iğne deliğine iğne geçirmek , ve bok toplamak sanatı.
camalım rivayet olunurki osmanlı padişalarından birinin (sen pirofsun padişahın adını bilirsin) yanına hünerlerini
gösteren adamlar gelirmiş ve padişah bu gösterilerden hoşlanırmış.
yine böyle bir temaşada bir adam gelmiş huzura ,beşe metre öteye bir iğne dikmiş. başka bir iğneyi atıp dikili iğnenin deliğinden geçirmiş. padişah inanamamış bu yaptığına tekrar tekrar yaptırmış. ve adam her seferinde iğnenin deliğine iğneyi geçirmiş.
padişah adama bir kese altın vermiş ve kapıda bekleyen baltacılara bu adama kırk sopa vurun demiş.
iğneci padişahım keseyi anladım ama bu kırk sopa ne ? diye sorunca
padişah- bir kese altın, emeğinin karşılığı kırk sopada emeğini böyle hiç bir işe yaramayan boktan işle uğraştığın için. *(işte bunun adı ''iğne deliğine iğne geçirmek sanatı'' *deniyor

)
gelelim ''bok toplamak sanatı''na
sen küçüksünya bilmezsin (bana amca diyonya) eskiden izmirin tabakhaneleri meşhurmuş. *kimya bu kadar gelişmediği için *dabbağhaneler *deriyi dabbağlamak için *köpek boku kullanırlarmış . sabah namazınndan evvel
bok toplayıcıları sokaklara dökülürler ve sokaklardaki köpek boklarını toplarlarmış.yeterince *bokları toplayan
dabbağhanenin yolunu tutarmış. taze köpek boku daha çok para ettiği için boku toplayan *koşa koşa gidermiş
bu yüzden acele edenlere '' tabakhaneye bokmu götürüyorsun?'' diye dalga geçerlermiş.
büyük *ihtimalle sende bu asil işi yapanlardan birinin torunusun *

*

*çünkü bu kadar zeki olmana ve pırof olmana buna borçlusun zannımca
gelelim başka sanatlara!!
ben ,ilk sanatlarla uğraşmaya başlamak niyetine girince . kendi kendime dedim acaba kaç türlü sanat var.
yedi tane varmış bunların biride ''plastik sanatlarmış''
plastik deyince benim aklıma çocukluğumdaki plastik leğen kova , ibrik satanlar aklıma geldi. onlar şöyle bağırırlardı
''hurda naylon alıyom terlik alıyom sarı ,bakır alıyom''
ben herşeyden anlayan zeki bir adamım bunuda biliyom. şimdi *NASA BANA TELEFON ETSE * ''uzay mekiğinde
bir problem var'' *dese '' yarın gidip bakarım'' diyecek kadar kendime güveniyom.
lafı karıştırmayalım benim sanat aşkım yarım kalacak.
ben naylonla ''plastik sanatlar''ın aynı olduğunu anlayınca. kendime hemen bir at arabası ayarladım.
tahtakaleden ( tahtakale, sizin kemer altı gibi bir yerdir) *hepsi naylon olmak kaydıyla leğen ibrik maşrapa kova
v.s. aldım. artık kendimi plastik sanatlara kendini adamış bir sanatçı olarak görmeğe başladım. ama
plastik sanatlarda meşhur olamadım ne yapayım kader utansın :cry: *:cry:
şimdi diyeceksinki ÖSKÜR AMCA bu kadar martavalı niye anlattın. elcevap, esas çok önemli bir konuya girizgah yapmak için
şimdi camalım en önemli bir sanata değineceğim. bu necip türk milletinin çok iyi bilip yaptığı bir *bir sanattır bu
başka milletlerde bu sanat bizdeki kadar hakimmidir bilmiyorum. bilenler olursa cevablarını beklerim
türkiyede çok meşhur bu sanatın adı '' HER ŞEYE MAYDANOZ OLMA'' sanatıdır.
bu *sanat erbabının tipik özellikleri vardır. uzun uzun anlatmayacağım. *
bu sanatla uğraşanları mazhar fuat özkan ''en uzak yere sen gittin en güzel kızı sen kaptın, sen neymişsin be abi'' şarkısında anlatmıştır.
madem söz sanattan açılmışken kendime ait (olmayan) iki mısra ile bitireyim.
BAHÇEYE KURDUM SALINCAK
YAR GİDİP *YAR GELİP SALLANACAK
camalım aşağıdaki fıkrayı aldostum *okusun diye yazıyorum sen okuma. okuduğunu görürsem kafanı kırarım
ama sende dedelerin kadar deri işinden anlıyorsan okuyabilirsin. deriden bahsedincede içinde deri olmayan fıkra olmadan olmaz. malum adımız fıkracıya çıkmış ya . ne boka yarıyorsa bu kadar fıkra anlattım bedava bir çay bile içemdeim
Bir Kaz Göndersem Yolar Mısın???" *(kaz yolma sanatı)
Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdili kıyafet gezmeye karar vermiş.
Yanına baş vezirini alıp yola çıkmış...
Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler..
Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.
"Padişah", "ihtiyarı" selamlamış.
" Selamünaleyküm ey piri fani..."
" Aleykümselam ey serdar'ı cihan..."
Padişah sormuş.
" Altılarda ne yaptın ?"
" Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor..."
Padişah gene sormuş.
" Geceleri kalkmadın mı ?"
" Kalktık...Lakin, ellere yaradı..." Padişah gülmüş.
" Bir kaz göndersem yolar mısın ?"
" Hem de ciyaklatmadan..."
Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar.
Padişah baş vezire dönmüş.
" Ne konuştuğumuzu anladın mı ?"
" Hayır padişahım..." Padişah sinirlenmiş.
" Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım."
Korkuya kapılan baş vezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş.
Bakmış adam hala orada çalışıyor...
" Ne konuştunuz siz padişahla... ?"
Adam, baş veziri şöyle bir süzmüş.
" Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.."
Baş vezir, yüz altın vermiş.
" Sen padişahı, serdar'ı cihan, diye selamladın.
Nereden anladın padişah olduğunu... ?"
" Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi.."
Vezir kafasını kaşımış.
" Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek..."
Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
" Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu.
Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, karnımızı doyuramıyoruzdedim."
Vezir bir soru daha sormuş...
" Geceleri kalkmadın mı ne demek ?"
Adam bir yüz altın daha almış.
" Çocukların yok mu diye sordu..Var, ama hepsi kız.
Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim..."
Vezir gene kafasını sallamış.
" Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek..."
Adam gülmüş... *onuda artık sen bul, demiş
USTAMIN ADI HIDIR ELİMDEN GELEN BUDUR kestane kebab , acele cevap
not: aydoe *siz tavukları ciyaklatmadan yolabiliyormusunuz