Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 19-12-2017, 03:08
manas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
manas manas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Feb 2017
Mesajlar: 461
Standart Atatürk Kuran'ı niçin Türkçeleştirmiştir?

Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi türkçeleştirdi?

***Tanrı mineral de uyudu, bitki de düş kurdu, hayvanda uyandı, insan da kendini buldu ***
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 19-12-2017, 07:57
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.931
Standart

Çok fark etmez, ikisi de insanlığa hizmettir.
Ancak bir fark var, kafa yobazsa Türkçe de olsa bir şey değişmez, değişmediği günümüzde malumunuzdur.

Yobaz kafa alttakini okuduğu zaman, dinimiz ne güzelmiş der.

"Bir kimsenin kalbi iman ile dolu olduğu halde, küfre sebep olan bir şeyi zaruret olmadan yapar veya söylerse, kâfir olur. Kalbindeki imanın ona hiçbir faidesi olmaz." (Uyûnül Besâir)

Aydın kafa okuduğu zaman işaretlediğim yerin farkına varır.

"Bir kimsenin kalbi iman ile dolu olduğu halde, küfre sebep olan bir şeyi zaruret olmadan yapar veya söylerse, kâfir olur. Kalbindeki imanın ona hiçbir faidesi olmaz." (Uyûnül Besâir)

Zaruret varsa küfür edebilirsin diyor, hem de küfür kâfir yapar dediği aynı cümlenin içinde sinsi bir iki yüzlülük yapıyor.
Hani İslam dininde küfür haram ve günah ya güya...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 19-12-2017, 12:25
Leonardo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Leonardo Leonardo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 12 Dec 2017
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 1.371
Standart

- Batıdaki aydınlanma hareketinin başlangıcı Eski ve Yeni Ahit'in yerel dillere çevrilmesi, bunların çok miktarda basılması ve insanların bunları okuyup kendi kendilerine yorumlamaları ile başlar.


- Orta Çağda öyle herkes Eski ve Yeni Ahit okuyamazmış. Rahipler okuyup sonra onlar halka anlatırlarmış (Kimse yanlış yorumlamasın diye).


Ben Arapça okunmasına karşıyım örneğin. Kutsal kitapları ilahiyatçı, aşırı dindar ve mistikler kendi dilinde okur. O da tercümanın çevirisi ile yetinmeyip, bazı ince anlamları kendileri yorumlayabilmek için.


Bir yandan böyle düşünüyorum. Diğer yandan Ezanın Arapça olması daha iyi, çünkü Türkçe olması, günde beş defa, inanmayan kişileri ve farklı inancı olan kişileri rahatsız ederdi ve beyin yıkayıcı etkisi olurdu diye düşünüyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 19-12-2017, 12:29
kartopu kartopu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Dec 2014
Mesajlar: 3.695
Standart

Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi Türkçeleştir di?

-------------------
1-Kuran ın varlığı Atatürk ve düşüncelerine zararlımıy dı ?
2-Kuran arapça yazıldığında Araplar çelişkileri bulup dinden vaz mı geçiyor.
3-Din in devlet yönetenlere zararları nedir.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 19-12-2017, 16:18
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Salağa yatma!

kartopu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi Türkçeleştirdi?

-------------------
1-Kuran ın varlığı Atatürk ve düşüncelerine zararlı mıydı ?
2-Kuran arapça yazıldığında Araplar çelişkileri bulup dinden vaz mı geçiyor.
3-Din in devlet yönetenlere zararları nedir.
Kardeşim sen ruh hastası mısın? 89 yıl önce Osmanlıca dilini kullanırken halk Arapça bilmiyordu. Arapça bilenler Elmalılı Hamdi Yazır gibi yalnızca Kuran ilimleriyle uğraşan top kesimdi. Dolayısıyla Arapça'yı bilmeyen halk, Kuran'ın içeriğini de bilmiyordu. Yani halk Kuran'ı okuyabiliyor ve yazabiliyordu ama kelimelerin anlamını bilmiyordu. Bu da, milletin Kuran karşısında bir papağandan öteye gitmediğini gösterir.

