Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 24-02-2012, 04:40
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart Atatürkçülük ve Anti-Devrimcilik

Bu başlıkta, bir kaç ileti halinde Atatürkçülüğün herhangi bir anlamda devrimci olmadığı gibi, barındırdığı zihniyet itibariyle devrimciliğe karşıt olduğunu göstermeye çalışacağım. Zira bu akım taraftarlarının Atatürk ile devrimciliği ilişkilendirmeleri yüzünden ülkemizdeki bir kısım sol çarpık bir teorik birikimle gelişiyor. Atatürkçüler artık iktidar değil. Ama bu durum dünü unutmamızı gerektirmediği gibi, mevcut iktidra karşı gerçek bir muhalefetin yükselmesinin sahte ve geçersiz(Atatürkçü) sözde muhalefetin geçersizlenmesi görevimizin önemini göz ardı etmeyi de gerektirmiyor.

Önce ''ustalara'' bakalım. Devrim ne demekmiş?

''Devrimler baskı altında tutulanların ve ezilenlerin şölenidir. Ancak devrim zamanlarında insan kitleleri yeni bir toplumsal düzenin yaratıcıları olarak bu kadar aktif bir biçimde öne çıkarlar. Böyle zamanlarda insanlar, evrimci ilerlemenin filisten terazisine vurulduğunda mucize sayılabilecek şeyleri yapma kudretine sahip bulunurlar.'' (Lenin, İki Taktik)

''Her gerçek devrimi belirleyen şey, o zamana kadar bilinçsiz olan ezilen emekçi yığınlar arasında siyasi mücadeleye atılmaya hazır insan sayısının hızla on misline ve belki de yüz misline yükselmesidir.'' (Lenin, Sol Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı)

''Devrimlerin en tartışma götürmez özelliği kitlelerin tarihsel olaylara müdaheleleridir. Normal zamanlarda, ister monarşik ister demokratik olsun, devlet ulusa tepeden bakar; tarih erbaplarınca yapılır: monarklar, bakanlar, bürokratlar, parlamenterler, gazeteciler tarafından. Ama keskin dönemeçlerde, eski düzen onlar için katlanılamaz hale geldiğinde, kitleler kendilerini siyaset arenasından ayıran duvarları birer birer yıkarlar, geleneksel temsilcilerini yerlerinden ederler ve bu müdaheleleriyle yeni bir düzenin başlangıç ortamını yaratırlar.'' (Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi Şubat Devrimi Çarlığın Devrilmesi, s.7)

Bu arada, Lenin -belki birileri çok şaşıracaktır ama- 20. yy. başında, 1908'de Kanun-i Esasi'nin yeniden yürürlüğe konması ve meclisin açılmasını burjuva devrimi diye tabir ediyor. Lenin'e göre Osmanlı'da devrim Kanun-i Esasi'nin yürürlüğe girmesi ve Meclis-i Mebusanın açılışıyla başarılı olmuştur. Yani Osmanlı'da hiçbir şey yoktu da Atam geldi bahşetti değil! Lenin bile bunu böyle ortaya koymuş. Kendisinden okuyalım;

''Yirminci yüzyılın başındaki devrimleri örnek alacak olursak, elbette Portekiz ve Osmanlı devrimlerinin her ikisinin de burjuva devrimi olduğunu kabul etmemiz gerekir. Fakat bu devrimler birer 'halk devrimi' değildir; zira ikisinde de halk kitleleri, halkın ezici çoğunluğu kendi ekonomik ve siyasal talepleriyle gözle görülür bir ölçüde aktif ve bağımsız olarak sokağa inmemiştir. Halbuki Rusya'daki 1907-1907 burjuva devrimi Portekiz ve Osmanlı devrimlerine ara ara nasip olan 'parlak' başarılar elde edememiş olsa da, kuşkusuz 'gerçek bir halk devrimiydi', zira halk kitleleri, halkın çoğunluğu, toplumun baskı ve sömürü altında bunalmış olan en alt katmanları bağımsız olarak ayağa kalkmışlardı ve devrime damgasını vuran şey, kitlelerin kendi talepleri, yıkılmakta olan eski toplumun yerine kendi bildikleri tarzda yeni bir toplum kurma yönündeki kendi çabaları olmuştur.'' (Lenin, Devlet ve Devrim, s.41)

Görüldüğü üzere Lenin de Troçki de devrim kavramının olmazsa olmazı olarak ezilen kitlelerin politikleşmesini, aktifleşmesini, karar süreçlerine dalmasını gösteriyor. Oysa halka sormadan, halkı dışarıda bırakarak, 'vekaleten' yapılan yapılanlara devrim denmiyor. Osmanlı'daki 1908 devrimi bir 'halk devrimi' olarak görülmüyor çünkü halkın söz hakkını kullanmasını kriterini yeterince karşılamıyor. Ama yine de meclisi açtığı için bir 'burjuva devrimi' olarak adlandırılıyor. Atatürk'te ise ne halkın katılımı var ne de çok partili yaşama olanak veren bir meclis. Tek parti rejimi kuruluyor. Belki ona da SSCB'nin Kafkas sınırını güvenceye almak gibi politik amaçlarla ''burjuva devrimi'' tanımlaması bahşedilmiş olabilir ama halk devrimi olmadığı, böyle bir ad verilmediği çok açıktır.

