Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 27-05-2008, 08:41
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart İslam, Nurculuk ve Said Nursi

Said-i Nursi Kimdir?

Asıl adı Said-i Kürdi olan Said-i Nursi 1873 yılında Bitlis'in Nurs köyünde doğmuştur. Kısa bir süre, Molla Mehmet Emin adında bir hocada okumuş ve bu adamdan aldığı yanm yamalak bilgilerle kendini erişilmez bir "âlim" saymıştır. Sonradan yazdığı risalelerinden de anlaşıldığı gibi, edindiği yetersiz bilgilerin büyük bir değer taşıdığını sanarak büyüklük taslamaya başlamış, şuna buna rastgele sorular sorup mahçup etme çabalarına girişmiştir. Gösterişe ve riyaya çok düşkün olması yanında, hayalci de olan Said-i Nursi, kurmaya çalıştığı "Medrese-tüz-Zehra" adlı medreseye yardım toplamak için İstanbul'a gitmiş ve burada birtakım siyasi işlere girişmiştir. "İttihad-ı Muhammed-î" fırkasının kurucuları arasında yer alan Nursi, bir ara Abdülhamit'in emriyle Akıl Hastanesine de yatırılmıştır.

31 Mart sanıklarından biri olarak da yargılanan Said-i Nursi, her ileri adımın karşısına çıkmış, İttihat-Terakki'ye, Jön Türklere ve Batı'ya yönelenlere düşman olanların safına katılmış, Volkancılann safında türlü fesatlıklar yapmaya çalışmıştır. 31 Mart'a temel olan görüşlerini, "Divan-ı Harp" önünde de tekrarlayan Nursi, bu görüşlerini 1957'lerde de yaymaya çabalamıştır.
Kurtuluş Savaşı'nda, bu savaşın amacının Halifeliği yaşatmak olduğunu sanarak savaşı desteklemiş, Dürrizade Fetvasına karşı Anadolu hareketine katılanları savunmuştur. Ama Ankara'ya gidip de Mustafa Kemal'le görüşünce, savaşın gerçek amacını anlamış, karanlık emelleri için bu savaştan bir yarar sağlayamayacağını düşünerek harekete karşı çıkmıştır. Ankara'dan ayrılarak Van'a gitmiş ve orada Risale-i Nur adı altında saçmalıklarla dolu kitapçıkları yazmaya başlamıştır. Şeyh Sait isyanı sırasında Barla'ya sürgün edilen Nursi, daha sonra Kastamonu'ya ve Emir-dağı'na sürülmüştür. Saçmalıklar yüklü kitapçıklarını buralarda da yazmaya devam eden, üstelik bazı saf Müslümanlar gözünde bir Müslüman kahramanı olarak tanıtmayı başaran Said-i Nursi, birbirinin tekrarı olan 130 parça risale yazmıştır. Kitapçıklarının Kur'an-ı Kerim derecesinde olduğunu, hatta bazı risalelerinin birçok surelerden daha veciz ve daha anlamlı bulunduğunu iddia etmekten çekinmeyen Said-i Nursi, 1960 yılında Urfa'da ölmüştür.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 27-05-2008, 08:44
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart

Said-i Nursi, çarpık görüşlerini İslam'a mal etmek için durmadan çaba harcamış ve bu yolda özellikle iki zümreden yararlanmıştır. Bunlardan biri; saf ve Müslümanlığı gerçek anlamıyla bilmeyen imanlı zümre; öteki de, az çok her şeyi kavrayan, bilen fakat, menfaatlerini dinin de imanın da üstünde tutanlardan meydana gelen zümredir. Nurculuk akımı, işte bu iki zümre arasında yayılmış ve İslam'ın da, milletin de başına bela olan bir durum almıştır. Said-i Nursi, Nurculuğu bu iki zümrenin omuzları üstüne kurmuş ve ölünceye kadar, hiçbir din ve iman kaygısı taşımadan geliştirme çabasını göstermiştir. Bugün bazı saf Müslümanlar, Said-i Nursi'nin gerçek yüzünü bilmedikleri, bilemedikleri için, onun Müslümanlığa taban tabana ters düşen görüşlerinin yayılmasında, farkında olmayarak rol almış bulunuyorlar. Oysa Said-i Nursi'nin gerçek yüzünü, nasıl bir riyakâr olduğunu ve aşağılık emellerini gerçekleştirmek için İslamı nasıl kendine alet ettiğini bilseler, onun yaydığı karanlık akıma yardımcı olmaz, tersine karşı çıkarlardı.

