüren-sömürülen diye ikiye bölersiniz. Alnınız açık, vicdanınız rahat bir şekilde tercihinizi yaparsınız. Ama bunu yaptığınızda, indirgemeci derlermiş, kazma solcu derlermiş, varsın desinler.

Peki ama problemi müesses nizamla sınırlı tutanlar da indirgemeci olmuyorlar mı? Onlar hem basit hem de mevzuyu saptıran bir bölme işlemi yapıyorlar. Onlar da hep ikiye bölüyorlar. Tarihten bakınca, İtilafçılar ile İttihatçılar ya da Siyasi İslamcılar ve Laikler, Çevre ve Merkez... AB’den bakılınca, Müslüman demokratlar ile otokrat laikler… Liberallik adına cemaat gözlüğüyle bakınca Demokrasi cephesi ile darbe cephesi… Falan filan…

Aslında hepsinin bileşkesinde şu karşıtlık yatıyor: Bir yanda hükümet öbür yanda Ordu. Güncel siyaset bakımından problemin bu türden bir tasnifle ele alınmasında yadırganacak bir yan bulunmayabilir. Çünkü öne çıkan aktörler hakikaten bunlar.

Ama illaki bu iki taraftan birini tutmak mı gerekiyor? Mutlaka birini tutmalısınız diyorlar. İyi de… Tutamıyorsunuz… İkisi de elinizi yakıyor. Ve dahi canınızı yakıyor ve dahi canınızı sıkıyor.

Çünkü biliyorsunuz ki bu düzlemde, onların yaptığı gibi tek bir bölme işlemi yetmiyor, bir bölme işlemi daha gerekiyor. Ya da… Aa! Bir bakıyorsunuz ki zaten iki taraf da kendi içlerinde zaten ikiye bölünmüşler. Size dayatılan problemin ikişerden dört faili var. Bir yanda, yani İslami cenahta AKP ve (hem onun içinde yer alan hem ondan bağımsız) cemaat kuvveti yer alıyor. Yani bu cenah da kendi içinde çelişik ve zaman zaman çatışan faillerden oluşuyor. Diğer tarafta, yani laiklik cephesinde de ulusalcılar ve NATO’cular olduğunu biliyorsunuz ve bu çelişkili durum artık ifşa edilmiş şekilde karşınızda duruyor.

Evet demek ki iki taraf ve 4 fail var… Ve iki taraf arasında ise çarpraz ilişkiler… Enis Berberoğlu bu faillerden birinin adını açıktan koydu: “Sanki gizli bir el gibi çalışan cemaat, TSK ile hükümetin arasını açma gayretini sürdürüyor. Belli ki Tayyip Erdoğan’ı gözden çıkartmış olan cemaat AKP’yi yeni bir isim etrafında toparlama planları için zaman ve zemin kolluyor.” Yalan mı?

Birbirine karşıtmış gibi mevzilenen bu iki tarafta yer alan dört fail arasında, el altından çarpraz ittifaklar, mutabakatlar gırla gidiyor. Gel de işin içinden çık.. Demek ki en iyisi bu işin içine hiç girmemek, tezgahın dışında kalmak…

Şemdinli sürecinde de yazmıştım. Bilgilendiriliyoruz diye kulağımıza bir şeyler fısıldandıkça sağır oluyoruz. Olayı aydınlatmak için alın size fener dediklerinde, feneri gözümüze tutuyorlar. Kör oluyoruz.

Çünkü orta yerde onların aritmetiğinin bölme işlemiyle ulaşılabilecek bir çözüm yok.

Oysa şimdiki siyaset aritmetiğinin asıl sorusu şöyledir: Çarpraz ilişkileri ve ittifakları olanlar arasında çarpma işlemi yaparak, bir kümeyi diğerinden nasıl çıkarırsınız? Kazık bir soru… Ama cevabı var. İki (AKP ve cemaat) ile ikiyi (ulusalcı ve NATO’cu paşalar) çarptığınızda aslında çıkarma işlemi yapmış oluyorsunuz! Elinizde ise bir “eksi Ergenekon” kalıyor, yani ıskartaya çıkartılıyor.

Çünkü, burada, bu siyaset aritmetiğinin kuralını koyan bir belirleyen var: ABD, yani the hakem. Bize dayatılan problemin faillerinin hepsinin kökü dışarıda, ‘ulusalcı’ Ergenekon da dahil... Bakalım bugün açıklanacağı söylenen İddianame’de nasıl bir aritmetik olacak..

Şimdiden şunu söyleyebilirim: Çarpma işlemiyle çıkarma yapmaya kalkışanlar, herşey hakkında hiçbir şey söylememiş olurlar

dilaver
24-07-2008, 16:25
Squall

Her mesajında kin ve nefret üretmekten vazgeç artık. Polemiklere girmeden de düşüncelerini ifade edebilirsin sanırım.

Cengiz Çandar'ı sevmedigim gibi düşüncelerine de katılmam. Ama bu başlıkta her görüşün yer almasına çalışıyoruz, böylece her kesin ne dediginden haberdar olabiliriz. Takip etmeyenler de edebilir. Benim o yazıyı asarken dikkat çekmek istedigim şu paragraftı :

Atatürk , Mareşal üniformasını çıkartıp, komutanlara da ya siyasete girmelerini veya üniformalarını giymeye devam edeceklerse siyasete karışmamalarını bildirmiş ve böylece Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren "askeri darbe" ye kapıları sürgülemişti.
"Askerin siyasete müdahalesi", Atatürkçü değil, Atatürk'ün de karşı olduğu bir İttihatçı tarz-ı siyasetidir.

Burada da farklı bir Atatürkçülük dile getirilmiş. Buna ne diyorsunuz onu söyleyin.

saygılarımla

Squall
24-07-2008, 16:52
Yazılarımda kin ve nefret tohumları ektiğimi düşünmüyorum.Düşmanca ve saldırganca fikirlere cevap vermekteyim sadece..Bu düşüncelerimi yanlış yorumlayan sizlersiniz..

Bunlar benim düşüncelerim..katılırsınız ya da katılmazsınız..o da sizin sorununuzdur..

Çoğunluk aklını yitirdi diye aklını muhafaza eden azınlığın da aklını yitirmesini isteyemezsiniz..