Devam edecek...
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 24-02-2012, 04:58
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Devrimciliği sömüren bazı sol görünümlü ahlaksız Atatürkçüler, Lenin'in kurtuluş savaşı sırasında M.Kemal'i övdüğü, burjuva devrimcisi olarak nitelediği ve destek vermek gerektiğini belirttiği bir demecini sık sık kullanırlar.

Burada dikkat edilmesi gereken şudur: Lenin bu sözü söylediğinde henüz kemalistler iktidara gelmiş ve gerçekte ne savunduklarını göstermiş değillerdir. Dillerinden anti-emperyalizm ve yoldaş hitapları düşmemekte, halkçı geçinmekte, Kürdistan ve Lazistan'a özerklik veren nispeten demokratik bir anayasa olan 1921 anayasasını savunmaktadırlar. Henüz iktidarı ele geçirmemişlerdir, savaş sürmektedir. Dolayısıyla Lenin'in sözleri ileride yanlış çıkacak bir öngörü olmanın ötesine gitmemiştir. Lenin kendi ülkesinin Kafkas sınırını güvenceye almaya çabalamış, kemalizmin emperyalizmle arasını açıp onu en azından anti-emperyalist kampa çekmeye çalışmış ve savaş sırasında ezilen ulustan yana olmanın gerektiği ilkesiyle hareket etmiştir. Leninistler ezilen ulusları desteklerler. Belki o ulus kendi devletini kurunca faşizmi benimseyecektir ama öncesinde bunu bilemeyiz der ve desteklerler.

Fakat Lenin'in sadece bir öngörü olan bu sözleri yanlış çıkmıştır. Çünkü kemalistler hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu sözlerin Batum'un işgalinden önce edildiği de gözden kaçırılmamalıdır. Kemalistler iktidara gelince 1921 Anayasasını def etmiş, -Stalin'in deyişiyle- ''işçi ve köylülere karşı, bir toprak devrimi olanağına karşı'' konumlanmış ve ''anti emperyalizmi cılız kalmıştır.'' (Bakınız: Stalin, Sun Yat-Sen Üniversitesinde Bir Konuşma).

Lenin'in sözlerinden hareketle kendilerine ilericilik payesi edinmeye kalkan bazı ahlaksız kemalistler, bu sözlerin henüz kurtuluş savaşı sırasında edildiğini; Batum'un işgalinden 1921 Anayasasının bırakılmasına, anti-emperyalizmin sözde ve cılız kalmasından toprak reformunun bile yapılmayıp işçilere ve köylülere karşı konumlanılmasına, 1908'de başlayan burjuva demokratikleşmesinin bırakın geliştirilmesini tek parti rejimiyle daha da geriletilmesine dek tüm süreci ve Stalin başta olmak üzere leninistlerin yaptığı yeni tahlilleri tümüyle görmezden gelmişlerdir. Lenin'in M.Kemal'e dair söylediği sözlerin edildiği dönemde kemalistlerin tutum ve söylemleri ile özellikle devleti ele geçirdikten sonraki tutum ve davranışlar çok farklıdır.

Şimdi bakalım. Kemalizmin bir halk devrimi olduğunu zaten iddia eden olmuyor. Bizim için önemli olan halk devrimidir. Kemalistlerin burjuva devrimcisi oldukları ise, iktidarı alıp kendi iç yüzlerini ortaya sermeden önce, kurtuluş savaşı daha sürerken söyleniyor ve sonra bir daha tekrar edilmiyor.

Zaten bir burjuva devriminin temel özellikleri şunlardır;
1) Kendinden öncesine göre halkın söz hakkını artırıcı parlamenter girişimler yapması. (Kemalizm, 1908 burjuva devriminin demokratizmini de askıya almış, tek parti rejimi kurmuştur. Yani bu koşula sahip değil).
2) Toprak devrimini yapıp feodaliteyi tasfiye etmesi. (Stalin'in bile belirttiği gibi bu da yok, aksine, kemalizm işçi ve köylülere karşı, toprak devrimine karşı yöneliyor).
3) Emperyalizme karşı durması. (Stalin bunun da cılız olduğunu belirtmişti, yani bu da yok!)

O halde açıkça denebilir ki -stalinizm sınırları içinde kalınarak bile denebilir ki- kemalizm burjuva devrimcisi bile değildir. Kurtuluş savaşı sırasında kendisine yüklenen bu sıfatı, sonrasında yaptıkları ile inkar etmiştir. Zaten kapitalizmin tekelleşerek emperyalizm haline geldiği ve burjuva sınıfının ilericiliğini yitirdiği bir çağda, diğer deyişle, demokratik dönüşümlerin öncüsünün de artık proleterya olduğu ''proleter devrimler çağında'', tercihini kapitalizm ve burjuva sınıfını geliştirmekten yana kullanan bir siyasi yönelimin ilerici ya da devrimci olması leninist teoriye de terstir.