Said-i Nursi'yi kısaca anlatmak gerekirse şöyle denebilir: Said-i Nursi, karanlık emellerini gerçekleştirmek için dini alet eden, gerçekte dinin temel ilkelerine bile inandığı şüpheli olan, riyakâr bir insan olarak yaşamış ve hayatının sonuna kadar bu tutumunu sürdürmüştür.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 27-05-2008, 08:50
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart

SAİD-İ NURSİ'NİN, KUR'AN AYETLERİNDEN KENDİSİ VE RİSALE-İ NUR İÇİN ÇIKARDIĞI MÂNALAR VE RİSALE-İ NUR HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ:

a) Kur'an Ayetlerinden Kendisi İçin Çıkardığı Mânalar:

Nûr Suresi'nin 35. ayeti şöyle demektedir:
"Onun nuru içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır, bu, ne yalnız Doğu'da ve ne de Batı'da bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nûr üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara örnekler verir, o her şeyi bilir."

Said-i Nursi, anlamı yukarıda yazılı ayeti bakın nasıl yorumluyor:

"Hem işaret eder ki: Risale-i Nurları müellifi (Said-i Nursi) de Ateşsiz yanar, Tahsil için külfet ve ders alma zorluğuna katlanmadan nûrlanır âlim olur."

"Evet âyetteki bu cümlenin bu mucizeli işareti elektrik Risale-i Nurlar hakkında doğru olduğu gibi müellifi (Said-i Nursi) hakkında da tamamiyle doğrudur... Said-i Nursi) medrese usulünce 15 yıl ders alınarak ancak okunabilen kitapları, yalnızca 3 ayda okuyup öğrenmiştir."

(Said-i Nursi'nin kendi ifadeleri çok dolaşık ve ağdalı olduğundan ifadeler genellikle anlaşılır biçime sokularak yazılmıştır.)

Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.60, sat. 14-17.

Bu ifadelerle Said-i Nursi demek ister ki: "Allah Nur'undan söz ederken elektriği Risale-i Nur'u ve beni anlatmak istemiştir. Bu âyette benden ve eserimden özellikle söz edilmek istenmiştir. Benim özelliğimde bir başka kimse, kitabımın özelliğinde de bir başka kitap bulunmadığı için Allah'ın Nuruyla ancak ben ve kitabım anlatılmış olabilir. Kitabım da bir nurdur ben de bir nurum. Çünkü ben herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, sadece 3 ayda okuyup öğrendim..."

Bir insan nasıl kendinden böyle söz edebilir, kendisini nasıl elektriğe benzetebilir ve nasıl Allah'ın Nuru diye tanıtabilir?

Sonra; "herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, ben sadece 3 ayda okuyup öğrendim", anlamındaki sözler hangi tevazu anlayışına sığabilir?
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 27-05-2008, 09:13
benun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
benun benun isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 May 2008
Mesajlar: 41
Standart

maşallah yine kendi karanlık fikirlerinizden ona veya buna saldırarak birşey elde edeceğinizi sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar hak dava ediyorsanız hak ile dava edin! onu bunu kötülemekle elinize bişey geçmez kimseyi de kandıramazsınız. safsatadan ibaret dediğiniz risalei nur külliyatı meydandadır.okuyanlar bilir, kıymetini anlar okumaktan geri durmaz.Gerçekten samimiyseniz iddianızda -ki asla buna inanmıyorum- aşağıda ki pasajlardan yalan veya iftirayı bulunuz aşağıda bulunan konudaki yalanları çıkarınız..


Üstad Bediüzzümanın kimliği gerçek manada ancak eserlerinin tamamında kendini gösterir. “Ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var” diyen bu büyük insan, bütün ömrü boyunca aynı çizgide bir manevi cihat yapmış ve milyonların imanının kurtuluşuna vesile olmuştu. Onun hayatı hakkında bilgi edinmekte en temel kaynak Tarihçe-i Hayat isimli eserdir. Bizzat kendisinin tashihinden geçmiş olan bu eser sorunuza güzel bir cevaptır.

