Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #581  
Alt 01-11-2010, 11:31
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669

Onur Üyeliği 

Standart

paslıçivi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
sevgili spartacus..

bunca sayfadır konuştuğumuz, tartıştığımız şeyin asıl özü/esprisi burdaki ifadelerinizde yatıyor işte..

şayet siz sadece "insan olmak" dışında sizin yaşamınıza/varlığınıza değer/anlam katan bir soyutunuz varsa; işte siz ömrünüz boyunca o soyutu koruyup, kollamak ve yüceltmek zorundasınızdır..

ve bu soyutun ne olduğunun hiç bir önemi yoktur.. bu bir din olabilir, bir izm, bir mili/etnik kimlik, bir takım taraftarlığı, politik siyasi bir görüş vs binlerce soyuttan biri veya birkaçı olabilir..

ama bunların hiç biri gerçek sizi ifade etmez, yansıtmaz.. çünkü siz annenizden doğduğunuzda bunların hiç birine sahip değildiniz, hiçbiri sizin için önemli değildi, hiç biri sizin yaşamınıza bir anlam katmıyordu..
Sevgili Paslıçivi

İşte birde insanlığın somut değerleri vardır. Tüm soyut değerler, bu somut değer merkezli ayrışır, çatışır veya aşılanır. Nedir?
1. İnsanın alet kullanabilir olması ve ellerini kullanarak maddeyi işleyebilmesi, insan yararına kullanıabilmesi.
2. Emek faktörü
3. Üreticilik ve işleyip dönüştürebilirlik
4. Algıları yorumlayaibilme ve üzerinde düşünce geliştirebilme...
5. Duyguları, istenç ve arzuları.............

Bu ve buna benzer edinimler ise insanın somut değerlerini teşkil eder. Tüm soyut değerler dedikleriniz bu somut değer etrafında dönedurur. İnsanlık koyunu evcilleştirdiğinde, ilkel bilinçten, üretilen ve yeniden üretilebilen bir bilince geçiş yapmıştır. Bu insanın canlıları kendi yararına kullanımı olarak da oluşurken peşinden insanın diğer canlı, cansızlar gibi insanı da kullanması bilincini, menfaati ve sonucunu doğurmuştur. Ben bu paragrafı kabaca yazıyorum, işte canlıların veya insanların, insan yararına kullanımı soyut bir edinimden ileri gelir. Dayanağı yine insanın somut değeri olmakla birlikde, bu değerlerin fikren veya sistematikleştirilmiş kurumsal olarak kullanımıda soyut değerleri oluşturur. Örneğin din insanları ehlileştirmenin, evcilleştirmenin en önemli aracı haline dönüşmekle birlikde, altında yatan temel ise insan yararıdır-çıkarıdır. Yani insanın diğer canlıları kendi çıkarına kullanımı ne ise bu ve buna benzer soyut edinimler veya edindirmeler de aynı amacı taşır.

Hititler de, örneğin Mısır uygarlığın da Krallar birer Tanrı ve Tanrı oğullarıdır(otoritenin merkezi). Yani insanlığın merkezinde duran ve yine insanlığın somut değerleri üzerinden kendi adlarına tasarruf sağlayanlar, yine bunu oluşturdukları soyut değerler üzerinden sistematik olarak yapmıştır. İnsanın somut değerleri ancak soyutlanarak dile gelebilirler. Ben nasıl ki kısaca ve en ideal anlaşılır dili kullanıyorum ve dinler insanın evcilleştirilmesinde en önemli yapı taşıdırlar diyorum, insanın evcilleştirilmesi sözümün anlamını kavrayabilmek için özel bir çabaya girmemiz gerekmiyor. Bu süreçde dinlerin görevi insanları kullaştırmak, irade dediğimiz etmeni köreltmek, insanların inançlarına merkezi otoriter yerleştirmek ve inançları bu merkezi otoriteye bağıl kılmak, evcilleştirmek ve insanın emeğinden, kas gücünden, üretkenliğinden vs gibi kullanımlar yatar. Din insan için amaç değil(!), araç iken, bağıl kılınmış insan toplulukları(kitle) için ise birer amaca dönüştürülür. Kullananlar için araç, kullanılanlar için ise, amaçlaştırılmış birer soyuttur. örneğin cennet, cehennem için çalışmak bir amaçtır...

Herneyse benim gelmek istediğim bu değil, -yukarıda ki bölümleri etraflıca detaylandırabilirim- gelmek istediğim insanın değerleri üzerinden fayda sağlamak, insanlara kendisini çoban tayin etmek ve gütmek, ortaya bir tarafta insanlığı kullaştıranlar(köleleştirme) ile diğer tarafta kullaştırılmış çok geniş bir insan topluluğu gerçeği çıkar. Bu halde eğer insanlıkdan bahsedeceksek ve dahi insanlığımız adına direnç oluşturacak isek, dinlere ve dinler gibi sistematik olarak oluşturulmuş tüm uygulamalara, kurumlaştırılmış tüm insana yabancı yapılara karşı hem insanım diyebilmek hem de evcilleştirilmiş sürü olma durumundan kurtulmak için direnç göstermek, bilinçlenmek ve bu bilinçlenme-aydınlanmanın ise statükoya dokunduğu için çatışmanın kaçınılmazlığını bilmek gerekir. Dinler tarihini incelersek örneğin günümüzden 6000 yıl geriye gidersek, kral-tanrıların çoban olarak adlandırıldığını görürüz -ki bu görme durumu- somut verilere, arkeolojik anıt, taş yazıtlarına dayanır... Büyük çoban, yüce çoban dedikleri daha sonraki süreçde ise kendilerine peygamberim diyenlerce anlam kazanmıştır... Bu kısımın da detaylandırılması ayrı bir konu olabilir -ki geçiyorum.


paslıçivi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ama siz öyle bir dünyada yaşama gözlerinizi açıyorsunuz ki; sizi bu bilinçli, meraklı, mutlu, çoşkulu, hayvan olan özünüzü/doğanızı 5-6 yaşlarından itibaren elinizden almaya başlıyorlar.. ve bunun adına tüm dünyada eğitim/öğretim deniyor.. ve dünya insanlığı akıllarınca sizi yontmaya eğitmeye başlıyorlar..

bu yontma/eğitme işi standart değil.. yani dünya insanlığının elinde bu konuda tüm dünya insanlığına uygulanacak standart bir paket yok..

peki ne var?

dünyaya geldiğin zaman ve coğrafyaya göre şekillenmiş olan bir paket var.. ve değişik zaman ve coğrafyadaki bu paketler arasında muazzam farklılıklar var.. sen bu pakete maruz kalıyorsun ve bu paketi reddetmek gibi bir şansın yok.. çünkü hem henüz 5-6 yaşlarındasın, beynin ve bilincin olgunlaşamamış, hem de yaşamda kalmak için ebeveynlerine mahkumsun..
Evet, aynen katılıyorum. Ancak sizin verdiğiniz bir örnek var, göz kendisini görmez örneği. Fakat göz tek düze, doğrusal çalışan bir organ iken, insan, dışa da içede dönüp bakabilen, bu anlamda yetenekleri olan, tartabilen.... bir canlıdır. Göz çok mekanik bir örnek olmakla birlikde, insan mekanik değildir. Soyutlarını masaya yatırabilir ve değerlendirebilir. Bir soyuta karşı olmanın yolu malesef yine soyuttur. yani insanın kendisini, çevresini, nesnel gerçeği görmesi değil, onu yorumlaması, tespit edip tahlil etmesi, ifade etmesi ve bu doğrultuda harekete geçebilmesi gerçeğide vardır ki, hayvan ile insan bilgi temelinde değil, düşünce ve fiiliyatda ayrışırlar.