Kemalizm, 1908 burjuva devriminin devamı değil kesintisidir.
Osmanlı'da başlayan burjuva demokratikleşmesine vurulmuş bir darbedir.
1908'in bile gerisindedir.

Konu Jolly Jocker tarafından (24-02-2012 Saat 05:03 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 24-02-2012, 05:21
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Atatürk halk desteği almış mıdır? Kurtluş savaşı sırasında belli bir destek bulmuştur. Ama, iktidarı ele geçirme niyetini ve yapacaklarını gizleyerek bulmuştur bu desteği. Halkın öne çıkmasına izin verilmemiştir, baş komutanın emir eri olmanın ötesine gidememiştir halk. Camileri dolduran müslüman halk ve TBMM'de yer alan pek çok önde gelen kimse dahi Atatürk'ün savaştan sonra ne yapacağını bilmiyordu. Halkın çoğunluğu saltanat ve hilafeti kurtarmak için, din için savaşmış ve Atatürk'ü de -takiye yaptığını anlamadan- bu yüzden desteklemişti. Atatürk niyetini belli etmemişti. Keza 1921 Anayasasında Kürtlerin ve Lazların hakları tanınmış, özerklik vaad edilmişti. Saltanatı kaldıran, hilafeti kaldıran, herkese Türklüğü dayatan halk kitleleri değildir. Sapla saman karışmasın. Kurtuluş savaşına, savaşı sürdürenlerin takiyeciliği sebebiyle belli oranda halk desteği olmuştur ama sonrasındaki ''devrimlerde''(daha doğrusu darbelerde) halkın hiçbir desteği söz konusu değildir.

Oysa üstte kaynak vererek yaptığımız alıntılardan da gördük ki(zaten mantık da bunu söylüyordu ya neyse) devrimi devrim yapan asıl nokta, halk kitlelerinin, ezilenlerin karara bağlandıkları ve uzak tutuldukları siyaset sahnesine aniden dalmaları, yönetilen olmaktan çıkıp erklenmeleri, aşırı derecede politize olmaları ve aktifleşmeleridir. Bunu ısrarla söylüyorum çünkü bazı ahlaksız kemalistler kendi darbelerini devrim diye yutturabilmek için devrimin tanımını değiştirip kavramın içini boşaltıyor ve devrimlerde zaten halka sorulmazmış gibi davranıyorlar. Bu baştan sona yanlıştır, yalandır. Lenin'in deyimiyle, devrim ''ezilenlerin şölenidir.'' Devrim, aşağıdan yukarı doğrudur. Halkın eskiye göre çıkar ve yönetime katılımında artış öngörür. Devrim kitlelerin eseridir. Kitlelerin eseri olmayan şeye devrim denmez. Atatürk'ün yaptıklarında ise kitlelerin söz hakkı yoktur. Kitleler geleneksel devlete biat kültürünü aynen sürdürüyor. Atatürk de zaten bunu istiyor, halkın onaylamadığı değişimleri yaparken tam da buna, yani devlete itaat kültürüne, kitlelerin pasifizmine, halkın iradesinin devletçe teslim alınmasına dayanıyor. Herşeyi halka sormadan tepeden yapıyor. Ne giyileceğini bile tepeden dikte ediliyor. Alfabeyi bile tepeden, halka sormadan değiştiriyor.

Bunun adı halkı küçük görmek, hiçe saymaktır. Bu, devrimciliğin tamamen zıttıdır. Çünkü halk korkusuna, halkı küçümsemeye, iflah olmaz bir elitizme dayanır. Bunun adı devrim değil, devrimin zıttıdır. Bunun adı darbedir. Devrim kavramını darbeyle bir tutarak bu kavramın kirletilmesine devrimciler olarak izin veremeyiz. Bu konuyu bu yüzden açtım zaten. Atatürkçülük devrimcilik karşıtlığına dayanır çünkü halkı küçümser, halkı cahil bir sürü olarak görür. Halkın ipleri eline alması onun en korktuğu ve nefret ettiği şeydir. Oysa bu bir devrimin temelidir.

Bazıları da darbeci zihniyetlerini savunmak, Atalarının diktatörlüğünü meşrulaştırmak için ''ileride demokrasiye geçmek üzere bugün biraz diktatörce davranmak gereğinin zorunluluğu'' üzerinde duruyor. Oysa bu da bir sahtekarlıktır. Araç ile amaç arasında uyum olmalıdır. Demokrasiye ancak demokratik yoldan ulaşılabilir. Diktatörlük üzerinden demokrasiye ulaşıldığı nerede görülmüş? Dünyada örneği yok bunun.