-InVi-
24-07-2008, 18:54
Arkadaslar önce bir karar verilmesi lazim....
Devlet icinde bir cetelesme , gayri mesruh ( yani gücünü halk'tan almayan- halka ragmen- halkimizin daha özgürce bir yarinlar özlemine muhalif )bir yapilanma varmidir yokmudur ?
Eger böyle bir yapilanma varsa, buna karsi durusumuz ne olmali ?
Böyle bir yapilanmaya karsi cikmayi Partizanlik ( Akpcilik ), Seriatcilik, Emperialist güclere hizmet etmekcilik ile kücük göstermek istemenin nedenleri bir önyarginin ürünü olabilir mi ? Tabiri caiz ise zamana ve sartlara göre 2 x 2 herzaman 4 degilmidir ?
Yoksa sayet böyle bir yapilanma o zaman bu kadar gürültünün anlami ne ?
Ülkemiz insanlarinin Kaabe'den , Mimber'den yönetilmesine karsi cikanlarin, hangi makul gerekceye dayanarak Kisla'dan yönetilmesinden yana olduklarini sahsen anlamis degilim.

dilaver
24-07-2008, 20:17
Tuncay Güney ile ilgili verdigim haber başlıgına Ayşe Önal'ın cevabı :

Ayşe Önal
http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=24.07.2008&c=1&i=130671 (http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=24.07.2008&c=1&i=130671)

Dürüst bir insandır, Üniversite ve sonrası arkadaşım oldugu için biliyorum. Eski Aydınlık çıdır. Ama ismi Militan Ayşe idi ve resmen taşlı sopalı kavgalarda en önde yer alır , herkese önderlik ederdi. Bu yazıda Veli Küçük iddiaları önemli.

saygılarımla

-InVi-
24-07-2008, 20:49
Dilaver hepsi Iftira iftira ! :)
bunlar sadece fetocu, akpci, libos ve emperialist güclerin emrindeki , ali kemallerin, gerici seriatci anti-kemalist medyanin karalama amacli, bizi icten yikmanin tezgahlari ! :)
veli kücük ve anli sanli ekibi bu ülkenin tartisilmaz tek kahramanlari bunu tartismaya , sorgulamaya süpheye düsmeye bile gerek yok ! ! ! !

kandahar
24-07-2008, 22:11
Dilaver Amca'nın verdiği bağlantıdan, ki Yeni Şafak gazetesi ilgili bölümü kopyalıyorum;

Öğle vakti, İzmit'te bir yere uğrayacağını söyledi. Jandarma kışlasının önünde durduk. 15 dakika sonra Tuncay geri geldi ve 'Abla Paşa seninle tanışmak istiyor' dedi. İçeri girdik. Tuncay, 'Paşam size Ayşe Önal'ı getirdim' dedi. O zaman Küçük'ü hiç kimse tanımıyor. İçeride on dakika kadar oturduk. Küçük başladı, 'Şu, bu Ermenidir, hem bizim bir istihbarat örgütümüz var' diyerek, insanların aleyhinde atıp tutmaya. Benim en iyi arkadaşlarım Ermeniler, adını verdiğiniz kişilere anlatacağım, hakkınızda dava açacağım' dedim. Sinirlenerek oradan ayrıldık” dedi.

Burada suç unsuru var mı? Bence yok.

Güney'in, “Ünal Erkan'la sınır geçişini ayarladı. Ergenekon Irak'ta PKK'ya silah götürürken yanımızdaydı. Konteynerlerde silah olduğunu öğrenince tartışıp geri döndü” iddiası için Önal şunları söyledi: “Ben belki 200 kez K.Irak'a gittim. Talabani ile röportaj için gidiyorduk. Kuyruklarda beklememek için Erkan yardımcı oluyordu. Silopi'de Güney'e rastladık, kötü bir arabası vardı. 'Abla ben de geliyorum' dedi. Ayrı arabalarda gittik. Ben silah milah görmedim. Selahattin'e gittik, Tuncay bizi yaşlı bir Türkmenin evine götürdü. Adam bize güzel sofra hazırladı. Tuncay'la Irak'taki irtibatımız bundan ibaret.”

Buradan da Tuncay Güney adlı dolandırıcılıktan aranan, 22 yaşında STV Anahaber bültenine sunucu yapılan, Kanada'ya kaçmış ve Haham olmuş kişinin Ergenekon PKK'ya silah veriyor iddiasının da palavradan ibaret olduğunu anlıyoruz.

sargon
24-07-2008, 22:42
Bilindigi gibi Ergenekon pasalari gazeteci Ahmet Hakan'i akredite gazeteci olarak sectiler. 28 Subat surecinde Ahmet Hakan akredite olamamisti. Simdi super akredite oldu :) 2001 yilinda olumler esliginde benim de bir yil yatmis oldugum cezaevinden Tolon ve Senuygur pasalarin Ahmet Hakan'a gonderdigi mektup uzerine en guzel yorum olarak Vatan gazetesinden Mehmet Tezkan'in yorumunu sectim.

Tolon’dan önce CHP lideri Baykal da Genelkurmay’ın sessiz tavrına ince bir gönderme yapmıştı..
Şöyle demişti:
“TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, yardımcısı Sinan Aygün’e sahip çıktı. Ses verdi. Sonunda da haklı çıktı. Bari diyorum, madem başka sahip çıkan yok, Odalar Birliği Başkanı, emekli komutanlara da sahip çıksaydı da onların da tutukluluk hali ortadan kalksaydı.”
Genelkurmay..
Büyükanıt istifini bozmadı.. Sessiz kaldı.. Sessizliğini korudu..
Doğru da yaptı..

*


Tolon Paşa’nın dört duvar arasında şöyle düşündüğüne eminim..
Büyükanıt, Şemdinli’de kitabevini bombalanmaktan tutuklanan iki astsubaya bile sahip çıktı..
Tanırım, iyi çocuklar dedi..
Benim için tek bir cümle bile etmedi.. Onlar astsubay, ben orgeneralim Büyükanıt beni onlardan on bin kat fazla tanır.. En yakın arkadaşım..


Buyukanit'in neden sesi cikmadigini siz en iyisi Mehmet Tazkan'dan okuyun (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Tutuklu_Tolon_Pasadan_Org_Buy ukanita_sitem_190483_4&tarih=24.07.2008&Newsid=190483&Categoryid=4&wid=131)

Cem
26-07-2008, 14:23
Demokratik bir Türkiye için günümüzdeki en büyük tehlikeyi darbecilik ve otokratik rejim olarak görüyorum. AKP de içinde barındırdığı İslami gelenekten dolayı potansiyel olarak Türkiye'nin geleceği için tehdit olsa da darbeci-militer güçlere oranla ikinci planda tehdit olarak görüyorum. Çünkü AKP birincisi Milli Görüş geleneğinden uzaklaşmış, yüzünü avrupaya dönmüş, demokrasiye muhtaç kalmasından dolayı gittikçe daha fazla bağlanmak zorunda kalmış ve günümüzün avrupalı hıristiyan demokrat partilerine benzemeye başlamıştır. Biliyorum pek çok arkadaş bu değişimi AKP nin takiyyesi olarak yorumluyor ancak ben buna kısmen katılmakla birlikte partide takiyyeden öte özsel değişimlerin de olduğunu gözlüyorum.

Şu halde AKP ye karşı mücadelede demokrasiyi rafa kaldırmamız veya kaldıranları desteklememiz diye bir şey olmaz. Bu durumda tarafsız kalmak diye bir tavrı da yanlış buluyorum.

Ergenekon'a karşı mücadele elzemdir. Türkiye için birincil tehdit Ergenekondur diye düşünüyorum. Neden bu kadar elzemdir sorusunun yanıtlarından biri de ileride demokrasiyi rafa kaldırmaya yeltenenler için Ergenekon davası caydırılcılık etkeni olacaktır.

