
06-10-2006, 10:38
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
|
|
Re: Muhammed'in savaşları
Maviler benim ifadelerimdir.
Önce dedin ki : "Turan Dursun ve onun oryanatlist yazarından alıntı yaptın",
ben de dedim ki hayır oradan almadım buradan aldım dedim ve İSPATLADIM nereden aldığımı. Şimdi aç bak Turan Dursun'daki metine ve benim buraya koyduğum metine de karşılaştır. İşte senin bir iddianın daha hükümsüz kaldığı gerçeğini görürsün.
Sonra be mübarek adam, bu metinler :
1) Buhari'nin Kitabu'l Megazi'ninde
2) Vakidi'nin Meğazi'ninde mevcut.
Yani İbrahim Canan'ın yaptığı oralardan alıp açıklamalarına *koymak sadece.
İspatladığın hiçbirşey yok Sodomo.Elmalıda var dedin.Baktım Elmalı'da yok.Buharide var dedin.Buharinin Kitabu'l Megazi'si (gazveler kitabı)ne baktın hatta ortaki Hayber gazvesiyle ilgili bütün hadisleri verdim.Yani ordada bulamadım.Üstelik Buhari'de Kinane'nin savaşta öldüğü yazıyordu.Geriye bir tek Vakidi kalıyor.Onun eserini de bulamadım.Yalnız Vakidi hakkında devrinin muhaddisleri ki bunların başında Buhari gelir,Vakidi'nin hadisleri konusunda güvenilmez olduğuna dair beyanları var.İbrahim Canan hadis ansiklopedisinde (Kütüb-i Sitte) ve Sahih-i Buharide Kinane'nin işkenceyle öldürüldüğüne dair bir ifade geçmezken neye dayanarak böyle bir şerh koydu anlayabilmiş değilim.
Peki söyle bakayım niye Buhari'nin hadis külliyatında geçen Enes ravi'li hadiste Kinane'nin savaşta öldüğü yazar iken aynı yazarın Meğazi'sinde neden Mesk'in bulunmasından sonra bir antlaşmaya uymadıkları için Kinane'nin i öldürüldüğü yazıyor. (Buhari'de işkence gören Huyey'in amcası Sa iken Vakidi de Kinane dir ama her ikisinde de Kinane mesk'in bulunmasından sonra öldürülür)
Megazi,Buharinin Sahih-i Buhari adlı eserinin bölümlerinden birisidir.Ben ordaki Hayber gazvesiyle ilgili hadisleri yukarıda yazdım.O hadislerde Kinanenin meski için işkenceyle öldürüldüğü yazmıyor.
İşte bu senin hadis ile siyer arasındaki farkı bilmemenden kaynaklanıyor.
Bak şimdi sana çelişkini göstereceğim.
Siyer Muhammed'in *doğumundan vefatına kadar geçen sürede geçen olaylar hakkında verilen haberleri içerir. Bir nevi bibliyografidir. Nasıl toplandıklarını, derlendiklerini bilahire açıklarım ama şunu bil ki İslam'ın hadislerden sonraki üçüncü kaynağı olup hadislerden bir parça sayılır (işte çelişkin burda) ve bu siyerler Muhammed'in sahabeleri tarafından derlenen hadis rivayetlerinden oluşur. (ve burda)Hatta bunlardan bazıları Muhammed sağ iken sahabeleri tarafından yazılmıştır. İlk önce onun savaşları ve gazveleri ile ilgili anlatılanlar sonra da geniş ilgi toplayan diğer çalışmalar yapılmıştır.
Özellikle Muhammed'in ölümünden sonra onun sağlığında bir şey kaleme almamış sahabeler bile onun hakkındaki hatıraları ve anlatılanları kaleme almaya başladılar. Mesela bunların içinde Ebu Bekir de vardır ama 500 kadar hatırasını sonra yanlış bir şey yapmaktan korkarak yırtıp atmıştır.
Siyerle hadis arasında siyerin bir hikaye formunda olmasından başka fark yoktur.Siyer hadisten bağımsız değildir olamaz da.Velakin uydurma hadis olduğu gibi uydurma siyer bilgileri de olabiliyor.Kinane'de olduğu gibi.
Peki neden Enes'de savaşta öldürüldüğü yazıyor ? Çünkü Enes'in hadisi bir çerçevedir. Olayın çerçevesini ortaya koyar ve bu çerçeve içinde bazı detaylar spesifik bir olayın bizzat muhattabı olmadığı için yanlış veya eksik akseder.
Vaaay şu kritiğe bakın.Arkadaş hadis uzmanı olmuşta haberimiz yokmuş.
Eğer Kinane'ye veya Sa'ya işkence yapan Enes olsaydı o zaman belki Enes bundan bahseder belki bahsetmezdi ama Enes'in bu işkenceden haberi yoktur, çünkü işkence emrini veren Muhammed ve bu emri uygulayan da Zübeyr dir. (kardeşim o zaman bana zübeyirden bir hadis getir)Hal böyle olunca Enes bizzat şahit olmadığı bir olayı niye aktarsın ?(Yav Kinane'nin kaç canı var?Hadi birini anladık,Enes'in şahid olmuş,Kinmane savaşta ölmüş.Ya diğeri? ) Üstelik Enes'e olayın bu şekilde geliştiği neden söylensin ? Belli ki bu hadise "işkence olayına" karışan Muhammed'in haricindeki bir kaç kişinin bildiği bir olaydır ve muhtemeldir ki Zübeyr tarafından gerçekleşen bir aktarımla konu siretcilere ulaşmıştır.
(tabi tabi Kinane savaştan sonra dirilmiş,sonra Zübeyr ona işkence yapmış sonra tekrar ölmüş sonrada bunu başkalarına aktarmış,bu aktarım zinciri de nerdeyse?)
Ama görüyorum ki artık "hadis" kaynaklarına bakmaya başladın, bak bu bir ilerlemedir yakında siyer kaynaklarına da dikkat etmeye başlarsın artık.