Yine bazıları kemalizmin yanlışlarını meşrulaştırmak için, yapılanların o dönemin ürünü olduğunu, başka türlü olamayacağını, çünkü başka türlüsünün bilinmediğini iddia ediyor. Baştan sona geçersizdir. Atatürk zamanında demokrasi, özgürlükler, insan hakları, halk devrimi v.s. bilinmeyen şeyler değildi. Atatürk bunları yapmadı çünkü kendisi demokrat, özgürlükçü, insan hakkından yana ve devrimci değildi. Bu kadar açık ve nettir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 24-02-2012, 05:48
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Kaldı ki Kemal'de kemalistlerde, homojen ulus inşa etmek ve bunun ulus devletini yaratmak hülyası vardı. Bu amaçla eskiden yapılan kitle katliamları üzerine temellenen bir ülke kurdular. Kendileri de bu zihniyeti, yani homojen ulus yaratmak için farklı olanları bir biçimde yok etme zihniyetini sürdürler. Bu faşizan bir yönelimdir. Faşizan yönelim sahiplerine devrimcilik atfedilemez. Hitler devrimci midir örneğin? Elbette değildir. Bunlar olsa olsa karşı-devrimci olabilirler. Yaşanmış bir olaydan hareketle kemalizmin Kemal şahsında vücut bulan şovenizmini ve homojen ulus inşa etme takıntısını görelim.

BİR ANI

Musevilere yönelik pogrom teriplendiğinde bir Musevi vatandaş olay yerine gitmiş olan Atatürk'ün yanına yardım istemeye gelir. Atatürk'ün önünde ellerini açıp çaresizce, ''Paşam bizi kovuyorlar!'' diye feryat eder.

Kemal ise hiç istifini bozmadan sorar: ''Sen kimsin?''

''Ben Paşam, Çanakkale musevilerinden Avram Palto.''

Kemal tekrar sorar: ''Sizi kim kovuyor? Hükümet mi? Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle.''

Musevi yurttaş önce şaşırır. Sonra toparlanıp yanıtlar: ''Hayır paşam halk kovuyor.''

Bunun üzerine Kemal adama bakıp sırıtır ve, ''Halk isterse beni de kovar!'' deyip yürür gider. (Kaynak: Yakup Borakas, Türkiye'de Yahudi Toplumlar, Tel Aviv, 1987, s.46'dan aktaran Rıfat Bali)

Kemalde ve kemalistlerdeki aşırı milliyetçi, linççi, derin devletçi, şovenist zihniyeti açıkça yansıtması bakımından değerli olduğu için alıntıladım.

Kemal'in mantığındaki korkunçluk ve saçmalığa bakar mısınız?

Yönetimi boyunca halka söz hakkı vermeyen, meclis üyelerini tek tek kendisinin belirlediği bir tek parti rejimi kuran, halkın onaylamadığı ve katılımcı olmadığı giyim-kuşam odaklı özenti ''devrimler'' yapan Kemal, kendisinden yardım isteyen bir gayri müslim vatandaş karşısında alttan alta şovenizmi destekleyerek ''Halk isterse beni de kovar, yapacak birşey yok!'' diyor!

Sanki kendisi halk iradesine çok önem veren biridir de!
Halk iradesine önem veriyor olsa ne saltanat kalkardı ne hilafet.

Dersim halkı isteğini belli ettiğinde kafasına bomba yağdıran Kemal ne hikmetse(!) Yahudi vatandaşlara yapılan saldırıya ilgisiz kalıp bir anda ''halkçı'' kesiliyor! Belli ki halkı olarak gördükleri linççi-Türkçü güruhlardan ibaret. Türk ve Sünni-Müslüman kimliğinden farklı olan kimseyi kendi halkı olarak görmüyor. Yok edilmesi gerekenler olarak görüyor.

Halkçılık sandığı da milliyetçi-linççi bir güruhu halk diye gösterip onların saldırılarına destek olmaktan başka birşey değil! Burada, ülkücü-linççi saldırıları ''duyarlı vatandaş tepkisi'' diye verip meşrulaştırmaya kalkan zihniyetle bir paralellik dikkatinizi çekti mi? İşte bu zihniyet kökünü Atasından alıyor. Derin devletin faşist zihniyetidir bu. Sivas'ta aydınları yakan güruhu ''halk'' gibi görüp müdahele etmeyen polis Kemal'in polisidir işte. Keza Batı illerinde zaman zaman Kürtleri ve Romanları hedef alan faşist saldırılar, 6-7 Eylül olaylarında Rumların başına gelenler hep ''halk tepkisi'' o zaman! Devleti yönetenlerin bu gibi olaylara göz yummasına da kızmayalım o zaman zira ''halk isterse onları da kovar!''

Bu örnekte Kemal'de görülen mantık derin devletin klasik mantığıdır.

