Forumda daha önce birçok başlıkta kadının aterekil düzene geçmeden önceki konumuna değinildi. Biraz da İslamın diğer dinlerden farkı olmayan erkek egemen siteminin yüzyıllar içinde, nasıl bir yol haritası izleyerek bu güne kadar kadını perde arkasında bırakmayı başarbildiğine-başardığına kendi açımdan biraz inmek istedim. Günümüzde diğer semavi dinlere mensup kadınlar hangi çabayı gögüslemiş oluyordu da müslüman kadına ara farkla tarih sahnesinde arzı endam etmeye başlayabiliyordu. Musa-İsa ikilisi Muhammed karşısında ne tür bir açık vermiş olabilirdi! Dini emirlerin sosyal hayata etkileri islamın tanrısının emirlerinden daha mı az korkutucu, cehenneminin termometresin daha düşük ısıya mı işaret ediyordu! Yaratılış sıralaması her iki dinde de yerli yerindeydi. Önce Adem yaratılıyor, kadın yani Havva ikiz kardeşlerin dakika farkı ile doğması gibi, bu yaratılış önceliğinden büyüklük üstünlük sıralamasında erkeğin ardı sıra geleni, küçük olan geleneğine tabi tutuluyordu! Tevratta Ademe elmayı yediren kadın İncilde de cehennemdeki yerini aynı şekilde muhafaza ediyordu.
Çok eşli evlilik geleneğinin İslam ile ortaya çıkmadığını, Musa’nın kitabında da Ademin ardıllarından bahsedilirken kullanılan çoğul ekleri ve peygamber hareketlerinden iki üç eş ve cariyeler tanımlarından yola çıkıldığında sıkça rastlanan bir yöntem olduğu da görülür.
Tevrat yaratılış 32:
22 Yakup o gece kalktı; iki karısını, iki cariyesini, on bir oğlunu yanına alıp Yabbuk Irmağı'nın sığ yerinden karşıya geçti.
36
6 Esav karılarını, oğullarını, kızlarını, evindeki bütün adamlarını, hayvanlarının hepsini, Kenan ülkesinde kazandığı malların tümünü alıp kardeşi Yakup'tan ayrıldı, başka bir ülkeye gitti.
Aynı şekilde kocanın karısını tek taraflı boşaması, erkeğin kadının davranışlarından ters bulduğu konularda evden kovulması, kadının boşandıktan sonra evden ayrılması, başka biri ile yeniden evlilik yapabilmesi eski eşine tekrar nasıl döneceği konuları kuran ve Tevrat tanrılarının konuya erkekçe! aynı noktadan çözümler sunmaları dikkate değerdir.
Yasa 24:
1 "Eğer bir adam evlendiği kadında yakışıksız bir şey bulur, bundan ötürü ondan hoşlanmaz, boşanma belgesi yazıp ona verir ve onu evinden kovarsa,
2 kadın adamın evinden ayrıldıktan sonra başka biriyle evlenirse,
3 ikinci kocası da ondan hoşlanmaz, boşanma belgesi yazıp verir, onu evinden kovarsa ya da ikinci adam ölürse,
4 kadını boşayan ilk kocası onunla yeniden evlenemez. Çünkü kadın kirlenmiştir. Bu RAB'bin gözünde iğrençtir. Tanrınız RAB'bin mülk olarak size vereceği ülkeyi günaha sürüklemeyin.
Yani aslında erkekler için yazılan, fakat konusu kadın olan kitap satırlarında sondan başa doğru gidildiğinde Müslüman kadınların tek başına İslamın tanrısının kurguladığı bir düzenin içinde çıkmazına mahkum edilmediği çıkar karşımıza. Fakat Musa’nın İsa’nın kadınları nasıl oluyor da Müslüman kadın ile aynı çeşmenin suyundan içerek çıkış alıyorken bugün farklı noktalarda durabiliyorlar? İnanır üyelerimizden bazılarının forumdaki savunmalarından yola çıkarak edindiğim ilk akla getirecekleri konu olan Müslüman kadınların nasıl da rahatına düşkün oldukları! Kuran’da yazıldığı üzere zaten eksik yaratılışlı, yönetilmeye meyilli durarak aslında bu pasif duruşunun temelinde ince bir hesabın barındığını, erkeğe Allah tafaından bağışlanan üstün özellikteki güçlü karekterini yeterince sömürmek için yüzyıllardır aynı örtünün altından dünyayı seyretmeyi seçtikleri olacak.! Ya da bir kısım ateist arkadaşımızın İslami kuralların kadını nefes aldırmayacak şekilde çembere aldığını, bu kuralların içinde kadının hareket alanının zaten mümkün olmadığını, bir an önce bu dinin bütün olumsuz etkilerinin Müslüman kadına vaaz edilmesi! Kurtuluşa giden yolun kadın mücadelesinden geçtiğini anlatmak, mümine kardeşlerimizin bir an önce bilinçlendirilmesi ve tarih sahnesinde çok geciktikleri yerlerine kavuşturulmalarına ön ayak olunması gerektiği olacak.