Ben hadislere kendimi bildim bileli bakarım,Kur'ana gerçekten iman ettiğim günden beri yalnızca Kur'an'ı muhatap alırım.Senin dinde öğrendiklerin kadar benim unuttuklarım var Sodomo efendi.
|

06-10-2006, 13:40
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Muhammed'in savaşları
Beni Nadir kabilesinin sürülmesinin gerekçesini vermiştim. İki yıl geriye gidiyoruz. Hicretin ikinci yılı. Beni Kaynuka kabilesine de yine uyduruk bir bahane ile saldırılır. Bu kabile de tahmin edeceğiniz gibi zengin bir kabiledir. Ve bu kabilelerden önemli ganimet elde edilir. Sevgili Hiramusta, gerekçelere neden uyduruk dediğimi de açıklayayım. Olayların birincisinde ortada sadece bir zan vardır. Muhammed bana Cebrail dedi ki, siz bana suikast işleyeceksiniz der. Bu gerekçe ile kimse cezalandırılamaz. İkinci olayda ise bireysel bir olay var. Bunlardan yola çıkarak bütün bir kabile cezalandırılamaz. En azından benim adalet anlayışım böyle.
Beni Kaynuka Gazası'nın Gerekçesi
Daha önce bahsi geçtiği gibi, Medine'de üç Yahudî kabilesi vardı: Beni Kurayza, Beni Nadr ve Benî Kaynuka. İçlerinde en çok fitne ve fesat çıkaran ve en cüretkâr olan, Benî Kaynuka idi. Kuyumculukla meşgul olurlardı. Bu bakımdan oldukça da zengin sayılırlardı. Bunların da diğer Yahudî kabileleri gibi Peygamber Efendimizle anlaşmaları vardı: Müslümanlara karşı herhangi bir harekete kalkışmayacaklarına, bir dış taarruz karşısında Müslümanlarla beraber Medine'yi müdafaa edeceklerine ve ne suretle olursa olsun birbirlerinin düşmanlarına yardım etmeyeceklerine dair sözleşmişlerdi.
*Ancak onlar, gözle görülür bir tarzda açık açık kışkırtıcılık, Müslümanlar arasına fitne fesad düşürmeye çalışma, her vesileyle Kureyş müşrikleriyle işbirliği yapma gibi uygunsuz hareketleriyle bizzat bu anlaşmayı bozmuş oluyorlardı.
*Bu arada meydana gelen çirkin bir hâdise ise, bardağı taşıran son damla oldu. Şöyle ki:
*Medineli Ensardan bir zatın hanımı, yüzü örtülü olduğu halde, bir Yahudî kuyumcunun dükkânına ziynet eşyası almak maksadıyla girer. Yahudîler kadının yüzünü açmaya çalışırlar, ancak kadın kapalı oturmakta ısrar eder. Derken, Yahudînin biri, kadına hissettirmeden arkasından elbisesinin eteğini bir diken ile beline iliştirir. Kadın ayağa kalkınca eteği açılıverir. Hazır bulunan Yahudîler eğlenerek kahkaha ile gülerler. Bu hal karşısında kadın feryadı basar. Oradan geçmekte olan bir Müslüman çığlığı duyunca kadının imdadına koşar. Müslümanla Yahudî boğaz boğaza gelirler ve sonunda Müslüman Yahudîyi öldürür. Bunu gören oradaki Yahudîler de Müslümanın üzerine çullanarak onu şehid ederler.523 Böylece Yahudîlerle Müslümanlar arasında kan dökülmüş olur.
*Hâdiseye sebebiyet verenler Yahudîlerdi. Hâliyle, verdikleri sözlere aykırı hareket ederek bizzat kendi elleriyle yapılan anlaşmayı da ihlâl etmiş oluyorlardı.
|

06-10-2006, 14:08
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Muhammed'in savaşları
Şimdi bu iki sürgüün nasıl gerçekleştiğine bakalım. Aslında başlangıçta Kaynukalılar esir alınırlar, araya birçok aracı girer öldürülmelerini engellemek için. Sonunda Muhammed ikna olur. Öldürmez, sürgün eder hepsini. Beni Kaynuka'lıların taşınmaz mal varlıkları müslümanlara kalır. Verilen 3 günlük sürede de yanlarına alabildikleri kadar mal alıp giderler.
Beni Kaynuka'lıların Sürgünü
Resûl-i Ekrem Efendimizin asıl maksadı; Yahudîlerin fitne ve fesadını Medine'den uzak tutmak, meydana getirecekleri tehlikelere mâni olmaktı. Medine'den sürgün edilmeleriyle de bir bakıma bu gaye tahakkuk ediyordu.
*Kaynukaoğullarına Medine'yi terketmeleri için tanınan süre üç gün idi. Üç gün mühlet bitince, Şam'a doğru yola çıktılar. Vadi'l-Kura'ya gelince orada bir ay oturdular.
*Burada oturan Yahudîler, onların yayalarına binek ve kendilerine de yiyecek verdiler. Buradan da ayrılan Benî Kaynuka Yahudîleri Ezruât'a kadar gidip, oraya yerleştiler. Çok geçmeden de nesilleri kesildi.530
Şimdi de Beni Nadir kabilesinin sürgün edilmesine bakalım. Beni Nadirliler 15 gün kuşatma altında kaldıktan sonra teslim olmaya mecbur olurlar. Muhammed canlarını bağışlamıştır, taşınır mallarını alıp gideceklerdir. Çarpışmasız alınan mallar ise direk Muhammed'e kalır. Muhammed bunu bireysel amaçla kullanmaz ama olay dolaylı yapılan bir talandır. *
Beni Nadir'lilerin sürgünü
Peygamber Efendimiz kendilerine emân verdi ve hiçbirisinin canına dokunmadı. Silahlarından başka olan mallarından develerine yükleyebildikleri kadar eşya alarak çıkıp gitmelerine müsaade buyurdu.
*Bu müsâade üzerine altı yüz deveye yükleyebildikleri kadar mal ve eşyâ yüklediler. Medine'den ayrılacakları sırada sağlam kalmış olan evlerini Müslümanlar oturmasın diye kendi elleriyle yıktılar. Başlarına gelen bu hadiseden dolayı güyâ üzülmediklerini göstermek için, kadınlar en kıymetli elbiselerini giyinmişler, ziynetlerini takınmışlardı. Defler, düdükler çalarâk Medine'yi terk ettiler. Bir kısmı Şam, bir kısmı Hayber, diğer bir kısmı ise Yemen tarafına gitti. Bunların sürgünü üzerine münafıklar gizlice matem tuttular.