Atatürkçü geçinen ateistlere dikkatli olmalarını salık veririm. Yarın bir kısım ''duyarlı vatandaş'' ateistleri hedef alıp linç etmeye girişirlerse, yardım isteyecekleri herhangi bir devlet yöneticisi onlara Ataları gibi karşılık verebilir. Belki o zaman akılları başlarına gelir ama çok geç olur!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 24-02-2012, 06:00
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Halk rağmen iktidar olanlar, iktidarını paylaşmayanlar diktatördür.

M.Kemal de bir diktatördür.

Sultanı devirmiş ve Meclis-i Mebusan'ı yok etmiş, yerine tek adam ve ebedi şef olarak kendi geçmiştir.

Vekilleri tek başına tayin etmiş, ters düştüğü pek çok yol arkadaşını öldürtmekte duraksamamıştır.

İktidarı kendine almak üzere saltanatı kaldırırken halk desteği söz konusu değildir.

Bu yüzden onunki bir devrim değil darbeye tekabül eder.

Devrimlerde ezilenlerin otoritesi ezenleri hedef alır, M.Kemal'de ise devrilen sultanla birlikte halkı da hedef almıştır.

Atatürk devrim yapmamıştır çünkü halkın siyasal katılımı ve söz hakkınd artış söz konusu olmamıştır.

Aksine, aydınlanamamış bir sürü olarak görülen halkın siyaset sahnesine aniden dalması(yani bir devrim) tam da kemalizmin en ürktüğü şeydir.

Bu yüzden devletçi ve otoriterdir. Bu yüzden M.Kemal anti-sosyalist ve anti-devrimcidir.

Şapka kanunu çıkarılırken halka ne giymek istediği sorulmamıştır.

Harf ''devrimi'' yapılırken de halka fikri sorulmamış, okuma yazma bilen insanlar bir gecede okuma-yazma bilmez hale gelmiştir.

Her diktatör gibi M.Kemal'de de yaptığının iyi olduğu, kitlelerin kendisi kadar zeki olmadığı, onlara rağmen birşeyler yapmak gerektiği türünden fikirler mevcuttur.

Aslında doğal seyri içerisinde(kentleşme ve kapitalistleşmenin, demokratik kültürün yavaş yavaş yayılmasıyla) benimsenebilecek pek çok şey tepeden dayatılmış ve halkta tepki yaratmıştır.

Bu yüzden doğal seyri içerisinde olabilecek şeyler de olamamakta ya da çok zor olabilmektedir.

Bu durum, elitlerin kitle karşısındaki korkusunu beslemekte, onları daha da otoriter yönelimlere savurmaktadır.

Konuştuğum ve yazıştığım pek çok Atatürkçünün bilinç altında yatan halk korkusunu ve halk düşmanlığını gördüm.

Bu da demektir ki -belki kendilerine itiraf etmemiş bile olsalar- darbe dışında bir çözüm tanımıyorlar. Vesayet düzeninin ötesine gidemiyorlar.

Siyasal ufukları yok, gelecekleri yok. Halktan koptukça ona daha da yabancılaşıyorlar. Psikolojileri bozuluyor. Agresifleşiyorlar.

Yazık...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 24-02-2012, 10:49
AhbAp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AhbAp AhbAp isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Sep 2008
Mesajlar: 2.804
Standart

Jolly Jocker´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Halk rağmen iktidar olanlar, iktidarını paylaşmayanlar diktatördür.

M.Kemal de bir diktatördür.

Sultanı devirmiş ve Meclis-i Mebusan'ı yok etmiş, yerine tek adam ve ebedi şef olarak kendi geçmiştir.

Vekilleri tek başına tayin etmiş, ters düştüğü pek çok yol arkadaşını öldürtmekte duraksamamıştır.

İktidarı kendine almak üzere saltanatı kaldırırken halk desteği söz konusu değildir.

Bu yüzden onunki bir devrim değil darbeye tekabül eder.

Devrimlerde ezilenlerin otoritesi ezenleri hedef alır, M.Kemal'de ise devrilen sultanla birlikte halkı da hedef almıştır.

Atatürk devrim yapmamıştır çünkü halkın siyasal katılımı ve söz hakkınd artış söz konusu olmamıştır.

Aksine, aydınlanamamış bir sürü olarak görülen halkın siyaset sahnesine aniden dalması(yani bir devrim) tam da kemalizmin en ürktüğü şeydir.

Bu yüzden devletçi ve otoriterdir. Bu yüzden M.Kemal anti-sosyalist ve anti-devrimcidir.

Şapka kanunu çıkarılırken halka ne giymek istediği sorulmamıştır.

Harf ''devrimi'' yapılırken de halka fikri sorulmamış, okuma yazma bilen insanlar bir gecede okuma-yazma bilmez hale gelmiştir.

Her diktatör gibi M.Kemal'de de yaptığının iyi olduğu, kitlelerin kendisi kadar zeki olmadığı, onlara rağmen birşeyler yapmak gerektiği türünden fikirler mevcuttur.