Başlangıçta aynı kaynaktan beslenen üç büyük semavi dine tabi kadınların bu günkü farklı sosyal konumları ile ilgili düşüncelerim; İslamiyet öncesinde hüküm süren iki dinin de geçmişin anaerkil etkilerinden yeterince soyutlanamadığı ve kadın konusunda daha esnek bir yapılanmaya sahip olduğu yanılgısı oldu. Aslında bu iki dinin islamiyetten daha fazla erkek eğemen bir yapılanma içinde olduğunu, bu günkü yansımalarının geçmiş geleneklerin fazlaca berteraf edilmiş olduğu sonucuna ulaştıktan sonra, Müslümanların bu konuda kusur kalmalarının! Sebepleri üzerinde bir neden arayışında bulmuş oldum kendimi.
Tabi olduğu üzere yolum dine yön verenlerin yani “Adam”ların diyarına düşmüş oldu! Hangi taşı kaldırsam altından mutlaka bir Adem çıkıyordu! Çıktığım bu yollar Adem’in isim değiştirmiş versiyonu “Din Adamları” oluyor ve Müslüman kadının çıkmaz yolunun başlangıcında bugünkü gibi var oluyordu.
Yakın bir tarihte gazete sayfalarına düşen “Kral Abdullah Ulemaya Resti Çekti” haber başlığı bana bu konuyu hatırlattı. Olabilirmiydi! Bu dafa mümkün mü? Diğer dinlerin zaman içindeki seyrini İslamiyet şimdi yakalayabilecek miydi? Ulema-Kral mücadelesi başlıyor muydu?
Basında aynı çağrışımı yapmışmıydı bilemiyorum fakat Ulemaya Kral Darbesi olarak nitelenen bu karşı çıkış “devrim” olarak adlandırılıyordu haksız da değildi hani! Hristiyan Kral-Papa mücadelesi literatüre laiklik kavramını kazandırmıştı. 1302 yılında “iki kılıç yaklaşımı” olarak tarihe geçen ruhani ve cismani iktidarın ayrılmasının bir benzeri olan sinyaller veriyordu Sudi Arabistanda yaşananlar. Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde kadın-erkek karma eğitime başlanmasına, günah olduğu gerekçesi ile karşı çıkan muhafazakar ulema kral tarafından kovuluyordu...
Neden bu kadar geç kalmıştı? İslam dininin ilk çıkış aşamasında Arap toplumunun devlet teşkilatından bihaber olması ve daha sonraki aşamada peygamber ardıllarının yani halifelerin bir türlü krala dönüşememesi, İslami yönetimde din-dünya bütünlüğünün korunmasına neden oluyordu. Arap peygamberinde hukuki, askeri yönetim, sosyal kanun koyuculuk görevleri bir arada bulunuyor. Tek bir kişiye uyulması konusunda toplumda bir kişiye itiat duyulması konusunda oluşan bu ortak tutum, peygamberin ölümü ertesinde de yerini alacak kişide aynı özelliklerin var edilerek muhafazasına yol açmış oluyordu.
Peygamberin yerini alacak kişinin nasıl seçileceği hakkında dahi fikir sahibi olmayan, siyasi otorite devrinin nasıl yapılacağını kestiremeyen, yeni itiat edilecek kişiye ne isim verileceğini bilemeyen acemi müslümanlar şaşkınlık içinde geçirdikleri uzun siyasi tartışmalardan sonra Muhammed’in ardılı anlamına gelen, Muhammedin halifesi adını verdikleri en yakın arkadaşı Ebu Bekir’i seçerek tüm islam aleminin yönetiminin başına geçecek ve tek itiat edecekleri kişiyi yerli yerine oturtarak daha sonraki sürecin şekillenmesinde start vermiş oluyorlardı.