*Benî Nadir Yahudîleri geride bir çok hurmalıklar, ekinler, akarlar, davar, sığır ve at gibi bir çok hayvanlar bıraktılar. Ayrıca arkalarında 50 adet zırh, 50 adet miğfer, 340 kadar da kılıç kaldı.35
*Bütün bu mallar, devlet malı olarak doğrudan doğruya Peygamber Efendimize mahsustu. Çünkü, çarpışmasız, at ve deve koşturmaksızın elde edilmişlerdi. Bu mallara fey', denilmiştir. Fey', Allah'ın, din düşmanlarından-galebe ile değil, belki sürgün, yahut cizye üzerine sulh olmak suretiyle-Peygamber Efendimize tahsis buyurduğu maldır. Peygamber Efendimiz bu malı dilediği yerlere sarfetmekte hürdü.
|

06-10-2006, 14:24
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
|
|
Re: Muhammed'in savaşları
Peygamberin hiçbir seferinin uyduruk gerekçesi yoktur,sevgili Sargon.Nadiroğullarına yapılan seferin temel sebebi,Yahudilerin antlaşmayı bozmaları,Mekke'li müşriklerle ittifaka girerek ihanet etmeleridir.Daha sonra buna Peygambere suikast teşebbüsü de eklenmiştir.Peygamber bir şekilde bunu haber almış ve suikast engellenmiştir.(Haber veren kesinlikle Cebrail değildir.Cebrail vahiyden başka birşey getirmez.Getirdiği bütün vahiyler Kur'anla elimizde mevcuttur.Suikast haberini getirmiş olsaydı o da Kur'an'da yeralırdı.)Bütün bunlardan sonra bende Arabistan yahudileri hakkında genel bir bilgi vermek ondan sonrada Nadiroğullarına (ben-i nadir) geçmek istiyorum.
Arabistan yahudilerinin güvenilir vesikalara dayanan bir tarihi yoktur. Arabistan yahudilerinin geçmiş tarihine ışık tutacak herhangi bir yazı, kitap veya yazıt şeklinde bir bilgi de yoktur. Ayrıca Arabistan dışındaki Yahudiler de Arap dindaşlarıyla fazla ilgilenmemiş ve tarihçiler ile yazarları bunlardan hiç söz etmemişlerdir... Arap yahudilerinin tarihini incelerken ister istemez araplar arasında kulaktan kulağa anlatılan rivayetler ve söylenenlere itibar etme zorunluluğu vardır. Bu rivayetlerin pek çoğu da bizzat yahudiler tarafından ortaya atılmıştır (Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhid, Mücadelesi ve Hz. Peygamber, Terc. N. Ahmet Asrar, İstanbul 1983, I, s. 526).
Yahudiler yeryüzünde en eski geçmişe sahip milletlerden birisidir. Arap yarımadasına ne zaman gelip yerleştikleri bilinmeyen yahudiler, İslâm'ın ortaya çıktığı yıllarda bu yarımadanın her tarafında görülmekteydiler. Bunlar, gerek ferdî ve gerekse topluluklar halinde Akabe körfezindeki Eyle limanından, Yemen ve Umman'ın en ücra köşelerine kadar uzanmışlardı. Bu insanları Mekna'da, Vadiyu'l-Kura'da, Teyma'da, Fedek'te, Taif'de kısaca bütün şehirlerde olduğu kadar, hareket halindeki kervanlarda da görmekteyiz.
Yahudiler Mekke'de hiç bulunmamakla birlikte, sadece Ukaz'da yalnız ticâret yapan değil, kâhinlikten para kazanan insanlar olarak da görülür.
Yahudilerin Medine (Yesrib)'ye yerleşmeleri tarihinin Milâdî 132'den sonra olduğu tahmin edilir. M. 132'de Benu Nadir, Benu Kureyza ve Benu Kaynuka yahudilerinin Yesrib'e (Medine'ye) yerleştikleri görülmektedir. İlk olarak Nadiroğulları ve Kureyzaoğulları yerleşmiştir. Çünkü bu iki kabile diğer yahudi kabileleri arasında soy ve itibar bakımından üstün tutulurdu. Bunların çoğunun, kâhin ve rahipler sınıfından gelmesi de ayrı bir avantaj sağlamaktaydı. Bu kabileler Medine'ye yerleşerek, dini bakımdan üstün bulunmalarının verdiği ayrıcalıkla kısa sürede şehre hâkim olmuşlar ve en iyi yerlere yerleşmişlerdi. M. 450- 451'de es-Sebe' sûresinde sözü edilen büyük sel felâketinden sonra Yesrib'te bulunan birçok kabîlenin şehri terkettiği bilinir. Bu büyük sel felâketiyle boşalan şehre yerleşen Evs ve Hazrec gibi Arap kabileleri, şehrin asıl hakimi bulunan Nadiroğulları ve Kureyzaoğulları yahudilerini şehrin dış bölgelerinde yerleşmek zorunda bırakmışlardır. Yahudilerin üçüncü büyük kabilesi olan Kaynukaoğulları Hazrecliler'e sığınma gereği duydu. Bunun üzerine Nadiroğulları ve Kureyzaoğulları da Evs kabilesine sığınarak Yesrib şehrinde yerleşmeye hak kazandılar.
Hz. Peygamber (s.a.s)'in doğumu ve nübüvvetinin başlangıç zamanlarında yahudilerin Hicaz ve Yesrib'deki durumları şöyle görünmekteydi.
Yahudiler, dil, kıyafet, kültür ve medeniyet konularında her bakımdan araplaşmışlardı. İsimleri arapça idi. Hicazda yaşamakta olan Beni Za'urâ yahudileri hariç diğer yahudi kabilelerinin isimleri arap ismi idi. Yahudiler kendi dilleri olan ibraniceyi istisnalar dışında bilmezlerdi. Araplarla olan sosyal ilişkilerinin her geçen gün artması yahudilerin duygu, düşünce ve tavırlarına kadar yansımıştır. Ancak yahudiler bütün bunlara rağmen kimliklerini muhafaza etmişlerdi (Mevdudi, a.g.e., s. 526, vd.).
Hz. Peygamber (s.a.s)'e risalet görevinin verilmesinden önce araplar, danışmak ve onların fikirlerini almak amacıyla yahudi veya hristiyan olan birisine gider, ondan bazı bilgiler alırlardı. İslâm'ın ortaya çıkışı ve müslümanların Mekke şartlarında İslâm'ı yaşamaya çalışmalarından önce bütün ehl-i kitap yeni bir peygamberin geleceğini biliyor ve onu bekliyorlardı. Hattâ Peygamberimizin amcası Ebu Talip'le yaptığı Şam ticaretinde Rahip Bahira'*nın Ebu Talip'e "O çocuğa dikkat edip üzerine titremesini" öğütlemesini buna delil gösterirler.