Geçmişten günümüze Türkiye darbeler ülkesi oldu. Artık olmaması için Ergenekoncular yargılanmalı. Bundan sonra askeri darbeler yapanlar darbe sonrası eskisi gibi rahat olamayacaklarını bilmeliler.

Türkiye batı demokrasileri gibi olacak ise demokrasiyi her türlü tehditten korumalı. Geçmişteki gibi sadece ML hegemonya veya şeriatçiliğe karşı değil darbecilere karşı da durabilmeli. Bugüne kadar askeriyenin adeta devlet içinde devlet olması ve dokunulmazlıklarından dolayı davalar yapılamıyordu. Artık en azından emekli paşalar eski itibarlarının kalmadığını bilmeliler.

Ergenekon davası Türkiyenin geleceği için çok önemlidir. Tarafsız kalmak yanlıştır. Marksist sol da önemli ölçüde tarafsız kalma eğilimi vardır ki darbecilerden en fazla çekmiş bu kesimin bu davada tarafsız kalmasını ilginç buluyorum. Mesele kayıkçı kavgası olmaktan çok ötedir. Bu dava ile Türkiyenin tüm sorunları çözülmez ama hukuk devleti olabilmenin çok önemli bir aşaması atlatılmış olur.

oncugenc
26-07-2008, 14:34
iyi de iddianamede darbe girişimi diye bir suç yok ki...

frodo
26-07-2008, 14:50
Soru şu cem; bu iddianame koparılan gürültüyle eşdeğer midir ?

Sol "darbelere" var olan en küçük hücresiyle(biyolojik anlamda) karşıdır. Çünkü darbelerden en fazla mağdur olan kesim soldur. Solun bu konuda tarafsız olması düşünülemez. Ama sol ergenekon soruşturması adı altında koparılan demokrasi, özgürlük, AB yolunda büyük adımlar gibi gözboyamalara karşı uyanık durma gereğini hisseder.

25.3 tarihli iletimde demişim ki :
Sevgili sargon benim dikkati çekmek istediğim şey, yorum yapmamalı, devlet içerisinde onunla şu yada bu şekilde bağlantılı "çeteler" yoktur demek anlamına gelmiyor. Demem o ki bu ergenekon çetesi dağın fare doğuracağı yerdir. Yani hepimizin özlemi olan "derin devlet" in ifşaası, etkisizleştirilmesi, halkın ve her tür eşitlikçi-özgürlükçü hareketin başına musallat olan kirliliğin yok edilmesi falan gibi hedeflere yürüyen bir araştırma-soruşturma değildir. Peki nedir ? Ortada kirli isimler var ve bu kirli isimlerin kendi şahsi ve kirli çıkarları etrafında vatan-millet-adapazarı söylemleri ile iş bitirici bir çıkar ortaklığı var. Yani bu soruşturmadan ne Şemdinli, ne Susurluk, ne halâ karanlıkta kalan aydın cinayetlerinin aydınlatılması gibi sonuçlar çıkmayacak.
Şimdilik Akp ve onun vurucu timi gibi görünen Fettullahçı yapılanmalar "isim cazip" olduğu için bu çeteyi büyütme, hiç olmadığı ve olamayacağı bir siyasal yapılanma olarak sunma hevesindeler.


Şimdi iddianame ortada. Neymiş ?
Bu ergenekon öyle bir şeymişki devlet kurumları ile hiç ilgisi yokmuş. Yani derin devlet hiç olmamış sadece ismi yıllardır kirli işlerle anılan bir emekli generalin oluşturduğu bir örgütlenme varmış. Bunu ortaya çıkarmakla da Türkiye, daha özgür (dinlenen telefonları, fişlenme korkusunu, toplumda oluşturulan büyük korkuyu unutma koşuluyla :mad:), emekçilerin seslerini diledikleri gibi yükseltebildikleri, hak arayabildikleri (daha 1 mayıs hafızalarda iken mümkün mü), toplumsal adaletin hızla sağlandığı (son beş yılda milyarderler listesine giren kaç kişi olmuştu ?), ekonomik refahın olduğu (peşi sıra gelen zamlara dikkat) büyük bir ülke (borç stoğumuzdan haberi olan var mı ) olmuştur.

Yerseniz.

Oysa sol demeye çalışıyor ki; demokrasi hemen şimdi...Tüm darbeciler, derin devlet ve onun uzantıları yargılansın ve Türkiye'nin önündeki engeller kaldırılsın.

Kendisinden hiç hoşlanmasam da Ufuk Uras'ın TBMM'de verdiği darbecilerin araştırılması önergesine kim karşı çıktı? Belki bu soruya verilecek cevap senin Akp ile ilgili "güzel" düşüncelerini açıklar.

Selamlar.

dilaver
26-07-2008, 14:59
İddianamenin ortaya çıkması ile birlikte artık Ergenekon ile darbe ilişkisini kurmak ve darbecilere karşı mücadele ettigini iddia etmek hayal oldu. Savcılık TSK ile Ergenekon ilişkisi kurmamış, o halde darbe fiyasko oldu. Ordunun içinde bulunmadıgı bir darbe olabilir mi.

Bir kere daha anlaşıldı ki bu dava darbeleri aklama davası oldu. Darbelere ve darbecilere bulaşılmayacak, sadece kendi içlerinde hesaplaşılacak. Dava bir çete davasıdır, gizli örgüt davasıdır. Sonucu izleyip görecegiz.

Marksistler devletin bir sınıf egemenlik aracı oldugunu düşünürler. Bu egemenligini de zor ile ayakta tuttugunu belirlerler. Ordu ve polis bu sacayagının bir tarafı ise, adliye ve cezaevleri öbür ayagıdır. Bu ayaklar arasında çelişki olabilir ama bunlar asla uzlaşmaz degildir ve egemenligi paylaşım süresince zaman zaman çatışmaya varan çelişkiler görülebilir ancak sonuçta bir iki isim deşifre edilerek çelişkilerin üstü örtülür.

Tarih gene bizi haklı çıkardı. Ordu ve muvazzaflar iddia dışı tutuldu, aklandı. Biz darbecilere karşı mücadele edilecekse Kenan Evren'den ve 12 Eylül den başlanması gerektigini iddia ettik. Akp nin böyle bir niyeti varsa, elinde yeterli çogunluk da vardır, anayasayı degiştirir ve darbecileri yargılar. Ama gördük ki bu konuya gönderme bile yapılmadı.

O zaman da olaya at gözlüklerini çıkararak bakmak gerekiyor. Yapılanların demokrasi ile alakası yoktur, sadece mevzii kavgasıdır. Demokrasi diye derdi olan bir kurum sabaha karşı kaçmayacagın bildigi insanları göz altına alarak magdur edemez. Sadece göz altına alınış yöntemleri bile demokratik davranıştan bu kadar uzak kurumların demokrasi mücadelesi veremeyecegini bize açıklar.

Akp nin ise demokrasi mücadelesi ve kavramı ile uzaktan yakından ilişkisi olamaz. 1 Mayıs bunun en somut tanıgıdır. 1 Mayıs tarihinden sonra aklı başında hiç kimse Akp ile demokrasiyi bir araya getiremez.