Bu acemilik evresi Ebu Bekir’den sonra yerine geçen halife seçimlerinde de ilginçliğini muhafaza eder. Hatta Ömer’in halife olması sonucunda almış olduğu adın “Muhammed’in halifesinin halifesi” olması daha sonraki halife seçimlerinde farklı yöntemler baş gösterse de otorite devrinde pratik bir çözüm bulunamamış uzun karmaşaya yol açan halifelik ad tekrarlarına “Müminlerin Emiri” adında karar kılınarak çözülmüş olsa da; Muaviye’nin halifeliği elde etmesi ve kendinden sonra Oğlu Yezid’e yetki devir taksiminde bulunması halifeliğin son bulmasına kadar devam edecek süreçte halife tayininde yeni şekli ortaya çıkarmış oluyordu.
İktidarın elde ediliş yönteminin gayrimeşruluğuna dair tartışmalar bu dönemde islam aleminde yani din bilginleri topluluğunun arasında baş gösteriyor. Hilafetin saltanata dönüşmesi beraberinde yeni eksiklikleri getirir ardından da konumuzun aktörleri olan ulema’ya iktidarı elde edenlerce en ihtiyaç duyulan zamanlar başlar. Halifelik geleneğini miras alan İslam coğrafyası süreç içerisinde din-dünya işlerinin kişiler arasında taksimini peygamber özelliklerine sahip, insan üstü yetenekleri bir arada bulunduran kişilikte kralları içinden çıkaramadığı için dini yönden eksik algılanan saltanat sahipleri bu eksik yanlarının tamamlanması için ulema takımından sürekli medet ummuş ve ittifak oluşturma zorunluluğunda kalarak dini açıdan gayrimeşru tabir edilen yanlarını ulema takımının yönetimsel idealist davranışları sayesinde topluma kabul ettirme yoluna baş vurmaya başlıyor. Saltanatın peygamberin yakınından dahi geçmeyen, mükemmel karakter özellikleri taşımayan! kişilerin eline geçmesi bile bu ulema takımının idealist yorumları ile bertaraf edilmiş ve halifenin bozukluğunu giderecek makam olarak salatanat sahiplerince ulema yönetim resmi içine dahil edilmek zorunda kalınmış oluyor.
Böylece yeni islami yönetim yapılanmasında saltanat ulemanın oyun bahçesine dönüşür. Din artık her yerdedir. Hukuktan ibadete, tüm sosyal hayatı düzenleyici kurallar, din ile ilişkin olmayan konular bile islam hukukunun içine eklenerek, bu kurallara uygun bir yönetim şeklinin oluşturulma zorunluluğu saltanat sahiplerinin önüne sunulur. Bu arada müslüman coğrafyasının artık bir devlet tanımı vardır. Halife seçimlerinde gösterilen acemilik evresinin üzerinden epeyce bir zaman geçmiştir. Ulema takımı doğrudan doğruya devlet mekanizmasının içindeki yerine oturmuş. Saltanat ile ters düşen, toplum yararına yol izleme yanlısı bir kısım alim ise yeni yapılanma karşısında çıkışlarının çelimsiz kalacağına kanaat getirerek tam ittifak halinde olunmasa bile sessiz kalma yönünde tavır belirleyerek etkisiz elamana dönüşüyor, saltanat ve ulema ikilisi muhalefetsiz zamanların keyfini sürmektedir. Ancak hiç bir zaman ulema saltanat sahiplerini tam manası ile meşrulaştırma gafletine düşmediğinden bu sıkı tutum karşısında sultanların da tam manası ile ulema üzerinde tahakküm oluşturamadığı görülür.
Ulema ve Saltanat sahipleri arasında tarih içinde bazen aleni bir şekilde kendini gösteren fakat çoğunlukla da gizliden gizliye seyreden çatışmalı bir yönetime ortaklık, yenişememe durumu uzun yıllar sürekliliğini korumaya devam eder.
Bu arada sünni-şii ayrışmaları, Gazali’lerin Maverdi’lerin popüler görüşleri islam siyasi hayatına etkileri ile birlikte tarihin sayfalarında yerini almış, hilafet artık komşu devletlerin yönetim biçimi olan saltanata evrilerek, uleması eşliğinde hızzını kesmeden yoluna devam da ısrardadır…
Konuyu bağlayacağım merak buyurmayın