Aşağıdaki makalem birkaç yıl önce Tarih Forumumuzda konuyla ilgili yazdıklarımın gerek tarihsel tesbit ve tahlil yönünden gerekse de konunun günümüz Türkiye siyasetindeki yeri yönünden geliştirmeye çalıştığım bir versiyonudur.
Geçtiğimiz 18 Mart günü, Çanakkale zaferini ulusalcılığa mal eden kesim ile İslam’a mal eden kesimin bu tarihsel mirası paylaşamadıklarını bir kez daha izledik.
Ulusalcı kesim Çanakkale zaferini Kurtuluş Savaşı’nın provası, Türklüğün kudreti ve onuru hatta Cumhuriyete giden yola indirgerken İslami medyada gene “imanın gücü” ne indirgeyenler oldu.
Kürt sorununun ülke gündeminde ön sıralara çıktığı ve militarist “çözüm” yollarının dayatıldığı yıllardan itibaren Çanakkale zaferini anma törenleri de adeta histerik bir düzeye çıkarıldı. Bu histerinin gerçeklikten kopukluğunu “Çanakkale geçilmez!” sloganında ve 1915’de Çanakkale’yi geçemeyen İngilizlerin 7 Kasım 1918’de geçtiği gerçekliğinde görebiliriz.
18 Mart 1915 sabahı Çanakkale boğazını zorlamaya başlayan itilaf devletlerinin savaş gemileri ile Osmanlı sahil savunma bataryaları arasındaki düello saatlerce sürmüş, bazı savaş gemileri önemli hasara uğramışsa da namlu sayısının itilaf devletleri tarafına sağladığı aşırı üstünlüğün de etkisiyle öğleden sonraki saatler itibarıyle Osmanlı sahil savunma bataryaları önemli ölçüde imha olmuş veya ağır hasara uğramıştı. Bir kısım Osmanlı topunun ise aşırı atıştan dolayı ısınarak namlularının şiştiğini ve böylece kullanılmaz duruma geldiğini biliyoruz. Bu safhada sahil savunmasının zayıfladığını gören Amiral Robeck savaş gemilerini ileri sürüyor. Ardından Nusret mayın gemisinin döktüğü mayınlar imdada koşuyor ve üç itilaf zırhlısını saf dışı ederek deniz zaferini sağlayan baş etken oluyor. O halde Çanakkale savaşının 18 Mart safhasındaki deniz galibiyeti, Çanakkale müstahkem mevkisinin başarılı bir stratejik savunması sonucundan dolayı değil lokalize bir taktik başarıdan (Nusret) kaynaklanmıştır. 18 Mart sabahı itilaf donanmasında yer alan yirmi bir mayın tarama gemisinden biri Nusret’in döktüğü mayınları tesbit etseydi itilaf donanması büyük bir ihtimalle Çanakkale Boğazı’nı geçebilecekti. Çünkü yukarıda belitildiği gibi boğazın ana savunma sistemini oluşturan sahil savunma topçu bataryaları susmuştu. Bu bataryaların mensupları her ne kadar canla-başla ve kahramanca savaşmışlar ve Gaulois, Inflexible, Bouvet, Suffren gibi zırhlılara önemli hasar vermişlerse de hiç birini batırmayı başaramamışlardı.
1912’den 1915’e Değişen Neydi?
1912 yılında patlak veren Balkan Savaşı’nda Osmanlı ordusu büyük yenilgiler aldı. Selanik ve Edirne kaybedildi. Bulgar ordusu İstanbul’un Çatalca bölgesine kadar ilerledi. İstanbul düşmekten zor kurtuldu. Peki 1912’de bu kadar başarısız olan ordu üç yıl sonra ne oldu da Çanakkale’de başarılı olabildi? 1912’deki orduda millet sevgisi ve iman az mıydı? Edirne, Çanakkale’den daha mı az önemli idi? Üç yılda değişen neydi?
Üç yıl sonra değişen en önemi şey orduyu yönetenler idi. 1912’de Osmanlı ordusunu Osmanlı generalleri yönetirken Çanakkale’de yönetenler Alman idi. Bunun yanında deniz savaşının ardından olası çıkartmaya karşı erken önlem alınması ve özellikle yüksek tepelerde savunma mevzilerinin çıkartmadan evvel hazır olmasını sayabiliriz. Nitekim çıkartma 25 Nisan’da başlamış ama Liman Von Sanders daha 24 Mart’ta yarımadaya ulaşarak savunma tertibatını altı tümenle kurmuştur.