Bilgi salt insana ait değil, tüm canlılara ait bir olgudur. Sadece insan değil hayvanların da fiilayatı bilgiye dayanır. İçinde bulunduğu koşulları algılamak, yorumlamak içgüdüsel değil, gözlemseldir. örneğin yağmur yağarken, bir saçak altına giren bir köpeğin yaptığı bu davranış bilgiye dayanır... Daha önceki yazımda felsefenin anlaşılabilir biçimde basitlediğim söylemimde dile getirdiğim gibi, canlılar bilgi odaklı hareket ederler, hareketin temelinde bilgi, bilginin temelinde ise algı yatar. Bilgiyi ne canlılardan ama nede en ileri düzeyde bunu yorumlayıp, düşünce geliştirebilen insandan soyutlamak ve dahi bilgiyi mistik(!), ulaşılması güç bulutlar ötesine taşıyıp, örselemek mümkün değildir. hep dediğim gibi statüko felsefeye ne yapmış ise bilgiye de bunu yapmıştır, bilgiyi insana ne kadar ötelersiniz, algıyıda o kadar deformasyona(dumura) uğratırsınız, bu durum da örselenmiş, körleştirilmiş yada önceden köreltilmiş algı, sağlıklı işleyemeyeceği için bilgi de sağlıklı olmayacak veya da hiç olmayacaktır. İşte dinleri bilhassa dinsel metodları bu konuda nasılda işlevsel olduğunu görebilmek gerekir.

Statüko insanlara bilgiyi değil düşünceleri veya onları bağıl kılacak, saplayacak inançları aşılar ve öncelikli hedef algı köreltimidir, farkındalığı yok etmek, köreltmektir. Bilgi ile düşünce aynı şeyler değildirler. İnsandan asla ve asla yalıtamayacağımız şey bilgidir. Bilgi ile hareket etmek eğer, soyut ve kastlaşmış düşüncelerle ters düşmeyi konumluyor ise, ve nasılki sizinde ifade ettiğiniz ve benimde daha önce insanların 2 koşulu vardır öznel ve nesnel koşullar dediğim söylemimde, insanlarda -her şeyde- belirleyici unsurun yine bu koşullar olduğunu dile getirmiş isem, inançlar, düşünceler ve dahi bilgiye erişim yol ve tanımları da yine bu koşullarabağlıdır. Öznel koşul, insnaların eğitim seviyesi, bilinç düzeyi, hali hazır verili kalıpların ne olduğu neye göre aşılandığı ve alındığı gibi faktörler iken, nesnel koşullarda coğrafik alanı, kaynak ve dayanakları ve bağıl olanakları kapsar. Örneğin bir bölgede okulların eksikliği, okur yazarlık diyeceğimiz ÖZNEL durumu, koşulu belirlerken diğer taraftan da okulun yokluğu bir nesnel koşul halini alır ve öznel ile nesnel koşullar arasında duvar değil kopmaz bir bağ vardır ve içiçedirler.

Yazı daha fazla uzamasın diğer bölümleri de ayrıca ele alırız, ancak benim anlatımlarım insan beyninin parçacıkları temelinde değil, soyut olarak kurgulanmış ve hakim kılınmış mekanizmalar temelinde olduğu için yine ifade etmenin ve aydınlanmanın öncelikle dumura uğramış algının nasıl uğratıldığı, bilgi dediğimiz faktörün insana nasıl yabancılaştırıldığı, hangi amaçlar uğruna bunların yapıldığı ve bilginin yerine nasıl ve ne adına(menfaat), düşünce ve inançların egemen kılındığı temelindedir. İnsan salt içseline dönerek bir şeyleri çözemez, nasıl ki bilginin temelinde algı var demiştim, insanın gözlemleyeceği ve çözümleyeceği öznel ve nesnel koşullardır yani çevresi, doğa, insan ve yaşam biçimleri, hali hazır verilerin irdelenmesi ve dahi kendine dönebilmesi, algılarını körleştiren ve farkındalıkları yok eden kalıpları ve enjekte edilen tüm kalıpsal soyut ve tanımları, yani genel anlamıyla koşulu(statükoyu) görmesi gerekir. Öznel(içe), nesnel(dışa, içe) dair gözlemler ve bulgular geliştirmesi, bu temelde bilgi edinmesi ancak sağlıklı bilgi edinmesinin yolunu açacaktır.

Bir insanın salt içe dönük düşünme faaliyetleri, bilgiyi değil peşinden ya bir düşünceyi yada bir inancı doğurur, ben o yüzden başındna beri bu yazımda hem felsefeden bahsediyor, hem en doğal tanımlarını yapıyorum hem de bilgiden. Tüm çabam düşünceler, inançlar ile bilgi arasında ki bağı göstermek kadar farkıda dile getirmektr, bilgiyi deforme ederek geliştirilecek her düşünce sakattır, inançtır. örneğin neden felsefeye giriyorum ve neden idealizm ile materyalizm arasındaki karşıtlık yapısaldır diyorum, en önemli nedeni işte budur, birisinin algıyı dışlayan, salt zihni olması diğerinin ise algıyı dışlamayan, hatta bilginin temeline algıyı koyuyor olmasıdır. Kim ki bana bilgi algısızdır der, buyursun ispatlasın ama konu inanç-düşünce olunca algının köreldiği veya yetersiz kaldığı veya gereksizleştiği(!), bilginin yokluğun da ortaya çıktığını ben ispatlayabilirim...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #582  
Alt 02-11-2010, 05:30
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

gelmek istediğim insanın değerleri üzerinden fayda sağlamak, insanlara kendisini çoban tayin etmek ve gütmek, ortaya bir tarafta insanlığı kullaştıranlar(köleleştirme) ile diğer tarafta kullaştırılmış çok geniş bir insan topluluğu gerçeği çıkar. Bu halde eğer insanlıkdan bahsedeceksek ve dahi insanlığımız adına direnç oluşturacak isek, dinlere ve dinler gibi sistematik olarak oluşturulmuş tüm uygulamalara,
sevgili spartacus..

yukarda kalın puntoladığım ifadelerinize katılmamam mümkün değil, yani sizinle hemfikirim.. ama şimdi bu ifadenizden sonra ben materyalistim/ateistim diyen kaç kişi sizin bu düşünce/bilinç yapısına sahip acaba? bunu sorgulamak gerekiyor..