Tüm bunlara karşı hala Akp ile demokrasi arasında ilişki kurmaya kalkanlar olursa Marksistler sadece buna güler geçer. Sorun bu iki cephe den birinde yer alıp almama sorunu degildir. Sorun tüm bunlara karşı üçüncü bir cephe açabilme sorunudur. Sorun tüm bunlara direnebilecek bir emek/ emekçi cephesi oluşturabilme sorunudur. Marksistlerin noktayi nazarı da budur.

saygılarımla

gozeneli
26-07-2008, 15:00
Ben, bu Ergenekon olayını 50'lili yıllarda yaşayan Amerika senatoru Joseph R. McCarthy'inin komunist avına bezeten bir yazı yazmıştım dün, ama herhalde göndermede hata mı yaptım?

gozeneli
26-07-2008, 15:08
Sayın Dilaver yazdıklarınız ilginç. Aynı yada benzeri şeyler dünkü Cevizoglu programında ''herhalda Metal Fırtına olsa gerek'' yazarı tarafındanda söylendi.

Bu daha derin devletin diger derin devletle savaşması.

Bir senaryolar dönüyor ve bir güç savaşı ortada.

Bütün bunları hala milli irade diye sokaklara dökülenlere anlatmalı. Dahada derin devlet, elimde hiç bir delil yada teori yok '' yanlış olabilir'' ama bence CIA'nın parmagı olabilir.

dilaver
26-07-2008, 15:20
Şimdi derin devlet olarak degil de devlet partisi olarak ele alırsak daha gerçekçi olur. Türkiyede bir tek devlet partisi vardır ve bu parti ile uzlaşabilenler, bu partiye tabii olabilenler iktidar olur. Bu devlet partisi 1908 den beri var. 1908 devleti kurtarmak için yapılmış ve buna çözüm aranmış. Devlet partisi ile çelişenler ise yok edilmiş.

Sermayenin önünü açmak için zaman zaman devlet partisi darbelere baş vurur ve gereken düzenlemeleri yapar , sonra çekilir ve bir seramoni, bir orta oyunu başlar. 60 ta da, 72 de de, 80 de de olan budur. Kıyım ve katliamlar bir yana bu darbelerin sonucunda hep bir ekonomik düzenlemenin yapıldıgını görürsünüz. İşçi hakları kısıtlanmıştır, anti demokratik kanunlar getirilmiştir. Devlet partisi ile çelişebilecek bir siyasi yapıya ise izin verilmez. Barajlar konulur, olmazsa kanunlar çıkarılır, ya da parti kapatılır. Yeni isimler öne çıkarılır vs vs.

Derin devlet ise devlet partisinin gerektiginde gayri meşru şiddet uyguladıgı yasalar dışı ayagıdır. Böyle bir organizasyonun ise bir tuggeneral tarafından örgütlenemeyecegi açıktır. Her halde askerlik yapan herkes benimle bu konuda hemfikir olacaktır. Elbette devlet partisinin Abd ile bagları da tartışılamayacak kadar açıktır, ama Abd ile bazı konularda çelişkide olması da son derece dogaldir.

Bir tuggeneral darbe falan örgütleyemez. Öyle bir mekanizma artık yok edilmiştir. TSK artık ona göre kurumsallaşmıştır ve her sene askeri şuralarda varsa bu tür egilim gösterenler, uzaklaştırılır.

Her şeyden evvek şu an için darbeyi gerektirecek bir ekonomik zorunluluk gözüküyor mu, buna bakmak lazm. 60 darbesi sanayi burjuvazisinin önünü açtı, 12 mart finans burjuvazisine yönelikti ve 80 ile bu tamamlandı. Ciddi sermaye birikimleri oluşturuldu, sendikal haklar kısıtlandı. Böylece emperyalizmin içselleşmesi ve sermayenin kompradorlaşması tamamlandı.

Derin devleti burada aramak gerekiyor. Bir iki haddini aşmış militanda degil. Dolayısıyla fazla hayalperest olanlar temizlenmekte ve devlet içerisindeki çıkar grupları yeniden şekillenmektedir. Bu davanın sonucunda belki bir iki isim ceza alabilir ma ciddi kopuşlara yol açabilecek sonuçlar olacagını zannetmiyorum.

saygılarımla

Sanemizm
26-07-2008, 15:38
Ergenekon'dan ne anladım , hiç bir şey....Birbiri ile alakasız isimler , hadi Veli Küçük'ü geçiyorum , ya Alemdaroğlu , İlhan Selçuk , saçmalıkdan öte gitmez , bundan bir şeyde çıkmaz...Ne yani bunlar tutuklandığında , derin devlet çözülücek ve uyuşturucu kaçakçılığından ,terörden kurtulucağız ,fail-i bilinmeyen cinayetler çözülecek ve bir daha da olmuyacak mı ? Ne bu ya...

gozeneli
26-07-2008, 19:23
Acaba Ergenekon'u babalar bazılarını kurban seçti diyerek özetleyebilirmiyiz?

kandahar
26-07-2008, 19:39
Bunu söylemeyi çok seviyorum:

Ben demiştim.

oncugenc
27-07-2008, 02:43
Agarta, Hitler, İnkalar, Mu kıtası, Apaçiler, Hintliler, Armagedion, Ergenekon....

Daha neler. Yılmaz Özdil'in dediği gibi acaba Hobbitlerle ilgili belgeler de Taraf, Yeni Şafak, Star, Sabah gibi gazetelere gönderilmedi mi acaba? Çünkü Gandalf ile Veli Küçük arasında gizli bir görüşme de yapılmış olabilir. Anlamadığım Elf'ler bu işin neresinde? Onu henüz çözemedim.:confused:

kaancan
27-07-2008, 03:41
öncügenc sen kesin ergenokoncusun!
bu ilişkileri nerden biliyorsun? atatürkte ergenekoncu biliosun oda iddanamede ülke kurtarmak ve canını ortaya koymak bu i..neleri kurtarmaktan ingiltereyi adaya hapsetmek italyay çizme giydirmek rusyadaki devrim(çanakkaleden ötürü) amerikaya nota vermek vb suçlardan ötürü yargılanıyor daha ben nediyim a.q
söyle varmı kardeş denecek bişey ben ataya kızıyorum kızıyorum kızıyorum artık sen anlamışsındır!
aşırı ileri görüş demokratlık ve özgürlük!
olmazzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz!!!! !

sargon
27-07-2008, 14:08
Ergenekon davasinin iddianamesinde son derece ilginc bir nokta var. Bu konu henuz yeterince arastirilmamis ve aciga cikarilmamis durumda. Bu kadar onemli bir konunun adeta gecistirilmis olmasi sasirtici. Bu olaylarin da her birinin uzerine gidilmesi gerekli. Buna gore DHKP/C'nin bazi eylemlerinde Ergenekon parmagi var. Iddianamedeki ifade soyle:

“...Gizli tanıklar ve Tuncay Güney beyanları göz önüne alındığında şüpheli Veli Küçük’ün hem görevli olduğu dönemde birçok terör örgütü mensubuyla ilişki içinde olduğu, bazılarının cezaevinden firarlarında etkili olduğu, kendisinin JİTEM’i kurduğu dönemden itibaren olan dönemde özellikle terör örgütü mensuplarının çeşitli ceza evlerinden firar edip birçok emekli askeri şahısı öldürmeleri ve bu öldürülecek emekli askeri şahıslarla alakalı bilgileri Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde çalışan askeri görevlilerden almış olmaları ve bazı eylemlerde kullanılan patlayıcı maddelerin yine bu askeri görevli şahıslardan alınması, bir dönem Türkiye de görevli birçok devlet görevlisi ve askeri şahısların DHKP/C tarafından acımasızca şehit edilmeleri ve birçoğunun firar edip yeniden eylemlere katılmaları, arkalarındaki Ergenekon’un gizli yapılanması sebebiyle her türlü eylemi yapmaları...”

