Geç Gelen Aydınlanma
43 yaşında Elektrik Mühendisiyim.
Üniversite 1. sınıfta bir gece öteki dünya korkusuyla namaza başladım.
Yurtta namaz kılan arkadaşım sevindi ve beni sabah namazına kaldırdı. 27 yıl namaz kıldım, zor şartlarda kıldıklarım da oldu.
Çeşitli tarikatlara, cemaatlere girdim. Yıllarca Ülkücü Harekete devam ettim. İslami yönden yetersiz bulunca Ülkücülükten ayrıldım. Ailemle çatıştım, onları dini yönden yetersiz buluyordum. Babamı da namaza başlattım. Sürekli dini kitaplar, dergiler okuyordum. Vaaz videoları izliyordum. Evlenirken çevremde tesettürlü kız az olduğu için sıkıntı yaşadım. Bu nedenle bazı şeylerden taviz vererek tesettürlü bir kızla evlendim. Huzurlu ve çok mutlu bir evlilik oldu ama istediğim gibi bir evlilik olmadığını şimdi anlıyorum. Tesettürlülerle evlenen ve her yönden mutlu olan çok sayıda arkadaşım var. Benim durumum özel bir durum ve burada açıklamak istemiyorum. Üniversite bitirip Karadeniz'in bir ilinde göreve başlayınca dini bir kurum kurdum. Sabahlara kadar severek, ailemi ihmal ederek kurumun gelişmesi için çabaladım. Yüzlerce kişinin namaza başlamasına, tesettüre girmesine, İslami bir düşünce sistemine sahip olmasını sağladım. Evet zamanımı harcıyordum ama bir kişinin hidayetine vesile olmak üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlı değil miydi? Demek ki ahirette beni çok büyük ödüller bekliyordu. Bu kurum uğruna az kalsın mesleğimden olup hapise girecektim. Bu kurum sayesinde Türkiye'nin ileri gelen pek çok din büyüğü ile tanıştım, sohbet ettim. İslam'ın hak din olduğundan en küçük bir şüphem bile yoktu. Tersi mümkün olamazdı. O zaman var oluşu, insanın dünyaya geliş amacını vs nasıl açıklayacaktık, insanlar nasıl mutluluk ve barışa ulaşacaktı? 2 kızıma başörtüsü için eşimle çok ısrar ettik, kızlarım direndiler. Şimdi, "iyi ki direnmişler" diyorum. Büyük kızım kısa bir süre başörtüsü taktı ama sonra vazgeçti. Onların başlarının açık olmasından memnun olacağım bin yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Oğlumu yatılı Kur'ân kursuna yolladım. Orada sert, şerefsiz bir hoca vardı, onu müftülüğe şikayet ettim. Oğluma ve kızıma yıllarca her vakit namazı hatırlattım ve kılmalarını sağladım. Bendeki dönüşümden sonra ise mesela bir Cuma günü iş yerimde arkadaşlarım cuma namazına giderlerken kendimi unutturdum ve odamda klimamı açıp öğle arasını büyük bir keyifle dinlenerek geçirdim. Oğlumu Cuma namazı için bile uyarmıyorum artık. Bir gün bir AVM'nin mescidinde namaz kılanlara şöyle bir baktım. Afrika'daki ilkel totem dinlerinin mensuplarının ibadetlerine benzettim. Oysa o sırada ben de namaz kılıyordum. Şimdi de çok çok azaltmama rağmen cehennem korkusu nedeniyle "ya varsa" diye kılıyorum. Günde toplam 9 rekat. 2 ay sonra dini gazete aboneliğim bitecek ve ben arkadaşlarım ne kadar ısrar etseler de aboneliğimi yenilemeyeceğim.
Dini toplantılara artık gitmeyeceğim. 15-20 dakika Yasin okunuyor ve kimse tek bir kelimesini bile anlamıyor.