sitemizden ayrılmak zorunda kalan türkçü/ulusalcı ve kendini ateist diye tanımlayan insanlar ateist değil miydi? biz kimlere materyalist/ateist diyeceğiz kimlere demeyeceğiz.. Buna kim karar verecek ?

materyalizm/ateizmin evrensel kabul görmüş bir tanımı var mı?

türk ya da kürt milliyetçisi ya da nazi bir "ateist" sizin nazarınızda materyalist midir değil midir?

materyalizm nedir? materyalist nedir? ikisi farklı şeyler mi?

materyalist; sadece "dogmaların/dinin/tanrının" karşısında duran mı?

yoksa yukarıda sizin vurguladığınız gibi "din ve dinler gibi sistematik oluşturulmuş tüm uygulamaların" karşısında duran mı?

kurumlaştırılmış tüm insana yabancı yapılara karşı hem insanım diyebilmek hem de evcilleştirilmiş sürü olma durumundan kurtulmak için direnç göstermek, bilinçlenmek ve bu bilinçlenme-aydınlanmanın ise statükoya dokunduğu için çatışmanın kaçınılmazlığını bilmek gerekir.
sevgili spartacus.. size bir kaç soru sormak istiyorum..

sparatcusun bu duruşu ve tutumunun arkasında nasıl bir dünya ve dünya insanlığı ideali/özlemi yatıyor?

ve bu ideala/özleme ulaşmak için nasıl bir duruş/mücadele gösterilmesi gerekiyor?

sparatcus bir realitenin peşinden mi koşuyor?

yoksa "keçiyi yardan uçuran bir tutam ot misali" bir ütopyanın/rüyanın peşinden mi gidiyor..?

yani kısaca evrensel insanla fikir ayrılığına düştüğümüz noktaya geldik..

bu bahsettiğiniz statukoyla çatışma işini nasıl halledebiliriz?

sivrisineklerle uğraşıp bataklığı görmediğinizin farkında mısınız?

sizce bataklık/sıkıntı/problem nedir ve çözümü nedir?

asıl mesele burda yatıyor.. bu konuyu derinlemesine irdelersek çok daha faydalı tesbitlere ulaşacağımızı düşünüyorum..

daha önceden de vurguladığım gibi siz klasik bir ateizm bilincinden daha üst seviyede bir bilinçaçıklığına sahipsiniz.. buraya kadar biribirimizi yemeden, dalaşmadan gelebilmemiz bunu en güzel kanıtı zaten..


Alıntı ile Cevapla
  #583  
Alt 02-11-2010, 05:51
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger paslicivi;

yani kısaca evrensel insanla fikir ayrılığına düştüğümüz noktaya geldik.-paslicivi-

Su bahsettigin "fikir ayriligi noktasini" aciklar misin?

Bakalim, benim algima gore; senin dusuncen ile benim dusuncem arasindaki farklilik, senin algina gore "aynimi imis?"

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #584  
Alt 02-11-2010, 13:07
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669

Onur Üyeliği 

Standart

paslıçivi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
sevgili spartacus..

yukarda kalın puntoladığım ifadelerinize katılmamam mümkün değil, yani sizinle hemfikirim.. ama şimdi bu ifadenizden sonra ben materyalistim/ateistim diyen kaç kişi sizin bu düşünce/bilinç yapısına sahip acaba? bunu sorgulamak gerekiyor..

sitemizden ayrılmak zorunda kalan türkçü/ulusalcı ve kendini ateist diye tanımlayan insanlar ateist değil miydi? biz kimlere materyalist/ateist diyeceğiz kimlere demeyeceğiz.. Buna kim karar verecek ?

materyalizm/ateizmin evrensel kabul görmüş bir tanımı var mı?

Sevgili Paslıçivi, bir şişe rakı aç(ama ufak olsun), okuman hayli zaman alabilir ve içtiğin şey ise unutmaki günahtır, arabistan da olsan toplum polisi seni döverdi(ehlileştirirdi), afganistan da ne yapılır bilemem.

Daha önceki yazılarımda önce tanımların çiftbaşlılığına değinmiştim.

Şöyle bakalım, tanrı teist için merkezi bir ölçüt olsun. Şimdi ateisti, teistin merkezi ölçütü ile algılar ve tanımlar iseniz nasıl bir sonuç elde edersiniz? Tabiki ateistler tanrıyı inkar edenler şeklinde tanımlanır. Bu bir tarafın tanımıdır ve haliyle buradaki yanlılık kişisel değil yapısaldır. Çünkü ölçütünü kendi değerleri üzerinden oluşturacaktır, elinde başka bir malzeme yoktur. Şu an hakim olan bakış açısı ve tanım budur. Oysa ateizm ise, başka malzemeye sahiptir(örneğin evren, doğa, insan, algı, bilgi).

İnsanın bir şeyi inkar edebilmesi için her şeyden evvel O'nu kabullenmiş(etraflarca dahi olsa) olması gerekir, değil mi? Peki, insanlar doğuyorlar ve nasıl bir hakim kültür, hakim ideoloji, hakim düşünce ve inançların içinde şartlandırılıp, yetişiyorlar, eğer konu itibariyle bakarsak, teist diyebiliriz. Bu koşulda hayatının belirli bir kısmını ve en önemlisi de çocukluk dediğimiz ve algıların tamamen açık olduğu kısmını teist argümanlar ile doldurup, pekiştirirseniz ne olur? Tabi ki insan süreçle teist olmasa, ayrılsa bile henüz tanımların yerine alternatif tanımlar edinemediği, edinimleri hala ve uzun bir zaman diliminde teist olacağı için yine bu tanımlara bağıl kalır, felsefik açısıda böyledir, egemen politika ve eğitim teisttir. haliyle tanımlarda yapısal farkına rağmen yerleştirilmiş egemen kültür temelinde sürmeye devam eder...

Şimdi demek ki a-teist diye yapılan tanımlama ve durum teşkili teiste göre(göreliği) yapılmıştır ve karşıtlık tanrı merkezli değil, tanrıcı olmak(teist), tanrıcı olmamak(ateist) şeklindedir-ölçüt tanrısal değil insanidir-. İşte ateizm budur, özellikle tanrıcı olmamak gibi bir durumu sözkonusu değildir, bu tanımlama teiste göredir ve ateistin tanrısızlığı yapısaldır. Teistler ise evrenle, bilgi ile değil dikkat ederseniz daha çok insanların yaşamlarına müdahale, düşünce ve inanç konusunda yoğunlaşmıştır. Asıl ve en önemli nokta burasıdır ki, üstteki yazımda zaten din konusunu yeterince özetlemiş bulunuyorum.