Daha Akabe bey'atlarından önce yahudiler, Medine araplarına bir nebinin geleceği ve bu nebiye kendilerinin uyacağını ve böylece Medinelilere karşı üstün bir duruma geçeceklerini söyleyip onları korkuturlardı. Bundan haberdar olan Medineliler Akabe'de Peygamberimiz'e bey'at ederek yahudilerden önce davranmışlardır. Yahudiler Tevrat'ı doğrulayıcı bir kitap olarak Kur'anı getiren Hz. Peygamber'e "saldırmak, hased etmek ve kin gütmekten dolayı düşmanlık yapmaya başladılar. Çünkü Allah Teâlâ Rasûlünü araplardan seçmişti. Yahudi alimleri, Rasûlüllah'ın zor durumda kalması için çalışırlar, onu olmadık yalanlarla şaşırtmak isterler ve hakkı batıla çevirirlerdi" (İbn Hişam, İslâm Tarihi, Terc. Hasan Ege, İstanbul 1985, I. s. 282; II. s. 187). Çünkü onlar yeni bir peygamberin kendi kavimlerinden çıkacağını ümid ediyorlardı. Gururları yüzünden yalanlayanlardan oldular.
Yahudilerin, Allah'tan gelen peygamber ve kitabını daha önceden bildikleri de bir gerçektir. Fakat bu peygamber ve kitap gelince tavırlarını değiştirdiler. Bu hususta en güvenilir rivayet Ümmül Mü'minin Hz. Safiyye'nindir. Hz. Safiyye'den rivayete göre Hz. Muhammed (s.a.s), Medine'yi şereflendirince babası ve amcası beraberce kendisiyle görüşmeye gittiler ve kendisiyle uzun müddet sohbet ettiler. Babası ve amcası eve dönünce, aralarında şöyle bir konuşma geçti:
Amca: Bu, gerçekten kitaplarımızda haber verilen peygamber midir?
Baba: Evet, vallahi o aynı peygamberdir.
Amca: Sen buna inanıyor musun?
Baba: Evet.
Amca: O halde, ne yapmak istiyorsun?
Baba: Vallahi, ben yaşadığım müddetçe ona muhalefet edeceğim (İbn Hişam, II. s. 165). Yahudilerin bu peygamberi bekledikleri fakat ona tabi olup onun yolundan gitmek için değil de doğar doğmaz ona bir suikast tertipleyip öldürmek için beklediklerine dair bir takım rivayetler de nakledilir (bk. Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, l. s. 595; İbn Hişam, age, s.116, İbn Sad, Tabakat, 1/1, s.21)
Hz. Peygamber ve müslümanların Medineye hicreti sırasında yahudiler şehrin yarısına hâkim durumdaydılar. Bu hâkimiyet gerek ilmî seviyedeki Bilim Evi (Beytul-Midras), gerekse Nadiroğullarının elinde bulunan hazineler (Kenz) yoluyla her yönden görülen bir gerçeklikti. Buna rağmen yahudiler kendi aralarında sürtüşme halinde idiler. Bu durum onları bazı arap kabileleriyle ittifak yapmaya itmiştir. Bundan dolayı da Nadiroğullarının Evs kabilesinin hakimiyeti altında bulunduğu zikredilmelidir.
Hz. Peygamber tarafından yürürlüğe konulan Medine-şehir-devleti anayasasında dokuz yahudi kabilesinden bahsedilir. Burada yahudilerle karşılıklı haklar ele alınmış ve Medine'yi birlikte savunma kararlaştırılmış; onlardan Hz. Peygamber izin vermeden askeri bir harekete girişmeyeceği ve Medine'ye bir saldırı sözkonusu olduğunda şehrin birlikte savunulacağı sözü alınmıştı (Salih Tuğ, İslâm Ülkelerinde Anayasa Hareketleri, İstanbul 1969, s. 34 vd.). Yine araştırmalara göre bu anayasa dünyanın ilk anayasasıdır. Elli iki maddeden oluşan mezkur anayasada 23-35 ve 46. maddeler yahudilerle ilgili olup bu maddeler ayrıca kendi işlerinde alt bölümlere ayrılmıştır (bk. Muhammed Hamidullah, a.g.e., l. s. 211 vd.). Fakat yahudiler tarihen sabit olduğu gibi antlaşmalarına sadık olmadılar. Bu antlaşmaya katılmaktaki gayeleri, kendilerine başka bir yol bulana kadar zaman kazanmaktı. Daha ilk anda bu yeni dinin onların senelerdir övündükleri bir üstünlüklerini ellerinden alacağını hissetmişlerdi.
İslâm'ın Medine'de devletini kurduktan sonra tarihte benzeri görülmemiş tür şekilde yayılma göstererek bölgeyi hakimiyetine alması, müslüman olmayan diğer kabileleri olduğu gibi yahudileri de telâşa düşürdü. Zira onlar İslâm'ın yayılışını geçici görüyorlardı. Bu amaçla Kureyş müşrikleriyle yaptıkları bir çok antlaşmada askerî yönden Kureyş müşrikleri, fikri yönden de yahudiler İslâm'a karşı koyacaklarını taahhüt etmişlerdir. Ancak yahudilerin giriştiği bu tür bir yol bir fayda vermedi. Hattâ İslâm'ın son tevhid dini olduğunu öğrenen bazı yahudiler de müslüman oluyorlardı. Yahudilerin önde gelen âlimlerinden Abdullah b. Selâm bunlar arasındaydı. Bundan sonra yahudiler için tek çıkar yol, İslâm'ı kılıç zoruyla sindirmek, yayılmasını önleyerek ortadan kaldırmaktı.
Bedir savaşında müslümanların üstün gelmesi bütün yahudileri olduğu gibi Nadiroğullarını da kızdırmıştı. Bu savaş onların kinlerini açığa vurmalarını sağladı. Öncelikle Kaynukaoğulları, müslümanlara karşı işledikleri hareketlerden dolayı şehir dışına sürüldüler (bk. Kaynukaoğulları maddesi).