Bununla birlikte Üstadın hayatının bir özetini aşağıda takdim ediyoruz:
Bediüzzaman Said Nursî, 1876'da Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zeka ve hafıza sebebiyle önceleri Molla Said-i Meşhur diye tanındı. Daha sonra "Zamanın Harikası" anlamında "Bediüzzaman" ünvanıyla şöhret buldu.

Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili 90 kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O'nu, Kur'an ayetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur'an ayetinin bütün kâinatı ihata ettiğini gördü.

1900'lü yılların başında doğuda Medresetü-z Zehra adında, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir İslam Üniversitesi kurmak fikriyle hilafet merkezi olan İstanbul'a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. Doğrudan istediği şekilde bir üniversite kuramamakla birlikte memleketin her tarafında şubeleri bulunan yaygın bir medrese sistemi tesis etti.

1. Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp 2,5 yıl Rusya'da esir kaldı. 1917'deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte, Genelkurmay'ın kontenjanından Osmanlı'nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan Dar-ül Hikmet-il İslamiyye'de görev yaptı. İngilizlerin İstanbul'u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla bir risale neşretti.

Anadolu'da başlatılan İstiklal mücadelesine destek verdi.
1925 yılında Van'da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete karşı çıktığı halde tedbir olarak önce Burdur'a, ardından Isparta ve Barla'ya gönderildi. Burada 8 yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur'an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle Eskişehir Mahkemesine sevk edildi.

Sürgüne gönderildiği Kastamonu'da eserlerini yazmaya devam etti. 1943'te Denizli Mahkemesi'ne, 1948'de Afyon Mahkemesi'ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi.

1950'de çok partili hayata geçildiğinde dini hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı.
Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960'ta Hakk'ın rahmetine kavuştu.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27-05-2008, 09:21
atheist87 atheist87 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 Mar 2008
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 222
Standart

onu peygamber sananlar var hala islamın kutsal kitabı sayılan kuran'ın tefsiri yazmış Risale-i Nur isminde bir kitapla bazı yazıları var dır ki kendini peygamber ilan etmek için epey uğraşmıştır kuranda son peygamber muhammed yazmasaydı sa it şu an peygamber olmuştu buna emin olun bu muhammedin yaptığı tek faydalı iş ben sonuncu peygamberim demesi olmuştu bununda mantıklı açıklaması düşünürsek kendi gibi kendileri peygamber ilan edecek ve rekabet oluşturmalarına karşı bir önlemdir.

Konu atheist87 tarafından (27-05-2008 Saat 09:24 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 27-05-2008, 09:28
benun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
benun benun isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 May 2008
Mesajlar: 41
Standart

pante´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Said-i Nursi Kimdir?

Asıl adı Said-i Kürdi olan Said-i Nursi 1873(1876 yılında tevellüd etmiştir.iddianız baştan sakat!) yılında Bitlis'in Nurs köyünde doğmuştur. Kısa bir süre, Molla Mehmet Emin adında bir hocada okumuş ve bu adamdan aldığı yanm yamalak bilgilerle kendini erişilmez bir "âlim" saymıştır(bediüzzaman kendini hiç bir zaman alim saymamıştır.o zamanda alim olanlara giydirilen cübbeyi bediüzzaman asla kabul edip giymemiştir..). Sonradan yazdığı risalelerinden de anlaşıldığı gibi, edindiği yetersiz bilgilerin(dünya okuyor okumaya doyamıyor sen yetersiz diyorsun ya herkes akılsız ya da sen) büyük bir değer taşıdığını sanarak büyüklük taslamaya başlamış, şuna buna rastgele sorular sorup mahçup etme çabalarına girişmiştir(bediüzzaman tarihçe i hayatını okuyanlar bilirler ki hiçbir zaman büyüklük taslamamıştır ve istanbulda otelinin kapısına astığı:''her suale cevap vardır ancak sual sorulamaz'' delili iftiranızı çürütmeye yeter de artar bile..). Gösterişe ve riyaya(gösterişe ve riyaya düşkün olsaydı vefat ettiği zaman malı mülkü olurdu'vefatından sonra geriye kalan bir sepet eşya!!) çok düşkün olması yanında, hayalci de olan Said-i Nursi, kurmaya çalıştığı "Medrese-tüz-Zehra" adlı medreseye yardım toplamak için İstanbul'a gitmiş ve burada birtakım siyasi işlere girişmiştir. "İttihad-ı Muhammed-î" fırkasının kurucuları arasında yer alan Nursi, bir ara Abdülhamit'in emriyle Akıl Hastanesine de yatırılmıştır.(akıl hastanesine yatırılış sebebi: padişahın bediüzzaman doğuda kurmak istediği üniversiteden vazgeçmesini istemesi buna mukabil bir kese altın vermesi üstadın bu altını istememesi reddetmesi üerine bu delidir diye tımarhaneye kapatılmasıdır. teşhis için gelen doktor: bediüzzaman deli ise dünyada akıllı yoktur raporu üzerine çıkarılmıştır.)