20 dakika dua ediliyor. Camiileri hijyenik bulmuyorum. Eşim benden kuşkulanıyor, namaz kılıp kılmadığımı kontrol ediyor. Oysa ben sendikamı, çevremi vs değiştirmek istiyorum. Dindar olup çok sevdiğim arkadaşlarım var, zor bir durum yani. Facebook'ta dini ve siyasi paylaşım yapmayı bırakıyorum. Şu anda Türkiye'de memurlar başörtülü çalışıyorsa bu benim sendika yoluyla başlattığım bir kampanya sayesinde oldu, diyebilirim. Başörtüsü yasağına hala karşıyım. Dindarların ne büyük baskılar yaşadıklarını, mesleklerinden okullarından atılanların dramlarını yakînen biliyorum, çünkü bende yaşadım. Eşim yıllarca öğretmenlik yapamadı. Burada bir kaç örnek vereceğim, eminim siz de çok üzüleceksiniz. Başörtülüleri ülkemizin farklı bir rengi, farklı bir kültürü olarak kabul etmek lazım. Yasaklayıp insanların hayatlarını mahvetmektense araştırıp gerçekleri öğrenmeleri için ortam hazırlanmalı bence. Yazacak çok şey var, bir ucundan başlamak lazım. Hatta yaşadıklarımı kitap haline getirip yayınlamam şart. Çünkü halen dini faaliyet gösteren yerel çapta çok önemli bir kurumun kurucusuyum. Bazı konuları Türkiye'nin en iyi hocalarına kolayca ulaşabildiğim için çok iyi biliyorum. İslam'ı olduğu gibi kabul eden ve eğip bükmeden, sevimli hale getirmeye çalışmadan anlatan hocaları biliyorum. Güvenlerini kazandıktan sonra Talak Suresi 4. ayete göre adet görmemiş küçük kızla evlenmenin ve zarar vermeyecek şekilde (nasılsa artık) cinsel ilişkinin caiz olduğunu, Nisa Suresi 24'e göre evli bile olsa cariyelerle ilişkinin, hatta tecavüzün caiz olduğunu söyleyeceklerdir. Özellikle Nisa 24 ile ilgili kimsenin bilmediği ayrıntılarını biliyorum, ileride anlatacağım, çok çok şaşıracaksınız. Nur Suresi 33'e göre bir müslümanın; cariyelerine fuhuş yaptırarak para kazanmasının caiz olduğunu ve hiç bir cezasının olmadığını hiç bir hoca söylemez ama gerçek budur. Buna da ileride ayrıntılarıyla değineceğim. Kitap yazmaya neden karar verdim? Şu örneklerdeki olaylar beni çok etkilediği için:
"Bulunduğu ilin en iyi lisesini 1 .'likle bitirerek
Tıp Fak. kazanıyor. Çamaşırları elinde yıkayan annesine ilk maaşıyla bir çamaşır makinesi almayı, babasına da en iyisinden bir takım elbise almayı hayal ediyor. Hiç bir zaman 2. olmayı kabul
etmiyor. 3. sınıfta baskılardan bunalıp
okulu bırakıyor. Ailesiyle çatışıyor. Lise mezunu
biriyle evleniyor. Kocasının da işleri kötü
gidince eve haciz memurları vs geliyor. Dikiş
yaparak ailesinin geçimini sağlamaya çalışıyor. İşsiz kalan kocasının da kendisini azarlamasına vs sabretmek zorunda kalıyor.
40 yaşında iken üni. arkadaşları geliyor ziyaretine.
Doktor olan arkadaşları marka çanta,
elbise, ayakkabı vs giyerken Hale Hanım, evde çok
az kaldığı için çok açık çay ikram etmek
zorunda kalıyor. Evde 2 yumurta ve bir kaç zeytin
tanesi olduğunu fark ediyor. Dilimlediği
ekmekleri yumurtaya bulayıp kızartarak ikram
etmek zorunda kalıyor. Lütfen hangi insan, bu
zulme isyan etmez. Arkadaşlarını uğurladıktan
sonra gözlerinden yine sicim gibi yaşlar
akıyor. Hala haftada 1-2 defa rüyasında kendisini
beyaz önlüklü doktor olarak görüyor. Bir
başka arkadaşım başörtüsü yasağı nedeniyle
okulunu bitiremiyor ve haliyle her ay, 3000 TL
zararı var, kocası onu böyle kabul etmiş ama 3
çocukla geçimde zorlanıyorlar. Başka bir
arkadaşım başörtülü olduğu için yıllarca hemşirelik
yapamadı. 150 000 Tl kadar kaybı oldu
toplamda, sonra kişiliğiyle çatışarak başını açmak
zorunda kaldı. Böyle binlerce insan ve
aileleri tarifsiz acılar yaşadılar. Gönül ister ki insan
insana zulmetmesin, herkes barış, dostluk
içinde yaşasın".
