Kuranın tamamı korunmamıştır, Kuranın bir kısmı eksiktir.
Böyle bir cümlenin bir Müslüman için dinden çıkma sebebi olduğu bilinir. Bunun sebebi de Kuranın tamamının korunduğuna dair ayet ve hadisler olduğu söylenir. Kuranın bir kısmının eksik olduğuna dair recimde geçen ve keçinin yediği sayfalar dışında bazı hadislerde geçen eksik ayetlerin olması ve ayette geçen unutturma kavramları böyle bir iddianın doğruluğu için delil olarak getirilir.
Öncellikle böyle bir iddia ile “Kuran değiştirilmiştir” iddiası ayrı şeylerdir. “Kuran değiştirilmiştir” dediğinizde Kurana ilave de yapıldığını ifade etmiş oluyorsunuz. Ancak bu astığım başlık ilavenin değil, eksikliğin olduğunu söylüyor. Peki, bu başlığı neye göre attım. İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Doçentlerinden ve vakti zamanında Hz.Aişenin yaşının 9 olduğunu ifade eden bir makalesi olan Mehmet Azimli Hocamız.Bu ifadeleri onu üzerine atarak işin içinden çıkıyor değilim.Amacım böyle harika bir çalışmayı sizinle paylaşmak ve kafamda da soru işaretlerini bıraktığını söylemek ve bu konuda belki de değişik bir itiraz ve yardımcı olacak görüş bulabilmektir.Uzun makalenin tespitlerimizle doğrudan ilişkili olan kısmını verelim:
* * *
Hz.Peygamberin vefatının hemen ardından Kuranın toplandığı ve bunun için bir komisyonun oluşturulduğu ve bu komisyou hassas davrandığı bilinmektedir. Burada dikattimiz çeken husus, Onlar hiçbir zaman şimdilerde Müslümanların devamlı olarak dile getirdikleri: “onu biz indirdik ve yine onu biz koruyacağız ” ayetini dile getirip “Kur’an’ı Allah korur” demediler. Derlenen kuranın tamamının derlenip derlenmediği ve hatta ayetler ve süreler yerleştirilirken neye göre davrandığı konusu aslında ihtilaflıdır. Mesela Abdullah b.mesuda göre nas ve felak süresi ayet değildi.Ebu derda da aynı endişede idi.Ki bu iki sahabe hz.peygamberin kuran okumada öğretmen olarak gördüğü iki sahabe idi.
Ayrıca Kunut dualarının Kur’an’dan ayetler olduğu konusunda bir takım rivayetler bulunmaktadır.Yine Müseylime ile yapılan savaş sonucu Kur’an’dan bazı ayetlerin kaybolduğu açıkça bildirilmektedir.
Ne var ki , genel olarak: “onu biz indirdik ve yine onu biz koruyacağız” ayeti kerimesi gündeme getirilerek bu tür rivayetler, örtülmeye çalışılmıştır. Bir rivayete göre İbni Abbas bir hadisi aktarır ve: “Bu Kur'ân'dan mıdır, değil midir, bilmiyorum.» şeklinde şüphesini ortaya koyar.Çünkü tüm Kuran her sahabinin ezberinde değildi. Hadisler bize kuranın bir kısmının unutulduğu ve elimizde olmadığını gösteriyor.Bize ulaşan Kur’an’ın sahabenin hatırladıklarından oluşan vahiylerdir. Bu düşünceyi çoğu klasik ulema benimsemektedir.
Buna karşın “onu biz indirdik ve yine onu biz koruyacağız” ayeti kerimesini delil göstererek Kur’an’da hiçbir değişikliğin olmasının mümkün olmadığını, onun Allah’ın koruması altında olduğunu, bu sebeple bu tür rivayetlerin Kur’an’ın eksik olduğunun göstergesi olabileceğinden dolayı hepsinin reddedilerek elimizdeki Kur’an’ın Allah’ın indirdiği gibi bize ulaştırıldığını, bu ulaştırmada esas amilin ilahi koruma olduğunu ve bu korumanın günümüzde de aynen devam ettiğini savunmak, pek tutarlı gözükmemektedir. Esasen bu ayetin anlamı, Kur’an’ı kıyamete kadar koruma anlamında değil, nüzul döneminde müşriklerin; Şeytanın Kur’an’a müdahale ettiği ve Kur’an’a bazı unsurları karıştırdığı iddialarına karşı Şeytandan koruma anlamında olduğunu müfessirler belirtirler, biz de bu kanaatindeyiz. Bize ulaşan korumalı ayetler de insan koruması ile olmuştur. Aksi bir durum neden tevrat ve incilin de korunmadığını ortaya koyacaktır.