31 Mart sanıklarından biri olarak da yargılanan Said-i Nursi, her ileri adımın karşısına çıkmış, İttihat-Terakki'ye, Jön Türklere ve Batı'ya yönelenlere düşman olanların safına katılmış, Volkancılann safında türlü fesatlıklar yapmaya çalışmıştır.(binlerçe kişinin ayaklanmasını önlemiş olan bir zata böyle iftirayı rahman bile kaldırmaz azabınız pek şedid olacaktır) 31 Mart'a temel olan görüşlerini, "Divan-ı Harp" önünde de tekrarlayan Nursi, bu görüşlerini 1957'lerde de yaymaya çabalamıştır.
Kurtuluş Savaşı'nda, bu savaşın amacının Halifeliği yaşatmak olduğunu sanarak savaşı desteklemiş,(eğer sebeb bu olsaydı öncelikle şeyh said isyanına katılırdı doğudaki ayaklanmaların asıl çıkış sebebi din içindir ama bediüzzaman bunlara katılşmadığı gibi talebelerini de geri çekmiştir..) Dürrizade Fetvasına karşı Anadolu hareketine katılanları savunmuştur. Ama Ankara'ya gidip de Mustafa Kemal'le görüşünce, savaşın gerçek amacını anlamış, karanlık emelleri için bu savaştan bir yarar sağlayamayacağını düşünerek harekete karşı çıkmıştır. Ankara'dan ayrılarak Van'a gitmiş ve orada Risale-i Nur adı altında saçmalıklarla dolu kitapçıkları yazmaya başlamıştır.(zerre kadar aklı olsaydı saçmalık demezdin belli ki okumamışsın sallıyorsun.iddianda samimi isen bir tane saçmalık göster yoksa sus!) Şeyh Sait isyanı sırasında Barla'ya sürgün edilen Nursi, daha sonra Kastamonu'ya ve Emir-dağı'na sürülmüştür. Saçmalıklar yüklü kitapçıklarını buralarda da yazmaya devam eden, üstelik bazı saf Müslümanlar gözünde bir Müslüman kahramanı olarak tanıtmayı başaran Said-i Nursi, birbirinin tekrarı olan 130 parça risale yazmıştır.(tekraradaki amaç yazılmıştır risaleye havale ediyorum istenirse neden tekrar yazıldığını yazabilirim) Kitapçıklarının Kur'an-ı Kerim derecesinde olduğunu, hatta bazı risalelerinin birçok surelerden daha veciz ve daha anlamlı bulunduğunu iddia etmekten çekinmeyen(ispatla bakalım nerde bu cümleler) Said-i Nursi, 1960 yılında Urfa'da ölmüştür.
yine iftira yine ordan burdan düşünmeden yazılan kendi hayalinizle uydurduğunuz yazıları buraya kopyalamışsınız.buyrun yalanlarınızı ıspatladım
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27-05-2008, 09:31
benun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
benun benun isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 May 2008
Mesajlar: 41
Standart

atheist87´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
onu peygamber sananlar var hala islamın kutsal kitabı sayılan kuran'ın tefsiri yazmış Risale-i Nur isminde bir kitapla bazı yazıları var dır ki kendini peygamber ilan etmek için epey uğraşmıştır kuranda son peygamber muhammed yazmasaydı sa it şu an peygamber olmuştu buna emin olun bu muhammedin yaptığı tek faydalı iş ben sonuncu peygamberim demesi olmuştu bununda mantıklı açıklaması düşünürsek kendi gibi kendileri peygamber ilan edecek ve rekabet oluşturmalarına karşı bir önlemdir.
onu peygamber sananlar varsa suç bediüzzamanda mı?
eğer birşey diyorsan arkasında durmalısın bana risalei nurun neresinde bediüzzamanın kendini peygamber ilan ettiğini gösterirmisin? aksi halde iftiracı olacaksın?
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 27-05-2008, 09:38
BenDeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BenDeniz BenDeniz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 May 2008
Mesajlar: 190
Standart

