AhbAp´isimli üyeden Alıntı
İslam öncesi Arabistan’ında putperestlik inancı hâkimdir. Araplar, Kâbede bulunan 360 adet puta tapmaktadırlar. Bu putlardan en yükseği ve en güçlüsü olarak ay tanrısını görülmekte, ona Al-İlah olarak hitap edilmekte ve inananları tarafından eller iki yana açılıp dua edilmek suretiyle ibadet edilmektedir. Ay tanrısı olan Al-İlah erkek bir tanrıdır ve Güneş Tanrıçası ile evlidir. Bu tanrı-tanrıça çiftinin Al-Lat, Al-Uzzat ve Al-Menat isimlerinde üç kızları vardır. İslamiyet ile beraber Al-İlah adı Allah olarak değiştirilmiştir (Meryem 65: (Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmekte sabırlı ol. Hiç O’nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?). Muhammed böylece Al-İlah’ı tek tanrı olarak ilan etmiş, diğer putlara tapınmayı yasaklamıştır. İslamiyet öncesi bu pagan dininde de Ramazan dedikleri ayda bir ay oruç tutma, Kâbenin etrafında yedi kere dönme, “Kara Taş”ı (Hacerül Esved) kutsal sayıp öpme, günde dört veya beş vakit namaz (salat) kılma, şeytan taşlama ve burna su çekme, elleri dirseği kadar yıkama suretiyle abdest alma gibi bugünkü inanca tamamen benzeyen uygulamalar vardır. Halifelerden Ömer’in, Hacerül Esved hakkında “Resülullahın seni öptüğünü görmeseydim, asla öpmezdim” dediği bilinmektedir.
Bu bilginin bu şekilde verilmesinden sonra, artık “Şeytan Ayetleri” konusunun anlaşılması daha kolay olacaktır. Bu konu da kısaca anlatılmak istenirse:
“Gördünüz mü Lat’ı, Uzza’yı, Menat’ı; işte bunlar yüce turnalardır, şefaatleri elbette ki umulur.” İşte her şey, Muhammed’in ağzından çıkan bu cümle ile başlar. Buhari ve Tirmizi gibi hadis kaynaklarına göre, Muhammed, Mekke’de Necm suresini okurken bu sözü söyleyerek secde eder ve onunla birlikte yaşlı biri hariç, orada bulunan tüm Müslümanlar ve putperestler secde ederler. Süyuti ve İbn Hacer gibi diğer hadis kaynaklarına göre ise olay şöyle gelişir: Muhammed, Mekke’de Necm suresini okurken “Lat’ı, Uzza’yı ve bir öteki, üçüncü put olan Menat’ı gördünüz mü?” denilen bölüme gelir, işte tam burada şeytan, Muhammed’e “İşte bunlar yüce turnalardır. Şefaatleri de elbette ki umulur” dedirtir. Orada bulunan putperestler “Muhammed daha önce değil, bugün tanrıçalarımızı iyi sözlerle andı!” derler (ilk hadiste, “putperestler neden Muhammed ile birlikte secde etsinler ki” sorusunun cevabı da burada yatar, çünkü putperestlerin tanrıçalarının adı anılmıştır).
Allah, Muhammed’in imdadına hemen yetişir:
Hac 52-54: Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir.
Bu büyük gaftan bile Muhammed’in üç ayetle nasıl sıyrıldığı gözden kaçmamalıdır, olayı kâfirlere bir imtihan, Müslümanlara da bir iman meselesi haline getirmiştir. Böylece bu ayetlerden, şeytanın vesvesesi sayesinde Kuran’a “Şeytan Ayetleri”ni soktuğu, ancak sonrasında Allah’ın (Cebrail aracılığıyla) bu vesveseyi gidererek ayetlerini sağlamlaştırdığı anlaşılmaktadır. Elbette, bir peygamberin herhangi bir vesveseye kapılması kabul edilemez; bir an için vesveseye kapılabileceği kabul edilebilse bile, bu vesvesenin “Allah’a ortak koşmak” olması son derece çarpıcı değil midir? Herhalde Muhammed, bir öz eleştiri yapmak ve kafası karışan insanları yatıştırmak ihtiyacı hissetmiştir ki, şu ayetler de kendisine inmiştir(!):
İsra 73-75: Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. (Eğer böyle yapabilselerdi) işte o zaman seni dost edinirlerdi. Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin. İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın.
Demek ki Muhammed, söz konusu vesveseden, yoldan şaşmadan, inanmayanlarla dost olmadan, onlara meyletmeden, hayatın ve ölümün katmerli acılarından Allah’ın verdiği sebat ile kurtulmuştur. Yani Allah sebat vermeseydi, Muhammed yoldan çıkacaktı gibi bir durum anlaşılıyor. Allah’ın bu sözlerinden bu sonuç çıktığına göre, peygamber kadar üstün ve bilge olmayan insanların ne denli ciddi bir tehlike içinde olduklarını görmemek imkânsızdır. Allah’ın insanları sınarken, onları kendi kaderlerine bıraktığı iddiası burada sarsılıyor veya öteki açıdan bakılırsa, vesveseye kapılan insanlara sebat verilmemesi hususuyla bir eşitsizlik durumu yaratılıyor. Bu konu sayesinde de, peygambere vesvese vererek, Kuran’a kendi ayetlerini sokarak ve bunlarla Allah’ı, ayetleri düzeltip sağlamlaştırmak zorunda bıraktırarak, şeytanın, hiç de akılsız ve güçsüz bir varlık olmadığı kanıtlamış oluyor. O halde, Âdem’in yaratılışına saygı duymaması, Allah katından kovulması ve Allah’tan korka korka bu görevine devam etmesi, son derece ilginçtir.
Bir o kadar dikkate değer olan diğer konu ise, Muhammed’in Lat, Uzza ve Menat’ı övdüğü zamanın, İslam’ın henüz yayılmadığı, Mekke’de Muhammed ile alay edildiği ve dolayısıyla Muhammed’in oldukça yalnız ve sıkıntılı olduğu bir döneme denk gelmesidir. Muhammed, sonraları bu durumdan pişmanlık duymuş ve bu kötü durumdan, “Bana bunları şeytan söylettirdi” diyerek kurtulmaya çalışmıştır.
|