Yahudi şair Ka'b b. Eşref yalan teşvikleri ile Mekke müşriklerini yeni bir savaşa sokmaya çalışıyordu. Bunu öğrenen müslümanlar, aralarında Ka'b'ın süt kardeşinin de bulunduğu bir grup olmak üzere Ka'b b. Eşref'i öldürmüş; bu olay üzerine Nadiroğulları Hz. Peygamber (s.a.s) ile bir ittifak antlaşması imzalamışlardı. Ancak bu barış dönemi fazla sürmemiş; Nadiroğullarının diğer müttefiki Benû Amr kabilesinden müslüman olan Amr h. Umeyye iki kişiyi öldürmüştü. Olay şöyle cereyan etti: Necid halkını İslâma davet için Rasûlüllah tarafından gönderilen bütün müslümanları öldüren Amr b. Tufeyl ve Necidlilerin elinden kurtulan tek kişi olan Amr b. Umeyye, Kilâhoğulları kabilesinden iki adamla karşılaştı. Resûlullah onlarla antlaşma yapmıştı. Fakat Amr bunu bilmiyordu. kendisini öldürürler diye korktuğundan, dalgınlıklarından yararlanarak onları öldürdü. Resûlullah da onların diyetini üstlendi. Diyetin ödenmesi müslümanlara ağır geldi. Ödeyemez duruma düştüler. Hz. Peygamber de yahudilerle yaptığı anlaşmaya dayanarak Nadiroğullarından diyet ödeme işine katılmalarını istedi. Nadiroğulları bu teklifi düşüneceklerini söyledi ve mühlet istediler. Ancak kendi aralarında yaptıkları görüşmede Hz. Muhammed'i suikastla öldürmeyi planladılar. Onların yanına giden ve görüşmelerinin sonuçlanmasını bekleyen Resûlullaha, Amr b. Guhâş adlı yahudinin kendisine suikast yapacağı bildirildi.
Bu çirkin olaydan sonra "Ey iman edenler Allahın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir kavim size el uzatmaya kalkışır da, Allah onların ellerini üzerinizden çekmişti” (el-Maide, 5/11) âyeti nazil olmuştur (Muhammed Hamidullah, a.g.e., I, s. 626 vd).
Kaynaklarda anlatılan diğer bir görüşe göre ise; Bedir savaşından sonra Mekke putperestleri, Nadiroğullarına gönderdiği bir mektupla onları Rasûlüllah ile çatışma haline getirmeye kışkırtmışlardı. Diğer taraftan Medine'den çıkarılan Benû Kaynuka yahudilerinin bu hali, zamanla sayıları artan Nadiroğulları (Benü Nadir) yahudilerinin müslümanlara dair birtakım endişeler taşımasına sebep oldu. Bu şart ve durumlar karşısında onlar, hıyânet dolu bir komplonun içine sürüklenmiş oldular. Bir gün Resûlullaha bir haberci göndererek, "Üç müslümanı da yanına alıp gel. Bizden seçilecek Üç alimle karşılaşıp görüş; şayet (bizimkiler size) inanıp kanacak olurlarsa biz de hep birden senin yoluna gireriz" deyip Resûlullah'ı aralarına davet ettiler. Bu üç yahudi (elbiseleri altına) hançerler saklamışlardı. Ancak Benû Nadir (Nadiroğulları) yahudileri arasından bir kadın müslüman Ensâr zümresi arasında oturan erkek kardeşine, Nadirlilerin kalkıştığı bu suikast işini anlatmış ve bu erkek kardeş de Resûlullah Nadirlilerin mahallesine henüz varmadan haberi kendisine yetiştirebilmişti. Bunun üzerine Resûlullah yoldan geri dönmüş ve fakat ertesi sabah erkenden askeri kuvvetlerin başında olduğu halde Nadirlilerin karşısına çıkmış ve gün boyu onların oturdukları mahalleyi kuşatma altında tutmuştu (Muhammed Hamidullah, a.g.e., I, s. 626-28).
Resûlullaha karşı teşebbüs edilen bu tür suikastlar müslümanlara, Nadiroğullarının artık aralarında yeri olmadığı kanaatini verdi. Bu arada Kureyş müşriklerinin müslümanlara karşı bir hazırlık içerisinde bulunduğu duyuldu. Müslümanlar, içeride bulunan ve müşriklerle her an ittifak kurabilecek bir düşmandan emin olmazlarsa durumun daha da vahim sonuçlar doğurabileceğini biliyorlardı. Bunun işin öncelikle yapılması gereken şey, Medinedeki Nadiroğullarını zararsız bir duruma getirmekti.
Hz.Peygamber, Nadiroğullarına yaptığı ilk kuşatmadan hemen sonra Kureyzaoğullarına yaptığı kuşatmayı bırakıp onlarla antlaşma yoluna gidince, vakit kaybetmeksizin tekrar Nadiroğulları üzerine yürüyerek onların evlerini ve kalelerini kuşatmıştır. Yahudiler müslümanlara karşı bir güçle çıkamadılar. Bu kuşatmada her iki taraftan herhangi bir ölüm olayına rastlanmaz. Kuşatma sonunda yahudiler İslama davet edilmiş, kabul edenler affedilerek serbest bırakılmış, reddedenler ise silahtarı dışında, diğer bütün menkul mallarını alarak Medine dışına çıkmalarına izin verilmiştir. Bunlardan bir kısmı Filistin'deki Ezri'at şehrine, diğerleri ise Hayber bölgesine yerleştiler (Buhârî, Meğazi, 14, 32; Müslim, Siyer, 20, Cihad, 20; Muhammed Hamidullah, a.g.e., I, s. 628).
Medine'den sürülmeleri sırasında Benû Nadirler değerli sayılan eşya ve mücevheratlarının yanı sıra beraberlerinde götürmek üzere evlerinin kapılarına varıncaya kadar herşeyi söküp aldılar. Sürülenler, arkalarında çalgıcı ve şarkıcıların kopardığı bir şamata olduğu halde altıyüz develik bir kervan oluşturarak yola çıktılar.
Nadiroğullarının Medine'den sürülmelerinden bir yıl sonra beş kişilik bir heyet, Hicri 5. yılda Medine'nin kuşatılmasına girişecek ve Hendek savaşını çıkaracak olan büyük saldırı ittifakını organize etmiştir (Muhammed Hamidullah, a.g.e., I, s. 629; Ayrıca bk. Kaynukaoğulları, Kureyzaoğulları, Yahudi mad.).
|

06-10-2006, 15:17
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Re: Muhammed'in savaşları
Herkes orta yolu sever. Orta yol ılımlı yoldur, ne şiş yanar ne kebap, herkes gül gibi geçinir gider ve orta yolun izlendiği yerde insanlar ne sağcıdır ne solcudur ama hepsi futbolcudur.