Sn.benun;

Müslüman olduğunuzu zannederek,Burada İslamın temel kaynağı Kur'andan anlatımlar yapmanızı öneririm.Risale-i Nur'u temel kitap yapma gayreti içine düşen Nurcu akım, gerçekten çok can sıkıcı olmaktadır.

Said-i Kürdi'nin M.Kemal Paşa'dan Doğu topraklarının bir kısmını isteme cesareti gösterdiğinide ben eklemiş olayım.Bir Kürt Devleti arzu etmiştir,Onun devamı olan malüm kişilerde buna sıcak bakmaktadırlar.

Nurcu akım sadece Din'i yaygınlaştırma hedefine değil, topraklarımızı ve Devletimizide ilgilendiren önemli husularda planlara sahiptir.

''Bir Topluluğa Olan Düşmanlığınız,Sizi Onlar Hakkında Adaletten Ayırmasın''
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 27-05-2008, 09:40
atheist87 atheist87 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 Mar 2008
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 222
Standart

1-Kur'an'da Hz.Muhammed'e açıklanmadığı halde Said Nursi'ye açıklanmış gizli gerçekler var mıdır? Risalei Nur; Kur'an'nın gizli gerçeklerinin arştan inen kesin delili midir?



Şualar, Birinci Şua,'da geçen;

"Kur'an'ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!! Tenzil'ül-Kitab cümlesinin sarih bir manası asrı saadette vahiy suretiyle Kitab-ı Mübîn'in nüzulü olduğu gibi, manayı işarîsiyle de, her asırda o Kitabı Mübin'in mertebe-i arşiyesinden ve mu'cize-i maneviyesinden feyz ve ilham tarîkıyla onun gizli hakikatları ve hakikatlarının bürhanları iniyor, nüzul ediyor..."



Kastamonu Lâhikası, Yirmiyedinci Mektubda geçen;

"Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakâik-ı Kur'aniyenin muammalarını keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulmayıp, bazan îmanını kaybederdi. Şimdi, bütün denizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler."



Dinin, imanın, ayet ve hadislerin müşkülü olabilir, ama bunlar gizli, sırlı değildir. Dinimiz, Kitabımız apaçıktır, esrar perdesiyle örtülü değildir. Esrarengiz bir dinle Allah'a nasıl kulluk edilebilir? Kur'an'ın bir ismi de "Beyan"dır.

Allah (c.c) Ali İmran 138'de "Bu, insanlar için bir beyandır (apaçıktır)." buyurmaktadır.



Bu sözlerle Risalelerin kutsallığına, yeni bir peygambere ve dine zemin hazırlanmaktadır. Hedef; Said Nursi yeni bir peygamber, Risaleler yeni bir ilahi kitap, Kur'an ise sırlarla dolu, açıklanmamış gizli bir kitap, Hz.Muhammed ise Kur'an'ın sırlarından habersiz veya haberi varsa bunları ümmetten saklamış bir peygamber. Böyle bir iddia küfürdür, çünkü Allah, Bakara 79'da "Vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra "bu Allah katındandır" derler. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır. Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara!." buyurmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 27-05-2008, 09:40
atheist87 atheist87 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 Mar 2008
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 222
Standart

2-Said Nursi Peygamberlik iddiasında bulunmuş mudur?



Allahü Teala şöyle buyurur:

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir. (33/40)



Bediüzzaman Said Nursî, Afyon Hayatı'nda geçen şu cümleye bir bakın;

" o zat (Said Nursî), hizmet-i îmâniye noktasında Risâletin bir mir'at-ı mücellâsı ve şecere-i Risâletin bir son meyve-i münevveri ve lisan-ı Risaletin irsiyet noktasında son dehan-ı hakikati ve şem'-i İlâhînin hizmet-i îmaniye cihetinde bir son hâmil-i zîsaadeti olduğuna şüphe yoktur.