Yok, ben inanmıyorum diyene, #109. mesajımdaki Falih Rıfkı Atay'ın şu sözüne bir baksın:

Ve kendimizi otelciye, lokantacıya, hatta posta memuruna anlatmak için yavaş yavaş Arapça öğreniyorduk. (*)
Peki Falih Rıfkı Atay kimdi?


Falih Rıfkı Atay, Türk gazeteci, yazar, milletvekili. Cumhuriyet döneminin en etkin gazetecilerindendir. Yani sıradan biri değil!

Falih Rıfkı Atay, 100 yıl önce Osmanlıca yazıyor ve okuyordu. Hatta yukarıdaki sözünün geçtiği "ZEYTİNDAĞI" adlı eserini Arapça yazmıştı. Çünkü eserlerinde sık sık tuttuğu günlük notlarından bahseder.

Peki ne oldu?

Kendisini oralardaki otelciye, lokantacıya, hatta posta memuruna anlatabilmek için "Yavaş yavaş Arapça öğreniyorduk!" diyor. Yani Falih Rıfkı Atay, Arapça yazar ama Türkçe konuşurdu! Buradan da anlaşılan şey, yazdığımız dilin değil ama konuştuğumuz dilin önemli olduğudur!

Özetle, gerçekler böyledir ama sen yine yukarıdaki tipte istediğin fanteziye girebilirsin. Ama bu fantezilerini gerçek diye bize yutturmaya kalkma ya da salağa yatma!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 19-12-2017, 17:41
kartopu kartopu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Dec 2014
Mesajlar: 3.695
Standart

Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi Türkçeleştirdi?

-------------------
1-Kuran ın varlığı Atatürk ve düşüncelerine zararlı mıydı ?
2-Kuran arapça yazıldığında Araplar çelişkileri bulup dinden vaz mı geçiyor.
3-Din in devlet yönetenlere zararları nedir.

Kardeşim sen ruh hastası mısın? 89 yıl önce Osmanlıca dilini kullanırken halk Arapça bilmiyordu. Arapça bilenler Elmalılı Hamdi Yazır gibi yalnızca Kuran ilimleriyle uğraşan top kesimdi. Dolayısıyla Arapça'yı bilmeyen halk, Kuran'ın içeriğini de bilmiyordu. Yani halk Kuran'ı okuyabiliyor ve yazabiliyordu ama kelimelerin anlamını bilmiyordu. Bu da, milletin Kuran karşısında bir papağandan öteye gitmediğini gösterir.
----------------
Sen ruh hastasımısın. Sorulan sorular var bende cevap niteliğinde soru soruyorum . Sana sorayım yukarda maviye boyadığım soruları yalnız iyi oku anlamadan ancak bu tepkiyi veriyorsun.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 19-12-2017, 19:35
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

manas´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi türkçeleştirdi?
Kısaca Atatürk şöyle diyesiymiş.
"Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini(saçma sapan söz) Türk oğullarına öğretmek için Kur'an'ı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım! Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."
Gerçekte ne olduysa bilinmez, neticede siyasi ve dini bir mesele ki bu mesele, taraflar meseleyi illa kendince anlayacaklar/anlatacaklardır.

Bildiğim kadarıyla Osmanlıca olarakta tercüme edilmiş mealler vardı, hatta matbu basılmış birine şöyle bir bakmışlığım bile vardır, çok değişik bir şey görmemiştim.
Yalnız Elmalının tercümesini bugün okuyupta anlayacak sanırım olmasa gerektir, bildiğin Osmanlıcanın Türkçe Latin harflerle anlatımıdır o kadar.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 19-12-2017, 21:27
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Son meclis konuşması; meclis tutanağı