İyi niyetli insanlar bu atmosferde oltaya tutulan balık gibidirler, onlarla birlikte ödül törenlerine katılırlar ve onların ellerinden ödüller alırlar, sonuçta her şey ülkem içindir ve kim ülkeme hizmet ediyorsa ben de onu desteklerimdir. "Dinler arası dialog", "savaşmayalım sevişelim", "İslam barışı öğretir insanlara" edebiyatı ve Müslüman olupta sünnet olan yabancılar serisi, Peygamber efendimizin kutlu doğum haftaları ve İstanbul'un fethi günü surlara "Allah Allah" nidaları ile saldırıya geçme vb. tiyatro gösterileri, mübarek ramazan ayı iftar sofraları ve bilumum Tv shovları, dini programlar, ölüm korkusu pompalama ve " İslama gel huzur bul" edebiyatı vb. daha neler neler.....
Tabii birileri ilgilenmez futbol ile bu dönemlerde, inceden inceye hesaplar yapılır, adım adım cihada geçiş hazırlıkları yapılır ve "camiler miğfer minareler de süngü olmaya" başlar, göz dağı verilir Turan Dursun, Bahriye Üçok vb. aydın suikastleri, Danıştay saldırısı ile ve tehditlerin bini bir para, çünkü insanlar ya kendi yollarına çekilecektir uydurma bir din pompalanarak ya da tehditler ile boyun eğdirilecektir ve bunu yapanlarda kendilerini gizlemek için "Ulu Önderimiz" lafına sığınırlar çünkü henüz Anayasal düzeni yıkacak o son ve öldürücü darbe için erkendir ve bu aşamalarada atılacak her adım da erken sayılır.
İşte adım adım ilerleyen sona doğru Atatürk biçilmez kaftandır niyetlerin gizlenmesi için. O dönem herkes Atatürkçüdür. "Aman ha.... sakın erken adım atmayın" derler birbirlerine ve alttan alta yok Sebataycı yok Mason, yok Farmason yok şu yok bu... Bir sürü dezenformasyon da devam eder ve iftira kampanyaları sürer, öyle ki bu iftira kampanyalarının hedefi-- Cumhuriyet tarihin boyunca görülmemiş bir şekilde--Genel Kurmay Başkanı olacak komutandır.
Saflar sıklaştırılmalıdır ve herkes kim olduğunu iyi bilmelidir, sonuçta bir Muhammedii kendi düşmanını iyi tanımalıdır; öyle taguti rejim dostlarına Hristiyanlara, Alevilere ve KAFİRLERE verilecek kız da yoktur ve din kardeşlerimiz sonuna kadar imanlarını korumalıdırlar.
Bir mazlum edebiyatı da alttan alta devam eder. Türban mağdurları edebiyatı ile tağuti rejimin din düşmanlığı gözler önüne serilir. Aslında iktidar bizimdir, servet ve ticaret yolları da bizimdir maaşallah Allah gani gani vermektedir bizlere; villalar, lüks arabalar ve bilumum dünya malı zenginlikleri ve fakir fukara Anadolu insanının iyi niyeti ve saf dini duyguları sağolsun ki çok iyi destek gelmektedir onlardan. Karşılıksız paralar toplanır "Allah yolunda" sarf etmek için ve büyük büyük finans kurumları, fabrikalar, özel dersaneler, özel üniversiteler vb. kurulur da kurulur, nasıl olsa kaynak bedavadır ve bağışlara dayanır, geri ödemesi yok, faiz ödemesi yok, şu yok bu yok....
Tabi mazlum edebiyatı kapmanyaları olanca hızıyla devam eder yürekler Arap kardeşlerimizle bir atacaktır çünkü onlarda bizimle aynı dinden insanlardır ve hatta onlar sayesinde biz Allah yoluna girmişizdir ve o mübarek insanların terörü bile mübarektir, haktır icabında.
İşte böyle adımı adım, usul usul cihad devam edecektir ve ana hedef unutulmamalıdır-ki o da Kuran'ı anayasa yapmaktır. Çünkü bir şeriatçı için hiçbir zaman durmak yoktur, önüne bir engel çıkarsa yerinde zıplayacaktır veya sert bir rüzgar mı esti; o zamanda eğilecektir yere doğru ve rüzgar geçince tekrar dikilecektir başaklar gibi...
Asıl hedef hiç bir zaman unutulmaz ve bir köşeye de konulamaz. Bilinmelidir ki bütün takiyyeler bir amaç için yapılır ve o amaç her daim Allah'ın "nur"unu yeryüzünde hakim kılmak içindir. Gerçi bunu söyleyenlerin "nur" olma gibi bir özelliğide yoktur baştan başa zift gibi kapkaradırlar ama olsun kulağa hoş gelen sözler her daim etkilidir ve 40 kere "ben nurum, ben nurum" dersen inanıverirler sana...
Tabii bu kadar hesabın kitabın yapıldığı bir ortamda oldukça saf ve temiz yürekli insanların varlığıda dikkat çekicidir. Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi onlara paralarını verirler--yıllarca biriktirip bir köşeye koydukları-- ama sadece bu tip para verenlerden oluşmaz bu saf ve temiz yürekli insanlar. Özellikle aydınlar arasında da mevcuttur bunlar ve hemen tongaya düşerler ve "fikir" bazında destekler de verilir.
"Bu ülke hepimizin !" Çok iyi bir slogandır, yerindedir ama söz konusu olan şeriatla el sıkışmak olursa o zaman bu slogan havada kalacaktır. Çünkü bir şeriatçının ülkesi, vatanı, toprağı olmaz- olamaz çünkü onun vatanı Mekke, Medine'dir, kutsal toprakları orasıdır ve bir kere bir yeri kutsal toprak edinmişsen artık gerisi sadece kardeş topraklar olur ama ana vatan olmaz ve artık dünyaya oradan bakmaya başlarsın..
"Arapça bütün dillerin anasıdır" der adamlar hiç çekinmeden, kendi ana dili o olmasa bile çünkü o dil de KUTSALDIR, O topraklar da KUTSALDIR...
Kardeşlik sloganları öylesine gür çıkar ki gerçekten iyi niyetli aydıncıkarımız bile düşer tongaya...Çünkü bilmezler, bilemezler o kadarını düşünmek bile istemeler, halbuki bir şeriatçı için kardeşlik sadece din kardeşliğidir ve onun gözünde bir imanlı Arap, ateist bir Türk'ten, Alevi bir Türk'ten, Hristiyan bir Türk'ten daha mübarektir.
Bir şeriatçı hiç bir zaman "millet" demez ama aydıncıklarımız bunu da bilmezler, bilemezler çünkü onlar ROMANTİK demokratlardır.