Örneğin herkes tek bir dine mensup olsun. Biriside öyle bir dine mensup olmasın ve ister bilincen isterse yaşamsal hayatına müdahale edildiği anda, kayıtsız kalamaz ise, karşı taraf açısından bu bir fark teşkil eder ve ortaya tanımlama gereği çıkar. Örneğin bu dinin adı A dini olur ise o kişiye de mutlaka bir B tanımı getirilir ve bu tanım eğitim(eğitim sadece okul değil aile nesil olarak da, ehlileştirme vs olarakda düşünülsün) alanlarında nesilden nesile aktarılan hakim ve dayatımsal bir hal alır ve sabitlenir, çünkü hem A belirli amaçlar, çıkarlar temelinde insana yabancılaştırılmış bir biçimde egemendir hemde çoğunluğu ve size uygulayacağı baskıyı teşkil eder. Sizin kendi tanımlarınız cürümünüz kadar yer teşkil ederken diğeri resmi tanım haline gelir...

İşte ateizm B durumudur, siz özellikle karşı çıkmak adına değil başka bir alternatifle yaşamak durumuna girdiğinizde kaçınılmaz olarak ortaya çıkan(fark) ve hayatınıza her türlü giren müdahaleyide, bünyenize uygunsuzluğundan dolayı ret edip savaşmak zorunda kalan, işin aslı ve özü bağışıklık geliştiren bir yapısınızdır ve bu kaçınılmazdır. nasılki ifade ediyorum öznel ve nesnel koşullar, işte bu koşullar hem var(öznel var) olabilmek hemde bilgiyi savunabilmek adına çatışmayı doğurur, buradaki çatışma kişisel değil yapısaldır(siz belirleyemezsiniz)....

Sitemizden ayrılan veya zorunda kalanlar konusunda ise o konu politiktir,konumuzla dolaysız bir ilişkisi olamaz. kaldı ki aşırı milliyetçi unsurlar ateist değiller bir biçimde tanrıcı ve idealist oluyorlar, sitede örnekleri mevcuttur ve kendileride ateistliği kabul etmezler. Diğer türlü yani ırk ayrımcılığı temeline varmayan milliyetçilik ise çağın milliyetçiliği diyebildiğim ve diğerlerinden ayırdığım bir milliyetçiliktir, tabi o nunda temelinde politik etmenler yatar ki, aidiyet ve biat kültürüne, ve çeşitli politik tabulara tabidirler. Ateist olmaları mümkünse bile materyalist olduklarını söyleseler dahi(ki bu nadirdir), dünya görüşleri materyalist olamaz, bu ideolojik(düşünsel-ereksel) etmenlerin baskınlığından kaynaklı bir yanılgıdır, oysa materyalizm de belirleyici ölçüt nesnel gerçektir, subjekttif veya buna bağıl spekülasyonlar(kurgular) değil. oysa insanı biribirinden farklı adlandırıp-kılmanın-ayrıştırmanın temeli spekülatiftir(kurgusal), biyolojik değil.

Önceki yazımda dile getirmiştim.
Bilgi salt insana ait değil, tüm canlılara ait bir olgudur. Sadece insan değil hayvanların da fiilayatı bilgiye dayanır(bunu gözlemleyebiliriz b.n). İçinde bulunduğu koşulları algılamak, yorumlamak içgüdüsel değil, gözlemseldir...... hareketin temelinde bilgi, bilginin temelinde ise algı yatar.

Eğer idealist ve hakim tanımlarla yola düşersek göreceğiz ki, hakim olan bilgi değil düşüncedir, bu felsefeye de aslında uyum sağlamaz. Oysa materyalizm de bu ölçüt bilgidir. Haliyle B nin varlığı A ya karşı düşünsel mücadeleyide kapsar, çünkü hakim olan düşüncedir-ki idealizm düşünceye dayalılıktır- ve siz düşünceler karşısında bilgiyi savunmak zorundasınızdır, aksi terketmek zorunda kalırsınız. Buradan temellenir ve hayatın sosyal, bilimsel felsefik, politik alanına yansır ve bu kaçınılmazdır. tez-antitez olarakda ortaya çıkar.

İdeolojiler ereksel, düşünseldir, bilgi merkezli şeyler ise ideoloji olamazlar. Örneğin bilim ideoloji olamaz, örneğin ateizm ideoloji olamaz, örneğin teizm ideoloji olamaz ama islamiyet, yani dinler ideolojidir. Bunlar etrafında şekillenen düşünceler ise ideolojiye dönüşebilir, ama o zaman da tanımlarıda adlarıda, alanlarıda değişir, başka bir şey olurlar. teoloji ideoloji değil felsefiktir, ama din ideolojiktir, ateizmde ideoloji değilse, sizin bu başlığınızla yaptığınız ideolojik kategorilendirme ile ele alınamazlar, dayanak(örneğin sosyal yasa, kural vs) bulamazsınız, eleştirebilirsiniz, ama neyi bilgisini, bilgide algısız olamayacağına göre eleştiride dayanaksız olamayacaktır.

Örneğin bir tanrı olduğu konusunda beni ikna etmeye yönelirsiniz, işte teizmin baskı ile yaptığı gibi bende aksi görüşlerimi, bilgimi dile getiririm, ama ne yiyip ne içeceğimi, kimle evlenip evlenmeyeceğimi, evin eşiğinden hangi adımımla çıkıp çıkmayacağımı vs belirleyemezsiniz, bu felsefik değil ideolojik-politik bir şey olur ve eleştiri değeri taşımaz.

Bu gün düşünceyi hakim kılma çabası ideolojiktir. Kimki düşünsel alanı merkeze koyup, kendi düşüncelerini veya bazı toplumsal düşünceleri merkezine ve ölçütüne yerleştirmektedir bu ideolojik bir şeydir, ideolojide budur zaten, artık her ne ise o, belirlenmiş, sistematikleşmiş düşünceler bütünüdür, insan ideolojisidir.

Kimki bilgiye, evren ve doğaya, anlam ve algıya merkeze düşünce ölçütünü koyar, buda felsefik olarak idealisttir, düşünce ile bilgi arasında ki temel fark algı ile arasındaki dolaysız bağdır, bilgi-algı dolaysız, düşünce-algı ise dolaylı ilişkidir, özneldir, örneğin pinokyo düşüncelerin ürünüdür, algısallık ise nesnel değil özneldir ve pinokyo nun gerçekliği nesnel gerçeklik taşımaz.

paslıçivi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
türk ya da kürt milliyetçisi ya da nazi bir "ateist" sizin nazarınızda materyalist midir değil midir?

materyalizm nedir? materyalist nedir? ikisi farklı şeyler mi?

materyalist; sadece "dogmaların/dinin/tanrının" karşısında duran mı?
Önceki yazımda ve yukarıda ki açıklamalarımla da bakarsak, bu tür edinimlerin insan biyolojisini ve bilgi içermediği, öznesinde insanın değil düşüncelerin(ideoloji) yattığını görürüz. Örneğin materyalist filozoflar milliyet, millet, ırk gibi konuları bir olumlanmış aidiyet olarak ele almamıştır gündeminde de göremeyiz, ele alımlar ise aksine bir anti-tez biçiminde ve yabancılaşma olarak ifade edilmiştir ki bu kısımlarda felsefik değil politiktir. Eğer felsefe alanında kalacak isek Materyalizm için bu tür argümanların nesnel gerçekliği yoktur, haliyle konusuda değildir, böylesi bir odaklanma oluşturamaz. İnsan için felsefeler de araçtırlar, örneğin bilim bir araçtır, ideoloji değildir ama bunu herkes, her ideolojik düşünce kullanabilir, ister kaynaksal bilgi temelinde isterse ürün temelinde.