---

http://belgelerlegercektarih.com/tag...lis-konusmasi/

M. Kemal'e ait olduğu öne sürülen başka bir el yazması;






"Kuran sureleri Muhammede açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdir. Muhammedin beyan ettiği sureler uzun bir devirde dinî tefekkürlerinin (düşüncelerinin) mahsulü olmuştur. Muhammet bu surelere birçok çalıştıktan ve tedkikler (incelemeler) yaptıktan sonra edebî bir şekil vermiştir. Mamafi (Bununla birlikte) kendisini tahrik eden batınî amilin (etkenin) yukarda söylediğimiz gibi tabiatın üstünde bir vücut olduğuna kani idi. (Yani "Allah var" zannediyordu). Muhammedi harekete geçiren ilk amil samimî heycanlar olmuştur. Muhammet daha sonra irticalen dinî hitabede bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten nebiliğe, nebiliktende nihayet allahın Resulü haline geçti. Içinde yaşadığı insanların manevî menfaati için ve büyük bir hakikat namına mücahedeye atılmış olan Muhammet, sonunda dinî bir imparatorluğun mutlak reisi ve bütün dünyaya hakim olmak iddiasını besliyen muharip bir dinin müessisi sıfatı ile ömrünü bitirdi. Bu iki netice münhasıran Muhammedin kendi manevî ve fikrî kuvvetinin mahsulü idi."


Bu belgeler Anıtkabir Kütüphanesi'ndedir. Fotokopisi, Türk Tarih Kurumu'nda ve Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı Askeri Tarih ve Stratejik Etüdler Başkanlığı arşivindedir…

http://belgelerlegercektarih.com/tag...lis-konusmasi/

Atatürk'ün Türk Tarih Kurumu'na yazdığı mektup

Tarihi Tetkik Cemiyeti Yüksek Başkanlığı'na


Mektubumuzda heyetinizin gözlemine çok şeyler arz olunduğunu zannederim. Bu görüşleri içeren mektup yazılıp zarfa konulduktan sonra çok önemli olduğu düşüncemizde bir defa daha beliren noktaları dikkatinize sunmayı önemli gördük. Son senelerde İstanbul'da yayınlanan gazetelerde Roman diye okuduğumuz bazı eserler vardır ki, bunlar şüphesiz yüksek heyetinizin gözleminden kaçmış değillerdir; Bu roman sayfaları bence gerçek tarih belgelerinin yorumudur; bu roman sayfalarında görülen şeyler yaklaşık şöyle açıklanabilir. Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; (Ikre, Bismi, Rabbi) safsatasını esas tutmuş olan Araplar, uygar dünyada, bilhassa Türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır. Bu zihniyetle hareket edenler İslam'dan önce Türk uygarlığının bütün belgelerini imha etmekte engel görmediler.

Yazacağınız İslam tarihinin de bu doğrultuda toplayabileceğiniz belgelere dayanarak açıklanmasını önemli görürüm.

Kudüs'ün teslim olunması için Patrik'inin koyduğu şart üzerine Kudüs önlerine gelen Halife Ömer'in kölesi ile ortaklaşa ve değişerek bir deveye binerek yol aldığını ve asıl kilise yakınına gelindiği zaman deveye binmek sırası köleye geldiğinden ötürü Ömer'in yürüyerek Arap ırkından başka ve yüksek ırklardan oluşan ordunun yüksek ve muhteşem huzurunda o ordunun kumandanlarına karşı yerden taş alarak atmak suretiyle gösterdiği çıplak ve çıfıt Araplık, malumunuzdur. Bunu artık Türk çocuklarına bir erdem gibi okutmakta ısrar gösteren notları göz önüne almalısınız.Bir hırka ve bir hurma hikayesi artık bir insanlık erdemi olarak gösterilmek felsefesi esas tutularak tarih yazılmamalıdır. Bunun gibi Arap ordularının bir çok esirlerinden bir köle sınıfı vücuda geldiğinden bahsedilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu dile getirilerek hangi taraf için ne anlamda bir övünme nedeni arandığı araştırılıp incelenmeden Türk tarihi içine konulmamalıdır.Şüphesiz Türkler için çok kahraman evlatlar, şu ve bu tarzda Arap halifelerinin sarayının içine hükümetinin teşkilatının ve Arap adına fetholunan birçok vilayet ve eyaletlerde bütün zaferleri sağlayan kuvvetlerin kalbinin içine girmişlerdir. İlim, sanat ve bilhassa askerlik ve başkumandanlık mevkilerini elde etmişlerdir ve sonuçta Arap İmparatorluğu unvanını taşıyan bütün memleketlerde birinci derecede güç ve hakimiyet sahibi olmuşlardır. En nihayet Muhammed'in Halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradelerine boyun eğdirmişlerdir.