Aslında doğal seyri içerisinde(kentleşme ve kapitalistleşmenin, demokratik kültürün yavaş yavaş yayılmasıyla) benimsenebilecek pek çok şey tepeden dayatılmış ve halkta tepki yaratmıştır.

Bu yüzden doğal seyri içerisinde olabilecek şeyler de olamamakta ya da çok zor olabilmektedir.

Bu durum, elitlerin kitle karşısındaki korkusunu beslemekte, onları daha da otoriter yönelimlere savurmaktadır.

Konuştuğum ve yazıştığım pek çok Atatürkçünün bilinç altında yatan halk korkusunu ve halk düşmanlığını gördüm.

Bu da demektir ki -belki kendilerine itiraf etmemiş bile olsalar- darbe dışında bir çözüm tanımıyorlar. Vesayet düzeninin ötesine gidemiyorlar.

Siyasal ufukları yok, gelecekleri yok. Halktan koptukça ona daha da yabancılaşıyorlar. Psikolojileri bozuluyor. Agresifleşiyorlar.

Yazık...
Her şeyden önce Kemalist olmadığımı belirterek başlayayım. Hatta günün Kemalist zihniyetinden hiç de hazzetmediğimi de ekleyeyim.

Ancak M. Kemal eleştirisinin yanlış yapıldığını düşünüyorum. M. Kemal'e, Kuran'ın tanrısına saldırılır gibi saldırılıyor. Aslında evet, M. Kemal, Kemalistlerin gözünde bir tanrıdır ve onun yönetim modeli, en ideal modeldir. Ancak bu noktada kısaca şunu söyleyip geçmek isterim ki, hiç kimse ve hiçbir şey Tanrı/Tanrısal olduğunu iddia edemez veya ispatlayamaz ise, mesele onu Tanrı/tanrısal yapanlardadır.

Bu şekilde M. Kemal'i, Kemalizm ve Kemalistlerden ayırmak icap eder. En azından yapmak istedikleri ile, onun ardından bunların aldığı şekil ve yükseltilip bırakıldığı noktayı ayırmak gerekir. Bu, benim İslam'dan çok Müslümanlara kızmam ile örneklenebilir; Muhammed, bir şekilde ortaya çıkıp, bazı söylemlerde bulunmuş ve iddialar ortaya atmış olabilir. Mesele, bunca yanlışa ve hataya rağmen, hala Müslümanların olabilmesidir (diğer dinler için de çoğaltınız).

Kızgınlık Kemalizme ve Kemalistlere ise, buna katılırım. Böyle diyerek M. Kemal'e bir sempati duyduğumu da göstermeye çalışmıyorum. Çünkü fazlaca sempati de duymuyorum. Fakat onun hakkında bildiklerim kadarıyla, onu anladığımı sanıyorum (hak verdiğimi değil, anladığımı).

Sevgili Jolly, M. Kemal'in anti-sosyalist olduğunu belirtmiş. Sosyalist olması beklenebilir miydi peki? Ya da kuracağı model sosyalizm olsaydı, bu tepeden inme olmaz ve demokratik mi olurdu? Ya da sosyalizm için gerekli ve yeterli şartlar oluşmuştu da, bu yola gitmeyi keyfi olarak mı istemedi; etrafında buna dair büyük talepleri görmezden gelip ve hatta bastırdı mı?

Yaptığının darbe mi yoksa devrim mi olduğu konusuna gelince... NE olduğuyla pek ilgilenmiyorum aslında. Fakat bu her ne ise, neye karşı yapıldığının anlamı daha önemli benim açımdan. İmparatorluğun reddi, halk söyleminin ortaya atılması, yapılabilecek kadar din eleştirisi, seçme-seçilme hakları gibi şeyler, bir diktatörün benimseyebileceği şeylermiş gibi görünmüyor bana. Bugünden bakınca, Kemal'in çok hatasını görürüz, ancak diktatör etiketinin ağır kaçtığını sanıyorum (en azından diktatör olmak gibi bir amaç olmadığını düşünüyorum).

M. Kemal'i bir acil doktoru ve içinde bulunduğu ortamı da acile getirilmiş ve son nefesini vermek üzere olan, ağır bir trafik kazası geçirmiş bir yaralıya benzetiyorum. M. Kemal, dönemin şartlarınca ve kendi elinden geldiğince hastayı yaşatmaya çalışmış gibime geliyor; bu amaçla bazı uzuvlar kesilip atılmış, bazı ilaçlar yutturulmuş. Tedavinin yanlışlığı tartışılabilir ama 2012'den bakılarak değil. Ne yapılması gerektiği, 600 yıllık bir imparatorluğun kalıntısı olan halklar, kültür, dini ortam, işgaller ortamı göz önüne alınarak ortaya konulmalı. Bunun, bir imparatorluğa karşı yapıldığı hatırlanmalı. Ne yani, imparatorluğa karşı ayıp mı oldu? Neye karşı yapılmış bu darbe? Gerçekte ortada kurulmak istenen tam bağımsız sosyalist bir yapı mı varmış ve M. Kemal tüm bu planları ve çabaları yok mu etmiş?