Unutturulmaya Çalışılan Başkumandan Liman Von Sanders ve Gelibolu’da Ölen Alman Askerleri
Almanya için Çanakkale’nin düşmemesi çok önemli idi. Hem batıda Fransa ve İngiltere ile savaşmakta hem de doğuda Rusya ile savaşmakta idi. Çanakkale’nin düşmesi İstanbul’un da düşme ihtimalini kuvvetlendirecek ve boğazlardan geçebilecek bir İngiliz-Fransız donanması Rusya’nın Karadeniz sahilleri aracılığıyla lojistik sağlayıp Almanya’ın doğu cephesini zora sokabilecekti. Bu sebeple Almanlar Çanakkale cephesinde Osmanlı devletini yalnız bırakmadılar. Gerek silah ve cephane gerekse pek çok kurmay subay dahil askerleriyle Osmanlı devletinin yanında yer aldılar.
25 Nisan günü başlayan kara harekatı safhasında Osmanlı birliklerinin başkumdandanı Alman general Liman Von Sanders’tir. Kara savaşının başından sonuna dek Osmanlı birliklerinin anakomutası ondadır. Svunma düzeni ve birliklerin ana manevraları onun komutlarıyla olmuştur. Bu sebeple kara zaferinin başmimarı Liman Von Sanders’tir ve onu anmaksızın Çanakkale zaferini salt başka unsurlara mal etmek doğru olmayacaktır.
Çanakkale zaferinin başmimarı Liman Von Sanders..
Çanakkale’deki Alman kurmayları Liman Von Sanders’den ibaret değil. Ana çıkartmanın yapıldığı iki sahilden biri olan Seddülbahir cephesinin komutanı once Albay Sodenstern daha sonra ise General Weber’dir (Weber paşa).
Çanakkale Savaşları anıldığında gerek ulusalcı kesimlerimizde gerekse İslamcı kesimlerde Liman Von Sanders’in adını çoğu zaman göremiyoruz. Acaba Gelibolu’daki Osmanlı ordusu komutansız mı kazanmıştı bu savaşı? İstanbul’un fethini Fatih Sultan Mehmet ile, Çaldıran’ı Yavuz ile, Mohaç’ı Kanuni Sultan Süleyman ile, Plevne’yi Osman Paşa ile, Sakarya Savaşı’nı Mustafa Kemal ile ve daha nice savaşı başkumandanı ile anan kesimler nedense konu Çanakkale Savaşı olunca başkumandanı anmıyorlar.
Geçtiğimiz yıllarda yayınlanan “Gallipoli 1915” adlı kitabın yazarı Alman yarbay Klaus Wolf, Çanakkale Savaşları sırasında 534 Alman askerinin öldüğünü söylüyor ve yarımadada onların anısına bir anıtın dikilmesini talep ediyor. Anıtın maliyetinin Almanya kaynaklı sağlanabileceğini de belirtiyor. Ancak yarımadada otuz civarında İngiliz ve Anzac anıt mezarına izin veren devlet yetkililerimiz nedense bu tek Alman anıtına bir türlü izin vermiyor ve yazar Klaus Wolf bu durumdan şikayetçi (Kaynak: Savunma ve Havacılık Dergisi).
Anlaşılan o ki Çannakkale zaferinin mirasını tek başlarına yemek isteyen ulusalcılarımız ve mukaddesatçılarımız Almanlara bu mirastan az da olsa pay vermek istememekte.
Oysa sadece Alman kurmayları değil çok sayıda Alman silahı da Çanakkale’de kullanılmıştır: Mouser piyade tüfekleri, MG08 makineli tüfekleri ve Krupp topları bunların başlıcalarıydı.
Yukarıda Alman üretimi Krupp topu Çanakkale savunmasında görevde.
Yukarıda Alman yapımı MG08 model makinalı tüfekler Alman subaylarının gözetiminde Çanakkale Savaşı’nda.
Osmanlı Mazlum mu idi?