Eğer bunu yapmış olan insanlara köle demek uygunsa herkes bir şart dahilinde köleliği öğünerek kabul eder. Efendiye, sahibe, hakime köle demek ve esir, önemsiz, değersiz adamlara efendi demek, tarihin ifade etmemizi emrettiği bir gerçeklik midir?

Bu münasebetle yüksek heyetinizin başkanı bulunan size hatırlatırım ki, yeni dünya ufuklarına açacağınız yeni tarih semasında dikkatli olunuz. Sonradan uydurma bir eser meydana getirerek ardından pişman olmaktansa hiçbir eser meydana getirememek beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir.

Camii Ezher varlığı ve prensipleri, mevhum denecek kadar hiç olan İsa'yı yaratan apotrlar yetiştirmeye ne yazık ki kaynak olamamıştır.

Halbuki biz tarih yazarken Apotr değil; bizzat fiiller ve hadiseler sahibi arayan adamlarız. Eğer bunları bulamazsak meçhuliyeti ve bu noktada cehaletimizi itiraf etmekten çekinmeyelim. Apotr yaratmaya kalkışmayalım çocuğum! Bizim mesleğimiz bu değildir. Biz daima gerçeği arayan ve onu buldukça; ve bulduğumuza inandıkça ifadeye cesaret gösteren adamlar olmalıyız!

Batı'nın, herhangi dilinde yazılmış olursa olsun, gözünüzden mütalaanızdan geçmiş olması doğal bulunan tarih belgelerine dikkat etmiyor musunuz? Yüksek heyetiniz üyeleri içinde bu belgelerden görüşünü heyetiniz huzurunda söyleyenler az mıdır? Bu sözler o yalnız heyetinizin değil, bütün Türk milletinin ilgisini çekmeye layıktır! Bunu yalnız aranızda değil, bütün Türk milleti önünde belirtiniz! Bu büyük gerçeği bütün insanlığa tanıtınız! Kuruluş amacınızın büyük hedefi budur zannederim.

Her şeyden önce kendinizin dikkatle ve itina ile seçeceğiniz belgelere dayanınız! Bu belgeler üzerinde yapacağınız incelemede her şeyden ve herkesten önce kendi karar verme yetkinizi ve ince milli süzgecinizi kullanınız! Sizi büyük hedefe ancak bu görüşlerden, kıskanç olmak ulaştırabilir. Yoksa dünyanın bin bir şarlatanı ve bin bir milletin tarihşinas yaşayan sokak politikacısının ve bunları yüksek ölçekte temsil eden Camii Ezher kaçkınının oyuncağı kılar.
Bana bu kadar çok söz söyleten nedeni açıklayayım:

Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir! Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Siz buna razı mısınız?
Türkiye'de yüksek başkanlığınızda ilk meydana getirilen Tarih Cemiyeti büyük dikkat uyanışını kullanarak şimdiye kadar bütün dünya milletleri içinde kurulmuş benzerlerini aşan bir konum ala*cağına emin olduğum Türk uygarlığının sevdalılarına hürmet ve muhabbetlerimi lütfen iletiniz.


Gazi M. Kemal
16/17.8.1931
(Yalı ova)

http://yuksekturkiyeideali.blogspot....n-mektubu.html

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 19-12-2017, 21:49
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.552
Standart

Atatürk'ün kafasındaki vatandaş tipolojisi şöyleydi (ki, bunu İttihat Terakki'den ve kurucularından almış) :
- Türk olacak.
- Türk değilse de Türk olacak (Asimile olacak, boyun eğecek veya taklit edecek, Türk'ü övecek).
- Müslüman (Aleviler ve tüm İslamdan türeme tarikatlar) ise Sünni olacak.
- Tarihi, dini, milliyeti devlet belirleyecek, herkes bunu itirazsız kabul edecek.