Bir de milliyetcileri-ülkücüleri vardır o ülkenin. Kendi milleti için canını bile vermeye hazırdır ama kendi topraklarında Arapça günde 5 kere her mahalle de, her köyde anons yapılmasına gıkları bile çıkmaz. O ülke topraklarında 1000 senedir günde beş kere Arapça dini anons yapılır ama o Arap topraklarında bugüne kadar 1 KERE bile Türkçe anons yapılmamıştır ve bunu teklif dahi edemezler onlara.
İbadetini bile kendi anadiliyle yapmaktan aciz bir millet vardır ve o millet bu açıdan dünyada TEK dir ve buna kimsenin de sesi çıkmaz, çünkü ADET böyledir. Her mahallede, her köyede, Arapça ve Araplaşma ilklerine kadar işlenecektir o milletin çünkü ADET böyledir.
Artık kimin gerçekten Atatürkçü, kimin milliyetçi, kimin demokrat, kimin muasır medeniyetten yana olduğu pek belli değildir. Çünkü takiyye yapmak artık ADET olmuştur.
Don biçer gibi din biçilir koskoca bir millete-ki kendi tarihi o dinin tarihinden çok daha köklüdür- dinin sadece bireysel bir inanç meselesi olduğu unutularak.
Türk milletinin %99'u Müslümandır derler sanki bir milletin topyekün bir dine mensup olması gerekiyormuş gibi. Efendim, din konusu bireysel inanç konusudur ama zerre kadar iplemez kimse bunu. Hristiyan Türk, Musevi Türk, Süryani Türk, atesit Türk vb. yakışmaz ben Türküm diyene.
Önce Arabın dinini benimseyeceksin ki ben de senin Türk olduğuna inanayım anlayışı hakimdir o topraklarda...
Devam edeceğim.....
|

06-10-2006, 17:29
|
|
|
Re: Muhammed'in savaşları
Sevgili Sodomo,
Aynı paralelde düşündüğümüzü biliyorum. Eğer yazımı dikkatli okuduysan laik ve demokratik cumhuriyetten yana inançlı müslümanlardan bahsettim. Bu insanları bu ülkede yok mu sayacağız. Bunların varlığını inkar mı edeceğiz. Eğer biz bu tavırlarımızla devam edersek bu insanları şeriatçıların kucağına atmış olmayacak mıyız? Bu insanların kutsallarına hakaret etmekle bu sürece katkıda bulunmuş olmayacak mıyız?
Evet üzerine basa basa tekrar söylüyorum ki ülke hepimizin. Eğer bu ülkede bir bağımsızlık mücadelesi yürütülecekse en az bizim kadar bu insanların da bu mücadeleye destek olacaklarını düşünüyorum. Aydın insanlar olarak bizim görevimiz bu insanları aydınlatmak. Kutsallarına hakaret etmeden gerçekleri ortaya koymak. Dinin bir sömürü aracı olarak kullanıldığını ortaya koymak. İnancın allah ile kul arasında olması gerektiğini bunun dışında da dinin çıkarlara ve siyasete alet edildiğni ortaya koymak.
Eğer ülke bu duruma geldiyse biz aydın insanların da sorumluluğu yok mu? İnsanlara tepeden bakma alışkanlığımızı ne zaman terkedeceğiz. Bunlara tepeden bakacağımıza aşağılayacağımıza ısrarla gerçekleri anlatsak sence ne kaybımız olur? Ben bir eğitimciyim. Bunu unutmayınız sevgili sodomo. Kendimi bildim bileli bu ülkenin aydınlanma devrimine hep katkı yapmaya çalışmışımdır. Bunu yaparken de saygılı bir temelde yapmaya çalışmışımdır. İşte bu sitede de bunu yapmaya çalışıyorum.
Sizleri dinlerken acaba ben başka bir ülkede mi yaşıyorum demekten kendimi alamıyorum. Sizlere göre bu ülke elden gitmiş sanki şeriat gelmiş gibi. Bu ülkede bir irtica tehlikesi vardır. Bunu ben de kabul ediyorum. Ama bu ülkenin Atatürk Türkiyesi olduğunu devletin tüm kurumlarıyla dimdik ayakta olduğunu ve bu ülkede aydınlanmadan yana güçlü bir muhalefetin olduğunu hep söylüyorum. Bu ülkede bir karamsarlık yaratmaya kimsenin hakkı yoktur. Karamsarlık yerine sorumluluklarımızın bilincinde olup üzerimize düşeni yapalım. İşte ben de bunun gayreti içndeyim. Senin de bu gayret içinde olduğunu çok iyi biliyorum.
Sevgili Sodomo,
Bence birbirimizle uğraşmayalım. Yoğunlaşmamız gereken başka önemli şeyler var. İstersen onlara yoğunlaşalım. Bizler deneyimli insanlarız. Bu ülkenin yarınlarına nasıl bir katkıda bulunabiliriz. Bunun arayışında olalım. İşte ben bu sitede bunun arayışı içerisindeyim. Benim kimseye yaranma diye bir gayretim olamaz. En az sizler kadar dine karşı bir insanım. ''Muhammed cinsi bir sapıktır'' dediğin zaman öfke ve kin tohumları ekmekten başka bir şey yapmazsınız. Bu yanlıştır. Aydın insanların dinle ilgili kitaplarında böyle ifadeler bulamazsınız. Eğer bu gün bu ülkede aydınlanma sağlanmışsa böyle düşünen aydınlarımız sayesinde sağlanmıştır.
İnsanlarımız yönetilenler tarafından cahil bırakılmışlardır. Bu gerçeği göz önüne almak zorundayız. İşte bu insanlara uygun bir şekilde gerçekleri anlatmalıyız. Onların değerlerine saldırmadan, hakaret etmeden saygılı bir şekilde anlatmalıyız. Bu insanlar kazanılacaksa bu şekilde kazanılır. Bu bir sureçtir. Israrla umutsuzluğa kapılmadan gerçekleri anlatmaya devam edelim. Hatta ben inançların tartışılmasından bile yana değilim. Saygılı olunması gerektiğini düşünüyorum. İnancın allah ile kul arasında kalınması gerektiğini ısrarla anlatalım. Bunların bu ülkedeki varlığından rahatsız da olmayalım. Bunlarla bir arada yaşamak zorundayız. Demokrasiye inanıyorsak böyle düşünmek zorundayız.