Ümmet, millet, ırk, cins gibi şeyleri insanda belirleyen ölçüt, belirleyen fark olarak işleyip, bunlar üzerinden yapay aidiyetlikler oluşturmak, bunları düşüncelerin(ideolojilerin) merkezi ölçütü haline getirmek ve politikalar eliyle istismarı örgütlemek(din) kaynak olarak idealisttir(düşünseldir), materyalist değil.

Bir nazi de materyalist bilgi birikimini, yol ve yöntemini kullanabilir. Örneğin tosba, çöl için geliştirilen araçlar bilimin kullanımı, haliyle materyalist bir yöntemin ürünüdürler. Çünkü insan için tüm bunlar, bilim, bilgi hatta inanç birer araçtırlar ve kullanılabilirlik özellikleri taşırlar, neye hangi amaca dönüklük ise bünyesel olarak ifade edilemez(Kurşun mermide olabilir bir bebek oyuncağıda...) Burada ereksellik vardır yani bir amaca dönük kullanım, bu işte düşünce merkezlidir ve ideolojiktir, buradan baktığınız da nazi materyalist olamaz çünkü o materyalizm için, bilgi felsefesi için bilgi edinilemeyecek bir şeye saplantılıdır(millet), nesnel gerçeği yoktur, materyalist olabilmesi için bunu bilmesi ve uygun olması gerekir.


paslıçivi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

1.sparatcusun bu duruşu ve tutumunun arkasında nasıl bir dünya ve dünya insanlığı ideali/özlemi yatıyor?

2.ve bu ideala/özleme ulaşmak için nasıl bir duruş/mücadele gösterilmesi gerekiyor?

3.sparatcus bir realitenin peşinden mi koşuyor?

yoksa "keçiyi yardan uçuran bir tutam ot misali" bir ütopyanın/rüyanın peşinden mi gidiyor..?

yani kısaca evrensel insanla fikir ayrılığına düştüğümüz noktaya geldik..

4.bu bahsettiğiniz statukoyla çatışma işini nasıl halledebiliriz?

sivrisineklerle uğraşıp bataklığı görmediğinizin farkında mısınız?

5.sizce bataklık/sıkıntı/problem nedir ve çözümü nedir?

asıl mesele burda yatıyor.. bu konuyu derinlemesine irdelersek çok daha faydalı tesbitlere ulaşacağımızı düşünüyorum..

daha önceden de vurguladığım gibi siz klasik bir ateizm bilincinden daha üst seviyede bir bilinçaçıklığına sahipsiniz.. buraya kadar biribirimizi yemeden, dalaşmadan gelebilmemiz bunu en güzel kanıtı zaten..
sevgili paslıçivi alıntıda numaralandırma yaptım.

1. Spartacus'un dünya ideali, dünyaya uzaydan bakmaktır. İçine hiç bir ideolojiyi koymadan, içindeki her şeyi doğa ve parçası gören bir bakıştır. İnsan bundan ayrı değildir. İnsan ise önceki yazımda belirttiğim evcilleştirme gibi -ki belirttiklerimi hem arkeolojik, hem tarihsel hemde bilgi temelli ispatlayabilirim- bir duruma nasıl ki getirilebildi, yine bu durumdan da insan çıkabilir ve çıkacaktır. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür bir orman gibi kardeşçesine. Bakışım budur ama bunu nasıl başaracağımız konusu bunca hengamenin, kategorileştime ve şablonlaştırmanın, aidiyetleştirme ve biatlaştırmanın içinde çıkmaz bir yolda gibidir, sorun çıkışı bulmaktır ve bu bireysel olamaz.
2. ben insanım demekle başlanabilir, tabi koyunlara da hakaret etmeden, onlarda birer canlı, evcilleştirmemiz onları değersiz kılmak olmamalı, aynen insanında değersizleştirildiği, bunun için ise önce iradelerin yok edilmesi ile başlandığı, gerek sopa ile gerekse kesme şekerle çobanlar tayinlenip sürüleştirildiğimiz gibi.
3. Spartacus, yani her kafaya göre değişecek, her kafaya ve duruma, ideolojiye ve inanca vs göre şekilden şekile girmeyecek nesnel gerçeğin peşinden koşmaya çalışıyor. O yüzden, bilgi diyor insana has değildir, bilgi algılayan her şey için geçerlidir, gerisi ise yorumdur. örneğin diyor tüm canlılarda iradi etmen bilgiye dayanır, o yüzden diyor dinler(din dedimmi sadece tanrı anlaşılmasın) işe, önce iradeyi körleştirerek, algıyı ortadan kaldırarak başlar çünkü hareketin temeli bilgi, bilginin temeli ise algıdır.

4. Statüko ile çatışma işini biz halledemeyiz, çünkü doğuştan sürü psikilojisine tabiyiz ve en ufak bir sürüden ayrı hareketimizde kafamızda sopayı görürüz, ya içimizdeki doğal ekenin(baş çobanlar) peşinden gideceğiz yada peşinden gideceğiz, başka alternatif sunmuyor, geriye sizin alternatifiniz kalır, peşinden gitmemek.

5. bataklık ve bütün meseleyi zaten yazdıklarımla dile getirmiştim. örneğin yukarıda ki 3 nolu madde yeterlidir.

Sivrisineklerle uğraşıp bataklığı görmemek değil mesele, mesele bataklığı görmek meselesidir. Yani tam tersidir ve bu sizin iradenizde değil. Hiç kimse bataklığı görmeden sivrisineği göremez, bu birinci koşul(nesnel) ancak kişiler tercihleri temelinde seçim yapabilirler, buda ikinci koşuldur ki, buda özneldir, kişiye göre değişir. benim tercihim kimse ile uğraşmak değildir, ama yazımda nasıl ki ilk başlarda B olarak bir tanımlama geldi ve bu resmi, sabitlik arzeden, hakim tanımlama oldu, bu benimle uğraşılmayacağı anlamı taşımaz, aksine uğraşılacağı anlamına gelir ki, bunu irademizle biz belirleyemeyiz... Aslolan bataklığı görebilmek ve görülebilirliği için çalışmaktır, bu durum çatışma olup olmayacağı gibi bir argümandan bağımsızdır ve bağımsız kalabildiği sürece de reel ve insanidir. hayır çatışma olmasın temelli düşünür iseniz, bu halde siz bağımlı hale gelirsiniz ki buda insanilik boyutuyla temelden tartışmalıdır.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #585  
Alt 02-11-2010, 17:04
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart

Aslinda her ucunuz de birbirinizi iyi anliyor olmalisiniz, cunku ben ucunuzu de anlayabiliyorum. Sunu ilave etmeliyim; Ateizm diye bir felsefe kitabi okudugum icin degil, icinde bulundugum farkindaligin adina ateizm dedikleri icin kendimi oyle tanitiyorum.( gencligimde dinsiz dunya vatandasi diye bahsederdim kendimden, o zamana ne humanist, ne de ateist diye birsey duymamistim.) Baska bir kelime var mi bizlerin, evrensel insan ve pasli civi'nin dusunce tarzlarini simgeliyecek?