Ayrıca Hz. Ömer’in Kur’an’ı bir araya getirme konusundaki çabası onun büyüklüğün göstergelerinden biridir. Tehlikeyi sezerek derhal girişimde bulunmuş ve çağlar boyu Müslümanların yaşayabilecekleri problemin o dönemden halledilmesini sağlamış ve halife Hz. Ebubekir’i harekete geçirerek Kur’an’ı iki kapak arasına aldırtıp resmi mushafın oluşmasını sağlattırmıştır. Bunun sonucunda diğer sahabein ellerindeki farklı mushaf derlemeleri zaman içinde yok olmuştur. Onun bu girişimi olmasaydı, yukarıda değindiğimiz gibi farklı nüshalar arası problemlerle uğraşan bir İslam Dünyası ile karşı karşıya kalınabilir, herkes kendi elindeki Kur’an’a itibar eder ve sonuçta İslam medeniyeti günümüze bu şekilde ulaşması mümkün olmayabilirdi.
Kur’an’ın tertibi konusu da tartışılan bir meseledir. Hz. Peygamber'in bir takım sureler arası tertipler yapmış olduğu bilinse de, bunun bütün Kur’an’a yansımadığı açık bir gerçektir. Bu konuda bizim kanaatimiz Kur’an’ın tertibinin de sahabe komisyonu tarafından oluşturulduğu şeklindedir. Bu durum, sure sıralamasında olduğu gibi, ayetlerin sıralamasında da geçerlidir. Sureler sıralanırken, büyükten küçüğe doğru sıralanmıştır. Ayetlerin tertibinde ise zaman zaman tertip hataları, takdim tehirler göze çarpmaktadır.
Sonuç olarak elimizdeki Kur’an, sahabenin gayretleri ile toplanmış ve korunarak günümüze ulaştırılmıştır. Bu yapılırken, İncil’in oluşumunda havari katkı ve eklemeleri olduğu gibi, sahabenin bir ilavesi ve yorumu söz konusu olmamıştır. Sadece eksik bırakılan bir takım ayetlerin Hz. Osman dönemindeki çoğaltma sırasında ilave edildiği söylenebilir. Ancak sonuçta Hz. Peygamber'e indirilen ayetlerin hepsinin bize ulaşmadığı ortaya çıkmaktadır ki bu düşünceye klasik İslam bilginleri de katılmaktadır.
Sahabe, Hz. Peygamber'den duyduklarını ve hatırlayabildiklerini yazıya geçirmişler ve böylece bize ulaşmasını sağlamışlardır. O dönemde herkes binlerce beyit şiiri rahatlıkla bilebiliyordu. İşte Kur’an öncelikle bu şekilde korundu. Sonra Hz. Peygamber'den yaklaşık bir iki asır sonra kâğıdın İslam Dünyasına yoğun bir şekilde girmesi Kur’an’ın korunmasını da kolaylaştırdı. Bu durum sadece Kur’an’ın değil o dönemde yazılan birçok klasik eserin de korunmasını sağladı. İlk 1.5 asır da yazılan eserlerin günümüze ulaşması bunun göstergesidir. Nöldeke; “Yahudiliğin 5 asırda sistematik yapısına kavuştuğunu, İncil’in ise derli toplu hale gelmesinin 4 asır sürdüğünü, Oysa Kur’an’ın Mushaf hale gelmesinin Hz. Peygamber'in vefatından iki üç sene sonra olduğunu” belirterek bu önemli başarıya temas eder.
Sahabe döneminin üstün gayretleri ile toplanan Kur’an, İncil’in düştüğü duruma düşmemiştir. Bu titiz çalışma, İncil’de olduğu gibi farklı Kur’an nüshalarının ortaya çıkmasını da engellenmiştir. Sonuçta Kur’an, sahabenin koruması altında bir sonraki nesle ulaştırılmış ve o günden bu güne de insanların gayretleri ile korunmaktadır. Bu durum, bu kadar devasa ve önemli bir işi yapan sahabenin ne kadar başarılı olduklarının en önemli bir göstergesidir. Kâğıdın ve malzemenin bu kadar az olduğu bir dönemde, sadırlardaki ayetleri satırlara bu kadar az hata ile geçirebilmek çok zor ve fedakârlık isteyen bir iştir. Ancak sahabe toplumu bunu başararak ümmeti yüzyıllar sürecek kargaşalıklardan kurtarmışlardır. Bu sebeple her biri ne kadar şükranla anılsa eksik kalacaktır.
* * *
Anlaşılan müslüman tarihçiler bu işi tarafsız olaral ele alsalar daha çok konuyu öğreneceğiz.
|