Evet, belki içinizde "Ne işi var üniversitede, gitsin evinde namaz kılsın, okulu bırakmak da kendi tercihiydi, zaten Türkiye'yi Ortaçağ karanlığına götürmek isteyen örümcek kafalının teki" diyenler olacaktır. Fakat ben din adına insanların hayatlarını mahvetmelerine üzülüyorum. Dindarlara karşı yumuşak üslup kullanmak lazım, alaycı ifadelerden özellikle kaçınmak lazım, yoksa kemikleşmeler olabiliyor. Hepimiz barış içinde yaşamanın yolunu bulmak zorundayız. Fikirler Almanya gibi ülkelerde olduğu gibi medeni biçimde saygı duyarak tartışılmalıdır. İskender Pala'nın İki Darbe Arasında adlı kitabında da, yaşanan bu acıların bir kısmı anlatılıyor.
Din alimlerinden bahsetmiştim. Bunların bir kısmı bizim bildiklerimizi bildikleri halde gizliyorlar, diye düşünüyorum. Çünkü dinden ayrılsalar "Neden hala Diyanet'ten vs maaşını alıyorsun?" gibi sorulara muhatap olacaklar. Geçimlerini sağlayamayacaklar. Nitekim Turan Dursun 10 cami imamına bildiklerini anlatarak ateist olmalarını sağlamış ama bu imamlar imamlığı bırakmamış. O yaştan sonra yeni bir mesleği nasıl öğrenecekler, geçimlerini nasıl sağlayacaklar? Siz empati yapın ama bekara karı boşamak kolaydır. Kredi geri ödemeleri, taksitler, kira vs herkesin harcı değil. Tabii insanın inancına göre yaşaması ve hayatını yönlendirmesi en onurlu olanıdır. 21-22 yaşlarımdayken Turan Dursun popülerdi. Onun kitaplarını okumak varken, ona cevap olarak din alimlerinin yazdıkları kitapları okumam belki de hayatımın hatası idi. Genç yaşta gerçekleri görür; hayatımı, evliliğimi ona göre yönlendirirdim. Şimdi mesela bara vs gitmek istiyorum, tesettürlü eşimle mümkün değil. Eşimi de çok sevdiğim için ayrılmak istemiyorum, ama asla İslam'dan ayrılmaz. Çevrem ise malum. Pek çok zevkten mahrum kaldım, hayatın güzelliklerini yaşayamadım. Ama dindarken de mesela her tür hoşuma giden müzikleri dinlerdim. Namazın bazı sünnetlerini çoğu zaman kılmazdım. Dindar olmayan, hatta dine mesafeli çok samimi arkadaşlarım vardı. Şimdi bendeki değişim 6 ay kadar sürdü.
Onca yıl İslam'la yaşa, hem de sıradan bir insan değil, bir dini kurumun sahibi, bu kurum için yıllarını harcamış, dünyanın kurtuluşunun İslam'da olduğuna kesin bir şekilde inanmış bir insan bu kadar kısa sürede nasıl değişebiliyor? Ben eskiden beri her gün bir veya bir kaç sayfa Kur'ân ve meali okurdum. 1 yıl kadar önce okuduğum meallerde mantığıma uymayan konular gözüme çarpmaya başladı. Neden daha önce çarpmadı, bilemiyorum.
Mesela "insanların ve cinlerin bir kısmını cehenmem için yarattım" gibi, "Dileseydik, insanların hepsini hidayete erdirirdik ama cehennemi insanlarla ve cinlerle dolduracağımıza dair bizden söz çıkmıştır" gibi, "Ayetlerin, kafirlerce inanılmaması için kalplerine bir engel konulması" gibi. O kadar ki, artık meal okurken, mantığıma aykırı olmayan bir sayfa bulabilsem mutlu oluyordum. Her sayfada "Acaba bu sayfada da mantığa zıt bir şeylere rastlayacak mıyım?" diye korkuyordum.
Devam edeceğim.
Konu Satyagraha tarafından (31-08-2013 Saat 19:19 ) değiştirilmiştir.
|