[Benim hissemi haddimden yüz derece ziyade vermeleriyle beraber, bu imza sahiplerinin hatırlarını kırmağa cesaret edemedim. Sükût ederek, o medhi, Risale-i Nur Şakirdlerinin şahs-ı mânevîsi namına kabul ettim.] Said Nursî"



Said Nursî kendisine "imana hizmet yönünde peygamberliğin bir cilâlı aynası, peygamberlik ağacının nurlandırılmış son meyvesi, peygamberlik lisanının vârislik noktasında son gerçek ağzı, ilâhî ışığın imana hizmet yönünde son mutlu taşıyıcısı" gibi sıfatların hepsini tevazu maskesiyle, "istemem, yan cebime koy" kabilinden kabul ettiğini söylemektedir.



Said Nursî'nin, bu sıfatların "son sahibi" olduğu vurgulanmaktadır. Aslında, bu sıfatların gerçek ve son sahibi -hâşâ- Said Nursî değil, Hz. Muhammed'dir. Yani anlayacağınız Said-i Nursi; Hz. Muhammed (s)'i maske yapıp Peygamberlik iddia etmektedir.



Bu adamın sözlerine inanan safdillere birkaç hakikati gösterelim:



"Muhammed, (...) Allah'ın Elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. (...)" (Ahzâb,40)

Hz. Peygamberin (s.a.v.) risaleti bir ağaca değil de, bir eve benzetmiştir. Bunun hikmeti ise çünkü ağaç meyve vermeye devam eder, ama ev sağlam bir biçimde tamamlandığından yeni tuğlaya ihtiyaç hissetmez. Fakat Said Nursi risaleti güya ağaca benzeterek kendine pay çıkarmaktadır.



Efendiler, mimar evi tamamlamış, tuğlalardan birini söküp yeni bir tuğla koymayacak! O evden ne bir tuğla sökebilir ne de ona tuğla bildiğiniz bir şeyi yamayabilirsiniz!... O ev, çıkıntı kabul etmez. Bu yüzden Peygamberlik makamı son bulmuştur ve Said-i Nursi gibilerinin yalanlarına kanmamak gerekir.



Ama ne yazık ki şakirtleri Said Nursî'ye öylesine iman etmişlerdir ki, sarf ettikleri sözler aralarındaki ilişkinin "peygamber-yakın ashabı" ilişkisi olduğunu Siracü'n-Nûr'da Hasan Feyzi açıkça ortaya koymaktadır:

"(...) Demek göç ve sefer muhakkak mı Üstadım. Demek Hazret-i İmam-ı Ali'yi ağlatıp, Ömer'i şaşırtan, Ehl-i Beyt'i inletip, Medine-i Münevvere'yi karartan o hâl-i pür-melalin bir nümunesi, âkıbet bizim bu garip başlarımıza da mı çöküyor. Pek vakitsiz, pek erken değil mi Üstadım."



Tılsımlar Mecmuası'nda inanılmaz bir zorlamayla, Said Nursî kendisini Hz. Muhammed'in aynası olarak göstermiştir:

"Binâenaleyh bu Zât (Said Nursî), cismaniyet noktasında mir'at-ı Peygamberî'dir."



Hâşâ ve kellâ... Said Nursî, ne cismaniyet ne de ruhaniyet noktasında Hz. Muhammed'in aynası olabilir.



"Üstelik ancak iki Muhammed, bir Bediüzzaman ediyor." Şöyleki;

"Muhammed (92) (Ebcede göre Muhammed adının sayı değeri 92'dir.) Âyine karşısına koyarak Muhammed (92), Bedîüzzaman (184)'dır.

(Ebcede göre Bedîüzzaman adının sayı değeri 184'dür.)



Peki, sizin bu ahmakça çıkarsamanızı esaslı bir şey zanneden muzırın biri çıksa da dese ki:



" Kur'an'da Tebbet suresinde adı geçen Ebu Leheb'in cifri değeri 46'dır. Ebu Leheb'in sağına, soluna, önüne, arkasına ayna koysak ( Yani 46 x 4= 184) kim görünür acaba?"