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #586  
Alt 02-11-2010, 20:22
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger vartor;

Eskiden ben de ateisttim. Ateizmin, benim algima gore sorunu, oyle veya boyle bir karsitlik icermesi. Bu da benim notr algi ve disaridan bakis acima ters gelen bir durum. Yani ne inanirin (believer), ne de inanca karsi cikanin (disbeliever) tarafi olmak demek, tartismak demektir.

Iste bu yuzden ben kendimi teolojinin "tanrinin varligi" olarak, free thinker, serbest dusunur olarak dile getiriyorum. Anlami iki turludur, I have no religion, bir dinim yok ve I am non religious, ben bir din tasimiyorum. Digeri de, I have no belief in a god, yani ben, herhangibir/herturlu tanriya karsi/yonelik bir inanc beslemiyorum/tasimiyorum. Sonrasinda da cunku.... ile izah edersin.

Bu tip, bir dile getirim; sadece kendi gorusunu dile getirimdir. Ne tanriyi varlayani/inanani, ne de tanriyi yoklayani/inanmayani karsina almazsin.

Ayrica, tanri zaten kavram olarak vardir. Bu acidan da kavram olarak var olan ve dusuncelerde yer etmis tanri kavramini, epistemolojik olarak yoklamak mantiksizdir. Ben o yuzden serbest dusunur ve non believerin, yani herhangibir dini felsefe ve tanrisal inanc tasimama, beslememe anlaminda.

Umarim bu aciklama, yeterli olur. Gerci, cogu baslik ve mesajlarimda ben bunu dile getirdim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #587  
Alt 04-11-2010, 06:56
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

Sevgili Paslıçivi, bir şişe rakı aç(ama ufak olsun), okuman hayli zaman alabilir ve içtiğin şey ise unutmaki günahtır, arabistan da olsan toplum polisi seni döverdi(ehlileştirirdi), afganistan da ne yapılır bilemem.
sevgili spartacus..

paslıçivi hangi zaman, mekan, coğrafyada yaşarsa yaşasın onun için aslolan yaşam ve insandır.. ben her yerde özümden geldiği (nörokimyasal donanımım)gibi yaşamasını bilirim.. ve bunu yaparken de varolan statükoyla çatışmaya girmeden ve yaşamak zorunda olduğum insan topluluğuyla uyum ve kardeşlik içinde yaşamasını beceririm..

elimde imkanım varsa bana uymayan o toplumdan uzaklaşıp bana daha uygun bir toplumda yaşamaya gayret gösteririm.. elimde böyle bir imkan yoksa varolan statükoyla dalaşmadan yine bildiğimi okumaya devam ederim..

çünkü farkındayımdır ki; bu sonsuz zaman ve mekanda(evrende) bir kez deneyimleme şansım olan hayatımı/yaşamımı bu tarz(dini, milli çatışma) içinde derin uykuda yaşamını ıskalayan insanlarla anlamsız, kısırdöngüdeki kasosun içine girmeden, her anımı içimden gelen çoşkuyla yaşamam gerekmektedir..

benim yaşamım; bu tarz tutum ve davranışlarla, duruşlarla, yaşadığını zanneden insanlarla bu anlamsız kaos çemberine girilmeyecek kadar değerli olduğunun farkındayımdır..

ölümlü bir canlı olduğumun farkındayım ve bu ölüm denen şeyin sadece "bir sonraki an/nefes" kadar yakın olabileceğinin farkındayım..

ve ben bu kadar değerli anlarımı/nefeslerimi bu anlamsız, değiştirilmesinin imkansıza yakınolduğu statükoyla çatışarak geçiremem..

ben varlığı/varoluşu, insanları olduğu gibi kabullenmiş biriyim..

o insanlar kendi elleriyle kendi adlarına varettikleri bu soyut değerlerin çatışmlarıyla yaşamlarını ıskalarken, paslıçivi yüreğinde geldiği gibi her ortamda yaşamasını becerebilecek kadar uyanıktır ve farkındadır..

çünkü yaşamın bir mücadele değil "ölüm gelmeden" çoşkuyla kutlanması, yaşanması gerektiğini farketmiş biridir paslıçivi..

tanrıyla, dinlerle, milli, ahlaki ve politik vs değerlerle mücadele etmez.. bunların hepsi ölümlü bir canlı olup da bunun farkındalığında olmayan ve çok değerli her anını/nefesini bu değerler uğruna harcayan/ıskalayan derin uyku ve uyku mahmurluğundaki insanlardan olmaz, onlarla çatışmaya da girmez..

uzun lafın kısası; paslıçivi hangi zaman ve coğrafyada olursa olsun birlikte yaşadığı insanlarla bu kaosa girmeden/ıskalamadan hayatının her anını çoşkuyla yaşamasını becerebilecek kadar uyanık ve farkındadır..


Alıntı ile Cevapla
  #588  
Alt 04-11-2010, 07:50
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

İşte ateizm B durumudur, siz özellikle karşı çıkmak adına değil başka bir alternatifle yaşamak durumuna girdiğinizde kaçınılmaz olarak ortaya çıkan(fark) ve hayatınıza her türlü giren müdahaleyide, bünyenize uygunsuzluğundan dolayı ret edip savaşmak zorunda kalan, işin aslı ve özü bağışıklık geliştiren bir yapısınızdır ve bu kaçınılmazdır. nasılki ifade ediyorum öznel ve nesnel koşullar, işte bu koşullar hem var(öznel var) olabilmek hemde bilgiyi savunabilmek adına çatışmayı doğurur, buradaki çatışma kişisel değil yapısaldır("siz" belirleyemezsiniz)....

sevgili spartacus..