Çanakkale savaşında Osmanlının konumu geleneksel medyamız tarafından mazlumların safı olarak gösterilse de Enver Paşa’nın çeşitli saldırılarla elde etmeyi umduğu topraklarla Osmanlıyı yeniden eski geniş topraklarına bir nebze olsun kavuşturmaya çalıştığı bir gerçektir.
Yavuz ve Midilli gemilerinin Rus limanlarını topa tutmasına göz yuman Enver Paşa’dır. Rusların Almanya ile savaşmasından dolayı Osmanlı cephesine yeterli asker aktaramayacağını ummuş ve 1914-15 kışında Doğu Anadolu’dan Rusya’ya saldırmıştır. Çanakkale Savaşı’ndan 2-3 ay önce ise Mısır’daki İngiliz birliklerine saldırı denenmiştir. Dolayısıyla tüm bu Osmanlı saldırılarından sonra gelen itilaf devletlerinin Çanakkale saldırısı Osmanlıyı mazlum konumuna sokmaya yetmiyor olmalı.
Zaferin Bileşenleri:
Alman başkomutası ve kurmayları, İttihat ve Terakki Subayları, ordunun çoğunluğunu oluşturan ve İslam inancında olup çoğu Allah uğruna savaşan Mehmetçik, Sarkis Torosyan gibi devlete bağlı Ermeniler ve Araplardan oluşan 77. Alay gibi çok sayıda bileşen Çanakkale Zaferini sağlayan kadronun bileşenleriydi.
Zaferi, İslama olan imana indirgeyemeyiz çünkü orduda önemli gayrı-müslim unsurların olmasından başka Çanakkale Savaşı’nın bitiminde diğer cephelere sevk edilen aynı askerlerin diğer cephelerde mağlup olmasını açıklamakta zorlanırız.
Diğer yandan Türk milliyetçiliğinin henüz yaygınlaşmadığı o yıllarda İttihat ve Terakki subaylarının haricinde ordunun çok büyük bir bölümünün milliyetçi duygularla değil dinsel duygularla savaştığını, “Yurdu gavurdan kovmak” anlayışının hakim olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Sonuç:
Tüm savaşlarda olduğu gibi Çanakkale Savaşı’nda da galibiyetin açıklaması Askeri Bilimler ve Sosyal Bilimler çerçevesinde ele alınmalıdır. Uluslararası ittifaklar, savaş alanlarının hangi tarafa coğrafi avantaj sağladığı, lojistik merkezlere uzaklıklar, ordu personelinin askeri eğitimi ve beceri düzeyi, silahların nicelik ve nitelik olarak durumu, moral motivayon gibi unsurlar zaferi oluşturan bileşkelerdir.
Çanakkale zaferini ulusal duygulara, imana ve kahramanlığa indirgeyen her anlayış bilimsellikten uzaktır. Bu duygular savaşta önemli öğelerdir ama belirleyici öğe değillerdir. Zaten bundan dolayıdır ki Hz.Muhammed’in ordusu Uhud’da ve Muta’da yenilmiş, Çanakkale galibiyetini sağlayan askerler de Filistin’de, Irak’ta ve Doğu Anadolu’da yenilmişlerdir.
Çanakkale Savaşı hakkında yaratılan dezenformasyon ve histeri, İslamcı kesimden daha çok bugün ulusalcı-militarist kesimlerin en büyük beslenme kaynağıdır.
Resmi törenlerde gerek Çanakkale’de gerekse diğer cephelerde yüzbinlerce insanımızın ölümüne sebep olan Enver Paşa ve İttihat Terakki zihniyeti sorgulanmamakta, bu şekilde halkın günümüzdeki militarist devlet politikalarını da sorgulamadan kabulü sağlanmaya çalışılmaktadır. “Onlar savaşı sorgulamadılar ve öyle öldüler, siz de savaşları sorgulamayın, işin karar kısımını bize bırakın, siz sadece savaşın” denilmek istenmekte, ölüme methiye yapılmaktadır.
Günümüze ve geleceğe yönelik umut vaad eden projeler sunamayanlar, gereksindikleri gıdayı geçmişte aramakta ve bunu bile dezenformasyonla yapmakta, histerik düzeyde ise yaşamaktadırlar.
Bundan sonraki zaferlerimizin demokraside, barışta, insan haklarında, kültürde ve sanatta gelmesi dileğimle.
Not: Bu yazım yaziyaz.com ve komunistforum'da da yayınlanmıştır.