Bu kapsamda Alevilik, Atatürk'ün varlığına izin vereceği bir yapı değildi. Çünkü Alevilikte Dedelik diye bir makam var, Dedeler Alevi toplumlarında birer önderdir, danışma ve hüküm makamıdır. Dinden, eğitimden hukuka kadar her şeyi onlar belirler, yönetir, son sözü söyler. Dedelik makamı, devlet otoritesi ile halk arasına giren bir tehdit idi Atatürk'e göre.

Bu yüzden tüm Alevi dergahlarını, tekkelerini kapattırdı. Diyaneti kendi kontrolündeki Sünni İslam'a teslim etti. Alevilerin yoğun olduğu illere göçmenleri yerleştirdi, Alevileri göç ettirdi, böldü, birliklerini zayıflatmak için elinden geleni yaptı. İrili ufaklı bir çok Alevi katliamı gerçekleşti. Bu anlayış şimdi de sürmekte. Bu devlette Alevi'nin adı yok, inancıyla ilgili hiç bir hakkı yok. Sünni İslamın önü ise -devlet güvencesinde- sonuna kadar açık. Alevi katliamlarından yargılanan, ciddi bir hüküm giyen yok.

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 19-12-2017, 22:00
Turdur Turdur isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 10 Nov 2017
Mesajlar: 1.822
Standart

Şüpheci Dinsiz´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Atatürk'ün kafasındaki vatandaş tipolojisi şöyleydi (ki, bunu İttihat Terakki'den ve kurucularından almış) :
- Türk olacak.
- Türk değilse de Türk olacak (Asimile olacak, boyun eğecek veya taklit edecek, Türk'ü övecek).
- Müslüman (Aleviler ve tüm İslamdan türeme tarikatlar) ise Sünni olacak.
- Tarihi, dini, milliyeti devlet belirleyecek, herkes bunu itirazsız kabul edecek.

Bu kapsamda Alevilik, Atatürk'ün varlığına izin vereceği bir yapı değildi. Çünkü Alevilikte Dedelik diye bir makam var, Dedeler Alevi toplumlarında birer önderdir, danışma ve hüküm makamıdır. Dinden, eğitimden hukuka kadar her şeyi onlar belirler, yönetir, son sözü söyler. Dedelik makamı, devlet otoritesi ile halk arasına giren bir tehdit idi Atatürk'e göre.

Bu yüzden tüm Alevi dergahlarını, tekkelerini kapattırdı. Diyaneti kendi kontrolündeki Sünni İslam'a teslim etti. Alevilerin yoğun olduğu illere göçmenleri yerleştirdi, Alevileri göç ettirdi, böldü, birliklerini zayıflatmak için elinden geleni yaptı. İrili ufaklı bir çok Alevi katliamı gerçekleşti. Bu anlayış şimdi de sürmekte. Bu devlette Alevi'nin adı yok, inancıyla ilgili hiç bir hakkı yok. Sünni İslamın önü ise -devlet güvencesinde- sonuna kadar açık. Alevi katliamlarından yargılanan, ciddi bir hüküm giyen yok.
İlk bölümde ki yazdıklarınız faşizmdir.
İkinci ve üçüncü bölümler ise ilginç geldi bana.
Aleviler ekseriyetle hala CHP içindedirler. Tunceli'de dahil.
Atatürk'e toz kondurmaz hatta tartıştığın an saldırganlık içine girerler.

Atatürk Kur'an-ı Kerim'i Türkçeye çevirmek zorundaydı. Türkçü gayelerle kurulan bir devlet yapılanmasına Arapça Kur'an ters düşerdi.
İslam dininin saçma olduğunu ve herkesin kendi okuyup karar vermesi gerektiğini, doğal olarak dini bırakacaklarına inanıyordu.
Ancak başaramadı. Üst üste gelen Şapka Kanunu ve ikinci İstiklal Mahkemeleriyle, daha sonraları İsmet İnönü'nün sert tutumları yüzünden tutmadı.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:45 .