çok doğru söylüyorsunuz, "siz" belirleyemezsiniz..

ne size bu bünyenize uygun olmayan dayatmayı yapan hakim çoğunluk teizmdekiler..

ne de bu dayatmayı reddetmek ve çatışmak zorunda kalan siz ateizmdekiler..

henüz "gerçek siz" de değilsiniz..

varoluş/varlık zaten her alanda, her düzeyde kaosla mümkündür.. yani varoluşun dayattığı/istediği şey zaten kaostur..

işte tüm dünya insanlığı da kendilerine dayatılan bu kaosta sahnede uygun rölünü/duruşunu almış, oynamaktadır.. ve bu rolü "siz" belirleyemeyip kaosa girmeniz kaçınılmazdır..

yani "kader" dediğim "olması gereken şeylerin gerçekleşmesi" için zaten bunu sizin belirleme-me-niz gerekmektedir ve bu size dayatılmıştır..

ama siz; ne bunun size dayatıldığının, ne de bu sahnede/kaosta aldığınız rolün nasıl olacağını belirleye-me-diğinizin farkındalığında değilsiniz henüz..

o yüzden bunu "biz belirleyemeyiz" deyip bu sahnedeki rolü oynamak zorundasınız zaten..

ve hem teizm düzeyi bilinçtekilere hem non/anti/a-teizm bilinçtekilere bu kaosu dayatan/yaşatan şey gerçek/öz benliğiniz değil, sahte benliğinizdir(ego)

bütün mesele/sorun/hastalık; işte bu sahtebenlik dediğimiz ego denen illettir..


kişi bu sahtebenlik denen modülden arınıp temizlenmediği sürece ya teizm ya da non/anti teizm düzeyi bir bilinçte yaşayıp bu kaosa hizmet etmekten ve bu kaosa hizmet ettiğinin "farkında olmadan" yaşamaya devam edecektir..

bu "farkındalık/tam uyanıklık" olmadığı sürece de "insani olmayan" tutum ve davranışlar her iki bilinç düzeyinden de gelmek zorundadır zaten..

ve bu bilinç düzeyleri(sahtebenlik etkisinde olanlar) konuşarak, tartışarak, savaşarak değişmeyecektir..

ve varoluş/varlık bildiğini okumaya yani istediği kaosu devam ettirmeye devam edecektir.. ve yaşamlar derin uykuda ya da uyku mahmurluğunda ıskalanmaya devam edecektir..

o yüzden "farkındalık/tam uyanıklık" bilinç düzeyi bilimsel bir çare/yöntem bulunmadığı sürece "kişisel" bir tedavidir/kurtuluştur..


Alıntı ile Cevapla
  #589  
Alt 04-11-2010, 11:01
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669

Onur Üyeliği 

Standart

Sevgili Paslıçivi, iradelerden bağımsızdır, ben çatışmanın temelinde bunu dile getiriyorum. Yani bir çatışma varsa dahi iradelerimizden bağımsız oluşur ancak bu durum çatışmayı gözlemlerimiz dışına itmez, aksine gözlemsel bir şeydir, içe dönüklük içermez. Haliyle algı, bilgi çatışmanın varlığından dolayı kapalı değil aksine algı ve bilginin varlığı ve çatışmanın gözlemsel özelliğinden dolayı açıktır, böyle bir çatışma uykuyu hem konumlamaz hemde olumlamaz. İradeden bağımsızlığı, gözlem ve algıya dayanmayan bir şey olarak koşullayamayız, göremeyiz.

Varlık felsefesi ve terimlerin kullanımları çok farklı ve apayrı özellikler taşıyabilir. Örneğin var kelimesi, varlık kelimesi bir yerde iddia özelliği taşır iken diğer tarafda bir mevcudiyet(önyargısız ve iradelerden bağımsız, algılanan) anlamı taşır. İksini birbirine karıştırmamak için ise, öznel varlık ve nesnel varlık dediğimiz iki alanımız var. hayatımızın, düşüncelerimizin vs herşeyimiz bu iki alana göredir ve kelimeler iki alandada farklı anlamlar içerebilir. Daha önce yazdıklarım gibi, iki felsefe ve iki ayrı metod var ise, bir çok konuda da iki ayrı tanım ve anlam vardır. idealizmin tanımları materyalizme uymaz ve bu anlamda materyalist varlık ile idealist varlık aynı şeyler değildir, materyaliste göre varlık bir mevcudiyet(bir nesnellik) olarak ele alınırken idealist için ise var-yok(öznellik) düzlemindedir.

örneğin ben bilimsel metoddan bir örnek vereyim;
Bilimde doğrulama diye bir faktör vardır, bu idealist yada iedeolojik yada düşünsel doğru ile ne eş anlamdadır ama nede aynı kullanım maksadına sahiptir. Düşüncelerdeki doğru-yanlış ile bilimdeki veya materyalizmdeki doğru aynı şeyler değildir. Birisininin karşıtı yanlış iken diğerinin karşıtı eğridir. Bilimdeki doğrulama bir düşünce doğrusu değil, gözlemlenmiş ve algılanmış olan şeyin sonunda açığa çıkan bilginin, yorumun sınanması anlamındadır ve ölçüt doğru-yanlış temelinde değil, bir bilgiyi onama, sınama, test etme, eğri bir nokta bırakmama anlamındadır ve buradaki doğrulama merkezinde insan düşüncesini, sabitini vs almak değil, gözlemlenen şeyin algısı ve algıların doğrulanması-test edilmesi temelindedir. O yüzden sürekli düşünce ile bilgi farkına değiniyorum..

İnsanlar eğer bilgiye erişiyor ve bunuda dile getiriyor ise, bundan hareketle bir baskı oluşuyor veya görüyorlar ise, burada bir çatışma doğacaksa bile bu bilgiyi dile getirenin isteyerek ve çatışma olsun demesiyle olacak veya olmasın demesiyle olmayacak bir durum değildir ve bu durum bilgi açısından ne bir ölçüt özelliği taşır nede bilgiye etki edebilir, bünyesini belirleyebilir, bu olsa olsa bilgiye erişenin dile getirdiği bilgiye karşı bir cehalet savaşı olur ki, burada sorun bilgi değil, cehaletin girdiği davranış şeklidir ve günahını bilgiye yıkamayız.

o yüzden bunu "biz belirleyemeyiz" deyip bu sahnedeki rolü oynamak zorundasınız zaten..

Şimdi bu söyleminiz ile benim ifade ettiğim türdeş değildir ve demek istediğimi açıklığa kavuşturduğumu düşünüyorum, çünkü benim böyle bir rolüm yok, rol bir kurguda üzerine düşeni oynamaktır, oysa çatışma bir kurgu değil, iradelerden bağımsız ortaya çıkan, çıkması olası olan doğal bir durumdur ve bilgi yine bu çatışmadan bağımsızdır, böyle bir rolü yoktur.

kişi bu sahtebenlik denen modülden arınıp temizlenmediği sürece ya teizm ya da non/anti teizm düzeyi bir bilinçte yaşayıp bu kaosa hizmet etmekten ve bu kaosa hizmet ettiğinin "farkında olmadan" yaşamaya devam edecektir..

bu "farkındalık/tam uyanıklık" olmadığı sürece de "insani olmayan" tutum ve davranışlar her iki bilinç düzeyinden de gelmek zorundadır zaten..


Sorun ortada bir benlik sorunu değildir, benlik sorunu bilinç ile(kaynak anlamında) açıklanamaz, benlik sorunu düşünce ve ideolojik olarak ele alınabilir. Oysa bilgi bu tür kıstaslara ne vurulabilir nede bunlarla ölçülebilir, eğer bu kıstaslara vurulamaz ve ölçülemez ise bilinç düzeyi hakkında biz benlik faktörünü ve çatışma gibi şeyleri, başka başka şeyleri baz alarak yorum yapamayız ve dahi yargılar üretemeyiz. Dünyanın kendi etrafında dönüyor olmasını herhangi bir egoya ulamlama şansınız var mı? yada egoların dünyanın yuvarlaklığına bir etkisi, onun dönmesini yavaşlatma, hızlandırma vs? yok.

umarım daha öncede detay detay girerek dile getirdim, ama bu sefer anlatabilmeyi başarıyorumdur.