Bu münasebetsize ne cevap vereceksiniz? Hadi biz verelim cevabı: Bediüzzaman Said Nursî görünür. Çünkü: Ebu Leheb (46) x 4 = Bediüzzaman (184) eder.



Bir diğeri ise çıkıp Ebced ile şöyle bir yorum yapsa;



"Bakara 220'. ayette "(...) Allah, müfsidi muslihten ayırt etmesini bilir. (...)" buyurulmaktadır. "Müfsid" (Ara bozucu, karıştırıcı) kelimesinin "Bediüzzaman"a tam tamına tevafuk etmesi cihetiyle (Çünkü Müfsid'in cifri değeri 184 iken Bediüzzaman'ın cifri değeri de 184'tür.) ayet, Bediüzzaman'ın fesâd-ü ifsadına ima, belki remz ediyor. Hatta bunu delâlet, belki sarahat derecesine çıkarıyor. Nitekim, Said-i Nursi'nin cümleleri de bunu hem lâfzen hem de mealen tasdik edercesine diyor ki:



Hiçbir müfsid ben müfsidim demez, daima suret-i haktan görünür. Yahud bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız..." dese ne yaparsınız?



Şuâlar, Birinci Şua'da Said-i Nursi kendi konumundan şöyle bahseder;

"(...) benim gibi yarım ümmi ve kimsesiz (...) bulunan bir adam, (...) Risale-i Nur'a sahip değildir; ve o eser, onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez. Belki doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîmin bu zamanda bir nevi mu'cize-i mâneviyyesi olarak, rahmet-i İlâhiyye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşiyle beraber, o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi, ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil (...)"

Peygamberimiz Kur'an'ın tercümanıdır, mübelliğidir; Said Nursî de Nur Risaleleri'nin tercümanıdır, mübelliğidir. Hz. Peygamber ümmîdir; Said Nursî ise yarım ümmî bir zattır. Nasıl ki, Kur'an-ı Kerim Hz. Muhammed'in (s.a.v.) değil, Allah'ın kelâmıdır; o sadece tercümandır, mübelliğdir. İşte, Risale-i Nur da Said Nursî'nin eseri değildir; o da Nur Risaleleri'nin tercümanıdır, mübelliğidir. Peygamberimizin Kur'an'ı tebliğ görevi vardır; Said Nursî'nin de Nur Risaleleri'ni "tebliğ" (Barla Lâhikası, 21) görevi vardır.



Şuâlar, Beşinci Şua'da şöyle geçiyor;

"Hattâ "Tevrat" ve "İncil" ve "Zebur"da Peygamberimiz hakkında gelen müjdeler ve haberler dahi, bir derece perdeli ve kapalı gelmiş ki; o kitapların bir kısım tâbileri te'vil edip îman etmediler."



Barla Lâhikası, Yirmi Yedinci Mektupta müridi Hâfız Ali ise şöyle der;

(...) Nur Risalelerini, değil Hazret-i Şeyh (K.S.) altıncı asırdan ondördüncü asırda görmesi, (Kütüb-ü sâbıkada remzen ve Hazret-i Kur'an'da sarahaten göstermeleri, o kitab-ı mübarekin şe'nindendir) diyebileceğim."



Kur'an'dan önceki ilâhî kitapların Peygamberimiz ve Kur'an hakkında verdikleri haberler, "bir kısım tâbilerinin tevil edip iman etmediği bir derece perdeli ve kapalı" haberler iken; Said Nursî ve Nur Risaleleri hakkındaki haberleri "remzi"dir.



Ayrıca, kütüb-ü sabıkanın Hz. Muhammed'den "bir derece perdeli ve kapalı" haber vermesine karşın; Kur'an'ın Said Nursî'den, onunla ilgili tarihlerden, risalelerinin isimlerinden verdiği haberler "sarahaten"dir. "Sarahaten", yani açık ve sarih olarak, açıktan açığa... Nur Risaleleri'ndeki bu ifadalerden açıkça anlaşılmaktadır ki, kütüb-ü sabıkayı ve Kur'an'ı indiren yüce Allah, Hz. Muhammed'in bir derece perdeli ve kapalı haberlerle bildirilmesini, fakat Said Nursî'nin ise açık ve sarih haberlerle bildirilmesini irade etmiştir!... Yuh artık! Yazıklar olsun sizlere!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:54 .