Daha geçenlerde ABD büyük elçisinin açıklamaları oldu. İşte geldiğimiz nokta. Kim oluyor bu büyük elçi? Bu şerefsizin bu açıklamaları yapmaya hakkı var mı? Bu cüreti kimden alıyor? İşte bunları düşünmek gerekiyor? Biz ne yapıyoruz sevgili sodomo? Ben onun sözlerini tarih ve politika başlığıma taşıdım. Kimseden çıt yok. Asıl üzerinde durmamız gereken bir konu. Ama varsa yoksa din. Din dışında başka düşünce üretecek konularımız yok mu? Biraz da bu konulara zaman ayırsak fena mı olur?
Benim bu ülkenin geleceğiyle ilgili hiç bir endişem yoktur. Sizin de bir endişeniz olmasın. Yeter ki sorumluluklarımızın bilincinde olalım. Sevgilerimle...
|

06-10-2006, 19:33
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Oct 2006
Mesajlar: 95
|
|
Re: Muhammed'in savaşları
walla";p="´isimli üyeden Alıntı
Memnuniyetle cevaplarım efendim
Bir dinin lideri olmak (bu peygamber, tarikat lideri, halife vs. vs olabilir) insana inananlarca
1-ayrıcalık sağlar, nimetleri boldur
2-Egosunu tatmin eder
3-zenginlik sağlar
4- Popüler olur benliğini okşar
5- Aslında bu durum bir kişilik bozukluğudur, bu tip insanlar lider olma kaygısı güder, geniş kitlelere hitap etmekten zevk alırlar, zamanla kendi uyduruklarını gerçekmiş gibi algılayıp buna inanırlar.
geniş bilgi için (her iki bozuklukda Muhammedde vardır)
http://www.psikiyatrist.net/kisiliknarsistik.htm
http://www.psikiyatrist.net/kisilikhistrionik.htm
|
selamlar
peki güzel kardeşim sence bir insan böyle bir tezgah kurmak isterken bu dediklerinin yani zenginlik,nimet,egosunu tatmin etmek vs.hepsine daha işin ilk yıllarında sahip olma şansını yakalarsa nasıl davranması gerekir?
ayrıca şunu da belirteyim bunu sizin forumlarınızdaki gerçekten biligili arkadaşlarınıza sorabilirsiniz peygamber sav.ın kesinlikle zihinsel bir problemi yoktu.mutezile,cem gibi arkadaşlarına sorarsan onun sonderece zeki bir lider olduğunu onaylayacaklardır sanırım.konu bu eksende devam ederse sevinirim.
|

06-10-2006, 19:37
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Oct 2006
Mesajlar: 95
|
|
Re: Muhammed'in savaşları
selamlar
ezkamo çok güzel bir yazı kardeş tebrikler.dediklerine canı gönülden katılıyorum.
|

06-10-2006, 21:42
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Re: Muhammed'in savaşları
Hiramusta, sen laftan anlamayan bir adamsın. Sana Prof. İbrahim Canan'ın kitabından sayfa nosunu vererek ve o sayfadaki yazıları parmağımla yazarak verdim hala aynı nakarat. Adam Buhari'deki cilt no'sunu veya sayfa no'sunu vermediyse bana ne git ona sor. Sonuçta sizin camianın adamı.
Bak bu da Prof. İlhan Arsel'den okuda öğren :
Hayber Yahudilerini müslüman olmaya zorlamak ve müslüman olmadıklari taktirde mallarını ganimet olarak almak maksadıyle Muhammed, hicret'in 7.ci yılında Hayber seferine çıkar. Yahudiler müslüman olmayı red'edince kalelerini kuşatır ve onları yenilgiye uğratır 412. Ele geçirilen esirler arasından Safiyye bint-i Huyey b. Sa'ye adındaki güzel bir kadını kendisine ayırır.
Safiyye 17 yaşında olup Yahudi kabilesinin başkanı olan Huyey b. Ahtab'ın kızıdir ve kabilenin ileri gelenlerinden Kinane ile henüz yeni evlenmistir. Kabile'ye ait hazine'nin yerini öğrenmek için Muhammed, Kinane'yi sorguya çeker; adamcagız hazine'nin yerini bilmediğini söyleyince işkence yapılmasını emreder ve bu işe Zübeyr adında birini memur eder. Zübeyr demirden bir çubuğu ateşte kızdırır sonra Kinane'nin vücuduna tutar. Kinane avaz avaza bağırmaya başlar, fakat hazine'nin yerinden haberi olmadıgını tekrarlar. Muhammed işkence'nin arttırılmasını ister fakat yine sonuç alamayınca kafasının kesilmesini emreder. Emrederken Mesleme adinda birini bu işle görevlendirir; çünkü Mesleme, eskiden beri Kinane'ye karsi kin beslemekte olan biridir. Safiyye'nin kocasi Kinane'yi bu sekilde öldürttükten sonra onun babasını ve kayın biraderini de, hazinenin yerini söylemediler diye, öldürtür. Ve bütün bu öldürme işlerinin oluştuğu günün gecesinde Safiyye ile zifaf olur. Ertesi gün "Kimde bir sey varsa getirsin" diye ilan eder. Cemaat "hays" denen Arap yemeği yapıp yerler. Bir rivayete göre Safiyye o gece Muhammed'le yatmak istemez, çünkü kocası, babası ve kayınbiraderi o gün öldürülmüştür. Bu nedenle Muhammed askerleriyle birlikte yola koyulur ve Safiyye ile ertesi gece zifaf olur.
Din adamı'nın iftiharla anlattığı bu olaylar, Islam kaynaklarından alınma olarak Diyanet Işleri Başkanlığı'nın yayınlarında bulunur (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 299) 413.
Neymiş neymiş ? Cilt 2 ve sayfa 299'a bakacakmışsın.
Ayrıca siyer ve hadis konusunda da hiç bir şey bilmiyorsun benden hatırlatması. Onlar öyle kulaktan kulağa yayılan rivayetler değildir, sallama. Yakında hadis ve siyer kaynaklarının nasıl oluşturulduğu ve nasıl maddi delillere ve belgelere dayandığını da anlatacağım hem de topic açarak. İzle beni...
|

06-10-2006, 21:51
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Re: Muhammed'in savaşları
Ayrıca Muhammed'in uyguladığı diğer işkenceleri, yakma, yıkma, yağma vb. hadiseleri öğrenmek istersen bu linke bak :
http://www.islamiyetgercekleri.org/cihad.html
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:17 .
|