Felsefe insan içindir, insan felsefe için değil. bakın ben nasılki felsefeyi çok basit olarak tanımladımve köken olarak bilgiyi aramak ama sonrasında belirli bir sisteme ve ilkelere ve nesilden nesile gelişimi olan bir şey olarak ifade ettim, demek ki felsefe de insan için bilgi biliminin bir düzenlenmesi, düzene sokulmasını içerir. nasıl ki felsefe nin bilgi temelli, düşünce temelliliğine değindim, ister bilgi isterse düşünce ifadesi olarak söylenmiş olsun, söylenmiş her şey felsefeyi içerir. örneğin bir örnek vereyim;

mesala çıkıp, ben iki şeyi sevmem, "hırsızlık ve ahlaksızlık" der isem nasıl bir anlam çıkar? oysa hırsızlık zaten ahlaksızlık değil mi? Demek ki felsefe edinilmiş bilgilerin, bilgilerden doğan ve yorumlama yetisi ile oluşturduğumuz tüm düşüncelerimizin, yorumlarımızın vs bir düzene konulmasını da oluşturur. Bu anlam da ben bir şeyi sevmem "hırsızlık" diyen bir filozof ile ben iki şeyi sevmem "hırsızlık ve ahlaksızlık" diyen herhnagi bir insan da felsefe yapmış olurlar, ancak birincisi felsefeyi bilerek yani ilkelerini kavramış biçimde diğeri ise bu ilkeleri bilmeden dile getirmiş biçimdedir, ikiside felsefedir. (Aanlam bakımından açıklarsam: felsefecinin söyleminde çelişki yok felsefeyi bilmeden söyleyende ise çelişki vardır, öyleya sanki hırsızlık başka ahlaksızlık başka bir şey gibi görülür ve haliyle kişi düşüncesinde çelişkiye düşer.)

Sanıldığı gibi felsefe tek bir anlamıyla ve bilhassa idealist felsefecilerin oluşturduğu kavram kargaşaları, tek ve sabit, benci felsefe değildir, idealist olmayan bir çok felsefeci vardır ve idealist bir felsefeciyi anlamak için yıllarınızı vermeniz gerekebilir8yine de çıkaracağınız anlam bir paragraf olacaktır gerisi ise hep aynı şey ve aynı tekrar), hatta öyle idealist felfeciler vardır ki on binlerce satır yazı yazmıştır, hadi bu adamı anlayalım diye enstitüler kurulmuştur yine de binlerce satır yazdığı yazılardan adına kurulmuş üniversitelerden bir anlam çıkartma şansı olmamamıştır, çünkü kişi salt kendi düşüncesi üzerinden felsefe yaptığı için dayanağı olmadığı gibi gözlem ve algıya da kapalıdır bir biri ardına dizilmiş söz ve düşünce öbekleri olmakla birlikde içinde anlam yoktur.

Diğer felsefecilerin yazınları hem sade, hem bir düzene oturtulmuş hemde anlaşılması kolay dayanaklara, örneklere ve en nihayetinde gözleme ve bilgiye dayanır. Bilgide karmaşa yoktur dolayısıyla bilgi felsefesinde karmaşa, kargaşa ve ben'lik, ego vs içermez.

Bu gün halihazır aşılamalar, İnsanlar filozofluğu insanların anlamayacağı diller ve kavramlar kullanarak bir egosal tatmin düzeyinde ve ya da böyle terimler kullananları bu işi biliyormuş gibi görebiliyor-kullanmayanları bilmiyor sanıyorlar oysa felsefe insan için yediğiniz ekmek içtiğiniz su kadar doğal bir şeydir, aynen bilginin de doğal olduğu gibi, sosyetiklik içermez ve doğal-açık bir dille, ayakları yere basar(örnek, dayanak, kaynak, algı, bilgi vs) biçimde ifade edilebilmeleri gerekir.. öyleya felsefe insan içindir, haliyle insanların anlayabilmesi önemlidir.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (04-11-2010 Saat 11:14 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #590  
Alt 04-11-2010, 23:44
Düşüngen Düşüngen isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2010
Mesajlar: 271
Standart

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Eskiden ben de ateisttim. Ateizmin, benim algima gore sorunu, oyle veya boyle bir karsitlik icermesi. Bu da benim notr algi ve disaridan bakis acima ters gelen bir durum. Yani ne inanirin (believer), ne de inanca karsi cikanin (disbeliever) tarafi olmak demek, tartismak demektir.
Iste bu yuzden ben kendimi teolojinin "tanrinin varligi" olarak, free thinker, serbest dusunur olarak dile getiriyorum.
Sevgili ev.in; eskiden ateisttiniz sabitlenmiş ve sahiplenmiş bir ideolojinin saflarını düzüyordunuz, sonra bilinciniz açıldıkça ateizmin sizi kategorize ettiğini farkettiniz ve pozisyon değiştirmek zorunda kaldınız farkındaysanız. Şimdiki işiniz ise serbest düşünürlük, zaten benim mesleğimde serbest meslek o bakımdan daha iyi anlaşacağız gibime geliyor.

Hep diyoruz ya, beynin alt yapısı ne ise üst yapısıda o dur. Temele göre yapı yükseliyor, temel değiştikçe yapıda doğal olarak değişmek zorunda. Sizin beyin alt yapınız geliştikçe deklare ettiğiniz bilinç seviyenizde değişecek/gelişecek. Buna felsefe dilinde, diyalektik meteryalizmde olumsuzlananın olumsuzlanması diyorlar. Bende pek bilmiyorum felsefe konularında biraz alaylı birazda kalaylı olduğum için.

Bence bu beyin donanımınızdaki değişiminiz ve gelişiminiz (konektom) sürerse şu an ki limanınız olan "evrensel insan durağı" son durağınız olmayacak sadece geride kalmış bir durak olacak. Yeni limanlara doğru yelken açmaya devam edeceksiniz. Tabi şimdiki durağınız size tam doyum ve tatmin sağlamamaya başlarsa. Belki de kendi kendime gelin güvey oluyorumdur emin değilim, ukala olduğumu düşünmeyin..

Sevgiler...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Uyku sargon İslam 19 16-04-2013 21:26
Derin provakasyon Soda Politika 5 13-12-2009 03:03
Materyalizm ve Diyalektik Materyalizm nedir? Felsefeci 87 Felsefik Tartışmalar 16 10-06-2009 10:58
Güçlü Hafıza İçin, Yeterli Uyku Gerekiyor Ayejj Biyoloji 3 02-03-2009 17:06
İdealizm ve Materyalizm Üzerine Felsefik Tartışmalar 11 26-05-2008 02:41

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:42 .