Vatan gazetesi DHKP/C tarafindan 1992'de oldurulen emekli askerlerin listesini de vermis. Simdi bunlarin tek tek arastirilmasi ve bu suikastlerde Ergenekon parmaginin nasil yeraldiginin anlasilmasi gerekmiyor mu?

9 Ocak’ta Emekli Yarbay Ata Burcu
30 Ocak’ta Emekli Korgeneral Hulusi Sayın
7 Nisan’da Emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk
23 Mayıs’ta Emekli Korgeneral İsmail Selen
aynı gün Tuğgeneral Temel Cingöz
13 Ekim’de Orgeneral Adnan Ersöz
29 Temmuz 1992’de Oramiral Kemal Kayacan
6 Şubat 1992’de İstanbul DGM Savcısı Yaşar Günaydın

Vatan gazetesinin haberi (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Savcidan_Kucuke_suclamalar_DH KPCli_teroristlere_emekli_pasalari_oldurttu_190953 _1&tarih=27.07.2008&Newsid=190953&Categoryid=1)

Hani Ergenekon'un ordu ve MIT ile bir iliskisi yoktu. Bellli ki, birileri boyle bir ifadenin iddianamede gecmesine sart kosmuslar. Biz de yedik.

dilaver
27-07-2008, 16:30
Benim iddianamede ilk dikkatimi çeken şey şu. Bir taraftan defalarca Şüpheliler bu örgütle çeşitli süreçler sonunda devletin tüm birimlerine sızıp devleti elegeçirmeyi amaçlamaktadırlar deniyor, ayrıca bu örgütün çogu kadrolarının emekli ya da ordudan tard edilmiş askerlerden oluştugu söyleniyor fakat izleyebildigim kadarıyla bir tek devlet görevlisi iddianamenin içerisine sokulmamış. Devlet konusunda bu kadar başarısızmıymış bu adamlar, yoksa açıkça devleti bu işin dışında tutma çabası mı var.

saygılarımla

oncugenc
27-07-2008, 16:36
dilaver sen de okudun sanırsam iddianameyi çözebildin mi Elf'leri :confused:

dilaver
27-07-2008, 17:07
Gene iddianamede Ergenekon ile TSK nın bir ilgisi yoktur deniyor ama takip eden satırlarda şu ibareye yer veriliyor :

Örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri nde örgütlenmesi hem Dosyadaki resmi evraklardan, hemde telefon görüşmelerinden, anlaşıldığı. En alt kademeden üst kademelere kadar irtibat kurabilecek örgüt üyelerinin bulunduğu, Bu konudaki belgeler Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığına gönderilmiştir.

Buna göre 30 Agustos Şurası biraz hareketli geçecek gibi görünüyor. Bu iddia dogruysa ve Genelkurmay işbirligi varsa bazı ihraçlar beklenebilir.

saygılarımla

-InVi-
27-07-2008, 18:03
Evet görünürde devlet icinde devlet den ayri bir örgütlenme var
ve bu örgütlenme üzerine gidilmekte, ama isin garibi cidden ne zamanin ic isleri bakanlari , savunma bakanlari , Emiyet Genel Müdürleri sorguya olmazsa bile , ifadelerine bas vurulmuyor.....bir eski komutan cikti....kiymadan sogandan bahsetti sadece simdiye kadar...

aydoe
27-07-2008, 18:41
Mehmet Ağar 'ın ifadesine acaba niye başvurmuyorlar,ondan iyi hiç kimse bilemez gladyoyu da ,derin devletide.:confused:

Bu savcı Öz ,Kurtlar vadisini çok seyrediyor ve etkisi altında kalıyor ki oradaki senaryoları gerçek yaşamla karıştırıyor.
Tutuklamaları bile Kurtlar vadisi kahramanlarına göre yapıyor ,kurtlarla Ergenekon bağlantısını duymuş herhalde,hazır senaryo yazılı televizyondan seyredip ,ertesi gün arama tutuklama emri çıkarıyor.:D

Cem
27-07-2008, 21:40
Psikiyatri biliminde bir kural vardır. Hasta sadece yüzeleşebileceği sorunlarla karşı karşıya bıraktırılır. Eğer hekim hastanın kaldırabileceğinden fazla gerçekle yüzleşmesini sağlamaya çalışırsa hastada düzelme yerine tersi yönde çöküntü meydana gelir.

Bireylerin iç dünyalarına ait sistemlerde bu kural geçerli olduğu gibi devlet sisteminde de bu kural geçerlidir. Bugün Türkiye, Kürt Sorunu, Ermeni Sorunu, Kıbrıs Sorunu, işsizlik, pahalılık sorunu gibi pek çok sorunla yüz yüze. Son olarak Dink davası, Ergenekon davası ve AKP'yi kapatma davası ile birlikte sistemin yükü iyice artmış durumda. Şu durumda bir de 12 Eylülcüleri yargılama ve Ergenekonu çok daha derinlere daldıran (örneğin muvazzaf subaylara) şekilde genişletme uygulanmaya çalışılırsa sistem düzelme göstereceği yerine tamamen iflas etme durumuna gelebilir. Devlette ve toplumda kaotik bir durum oluşabilir. Bugünkünden çok daha kaotik.

Amacımız sistemi düzeltmek ve geliştirmek olmalı. Sistemi iflas ettirmek değil. Bu nedenle gerek Ufuk Uras'ın mecliste verdiği teklif gerekse de diğer devrimcilerimizin Ergenekonun daha derinliğine ve daha da geniş şekilde ele alınması yönündeki önerileri yersiz ve zamansızdır. Bu öneriler, toplumsal koşullardan soyutlandığında gayet doğrudur. Ancak toplumsal gelişmenin evrimsel yasalarına uygun görmüyorum.

Devrimciler genellikle toplumsal düzendeki reformları veya evrimsel aşamaları ya görmüyorlar ya da önemsemiyorlar. Ergenekon davasını toplumsal evrimimizin basamaklarından biri olarak görüyorum ve önemsiyorum. T.C. tarihinde bir ilktir ve çok önemlidir.

Böyle bir organizasyonun ise bir tuggeneral tarafından örgütlenemeyecegi açıktır.