M. Kemal'İn asli amacı gerçekleşti, hasta hayatta kaldı. Ha evet, iki bacağı kesildi belki fakat kesilmeseydi hayatta da kalamayacaktı. M. Kemal'in söylemlerine bakarsanız, ağırlıklı olarak "ilelebet hayatta kalmak" ile ilgili şeylerden bahsettiğini görürsünüz; dönemin psikolojisi bu çünkü. Ayrıca, ne olursa olsun imparatorluğun ve halifeliğin ortadan kaldırılmasından pek de hoşnut olmayan bir zeminin üzerine, ince çıtalardan bir yapı kurmaya çalışıyorsunuz. Bu durumda estetiği pek düşünmezsiniz, düşünemezsiniz çünkü imkan ve zaman yoktur.

Fakat hayatta kalmak adına iki bacağı kesilmiş bu hastanın, devam eden Kemalistlerce kutsanması, ideal kabul edilmesi ve en azından iki takma bacak, hadi o da olmadı iki koltuk değneği eklenmemiş olması (artık zaman ve imkanlar arttığı için) dibine kadar eleştirilebilir. Hele Kemalistlerin şimdiki hali, tam anlamıyla içler acısıdır. Facebook'ta Tayyip-Kemal içerikli komik gönderiler ile, mehdi bekleyen müslümanlardan farkları yoktur; zorlasanız Anıtkabirden günün birinde dirilerek ayaklanacak bir M. Kemal hayali kuran onbinlerce insan bulursunuz.

Yaşadığımız coğrafyanın insanlarının, yüzyıllardır süregelen ve süregidecek olan "birileri tarafından kurtarılma" özlemi, bugünün insanları için de aynen geçerli. M. Kemal'i tanrılaştırarak bir yerlere koyanlara nasıl kızıyorsam, "şunu yapmamalıydı, bunu yapmalıydı" diyen karşıtlarını da anlamıyorum; bu da bir nevi tanrılaştırma gibime geliyor; "yanlışlar yapan bir tanrının eleştirisi" gibi görünüyor. M. Kemal sadece bir insandı ve öldü. Tarihin tüm hatalarından da tek başına sorumlu değil. Ortaya koyduğu ülküler, tanımlar vs. çoğunlukla katılmadığım, desteklemediğim hatta günümüz şartlarında abes ve gerici şeylerdir. Ama dediğim gibi mesele, bunların 1923'te ortaya konması değil, 2012'de yaşatılmaya çalışılmasıdır. Problem yaşatanlardadır.

When You Kill A Man, You're A Murderer
Kill Many And You're A Conqueror
Kill Them All And You're A God!

----------------

war is over
(if you want it)
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27-02-2012, 02:12
jadi jadi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 18 Jun 2011
Bulunduğu yer: Mordor- Killuminati
Mesajlar: 1.836
Standart

Ulkemizde ataturkculugun sol oldugunu sanan insanlar vardir ve sayilari azimsanmayacak olcudedir. Ataturkculuk (veya kemalizm) sol olmadigi gibi sag bile degildir. Bildigin irk temelli fasizmdir.

Sinif savasini reddeden, halklari birbine dusman etmek ve birbirine kirdirma amacli soylem ureten, devlet eliyle burjuva-burokrat elit sinif yaratan ve sinirli kaynaklari bu cevreler arasinda paylastiran, kendi ic savasini kendisi cikartip silah sirketlerini zengin eden ve daha saymaya usendigim binlerce mide bulandirici eyleme imza atan bir sistemin sag oldugunu soylemek haksizlik olur. Avrupa'da ne merkez sag ne de burjuva bu kadar igrenc seyler yapmis degildir(kendi ulkelerinde yani)
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 27-02-2012, 02:25
jadi jadi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 18 Jun 2011
Bulunduğu yer: Mordor- Killuminati
Mesajlar: 1.836
Standart

AhbAp´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

M. Kemal'i bir acil doktoru ve içinde bulunduğu ortamı da acile getirilmiş ve son nefesini vermek üzere olan, ağır bir trafik kazası geçirmiş bir yaralıya benzetiyorum. M. Kemal, dönemin şartlarınca ve kendi elinden geldiğince hastayı yaşatmaya çalışmış gibime geliyor; bu amaçla bazı uzuvlar kesilip atılmış, bazı ilaçlar yutturulmuş. Tedavinin yanlışlığı tartışılabilir ama 2012'den bakılarak değil. Ne yapılması gerektiği, 600 yıllık bir imparatorluğun kalıntısı olan halklar, kültür, dini ortam, işgaller ortamı göz önüne alınarak ortaya konulmalı. Bunun, bir imparatorluğa karşı yapıldığı hatırlanmalı. Ne yani, imparatorluğa karşı ayıp mı oldu? Neye karşı yapılmış bu darbe? Gerçekte ortada kurulmak istenen tam bağımsız sosyalist bir yapı mı varmış ve M. Kemal tüm bu planları ve çabaları yok mu etmiş?

