Günlerdir bir çok arkadaş Kürt sorunun temeline inmek , *irdelemek , ve OGRENMEK istediğini belirttiyor. Fakat gelen yanıtlar doyurucu olmamakla birlikte mazlum edebiyatından öteye geçmiyor. Bir Allah'ın kulu çıkıp mertçe arkadaş sen şunları yapabiliyorsun ama biz kürt kökenli olduğumuz için yapamıyoruz bu sebeple hedefimiz bu bu sorun bu şekilde aşılır diyemiyor.
Arkadaşlar hedefi belirtmekten sakınıyorlar ama ben Hasan Bildiricinin bir yazısından alıntı yaparak niyetlerini ortaya koyayım;
Bu ara iyi şeyler de oluyor. Barzani Kürdistan, Talabani Irak devlet başkanı. Suriye Kürtleri ayakta. İran çatırdıyor. Kaderini Türkün arkadan vuran namlularına teslim etmek istemeyenlerin direnişi başka mecralarda sürüp gidecek.
Kürdün çocuklarına tecavüz eden, dağlarından ölü gerilla indiren, Kürt önderlerini hapislerde ve sürgünlerde çıldırtan, çocukların dünyaya açılan dillerini ağızlarına tıkayan bir devletin demokratikleşmesi doğrusu ilgi çekici değil.
Herkesin Kürt çözümü kendisinin olsun. Güney Kürdistan örneği, benzer davlardaki emsal bir mahkeme kararı gibi duruyor Kuzey Kürtlerinin önünde.
Güney Kürdistan’a devlet, Kuzey Kürdistan’a ölüm olmaz. Güney Kürt liderlerine devlet başkanlığı, Kuzey Kürdistanlı liderlere sürgün ve hapis olmaz. Güney Kürdistan’da yasal Peşmerge gücü, Kuzey Kürdistan’da korucu ve itirafçı ordusu olmaz. Bu biçimsiz elbiseyi çıkarıp atmak için Kuzey Kürdistanlıların sayısız mazereti ve yolu var. Türk namluları demokrasi değil ölüm getirir ancak.
Yine de fazla gerilmenin anlamı yok. Barzani’nin başkan seçilmesini önemsemiyormuş gibi görünüp aslında yüreğinin tam orta yerinden vurulan
Türk ırkına dayalı devletin Kürtler karşısında diz çökeceği günler çok uzak değil. Dağlardan her gün birkaç Kürt gencinin cesedini indirmiş olmak kaçınılmaz sondan kimseyi kurtaramaz. Türk ırkının Kürtleri yönetme hakkı yoktur. Pek uzak olmayan bir gelecekte Kürdistan’ın dört parçasını da Kürdistanlılar yönetecektir. Ortadoğu’da Kürtler için adalet yoksa hiç kimse için adalet olmayacaktır...
http://www.pwdnerin.com/modules.php?...howpage&pid=97
Diğer yazılarımda belirttiğim gibi yıllarca bu ülkede hiç bir şekilde katma değer yaratmadan, vergi vermeden, üretime hiç katılmadan, elektrik, su, ekmek bedava yaşayacaksın, bu ülkede 12 Eylül koşullarında sadece Kamberler değil binlerce kişi yattı işkenceden geçti. Kamberin anası ana da bizim anamız ana değil mi ? İsmail beşikçi gibi bir çok yazar hapishanelerde yattı tek yatan ismail beşikçi değildi. Yaşam koşulları diyorsanız gelin Ankara'nın istanbul'un yakın köylerinin haline bakın bu gerçekleri bir kenara bırakıp mazlum edebiyatı yaparak Türk devletin Kürtler karşısında diz çökeceği günler uzak değil diyeceksin. Kusura bakmayın bunu hayal eden arkadaşlar *daha çok beklerler... Aslında bu tam anlamıyla azınlığın şımarıklığından başka bir şey değil... Yine bir alıntı yaparak konuya son noktayı koyalım...
Türkiye'de Kürt sorununa mümkün olan en insani açıdan bakan insanlar bile son günlerde büyük bir düş kırıklığı yaşıyor.
Ben artık bu davranışların, "Kürtlerin hakları" gibi haklı bir zeminden çıkıp, akılsızca bir "azınlık şımarıklığı" haline dönüştüğünü düşünüyorum.
Hiç çekinmeden de adını aynen böyle koyuyorum:
"Azınlık şımarıklığı..."
* * *
Şımarıklık, cezası şu veya bu şekilde, ama mutlaka verilen bir insan zaafıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin aklı başında Kürt vatandaşlarının, bu şımarık azınlığın yol açtığı ve açacağı sorunları çok iyi gördüğüne inanıyorum.
Şımarık azınlıklar, günlük isyanlarının kalıcı bir sonuç alacağını düşünürler.
Oysa dünyanın bu bölgesinde, şu anki konjonktürün, sadece ve sadece Amerika'nın buradaki varlığı ile korunabilen geçici bir denge olduğunu düşünmezler.
Yarın bir gün ABD, Vietnam'dan çekildiği gibi Irak'tan da çekildiğinde, buralarda eski çoğunlukların öfkeleriyle baş başa kalacağını hiç düşünmez.
Şımarık azınlık, yarın İran'la, Suriye ve Irak'ın Araplarıyla baş başa kaldığında, sığınacağı tek koruyucunun yine Türkiye olacağını aklının ucundan bile geçirmez.
* * *
Hadi sokaktaki o işsiz güçsüz genç bunları düşünmez.
Peki lüks odasında maroken koltuklar üzerinde poz veren Diyarbakır Belediye Başkanı'ndan daha farklı davranması beklenmez mi?
Başka türlü davransa, hem o şımarık azınlık için, hem de Diyarbakır'ın sessiz sakin insanları için çok daha yararlı sonuçlar alınabileceğini hiç mi düşünmez?
Ama dünya konjonktürü böyle.
Çoğunlukların huzurlu bir hayat hakkını bir saniye bile düşünmeyen güya "sivil toplum örgütleri" o aktif azınlıkları şımarta şımarta bugüne getirmiştir.
"Şımarık azınlıklar" artık günümüz toplumlarının ortak belasıdır.
Hayatın her alanındaki şımarıklıklar, inşallah bütün dünyada otoriter, hatta totaliter duyguları körüklemez...
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/gost...rih=2006-03-31