Bir onbaşı olan Hitler'in bile neler yapabildiğini tarih gösterdi. Bir tuğgeneral neden olmasın? Ayrıca ortada bir darbe örgütlenmesi söz konusu, bu örgütlenmenin ne derecede "başarılı" bir örgütlenme olduğu ayrı bir konu. Bir tuğgeneral bunu yapabilir mi yapamaz mı hukuğun konusu bu değildir. Hukuk, darbe örgütlenmesinin varolup olmadığıyla ilgilenir.

Derin Devlet dediğimiz olgu hiç bir zaman somut olarak ortaya dökülemedi. İlk defa Dink davasıyla yargılanır olmaya başladı. Ergenekon ile biraz daha ortaya çıktılar. Ergenekona benzer başka uzantılar veya bağımsız yapılanmalar da söz konusu olabilir. Ancak bunlar Ergenekonun önemini azaltmaz. Ergenekon davasında sanıkların alacağı cezalar Ergenekon benzeri diğer bilmediğimiz derin devlet örgütlenmelerini dağıtabilir. Yeni oluşumlar için ise caydırıcılık sağlar. Bu açıdan çok önemli görmekteyim.

dilaver
27-07-2008, 21:59
Cem iddianameye göz gezdirip gezdirmedigin lonusunda şüpheliyim. İddianın amacı darbeleri aklamak. Bu davanın darbelerle hiç bir alakası yok, sıradan bir çete davası.

Ordu davanın dışında, TSK her şeyiyle dışarıda. İddiaya göre bu bir terör örgütü ve devletle en ufak bir ilişkisi yok. Derin devleti aklamaya çalıştıgı her satırından aşikar.

Şimdi bu dava ne yapmış da ilerleme olmuş, neyi çözmüş, neyi çözecek bana bunu açıklarmısın. Bu adamlar 10 tane bomba, kendi ruhsatlı silahları ve iddia da geçen kuru sıkılarla mı darbe yapacaklardır. Yahu darbe dedigin ordudur, yani tanktır, toptur. Emeklilerin tanka topa nasıl sahip olabilecegini bana izah ediver.

Bu dava derin devleti aklama ve afişe olmuş bir kaç ismi tasfiye ederek gündemden düşürme çabasıdır. Savcının iddasından İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroglu ile ilgili hiç bir şey çıkmaz,zaten mahkemede iddaları ciddiye almamış ki onları tutuklamamış.

Veli Küçük aysbergin görünen yüzü idi ve fazlasıyla şımarmıştı. Tasfiye ediliyor ki derin devlet daha iyi işlesin. Derin devlet devlet partisidir. Tsk, Tüsiad, mahkemeler ve hatta ulemalar. Bunlar türkiyeyi yönetir ve gelecek olan siyasi parti bunlarla uzlaşamazsa tasfiye olur. Mesele bu devlet partisini tasfiye edebilmektir. Böyle bir emare var mı davada.

Darbeye karşı diye yeri gögü inlettiler liberaller. Yahu iddia baştan sona orduyu aklamak üzere oluşturulmuş. Peki darbe ve darbe karşıtlıgı bunun neresinde.

saygılarımla

saygılarımla

kandahar
27-07-2008, 22:05
Bir onbaşı olan Hitler'in bile neler yapabildiğini tarih gösterdi. Bir tuğgeneral neden olmasın? Ayrıca ortada bir darbe örgütlenmesi söz konusu, bu örgütlenmenin ne derecede "başarılı" bir örgütlenme olduğu ayrı bir konu. Bir tuğgeneral bunu yapabilir mi yapamaz mı hukuğun konusu bu değildir. Hukuk, darbe örgütlenmesinin varolup olmadığıyla ilgilenir.

Hitler'in politik başarısı ve örgütlenmesinin onbaşılığıyla alakası bile yoktur. Saçma bir ilinti kuruyorsunuz. Hitler profesyonel bir asker değildi; sıradan bir er idi. Dilaver amca başka bir şey kastediyor burada, siz buna kalkıp "bir gazeteci olan Lenin bile yaptıysa tuğgeneral niye yapamasın" örneğini de veremezsiniz. Çünkü çok farklı olaylar ve durumlar söz konusu.

Tekrar söylüyorum yine; ortada darbe örgütlenmesi falan yok. Derin devlet falan da yok bu davada. Ayrıca hangi hukukta "darbe örgütlenmesi" diye bir suç var bunu da buraya yazın bir zahmet. Bir an bu durum sizin dediğiniz gibi varsayalım peki "darbe yapmayı düşünmek" diye bir suç dünyanın neresinde var? Ben de bu sistemin değişmesi gerektiğine inanıyorum. Dilaver amca da kendince böyle düşünüyor. Şimdi hepimiz suçlu muyuz yani? Darbeye teşebbüs suç olabilir; Aydemir olayındaki gibi, nitekim başarısız girişimi yapanlar idam da edilmiştir, fakat "darbe yapmayı düşünme" suç olamaz. Dünyada da "düşünce polisi" diye bir kavram yok, fakat sayenizde çok şükür artık bizde o da var.

Ortada hareket, eylem var mı? Yok. İnsanların cep telefonları dinlenmiş, bilgisayarları karıştırılmış, suç isnad ediliyor ve böyle bir örgütün varlığına dair tek somut iddia da dolandırıcılıktan aranan, Kanada'ya kaçıp haham olmuş bir kişinin "böyle bir örgüt var" iddiası ve savcı o kişinin ifadesini bile istemiyor. Bu nasıl iş? Hala nasıl bunu savunabiliyorsunuz anlamıyorum. Bu halinizi ifade eden pekçok deyim vardır Türkçe'de, fakat yazmıyorum, yazsam atılırım çünkü. (şimdi ben de mi suçluyum acaba? çünkü küçültücü içerikli deyimler kullanmayı aklımdan geçirdim ama kullanmadım, hakarete teşebbüs suçundan atılmam inşallah, sahi forum kurallarında bu var mı?)

gercekisim
27-07-2008, 22:32
Şimdi benim hukuki kurallar çerçevesinde anlam veremediğim bir durum var.
Tuncay Güney isimli şahıs,iddianamede sözde ergenekon örgütünün kurucuları ve yöneticileri ile beraber hareket ettiği sözkonusu edilmesine rağmen,niçin Sanık ya da tanıklar arasında yer almamaktadır????
Tanık olması biryana,bu sözde örgütün faaliyetlerine katıldığı söylendiğine göre direkt olarak şüpheli olarak iddianamede yer almalıydı.
Turhan Çömez ve Ersöz için kırmızı bülten çıkarılmasına rağmen neden bu kişinin ifadesine başvurlulmasından kaçınılmaktadır????

Bu davanın çekirdeği,sözkonusu şahsın bir video kaydında söyledikleri olarak gösterilmesine rağmen neden böyle????

Fikri olan???

pante
27-07-2008, 22:46
Tuncay Güney isimli şahıs,iddianamede sözde ergenekon örgütünün kurucuları ve yöneticileri ile beraber hareket ettiği sözkonusu edilmesine rağmen,niçin Sanık ya da tanıklar arasında yer almamaktadır????