M. Kemal'İn asli amacı gerçekleşti, hasta hayatta kaldı. Ha evet, iki bacağı kesildi belki fakat kesilmeseydi hayatta da kalamayacaktı. M. Kemal'in söylemlerine bakarsanız, ağırlıklı olarak "ilelebet hayatta kalmak" ile ilgili şeylerden bahsettiğini görürsünüz; dönemin psikolojisi bu çünkü. Ayrıca, ne olursa olsun imparatorluğun ve halifeliğin ortadan kaldırılmasından pek de hoşnut olmayan bir zeminin üzerine, ince çıtalardan bir yapı kurmaya çalışıyorsunuz. Bu durumda estetiği pek düşünmezsiniz, düşünemezsiniz çünkü imkan ve zaman yoktur.
Yuksek dozda resmi tarih anlatimlarina maruz kaldiginizi dusunuyorum. Ufak dozlardan baslayarak alternatif yorumlari da almaya baslayin derim
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 27-02-2012, 09:43
AhbAp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AhbAp AhbAp isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Sep 2008
Mesajlar: 2.804
Standart

jadi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yuksek dozda resmi tarih anlatimlarina maruz kaldiginizi dusunuyorum. Ufak dozlardan baslayarak alternatif yorumlari da almaya baslayin derim
Şu yorum başka birinden gelse çok üzülürdüm açıkçası. Yukarıdaki yazıyı yazarken de sıklıkla, yanlış anlaşılacağımı hissederek vazgeçme noktasına gelmiştim. Kullandığım kelimelerin yalın halleri bir tarafa bırakılır ve azıcık didiklenirse, senin çıkardığın gibi azotlu neticeler elde edilebilirdi.

Korktuğum başıma gelmedi. Sen ise istediğini söyleyebilirsin çünkü ne dediğinin benim için önemi yok. Özellikle takip etmedim ama görebildiğim kadarıyla senin ne dediğinin kimse için bir önemi yok. Böyle 2 cümle ile, daha içeriğinin ve alt yapısının ne olduğunu bilmediğin konular hakkında kahve falı tadında yorumlar yaparsan, ciddiye alınmaman da normal.

Bu ufak doz iyi mi? Kesmezse pozolojiyi senin ihtiyacına göre ayarlarız.

Selamlar

When You Kill A Man, You're A Murderer
Kill Many And You're A Conqueror
Kill Them All And You're A God!

----------------

war is over
(if you want it)
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 27-02-2012, 15:12
jadi jadi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 18 Jun 2011
Bulunduğu yer: Mordor- Killuminati
Mesajlar: 1.836
Standart

AhbAp´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Şu yorum başka birinden gelse çok üzülürdüm açıkçası. Yukarıdaki yazıyı yazarken de sıklıkla, yanlış anlaşılacağımı hissederek vazgeçme noktasına gelmiştim. Kullandığım kelimelerin yalın halleri bir tarafa bırakılır ve azıcık didiklenirse, senin çıkardığın gibi azotlu neticeler elde edilebilirdi.

Korktuğum başıma gelmedi. Sen ise istediğini söyleyebilirsin çünkü ne dediğinin benim için önemi yok. Özellikle takip etmedim ama görebildiğim kadarıyla senin ne dediğinin kimse için bir önemi yok. Böyle 2 cümle ile, daha içeriğinin ve alt yapısının ne olduğunu bilmediğin konular hakkında kahve falı tadında yorumlar yaparsan, ciddiye alınmaman da normal.

Bu ufak doz iyi mi? Kesmezse pozolojiyi senin ihtiyacına göre ayarlarız.

Selamlar
Bana karsi cevaben bu kadar kisisel saldiri dolu bir yanit vermeniz bile, Kemal konusunda ne kadar hassas oldugunuza israret ediyor aslinda. Bir de kendinizi solcu falan saniyorsunuz tabi. 68 ruhu iste

Kemal'in kurtardigi hasta adam falan yok. Osmanli'nin yikilisi, topraklarinin peskes cekilisi, katliamlar ve halka olmadik iskenceler ile yururluge konan diktatorluk duzeninin kurulma durumu var. O kadar anlatiyoruz ama "hatasi da olsa. yanlis da yapsa, oyle veya boyle bizi kurtardi iste" teorisini benimsiyorsunuz. Cunku ruhunuza hitap eden o. Yani fasist tc yalanlari
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Anti-Kapitalist Olmadan Anti-Emperyalist Olunur mu? yucemanitu Politika 18 18-07-2025 11:15
Anti-Psikiyatri Jolly Jocker Psikoloji 28 22-07-2012 16:06
Atatürkçülük Anketi Jolly Jocker Politika 57 20-02-2012 01:05
Fitna Anti trepxe Multimedya 1 22-12-2010 12:44

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:38 .