Çünkü O şahıs, MİT-CİA-MOSSAD'ın adamıdır.

Düşünebiliyor musunuz sözde Türkiye'nin derin devleti olan Ergenekon'un tüm evrakları, gizli belgeleri bir binbaşının elinde. Binbaşı da başı derde girmesin diye bu çuvallar dolusu evrakı ne hikmetse bu şahsa teslim ediyor.

Bu kadar yerlere mi düşmüş Türkiye'nin derin devleti? :)

dilaver
27-07-2008, 22:51
gercekisim bunlar itiraf olabilir ve bu yüzden de tanık koruma ( şayet varsa ) dan yararlanabilir. Hala yürürlükte olan bir pişmanlık yasası var, itirafçı olarak degerlendirilebilir. Her halde bu tarz bir süreçtür. Fikrim bu.

Ayrıca iddianamenin 65 sayfasından bir yer alıntılıyorum :

Tape:1234, 22.12.2007 günü saat : 11.39'de Sevgi ERENEROL ile B. B. arasındaki telefon görüşmesinde özetle;
B. B.'in "Ben Askeri Savcı Bahadır yarbay" dediği, Sevgi ERENEROL'un "Nice mutlu güzel bayramlara" "Daha güzel bir Türkiyede inşallah kutlarız" dediği, B. B.'in "İnşallah, Ergün beyden hiç haber alıyomusunuz çıkmadı değilmi daha ..." dediği, Sevgi ERENEROL'un "Ben her pazartesi onu ziyarete gidiyorum" dediği, B. B.'in "Selamımı söyler misiniz" "Hangisinde şimdi hangi Cezaevinde?" dediği, Sevgi ERENEROL'un "Şeyde Kandıra F Tipinde" dediği ve ceza evi ziyaretlerine herkezin alınmadığından bahsettiği, B. B.'in de Savcı olarak kendisinin girebileceğini ancak yanlış anlaşılma olmasın diye gitmediğini anlattığı, devamında "Siz yürekten yanında olduğumuzu söyler misiniz ben onunla çıkışta zaten görüşücem" dediği, ilerleyen konuşmalarda Sevgi ERENEROL'un da Noel Bayramı için davet ettiği, B. B.'in de Sevgiyi bir davete çağırarak "27 Aralıkta Profesör Doktor Aygün AKTAR'la beraber" "... Dumlupınar Üniversitesindeydi" "Şimdi ordan kovdular KTÜ'ye geçti Giresun Eğitim Fakültesinde ..." "Yani canmı kurtardı diyelim Azeriydi Profesörümüz" dediği,


Şimdi bu suç olarak nitelendirilmiş ve iddiaya girmiş. 2455 sayfanın çogu da tahminim bu şekilde. İzledigim kadarıyla öyle. Bunlardan bir şey çıkacagını zannetmiyorum. Ama daha evvel de dedigim gibi Veli Küçük zaten tezcilli ve sabıkalı. Diger mafyacılar da öyle. Bu dava sonucunda derin devlet diye Veli Küçük e giydirecekler. Konuşursa da infaz ederler. Ama diger sanıklar aklanır, derin devlet de aklanır.

Elbette daha ne gibi degişiklikler olur bilemiyoruz. Fakat ilişkiler ve hakimiyet savaşı şimdilik sulh te gibi görünüyor. Çelişkilerin üstü örtüldü ve savaş başka bahara kaldı. Bizim önümüze bir kemik attılar, bizden de oyalanmamızı istiyorlar.

saygılarımla

gercekisim
27-07-2008, 23:06
Bu şahsın tanık olarak bulunması zaten mümkün değil,bu şahıs beraber hareket ediyor deniliyor ve bu durumda sanık olmalıdır.Pişmanlık yasasından faydalanabilir mi bilmem ama bundan faydalanabilmesi için suçunun sabit görülmesi yani hükmün verilmesi gerekir ama bu kişi ne tanık ne SANIK... gizli tanık meselesiise tamamen hukuk dışı diye düşünüyorum,ben,bir insanın kendisini suçlayan kişinin kim olduğunu bile bilmeden,yüzleşmeden suçlu bulunmasını normal ve hukuki göremem.Bu tür tanıkların korunması için başka yöntemler kullanılabilir.Kimliği ve yaşadığı yer değiştirilebilir,başka ülkelerde olduğu gibi.... ama zaten bu kişinin aslında sanık olması gerektiği açıktır.

Türkiye'deki Gizli tanık uygulaması kanuni olabilir ama asla hukuki olamaz.

kandahar
28-07-2008, 01:40
Çünkü O şahıs, MİT-CİA-MOSSAD'ın adamıdır.


Bence değil. Zavallı angajenin teki. Yorgan gidip kavga bittiğinde de ortadan kaldırılacak bir zavallı hem de.

Cem
28-07-2008, 02:30
Ayrıca hangi hukukta "darbe örgütlenmesi" diye bir suç var bunu da buraya yazın bir zahmet

Şiddeti övmek veya teşvik etmek en demokratik ülkelerde bile suçtur. Düşünce Özgürlüğü'nün de belli sınırları vardır. Düşünce özgürlüğüne özünde karşı olanların bahsettiği "sınır" dan farklı bir durumdur bu. Mesela Almanya demokrasi ve özgürlüklerin en gelişmiş olduğu ülkelerdendir ancak orada Hitler'i övmek suçtur, yargılanırsınız. Gene özgürlüklerin en gelişmiş olduğu ülkelerden Fransa ve İsviçre'de soykırımları inkar etmeniz suçtur, cezası vardır.

Ben de bu sistemin değişmesi gerektiğine inanıyorum. Dilaver amca da kendince böyle düşünüyor. Şimdi hepimiz suçlu muyuz yani?

Marksizmi savunmak suç değildir. Ancak Bolşevik tarzı silahlı bir devrimi günümüz koşullarında açıkça teşvik etmek, seçimle gelip seçimle gitmeyi kabul etmeyip tek partili proleterya diktatörlüğü için propaganda yapmak suçtur. En gelişmiş demokratik ülkelerde bile böyle olduğunu sanıyorum. Bu nedenle avrupa komünist partileri geleneksel ML partilerden ayrımla euro-komünistler diye ya da revizyonistler diye anılmaktadırlar sıklıkla.

Ortada hareket, eylem var mı? Yok. İnsanların cep telefonları dinlenmiş, bilgisayarları karıştırılmış, suç isnad ediliyor ve böyle bir örgütün varlığına dair tek somut iddia ...

Danıstay saldırısının, Hablemitoğlu cinayetinin ve Gazi mahallesi saldırısının Ergenekon tarafından yaptırıldığı iddia ediliyor. Ve "eylem varmı?" diye soruyorsun.

Darbe iddiası iddianemede yok ama biz nihai amacın bu olduğunu sanıyoruz. Savcılar muhtemelen muvazzafları dava içine sokarak toplumu büyük bir kaosa sürüklemek istemediler. Bir önceki yazımda belirttiğim gibi sistem bu yükü taşıyamaz. Türkiye gibi rejimlerde sistemde evrimsel dönüşümler yapmak esastır. Ancak devrimci ortam hazırlamak isteyen bazı sosyalist kesimler kaotik ortamı severler. Kaotik ortam oluşsun ki devrimin nesnel ortamı sağlansın. Bu nedenle sistemdeki reformlarla evrimsel dönüşüm sağlama çabalarını baltalamaya çalışırlar. Oysa Devrimci dönüşümler sadece totaliter sistemler içinde geçerlidir. Günümüz Türkiyesinde ise totaliter değil otoriter bir sistem söz konusudur. Evrimsel gelişim esastır. Bu açıdan Ergenekon davası çok önemli bir evrimsel basamak oluşturmaktadır düşüncesindeyim. Varsın bazı yerlere dokunmayarak pas geçmiş olsun. Varolan haliyle bile bir hayli yere dokunmaktadır ve o dokunulmayan kesimleri bile oldukça rahatsız ettiğini düşünmekteyim. Yani o dokunulmayan kesim bundan keyif almak yerine rahatsız durumdadır diye düşünmekteyim.

dilaver
28-07-2008, 02:58
Darbe iddiası iddianemede yok ama biz nihai amacın bu olduğunu sanıyoruz. Savcılar muhtemelen muvazzafları dava içine sokarak toplumu büyük bir kaosa sürüklemek istemediler

Cem bu laf mı şimdi. Darbe iddiası iddiaenmede yoksa daha savunulacak yeri yoktur bunun. Bu dava darbelere karşı degildir. Sanmakla bir yere varılamıyor. Bu devlet içi hesaplaşmanın görünen ayagıdır ve üstü örtülmüştür.

Tekrar yazayım. Devlet bir sınıfın diger sınıflar üzerine baskı ve tahakküm aygıtıdır ve bu her gün yeniden dogrulanmaktadır. Biz ezilenlerin ise devleti degiştirmekten başka şansımız yoktur. Devlet ise gücünü ordu ile ve adliye ile gösterir. Yani silahlı adamlar ve rejime muhalifleri kapayacagı duvarlar.

Biz Marksistlerin yani devrimcilerin var olan kanunlara uymak diye bir zorunlulugumuz yoktur. Kanun halktır ve halkın iradesidir. Var olan kanunlar bizi baglamaz, bizi insanlık degerleri baglar.

Ama konuya gelirsek bu iddianamede darbe iddiası yoksa koparılan fırtına nedir.

Bene yazıktır.

saygılarımla

sargon
28-07-2008, 10:21
Iddianamede darbe iddiasi nasil yok? Basbayagi darbe iddiasi var. Orgutun nihai amaci olarak tanimlaniyor bu. Iste orgutun amaci bolumu

Aşağıda ayrıntısı ile anlatılacak olan Ergenekon Terör Örgütünün, gizli bir yapılanması olduğu, legal ve illegal alanlarda örgütlendiği, deşifre olan örgüt üyesinin öldürülmesi derecesinde katı hiyerarşik kurallarının bulunduğu, askeri birimler dahil her türlü kamu kurumunun örgütün faaliyet alanında olduğu, bütün kamu kurumlannm kontrollerinin ele geçirilmesini amaçladığı, siyasal amaçlan doğrultusunda da sözde devlet ve millet yaratına olduğu kabulü ve hemen herkesçe itiraz edilmeyecek milli değerlerin istisman propagandası ile kasten öldürme dahil yasalarda suç olarak tanımlanan her türlü eylemin gerçekleştirilebiceği anlayışına sahip olduğu ve bu kapsamda birçok eylemi de gerçekleştirdiği anlaşılmıştır. Örgütün yakın amacının ülkede yönetim zafiyeti oluşturacak derecede eylemler yapıp kamu düzenini bozacak kargaşa ortamı meydana getirmek, nihai amacının da oluşacak kargaşa ortamı ile yönetime karşı yapılacak hukuk dışı bir müdahalenin kamuoyunda kabulü ve haklılığını temin edip, hukuk dışı bir müdahale ile yönetimi ele geçirmek olduğu tespit edilmiştir.

Iddianame'de islenen Ergenekon elbette Turkiye'de var olduguna inandigim orgutlenmenin cok kucuk bir bolumu. Ancak bugune kadar iki tane astsubayini bile koruyup, hicbir katilini vermeyen bir devlet oldugu dusunulurse, gelinen asama oldukca ileri bir asamadir. Bu cercevede Cem'e katiliyorum. Bu asamayi reddetmemek gerekiyor. Ancak eger tum yapilanma ortaya dokulurse, devlet coker, sok yasanir goruslerine kesinlikle katilmiyorum. Kamuoyu bu cirkin yapilanmanin ortaya cikarilmasini istiyor. Bu yapilanma ortaya cikarilmadigi surece provakasyonlardan, hukukun islevsiz kaldigi bir ulkeden kurtulamayacagiz. Turkiye toplumu bir Avrupa toplumu degil ki, sok yasasin. Her gun bir tarafta patlamalar yasayan, en tepedekilerin pislige bulastigini gormeye, basbakanlarinin asilmasina alismis bir toplum. Burda kimsenin yavas yavas tedavi edelim diye dusundugunu sanmiyorum. Sadece gercekleri saklamak zorundalar. Cunku orgutlenme basbakanlara, cumhurbaskanlarina, genelkurmay baskanlarina kadar uzaniyor. Bu ortaya cikarsa yillardir nasil aldatilmis bir halk oldugumuz ortaya cikacaktir.

Eger bu yapi cozulurse Turkiye'de rejim degismez, cokmez. Tersine temizlenir ve daha guclu sekilde isler hale gelir. Ne sosyalizme ne devrime zemin hazirlanmis olur. Cunku boyle bir talep de orgutlenme de ortada yok. Hatta bu yapinin ortaya cikmasi durumunda AKP bile daha fazla guclenemez. Cunku AKP icinde de bu yapilanmanin uzantilari cikacaktir.

Dilaver'in iddianame'nin devleti akladigi iddiasina da katilmiyorum. Iddianame'nin bircok yerinde yapilanmanin devlet baglantilari siritip duruyor. Ancak izin verilmemis oldugu icin bu iliskilere girilmeden, devlet disinda bir yapi cizilmeye calisildigi anlasiliyor. Iddianamenin bu eksiklerinden dolayi bunun hicbir anlam ifade etmedigini iddia etmek, bu cetecilerin ekmegine yag surmek demektir. Kaldi ki Ergenekon'cularin keskin savunuclari simdi de solcularin arkalarina saklanmaya calisiyorlar. Buna izin verilmemesi gerekirdi. Iddianame yetersizdir demek baska birsey, devleti akliyor demek baska. Bir demokrat olarak talebim, daha ileriye gidilmesi ve butun bu kirli orgutlenmelernin alabildigine cokertilmesidir. Bunun bir adimda olmayacagini biliyorum. Eger "yok canim, baska birsey cikmaz bundan" deyip, devlet aklaniyor diye sirtimizi donecegimize, daha genis arastirmalara girilebilmesi icin kamuoyu olusturmaya calissak daha anlamli bir is yapmis oluruz.